|
YENİ ŞAFAK GAZETESİ Fatma Sibel Yüksek Yazıları |
|
Zengin
Sofrası ve Yeni Şafak
NTV'deki programda, Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay, Yeni Şafak gazetesi genel yayın yönetmeni Mustafa Karaalioğlu'na "AKP Genel Merkezi'nden gelmiş gibi konuşuyorsun" deyince ortalık karıştı... AKP amigoluğuna soyunan internet sitelerine göre, Karaalioğlu'nun verdiği "tokat gibi cevap" karşısında Balbay, mosmor olup susmuştu... Olayı
ekrandan izleyen bizler, iktidar çanakçısı internet
siteleri kadar "izan sahibi" olmadığımız için,
ne cevabın "tokat gibi" olduğunu, ne de Balbay'ın
"morardığını" anlayamadık... Evet, sataşma
Balbay'dan geldi. Bu durumda, Karaalioğlu'na cevap hakkı doğdu.. Ama öyle örneğin
12 Mart ve 12 Eylül'de solculara yapıldığı gibi işkenceden,
zindanlardan geçilmedi... AKP
iktidara gelince, basın sosyetesi birden bire Mustafa Karaalioğlu'nun,
Ömer Çelik'in, "Takkeli liboş" Fehmi Koru'nun "bir
numaralı dostu" kesildi... Geçen gün,
Mustafa Karaalioğlu'nu Meclis'te gördüm...Hasan Cemal'e
"Hasan" diye hitap ediyordu...Cumhurbaşkanlığı
seçiminin ilk turu yapılacaktı ve medyanın bütün eliti
oradaydı, AKP kulisinin dört bir yanından entel kahkaha
sesleri duyuldu ... Bilmem anlatabildim mi, ey bu makalenin okuyucuları? Ve
bilmem anlatabildim mi ey Mustafa? Bahsettiğin
senin ordundu..Ocağında dedeni, babanı, erkek kardeşini
barındırmış olan, belki oğlunu barındıracak
olan ordu.. İşte
bu psikolojiyi, bu kimlik sorununu yok edemezsen...
|
|
Tayyip
Erdoğan'ı Nasıl Sattılar
"Yeni Şafak ve Zengin Sofrası-Peygamber ocağı
ve Mustafa Karaalioğlu" adlı yazımız
çok ses getirdi...
Ben, Yeni Şafak kadrolarının geçmişini bilen çok
kişi var zannediyordum; meğer onların doğuştan
"Beyaz Türk" olduklarını düşünenler
çoğunluktaymış..."İftar paketini" dört
gözle beklediğimize, parasızlıktan elektrik sayacımızın
söküldüğüne kimse inanmak istemedi...
Gel gör ki hayatın gerçeklerinden kaçılmıyor... Biz, Ediz Hun'lu, Hülya Koçyiğit'li Türk filmleriyle büyüdük: Köşk'ün zengin ve yakışıklı sahibi, meğer eskiden bahçevanmış!..
Bu hüzünlü "ikbal öyküsü" internet medyasının
dikkatinden kaçmadı. Basın çevrelerinin yakından
izlediği bazı internet siteleri, "Yeni Şafak ve
Zengin Sofrası" yazımızı manşet yaptılar.
Sonra bir baktık, Aaaa! yazı
kaybolmuş!..
Bizim yazı gitmiş ,yerine Mustafa Karaalioğlu
ve saz arkadaşlarının yeni yükselişlerini, yani
Star gazetesine transferlerini anlatan övgü dolu haberler gelmiş...
Telefonlar yine çalışmış yani..
Bazı 'nüfuzlu kişiler' "Bu
yazıyı kaldırın" diye ricalar etmiş...
Oldu mu şimdi bu; yakıştı mı? Hani demokrasi ve basın özgürlüğü? Hani eleştiriye tahammül? Hani "sansürcülük" ayıptı?
Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığına karşı
çıkmayınca, AKP'nin en abuk politikalarını bile
avuçların patlayıncaya kadar alkışlayınca,
Yeni Şafak'a övgüler dizince "demokrat"..
Bunları yapmayınca, "demokrasi karşıtı"
oluyorsun...
İnternet sitelerinden çeşitli yol ve yöntemlerle
haber çektirtmek, hangi demokrasi kitabında yazıyor Sayın
Mustafa Karaalioğlu?
E madem öyle, biz de kaldığımız yerden devam edelim o zaman... Efendim,
Sene 1999...
