.BEKİR ÖZTÜRK

 

Bekir Öztürk
bekir@kuvvaimilliye.net

Ermeni dostu,Türk düşmanlarına

 

Türkiye yeni bir planla karşı karşıya. Türkler ile ilgili hakarette bulunduğu gerekçesiyle dava açılan ve mahkum olan Hrant Dink uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

 

Dink"in Ermeni olması ve gazeteci olması olayı sıradan bir cinayet formundan çıkarıyor. Olay hemen uluslar arası camiada infial yaratıyor. AB ve ABD başta olmak üzere Ermeni destekçileri sert beyanlar veriyorlar.

 

Peki içerde durum nedir? diye soracak olursanız; “Körler ve sağırlar birbirini ağarlar” içeride yaşananları en iyi ifade eden atasözü olsa gerek.

“Dönek” yazar / televizyoncu aynı gün adı tarafsız bölge olan, ancak % 100 taraflı olan programına eski tüfek solcuları ( biliyorsunuz yazar ve aydın olmak için illaki solcu olmanız, zaman zaman da Türkiye aleyhine bir takım laflar etmeniz gerek ) toplamış, içlerinde konuya sağduyu ile yaklaşacak bir tane Allah Kulu yok.

 

Öfkeli şekilde halkı peşinen Türk Milliyetçilerine karşı tahrik ediyorlar. Malum bu zavat ezberci olur. Kerat cetvelini say dediğinizde birlerden onlara kadar kusursuz sayar, ama siz arada bir soru sorarsanız cevap veremezler. Olayın faili her kim olursa olsun, hangi sebeplerle bu cinayeti işlemişse işlesin onlar ilk gördüklerini konuşur ve yazarlar. Aslında konunun öyle olmadığı görüldüğünde ise dönüp Türk Milletine “Pardon, yanlış yazmışım” bile demezler.

 

Konuyu bir örnekle somutlaştıralım. Danıştay saldırısında başlangıç ile bu gün arasında hiç alaka kaldı mı? İlk günden köşelerinde yargılayıp manşetlerinde astıkları Muzaffer Tekin"in konuyla ne kadar alakasız olduğu ortaya çıkmadı mı?

 

Örnekleri artırmak mümkün. Ama biz yine asli konumuza gelelim. Taraflı Bölgeye katılan Ertuğrul Özkök, çok öfkeli. Ahmet Hakan"ın sorusu üzerine hürriyetin bir gün sonraki manşetini söylüyor. “Bunu yapan vatan haini” Şu ana kadar ( Apo ) dahil hiç kimseye vatan haini demediğini söyleyen Özkök, Kimin yaptığı konusunda ki öngörüsünde. “Bunu aptal bir Türk Milliyetçisi de yapmış olabilir” diyor ve biraz bekledikten sonra ismen başka bir hedef göstermeden “başkaları da” diyor. Kısacası Ya Türk Milliyetçileri yapmıştır, yada Milliyetçi Türkler demek istiyor. Türkiye"nin en büyük gazetelerinin birinin en tepesinde oturan insanın konuya yaklaşımını görünce içimden “Geçmiş olsun Türkiye” dedim. Memleketi kimler dördüncü kuvvet ile nerelere götürüyor.

 

Ya diğerlerinde ne demeli, bir yandan olayın Ermeni Tezini savunanların ellerini ne kadar güçlendireceğini söylüyor ama bunun ellerini güçlendirmek adına yapılmış bir saldırı olabileceğini düşünmüyorlar. Konuya ifade özgürlüğü açısından değerlendiren ve öfkelerini kusan yazar artıkları, Gazeteci kimliğinin arkasına sığınan bir DHKPC li teröristin öldürüldüğünde de yazdıkları bu gün gibi aklımda.

