REŞAT ALTAY'A KOMPLO

FETHULLAHÇI YENI BIR TASFIYE OPERASYONU: REŞAT ALTAY'IN GOREVDEN ALMA KOMPLOSU ELLERINDE PATLADI

Doğu Perinçek Açıkladı:

Hrant Dink suikastını Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı çetenin tertiplediği ortaya çıkmıştır.

 

FETHULLAHÇI'LARIN REŞAT ALTAY'A UYGULAMAYA ÇALIŞTIGI KOMPLO ELLERINDE PATLADI!!!

 

Detaylarini web sitemizde sundugumuz Fethullahçıların tasfiye ve komplo uygulamalarindan birine daha tanik oluyoruz. 

REŞAT ALTAY Gorevden alindi.

Trabzon ilinde cikan olaylardan ve tetikciler vs bahane gosterilerek, Trabzon Valisi ve Emniyet Muduru gorevden alindi.

Perde arkasinda ise olay; Cok sinsi ve gizli calisin "Fethullahçılarin" bir tasfiye operasyonudur, komplodur.

FETHULLAHÇI'LARIN REŞAT ALTAY'A UYGULAMAYA ÇALIŞTIGI KOMPLONUN NEDENLERI:

1-REŞAT ALTAY Fethullahcilarin nefret ettigi isimlerden biridir! Cunki Bursa Emniyet Mudurlugu yaparken emniyet teskilati icinde onde gelen bir baska Fethullaci sube mudurunu Muslim Sayli'yi cezalandirmistir. 

Fethullahci orgutun cok gizli CD leri cantasinda  bulunan Muslim Sayli Eylul 2002 tarihinde Resat Altay tarafindan cezalandirilmisti. 4 yil sonra Fethullahcilarda kendisinden intikam almis bulunuyorlar.

KONUYLA ILGILI GAZETE HABERI

...

Bursa Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli şube müdürü Müslim Saylı’nın çantasından Fethullah Gülen’in bazı yayınları, CD ve disketleriyle bazı teşkilat listelerinin çıkması Emniyet Genel Müdürlüğü’nü karıştırdı.
     
     Soruşturma açıldı
     Hakkında "Fethullahçılık" iddiasıyla soruşturma açılan Saylı hızla Bursa’dan Sinop’a tayin edildi. İdari soruşturma devam ederken, Gülen hakkında dava açan DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel olaya el koydu. Bursa Emniyet Müdürlüğü Bilgi İşlem Şube Müdürü olarak görev yapan Saylı, bir yakınını görmek için temmuzda Çanakkale’ye gitti, ancak çantasını otogarda unuttu. Çantayı bulan polis, içinde Saylı’ya ait kimlik fotokopisine ulaştı.
     
     Kayıp başvurusu
     Çanta, içinden çıkan dini içerikli notlar, CD ve disketler nedeniyle şüpheli görülerek Terörle Mücadele Şubesi’ne getirildi. Bu sırada Saylı, çantasını kaybettiğini belirterek polise başvurdu. Çantanın sahibinin Saylı olduğu ortaya çıkınca olay Bursa Emniyet Müdürü Reşat Altay’a aktarıldı. Emniyet Genel Müdürlüğü de, 2 müfettişi gizlice Bursa’ya gönderdi. Saylı’nın CD’leri kimsenin açamaması için özel olarak şifrelediği ortaya çıktı. Disketlerde Gülen’in talimatları, Emniyet ve Adliye teşkilatına yönelik değerlendirmeleri Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatının yanısıra savcı ve hakimlerin de yer aldığı görevlilerin listeleri bulunduğu öğrenildi...

http://www.milliyet.com.tr/2002/09/02/guncel/gun03.html

 

2-Reşat Altay'in Dink cinayetinin cozulmesinde kayda deger adimlar attigi medyadaki haberler arasinda. Reşat Altay, Erhan Tuncel'i gozaltina alip sorgulama gerceklestiriyor hemen cinayet sonrasinda.

.

Fatih Altayli @ SABAH

30 Ocak 2007

Fatih Altaylı

Trabzon'daki sır gözaltı

Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay'ın neden görevden alındığı konusu, çok tartışıldı. Çünkü görünüşe göre Ogün Samast'ın ve suç ortaklarının yakalanmasında başarı göstermişti. Şimdi size Trabzon'da Vali ve Emniyet Müdürü'nün görevden alınma gerekçesini anlatayım.


Hrant Dink'in öldürüldüğü gün Trabzon'da "ilginç" olaylar yaşandı. Cinayetten hemen sonra "Büyük Abi" Erhan Tuncel Trabzon Emniyeti tarafından gözaltına alındı.


Çünkü Erhan Tuncel'in daha önce verdiği istihbarat bilgilerinden, Dink cinayeti ile ilgili detaylara sahip olacağı düşünülüyordu.

...

Fakat Tuncel'in gözaltına alınmasından sonra "farklı" gelişmeler oldu. Tuncel gözaltına alındı, sorgulandı ve "serbest bırakıldı."


Bana göre Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay'ın görevden alınmasında olay günü yaşanan bu sır gözaltının etkisi büyük.

 

http://www.sabah.com.tr/2007/01/30/yaz1437-40-103.html

 

3- Reşat ALTAY; Dink cinayetinin Fethullahçı bağlantısını ortaya çıkartabilecek kapasitede birisi.

Dr.A.Serdar Saçan

...

-Reşat ALTAY ,meslekte hiç birlikte çalışmadığımız,ama tanıdığım, Cumhuriyetçi,Atatürkçü ve iyi bir Terörle Mücadele Polisidir.Eğer Trabzon’da kalsaydı,kendisine ve Trabzon’a yapılan haksız saldırıların gerçek sebeplerini ve Dink cinayetinin F tipi bağlantısını ortaya çıkartabilecek bir kapasiteye sahipti.ALTAY’ı aldılar,diğerleri yerlerinde,Dink olayı kapanmıştır.Geçmiş olsun...

http://www.kuvvaimilliye.net/author_article_detail.php?id=269&PHPSESSID=73ddd4f0cdd99

Reşat ALTAY Ankara'da il emniyet mudurleri toplantisinda gorevden alindi, Trabzon'a donmesini bile beklemeden! 

Eğer Trabzon’da kalsaydı, kendisine ve Trabzon’a yapılan haksız saldırıların gerçek sebeplerini ve Dink cinayetinin Fethullahçı bağlantısını ortaya çıkartabilecek bir kapasiteye sahip olmasi; " Fethullahçılari" kaygilandirip "cok acele" gorevden aliniyor!

4- Reşat Altay'ın yerine Fethullahçı müdür getirilerek, cinayet hakkinda kendilerine zarar verebilecek bilgilerin Fethullahçı olmayan müdürlerin eline gecmemesi icin onlemde alinmis oluyor! 

İşçi Partisi lideri Perinçek'e göre Dink cinayetinde Fethullah Gülen'in de parmağı var..

 ...

18. Tertiplerin üzerini kapatmaya yönelik atamalar:  

BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan, Trabzon Valisi ve Emniyet Müdürünü görevden alarak, Trabzon merkezli tertiplerin üzerini kapatma girişimi içindedir. Görevden alınan eski Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay Fethullahçı değil, fakat atanan Arif Akkale Fethullah bağlantılıdır.

...

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=495

Boylece Trabzon emniyetinde Dink cinayetinde "Fethullahçı'larin" baglantasini gosteren bilgiler, belgeler ve kanitlar yok edilir,  kaybedilir ve komplonun üstü kapatılır.

***

Tabi bu operasyonda Fethullahcilar medyadaki "isbirlikcilerinin, canak tutanlarin" destegini alarak Resat Altay'i karalamayi unutmadan gerceklestiriyorlar bu operasyonu!

***

Ancak rüzgarlar ters yonden esip, kendi ipleri pazara cıkıyor:

FETHULLAHÇI'LARIN REŞAT ALTAY'A UYGULAMAYA CALISTIGI KOMPLO ELLERINDE PATLADI!!!

AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink Cinayeti  Ardindan Ortaya Çıkan Skandal:

 AKP Hukumetini ve "Fethullahçılar'i "Temelden Sarsacak Boyutta!!!

Fethullah Gülen’in Emrindeki Bakanlardan A. Aksu topun agzinda.

 

Sefer Selvi

Ayrica

“Emniyette yuvalanmış Fethullahçılar şebekesinin bir numaralı ismi, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek": 

Trabzon Emniyet Mudurlugu yaptigi donemde kendisine yapilan ihbara ragmen, bilgisi olmasina ragmen, Hrant Dink cinayeti hakkinda onlem almiyan isimlerden biri. 

Hatta:

Hrant Dink suikastinde rol alanlarin Ramazan Akyürek’in denetimi altında olmasi; "Fethullahçıların" bizzat cinayetin perde arkasinda olmasi kuskularini artirmakta!

Reşat Altay’a duzenlenen komplonun perde arkasini arastirmak icin actigimiz bu sayfada:

 Hrant Dink suikastını "Siyonizmin taşeronu Fethullahçılarin" bizzat organize ettigi gun isigina cikti!!!

Basindan ilgili haberler:

 

 

2 Eylul 2002

Yüksel delili buldu 

Müdürün çantasında Fethullah CD’leri


Bursa Emniyeti’nde görevli Müslim Saylı’nın çantasından çıkan Fethullah Gülen’e ait şifreli CD’ler teşkilatı karıştırdı. DGM savcısı Yüksel belgeleri Fethullahçı kadrolaşmaya delil olarak gösterecek


     TOLGA ŞARDAN Ankara

     Bursa Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli şube müdürü Müslim Saylı’nın çantasından Fethullah Gülen’in bazı yayınları, CD ve disketleriyle bazı teşkilat listelerinin çıkması Emniyet Genel Müdürlüğü’nü karıştırdı.
     
     Soruşturma açıldı
     Hakkında "Fethullahçılık" iddiasıyla soruşturma açılan Saylı hızla Bursa’dan Sinop’a tayin edildi. İdari soruşturma devam ederken, Gülen hakkında dava açan DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel olaya el koydu. Bursa Emniyet Müdürlüğü Bilgi İşlem Şube Müdürü olarak görev yapan Saylı, bir yakınını görmek için temmuzda Çanakkale’ye gitti, ancak çantasını otogarda unuttu. Çantayı bulan polis, içinde Saylı’ya ait kimlik fotokopisine ulaştı.
     
     Kayıp başvurusu
     Çanta, içinden çıkan dini içerikli notlar, CD ve disketler nedeniyle şüpheli görülerek Terörle Mücadele Şubesi’ne getirildi. Bu sırada Saylı, çantasını kaybettiğini belirterek polise başvurdu. Çantanın sahibinin Saylı olduğu ortaya çıkınca olay Bursa Emniyet Müdürü Reşat Altay’a aktarıldı. Emniyet Genel Müdürlüğü de, 2 müfettişi gizlice Bursa’ya gönderdi. Saylı’nın CD’leri kimsenin açamaması için özel olarak şifrelediği ortaya çıktı. Disketlerde Gülen’in talimatları, Emniyet ve Adliye teşkilatına yönelik değerlendirmeleri Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatının yanısıra savcı ve hakimlerin de yer aldığı görevlilerin listeleri bulunduğu öğrenildi.
     
     Savcının en önemli delili
     Bunun üzerine, Gülen’le ilgili dava açan Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel olaya el koydu. Geçen hafta yapılan Gülen davasının duruşmasında Emniyet Genel Müdürlüğü’nden gönderilen ve teşkilatta Fethullahçı olmadığı yönündeki yazıyı dikkate almayarak eleştiren Yüksel’in, bu olayı, "Gülen’in devlet içindeki kadrolaşmasına delil olarak mahkemede açıklayacağı" öğrenildi.

 

http://www.milliyet.com.tr/2002/09/02/guncel/gun03.html

 

DİNK CİNAYETİNDE YENİ GELİŞME: 

BÜTÜN YOLLAR FETHULLAH SİCİLLİ RAMAZAN AKYÜREK'E ÇIKIYOR

10 Mayıs 2007

 

Hrant Dink suikastı ile ilgili çarpıcı biligiler ortaya çıkmaya devam ediyor. Erhan Tuncel ve Yasin Hayal cezaevinden konuşmaya başladılar. Tuncel ve Hayal'in verdiği ifadeler Fethullah sicilli İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'i işaret ediyor. İşte Yasin Hayal ve Erhan Tuncel'in ifadelerindeki önemli ayrıntılar.

HRANT DİNK CİNAYETİNDE YENİ GELİŞME


Mc Donalds bombalamasını da Erhan Tuncel'in örgütlediğini söyleyen Yasin Hayal, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcılarına verdiği dilekçeler de "2006 yılının sonlarına doğru ErhanTuncel'in Hrant Dink cinayetini bir an önce yapalım" dediğini belirtti.

FETHULLAH SİCİLLİ İSTİHBARAT DAİRE BAŞKANININ "OPERASYON EKİBİ"


Yasin Hayal'in babası Bahattin Hayal de, tanık sıfatıyla verdiği bir ifadede çok önemli bilgiler verdi. Mc Donalds bombalamasının ardından kendisini yanına çağıran Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nden üst düzey bir yetkilinin kendisine "Yasin bundan sonra daha iyi yaşayacak... Biz raporumuzu ona göre düzenleriz, kendisi de kurtulur" dediğini anlattı.


İşte bu ifade Yasin Hayal'in de Erhan Tuncel gibi Trabzon'daki operasyon ekibinde olduğunu gösteriyor.

ERHAN TUNCEL, NEDEN İFADE VERMEKTEN VAZGEÇTİ?


Erhan Tuncel, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na bir mektup yazarak konuşmak istediğini söyledi. Savcılığa getirilen Erhan Tuncel, ifade vermekten vazgeçtiğini söylüyor. Anlaşılan Tuncel'in savcılığa gönderdiği mektubu "birileri" okumuş ve ifade vermesini engellemiş.

ERHAN TUNCEL'İ TEHDİT ETTİLER

Erhan Tuncel daha önce de polis muhbirliğinden ayrılmayı düşündüğünü ancak tehdit edildiğini de şu şekilde ifade ediyor: "M.Z.'ye emniyete bilgi verme işini bırakmak istediğimi söyledim. O da, 'Ben sana kefil oldum, öyle kafana göre bırakamazsın' dedi. Ve beni renkli gözlü müdür yardımcısına götürdü. O da, 'Sen bizimlesin. Kendi kafanda kurduğun kurguları Yasin'in üzerine atma, eski dosyalarını çıkartır, gereğini yaparım' dedi. Daha sonra, polis M.Z. Bayburt'a tayin oldu."

Dönemin Trabzon Emniyet Müdürü, şu andaki İstihbarat daire Başkanı Ramazan Akyürek ile Erhan Tuncel arasındaki isim ise Erhan Tuncel'in ifadesinde belirttiği "M.Z isimli emniyetçi". Tuncel, ifadesinde bu emniyetçinin kendisini muhbir yaptığını belirtiyor. Hrant Dink'in öldürüldüğü 9 Ocak akşamı Tuncel'le telefonda görüşen emniyetçi, Tuncel'e şu soruları soruyor: "Cinayeti sizinkiler mi işledi? Bana anlattığınız gibi mi oldu? Hani Ogün teslim olacaktı? Yasin mi yaptı?"...

OLAYLAR FETHULLAH SİCİLLİ RAMAZAN AKYÜREK'İ İŞARET EDİYOR


Trabzonspor operasyonunu yönetmek için Trabzon'a atanan dönemin Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'in kurduğu "operasyon ekibi" Rahip Santaro cinayeti, Mc Donalds bombalanması ve Hrant Dink cinayetlerini örgütlediler. Savcılık istihbarat bilgilerini imha etse de, Erhan Tuncel'in gerçekleri itiraf etmesi engellense de bütün yollar Fethullah Sicilli İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'e çıkıyor.

http://ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=4596&Itemid=4

 

Dink cinayetinde şok gelişme

09/05/2007

 

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, "devlet sırrı" olduğu gerekçesiyle Dink suikasti ile ilgili belgelerin Trabzon Emniyeti tarafından imha edildiğini açıkladı.

Hrant Dink cinayeti soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ve cinayeti önleme konusunda ihmalleri olduğu iddia edilen Trabzon Emniyeti’nin soruşturma dosyasındaki bazı belgeleri “devlet sırrı” niteliğinde olduğu gerekçesiyle imha ettiği ortaya çıktı. Dink ailesinin avukatları, belge imha etmenin suç olduğunu belirterek sorumlular hakkında suç duyurusunda bulanabileceklerini açıkladı. 

Dink suikasti ile ilgili soruşturmayı yürüten terör suçlarına bakmakla özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcıları Fikret Seçen ve Selim Berna Altay hazırladıkları iddianamede çok önemli bir ayrıntıya yer verdiler. İddianamenin “hukuki vasıflandırma” başlıklı 6. bölümünde sanıkların içinde oldukları yapılanmanın “terör örgütü” olduğu savunulduktan sonra şu çarpıcı ifade yer aldı:

* “(...) Bu gerekçeler göz önüne alınarak olayda da Trabzon Emniyet Müdürlüğü nezdinde yapılmış olan istihbari nitelikli iletişim tespitleri sonucu elde edilen veriler ile İstihbarat Daire Başkanlığı nezdinde bulunan rapor ve kayıtlar ilgili kurumdan talep edilmek suretiyle evrak içerisine alınmış ve delil olarak değerlendirilmek üzere mahkemenin takdirine sunulmuştur. Bu istihbarat verileri içerisinde yer alan ve soruşturmanın konusu dışında kalan özel hayatın gizliliğine ve devletin güvenliğine ilişkin kayıtlar Cumhuriyet Başsavcılığımızca ve Trabzon Emniyet Müdürlüğünce imha edilmiştir.”

Dink ailesinin avukatı Erdal Doğan “Ceza Muhakemesi Kanunu’nda kolluğa ve savcılığa böyle bir yetki verilmemiştir. Bir belgenin devlet sırrı niteliğinde olduğu anlaşılırsa, bunun mahkemede gizli oturumda görüşüleceği hükmü vardır. Bu düzenleme bile adil yargılanmaya aykırıdır. Ama bu düzenlemeyi aşmak, delil karatmadır. Bu durum soruşturmanın adil ve etkin yürütülmediğinin bir ispatıdır. Soruşturma belli merkezlerden yönlendirilerek mi yapıldı? İmha emrini kim veriyor? Diğer taleplerimizle birlikte bu konuda bir suç duyurusunda bulunmayı da değerlendireceğiz.”

