Dilbilimciler ve mealciler ATIYORLAR! Ben istesem de ATAMIYORUM. :(((
Geçenlerde onu konuşuyorduk: mealciler/filologlar -çok biliyorlar ya- adamın biri (prof) tutmuş, Atatürk’ün koyduğu AY isimlerini, “Süryanice“dendir demiş. Oysa Tahsin Mayatepek bunları Atatürk’e vaaz etmiş, Atatürk de bunlardan bazılarını 12 ay isimlendirmede ÖNCÜ olarak kullanmış. Örneğin UÇMAK = Turanca Cennet.
<> Temu/Tamu demiştik.
TAMU = İlk hali TAMUZ. Tamu nedir? Turanca Tamu?
<> Cehennem.
Evet! Karacaoğlan bile der ki “Canı Tamu’ya varası!” (Beddua): CEHENNEM ve sıcak demek… Temmuz biçimiyle (Tammuz >>> Sıcaklar) demek.
Bunu Süryani nereden bilsin? Bilse KENDİLERİ kullanır İDİ!
İşte meallendirirken, kendine güvenemeyenlerin sonu budur. Açar başka bir SEARCH, oradan (eskilerden) mukallitliğini devam ettirir, buna göre meal yazar-çizer. Okuyan da ister inanmaz ETKİLENİR veya doğrudan inanır.
İçinde teknik-pozitif bilim YOĞUNLUĞU olmayan hiç bir MEALE inanmayınız. Tarikat şeyhi evliya efendi’den nakille yazılmıştır. ALLAH’tan nakil değildir. Kendi yorumudur.
Oysa bizLER böyle yapmıyoruz: İLİM yoğunluğundan çıkan AYRINTILARLA destan gibi meal ve/veya TEFSİR yazıyoruz.
FIKIH denen mezheb HUKUĞU, hadis, sünnet vb., bunlardan HİÇ ETKİLENMEDEN,
“Allah’ın AKLINDAN NE GEÇİYOR???”
bunu anlamaya bilenmiş ve soyunmuş olarak yazıyoruz.
Ağzı olan HERKES meal/tefsir diye konuşuyor, BİR ALLAH HARİÇ!
Önemli olan ALLAH’ın DEMEK İSTEDİĞİ!…
Hans von Aiberg, 15/08/2003 (171/2)
Not: <> veya [] ile başlayan satırlar, [ ve ] arasındaki kesimler sayın Aiberg’e ait değildir, sohbet esnasında onunla konuşan kişilere aittir veya sonradan eklenmiştir.