Bugün AKP İstanbul Milletvekili olan Hüseyin Besli, o zaman Tayyip Bey'in basın danışmanı.. Tayyip Bey'in başı da okuduğu şiirden dolayı fena halde belada...Tayyip Bey baktı gidişat iyi değil, "hiç değilse onun sağlama alayım" diye Besli'yi Yeni Şafak'ın Genel Yayın Yönetmenliği'ne atadı... Yeni Şafak'ı Yeni Şafak yapan, bilindiği gibi Erdoğan döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden alınan ihalelerdir.. Dolayısıyla, Tayyip Bey Yeni Şafak'ı "kendi evladı" gibigörüyor.. "Mapus damlarına düşersem, hiç değilse arkamdan ağlayacak olanım var" diye düşünüyor... Ve tabii ne kadar yanıldığını bilmiyor... Besli'nin Erdoğan tarafından gazetenin tepesine atanması, Yeni Şafak'ın "Bermuda üçlüsü" olarak bilinen Mustafa Karaalioğlu, Mehmet Ocaktan ve Yusuf Ziya Cömert'in hiç hoşuna gitmedi. . Hemen gerekli cadı kazanlarını kaynatmaya başladılar.. Gazete, "utanma belasına" Tayyip Bey'i destekleyici yayınlar yapıyor ama, bir yandan da "Ne olur ne olmaz" diye Erbakan Hoca'ya göz kırpmaktan geri durulmuyor..
Derken efendim, Erdoğan'ın durumu iyice çarşafa
dolanmaya başladı..
Devlet, "Reis"i diri diri mezara gömmeye kararlı! Bir anda, çevresindeki herkes toz oldu.Ve işte bu "izole oluş" döneminde, "fırsat bu fırsat!" diyen "Bermuda üçgeni", Hüseyin Besli'yi kapınını önüne koyuverdi!
Yayın danışmanı, yayın koordinatörü
ve Ankara temsilcisi bir olup "Genel yayın yönetmenini"
yani gazetenin tepesindeki adamı işten attılar anlayacağınız...
Eşekten düşmüşe dönen Besli'nin eli böğründe
kaldı.
Gidecek hiç bir yeri, başını vuracak hiç bir taşı yok! Tayyip Bey, kendi canının derdine düşmüş, ekip darmadağın... Tayyip Bey'e ve Besli'ye yapılanı hiç etik bulmadım ve 'sıradan bir muhabir' olduğuma bakmadan sordum:
"Arkadaşlar, bir genel yayın yönetmeninin bu
şekilde kapı önüne konulması hiç şık olmadı..Hem
Tayyip Bey'e de ayıp değil mi?"
Cevap:
"Besli de durmadan Tayyip Bey'e laf taşıyordu
kardeşim, ne yapsaydık?!"
Ve Tayyip Bey siyasetten men edildi, hapse atıldı...
"Bermuda üçgeni" hemen "acil toplantı"
yapıp kararı açıkladı:
"Tayyip Bey bitmiştir. Allah sevenlerine sabır
versin..Malum, ölenle ölünmez, Yaşasın Erbakan
Hoca!"
Gazete ertesi gün "En büyük Erbakan!" diye manşetler atmaya başladı...
Ah kahpe dünya! Ah vefasız dünya, ah hain dünya!..
Erdoğan kaderine terk edildi..
(Sevmem etmem ama, Allah'ı var, Ömer Çelik
"Tayyip Ağabey"i hemen satan bu ekibin içinde yer
almadı. Bu vefasızlığa çok içerledi ve
tahta bavulunu alıp Kırıkkale Üniversitesi'nin yolunu
tuttu...)
Fakaaat...
"Herkesin bir hesabı varsa, benim de bir hesabım"
var diyen Allah, sonunda kendi iradesini ortaya koydu. Tayyip
Bey, hücreden çıkıp Başbakan oldu...
Bilmiyor mu kendisini zor gününde satanları?
Bilmez olur mu?
Ama ne yaparsınız ki siyasette herkesi sırtınızdan indirmek mümkün olmuyor..Elinizdeki insan terkibi bu!
Tabii bir de paranın ve iktidarın gözü kör olsun..
Orhan Kemal'in dediği gibi,
"Zalım para, hayın para! Anayı kızından ayıran para!"
Düşmanlıklar, ihanetler unutuldu.