 

http://www.hurriyet.com.tr/ucuncusayfa/6484185.asp?gid=205

***

Oğuz KAYI,nın notu: cinayetin/komplonun üstü kapatıldı!!!

.

4- Reşat Altay'ın yerine Fethullahçı müdür getirilerek, cinayet hakkinda kendilerine zarar verebilecek bilgilerin Fethullahçı olmayan müdürlerin eline gecmemesi icin onlemde alinmis oluyor! 

İşçi Partisi lideri Perinçek'e göre Dink cinayetinde Fethullah Gülen'in de parmağı var..

 ...

18. Tertiplerin üzerini kapatmaya yönelik atamalar:  

BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan, Trabzon Valisi ve Emniyet Müdürünü görevden alarak, Trabzon merkezli tertiplerin üzerini kapatma girişimi içindedir. Görevden alınan eski Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay Fethullahçı değil, fakat atanan Arif Akkale Fethullah bağlantılıdır.

...

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=495

Boylece Trabzon emniyetinde Dink cinayetinde "Fethullahçı'larin" baglantasini gosteren bilgiler, belgeler ve kanitlar yok edilir,  kaybedilir ve komplonun üstü kapatılır.

 

http://hanifislam.com/hablemitoglu/resat_altay.htm

 

 

.

Müdürlerin sert bildirisi "emir"le durduruldu

Saygı Öztürk 

27 Ocak 2007

 

 İl Emniyet Müdürlerinin Ankara’da yapılan toplantısından sonra yayımlanmak üzere sert bir bildiri hazırlandı. Emniyet sözcüsü İsmail Çalışkan da, basın toplantısı metninde bildiri yayınlanacağınıa açıkladı. Bildiri yayımlanması önce “akşam oldu” diye Cumartesine ertelendi. Ancak, “üst makam”lardan gelen emirle de yayımlanması durduruldu.

81 İl Emniyet müdürü’nün Ankara’da yapılan toplantısından sonra yapılması kararlaştırılan ortak açıklama, “üst makam”lardan gelen emirle durduruldu. Böylece, Emniyet müdürlerinin yasal, idari yönden yaşadıkları sıkıntıları ortaya koyacak önemli bildiri yayımlanamadı.

 

Emniyet Genel Müdürleri toplantısından sonra “muhtıra gibi bildiri” yayımlanacağının “Hürriyet.com.tr”de yer almasından sonra, gözler yapılacak açıklamaya çevrildi. Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü İsmail Çalışkan, haftalık olağan basın toplantısında da “İl Emniyet Müdürlerinin toplantısıyla ilgili hazırladıkları bildiri de bugün açıklanacak” dedi.

 

 Toplantı devam ederken Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay’ın görevden alınması, daha önce de iki emniyet müdürünün görevden alınmasının hatırlatılması salondaki havayı iyice değiştirdi. Daha önce gazeteciler toplantı salonunun bulunduğu koridora gelebilirken, gazetecilere de yasak getirildi ve toplantının yapıldığı yerde müdürlerle görüşmeleri de yasaklandı.

 

Akşam saatlerinde Emniyet Müdürlerinin ortak bildirisinin açıklanacağı belirtilmesi üzerine gazete ve TV muhabirleri Emniyet’e geldi. Ancak, daha sonra “toplantı uzadı. Açıklama Cumartesi günü yapılacak” denildi.

 

Dün akşam “Hürriyet Com.tr”nin duyurduğu gibi açıklama metni önce üst makamlara gitti. Burada yapılan incelemeden sonra, “yanlış anlamalara yol açabilecek ifadeler” çıkartıldı. Metin iyice yumuşatıldı. Ancak, Cumartesi günü yapılacağı belirtilen açıklama, “şu aşamada bildiri yayımlamaya gerek yok” talimatı üzerine durduruldu.

 

Emniyet Genel müdürlüğü yetkilileri, “Emniyet sözcüsü İsmail Çalışkan, yazılı açıklamasında da bildiri yayımlanacağını açıkladı. Ancak basın toplantısında yöneltilen sorulara verilen cevapların bir kısmı toplantı ile ilgiliydi. Söylenmesi gerekenlerin bir kısmı söylendi. O yüzden ayrıca bildiri yayımlayamaya gerek kalmadı” dediler.

 

“Hürriyet Com.tr” bildiriyi yayımlatmamak için girişimler olduğunu da dün  duyurmuştu.

 

“REŞAT ALTAY’A HAKSIZLIK YAPILIYOR”


Reşat Altay’ın görevden alınmasını “Hürriyet.com.tr”ye değerlendiren bazı illerin Emniyet yetkilileri, “Kendisi en başarılı, terörle mücadelede en etkili ve de son derece deneyimli bir Emniyet müdürüdür. Trabzon’da  meydana gelen önceki olayların sorumluluğu bile onun üzerine yıkılmak istendi. Bu büyük bir haksızlıktır” dediler.

 

Emniyet Müdürleri, “Reşat Altay Trabzon’a gideli 9 ay olmasına rağmen çok önemli çalışmalar yaptığını belirten Emniyet müdürleri, daha önce Ordu, Bilecik Emniyet müdürlerinin de haksız bir biçimde görevden alınmasının da kendileri üzerinde olumsuz etki yaratktığını söylediler.

 

Papaz cinayetinin olduğu dönemde, Mc Donald’ın bombalanmasında, futbolcuların dağa kaldırılması sırasında Altay’ın Trabzon’da bulunmadığını hatırlatan müdürler, basının da bu konuda çifte standat uyguladığını belirttiler.

 

 

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5849798.asp?m=1&gid=112&srid=3428&oid=3

 

Radikal-çevrimiçi

 

'Aksu Yüce Divan'da yargılanmalı'

 
'Aksu Yüce Divan'da yargılanmalı'
Abdülkadir Aksu'nun İçişleri Bakanlığı yaptığı dönemlerde Türkiye, büyük saldırı ve suikastlerle sarsıldı. FOTOĞRAF: HAMZA ŞAHİN / AA
CHP, İçişleri Bakanı Aksu için Meclis soruşturması açılmasını istedi. Kemal Anadol: AKP reddedebilir ama önergedeki iddialar Erdoğan ve Aksu'yu Yüce Divan'a götürecek nitelikte

16/02/2007 

RADİKAL - ANKARA - CHP'nin dün hakkında Meclis soruşturması istediği Abdülkadir Aksu'nun İçişleri Bakanı olduğu dönemlerde Türkiye büyük siyasi cinayetlerle çalkalandı. Aksu'yu her dönemin İçişleri Bakanı yapan sürecin ipuçları onu 1985'te 'Yılın bürokratı' seçtiren sicilinde saklı.
1978 Kahramanmaraş katliamının hemen öncesinde valivekilliği yaptığı bu kentten merkeze alınması sayesinde soruşturmadan kurtarıldığı yabana atılamayacak bir iddia olarak hâlâ yanıtını bekliyor. Kahramanmaraş katliamında 111 kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmıştı ama soruşturma safhasında bu katliamın hazırlıklarının aylar öncesinden yapıldığı gerçeği nedense unutuluvermişti. Aksu, günde 25-30 kişinin sokaklarda kurşunlandığı 1980'lerde de Emniyet Genel Müdür Yardımcılığı yaptı. 1985'te yılın bürokratı ödülü aldı.
Turgut Özal döneminde 29 Kasım 1987'te ANAP'tan Diyarbakır Milletvekili seçildi. Nasıl devlet bürokrasisinin merdivenlerini hızla tırmandıysa, ANAP'ta da hızlı yükseldi. Önce ANAP Grup Başkanvekilliği görevi yaptı, ardından da 31 Mart 1989'da İçişleri Bakanı oldu. 23 Haziran 1991'e kadar sürdürdüğü İçişleri Bakanlığı sırasında, Prof. Dr. Muammer Aksoy, gazeteci Çetin Emeç, yazar Turan Dursun, eski MİT yöneticisi Hiram Abas, Doç. Dr. Bahriye Üçok, emekli Yarbay Ata Burcu, emekli Korgeneral Hulusi Sayın, emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk, emekli Korgeneral İsmail Selen ve Adana Bölge Jandarma Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz öldürüldü.
CHP lideri Deniz Baykal ve grup başkanvekilleri imzasıyla, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Aksu hakkında açılması istenen Meclis soruşturması ise tüm bu kanlı olaylara karşın yerini sağlamlaştırmayı başaran bakanın ikinci dönemi için.
CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol; milletvekilleri Atilla Kart ve Ziya Yergök ile TBMM'de düzenlediği basın toplantısında önergesiyle ilgili bilgi verdi. Önerge kabul edilirse TBMM bir komisyon oluşturacak. Komisyon iddiaları haklı bulursa Erdoğan ve Aksu için Yüce Divan'da yargılanma yolu açılabilecek.

1 Hrant Dink suikasti ve soruşturma süreci
Dink tehditlere karşın korunmadı. Azmettirci Erhan Tuncel'in İçişleri'ne bağlı güvenlik birimlerinin muhbiri olduğu, cinayet hazırlığının bilindiği ortaya çıktı.

2 İstanbul'da bombalı saldırılar
İstanbul'da 15 ve 20 Kasım tarihlerinde düzenlenen bombalı saldıralarda 52 kişi öldü. Kaide'nin düzenlediği iddia edilen saldırı hâlâ tüm boyutlarayla aydınlatılamadı.

3 Cumhuriyet gazetesi üç kez bombalandı
Cumhuriyet'e geçen yıl mayısta beş gün arayla bomba atıldı. Bir gün sonra yine saldırı oldu, faillerse yine yakalanamamıştı.

4 Danıştay üyelerine silahlı saldırı
Danıştay'a saldırı düzenlendi. Saldırgan Alparslan Arslan'ın Cumhuriyet'e bomba atan ekipten olduğu sonradan ortaya çıktı.

5 Trabzon'da rahip Santoro cinayeti
Rahip Santoro 5 Şubat 2006'da öldürüldü. Zanlı 16 yaşındaydı. "Soruşturma yetersizdi" iddiası Dink suikastiyle yoğunlaştı.

6 Fetih Camii'nde 'Hilafet' eylemi
Hizbut Tahrir adlı örgüt 18 Aralık 2002'de Fatih Camii'nde 'Şeriat isteriz' diye eylem yaptı. Polis müdahale etmedi.

7 İsmailağa Camii'nde cinayet ve linç
İsmailağa Camii'ndeki cinayet ve linçe ilişkin soruşturmaya polis çok geç başladı.

8 Atabeyler çetesine yönelik operasyon
Çeteyle ilgili basına bir zarf verildi. Bu iş için seçilen yerse Genelkurmay'ın önüydü!

9 Necip Hablemitoğlu cinayeti
Polis, Doç. Necip Hablemitoğlu cinayetine ilişkin hiçbir bulguya ulaşamadı.

10 Emniyet teşkilatında kadrolaşma
Emniyet'te liyakata dayanmayan, cemaatçi kadrolaşma olduğu iddia edildi

 

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=213156

 

FETULLAH GÜLEN'İN KEHANETİ VE HİRANT DİNK CİNAYETİ

Milli Çözüm Dergisi 

MART 2007

Kazım GÜLFİDAN   

 

 

Sonuçları ve araçları değil, sebepleri ve müsebbipleri araştırmak ve tartışmak lazımdır. Bizce, Hrant Dink te, katili de sadece bir araçtır. Hrant'ın katilinin sıfatlarını konuşmak, cinayet aleti tabancanın mekanik vasıflarını konuşmak gibi bir oyalamacadır.

Unutmayalım; Hissiyat, hevesat ve hamasetle, asla hakikata ulaşılamayacaktır. Yani; duygusallıkla, heyecanlarla ve kuru kahramanlıkla, gerçeğe erişmek mümkün olmayacaktır.

 

Dink'in ölümü sürecinde hemen önce gerçekleşen ve çok çok önemli olmasına rağmen hiç gündeme bile gelmeyen şu yedi olayı hatırlayalım:

1- Hırant Dink Aydoğan Vatandaş'la yaptığı röportajda: "Osmanlı dönemindeki Ermeni Terhciri olaylarının, ittihatçı Sabataist yöneticilerce hazırlandığını ve bugünde Siyonist Yahudi Lobilerince Türkiye'ye karşı kışkırtıldığını" belgeleriyle yazacağını açıklamıştı.

2- Milli Gazete'nin öncelikle dikkat çektiği, ardından diğer gazetenin gündeme getirdiği: Yeni Petrol Yasasıyla TPAO sıradan bir dernek haline getirildi ve önceki yasada:

"Talebin Milli menfaatlere uygun olması" kaydı ve

"Yabancı devlet, şirket ve şahsiyetlerin petrol arama ve işleme tesisleri kuramayacağı" şartı kaldırıldı. Ayrıca Yerel Yönetimlere pay ayrılarak federasyona hazırlık yapıldı.

3- AKP eliyle Milli devletten, gizli sömürgeciliğe adım atıldı.

    Hrant Dink cinayeti ve cenazesiyle toplum oyalanırken, ikinci tezkereden bin beter, Türkiye'yi resmen ABD'nin güdümüne veren ve İran'a ülkemiz üzerinden saldırmaya hazırlık gören işbirliği anlaşması imzalandı.

4- 301 tekrar tartışmaya açıldı.

5- Soykırım şantajı için ABD'ye bahane sağlandı.

6- İslamiyet zaten laytlaştırılmıştı; bu olay üzerine de milliyetçilik yozlaştırılmaya başlandı.

7- Bakü, Tiflis Kars demiryolu projesi sekteye uğratıldı.

Hrant Dink cinayetinin sonuçları hangi odaklara yarar sağlıyorsa, işte onlar bunu tezgâhlamışlardı.

Bu kirli ve karanlık senaryolar yumağının çözülmesine ve doğru iz sürülmesine yardımcı olacak bazı ipuçlarını hatırlatmakta fayda vardır.

Hrant Dink, belli aralıklarla Zaman Gazetesinde yazardı.

Şimdi Agos Gazetesinde, onun boşluğunu dolduracak olan Ethen Mahcupyan da Zaman Gazetesi yazarı.

Malum, Zaman Gazetesi, Fetullah Gülen'in borazanı.

Fetullah Gülen ise Amerika'nın ve CIA'nın adamı..

Hrant Dink'in cinayet tetikçisi ve onun akıl vericisi Trabzon'dan çıktı. Hatırlanacağı gibi Papaz cinayeti de Trabzon'da yaşanmıştı, katili de oralıydı.

MHP ve BBP'ye yatkın Milliyetçi damarları ve kahramanlık duyguları kabarık bazı gençlerin Trabzon'da beyinlerini yıkayan ve bunları karanlık maceralara hazırlayan ekip ve elemanlara himaye sağladığı söylenen Emniyet Müdürünün de Fetullahcı olduğu iddiaları medyaya ve meclise yansımıştı. Hatta bir Emniyet Müdürü Papazın öldürülmesi sonucu "zaten bu adam eşcinseldi" diyerek yeni cinayetlere fetva çıkarmıştı.

Fetullahcıların CIA ve MOSSAD ilişkileri ve işbirlikleri de, zaten sır değil, defalarca konuşulup yazılmıştı.

Ve yine hatırlayacaksınız, Amerika'da bulunan Fetullah Gülen birkaç ay önce: "Türkiye'de önemli kişilere yönelik cinayetler olabileceği" yolunda bir kehanet ortaya atmıştı.

Bu arada unutmayın, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu da Fetullahcı ve İsrail sempatizanıydı.

Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Dekan Yrd Doç Dr Önder Aytaç Fettullahçı Nurettin Veren: "Önder elimizde büyüdü" açıklamasını yapmıştı... Çıplak ve seksi manken fotoğrafçısı!? Babası, MEB Dış okullar daire Bşk Aysal Aytaç, Fettullahçıydı...

Bu Önder Aytaç... AB ve ABD emriyle ordumuzu hedef alan TESEV raporunun hazırlayıcılarındandı. Trabzon Valisi, Emniyet Md. ve İstanbul İstihbarat Md. bu bağlantılar anlaşılmasın diye kurban edilmiş ve harcanmıştı.

Ve yine her ne hikmetse, İsrail'in de Trabzon merakı iyice artmış ve o bölgeden binlerce insan çalışmak üzere, taşeron Türk firmaları aracılığıyla İsrail'e taşınmıştı...

Yani.!?.

Döven de, dövünen de aynıydı. Hrant Dink'i öldürtenler de; "Hepimiz Hrant Dink'iz, Hepimiz Ermeniyiz" gibi saldırgan ve sapık sloganlarla, 70 milyon Müslüman Türk Milletine hakaret etmeye kalkışan ve halkımızı kışkırtan birkaç bin kişiyi sokaklara sürenler de, yine bu sinsi ve Siyonist odaklardı. Bu sinsi ve tahrikçi slogana sahip çıkan Süleyman Demirel de aynı odakların oyuncağıydı.

Dünyanın dört yanından koşup gelen sözde Ermeni soykırım tasarımcılarıyla, tescilli Türkiye düşmanlarının bu gösteriye katılmaları da CIA ve MOSSAD'ın melun maksadını ortaya koymaktaydı.

Not: Biz şerefli Emniyet Teşkilatımıza, cefakar ve fedakar mensuplarına elbette sahip çıkarak ve saygı duyarak hatta, iyi niyetle ve hizmet gayretiyle fettullahçılara katılan ve onların kirli bağlantılarının farkında olmayan temiz insanlarımızı da ayrı tutarak, sadece Emniyet bünyesindeki bir kanserleşmeye dikkat çekiyoruz.

* Tetikçi Samsun'da yakalandığında Atatürk vecizeli Türk Bayrağı önünde, milli bir kahraman gibi çekilen fotoğrafları dağıtılarak suç Jandarmaya yıkılmaya çalışılmıştı. Ardından, Emniyetteki fettullahçı ekip: Yasin Hayal'in halası kocasının "JİTEM" e muhbirlik ettiği iddasını ortaya atmıştı. Yahudi patronları satın aldığı TGRT ise bunları öncelikli haber yapmaktaydı. Cezaevine girerken Ogün Samast'ın ceket astarında Jandarmanın bulduğu iki telefon kartı, nasıl olmuş ta, onlarca polis kontrolünde ortaya çıkmamıştı? Sonuç: Emniyete sızmış CIA bağlantılı fettullahçı ekibin bu işte parmağı vardı.