 

Kısacası Ermeni gazetecinin öldürülmesi bizim liboşları çok yaralamış. Sormak lazım Türkiye Cumhuriyeti"nin dış temsilcileri bayrağa sarılı tabutlarla gelirken bu vatandaşlar ne kadar üzülmüştü? Yada Hrant Dink ve diğer Ermeniler. Türk Büyükelçilerinin ölümüne ne kadar üzüldülerse, bende Dink"in ölümüne o kadar üzüldüm.

Bu gün gazetelerin bazılarının Manşetleri söyle;


Yeniçağ; “Gün ortasında karanlık kurşun.” Manşeti oltında “Türkiye yi karıştırmak isteyen odaklar düğmeye bastı” şeklinde yazmış.

 

Akşam; “Yine Kanlı senaryo” Manşeti altında “Bu kurşunlar Türkiye ye” diyerek görüşünü ortaya koymuş.


Cumhuriyet; “Türkiye ye kurşun”  manşeti altında “Ermeni iddialarının ABD Kongresinde görüşüleceği bir dönemde” bu cinayetin işlenmesini değerlendirmiş.


Tercüman; “Bu kurşunlar Türkiye ye” sürmanşeti ile yer vermiş olaya.


Bugün Gazetesi; “Bu kurşun hepimize” manşeti altında “Türkiye"nin huzuruna musallat olan kanlı eller yine sahnede” değerlendirmesini yapmış.



Cumhurbaşkanı"ndan Başbakana, Devlet Bahçeli"sinden Muhsin Yazıcıoğluna her kes bunun karanlık bir plan, bir tuzak olduğunu söylüyor. Ama ne hikmetse malum çevreler konuya “Aptal Bir Türk Milliyetçisi yapmıştır” penceresinden bakıyorlar. Bir defa Türk Milliyetçilerine aptal diyenler, aynı zamanda Büyük Atatürk"e de hakaret etmişlerdir. Zira Atatürk en büyük Türk Milliyetçisiydi.



Yukardan da anlaşılacağı gibi sıkılan kurşunlar Türkiye ye ise, Kurşunu sıkan “Aptal” olabilir ama “Türk Milliyetçisi” olamaz. Konuyu germek adına değişik değişik ifadeler kullanarak bir camiayı töhmet altında bırakmayın.


 

Ve artık karar verin savcı mısınız, hakim mi, yazar mı? 

 

http://www.kuvvaimilliye.net/author_article_detail.php?id=254

 

Bekir Öztürk
bekir@kuvvaimilliye.net

Fetullah Hoca ya Kuvva-i Milliyeciler adına cevabımız

Kendisi bir cümle Gayrı Müslüm ve Gayrı TÜRK ile her türlü ilişki içinde bulunan Fetullah HOCA, toplumun tüm kesimlerinden büyük bir ilgi ile giderek devleşen " Dip dalga " veya Kuvva-i Milliye Hareketleri ile ilgili engin dünya görüşü ile buyurmuşlar ki;

"AB sürecinde son günlerde yaşanan kavga ve tartışmalara bir bakıverin. Ölseler bir araya gelmeyecek kimseler ulusal cephe adı altında suni bir kitlesel dalga oluşturmaya çalışıyor. Kimlikleri, söylemleri, hassasiyet ve dünya görüşleri bu derece farklı, üstelik birbirleriyle hiçbir diyalog geliştirme niyet ve isteği olmayan insanlar muvakkaten bir araya geliyor. Gerçekten her söz ve hareketleri suni ve iğreti duruyor. Elbette daha derinde milletin ruhunu ve temel dinamiklerini örselemeye yönelik çabalar da vardır. Bunların kolay kolay pes edeceğini sanmıyorum. Onlar her türlü açıklığın ve şeffaflığın karşısında. Toplum ve siyaset ilişkileri şeffaflaştıkça belki de deşifre olmaktan korkuyorlar. Türkiye büyük bir ülke. İradeli, azimli ve kararlı olursa sancıları aşar. Sancısız bir gelişme beklememeli."

