MÜSLÜMAN MASKELİ PİSLİKLERİN İĞRENÇ YÜZLERİ

 

ÇERÇEVELENİP DUVARAK ASILACAK DEĞERDE YAZILAR!!!

 

Sebahattin ÖNKİBAR

06/11/2007

...

PASTA BÜYÜDÜ...

İslamcıların faiz ikilemi?

1980’li yıllarda sözde İslamcılar, faize ateş püskürür, tıpkı bugünkü gibi türban misali faiz konusunda tutum alır, tavır takınırdı. Öyle ki pek çok İslamcı gazete, faiz veriyor diye banka ilanlarını bile gazetelerine basmazdı..

 Çok değil, aradan 7-8 yıl geçti ve bu sözde İslamcılar tirajı artırıp reklam pastası da büyüyünce, önceden haram diye basmadıkları ilanları almaya başladılar.. 

Dahası, bu kesim yani İslamcı taife, banka sahibi de oldular.. İşte o günlerde o İslamcı kesimin önder bir ismine şu soruyu sormuştum:  

“10 yıl önce haram diye banka ilanı basmıyordunuz, şimdi banka sahibi oldunuz. Ne oldu, yeni bir peygamber geldi, yeni bir kitap getirdi ve faizi serbest mi bıraktı.. Bu tavrınız benim imanımı ve inancımı bile olumsuz yönde etkiliyor? Buna hakkınız var mı?” 

Sorduğum bu sorunun cevabı gıyabımda  şöyle verilmiş:  

“Bu adam devletin adamı mı? Bu ne biçim soru? Biz neyiz, vekiliz. Ne yaparsak doğrudur.”  

Evet İslamı istismar ile makam, mal, mülk, şan, şöhret ve ikbal bulan bu sözde İslamcı kesimin faiz konusunda sergiledikleri bu tutumun izahı hiç yapılamamıştır... 

Hiç kuşkunuz olmasın bunlar, çıkarı olsa türbanı bile gereksiz gören fetvaları uydurur ve yollarına devam ederler.. 

İslam bunların amacı değil, aracıdır. Bunlar Dar-ül Harp diye  devletten çalmayı bile cihat görenlerdir. 

Yüce ve mukaddes İslamı bunların elinden almalıyız.

...

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=1302

Vakit Gazetesi ve asker

Sebahattin ÖNKİBAR

27/11/2007

 

Önceki günkü Vakit Gazetesi.

Sayfa: 14.

Bulmacada üç asker resmi.

Birinci resim Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a, ikinci  resim KKK Orgeneral İlker Başbuğ’a, üçüncü resim de emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu’na ait.

Bulmacada sorular cevaplandığında asker fotoğraflarının altında çıkan cümle şu:

- “Siz kral değilsiniz!”

Diyeceksiniz ki bu o kadar önemli mi, muhatap almayın olsun bitsin!
Önemli ve muhatap almak durumundayız, çünkü:

Bu gazetenin hedef gösteren özelliği Danıştay saldırısı ile sabit.
Hayır bu iddia değil, saldırgan Alpaslan Aslan’ın ifadesi.

Türbanı engelleyenlerin fotoğraflarını Vakit’te gördüm ve oradan  tanıyarak vurdum diyor.

Keza muhatap almak durumundayız çünkü bu gazete Başbakan Erdoğan nazarında da muteber mi muteber.

Abartıyor muyum?

Açın gazete arşivlerini bir bir inceleyin.

Başbakan Erdoğan’ın bu gazete mensuplarını özel uçağına kaç kez davet ettiğini görürsünüz?

Yeniçağ ve Cumhuriyet gibi gazeteler hiç çağrılmaz, Milliyet gibileri de nadir olarak çağrılırken (çağrılan da ya Hasan Cemal ya da Taha Akyol’dur) Vakit Gazetesi defalarca baş tacı edilmiş.

Dolayısı ile Vakit Gazetesini görmezden gelemezsiniz.

Gelelim misyonu ve yayınlarına?

Ben Vakit’i kimilerinin bilinçaltında var olanı, takıye yapmaksızın dışa vuran yayın olarak tanımlıyorum.

Eğer öyle olmasaydı sürekli olarak devletin bir güzide kurumunu (TSK’yı) hedef alan Vakit, gerekli yerlerden bir kez olsun ihtar edilir ya da tavır takınılırdı.