Emniyetteki Gladyo bağlantısını hatırlatan diğer bir ayrıntı, tetikçinin İstanbul metrosunda ilk yakalandığında bırakılmasıydı!?

Fetullah'ın " Türkiye'de önemli cinayetler olabilir" kerameti birkaç ay farkla tuttu. Bütün bunlar tesadüf olamazdı.

Bu arada Bayan Dink'in: "Masum bebekleri katleden karanlıklar!"dan kastı acaba İslam mıydı, Hıristiyanlık mıydı? Yoksa "İslam'ı laytlaştırdık, sıra Türk Milliyetçiliğinde" mantığı mıydı?

Kezban Hatemi Televizyonda: "Her zaman çıkmadan önce gideceği yeri bize söylerdi.

Ama o gün normal ayrılış vaktinden 5 dakika önce bir telefon geldi. Bu tanıdık ve çok yakın bir kimseydi. Bunun üzerine telaşlı ve acele ile aşağı indi ve silah sesleri geldi" diye anlatmıştı.

  • H. Dink'in Ayakkabısı delikti.. Ne tesadüfse, Selimiye'yi ziyaret eden Wolfovitz'in çoraplarının da delik olduğu medyaya yansıtılmıştı.
  • Vasiyet ve veda yazısı gibi bir yazı hazırlamıştı.
  • Ardından Veli Küçük irtibatı, olayı saptırmak ve Milli Derin Devlete yıkmak için: "Bu suikast AKP'nin sağladığı huzur ve kalkınma ortamını hedef almıştır" havası yaratılmıştı. Kalkıp; İstanbul'da bir araştırma yapılsın. 10 milyon kişiden ayakkabısı delik 10 tane bulamazsınız.
  • Hrant Dink'e yönelik o tehditlerin bile suniliği sırıtmaktaydı. İstanbul valisi, Bursa'da Ahmet Demir isminden 486 tane çıktığını açıklamıştı.
  • Papaz katliamı, Danıştay baskını ve Hrant Dink olayı tetikçilerinin, hemen yakalanması da, "bu cinayetlerin perde arkasının karanlık kalmasının istendiğini" ortaya koymaktaydı.

Şimdi: Aklımıza şöyle bir senaryo gelmektedir: Hrant Dink'in çok güvendiği ve dünyada etkili dış merkezler, kendisine: "Sana göstermelik bir suikast düzenleyeceğiz. Kuru sıkı tabancayla ve hafif sıyrıklarla seni mağdur ve kahraman edeceğiz. Orhan Pamuk gibi, önümüzdeki Nobel ödülünü sana vereceğiz. Filan gün dibi delik bir ayakkabı giyin ve bizden telefon gelince aşağıya in..." denilmiş ve aldatılarak bir cinayete kurban edilmiş olabilir.

Şimdi Recep Erdoğan: "Derin devlet vardır ve kökünü kurutacağız" diye hava atıyor.(Kıbrıs ve petrol konusunda da boşuna horozlanıyor. Çünkü AB KKTC'yi gayri meşru görüp, o bölgeyi AB sınırında sayıyor)

a-) Fransız-Alman televizyonlarının filmini çektiği, İran-Irak-Türkiye sınırındaki ve PKK kontrolündeki bir uyuşturucu kaçakçılığından bile haberi olmayan..

b-) Kukla Irak hükümetinin "Artık muhatabınız Barzani yönetimidir!" tehdidine uğrayacak kadar saygınlığı buharlaşan.

c-) Yeni ve gayri milli petrol yasasıyla, Sevr'de bile teklif edilemeyen şartları, yabancı şirketlere rüşvet sunan bir başbakan, kalkıp derin devleti bitireceğinden bahsediyor. Hz. Mevlana'nın şu sözünü hatırlatıyor:

"Düşman evine girmiş, hareminin koynunda saklanıyor. Zavallı adam, silahını almış, bahçe duvarında nöbet tutuyor ve kahramanlık taslıyor!"

Çok Yaman Bir Tesadüf!

Çok enteresan bir tesadüf müdür, Türkiye'de 90'lı yıllarda her önemli siyasi cinayet Aksu'nun içişleri bakanlığına rastlıyor.

Abdülkadir Aksu ilk defa 31 Mart 1989'da İçişleri Bakanı oldu. Bu görevi 24 Haziran 1991 tarihine kadar sürdü. Aksu daha sonra çeşitli hükümetlerde yeniden İçişleri Bakanlığı'na atandı, ara verdi, parti değiştirdi vs. Ama bütün büyük siyasi cinayetler onun İçişleri Bakanlığı dönemine rastladı. Hürriyet Gazetesi Yayın Yönetmeni Çetin Emeç, 7 Mart 1990'da öldürüldü. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ydu. Sonraki şu cinayetlerin hepsinde de Abdülkadir Aksu İçişleri Bakanı'ydı: Bahriye Üçok 6 Ekim 1990, Muammer Aksoy 31 Ocak 1990, Turan Dursun 6 Eylül 1990, Necip Hablemitoğlu 19 Aralık 2002, Emekli Orgeneral Adnan Ersöz 13.10.1991, Tuğgeneral Temel Cingöz 27 Mayıs 1991, Emekli Korgeneral İsmail Selen 23 Mayıs 1991, Emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk 8 Nisan 1991, Emekli Korgeneral Hulusi Sayın 30 Ocak 1991, Emekli Yarbay Ata Burcu 9 Ocak 1991, MİT Müsteşar Yardımcılığı da yapmış olan Hiram Abas 26 Eylül 1990, SHP Milletvekili Erol Güngör'ün oğlu Mustafa Güngör öldürüldü. Danıştay Baskınında ölen Danıştay Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin 17 Mayıs 2006

Ve ve... Hrant Dink, Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni, Ermeni vatandaşımız... 19 Ocak 2007 Yani... Allah yardım etsin Bakan Aksu'ya. Kariyerinde söz konusu olan bu çok kötü tesadüfler zinciri onu çalışmaktan ve ülkesine hizmet etmekten alıkoymuyor ve onu hiç yıpratmıyor. Her zaman olduğu gibi dinamik bir içişleri bakanı olarak yine görevinin başında...

Şehrin isminin bir süredir şiddetle birlikte anılır olması sinsi bir planın sonucu mu?

Trabzon'a İsrail-Yunan İlgisi

Her Çarşamba İsrail'den uçak!

Rahip Santoro ve Gazeteci Hrant Dink cinayetleriyle, bir kez daha dikkatlerin yoğunlaştığı Trabzon ilimizle ilgili çok çarpıcı iddialar ortaya atıldı. Son yıllarda Trabzonlu gençlerin; "Burslu üniversite eğitimi" imkânları sunularak, Yunanistan ve İsrail'e götürüldüğü ileri sürülüyor. Her Çarşamba günü İsrail'in başkenti Tel-Aviv'den Trabzon'a yapılan direkt uçuşlar da iddiaları güçlendiriyor. Ermenistan'la Türkiye arasında Sarp Sınır Kapısı'nın açılması ile birlikte, Rum, Ermeni ve İsraillilerin Trabzon'un en uzak köylerine bile "turistik" ziyaretler yapması da manidar bulunuyor.

Hırant Dink: "Bizim başımıza gelenlerde Yahudi parmağı vardı!" demişti:

Hrant Dink cinayeti hakkında her şey yazıldı çizildi. Fakat Hrant Dink'in "Ermeni soykırımı" hakkındaki düşünceleri kargaşa içinde kayboldu gitti. Oysa Hrant Dink'in ağzından asla "Ermeni soykırımı" diye bir kelime çıkmadı.

O sadece bir kurban ne yazık ki! Hrant Dink ile ölmeden önce yapılan son röportajlardan birini Aydoğan Vatandaş yaptı.

Bu röportaj Vatandaş'ın "Asala Operasyonları aslında ne oldu" adlı kitabında yer aldı. Burada Hrant Dink, Ermenilere uygulanan tehcirin arkasında Saray döner sermayesine hâkim olmaya çalışan Sabataistlerin olduğunu söylüyor ve tabii ki Ermeniler ile Yahudiler arasındaki ekonomik çekişmeye dikkat çekiyor! Bu nokta çok önemli. Hatta o zamandan bu yana Türk Derin Devleti içinde yapılanan, ittihat ve terakki geleneği ile birlikte bu günlere kadar gelen yapının ermeni tehciri konusundaki yoğun etkisini, bir Ermeni'nin dile getirmesi ciddi ve cesaretli bir gelişmedir.

Bakın ne diyor Hrant Dink: "Ben Ermeni tehcirine Almanları, Rusları ve Amerika'yı da kesinlikle katarım. Hatta bana sorarsanız baş sorumluları sayarım. Ama tabi bunun içerisinde, o zaman Osmanlı'nın İttihat ve Terakki yönetiminin lider kadrolarının o gün artık kafalarında oluşturdukları ve hakikaten buna ilişkin destek de buldukları politikayı hayata geçirmelerinde özellikle Almanların ve Avusturya Macaristan imparatorluğunun çok büyük rolünün olduğunu biliyorum." Belgelere bakınca her şeyi ne olarak görüyorsunuz. "Abdülhamit reform sözü veriyor Ermenilerle ilgili. Bunları yapmak için bir takım çabalar içerisine bazen giriyor. Ama bir de bakıyorsunuz Almanlar ya da Avusturya "Bu reformları uygulamana gerek yok diyorlar mesela. Oysa belki o reformlar uygulansa bu kapışma o noktalara varmayacaktı."

"Biliyorsunuz saray olgusu vardı, ve saraya ekonomik olarak hâkim olma meselesi de o dönem Osmanlı içerisinde yaşayan Ermenilerle Yahudiler arasında önemli bir yarışmaydı. Öyle kimi zaman Yahudiler, sarayın ekonomisine, ekonomik döner sermayesine bir tür sahip olabiliyordu. Böyle Ermenilerle Yahudiler arasında sarayın döner sermayesine hâkim olma, ticarete hâkim olma gibi bir dipten giden yarışın olduğu bir vaka....

Ermeniler şöyle bir şey söylerler onu çok açık yüreklilikle söyleyeyim, "Aslında bizim başımıza gelenlerde Yahudilerin parmağı vardı" diye bir cümleyi kullanırlar.. Aydoğan Vatandaş'ın bu kitabı oldukça doyurucu bir eser olmuş. Hrant Dink röportajı da gündemi itibariyle ona saldıranların aslında kimin ya da kimlerin maşası olduğunu ortaya koyuyor!"

28 Şubat'ın faturasını ödüyoruz

Üzerinde büyük oyunların oynandığı Trabzon'la ilgili bir diğer iddia ise, işsizlik sorunu ve mânevî boşluk içinde başıboş gezen gençlere, Rumca öğretilerek, Yunanistan'da ikamet hakkı tanındığı yönünde. Misyonerlik faaliyetleri de şehirde en çok konuşulan gündem maddelerinden. Diyanet-Sen Trabzon İl Başkanı Ömer Tutuş, Trabzonlu gençlerin adının bu tür olaylara karışmasını tek cümleyle özetledi: "28 Şubat sürecinin dinî eğitime getirdiği kısıtlamaların faturasını ödüyoruz!"[2]

Hrant Dink'in cenaze töreninde cezbeye gelip ‘Hepimiz Ermeniyiz' diyenlere dikkat kesilip üzerinde yorumlar yaparken, biz Hrant'ın eşi Rakel Dink'in " bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamaya" dair söylediklerine şaşırıyoruz. Karanlıktan neyi kastediyordu? Hıristiyanlığı mı, Müslümanlığı mı?

Rakel Dink'in sözlerinin pozitif şaşkınlık yaratan tarafı onun Hıristiyanlığın asli suç'una (her doğan kişinin günahkâr doğduğu inancı) karşı fıtrata vurgu yapmış olmasıdır. Öyleyse şimdiden bir bebekten katil yaratan "karanlık" konusunu hilkat ve fıtrat bağlamında vuzuha kavuşturabiliriz.

Bunun Adı Demokrasi Değil AB Faşizmidir

Hrant Dink'in öldürülmesi üzerine basın ve televizyonların yürüttükleri yayın politikaları en kibar ifadesiyle yanlış ve tahrik edici. Tahrikler yıllardır sürdürülüyordu. Öyle bir basın-yayın anlayışı oluşturuldu ki, bunun demokrasi ve özgürlüklerle uzaktan yakından alakası kurulamaz.

Böyle bir basın adeta AB faşizmi uyguluyor. Hrant Dink cinayetini hepimiz kınadığımız halde, memleketini seven insanların AB eleştirileri içinde katili yönlendiren unsurlar arıyorlar? Üstelik bu sorumsuzluğu güya dindar ve muhafazakar görünen gazetelerin temsilcileri de yapıyor. Sabahtan akşama kadar memleket satıldı, Kıbrıs elden gitti denilirse, çocuğun biri de eline silah alır, böyle yaparmış. Sanki memleketin satıldığı ve Kıbrıs'ın elden çıkarılmaya çalışıldığı yalanmış gibi... Kazın ayağının öyle olmadığı açık. Demokrasi ve özgürlükler Türkiye'nin milli güvenliğine karşı bu arsız medya tarafından bir tehdit olarak kullanılıyor. Aynı isimler televizyonlar ve gazetelerde endam kesiyorlar. Hep birlikte Kıbrıs'ta ve Ege'de Rum-Yunan ikilisinin haklı ve mağdur; Türkiye'nin suçlu ve yanlış olduğunu anlatıyorlar. Irak'ta Amerika ve Barzani-Talabani ikilisi haklı, Türkiye haksız.

Konu Ermeni soykırımı iddialarına geliyor. Yine aynı. Soykırımı kabul edip özür dilemekten başka çaremiz yok demeye getiriyorlar. Peki bu adamlar konuştukları bu konuların uzmanı mı? Hayır. Olmaları da gerekmiyor mu? Zaten adamların derdi Kıbrıs, Ermeni meselesi ve/veya Irak ve Kürdistan oluşumu değil, adamların derdi Türkiye. Sabah akşam aynı teraneler. Sonra kalkıp Hrant Dink'in Ermeni olduğu için öldürüldüğünü göstermeye çalışıyorlar. Yakalanan katil, Dink'i Ermeni olduğu için değil, soykırım iddialarını Türklere kabul ettirmeye çalıştığı ve Türklüğe hakaret için öldürdüğünü söylüyor. Yaptığını tasvip eden kimse yok. Ama ‘hepimiz Hrant'ız, hepimiz Ermeniyiz' diye bağırmanın ne alemi var? Kaldı ki, hiç birimiz Hrant da değiliz Ermeni de...[3]

Usta Tertipçiler

Katil zanlısı nasıl oldu da tabancasını ve beresini cinayetten sonra bir köşeye atmadı? Bu kadar acemi tetikçi olur mu? Sabah gazetesinde bir üst düzey yetkili bu durumu şu sözlerle açıklıyor:

- Zanlıyı kasten çabuk yakalattılar. Amaç bu iş çözüldü dedirtip esas tertipçileri gözden kaybetmekti...

Ayrıca, "Örgütlü değil, acemi ve bireysel bir cinayet işlendi" görüntüsü vermek istemiş olabilirler...

Bu cinayet Türkiye'de derin etkiler yaratıyor. Bir; ülkemizi dışarıdan kuşatıyor... İki... Ülke içinde cumhuriyetçi, laik, Atatürkçü, ulusalcı çevreleri baskı altına sokuyor... Bölünmeyi ve çatışmayı hızlandırıyor... Birkaç manyağın işi gibi gösterilen Dink cinayetinin arkasında çok usta tertipçilerin olduğu izlenimi güçlülüğünü koruyor.

Sağduyu!

Doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebilme ve doğru muhakeme edebilme gücü bizim bu ülkemizin toprağının derinliklerinden uç vermiş geliyor. Bir ayıkma dönemine hızla geçiyoruz. AB'de ve ABD'deki Ermeni topluluklarını yönetip yönlendirenlerin ittirmesiyle ortaya konulan "oyunu" görmekteyiz. Bu oyunu gördüğümüzü ve o oyuna gelmeyeceğimizi gösteren kararlılığı bozmak, kafaları karıştırmak için "Hrant Dink'in öldürülmesinin bütün Türklere ve bütün ulusa mal edilmesi" çabalarının devam edeceğini de görmekteyiz.

Toplum, Hrant Dink cinayetiyle-cenazesiyle meşgul edilirken, Ülkemizi sömürge konumuna getiren Türk Petrol Kanunu meclisten geçiriliyordu.

Kamuoyundan adeta gizlenerek meclise taşınıp kabul edilen "Türk Petrol Kanunu", ülkenin geleceği açısından ölümcül sonuçlar doğurabilecek nitelikte olduğu belirtiliyordu. Medya ise ancak işgalle kabul ettirilebilecek olan bu kanun karşısında susmayı tercih ediyordu.

Bu kanun ancak işgalle kabul ettirilebilirdi!

Türkiye gündemi tamamen Hrant Dink cinayetine kilitlenmiş durumda. Hrant Dink cinayetinden iki gün önce TBMM'den geçirilen Türk Petrol Kanunu ise neredeyse hiçbir medya organında yer almadı. Ancak kabul edilen kanunun içeriği, ülke petrolü üzerinde 50 yıllık bir yabancı şirket tahakkümüne imkân veriyor. Ruhsat tekelleşmesi, ülke ihtiyacına yönelik ham petrolün de ihraç edilebilmesi, yabancı petrol şirketlerinin ürettiği petrolün sadece yüzde birini devlete vergi olarak vermesi gibi birçok uygulamayı da içeren bu yasa ile Türkiye'nin hem doğal kaynaklarından olacağı hem de milyarlarca dolarlık gelir kaybına uğrayacağı belirtiliyor.

***

 

http://www.millicozum.com/content/view/877/26/

 

DERİN HESAPLAŞMA VE MİLLİ JANDARMA

Milli Çözüm Dergisi

Mehmet DENİZ   

MART2007

 

 

Jandarma, CIA'nın Jön Adamlarını Ürkütüyor

Dink suikastini araştıran mülkiye müfettişleri, jandarma için özel bir rapor hazırlıyor. İçişleri Bakanı Aksu, Pelitli'deki jandarma faaliyetlerinin araştırılması talimatını veriyor. Trabzon'daki sorunlara mülkiye müfettişlerinin iki yıl önce işaret ettiği ancak emniyet yetkililerinin bu uyarılara önem vermediği belirlendi. Raporda, hızlı silahlanmaya dikkat çekilerek işsizliğin arttığına dikkat çekildi.