Şimdi soruyoruz.

1- Hoca efendi Amerika seyahatiniz neden bu kadar uzun sürdü? Yoksa orada Türkiye ve Türk Milletinden fazla müştereklermi buldunuz?

2- Din, Devlet, Millet, Bayrak, Üniter yapı gibi Müşterekleri bulunan " Milliyetçi " / " Ulusal " / " Vatansever " güçlerin bir araya gelmesini çeşitli sebeplere bağlayıp onlara kininizi kusarken ( Bir din adamın olduğunu iddia eden birine yakışmayacak bir tarz ve kelimelerle ) kendi bulunduğunuz durumu gözden geçirdinizmi?

3- Bu son söylemlerinizle Türkiye de AB ye girmek uğruna Nüfus Cüzdanlarından dini islam ibaresini kaldırmaya razı olan, Camilerde " Hak din İslam, Hak kitap Kur'anı Kerim, Hak Peygamber Hz. Muhammet ( S.A.V ) dir şeklinde vaaz vermeyin " diyen iş birlikçilerle aynı kanaatte olduğunuz görülüyor.Bu konuda ki duruşunuzu size inanlar merak ediyordur, lütfen yayın organlarınızın birinde onuda yukardaki kelimelerle ifade edermisiniz?

4- Müşereklerinden biride Yüce İslam Dini olan bu Milli Duruş' tan rahatsızlığınızın sebebi, İktidara getirmek için Amerikalara kadar gittiğiniz ve şu ana kadar terketmediğiniz Amerikanın Türkiye üzerindeki emellerine ulaşamayacağı kaygısımıdır? Yoksa tam anlamıyla her şeyi satıp savmadan AKEPE iktidarının alaşağı edileceği kaygısımı yaşıyorsunuz?

5- "Kimlikleri, söylemleri, hassasiyet ve dünya görüşleri bu derece farklı, üstelik birbirleriyle hiçbir diyalog geliştirme niyet ve isteği olmayan insanlar muvakkaten bir araya geliyor." Buyurmuşsunuz o halde siz ABD de olduğunuza göre vede " Dinler arası diyalog " safsatalarıyla Her türlü Gayrımüslüm ve Türk düşmanları ile işbirliği ( Pardon diyalog geliştirme niyet ve isteği ) içinde olduğunuza göre, kimliğiniz, söyleminiz, dünya görüşünüz onlarla aynıdır diyebilirmiyiz?

6- Birde dikkatten kaçmayan bir nokta var, ilgili ilgisiz her konu da fikir beyan ediyorsunuzda şu İmralı da bulunan ...... ile ilgili bir şey söylemiyorsunuz. Bu konuda ki engin bilgi ve değerlendirmelerinizi toplumla paylaşmama sebebiniz; o kesim den cemaatinize akan nakit akışının durması kaygısınamı bağlı? yoksa onları bir yandan besiye çeken bir yandan da " bak vururum haa... " diye göstermelik tehditler yapan ABD ile parelellik arzetmek adınamıdır.

Bu soruların cevabını acilen bekliyoruz.

 

http://www.kuvvaimilliye.net/author_article_detail.php?id=106

 

Bekir Öztürk
bekir@kuvvaimilliye.net

“Diyalog” cu Fetullah ne? Buyurur.

 

 

Papa 16’ncı Benedikt İslam Aleminin Hoşgörüsüne sığınarak;

 

“Muhammed’in getirdiği hiçbir yenilik yok. Sadece kötü ve insanlık dışı şeyler getirdi. Tıpkı vaaz ettiği dinin kılıç gücü ile yayılması emrini verdiği gibi. Dinde zorlama yok sözü, Muhammed’in henüz güçten yoksun olduğu ilk dönemlerini yansıtıyor.
Dine davet için, şiddet ve tehdit yerine, iyi konuşma kapasitesi ve doğru akıl yürütme gerekir. Hristiyanlıkta Tanrı ve akıl arasında ayrılmaz bir bağ var. İslam’da ise Tanrı kavramı çok soyut ve bu yüzden akıl ile arasında ayrılmaz bir bağ yok. İslam daki cihad, akla ve Tanrı’ya karşıdır.”