Bir başka boyut, Vakit’in yeni dönemde yüklendiği görev ya da yeni misyonudur.

Bugün Vakit Gazetesi artık neo İslamın silahşoru  görevindedir.

Bunu maddi olarak büyümek ve palazlanmak için mi yapıyor, bilinmez ama Vakit’in emperyalizme hizmet ettiği artık yayınları ile sabittir.

Siz ABD ve anti semitizmden (Yahudi düşmanlığı) beslenerek doğan ve büyüyen bir gazetenin bugün onlarla dolaylı bir işbirliğine girmesini başka nasıl yorumlayabilirsiniz?

Vakit Gazetesi artık zerre tartışma götürmeksizin ABD ve İsrail ile yoldaş ve idealdaş bir görüntüdedir.

Öyle, çünkü Vakit Gazetesi, ABD ve İsrail’in Türkiye’deki yoldaşlarının muteber gördüğü, kucakladığı, sahiplendiği bir yapıdır.

Düşünüyorum da TSK’ya takındıkları tavır ve tutumları da yoksa  emperyalizmin kendilerine verdiği bir görev midir?

Vakit Gazetesi acaba bir psikolojik harekatı mı icra ediyor?

Değilse....

İnsaf ile iz’an ile söyleyin nedir bu kin, bu nefret ve bu düşmanlık?

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=1563

 

GÜNEŞ

Aleviler'e niçin düşmanlar?

 

Rıza ZELYUT

06 Kasım 2007 <%Tarih%>
<%Gün%>

 

12 Eylül darbesiyle birlikte başlatılan 'Türkiye'yi milli devlet ve laik devlet olmaktan çıkarmak' operasyonu; AKP hükümetleri ile tamamlanmak üzere. Hemen belirtelim ki AKP; bir zincirin son halkasıdır. Gerek darbecilerin Ulusu hükümeti, gerek Özal hükümetleri, gerekse sonraki DYP hükümetleri; Türkiye'yi değiştirme-çürütme harekatının uygulayıcıları olmuşlardır.

PKK terörünün hortlatılmasının sebebi de bellidir: 

Türkiye'de milli devletin, tek parçalı devletin, laikliğe dayalı zihniyetin işlemediğini göstermek... Bu sistem yerine Osmanlı Devleti'nin eyalet sistemine benzeyen bir sistemi tavsiye etmek.

Turgut Özal, hayatının son demlerinde sık sık bu eyalet sistemini dile getirmişti. Ondan sonra Tayyip Erdoğan 'Kürtler'e eyalet benzeri bir sistem verilebilir' diye konuşmuştu.

Türkiye'de 12 Eylül darbesini planlayan baş isimlerden CIA'nın Ankara ve Ortadoğu Masası Şefi Grham Fuller de Kürtler için özerklik/federasyon isteyen isimlerden birisi idi.

İlginçtir ki Türkiye'yi parçalanmaktan kurtarmak için darbe yaptığını söyleyen Kenan Evren de 28 Şubat 2007'de Kürtlere federasyon hakkı isteyenlerin arasına katılmıştı. Tabii bu istekte bulunanlardan birisi de Leyla Zana oldu.

Bugün Amerika'da yeni dünya düzeni denilen sistemi planlayanlar; yani İslam dünyasına karşı saldırı başlatanlar da bu federasyon fikrini şiddetle savunan yeni muhafazakarlar. Ve bu ekibin yönlendiricileri de Yahudilerdir.
Topkı 12 Eylül darbesini yönlendiren Graham Fuller gibi...

Şimdi şu güçleri masanın üstüne koyup yeniden bakalım: 

*ABD'nin savaşçı kanadı (küresel sermayenin siyasetteki temsilcileri),

 *Yahudiler: 

*şovenist Kürtçüler; 

*Türkiye'deki darbeciler; 

*Türkiye'deki gericiler (Müslüman görüntülü tutucu kesim)... 

*Ve bunların kamuoyunda propagandasını yapan 2. Cumhuriyetçi liberal yazarlar ve öğretim görevlileri...