Hrant Dink suikastinden sonra gözlerin çevrildiği Trabzon'un patlamaya hazır bomba haline geldiği mülkiye müfettişlerinin geçen yıl hazırladığı "İl Performans Raporu"nda ortaya kondu. Müfettişler yıllık raporlarında silahlanma ve ekonomik zayıflama uyarısında bulundu. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ise müfettişlerden, tetikçi Ogün Samast ile azmettirici Yasin Hayal'in yaşadığı Pelitli beldesinde jandarma faaliyetlerinin tüm yönleriyle araştırılmasını istedi. Emniyet görev alanı ile jandarma görev alanının ayrı olması, polis ve jandarmanın yetki kullanma biçimi ve hiyerarşik yapılanmadaki farklılıklar müfettişlerce sorgulanmaya başlandı.

Suç Jandarmaya Yıkılmak İsteniyor

Halen Trabzon'da çalışmalarını sürdüren mülkiye müfettişleri, Samast ve azmettirici Yasin Hayal'in yaşadığı Pelitli beldesinin jandarma bölgesi olduğunu dikkate alarak ayrı bir çalışma başlattı. Jandarma teşkilatının bu bölgede görev ve sorumluluğunu ne ölçüde yerine getirdiği inceleniyor. Bir jandarma müfettişinin de eşlik ettiği soruşturma kapmasında askeri personelin yerel istihbarat çalışmasında hangi bilgilere ulaştığına, istihbari bilgilerin ne zaman kimlerle paylaşıldığına bakılıyor. Böylece jandarma suçlanmak ve yıpratılmak isteniyor.

Polis Dinlemiş

Ayrıca 2004'de bir hamburger restoranını bombaladığı için hüküm giyen Hayal'in, tahliye olduktan sonraki ilişkileri, irtibatlı olduğu kişilere yönelik uyarı yazısı yazılıp yazılmadığına bakılıyor. Öte yandan bombalama olayından sonra emniyet istihbaratın Hayal ve bağlantılı olduğu kişiler için mahkemeden dinleme kararı çıkardığı bildirildi. Organize suç örgütleri ile ilgili başka bir dinleme kararı kapsamında da Hayal'in telefon trafiği ayrıca kayda alındı. Ancak bu konuşmalarda Dink suikasti ile ilgili ipucu içeren bilgilere rastlanmadı.

Silahlanma Uyarısı

Geçtiğimiz yıl Trabzon'a giderek ilin performansı ile sosyo-ekonomik durumu hakkında rutin rapor yazan mülkiye müfettişleri özellikle silahlanmaya dikkat çekti. Raporda, Trabzon'un son yıllarda ekonomik ivmesini kaybettiği, ildeki dinamizmin zayıfladığı vurgulandı. İşsiz sayısındaki artış, yatırımlardaki gerileme de diğer risk unsurları arasında gösterildi. İstanbul ve Trabzon'daki incelemelere ek olarak Samsun'daki güvenlik birimlerini de mercek altına alan mülkiye müfettişleri, Samast'a kahraman muamelesi yapıldığı izlenimini veren video görüntüleri ile ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Müfettişler, basına yansıyan görüntülerde polis kadar jandarmanın da kusurlu olduğu sonucuna vardı ve hem polislerin hem de jandarma personelinin açığa alınmasını istedi. Oysa bu olay tamamen, Emniyete sızmış Fetullahcı şebekenin ve MOSSAD müritlerinin bir marifetiydi. Jandarma kasıtlı olarak suça ortak gösterilmiştir. Ancak jandarmaya görevden el çektirme konusunda İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin tam yetkili olmadığı görülünce kamuoyundaki tepkilerin azaltılması amacıyla acilen görev yeri değişikliği önerildi. Müfettişlerin bu yöndeki görüşü Jandarma Genel Komutanlığı'nca da uygun bulundu.

Jandarmadan Kim Rahatsız Oluyor?

AKP'nin ve arkasındaki küresel akreplerin yalakası Yeni Şafak şöyle bir haber yazmıştı:

"Jandarma, Trabzon'un Pelitli Beldesini kendi sorumluluk alanından çıkartıp polise vermeye yanaşmıyor.

1997 yılında Trabzon Güvenlik Kurulu, Çaykara ve Düzköy ilçeleri ile Pelitli ve Söğütlü beldelerinden jandarmadan çekilerek polise verilmesi kararı aldı. Ancak Pelitli'den jandarmanın çekilmesine yönelik karara Jandarma Genel Komutanlığı izin vermedi. Mart 2006'da ise Pelitli'nin polise bırakılmasına yönelik Trabzon Valiliği'nin yazısına Jandarma Genel Komutanlığı cevap bile vermedi."

Nuh Gönültaş ise Jandarma ile ilgili bazı gerçekleri saptırmaya çalışmıştı.

Acaba, Türkiye'de Ordu'nun içinde Jandarma diye ayrı bir birim kurulmasının altında ne yatıyor? Silahlı Kuvvetlerde Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri dışında Jandarma Genel Komutanlığı'nın varlığı şuna dayanıyor: Bir NATO ülkesi olan Türkiye'nin Silahlı Kuvvetleri NATO gücünün bir parçası, ama jandarma buna dahil değil. Bir anlamda Jandarma, Türkiye'nin yedekteki "milli ordusu" mantığını yansıtıyor.

"Nitekim NATO görevleri dışındaki bir askeri yapı olan Jandarma, ilk dönemde Güneydoğu'daki terör mücadelesinin bütün sorumluluğuna sahipti. Sonradan tehdit büyüyünce devreye Kara Kuvvetleri girdi. Jandarma, tamamen "askeri görevlere" dayalı bir yapı iken son zamanlarda Türkiye'de çok daha değişik bir yapılanma ile karşımıza çıkmaya başladı.

Buna kısaca "jandarmanın polisleşmesi süreci" diyebiliriz. Özellikle 28 Şubat sürecinden sonra jandarma adeta polise alternatif bir yapılanmaya gitti. En modern dinleme cihazları ile donatılmış bir jandarma istihbarat mekanizması kuruldu. Öte yandan Türkiye'de polis birimlerinin henüz yaygın olmadığı merkezlerde güvenliği sağlamakla görevli olan jandarma, yasalar gereği zaman içinde polise devretmesi gereken bu alanları da devretmiyor. O kırsal alanlar şimdi belediye oldu, ilçe oldu, ama jandarma buralardan çıkmadı.

Antalya'da ata binmiş jandarmanın sahillerde yaptığı gezinti, ne kadar iyi niyetli düşünsek düşünelim, kumsalda güneşlenen turist üzerinde hiç de iyi bir imaj bırakmıyor. Bugün İstanbul'un veya Ankara'nın göbeğindeki pek çok yer hâlâ jandarmadan soruluyor. Şimdi, yavaş yavaş 28 Şubat olağanüstü sürecinin etkisini üzerinden atmaya çalışan Türkiye'de, jandarmanın askeri gereklerle bağdaşmayan bu pozisyonunu sürdürmekteki ısrarını en azından ben anlayamıyorum." Diyen Nuh Gönültaş ayarını ve rahatsızlığını ortaya koyuyor.

Alınan bilgilere göre Başbakan Tayyip Erdoğan, jandarmanın polise devretmesi gereken yerlerden çıkması için talimat veriyor. Ancak öte yandan Ankara'da İçişleri Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı arasında ilginç bazı görüşmelerin sürdüğüne dair de haberler geliyor. Bu haberlere göre, jandarma adeta ikinci bir Emniyet Genel Müdürlüğü birimi kuruyor.

Çünkü bu haberlere göre jandarma, şehir merkezlerinde istihbarat ve operasyon yapabilme yetkisi istiyor. Bu söylentiler yaygınlaşınca Jandarma Genel Komutanlığı bir açıklama yapma ihtiyacı hissetti. Ancak bu açıklama, adeta bu tür haberlere güç katan cümleler taşıyor: "Jandarma, görev alanını genişletme çabası içinde olmayıp, tam tersine yasal görevleri ve genel kolluk sıfatıyla sorumlu olduğu hizmetleri daha iyi yerine getirmek üzere AB normlarında organize olma ve kapasite arttırma çalışmalarını sürdürmektedir." Ama bu Milli ve Haysiyetli girişimler AB aşıklarının ve NATO uşaklarının canını sıkıyor. Ve Nuh Gönültaş şöyle sızlanıyor: "Zaten jandarmanın görev alanını genişletme çabası içinde olmasına gerek yok, çünkü şehir merkezleri hariç Türkiye'nin yüzde 92'lik bölümünü kontrol ediyor.

Problemin temelinde jandarmanın polisiye bir rol üstlenme talebinin olup olmaması yatıyor. Bizim gözlemimiz, Jandarma Genel Komutanlığı'nda, özellikle de 2003 Yüksek Askeri Şurası sonrasında yapılan yeni bazı atama ve yapılanmalarla, polisiye çizgiye doğru hızlı bir kaymanın olduğu yolundadır. Şu soruyu açıkça soralım: Jandarma'nın organize suçlarla ve terör örgütleriyle mücadele etmesini gerektirecek bir durum içinde miyiz? Elbette, nasıl ki Güneydoğu'daki terör mücadelesinde jandarma yetersiz kalınca devreye polisin özel timleri ve Kara Kuvvetleri birlikleri girdiyse; polisin de organize suçlarla veya terör örgütleriyle baş edememesi halinde, jandarmanın yardımı gerekebilir.

Ama şu anda Türkiye'nin böyle bir ihtiyaç içinde olduğunu söylemek çok komik olacaktır. Jandarma, Türkiye'nin ihtiyacı olduğu bir durumda "savaşmak" üzere görev almış olan tamamen askeri bir yapı, Türkiye'nin yedek milli ordusudur. Dolayısıyla her an böyle bir savaş görevi alacak şekilde hazır olmak ve buna göre yapılanmak durumundadır.

Yedek milli ordunun giderek polisiye bir görünüm kazanması, askeri ulusal çıkarlarımızla da bağdaşmıyor. Eğer yarın bir gün polis de jandarmalaşmaya heveslenirse, aynı şey polis için de geçerli olur. O halde noktayı koyalım. Jandarmadan polis, polisten jandarma olmaz. Ve, bir köyde iki muhtar, bir ülkede iki polis gücü olmaz." Diyor.

Ama MİT ve Emniyetteki, CIA ve MOSSAD güdümündeki Fetullahcı ekibin gizli ve tehlikeli kadrolaşmasına karşı, elbette Milli ve haysiyetli bir hesaplaşmanın kaçınılmazlığını göz ardı ediyor.

Jandarmanın her yönden güçlenip etkinleşmesi, masonik ve münafık güruhun böbrek taşlarını oynatıyor!.

Gül'den Washington'a, İran ve sınır ötesi için garanti veriliyor.

Hükümet Avrupa'da yakalanan PKK'lıların teslimiyle Ordu'ya karşı bir adım öne geçmeyi hesaplıyor. Gürün ABD ziyareti bu eksende gerçekleşti. Cheney, Hadley ve Rice ile görüşen Gül, "sınır ötesi harekat gündemimizde değil" ve İran konusunda 1 Mart gibi olmaz" taahhüdü verdi.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler arifesinde gerçekleşen Amerika ziyareti bir taahhüt ziyaretine dönüştü. İktidarının beşinci yılında kilit konularda Washington'un istediği adımları atmakta zorlanan AKP yönetimi, "bir şans daha" istiyor.

Gül'ün Amerikan yönetimiyle görüşmelerinin başladığı 5 Şubat günü Paris ve Brüksel'de PKK'ya operasyon başladı. PKK'nın Avrupa sorumlusu ve kasası Rıza Altun Paris'te, askeri kanadından Canan Kurtyılmaz Belçika'da tutuklandı. Eski DEP milletvekilleri Zübeyir Aydar ve Remzi Kartal da sorgulandı.

Washİngton'da bulunan Abdullah Gül, Avrupa operasyonunun Amerika'nın girişimiyle yapıldığını söyledi. Sızan bilgiler, AKP yönetiminin seçimler öncesinde Avrupa'da tutuklanan PKK'lıların teslimi ile Ordu karşısında bir adım öne geçmeyi planladığı yönünde.

Sınır Ötesi Gündemde Değil

5 Şubat'ta Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Stcphan Hadley ile görüşen Gül, İran ve sınır ötesi harekat konularında garanti verdi. Diplomatik kaynaklara göre Gül, sınır ötesi harekatı kesinlikle düşünmediklerini ve işbirliğine yanaşmaması durumunda Tahran'a karşı Amerika'yı destekleyeceklerini söyledi. Hükümetin Amerikan yönetimi ile yeni bir gerginlik istemediğini vurguladı. Dışişleri Bakanı, "1 Mart'taki gibi olmaz" mesajı verdi.

Ankara İle Washington arasındaki en dikenli konu Irak. Hükümet bu konuyu lehine kullanmak için manevra yapıyor. Gül, kapalı kapılar arkasında yaptığı görüşmelerde Kerkük'te önce nüfus sayımı yapılması durumunda Türkiye'nin referanduma hayır demeyeceği sözünü Amerikalı yetkililere verdi.

Ankara'nın Kerkük referandumunu erteletmek için önerisi, nüfus sayımı ve normalleşme komisyonunun engellenmesi üzerine kurulu. Kerkük için kurulan normalleşme komisyonunun bir buçuk aylık sürede sonuç alamaması durumunda referandumun erteleneceği hesaplanıyor. Ancak Amerikan tarafı anayasal sürecin işleyeceğini vurguladı.

Kafkaslar Ve Orta Asya Haritası Masada

Gül'ün Cheney İle görüşmesinde masaya harita kondu ve üzerinden ortaklaşa neler yapılacağı konuşuldu. Cheney, Türkiye'nin Kafkaslar, Orta Asya ve Karadeniz'de Amerika ile işbirliğine gitmesi gerektiğini söyledi. Gül; enerji ve güvenlik konularını kapsayan alanda işbirliğine hazır olduklarını belirtti. Görüşme sonrasında yaptığı açıklamada ise "Kafkasya ve Orta Asya konularında yararlı görüşmeler yaptıklarını" vurguladı.

Beyaz Saray'da Cheney ile gerçekleştirdiği görüşmede, enerji konuları özellikle gündeme geldi. Cheney ve Gül, harita üzerinde boru hatları, enerji güvenliği konularını ele aldılar. Amerikan tarafı, Rusya ile Türkiye arasındaki enerji işbirliğinin sınırlanmasını istiyor.

Hadley'le yapılan görüşmede ise Kosova ele alındı.

"Filistin'den Uzaklaşıp İsrail'le Yakınlaşıyoruz"

Gül, 6 Şubat'ta meslektaşı Condoleezza Rice ile bütün bu konulara ek olarak Ortadoğu sorununda işbirliğini görüştü.

Gül'ün en tartışmalı görüşmeleri ise Yahudi lobisiyle gerçekleşti. Yahudi lobisinden William Daroff, kapalı kapılar arkasında Gül'ün ne söylediğini basına açıkladı: "Bize 'HAMAS'la ilişkileri sınırlandırdık, İsrail'le ilişkilerimizi geliştiriyoruz' dedi". Daha sonra Dışişleri Sözcüsü'ne yaptırılan açıklama da bu sözlerin söylendiğini doğrulamış oldu. Sözcü Levent Bilman, "geçmişe yönelik anlattıkları böyle yorumlanmış olabilir" dedi.

Hrant Dink nasıl vuruldu

Cinayetin üzerinden tam on dört gün (Bu yazı 2 Şubat Cuma günü yazıldı) geçti. Ama en "kritik" soru, halen cevapsız.  Neredeyse Hrant Dink mezarından kalkıp,  o "kritik" soruyu polise, yakın arkadaşlarına, basın organlarına kendisi soracak: "Yahu, beni gazete binasından dışarı çıkartıp, tetikçilerin ayağına gönderen kişiyi niçin araştırmıyorsunuz?"

Elbette Hrant Dink, bunu yapacak durumda değil. O halde, "üzeri örtülen" soruları biz soralım: Hrant Dink, tam da tetikçilerin kendisini beklediği sırada niçin "dışarı" çıktı?

Bunun cevabını, geçen hafta yazmıştık: Cinayetten on dakika önce, Hrant Dink'e bir "dost" telefon edip, acilen 2.500 (iki bin beş yüz) dolar bulmasını istedi.

Telefon Eden ya da Parayı İsteyen Kim...

Bu kişi "kim" olursa olsun. O telefon olmasaydı Dink dışarı çıkmayacak ve belki de katiller onu öldüremeyecekti. Bu İhtimal, Dink'in yakınlarının ve ailesinin "kafasını kurcalamıyor" mu? Özellikle Dink'İn "yakın arkadaşları" telefon eden kişiyi merak etmiyorlar mı? Mutlaka merak ediyorlardır. O telefonu "eden" kişinin iyi niyetli olduğunu biliyorlarsa, kendileri açısından bu sorunun cevabı önemli olmayabilir. Ne var ki, cinayete ilişkin bütün ayrıntıların ortaya çıkmasını "herkes" istemiyor mu? Onlar bu sorunun cevabını "saklamak" hakkına sahip değil, iki haftadır Türkiye, bu olay nedeniyle çalkalanıyor... Tayip Erdoğan, bu olay nedeniyle "derin devlet" korosuna katıldığına göre, bu önemli konuyu "merak etmek zorunda" değil mi?

Diyelim ki, Dink'ten 2500 dolar isteyen kişi, "tesadüfen" o saatte telefon etmiştir. O zaman ortaya çıkıp, bunu açıklaması gerekmez mi?

İkinci Tetikçi Meselesi...

Ortaya çıkan bilgilere bakılırsa, cinayet için üç ayrı senaryo üzerinde çalışılmıştı. Bunların ikisini, geçen hafta aktarmıştık. Üçüncü senaryoya göre, Dink'e, yine gazete binasında saldırı yapılacaktı. Çünkü, banka ile gazete binası çok yakın. Dink, bu mesafeyi beş-altı saniye içerisinde geçip, binaya girebilir, katiller o sürede "işlerini" yapamayabilirlerdi. Belki de Dink, bu mesafenin çok kısa olduğunu düşündüğü için tuzağa düştü.