 

Dedi. Hoşgörü cephesinde sessizlik yerini korurken, İslam Aleminden Papa ya tepkiler sürüyor. Bu dinler arası diyalog Papa cephesinden meyvesini almış gibi gözüküyor.

 

Dinler Arası Diyalog safsatası ile ilgili zaman zaman yazıp çizdik. Her ne hikmetse Peygamber Efendimiz Hz. Muhammet (SAV) e çirkince saldıran papaz a gösterilen “hoşgörü” bizden esirgeniyor.

 

Bana göre “dindar” lar arası ilişki den ileri bir boyutu olmayan bu tartışmalarda nasıl bir “hoşgörü” olduğu da, Fetullah’ın bu toplantıda hiç etkili olamadığı ortaya çıkmış oldu. Ama Allah var Papaz çok etkili olmuş ki, İslam’ı temsil ettiği iddiasıyla ABD de arz-ı endam eden “Diyalog”cu Fetullah Müştehit’liğini ilan ettiği İslam Dini’nin Peygamberine saldırı karşısında olanca hoşgörüsüyle karşıladı papayı. Bu saate kadar Fetullah’ın Sesi gazetesi nde bir beyanatı bulunmadı.

 

Şimdi bir kez daha ona ve iman edenlerine ( Bu çok ağır gelebilir ama inandıkları Allah a Peygambere küfredenlere bile kızmayanların, Fetullah a söz söyletmemeleri bunu düşündürüyor. )  bir kez daha Kur’an dan hatırlatmalar yapalım.

 

Maide 51; 

“ Ey iman edenler Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin, zira onlar birbirinin dostudurlar, içinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğuna yol göstermez.” 

Bakara 120;
 

“
Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki; doğru yol, ancak Allahın yoludur, sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah tan sana ne bir dost, nede bir yardımcı vardır.” 

 

Evet Fetullah’ çılar ve ABD’li Fetullah bence ne tarafta olduğunuzu göstermenin tam zamanı. En büyük tepkiyi siz göstermelisiniz. Siz hepimizden çok Müslüman sınızya o bakımdan.

 

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

VARLIĞIMIZ TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN

 

 

http://www.kuvvaimilliye.net/author_article_detail.php?id=104

 

Bekir Öztürk
bekir@kuvvaimilliye.net

Fetullah Gülen’in ipliği pazarda

         

03.07.2006 günü Kanal Türk te bir tartışma programına katılan, Fetullah Gülen’ in eski sağ kolu Nurettin Veren ve İstanbul Eski Organize Suçlar Şube Müdürü sitemiz yazarı Sayın Dr.Adil Serdar Saçan Devlet içindeki “F tipi örgüt” ü tartıştı. 

          Sitemiz yazarı Sayın Dr.Adil Serdar Saçan, Fetullah örgütünün faaliyetlerini araştırmak üzere karar alındığı, çalışmalara başlandığı ancak aynı gün Emniyet Teşkilatı içindeki birimlerden haber sızdırıldığını ve sonlandırılmak zorunda kalındığını, sonra aynı teşebbüsün Ankara da yapılmaya çalışıldığını orada da aynı şekilde engellendiğini, hatta bu olaylardan sonra Savcı Nuh Mete Yüksel’e, ciddi şantajlar yapıldığını ifade etti. 


           Saçan Emniyetin tamamını töhmet altında bırakacak sözlerden kaçınırken, yönetim kademesi yada tabanda sayısal olarak bir üstünlük olmamakla birlikte güç olarak çok ciddi bir üstünlükleri olduğunu belirtti. 