Şimdi Hüseyin Besli, Mustafa Karaalioğlu ve Mehmet Ocaktan zaman zaman Besli'nin Çengelköy'deki muhteşem evinde bir araya gelip fasıl dinliyorlar. Kendilerine bazen, "cumhurbaşkanı adayımız", Yeni Şafak'ın eski avukatı Nimet Çubukçu hanımefendi de katılıyor..
Allah mutluluklarını bozmasın...
Yeni Şafak dosyasını şimdilik kapatıyoruz..
NOT: Sayın Karaalioğlu,
internet sitelerinden yazı çektirerek geçmişimizden
kurtulmak mümkün olsa, parayla hacker tutup bütün siteleri çökertirdim
valla!
http://www.acikistihbarat.com/Yazilar.asp?yazi=446 |
|
Kara liste...
Siz hiç "kara listedeki gazeteci" oldunuz mu? Ben oldum... 1998 yılında Yeni Şafak gazetesinin başbakanlık muhabiriyken "kara liste"deydim..."Selam verdiğimi gören olursa, beni de listeye alırlar" korkusuyla eşim dostum bile başını çevirip geçerdi... Hiç mütevazı olmayacağım, "aslanlar gibi" mücadele ettim. Ekmek yediğim gazeteyi bir gün bile satmadım.. "Ben onlardan değilim" mesajları vermedim. Gazetemi 'kimliği" ile birlikte temsil ettim..Aşağılamalara, kapılardan geri çevrilmelere göğüs gerdim..Bir gün bile pes etmedim... Bir gün, Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Ömer Kayır biraz da şaka yollu .."Gavurun ekmeğini yiyen gavurun kılıcını kuşanır Fatma Hanım, onun için sizin yanınızda ihtiyatlı konuşuyoruz" dedi... Devlet Bakanı Yüksel Yalova, bir gün Özel Kalem Müdürü'ne benim duyacağım şekilde bağırdı: "Yeni Şafak meni şafak gibi ne idüğü belirsiz gazeteciler istemiyorum kardeşim ben odamda!"
Sadece Yeni Şafak'ın değil, Kanal 7'nin "haber alma hakkını" da savundum... Sıkı bir solcu olan kızkardeşim, "Bugün özgürlüğünü savundukların, yarın seni Nureddin Kiyanuri gibi arka bahçede idam edecekler! deyip durdu.. Nureddin Kiyanuri kim mi? İslam devrimine destek verdikten sonra Evin Hapisanesi'nin arka kapısında boynuna ilmik geçirilen İran Komünist Partisi lideri... Gün oldu, devran döndü... Yüksel Yalova'nın "ne idüğü belirsizler" dediği insanlar iktidar oldu...Ezik büzük haller gitmiş... Marka takım elbiseler, güneş gözlükleri, öyle herkesin selamını almamalar... Elbiseden ibaret 'müheykel' insanlar! Girgin Kahvehanesi'nden Papermoon'a terfi ettiler... Ve...
"Kara listeler" yaptılar... Bir gün "Basın tarihinin en büyük sırrı" diye yazılacak olan kara listeler... Kapkara listeler... *** http://www.internethaber.com/author_article_detail_05.php?id=24 |
|
Ben de Nişantaşı çocuğuyum, ben de üniversite bitirdim!
Sene 1999...Biz, Yeni Şafak gazetesinin Ankara bürosu olarak bir avuç mustazaftık..28 Şubat üstümüzden silindir gibi geçmişti, boynu bükük insanlardık...
Sayın Başbakan'ın enflasyon hesabına göre, üç çuval nohut almaya yetmeyen maaşlar alıyorduk. Garip gureba takımıydık..Nohut alsak, kirayı ödeyemez, kirayı ödesek yakıt parasını denkleştiremezdik...Medya aristokrasisi tarafından en hakaretamiz şekilde dışlanmıştık."Pis irticacılar!" olarak en fazla Hak-İş sendikasının iftar yemeklerinde görünür, Hilton ve Shareton'daki resepsiyonlara yanaşamazdık..Garibin tekiydik...
Kış
aylarında pazar günleri ayrı bir ızdıraptı.
Yakıt parası ödenmediği için büronun kaloriferleri
yanmaz; biz de sırtımızda birer battaniye ile
haber yazmaya otururduk. Ömer Çelik, o yıllarda, islamcı gariban kitlenin "Mezarlarınıza Tüküreceğim!" diye haykıran Boris Vian'ıydı. İçinde bulunulan fakr-ü zarurete inat "İslamcılar da aşık olur" türünden yazılarla mütedeyyin genç kızların gönlünde taht kurmaktaydı..Kapıya dayanan evsahiplerini, borçtan sökülen elektrik sayaçlarını, yedek çorap yokluğundan bir ayağına mavi öbür ayağına bordo çorap giyenleri 'insanlık halidir' diye, hem de "Amma fakirlik edebiyatı yaptın ha!" demeyesiniz diye yazmıyorum...