Olaya tanık olduğunu söyleyenler, katillerin birden fazla olduğunu söylüyor.

Bu söylenti, "üçüncü" cinayet senaryosuna uyuyor. Çünkü. Dink'e telefon edip, onu tuzağa düşüren kişi, muhtemelen; istediği parayı almak üzere, birisini gazeteye, Dink'in yanına gönderecekti. Dink, kendisinden para isteyen kişinin adını vermediği için, katil yakalansa da, o "dost"un adı, şimdiki gibi gizli kalacaktı. Ogün Samast, daha önce kapıdan çevrildiği için, gönderilecek kişi de "bir başka tetikçi" olacaktı. Ama buna gerek kalmadı.

Kim, Kime Ne Kadar Güveniyor

Dink'i tuzağa düşüren telefonu eden kişi, kimliğinin ortaya çıkmayacağına nasıl güvendi? Bu konuda, telefonu eden kişinin, "tetikçiler" bakımından içi rahattı. Çünkü, tetikçiler, o kişiyi tanımıyordu. İsteseler de o kişinin adını veremezlerdi. O kişi ile doğrudan görüşmemişlerdi. Kimliğin açığa çıkması konusundaki tek "risk", Dink'in o kişiden, gazetedekilere söz etmesiydi. Ama; işte Dink, o telefon görüşmesinden sonra, "apar-topar" dışarı çıkarken, hiçbir şey söylememişti. Demek ki, o kişi, bu riski de "sıfırlayacağını" biliyordu. Dink'in gazetedeki arkadaşları, "görünüşe göre" bu mesele üzerinde hiç durmuyorlar ama aralarında bunu tartıştıklarını tahmin etmek zor değil. Onlar, bu cinayeti gerçekten, 301. maddeye "bağlıyorlarsa" cinayetin aydınlatılmasını istediklerine kim inanır?

"Fetullahın İstihbaratı Çok Kuvvetlidir"

10 yıldır ABD'de oturduğu halde, Fetullah'ın eli-kolu o kadar uzun ki... Her yere yetişiyor. Üstelik, Nazlı Ilıcak'ın açıkladığı gibi, "Fethullah'ın istihbaratı çok kuvvetli" imiş. Bakın Fetullah neler söylüyor:

"Bundan 8-9 ay evvel bana, bu türlü şeyleri bilen, çok üst seviyelerde vazife görmüş bir insanın 'Önümüzdeki aylarda Türkiye'de yeniden kan gövdeyi götürecek, seri cinayetler işlenecek' dediği nakledildi. Evet, o uzman 'Kan gövdeyi götürecek' diyor."

Acaba o uzman kimdi?

"Bu tür şeyleri bilen" kişi, acaba Emniyet teşkilatından mıydı?

Yoksa, polisin istihbarat görevlilerinin yazdığı yazılar, Fethullah Gülen'in eline geçiyor da bu neden ile mi önlem alınamıyor?

Bunun cevabını, "Fetullah sicilli", üst seviyelerde "vazife" gören birine mi sormalı... Artık o kadarını da, Hrant Dink'in "yakın" dostları düşünsün.

KOM Eski Şube Müdürü Dr, Adil Serdar Saçan:

Cinayetlerin arkasında "F Tipi Örgüt" var

Amerika'da ikamet eden hoca, "ulusalcılığı aşacağız" demiş ve Türkiye'de kanlı olaylar olacağını açıklamıştı. Bu açıklamaları takip eden süreçte, Şemdinli olayları ve iddianamesi, Danıştay cinayeti, Atabeyler operasyonu ile Türk Silahlı Kuvvetleri hedef alındı.

Hrant Dink cinayeti öncesinde ve sonrasında gelişen olaylar üzerine, Kaçakçılık ve Organize Suçlar İstanbul Şubesi'nin "daha önceki" müdürü Dr. Adil Serdar Saçan, "cinayetlerin arkasında F tipi Örgüt var" diyor.

Dr. Adil Serdar Saçan, Ulusal Kanal'ın bir saati aşan canlı yayınında, olayları şöyle yorumladı:

Önce, Hablemitoğlu cinayeti. Sonra; Van 100. Yıl Üniversitesi Rektörüne karşı açılan kampanya, Şemdinli olayları iddianamesi, Rahip cinayeti, Cumhuriyet Gazetesine saldırılar, Danıştay saldırısı, Atabeyler operasyonu ve Dink cinayeti...

Bu süreçte genel durumu görelim:

Üç önemli konu var.

TSK'yı Yıpratmak, İşbirlikçi Güçler Yaratmak

Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak, ülke içerisinde etnik milliyetçiliği ve bölücülüğü desteklemek ve İslamı yeniden "şekillendirmek"...

Sevr Antlaşması sonrasında, yüzlerce Osmanlı paşasından sadece 9-10 tanesi Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Mustafa Kemal Atatürk, bu paşalardan ve onlara bağlı kuvvetlerden bir ordu yaratarak emperyalist işgalcileri yendi. Bu nedenle, günümüzün emperyalistleri olan "küreselciler", Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak ve savaş yeteneğini zayıflatmak zorundadır.

İkincisi; İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan filan... Bu millet bunları her zaman yenmeye muktedirdir, ama biliyorsunuz Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı'nda, emperyalistlerden daha çok, içteki gericilikle, iç isyanlarla uğraşmak zorunda kalmıştı. Küreselciler, "içeride" işbirlikçi güçler yaratmadan hedeflerine ulaşamayacaklarını biliyorlar.

Üçüncü konu İslam dininin, kapitalizme, emperyalizme uygun biçimde değiştirilmesidir. Musa Peygamber'in "On Emir"inde ne varsa, tersini uyguluyorlar. Hıristiyanlığı, İncil'i de istedikleri biçime soktular. Şimdi, İslam dinini değiştirmeleri gerekiyor. "Zekat", yani "karşılıksız yardım" kapitalist-sermayeci zihniyete uygun değil. Müslümanların "emperyalizmden korkmaları"nı sağlamaları da gerekir. Dinler arası diyalog, buradan kaynaklanıyor.

Yaşadığımız süreçte, hedef bunlardır.

Amerika'da İkamet Eden Hoca, İşareti Vermişti

Amerika'da ikamet eden hoca, "ulusalcılığı aşacağız" demiş ve Türkiye'de kanlı olaylar olacağını açıklamıştı. Bu açıklamaları takip eden süreçte, Şemdinli olayları ve iddianamesi, Danıştay cinayeti, Atabeyler operasyonu ile Türk Silahlı Kuvvetleri hedef alındı. Rahip cinayeti, Trabzon'da milli futbolcuların tehdit edilmesi, işyerleri ve otoların kurşunlanması, Cumhuriyet Gazetesi'ne saldırılar, ve Dink cinayeti... Bu olayların hepsinde de Ramazan Akyürek, önce Trabzon Emniyet Müdürü olarak, sonra Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı olarak sorumlu görevlerde. Yaşadığımız olayların hepsinin arkasında, bu "F tipi" örgüt var.

Akyürek, Danıştay Sonrası Görevden Alınmalıydı

Danıştay Cinayeti sonrasında Aydınlık Dergisi'nde yayınlanan söyleşide, bu örgütü açıklamıştım. Siz de o zaman Danıştay saldırısının sorumlusunun İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek olduğunu yazmıştınız. Ramazan Akyürek'in "Fethullah sicili olduğu" ortaya çıkmıştı. O zaman derhal görevden alınması gerekirdi. Alınmadı. Hrant Dink cinayeti ile ortaya çıkan gerçekleri herkes gördü. Görevden alınması gerekenlere dokunulmazken, Hrant Dink cinayeti ile, "F tipi örgüt" arasındaki bağlantıyı açığa çıkartabilecek olan emniyet müdürü Reşat Altay, hemen görevden alındı. Çünkü Reşat Altay, "F tipi" örgüte karşıydı.

Hrant Dink cinayeti sonrasındaki olaylar da öğreticidir. Cinayetten sadece bir saat sonra, "Hepimiz Ermeniyiz" bez pankartları açılıyor. Kendisine vaktiyle, "solcuyum, komünistim" diyenler, ABD Büyükelçisinin, Türkiye'yi soykırımcı ilan eden Ermeni diasporasının arkasından "Hepimiz Ermeniyiz" diye yürüyor. Bizleri de, "Siz Hrant Dink'i anlayamıyorsunuz" diye eleştiriyorlar. Oysa, cinayetten hemen sonra, Hrant Dink'in kızı, gazetenin balkonundan, "şimdi kanınız temizlendi mi?" diye konuşuyor. Demek ki, kızı da, babasının, "Zehirli Türk kanından" bahsettiğini düşünüyor. O da mı babasını anlamamış?

 

http://www.millicozum.com/content/view/872/26/

 

 

Hrant Dink suikastını Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı çetenin tertiplediği ortaya çıkmıştır.

04 ŞUBAT 2007

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek:






İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek bugün (4 Şubat 2007) İşçi Partisi Beşiktaş İlçe Merkezi'de bir basın toplantısı yaptı. Perinçek'in açıklaması şöyle:

İşçi Partisi'nin, Hrant Dink suikastını aydınlatmak üzere kurduğu Komisyon yeni bulgulara ulaşmıştır. Kamuoyunun bilgisine sunuyoruz:

Hrant Dink suikastını Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı çetenin tertiplediğini gösteren kanıtlar bir bir ortaya çıkmaktadır. Bu kanıtlar şöyle sıralanabilir:

1. Hrant Dink cinayetini işleyen ekibin haber elemanları olmayıp Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek tarafından örgütlenmiş bir operasyon ekibi olduğu artık apaçık gözler önündedir. Bu ekibin başında bulunan Erhan Tuncel'in daha evvel açıkladığımız gibi McDonalds bombalamasından önce eleman olarak görevlendirildiği yönündeki kanıtlar belirginleşmektedir. Erhan Tuncel'in eleman yapıldığı tarihe ilişkin soruşturmalara engel olunmuştur. (Milliyet, 3 Şubat 2007) Bu durumda McDonalds bombalamasının da Erhan Tuncel'e o zaman Trabzon'da Emniyet Müdürü olan ve kendisini eleman olarak alan Fethullah sicilli Ramazan Akyürek tarafından yaptırıldığı görüşü iyice kuvvetlenmiştir.

2. Ramazan Akyürek'in "haber elemanı" perdesi altında örgütlediği Erhan Tuncel'in Hrant Dink suikastini "organize ettiği" diğer operasyon elemanlarının ifadeleriyle saptanmaktadır. Böylece Erhan Tuncel ile Fethullah sicilli Ramazan Akyürek arasındaki bağlantı kanıtları tartışılmaz bir değer kazanmıştır.

3. Hrant Dink cinayetinde ikinci bir tetikçinin bulunduğunu, Aydınlık dergisi 28 Ocak 2007 tarihli sayısında açıklamıştı. Biz de yaptığımız basın toplantılarında bu gerçeği kanıtlarıyla ortaya koymuştuk. Artık bu yöndeki kanıtlarda belirginleşmiş bulunmaktadır. İkinci tetikçinin varlığı Akbank'a ait kamera görüntüleriyle ve iki ayrı tanığın ifadeleriyle tespit edilmiştir. İkinci tetikçinin varlığının gizlenmesi, gizleyen bazı Fethullahçı polis şeflerinin de tertibin içinde olduğuna işaret etmektedir. Çünkü gizleme olayı bir ihmalin sonucu değil, fakat kasıtlıdır. Polis memurlarının suikastı karartma konusunda yukardan talimat aldıkları anlaşılmaktadır

4. Fethullahçı polis şefleri, telefon ederek Hrant Dink'i suikast tuzağının içine çeken bir üst kademedeki suçluyu da araştırmaktan kaçınmakta, daha doğrusu onu da gizlemekte ve korumaktadırlar.

5. Fethullahçı polis şefleri, iki tanık ifadesine göre Hrant Dink ile bankadan çıktıktan sonra hemen suikast öncesinde konuşan orta yaşlı esmer kişiyi de araştırmamakta ve gizlemektedirler. Hrant Dink'i telefonla Agos gazetesinden dışarı çağıran suçlu belki de bu kimsedir. Veya bu kişi de suikast tertibinin içinde bulunmaktadır.

6. Suçu tertiplediğine dair bulguların ortaya çıkması üzerine köşeye sıkışan Fethullahçı çete, bu kez de Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı bir tertip örgütleyerek, Samsun Emniyeti'nde çektiği fotoğrafın Jandarma'da çekildiği yalanını basına sızdırmıştır. Bu tertip ve yalan da, Hrant Dink suikastı ve sonrasındaki uygulamaların altındaki imzayı açığa çıkartmıştır.

7. Erhan Tuncel, anlatımında Hrant Dink suikastını bağlı bulunduğu istihbarat görevlilerine çok önceden bildirdiğini söylemektedir. Bu bilginin 17 kez verildiği gazetelere yansımıştır. Ramazan Akyürek, Hrant Dink suikastının hazırlandığını hem Trabzon Emniyet Müdürü olarak, hem de Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı olarak bilmektedir. Danıştay suikastının de Emniyet istihbaratınca önceden bilindiği hatırlanacak olursa, suikastlar Fethullahçı ekibin bilgisiyle ve izniyle yapılmaktadır. Emniyet yöneticisi, sıradan bir ihbarcı değildir; suçu önlemekle görevlidir. Bilgiye sahip olup da suça yol veren emniyet yöneticileri, suça azmettirmiş veya suçu tertiplemişlerdir. Bu olgular, bir ihmalin belirtisi değil, fakat suça iştirakin ciddi kanıtıdır. O nedenle Emniyet Müfettişlerinin "görev ihmali" saptaması, aslında suça iştiraki örtbas etmek anlamını taşımaktadır.

8. Hrant Dink suikastını tertipleyen, Emniyet'in içine yuvalanmış Fethullahçı çete Tayyip Erdoğan tarafından o mevkilere getirilmiştir ve Tayyip Erdoğan tarafından yönetilmektedir. Çete ile Tayyip Erdoğan arasındaki bağı Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer kurmaktadır.

9. Tayyip Erdoğan Büyük Ortadoğu Projesi görevlisi olarak ABD'ye resmen bağlıdır Fethullahçı çete de CIA ve MOSSAD'ın denetimi altındadır. Bu gerçekler Hrant Dink suikastının uluslararası boyutlarını da ortaya sermektedir.

10. Böylece Hrant Dink suikastından sorumlu olan Büyük Ortadoğu Projesi görevlilerinin şeması ortaya çıkmış bulunmaktadır. Şemayı ekli olarak basınımıza sunuyoruz.

 

http://www.doguperincek.gen.tr/

 

.

 

''Dink cinayetinin arkasında Gülen var''

 

İşçi Partisi lideri Perinçek'e göre Dink cinayetinde Fethullah Gülen'in de parmağı var..

 

Perinçek'e göre Dink cinayetinin kilit ismi Akyürek

 

31 Ocak 2007 18:14

 

Türkiye Hrant Dink cinayetinin arkasında olan isimleri merak ederken, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek'ten bomba gibi bir iddia geldi.

1. Operasyon ekibi: 

Hrant Dink cinayetinin kilit ismi olduğu iddiasıyla Trabzon'da gözaltına alınarak İstanbul'a getirilen Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi Erhan Tuncel'in Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek’in elemanı olduğu ortaya çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğü de bu gerçeği doğruladı. Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in Trabzon’da Emniyet Müdürü iken kurduğu ekip, “haber elemanları” perdesi altında, bir operasyon ekibi, başka deyişle tetikçi timidir.

2. Etnik ve dinsel çatışma tertipleri: 

Ramazan Akyürek’in “Haber elemanları” timinin Trabzon’da gerçekleştirdiği işler, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye’de etnik ve dinsel çatışma zemini hazırlamaya yönelik bir dizi tertiptir. ABD merkezli psikolojik savaş, Trabzon’u hedef aldı. Savaştır bu! Trabzon, vatanseverliğin kalesidir ve İran dahil bütün bölgenin önemli bir limanıdır. Bu nedenle ABD’nin hedefleri arasındadır.

3. Trabzon değil, Ramazan Akyürek:  

Erhan Tuncel’in ifadeleri, “Trabzon” diye şifrelenen olayların arkasında Eski Emniyet Müdürü ve şimdiki Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek’in bulunduğunu kanıtlayacak değerde önbilgiler içermektedir. Erhan Tuncel, ifadesinde Trabzon'da McDonald's önüne patlayan bombayı bizzat kendisinin yaptığını ve eylemde gözcü olduğunu ve bombalama olayından sonra, o zaman Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'in önerisiyle "haber elemanı" olduğunu belirtmektedir. Erhan Tuncel’in Ramazan Akyürek tarafından bombalama olayından önce denetim altına alındığı ve suçu işlemeye yönelttiği apaçık ortadır. Tuncel’in Ramazan Akyürek’le anlaşması yakalandıktan sonra değil, eylemden öncedir. Bombalama, örgütlenmiş elemanlara yaptırılmıştır. Aynı bombalamada suç işleyen Yasin Hayal de, on ay hapisle kurtarılmış ve üç ay hastanede tatil yaptırılmıştır.

4. Ramazan Akyyürek’in operasyon elemanları Hrant Dink suikastinde: 

Hrant Dink suikastinde rol alanlar, apaçık ortadadır ki, Ramazan Akyürek’in denetimi altındadır. Hrant Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ın azmettiricisi olduğu iddia edilen Yasin Hayal, ifadesinde, 2004 yılı içinde Trabzon'da Erhan Tuncel ile tanıştığını, Tuncel'in üç öğrenci arkadaşıyla bir bekâr evinde kaldığını, sürekli bu eve gidip geldiğini ve evde Seyfi isimli arkadaşının bilgisayarında film seyrettiklerini, düşünsel olarak ondan etkilendiğini söyledi. Ekip, en başından denetim altındadır ve yönlendirilmektedir. Suç, daha önceki örneklerde olduğu gibi, bu operasyon elemanlarına işletilecek ve suçun merkezindeki örgüt perdelenecektir.

5. Senaryonun bozulması:  

Fethullahçı ekibin uyguladığı senaryo, Ogün Samast’ın Samsun’da Jandarmanın eline geçmesiyle bozulmuştur. Ogün Samast’ın askeriyeye verdiği ifade, operasyon ekibinde ikinci bir tetikçinin bulunduğunu ve Ramazan Akyürek’in konumunu açığa çıkarmıştır.