           Kendisinin memuriyet hayatı boyunca ne kadar başarılı bir polis ve yönetici iken AKP iktidarı ile birlikte nasıl meslekten çıkarıldığını, nelerle suçlandığını ve bunların (devam eden davalar hariç) hepsinden beraat ettiğini anlattı. Birinci olduğu
“Görevde yükselme sınavı” sonucunda sırf Fetullah Örgütüne mensup olmadığı için terfi ettirilmediğini, bununla birlikte örgütün içinde bulunan ve Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından örgüt mensubu olduğu yönünde tescil edilmiş insanların hepsinin terfi ettiklerini, yakın zamana kadar İl Emniyet Müdür Yardımcısı olduklarını,Haziran atamalarında ise İl Emniyet Müdürü olduklarını ifade etti. 

           Saçan
Nurettin Veren’in Asker içindeki örgütlenmede bahsettiği hiyerarşik yapılanmanın Emniyette tam tersinin olabildiğini, yani bir Polis memurunun F tipi örgüt içindeki kıdeminin bir komiserden yüksek olabildiğini, bu sebeple yerine göre Komiserin Polis memurundan emir alabildiğini ifade etti. 

              Nurettin Veren
’in kendisine ailesi ile ilgili soruya verdiği cevapta, bütünlüğü bozulan ailelerin sayısının çok fazla olduğunu, kendi çocuklarının babalarını mahkemeye vermelerine karşılık bir banka hesabına 1.500 dolar ( çocuk başına ) ödendiğinin tespit edildiğini belirtti. 

           Veren, Devlet içindeki örgütlenmeye örnek verirken ordu içindeki yapılanmada bütün rütbelerin hiyerarşik olarak kendi rütbelerinde bir imamlarının olduğunu, bunlarla örgütün arasındaki bağlantıyı imam subayların kurduğunu, nitekim bunların bazılarının YAŞ kararları ile ordudan atıldığını ama örgüt yetkililerinin kendi yayın organlarından namaz kıldığı için ordudan atıldığı şeklinde haberler yaptığını belirtti. Ordudan atılmaların ordu içinde halen var olan örgüt üyelerine güvencede olma hissi vermek adına Belediyelerce Başkan Yardımcısı olarak işe alındığını anlattı. 

           Veren, “Fetullah Gülen’in Fıkhı” adında kitaptan “Faiz ile vergilerinizi ödeye bilirsiniz, zira bu devletin bizden bu kadar vergi olmaya hakkı yoktur” dediğini ifade etti. İlkokul mezunu bir kişinin, İslam’ın hukuk kitabı anlamına gelen “fıkıh” kitabını hangi bilgi ve yetki ile yazdığını da sordu. 

           Nurettin Veren kendi eşinin otuz yıldır peçe ve eldiven giydiğini, oysa Fetullah’ın yeni fetvalarına göre, Başörtüsü’nün “Teferruat” olduğunu ifade etti. Fetullah’ın çamaşırlarını yıkadığı bir ara canına tak dediği ve anlık bir şekilde “Acaba evlense miydim” dediği ancak bu zehirli fikirden hemen kurtulduğunu belirtti. Örgüt içinde evlenmeye çok soğuk bakıldığını belirten Veren, arkadaşlarının çoğunun ileri yaşlarda gizli olarak evlendiğini belirtti. 

            Özellikle Ramazan dan bir ay önce Zekatların toplanacağı toplantılar yapıldığı, bu toplantılarda önce Fettullah’ın ağlamaklı konuşmalar ile vermenin önemine işaret ettiği, sonra en çok veren’in en fazla itibar kazandığı İsim yazdıkma, çek verme ve nakit ödemelerin yapıldığı hiçbir şekilde kayıt altına alınmayan büyük meblağlarda paraların toplandığını anlattı. ( Oysa Fetullah, benim ve Arslan Bulut’un, gelir kaynakları ile ilgili yazdığımız yazıya cevaben “ Bir arpa tanesi kadar bağış alan şerefsizdir ” demişti. Acaba ondan çok fazla alıyoruz anlamında mı konuştu ki, neyse günahını almayalım maazallah bu yük bana çok ağır gelir ) Veren; Bu paraların daha sonra fütüvvet sahibi ( aslında anlamı başka ama örgüt içinde en fazla bağış veren anlamında kullanılıyormuş ) büyük şirketler tarafından aklandığını ve yurt dışına kaçırıldığını anlattı. 