***

İşte AKP tarafından gündeme getirilen yeni anayasa çalışmaları; bu ekibin Türkiye'yi çökertme operasyonunun bir parçasıdır. Bunların değirmenine bazı Beyoğlu solcusu da su taşıyor.

Bir örnek verelim: AKP'liler; yeni anayasayı insan haklarını ve demokrasiyi genişletmek amacıyla getirmek istediklerini söylüyorlar. Acaba bu iddiaları doğru mudur?

1982 darbe Anayasa'sı, zorunlu din dersi içeren yapıda. Bu din dersi de Sünnilik biçiminde algılanıyor ve öyle uygulanıyor. Türkiye'deki milyonlarca Alevi yok sayılıyor. Aleviler'in inanç hakkı konusunda AKP yönetimi ve milletvekilleri düşmanca davranıyor. Başbakan; cemevlerini cümbüşevi gibi görüyor. Son olarak AKP Milletvekili Mustafa Özbayrak; 'Alevilere bir hak verirsek bunu Satanistler de ister!' diyerek içindeki gerici ve düşmanca duygusunu açığa vurdu.

Daha da düşündürücü olanı şudur: Diyanet'ten Sorumlu Devlet Bakanı M. Sait Yazıcıoğlu, 'Din dersleriyle ilgili en iyi düzenleme 1982 Anayasası'nda bulunan düzenlemedir.' dedi. Diyanet İşleri Başkanlığı da yapmış olan bu profesörün cem evlerini ibadethane saymamak niyetinde olduğu da basına yansıdı. Bütün Diyanet İşleri başkanları 'din' deyince bundan Sünniliği anlıyorlar ve Alevi gerçeğini yok sayıyorlar. Şimdi AKP'liler işte bu görüşte direnerek 1982 darbe anayasasına sarılıyorlar. Böylece de niyetlerinin anayasayı demokratikleştirmek olmadığını gösteriyorlar.

Herkese bol keseden hak vaat eden AKP'lilerdeki bu Alevi düşmanlığının sebebi nedir? Söyleyeyim: Türkiye'de laik sistemi savunan ve savunacak en kararlı topluluk Alevilerdir. Kimse kusura bakmasın ama; Sünni aydınlar bile ülkemizdeki gericileşmeyi, sanki demokrasinin gereği imiş gibi benimsiyorlar, içselleştiriyorlar; hatta savunuyorlar. Çağdaş yaşam modelini, akla dayanan eğitim sistemini, laik toplumu savunmak üzere geriye bir Alevi toplumu kalıyor. İşte Amerikancı bu sistem; şimdi Alevileri de eritmek peşinde. Eğer Aleviler de Sünni kesim gibi türbanla, yiyecekle, kömürle, parayla gericilik karşısında pasifleştirilirse; masanın üstündekiler amaçlarına ulaşmış olacaklardır.

Yağma yok.

Atatürk Cumhuriyet'ini bu takıma teslim etmeyeceğiz.

http://www.gunes.com/2007/11/06/yazarlar/y4.html

Kuran'ı da yasaklıyorlar

 

Rıza ZELYUT

27 Kasım 2007 <%Tarih%>

 

Yaşarsak daha neler göreceğiz...

AKP Hükümeti, artık Kuran-ı Kerim'in hükümlerini bile, kendi işine gelen, işine gelmeyen biçimde ayırarak yasaklama yoluna gidiyor.

Buna ilişkin haber Hürriyet Gazetisi'ne yansıdı.

Camilerin kapısındaki tahtaya, cemaatin okuması ve feyz alması için Kuran'dan ayetler yazılır. Bu geleneğe uygun olarak İstanbul Eminönü'deki Zeynep Sultan Camii tahtasına da Maide Suresi'nin 51. ayeti yazılmış. Ayet, 'Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost (veli) edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki o da onlardandır.' anlamında...

Hürriyet muhabiri bu ayetin oraya yazılmasını haberleştirmiş. Konuyla ilgili olarak bilgisine başvurulan Eminönü Müftüsü, 'Bu ayeti hemen oradan kaldırtacağım!' demiş ve 'Her ayet her yere yazılmaz!' buyurmuş.

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı İzzet Er de o camiin imamı hakkında ikaz yapılması için İstanbul Müftülüğü'ne talimat verildiğini açıklamış.

YA HIRİSTİYANLAR NE YAPIYOR?