6. İhmalin değil suça iştirakin kanıtı:  

Erhan Tuncel, anlatımında Hrant Dink suikastını bağlı bulunduğu istihbarat görevlilerine çok önceden bildirdiğini söylemektedir. Bu bilginin 17 kez verildiği gazetelere yansımıştır. Ramazan Akyürek, Hrant Dink suikastinin hazırlandığını hem Trabzon Emniyet Müdürü olarak, hem de Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı olarak bilmektedir. Danıştay suikastinin de Emniyet istihbaratınca önceden bilindiği hatırlanacak olursa, suikastler Fethullahçı ekibin bilgisiyle yapılmaktadır. Emniyet yöneticisi, sıradan bir ihbarcı değildir; suçu önlemekle görevlidir. Bu olayda suçu önlemenin de ötesinde suç işlenmesine izin verildiği görülmektedir. Bilgiye sahip olup da suça yol veren emniyet yöneticileri, suça iştirak etmişlerdir. Bu olgular, bir ihmalin belirtisi değil, fakat suça iştirakin ciddi kanıtıdır. O nedenle Emniyet Müfettişlerinin “görev ihmali” saptaması, aslında suça iştiraki örtbas etmek anlamını taşımaktadır.

7. Ramazan Akyürek’in Danıştay suikastindeki rolü:  

25 Mayıs 2006 günü İP İstanbul İl Merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek, Danıştay soruşturmasını saptıranların başında Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek’in olduğunu açıklamıştım: “Şu anda Danıştay’a saldırıyı araştıran polis ekibi, bir soruşturma ekibi olarak değil, soruşturmayı karartma ve saptırma ekibi olarak faaliyet yürütmektedir. (…) Soruşturma ekibinin kendisi bir tertip ekibine dönüşmüştür ve suçlu konumundadır. Bu ekip, Alparslan Arslan’ın işlediği suça iştirakin ötesinde yeni suçlar da işlemektedir. Suçu emperyalizme karşı mücadele eden ulusal güçlerin üzerine yıkmak için yalan haber imal etmekte ve basına servis yapmaktadır. (…) Bu ekip, Fethullah cemaati üzerinden SüperNATO bağlantılıdır. Dolayısıyla Danıştay yargıçlarına kurşun sıkanlar ile suçu sözümona araştıranlar, aynı merkezden yönetilmektedirler. ABD’nin Derin Devleti faaliyettedir ve Türkiye’nin söylendiği gibi bir Derin Devleti yoktur.” Danıştay suikastı yargılamaları sırasında ortaya saçılan yeni olgular, bu saptamayı daha da güçlendirmiştir. Ramazan Akyürek, Danıştay suikasti soruşturmasını tıkamış ve suikast planlandığı üzere bir kişinin üzerinde kalmıştır. Arkadaki örgüt gizlenmiştir.

8. Ramazan Akyürek’in Fethullahçı sicili:  

Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek hakkında 2001 yılında İstanbul Valisi Erol Çakır’ın bizzat elyazısıyla yazdığı ve imzaladığı sicilde şu saptama bulunmaktadır: "Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir.” Valinin engin bir öngörüyle devletten dikkat edilmesini istediği görevli, bütün millete dikkat eden makama oturtulmuş, Türk Emniyetinin istihbarat dairesi, yani beyni dikkat edilmesi gereken adama teslim edilmiştir. “Dikkat edilmesi” gereken Fethullah sicilli, önce Danıştay cinayeti soruşturmasını yönlendirmiş ve ve şimdi de Hrant Dink suikastindeki rolüyle kamuoyunun önüne çıkmıştır. Sicil mahkeme dosyalarında bulunmaktadır ve fotokopyaları bu basın toplantısı açıklamasının ekindedir.

9. Hrant Dink suikasitini tertipleyen ekip:  

Hrant Dink suikastini kurgulayanlar, tetikçinin kameralara poz vermesini ayarlayanlar ve görüntüleri el altından basına sızdıranlar, aynı merkezdir: Emniyet içindeki Fethullahçı ekip.

10. Emniyetteki Fethullahçı derin örgüt:  

Van ve Şemdinli tertibi, Danıştay suikasti, Atabeyler Operasyonu ve Hrant Dink suikasti aynı dizinin alt başlıklarıdır. Bu uygulamaların arkasındaki “Derin” örgütün başında Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı kadro bulunmaktadır.

11. CIA ve MOSSAD bağlantısı: 

Van ve Şemdinli’den Hrant Dink suikastine uzanan tertiplerin merkezindeki Fethullahçı ekip, CIA ve MOSSAD’ın Büyük Ortadoğu Projesi’nde görev üstlenmiştir.

12. Türkiye düşmanı cephe:  

Suikasti tertipleyenler, yazılı ve görsel medyayı milli devleti tahrip için harekete geçirenler ve cenaze töreninde ABD Büyükelçisi’nin liderliğinde “Hepimiz Ermeniyiz” pankartının arkasında yürüyenler, aynı Türkiye düşmanı cephededirler. Pankartları ve cenaze töreni giderlerini Soros karşılamıştır.

13. Fethullah Hoca’nın “ulusal dalgayı aşacağız” fetvası: 

Fethullah Hoca, 2005 yılı Ekim ayında, “ulusalcı dalgayı aşacağız” diyerek, ABD’nin Haçlı seferindeki görevini bir kez daha tanımlamıştır (Yeni Aktüel, sayı 14, 16 Ekim 2005). Yine Fethullah Hoca aynı tarihlerde Türkiye’de büyük tertip ve suikastler olacağı, “çok kan döküleceği” kehanetinde bulunmuştur. Bu iki açıklama. birbirini tamamlamaktadır.

14. Tayyip Erdoğan’ın “ulusalcıların üzerine gidilmeli” talimatı: 

Tayyip Erdoğan, Danıştay suikastinden hemen sonra 19 Mayıs 2006 günü Ankara’da MİT Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Emniyet’in Fethullah sicilli İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ile yaptığı toplantıda “Ulusalcıların” üzerine gidilmesi talimatını vermiştir.

15. “Derin devletin dibinde” Büyük Ortadoğu Projesinin Eşbaşkanlığı var:  

Yine Tayyip Erdoğan, 30 Ocak 2007 günlü gazetelerde yazıldığı üzere, “derin devletin dibine inmek”ten sözetti. Amaçları, “derin devlet” perdesi altında milli devleti tahrip etmektir. Derin devlet ABD’nin Türk Devleti içine yerleştirdiği SüperNATO’dur ve o Derin Devletin en karanlık noktasında Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanlığı bulunmaktadır.

16. BOP Eşbaşkanlığı ile bağlantı:  

BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Emniyetteki Fethullahçı ekip arasındaki bağlantıyı, “Başbakanlık Müsteşarı” koltuğunda oturan Ömer Dinçer yürütmektedir.

17. Ramazan Akyürek Tayyip Erdoğan’ın yakını:  

Ramazan Akyürek’i, Emniyet’in beyin merkezinin başına atayan Tayyip Erdoğan’dır.

18. Tertiplerin üzerini kapatmaya yönelik atamalar:  

BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan, Trabzon Valisi ve Emniyet Müdürünü görevden alarak, Trabzon merkezli tertiplerin üzerini kapatma girişimi içindedir. Görevden alınan eski Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay Fethullahçı değil, fakat atanan Arif Akkale Fethullah bağlantılıdır.

19. Ramazan Akyürek’i kurtarma planları:  

Emniyet kaynaklarından aldığımız bilgilere göre, Tayyip Erdoğan yönetiminin Ramazan Akyürek’i kurtarmak için İstanbul Emniyeti sorumlularını fedaya hazırlanmaktadır.

20. Mayısta yeni Fethullahçı atama hazırlığı:  

Mayıs ayından sonra bazı Fethullahçıların önemli Emniyet müdürlüklerine atanacakları belirtilmektedir. İstanbul, İzmir ve Bursa emniyet müdürlükleri dahil, yedi önemli göreve atanması planlanan Fethullahçı emniyet müdürlerinin isimleri arşivimizdedir ve noter tutanaklarında kayda alınacaktır.

21. Görevden alınması gereken Recep Tayyip Erdoğan’dır: 

Tayyip Erdoğan yönetimi, polis müdürlerini görevden alarak kendisini kurtarma telaşına düşmüştür. Görevden alınması gerekenler, ABD’nin 24 müslüman milletin yaşadığı ülkelerin haritasını değiştirme projesinde eşbaşkanlık üstlenerek Türkiye’yi parçalama planlarında rol alanlardır.

22. Milletimize söz veriyoruz, suç örgütünü açığa çıkaracak ve Türk adaletine teslim edeceğiz:  

SüperNATO merkezlerinin emrinde, Danıştay saldırısını saptıran ve Hrant Dink suikasitini örgütleyen SüperNATO timi, Cumhuriyet mahkemelerinde kesinlikle yargılanacaklar ve işledikleri suçların cezalarını göreceklerdir. Ülkemizi bir Milli Hükümete kavuşturmak bir vatan görevidir.

 

http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=202517

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=495

 

.GÜNEŞ

İşte derin devlet

Rıza Zelyut

04 Şubat 2007 <%Tarih%>
<%Gün%>

 

Başbakan Erdoğan; Hrant Dink cinayetinden sonra 'derin devlet tartışmalarını gündeme getirdi. Bu konuda İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in dile getirdiği bazı görüşler var. Ben onları biraz özetleyerek aktarıyorum. Eğer bu iddialar doğru ise, Başbakan Erdoğan'ın aradığı derin devlet ortaya çıkmış demektir.


İddialara göre Dink cinayeti ve arka planı:


1. Hrant Dink cinayetinin kilit ismi Erhan Tuncel'in Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'in elemanı olduğu ortaya çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğü de bu gerçeği doğruladı. Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'in Trabzon'da Emniyet Müdürü iken kurduğu ekip, “haber elemanları' perdesi altında, bir operasyon ekibi, başka deyişle tetikçi timidir.


2. Ramazan Akyürek'in 'Haber elemanları' timinin Trabzon'da gerçekleştirdiği işler, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye'de etnik ve dinsel çatışma zemini hazırlamaya yönelik bir dizi tertiptir. (Rahip Santore'nin öldürülmesi bunlardan birisidir.)


3. Erhan Tuncel'in ifadeleri, “Trabzon” diye şifrelenen olayların arkasında Eski Trabzon Emniyet Müdürü ve şimdiki Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'in bulunduğunu kanıtlayacak değerde önbilgiler içermektedir.


4. Hrant Dink suikastinde rol alanlar, Ramazan Akyürek'in denetimi altındadır. Hrant Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ın azmettiricisi olduğu iddia edilen Yasin Hayal, ifadesinde, 2004 yılı içinde Trabzon'da Erhan Tuncel ile tanıştığını, düşünsel olarak ondan etkilendiğini söyledi. Suç, daha önceki örneklerde olduğu gibi, bu operasyon elemanlarına işletilecek ve suçun merkezindeki örgüt perdelenecektir.


5. Fethullahçı ekibin uyguladığı senaryo, Ogün Samast'ın Samsun'da Jandarmanın eline geçmesiyle bozulmuştur. Ogün Samast'ın askeriyeye verdiği ifade, operasyon ekibinde ikinci bir tetikçinin bulunduğunu ve Ramazan Akyürek'in konumunu açığa çıkarmıştır.


6. Ramazan Akyürek, Hrant Dink suikastinin hazırlandığını hem Trabzon Emniyet Müdürü olarak, hem de Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı olarak bilmektedir.


Danıştay suikastinin de Emniyet istihbaratınca önceden bilindiği hatırlanacak olursa, suikastler Fethullahçı ekibin bilgisiyle yapılmaktadır. (Eski İstanbul Valisi Erol Çakır; Ramazan Akyürek için; 'Emniyetteki hizipleşmede irticai akımlara -Fethullah- yakın. Dikkat edilmeli' diyor. Eski polis müdürlerinden Adil Serdar Saçan da onun için 'Polis kolejindeki öğrencileri Fethullahçı ışık evlerine götüren kişi' diyor.)


7. Danıştay suikastinden sonra Doğu Perinçek; Danıştay soruşturmasını saptıranların başında Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'in olduğunu açıklamıştı. Hrant Dink suikastini kurgulayanlar, tetikçinin kameralara poz vermesini ayarlayanlar ve görüntüleri el altından basına sızdıranlar, aynı merkezdir: Emniyet içindeki Fethullahçı ekip.


* Van ve Şemdinli tertibi, Danıştay suikasti, Atabeyler Operasyonu ve Hrant Dink suikasti aynı dizinin alt başlıklarıdır. Bu uygulamaların arkasındaki 'Derin' örgütün başında Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı kadro bulunmaktadır.


* Van ve Şemdinli'den Hrant Dink suikastine uzanan tertiplerin merkezindeki Fethullahçı ekip, CIA ve MOSSAD'ın Büyük Ortadoğu Projesi'nde görev üstlenmiştir.


* Fethullah Hoca, 2005 yılı Ekim ayında, “Ulusalcı dalgayı aşacağız” diyerek, ABD'nin Haçlı seferindeki görevini bir kez daha tanımlamıştır (Yeni Aktüel, sayı 14, 16 Ekim 2005). Yine Fethullah Hoca aynı tarihlerde Türkiye'de büyük tertip ve suikastler olacağı, 'çok kan döküleceği' kehanetinde bulunmuştur. Bu iki açıklama. birbirini tamamlamaktadır.


FOX ÇIKTI


Yukarıdaki iddialarla TGRT'de yayımlanan Ogün Samast görüntülerini yan yana getirince Fethullahçı derin devletin kimliği daha iyi anlaşılıyor. TGRT'yi Amerikalı FOX satın alıyor. Askeri çeteci göstermeye uğraşan Samast görüntüleri de Fox'a veriliyor. Hem de kısa bir zaman içinde. Fethullah Gülen Amerika'da ağırlanıyor. Onun yetiştirdiği iddia edilen Ramazan Akyürek de Türkiye'de polisi bilgilendirip yönlendiriyor.


Bunları yan yana getirdiğinizde karşımızda yeni bir derin devlet örgütü olduğunu görüyoruz. MHP Lideri Devlet Bahçeli de herhalde bunu söylüyordu.


Şimdi görev Başbakan Erdoğan'da... 

Eğer kendisi derin devlet dediği çeteleşmeye karşı ise, geçmişi bırakıp yaşadığımız şu günlere bakmalıdır. Unutmayalım ki Türkiye'de askeri kötü gösterecek tertip; baştaki hükümete bir hayır getirmez. İşin ucu sadece hükümet karşıtlarına gittiği zaman değil hükümet yandaşı gözüken yasadışı oluşumlara gittiği zaman da araştırılmalıdır. Şimdi Başbakan'dan bu iddiaların açıklığa kavuşturulmasını bekliyoruz.

 

http://www.gunes.com/2007/02/04/yazarlar/y4.html

****************************************************************************

GÜNEŞ

Rıza Zelyut

09 Şubat 2007

F Tipi Polis

 

'F Tipi Polis' terimi, sanıyorum ki Adil Serdar Saçan'a ait.


Saçan, bir zamanlar, İstanbul'da, organize suçlarla, yani çetelerle mücadele eden birimin müdürü idi.
Şimdi üniversitede ders veriyor.


Bu eski polis müdürü, F Tipi terimi ile Fethullah Tipi polisi işaret ediyor.


Dün görüştüğüm bir polis memuru, 'Üst kademeler tamamen onların eline verildi. Alt kademeler için 6 bin Fethullahçı polis aldılar. 20 bin daha alacaklar. Gümüş yüzük takmayanı barındırmıyorlar. Hem de sol elinizde değil sağ elinizde gümüş yüzük olmalı! Bizim gibi devletine bağlı olanları da emekli olmaya zorluyorlar.' dedi.


Son zamanlarda hangi polisle konuştu isem, emniyetin, Fethullahçı müdürlerin eline verildiğini söylüyor. Bu durum polis arasında derin bir hoşnutsuzluk yaratmış bulunuyor.


ÖMER DİNÇER'E GİDEN YOL


Adil Serdar Saçan'ın Tercüman Gazetesi'ne yaptığı açıklamalar; Hrant Dink cinayetinin ucunun F tipi polisin bir tertibi olduğunu belirtmiş. Saçan, isim vermese de polisteki Fethullahçı kadrolaşmanın; Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'in bilgisi dahilinde yürütüldüğünü işaret ediyor. Bu bağlamda:


Şemdinli'de bir PKK'linin kitabevinin bombalanması olayına şimdiki Genelkurmay Başkanı Büyükanıt Paşa'nın dahil edilmek istendiği...


Danıştay saldırganı Alparslan Arslan'ın arkasında bazı askerlerin gösterilmek istendiği...
Atabeyler operasyonu ile yine askerin kötülenmeye çalışıldığı...


Trabzondaki rahip cinayetinde ve Hrant Dink olayında milliyetçi çevrelerin ve arkadaki askerin zan altında bırakılmaya uğraşıldığı...


Dink cinayetinin bütün bilgilerinin polis istihbaratında bulunduğu, istihbaratın başına da Fethullahçı olduğu eski İstanbul Valisi Erol Çakır'ın kaydı ile anlaşılan Ramazan Akyürek'in getirildiği...


Fethullah Gülen'in ABD'de misafir edildiği, onun; 2005 yılında, 'Yakında büyük cinayetler olacak, Türkiye'de kan akacak.' 'Ulusalcı dalgayı aşacağız/(Milliyetçileri gerileteceğiz!)' gibi açıklamalar yaptığı...


F tipi polis müdürleri başta iken sürekli cinayetler işlendiği; bu cinayetlerden sonra milliyetçilerin suçlandığı.
İstanbul'da görevden almaların aslında Fethullahçı Ramazan Akyürek'i kurtarmayı amaçladığı
görünen olgular olarak öne çıkıyor.


Demek ki, Başbakan Erdoğan'ın 'derin devletin işi' göstermeye uğraştığı son cinayetler; F tipi polislerin dahli olabilecekleri kompolar olarak da yorumlanabilir.


Acaba Sayın Başbakan; Ömer Dinçer-Ramazan Akyürek bağlantısını sorgulamayı düşünmekte midir? Kendisine müsteşarlık yapan Ömer Dinçer'i hala aynı kararlılıkla savunmakta mıdır? Bu soruların cevabını çok merak ediyorum.