Ama çok şükür, o kötü günler-en azından bazılarımız için- geride kaldı.. Mustazafın ah'ı müstekbirin peşini bırakmadı...
Ömer Çelik'in Alem dergisindeki 'janti' pozlarını görünce, bunları düşünerek gururlandım. Hele Ertuğrul Özkök, "Ömer Çelik benim iyi dostumdur. Zaman zaman buluşur, çok zevkli sohbetler yaparız.Okuduğumuz, seyrettiğimiz güzel şeyleri birbirimize anlatırız" diye yazınca, ağlamaklı oldum. Ey Nişantaşı zenginleri, ey Arnavutköy aristokrasisi! Yiğidin harman olduğu Anadolu'dan ne cihangir gençler çıktığını görün! Sen daha sekiz yıl önce, sırtında delik bir battaniye ile yazı yazarken, kalk Ertuğrul Özkök'ün 'en iyi dostu' ol!
Bu, bir de şudur:
Bizim burjuvazimiz, insan ayrımı yapmayan asil ruhlu bir burjuvazidir. Kapıları herkese açıktır. Hiç kimsenin sekiz yıl önceki halini yüzüne vurmaz. İkbal basamaklarını bir şekilde tırmanmış olan herkesi bağrına basar. Dünyanın neresinde böyle "Kim olursan ol gel" felsefesine sahip bir burjuvazi var? Burjuvazimizin de, fukaramızın da kıymetini bilelim! Birlik ve bütünlüğümüzü bozmak isteyenlere geçit vermeyelim!
|
|
Sus
Pus Oldunuz Bakıyorum?
Genelkurmay Karargahı'nın orta yerinde "siber casusluk" yöntemiyle belge çaldınız...
Yetmedi...
Vatana ihanet amacıyla, uluslararası çete oluşturmaktan suçlusunuz...
"Medya analizi" yapmış. Aman ne büyük suç!
"Türk ordusunu küçük düşürmek amacıyla casusluk yapmak, yabancı devletlerle işbirliği halinde çete oluşturmak!" Bu suçların
mevcut yasalardaki cezasını biliyor musunuz? Hem de o kadar ahmaksınız ki...
"Yeni Şafak" adlı gazeteye söylüyorum. Bu manşeti telaşından attın sen...Baktın, senden daha akıllı oldukları için işin nereye gideceğini gören "kartel medyası"ndan ses soluk yok; davayı tek başına omuzlamak zorunda kaldın.. Ev sahibini bastıran yavuz hırsız pozuna yattın...
Burnunuza sürülecek aklınız varsa, Amerikan filmlerindeki gibi yapın ve "susma hakkınızı" kullanın... Yazıyı bitirmeden... "NOKTA" adlı derginin künyesine baktım şöyle bir.. En tepedeki isim, Haluk Örgün...
Samanyolu Tv'nin eski Ankara Temsilcisi. Star gazete ve televizyonu hükümetin elindeyken bir ara gökten zembille indi ve "medya grup başkanı" oluverdi. Sonra baktık, bir ay içinde tası tarağı toplayıp ortadan kayboldu...
|
|
Seni
Deşifre Etmek Zorundayım "Yasin Doğan" Başbakan
Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın yakın çevresinde Alkollü
içki asla içmezler ama! Fakat, ayakkabılarını pek özenli seçmezler nedense... Bunun sebebini bilmiyorum; şimdilik kafa yormayı da düşünmüyorum... Fikirleri
de pek açıktır. Her
türlü marjinal fikre bu derece yatkınlık vardır ama bugünlerde
"marjinallik" diye hakir gördükleri "ulusalcılık"
veya "milliyetçilik" ten pek nefret ederler! Yeni
Şafak gazetesi yazarı Sayın "Yasin
Doğan"... Ama
sen, hem o beğenmediğin "ulus devletten" güzel bir "başmüşavirlik"
maaşı alıyor, hem de Yeni
Şafak gazetesinde "Yasin Doğan" mahlası ile
"marjinal fikirler" döktürüp para kazanıyorsun... http://66.223.33.111/Haberler.asp?haber=6448 |
|
|
|
|
|
|