İlgili ayet; Müslüman birliğini korumak ve iç dayanışmayı kuvvetlendirmek üzere getirilmiştir. Burada Hıristiyan veya Yahudi halka düşmanlık yoktur. İslam dünyasındaki Yahudilerin ve Hıristiyanların dinlerinin ve hayatlarının Müslümanlar tarafından dinsel garanti altında tutuldukları bilinen bir gerçektir. Maide Suresi'nin söz konusu ayeti; Müslümanlara; 'Hıristiyanların ve Yahudilerin emrine girmemeyi, onların yöneticiliğine karşı çıkmayı' tavsiye etmektedir. Bu haliyle de Hıristiyan emperyalizmine direnişi öneren önemli bir uyarıdır.

Bizimkilerin Hıristiyanseverliğine karşı acaba onlar Müslümanlara nasıl bakıyor?

Türkiye'yi AB'ye almamak için öne sürdükleri en kuvvetli tezleri; Türkiye'nin Müslüman olması değil mi? n Batılı beyaz Hıristiyanlar; Müslümanlığı bir tehlike, terör öğesi gibi görmüyorlar mı? n Müslümanları aşağılamıyorlar mı? n Müslüman Peygamberi Hz. Muhammet'i en alçakça çizgilerle kötülemeyi düşünce hürriyeti gibi göstermiyorlar mı? n Hıristiyanlar ve Yahudiler Hazreti Muhammed'e 'sahtekar' demiyorlar mı? Onun peygamberliğini ve dinini reddetmiyorlar mı?

Buna ilişkin yüzlerce kanıt ortada dururken Kuran'da, bu saldırganlara karşı direnişi ve uyanık durmayı tavsiye eden ayeti neden sildiriyorlar?
Kuran; Allah'ın kitabı ise bu kitaptaki hükümlerin doğru veya yanlış olduğuna AKP zihniyetindekiler mi karar verecek?

Kuran'daki örtünme ayeti için bir zamanlar ortalığı savaş alanına çeviren türbanlılar; Maide Suresi'nin bu ayetini savunmak için neden seslerini çıkarmazlar?

Çıkarmazlar; çünkü Kuran-ı Kerim'i sansürlemek için emir verenlerle türbancıların çıkarı, siyaset meydanında buluşmaktadır. Ne acıdır ki siyasi gelecek uğruna Kuran'ı bile sansürleyecek bir iktidar işbaşındadır.

HOCALARI FETHULLAH

Kuran-ı Kerim'i işine geldiği gibi yorumlamak; bazı ayetleri öne çıkarıp bazılarını sansürlemek veya olduğundan ayrı göstermek; Müslüman sarığı saran Hıristiyan dostlarının işidir. Bunlar diyalog adına; Hıristiyan papazlarının elini öpecek kadar işi ileri götürmüşlerdir. 1998'de, Yahudi örgütü ADL'nin aracılığı ile Papa'nın Roma'da elini öpen Fethullah Gülen'i hatırlayınız. İşte bu zihniyet, 'La ilahe illallah' dedikten sonra 'Muhammedün Resulullah' demeyi gereksiz saymış; diyaloga engel görmüştür.

Aynı kişi; 'Allah, dünya gemisinin kaptanlığına Amerika'yı oturttu!' diyerek; Maide Suresi'nin 51. ayetindeki hükme karşı çıkmıştır. Çünkü, Fethullah Gülen bu önermesiyle; Amerika'yı Müslümanlara da yönetici (veli/dost) olarak tavsiye etmiştir. Acaba bu 51. ayete karşı düşmanlığın sebebi anlaşıldı mı?

AKP Hükümetin'in Kuran'ı sansürlemesi bununla da kalmadı. Camilerdeki konuşmalarda Al-i İmran Suresi'nin 19. ayeti olan 'Allah katında hak din, İslamdır.' ayeti söylenirken; AB'den gelen istek üzerine bu ayet de sansür edildi.

AKP; Fethullahçılar'ın elinde ya... İşte hükümet-Fethullah-Amerika ilişkilerinin geldiği son nokta burası: Kuran bile sansürleniyor.

Diyalogcular ne derse desin; bize göre hala 'Hak din İslam'dır.'

 

http://www.gunes.com/2007/11/27/yazarlar/y4.html