Ayrıca; bütün Türkiye'nin istihbaratının başına bir Fethullahçı'yı getirmeyi; Türkiye'nin güvenliği açısından normal karşılayabiliyor mu? Ramazan Akyürek, eski Vali Çakır'ın dediği gibi tahrikçilere yakın ise; tarikatin başı Amerikan hükümeti ile içli dışlı olduğuna göre; bizim istihbarat bilgilerimiz, Amerikan tarafına aktarılamaz mı?


Başbakan Erdoğan, açık konuşup bu cinayetlerin arkasındakileri tam tarif etmelidir. Yoksa onun, 'derin devlet' gibi muğlak bir kavramın arkasına saklanıp asıl sorumluları perdelediğini söylemek zorunda kalacağız. Bunu da hükümet olmuş, ülkeyi yöneten bir partiye de onun başındaki siyasetçiye de yakıştırmak istemiyoruz.


HOCA EĞLENİYOR


'Hastayım!' diyerek Amerika'ya 'Hicret eden' Fethullah Gülen'i eğlendirmek için müritleri tiyatro kurmuşlar. Hürriyet Gazetesi'nin haberine göre, bu adamlar ABD'ye gidip hocayı bir güzel eğlendirmişler.
Amerika tarafı, Türklere vize vermemek için bunca eğlenirken bir kumpanyaya anlayışla davranması herhalde F Hoca'nın kerametinden olsa gerek.


Millet Türkiye'de kan ağlarken sevgili hocamız Amerika'da pek güzel eğleniyor.
Eğlenin, eğlenin!

http://www.gunes.com/2007/02/09/yazarlar/y4.html

 

DİNK CİNAYETİNİ KAPATTILAR

Dr.A.Serdar Saçan
adilserdar@kuvvaimilliye.web.tr

 

 Bu yazıya "Farkedilmişler İşbaşında" başlığını atsam belki daha iyi olurdu. Ama, bugün daha önce değindiğim bir örgütü deşifreye devam edeceğim için bu başlığı attım.

         Akp iktidara geldikten bu yana ülkede bir takım garip olaylar oluyor,failler çoğunlukla yakalanıyor,ama örgüt bulunamıyor.Örgüt bulunamayınca,olaylar devam ediyor.Örgütü,bir örgütlü suçlar uzmanı olarak anlatıyoruz, yetkililer anlamıyor.Bir kez daha yazalım dedik.Bakalım ne olacak?

Danıştay saldırısının hemen ardından Aydınlık Dergisi ile yaptığım söyleşide;"ABD desteğinde birilerinin,ülkemizde ortaya çıkıp, güç olduklarını kanıtlamak için eylemler yaptıklarını,bu eylemleri ulusalcılara mal ettiklerini söylemiş ve durdurulmaları için MGK'yı basmalarının mı gerektiğini"sormuştum.

Sular duruldu,farkedilmişler toparlandı. DİNK cinayeti ile yeniden işbaşında geçtiler.

Şimdi bazı olayları alt alta yazalım;

-Önce,Hablemitoğlu cinayeti.Merhum Hablemitoğlu,F tipinin, özellikle Emniyet içerisindeki örgütlenmesini deşifre etti, vuruldu.İddia ettik, kitabımızda yazdık,tık yok.

         -Sonra,Şemdinli iddianamesi;iddia ettik, Savcı F tipi dedik,yazdık ,çizdik,kimse önemsemedi.

         -Sonra,Rahip cinayeti; söyledik, anlattık, Trabzon Emniyetine dikkat çektik,failin F tipi bağlantılarına hiç bakılmadı.

         -Sonra,Cumhuriyet Gazetesine saldırılar; söyledik,yazdık,Cumhuriyet 'in F tipileri deşifre için yazdıklarından ötürü saldırıya uğradığını iddia ettik,yine çıt yok.

         -Sonra,Danıştay saldırısı; olay F tipilerin işi dedik,iddia ettik, konuştuk, F’nin öz yeğeni azmettirici olarak tutuklandı.Kimsenin umurunda değil.

         -Sonra Atabeyler operasyonu,iddia ettik,yazdık,anlattık.Tüm tutuklular serbest bırakıldı,basına dosya veren şahıs hala ortada yok.

         -Sonra ,Dink cinayeti ve “Hepimiz Ermeniyiz” sloganları ,yine yazıyoruz, çiziyoruz, biliyoruz, nafile!

         Şimdi de bu olaylardan bazıları ile ilginç  rastlantılara (ya da bağlantı) bir göz atalım;

         -Trabzonda’ki rahip cinayetinde İl Emniyet Müdürü,F tipi olduğu sicili ile kanıtlı R.A.

         -Trabzon’da milli futbolcuların tehdit edilmesi,işyerleri ve otolarını kurşunlanması olaylarında İl Emniyet Müdürü, yine R.A..Yardımcısı F tipi İ.A’ nın eşi ile Trabzon’un ünlü bir mafya liderinin eşi koruma şirketi kurmuşlar.Olaylarda bu çerçevede cereyan ediyor.Hakkında açılan soruşturmalar hemen kapanan İ.A. şimdi Mayıs ayında büyük bir ile Emniyet Müdürü olmayı bekliyor.

         -R.A. Trabzon’daki müthiş başarıları! Nedeni ile ödüllendirilip Ankara’da ki Emniyet İstihbarat Dairesinin en tepesine oturtuluyor ve bir ay sonra Danıştay saldırısı Ankara’da gerçekleşiyor.Saldırıdan 1 saat sonra,İstihbarat Dairesi çalışmaya başlıyor ve basına yapılan servislerle,emekli askerler vasıtası ile olay ulusalcılara bağlanıyor.

         -Aynı R.A.’nın Dairesi Atabeyler operasyonunu yapıyor ve operasyondan 1 saat sonra Genelkurmay Başkanlığı’nın önünde bir şahıs gazetecilere tüm Emniyet dosyasını veriyor.Şahısta yok,Emniyetten ceza alan da.

         -Dink cinayetinden 1 saat sonra, “Hepimiz Ermeniyiz” bez pankartları  açılıyor.Dink cinayeti zanlıları da Trabzon’dan çıkıyor.İki gündür basında yer aldığı üzere,azmettirici R.A.’nın Trabzon’dan elemanı.Olayı R.A. Trabzon’ da iken  haber verdiğini iddia ediyor.O tarihte İstanbul Emniyetine de haber veriliyor.İstanbul Emniyetinde o sıralarda ki İstihbarattan sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı,şimdi büyük bir ile Emniyet Müdürü yapılan F tipi Ş.D..Olayı ciddiye almıyor.Hrant Dink İstanbul’da öldürülüyor...

         -Veeeee Trabzon Emniyet Müdürü Reşat ALTAY ile Vali görevden alınıyor.Hem de ALTAY, Ankara’da toplantıda iken.Trabzon’a bile dönmesi istenmiyor.Aynen, zanlının Trabzon’a gelmeden yakalanması gibi.

         -Veeee Reşat ALTAY ile ilgili internet ortamında müthiş bir karalama kampanyası başlatılıyor.

         -Reşat ALTAY ,meslekte hiç birlikte çalışmadığımız,ama tanıdığım, Cumhuriyetçi,Atatürkçü ve iyi bir Terörle Mücadele Polisidir.Eğer Trabzon’da kalsaydı,kendisine ve Trabzon’a yapılan haksız saldırıların gerçek sebeplerini ve Dink cinayetinin F tipi bağlantısını ortaya çıkartabilecek bir kapasiteye sahipti.ALTAY’ı aldılar,diğerleri yerlerinde,Dink olayı kapanmıştır.Geçmiş olsun.Bu büyük Örgütün liderinin ismi de eski bir sanığım olan Ö.D.’dir.Ö.D. kim?Hadi bilin bakalım.

Not: Artvin'e dikkat

Saygılarımla

 

http://www.kuvvaimilliye.net/author_article_detail.php?id=269&PHPSESSID=73ddd4f0cdd99

 

BİR ÇETE ARANIYOR

Milli Çözüm Dergisi

Yazar Erdoğan PİŞKİN   

 

 

"Küresel çete"ye (Siyonist sermaye hakimiyetine) teslim olmuş AKP iktidarı, Danıştay saldırısının arkasından aradığı çeteyi bir türlü bulamıyor!... Her şeyi yüzüne gözüne bulaştırıyor. AKP'nin bu alık tavırları Hz. Mevlana'nın nefsi emareye işaret ederek: "Düşman kendi odasında ve hanımının koynunda bulunuyor. Zavallı ahmak, silahını almış, dışarıda ve bahçe kapısında düşman arıyor!" benzetmesini hatırlatıyor.

 

Başbakanın bilgiçlik edasıyla açıkladığı gibi, Danıştay'a yapılan saldırının arkasından bir ihanet çetesi çıktı. Ama bir gün bile geçmeden bu çetenin çatısı yıkıldı.

Başbakanın kehaneti çıkmıştı ama ortada küçük bir soru işareti kal­mıştı! Çete neredeydi? Lideri kimdi? Gözler tabii hemen Emniyet'te sorgulanan eski subay Muzaffer Tekin'e çevrilmişti. Basın kullanıl­mış, Muzaffer Tekin bir kuşku yumağı ve çete lide­ri kisvesine sokulmuştu. Birtakım fotoğraflarla işin ucu emekli subaylara ve orduya uzatılmıştı... Lider bulunmuştu! Ama bu lide­rin Danıştay baskınıyla ilgi­si kurulamıyordu. Tekin 4 gün Emniyet'te tu­tuldu. Gazetelere birtakım fotoğraflar dağıtıla­rak kafalar karıştırıldı. Sonunda beklenen ol­du.

Tekin serbest bırakıldı. Danıştay bas­kınını saptırmak ve azmettirici koltuğuna bir "ulusalcı çete" oturtmak girişimi şimdilik başa­rılı olmadı. Oysa bu yolda nasıl da yoğun çaba harcanmıştı. Örneğin Hürriyet'te Saygı Öztürk şu haberi yapmıştı:

"Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mü­cadele Şubesi'ndeki sorguda Alparslan Arslan'a ‘örgüt şeması' gösterildi. İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, bazı emekli su­bayların da isimlerinin, fotoğraflarının yer aldı­ğı şema hakkında Arslan'a, ‘Bunlardan hangisiyle berabersin?' sorusunu yöneltti. Fotoğrafları inceleyen Arslan, ‘Hiçbiriyle beraber değilim. Eyleme kendim karar verdim' karşılı­ğını verdi... "Eylemi Müslüman Türk gencinin refleksiyle yaptım" şeklinde yanıtladı.

Vuran da fethullahçı, sorgulayan da! Nasıl oluyor?

Danıştay saldırısını sorgulayan Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'in Fethullahcılık sicili bulunduğu biliniyor. Saldırının tetikçisi Alparslan Aslan'ın ailesinin Fethullahçı olduğu söyleniyor. Ayrıca, mezun olduğu Marmara Hukuk Fakültesi'nden Arslan'ı tanıyanlar da onun Fethullahçı olduğunu anlatıyor. Bu durum Danıştay saldırısının ilginç bir yönünü ortaya koyuyor. Saldırıyı gerçekleştiren tetikçi Fethullahçı. Saldırıyı sorgulayan ve aslında tertibin merkezinde olduğu anlaşılan Emniyet İstihbaratı'nın başı da Fethullahçı.

2006 Sonu-2007 Başı vizyona girecek bir "film" mi çekiliyor?

Bu rapor, PINR Report adıyla çeşitli ülke analizleri­nin yer aldığı ağırlıklı olarak Amerikan kaynaklı bir siteden. Raporun, yayınlanış tarihi 17 Mayıs idi. Ya­ni, Danıştay'a karşı girişilen alçak saldırıyla aynı gün. Sonuç kısmında şöyle deniliyor: "Türkiye'nin AB'ye katılma girişiminin çöküşü, Erdoğan hü­kümeti üzerinde Türkiye'nin laik seçkinlerinden gelen siyasi harareti çok büyük ölçüde arttıra­caktır. Bu hararet, Mayıs 2007'de cumhurbaşkanlığının el değiştirmesi yaklaştıkça, daha da artacaktır. Türkiye'nin laik seçkinleri AKP'nin atadığı bir İslamcıyı ülkenin yeni cumhurbaş­kanı olarak kabul edeceğe benzemiyorlar. Türk askeri bunu engellemek için siyasi müdahalede bulunmayı oldukça gerekli ve uygun görebilir. Müdahale, Erdoğan hükümetinin 2006 sonu ya da 2007 başlarında çöküşünü provoke edebilir." (22.5.2006 / Cengiz Candar / Bugün)

 

Oysa Cengiz Çandar'ın da bağlı olduğu lobilerden vahiy alan Hoca: "Türkiye'de 28 Şubat'ı aratacak gelişmeler yaşanacak" kehanetini ortaya atmıştı.

Ve bu zat Nuriye Akman'la yaptığı röportajında:

Bana göre İslam dünyası diye bir dünya yok. Müslümanların yaşadığı yerler var. O da kültür Müslümanlığı, İslam'ı kendi düşüncelerine göre yeniden inşa etmiş Müslümanlar var. İnsanın, inandığı şeylere doğru inanması, doğru inandığı şeyleri de doğru uygulaması lazım. Müslümanlığa sahip çıkması lazım. İslam dünyası dediğimiz coğrafyada bu anlayışta, bu felsefede toplumların var olduğu söylenemez.

Müslümanların dünya muvazenesine katkıda bulunacaklarına şu anda ihtimal vermiyorum. İdarecilerde de o mantığı göremiyorum. İslam dünyası, şimdilerde belli ölçüde aydınlanma olsa da çok cahil. Ferdi Müslümanlık var. Dört başı mamur Müslümanların var olduğunu şahsen görmüyorum. Başkalarıyla münasebet içinde olabilecek ve aynı zamanda bir birlik teşkil edebilecek, müşterek problemlerini halledebilecek, kainatı yorumlayacak, kainatı çok iyi okuyacak, geleceği çok iyi okuyacak, gelecek adına projeler üretebilecek Müslümanların olmadığı bir dünyaya ben İslam dünyası demiyorum. (Gurbette F.Gülen. Nuriye Akman, 6. baskı sh.21)

Sözleriyle:

a) İslam dünyası gerçeğini ve Müslümanların güç potansiyelini yok sayarak, Amerika'ya yaranmaya ve yamanmaya,

b) Müslümanlara ümitsizlik ve çaresizlik aşılayarak, siyonist emperyalizme mahkum ve mecbur bırakmaya,

c) Erbakan Hoca'nın artık zafere yaklaşan tarihi girişimlerini ve D-8 gibi projelerini küçümseyip kötüleyerek, şeytani cephenin işini kolaylaştırmaya çalışmıştı.

d) Asla gerçekleri yansıtmayan ve hele bir İslami cemaat liderine hiç yakışmayan bu karamsar ve karalayıcı sözler; kendi kendilerini de inkar anlamındaydı.

Fethullah Gülen'in başındaki hareketi, "Mehdiyet ve Mesihiyet" hizmeti sayanlar, acaba bu itiraf ve iftiraları nasıl karşılamıştı?

 

 

Saldırganın Fethullahçı Olduğu Söyleniyor

Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği Genel Başkanı Taner Ünal, Danıştay'a yapılan saldırı ile ilgili olarak "ilginç" açıklamalarda bulundu..

"Danıştay'da yapılan menfur saldırıyı yapan şahıs ailecek Fetullahcıdır" diyen Ünal şöyle dedi:

Bu olay Fetullahçı ekip - Pentagon - CIA - Nato Güçleri tarafından ortaklaşa yürütülen bir provakasyondur.

Pentagon'da hazırlanan bir takım planlar sanki emniyetten alınan bilgilermiş gibi kamuoyuna aktarmakta diğer basın kuruluşları ise bu aldıkları bilgilerin doğruluğuna inanarak yayın ve yorum yapmaktadırlar.

Ortada bir yılan vardır ve bu yılanın kuyruğu nerede bir Vatansever - Milli - Milliyetçi - Ulusalcı kişi veya kurum varsa ona değmektedir.

Menfur saldırıyı yapan katilin ilişkileri Ülkücü Hareketten Ulusal solculara oradan Vatansever kuvvetlere kadar oldukça geniş bir yelpaze içerisinde nerede vatan millet sevgisiyle bir şeyler yapmaya çalışan kurum veya kuruluş varsa onunla irtibatlandırılmaya çalışılmıştır.

Bu saldırının sebebi:

PENTAGON CIA VE NATO GÜÇLERİ TARAFINDAN MALUM HOCAEFENDİ EKİBİNE SİYASETEN YOL AÇILMASIDIR" diyordu.

Alparslan Arslan'ı MOSSAD Bulgaristan'da eğitiyor!

Genelkurmay'a yakın bir kaynağın Ankara Terörle Mücadele elemanlarının belirttiğine göre, MOSSAD'a bağlı çalışan ve Gonca Bahar adına bir kimliği de bulunan kadının, Alparslan Aslan ve arkadaşlarından oluşan sekiz kişilik ekibi Bulgaristan'da eğittiği biliniyor. Bu özel eğitim, MOSSAD destekli Alpira adlı şirketin Bulgaristan'daki tesislerinde veriliyor.

Genelkurmay'a yakın bir kaynaktan Aydınlık'a ulaşan bilgiye göre, Al­parslan Arslan'ın Süper NATO'yla olan bağlantısı MOS­SAD üzerinden kuruldu. Bu ger­çek Ankara Terörle Mücadele Şubesi tarafından da tesbit edil­di. MOSSAD'a bağlı çalışan "Gonca Bahar" adına bir kimli­ği de bulunan kadının, Alpars­lan Arslan ve arkadaşlarından oluşan sekiz kişilik ekibi Bulga­ristan'da eğittiği belirtiliyor. Bu özel eğitim, MOSSAD destekli Alpra adlı şirketin Bulgaris­tan'daki tesislerinde verildi. Bu durum, Alparslan Arslan'ın ba­şından beri üzerinde durulan Bulgaristan bağlantısını da açık­lıyor.

"BULGAR HOCA" KİMDİR?

Bulgaristan'la ilgili diğer bir nokta da, Alparslan Arslan'ın Bulgar kökenli bir kişiyle olan ilişkisi. Tetikçinin babası, olay­dan hemen sonra yaptığı açıkla­mada, oğlunun bir Bulgar ile ta­nıştıktan sonra hayatının değiş­tiğini söylemişti. Tabii tek başı­na "bir Bulgar" ifadesi pek bir anlam taşımıyor. Ancak daha sonra söz konusu Bulgar'ın la­kabının "Bulgar Hoca" olduğu ortaya çıktı.