            Konu çok önemli ve uzun yazılardan aldığım şikayet nedeniyle burada noktayı koyup, kalan kısmı;
Fetullah Gülen’in ipliği pazarda II şeklinde sizlere ulaştıracağım.. 

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE 

 

http://www.kuvvaimilliye.net/author_article_detail.php?id=70

 

Bekir Öztürk
bekir@kuvvaimilliye.net

Başbakan'dan Şehit Babasına hapis ikramı

 

 

Hatırlarsanız AKP de bir aklı evvel “AK Parti’nin İlkleri ve enleri” şeklinde bir kitap bastırıp bir milyon adet halka dağıtmayı düşünmüşlerdi. Kitap basıldı mı? dağıtıldı mı? Bilmiyorum ama dağıtılsa haberimiz olurdu her halde. Ama iyiki gecikmiş bakın çok önemli bir “ilk” daha çıktı. Hatırlarsanız bu haber çıktığında bizde “AK Parti’nin İlkleri ve enleri” şeklinde bir makale yayınlamış ve özetle; 
         -İlk kez bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın kendisine halini arz etmek isteyen bir çiftçiye “Artistlik yapma lan, ananı da al git” dediğini 
         -İlk kez bir Tarım Bakanı’nın çiftçiye “Gözünüzü toprak doyursun” dediğini  
         -İlk kes bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın “Ben adeta ülkemi pazarlamakla mükellefim” dediğini yazmıştık. 



Aslında haklarını inkar etmemek lazım bu alanda  o kadar çok “ilk” lere imza attılarki bunları bir değil on kitap yazsak az olur.

En son bir ilkleri var ki evlere şenlik.

Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde vatani görevini yaparken, terör örgütünün açtığı taciz ateşi sonucu şarampole yuvarlanan askeri araçta şehit düşen Piyade Onbaşı Halil Kömür’ün babası Ahmet Kömür cenaze töreninin yapıldığı gün "Vatan sağolsun, bir oğlum daha var onun da canı bu vatana feda olsun, Türklüğünden utanan Başbakan utansın" dediği için Türkiye Cumhuriyetinin bir türlü “Türküm” diyemeyen Başbakanı tarafından mahkemeye verildi.

         Gaziantep 3. Sulh Ceza Mahkemesi görülen davada tutuksuz yargılanan Ahmet Kömür’ün 11 ay 25 gün hapisle cezalandırılmasına karar verdi.

Ben mi yanlış düşünüyorum yoksa Adalet Sistemi ile ilgili çok ciddi bir gelişmemi var. Bu aralar mahkemeler çok hızlı karar veriyorlar, Mesela Şemdinli davasında PKK ve bir cümle Türk Düşmanlarını sevindirecek kararın açıklanması sadece birkaç ay sürdü. Hem de kökü çok derinlerde, çok değişik bağlantılar çıkabilir iddialarına rağmen. 

Evet “AK Parti’nin İlkleri ve enleri” kitabının sevgili yazarları bu ilk’i de  kitabın bir yerine sıkıştırırsınız sanıyorum. Bakalım seçmen sizin hakkınızda vicdan’ın da yazdığı kitapta ne yazacak. 

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

 

http://www.kuvvaimilliye.net/author_article_detail.php?id=71

 

Bekir Öztürk
bekir@kuvvaimilliye.net

Zaman gazetesi neden panikledi

27 Mayıs 2006 Cumartesi günü ( Bu gün ) bir zaman gazetesi elde edin ve günlerdir yaptıkları kirli enformasyonun nasıl panik haline dönüştüğünü görün.
Gazetenin altıncı sayfasına kadar okudum az daha kusacaktım ve bıraktım. Şimdi bende tiksinti uyandıran bu okuduklarımı sizinle paylaşmaya çalışayım.. Sizinde mideniz benim gibi hassas ise okumadan lütfen bir ilaç alın.
Dini bir cemaate yakınlığıyla bilinen gazete’nin kapak sayfasında; Neredeyse sayfanın yarısını kaplayacak şekilde “ Arandığı dönemde resmi bir kurumun tesislerinde kalmış ”



(Gazetenin sitesinden okuyun )başlığı altında “Emniyet’in ‘örtgüt işi’ dediği Danıştay saldırısının kilit ismi eski yüzbaşı Muzaffer Tekin’in saldırıdan sonra iki buçuk gün İstanbul’un göbeğindeki resmi bir kurumun sosyal tesislerinde gizlendiği tespit edildi” yazıyor. Uzun uzun polisiye yöntemler deşifre edildikten sonra; “İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü ekipleri, sosyal tesis çevresini yakın takibe almasına rağmen Tekin’in, iki buçuk gün gizlendiği sosyal tesislerden 19 Mayıs günü polise hissettirmeden ayrıldığı saptandı”. Deniliyor. Ya bu vatandaşlar “Tespit edildi” ve “Saptandı” sözlerinin anlamını bilmeyecek kadar Türkçeye yabancı, yada ağızlarından çıkanı kulakları duymuyor. Bu konuda bir açıklama yaparak okuyucularımın zeka düzeylerinden şüphe duyuyor gibi bir izlenim bırakmak istemiyorum.

 

Gazetenin 3. Sayfasında birinci haber; Kuvvacılar kentlerde milis güçleri kuruyor başlığı altında ; “Danıştay’a yönelik saldırıya isimleri karışan ulusalcı gruplar, kentlerde motorize milis güçleri kuruyor. İnternet ortamında ‘Özel Büro’ ve ‘Kuvayı Milliye’ isimleri altında örgütlenen bir grup ulusalcı, coplu, telsizli, 1 milyon kişilik teşkilat kuruyor.” Habere bakar mısınız? emekli Kurmay Albay Fikri Karadağ ın kurmuş olduğu dernek ile ilgili “Kendini ‘Toplumsal Dönüşüm Yayınları’ yayın yönetmeni ve Kuvayı Milliye Derneği başkan yardımcısı olarak tanıtan Ali Özoğlu ise kuracakları motorize ekipleri şu sözlerle anlatıyor: “Mümkün olursa 1 milyon motorize ekip oluşturmayı planlıyoruz. Bu şu an için sadece bir fikir. Belki ilk olarak İstanbul’da 100 motor olarak yapacağız. Aynen Yunuslar gibi; ama Vespa tarzı motorlar olacak. Bizim motorize ekip projemizin temelini oluşturan en önemli şey, halka yardımcı olunması.” Burada neden ‘Toplumsal Dönüşüm Yayınları’ nın adı geçiyor? Çünkü bu yayın evi Hocaefendileri ve malum iş birlikçi iktidar ile ilgili muhtelif kitapların basıldığı yayın evi. İsterseniz bir örnek ile somutlaştıralım.Sitemiz yazarlarından Sayın Ergün Poyraz’ın  “Hilafet ordusundan Arap Kürt Partisine” adlı kitabının yayın evidir. Ergün Poyraz isminin onların gönüllerinde derin bir yeri olduğu şüphesiz. 3. Sayfada ikinci ve son haber “Ulusalcı Dernek Başkanı aynı evi iki kişiye satmış” bu yazıdada VKGBH Genel Başkanı Taner Ünal ile ilgili bir haber yapılmış. Haberin doğruluğu konusunda benim bir şey söylemem elbetteki mümkün değil ama zaman içinde göreceğiz. Bu sayfada bu iki haber ve bir uçak firmasına ait bir reklam dışında bir şey yok. 

Gazetenin 4.Sayfasında
“Tetikçinin yakalanması yetmez”
başlığı altında Susurluk raporunu hazırlayan Başbakanlık Teftiş Kurulu eski başkanı Kutlu Savaş’ın görüşüne yer verilmiş. Evet doğrudur bence de tetikçinin yakalanması yetmez. Ona aylardır din elden gidiyor diyenler ve son iki haftadır artık eylem zamanı geldi diyenlerde mutlaka yakalanıp ceza evine gönderilmeli, hatta bu telkinlerin yapıldığı, dergah, cemaat evi ne kadar yer varsa buralara giren çıkan herkes kayıt altına alınmalı. 

4.Sayfadaki ikinci haberde; Emniyet “Saldırıda örgüt var tarikat yok” başlığı altında  “
Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü İsmail Çalışkan, Danıştay soruşturmasında ortaya çıkan oluşumun bir terör örgütü olduğunu söyledi. Çalışkan, “Burada örgüt ismi vermek değil, örgütün bağlantılarını ortaya koymak lazım. Kendileri zaten adlarını koyuyorlar.” dedi. Çalışkan, saldırıyı düzenleyen Alparslan Arslan’ın tarikat bağlantısına rastlayamadıklarını bildirdi.” Şeklinde devam eden bir haber var. Pardon ama bana tarikatların bağlantılı olduğu kişilerle ilgili bir listemi var demek istiyorsunuz. O halde bu listeleri yayınlayın da kendimize dikkat edelim. 

4.Sayfadaki son haber “Ergenekon’un anayasası da varmış” bu haberde Muzaffer Tekin’ in Sabah gazetesinden alınmış bir resmi kullanılmış. Haberde; “İtalya’da ‘Gladio’ olarak adlandırılan kontrgerilla türü yapılanmanın Türkiye’deki karşılığı olduğu iddia edilen ‘Ergenekon’un, anayasasının da olduğu ortaya çıktı.” Deniliyor ama altında anayasa kelimesi bir daha geçmiyor.

Gazetenin 5. Sayfasında
İlk haber olarak kapak sayfasında ki haberin ayrıntıları, İkinci haber “Tekin dinlenmeye karşı evini iki kat aliminyum ile kaplatmış” başlığı altında; “Danıştay saldırısının kilit ismi Muzaffer Tekin’in uzun zamandan beri polis tarafından takip edildiği, dinlenmemek için evini iki kat alüminyumla kaplattığı ortaya çıktı. Terörle Mücadele Şubesi polislerinin İstanbul’daki evinin etrafındaki zırhı sorması üzerine ilginç bir diyalog yaşandı. Öncelikle bunun tamamen güvenlik açısından olduğunu söyleyen Tekin, daha sonra dinlendiğini bildiği için önlem olarak yaptırdığını ağzından kaçırdı.” Deniliyor. Artık bu kadarı da fazla yani ağzından kaçırdığını siz nerden duydunuz, haydi duydunuz ise neden tırnak içinde yazmadınız efendiler. Bakalım Muzaffer bey bu konularla ilgili tazminat davalarını açmaya başladığında neler yapacaksınız. Şahsen ben onun yerinde olayım sizden alacağım paralarla adı Saman olan bir gazete çıkarırım. 

İşte böyle sevgili okurlar.. Siz neye yoruyorsunuz Saman gazetesinin bu paniğini, sakın Maslak taki bu hoca efendi ABD deki tatiline devam eden “Muhterem zat” ın yakını olmasın? Valla benim aklıma başka bir seçenek gelmiyor.

 

http://www.kuvvaimilliye.net/author_article_detail.php?id=41

 

.