Ancak "Bulgar Hoca" la­kaplı istihbaratçının Bulgaristan istihbaratından atıldığı belirtili­yor. Adı Jelyo Penev olan Bulgar istihbaratçı ara sıra Türkiye'ye gelen ve Rusya'ya girmesi yasak olan bir kişi.

Penev, 2001 yılında Bulgar askeri istihbaratından atıldı. Atılma nedeni; Bulgar gizli ser­visinin Rus gizli servisiyle birlik­te 1998 yılında yaptığı ortak bir araştırmanın bilgilerini satmak. Kısa bir süre yargılandıktan sonra delil yetersizliğinden ser­best bırakılınca, İngiltere'ye gi­diyor. Bazı Rus kaynaklar, Jelyo Penev'in MI-6'ya çalıştığını, söz konusu bilgileri İngiltere'ye sat­tığını belirtiyor.

Jeljo Penev'in Türk asıllı bir sevgilisi var. Penev çok iyi dere­cede İngilizce, Arnavutça, Türk­çe ve Rusça biliyor. Bir dönem Kosova'da bulunmuş. Türki­ye'yi ara sıra ziyaret ediyor. Pe­nev, 2003 yılında Rusya Federasyonu'nun Inguşetya bölgesi­ne gitmiş. 3 aya yakın bir zaman kalmış. Vize ihlali nedeniyle sı­nır dışı edilmiş.

Bulgar Hoca lakabı ise ol­dukça dikkat çekici. Rus kay­naklara göre "Bulgar Hoca" lakabı, Jelyo Penev'e Hıristiyan olmasına rağmen Müslümanlar­la yakın ilişki kurması nedeniyle verildi.

 

Fethullahçı Yapılanma Organize Suç Örgütü Gibi Çalışıyor

Şu anda Danıştay'a saldırıyı araştıran polis ekibi, bir soruşturma ekibi olarak değil, soruşturmayı karartma ve saptırma ekibi olarak faaliyet yürütmektedir. Bu ekip, suça azmettiren merkezlerin üzerini örtmeye, böylece suçun aslî faillerini giz­lemeye çalıştığı için, suça ortak olmuştur. Soruşturma ekibinin kendisi bir tertip eki­bine dönüşmüştür ve suçlu konumundadır. Bu ekip, Alparslan Arslan'ın işlediği suça iştirakin ötesinde yeni suçlar da işlemektedir. Su­çu emperyalizme karşı mücadele eden ulusal güçlerin üzerine yık­mak için yalan haber imal etmekte ve basına servis yapmaktadır. Soruşturma ekibi, kamuoyunu, suçun merke­zinde bulunan ABD'nin ve Cumhuriyet yıkıcı­sı iktidar sahiplerinin çıkarları doğrultusunda yönlendirerek aynı zamanda Cumhuriyete, vatana ve millete karşı ağır suçların içine bat­maktadır.

Bu ekip, Fethullah cemaati üzerinden SüperNATO bağlantılıdır. Dolayısıyla Danıştay yargıçlarına kurşun sıkanlar ile suçu sözümona araştıranlar, aynı merkezden yönetilmek­tedirler. Yani polis açıklamalarındaki ifadesiy­le "Organize suç örgütü."

ABD'nin Derin Devleti faaliyettedir ve Tür­kiye'nin söylendiği gibi bir Derin Devleti yoktur.

Soruşturmanın başında fethullah sicilli daire başkanı bulunuyor!

İşte bir sicil raporu:

"Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullahcılara) yakın. Dikkat edilmelidir"

Rapor, 2001 yılında İstanbul Valisi Erol Çakır tarafından el yazısıyla yazılmış ve imzalanmıştır.

Bu sicil rapor, 59983 sicil numaralı Emniyet istihbarat Daire Baş­kanı Ramazan Akyürek hakkındadır.

Sicil raporu öyle kasalarda falan değil, Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi dosyalarında..!

Sicil Amiri öyle sıradan bir şef veya müdür değil, İstanbul Valisi Ramazan Akyürek'in "Emniyetteki hizipleşmenin içinde" bulundu­ğu, yani örgütlü olduğu, görev sorumluluğu taşıyan Cumhuriyet valisince sicile yazılmış ve imzalanmış.

Sicilinde Ramazan Akyürek'in örgütü de saptanmış: "irticai akımdan" ve parantez içinde (Fethullah) diye adı belirtilmiş. Ve "dikkat edilmelidir" notu düşülmüş.

Anlaşılan sicildeki bu "dikkat edilmeli" notu, Ramazan Akyürek'i, Emniyet istihbarat Daire Başkanlığı'na yükseltmiş.

Dikkat edilmesi gereken adam, şimdi herkese dikkat eden ma­kamda.

Ve "dikkat edilmesi" gereken Fethullah sicilli daire başkanı, Da­nıştay cinayeti soruşturmasını yönlendiriyor.

"Dikkat edilmesi" gereken Fethullah sicilliye, Türk Emniyeti'nin istihbarat dairesi, yani beyni teslim ediliyor."

Soruyoruz: "Fethullahçı" emniyet yetkilileri Danıştay cinayetini ne kadar ciddi araştırıyor?

Emniyet istihbaratının Muzaffer Tekin fotoğrafları üzerinden kamuoyuna yapılan servis sürerken; Danıştay saldırısının arkasında iki ana odağa doğru gidiliyor:

Bir tarafta Fethullahçı olarak adlandırılan odakların,

Öbür tarafta Masonik yapıların ve MOSSAD bağlantılarının pis kokuları yayılıyor!

Danıştaydaki saldırı öncesinde bozulacağı tutan kameralar ve kayıt sistemi ile ilgili Oyak Güvenlik'in apaçık teknik bir yalan söylemesi de ayrı bir anlam taşıyor.

Bu anlamı güçlendiren somut done ise;

Soruşturmayı yürüten Emniyet ekibinin bizzat merkezinde yer alıyor.

Evet, Emniyet İstihbarat Müdürü Ramazan Akyürek kimden yürekleniyor?

Belgenin tarihi: 16 Temmuz 2001

Konu: Asya finans

Belgenin Yollandığı Yer: DGM Cumhuriyet Savcılığı

Şunları yazıyor:

"Asya Finans isimli kurumun halka yüksek faiz karşılığı krediler verdiği ve geri ödemeleri temin etmek için silahlı çete oluşturmak suretiyle zor kullanma ve tehdit yolu ile para tahsilatı yaptıkları bildirilmiştir."

Asya Finans'ın para tahsilatı için çete kurduğunun tespit edildiğini belirten resmi bir belge bulunuyor.

Bu resmi belge sonucunda İstanbul DGM sözkonusu çetenin tespitine yönelik bir çalışma grubu kurulmasına karar veriyor.

Sonra mı ne oluyor?

Gelin yine 10 Temmuz 2002 tarihli resmi bir belgeden okuyalım:

Fethullah Gülen grubunun Emniyet içerisindeki etkinliği: özellikle İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Daire Başkanlığı'nın teknik takip birimlerinde odaklanmaktadır.

 

 

Bu nedenle ilgili birimlerden habersiz dinleme ve izleme faaliyetlerinde bulunulması başlangıçta planlanmış ancak 30.10.2001 tarihli ekte sunulan talimatnamenin 8. maddesinin "h" ve "ı" bendlerine göre bu birimlerden habersiz, yargı kararı da olsa teknik takip ya da izleme yapılması imkansız hale getirilmiştir.

Bu talimatnamenin de esasen bu grubun girişimleri ile çıkartıldığı kanaati tarafımızda mevcuttur."

Yani: Fethullahçı olarak bilinen Asya Finans'la bağlantılı çalıştığı belirtilen bir çeteye yönelik istihbarat çalışmasının;

Emniyet içindeki Fethullahçı odaklar tarafından engellendiğine dair resmi bir şikayetle karşı karşıyayız.

Daha da vahimi;

Asya Finans'la bağlantılı çalıştığı belirtilen bu çetenin; aslında "Fethullahçı" Emniyetçilerin başında bulunduğu 12 kişilik bir çekirdek olarak işe başladığı yolundaki somut iddialar bulunuyor.

Sanırız Ramazan Akyürek; bir istihbaratçı olarak, meşhur Şahinler Grubu'nun başındaki ismi çok iyi biliyor.

Muzaffer Tekin'i resmin ortasına oturtup; kartvizit ve telefon dedektifliği üzerinden, Alparslan Arslan'la ilişkilendiren ve buradan yola çıkarak devasa bir çeteyi ortaya çıkarma başarısı gösteren (!) Emniyetin bir gün;

Alparslan Arslan'ın, Maslak'ta sürekli görüştüğü Nurcu şeyh bağlantısı üzerinden Fethullah Gülen'i de resme dahil etmesi de imkan dahilindedir.

2001 yılında hakkında istihbarat çalışması yapılması engellenen ve aralarında Fethullah Gülen'in İstanbul III. imamı Ahmat Karabey'in de olduğu ekibin resmi belgelerdeki tanımı ile finansal sorumlusunun Asya Finans'ın ortakları arasında olduğu da ortaya konabilir.

 

Sonra da emniyet orada da durmayıp;

Danıştay'ın iptal ettiği liman ihalelerinden, enerji ve özelleştirme ihalelerine kadar birçok davanın dökümünü yapıp; bu iptallerle önleri kesilen küresel ve yerli baronların kesişme noktasında:

Fethullah'a yakın sermaye odaklarıyla, masonik sermaye odaklarının olduğunu tespit edebilir!

Zaman Gazetesinde yer alan;

"Muzaffer Tekin'in Rus sevgilisi olduğu" yolundaki çarpıtmalar bile aleyhinize dönebilir!

Böylece Danıştay cinayeti sadece Türkiye'deki değil, diğer ülkelerdeki melun çeteleri temizlemek için de bir vesile olabilir.

AKP'nin iktidar olduğu gün, derhal görevden aldığı Kaçak­çılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi Müdürü Dr. Adil Serdar Saçan, Emniyet içerisindeki Fethullahçı örgütlenmeyi 1978 yılında Polis Kolejinden itibaren takip ettiğini söylüyor. Geçen ay "Birharf Yayıncılık" tarafından yayımlanan "Küresel ve Yerel Mafia Kıskacındaki Türkiye" isimli kitabında, "polis teşkilatındaki F tipi" olarak adlandırdığı Fethullahçı örgütlen­meyi, somut olaylarla anlatıyor.

Faaliyetleri Yasal Zemine Dayanmıyor

4422 sayılı yasada yapılan değişikliklerden sonra, günümüz­de polis teşkilatınca "teknik takip" yapılmasının yasal zemini­nin belli olmadığına dikkat çeken "eski" polis müdürü Saçan, bu tespitinden hareketle; "her türlü teknik takip ve izleme" işle­rinin bütünüyle "F tipi örgüt" tarafından yürütüldüğünü söylü­yor. Saçan'a göre; "F tipi örgüt, bu ayrıcalığı elinde bulundur­duğu için, teşkilat içerisinde dokunulmaz hale geldi, iktidar, bir kişiyi ya da kurumu hedef aldığında, F tipi örgüt de iktidarın amacına uygun malzeme üretimine başlıyor. Uzağa gitmeye ge­rek yok. Bu yılın olaylarını hatırlayın: Van Yüzüncü Yıl Üniver­sitesi Rektörünün tutuklanması, Şemdinli iddianamesinde Kara Kuvvetleri Komutanına çamur atılması ve son olarak Danış­tay'a saldırı olayında soruşturmanın saptırılması söyledikleri­min kanıtıdır" diyor.

Takvime bakmak yeterli

Dr. Adil Serdar Saçan'ın saptamalarını doğrulayan çok sayı­da olay var. Dergimizin kapak dosyasının "kahraman"ı ve Fethullahçılığı mahkemeden tescilli Ramazan Akyürek'e, AKP'nin iktidara gelmesinden sonra, Emniyet'in İstihbarat Daire Başkanlığı'na atanma sözü verilmiş. Bunun belgesi de Trabzon'da yerel bir gazetede (Taka Gazetesi'nin 6 Haziran 2005 tarihli nüshasında) yayımlanmış. Fethullahçı Akyürek konusunda dik­kat çeken ikinci nokta, Cumhuriyet Gazetesi'ne ilk bomba atıl­dığı sırada, 5 Mayıs 2006 günü; Akyürek'in "tayin kararnamesi"nin hazırlanmış olması. Üçüncü nokta ise tayin kararnamesi­nin çıkması ile; Alparslan Aslan'ın Danıştay'a silahlı saldırısını yaptığı tarih arasında 9 gün gibi kısa bir süre olması.

SüperNATO'nun Taşeronları!

Aydınlık'a başka bir kaynaktan ulaşan bilgi ise, Alpaslan As­lan'ın, 5-6 yıldır; AKP'ye çok yakın bir kişinin himayesinde ol­duğuna ilişkin. Bu ilişki polis tarafından bilindiği halde, Akyü­rek'in ve SüperNATO'nun taşeronluğunu da üstlenen emniyet içerisindeki Fethullahçı örgütün, asker kesim ile bağlantı iddi­alarını sürekli gündemde tutması, medya sayesinde sağlanıyor. Medyanın, saptırma çabalarını yoğun biçimde desteklemesinin arkasında, emniyet içerisindeki bu örgütün, "teknik takip ve dinleme" faaliyetlerini elinde tutmasının büyük rolü olduğu da akla geliyor.

Milli Güvenlik Kurulunu da Basarlar mı?

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 12 Nisan 2006 günü, Harp Akademileri Komutanlığında yaptığı konuşmada, "irticai kadrolaşma"ya önemle vurgu yapmış ve AKP'yi uyarmıştı. Bu uyarıya karşı Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, adeta "alaycı" bir üslupla "Cumhurbaşkanı, buna ilişkin belgeleri bize gönderirse, gereğini yaparız" demişti. Aca­ba, Dr. Adil Serdar Saçan'ın (gerek görüşmemizde, gerekse "Küresel ve Yerel Mafia Kıskacındaki Türkiye" isimli kitabında somut olaylara dayanarak) işaret ettiği, SüperNATO'nun taşe­ronluğunu yapan "F tipi" örgüt, yasal mı görülüyor? Bu "irticai-haçlı" örgütlenmelerin dağıtılması için, A. Serdar Saçan'ın değindiği gibi, Milli Güvenlik Kurulu'nun baskına uğratılması "falan" mı bekleniyor?

 

http://www.millicozum.com/content/view/77/

 

F Tipi Suikastlar

Neval Kavcar

08 Şubat 2007

 

“Rahip Cinayeti”, “Danıştay Baskını” ve “Hrant Dink Suikastı” üçlemesinde, kamuoyunun dikkatini çeken bağlantılar oldu. İşin en önemli yanı ise her seferinde Türkiye bir daha vuruldu.

Rahip ve Dink cinayetinin formatı aşağı yukarı ayni idi. “ Azınlık- Hıristiyan” düşmanlığı, Danıştay Baskınında ise ”laik-anti laik” karşıtlığı. Her üç saldırının da Türk Milleti ile yakından uzaktan ilgisi yoktur. Bu saldırılar sonrasında “301”, “Sözde Soykırım” ve Müslümanları sıkıştırma başta olmak üzere, Batının Türkiye’ye dayattığı konuların gündeme gelmesine bakarak, saldırıların kökünde Batı, uzantısında onlarla bolca diyalog yapan birisi var diyebiliriz.

“Erhan Abi” adlı “polis Muhbiri” , öğreniyoruz ki ayni zamanda olayın planlayıcısıdır. “konuşmaması”, buna göz yumulması, onbir aydır planlanan bir cinayetin çok kısa sürede çözülme senaryosu ile AKP hükümetinin bunu gurur meselesi saymasına bakıyorum da “Hükümet” bu işin neresindedir diye soruyorum?

Hrant Dink’in seçilmesi, onaltı yaşında ki bir çocuğun bu iş için hazırlanması, azmettiricisi Hayal’in Mc Donalds eyleminde denenmesi, aylarca Hayal ve suikast timinin hazırlanması, giderlerin karşılanmasını işsiz “Erhan Abi”nin yapabilmesi mümkün müdür?

Tüm şimşekleri Türkiye’nin üzerine çeviren Hrant Dink cinayeti işleniyor, zaten bilinen sorumlular çok kısa sürede ele geçiriliyor ve oğlunu “emniyete ihbar “etti diye babaya “ödül” verileceği duyuruluyor? Gariban işçi Samast’ın o sıra televizyon seyrettiği, “ Hrant’ı vuran Ogün” deyip emniyete koştuğu masalına inanmamız isteniyor.

On bir ay önce “olacak” diye emniyete bildirilmiş bir olayın planlayıcısı, finansörü Erhan Abi”, bu bilgiyi alan” Emniyet İstihbaratçısı” da adeta hasıraltı ediyor ve olayın olmasını bekliyor. “İhbar”a inanmamak gibi bir lüksü olabilir mi emniyetin?

Bu konuda hangi çalışmalar yapılmıştır? Yasin hayal takip edilmiş ve bağlantıları araştırılmış mıdır? Yoksa olayı gerçekleştirmesi için rahat mı bırakılmıştır? “Erhan Abi” kimdir? “Rahip” cinayeti ile de bağlantısı var mıdır?

“Erhan Abi” nasıl olurda böylesine önemli bir olayda konuşmaz, konuşturulmaz. Türkiye’nin üzerine” Sözde Soykırım” günahı dağ gibi yıkılmış iken,”konuşmama hakkı” nedir? Böyle saçmalık olur mu?

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şubesi Eski Müdürü Dr. Adil Serdar Saçan “Dink Cinayetini kapattılar”(1) başlıklı yazısında diyor ki:

Önce, Hablemitoğlu cinayeti Merhum Hablemitoğlu, F tipinin, özellikle Emniyet içerisindeki örgütlenmesini deşifre etti, vuruldu.
Sonra, Şemdinli iddianamesi; iddia ettik, Savcı F tipi dedik
Sonra, Rahip cinayeti; söyledik, anlattık, Trabzon Emniyetine dikkat çektik, failin F tipi bağlantılarına hiç bakılmadı
Sonra, Cumhuriyet Gazetesine saldırılar; söyledik, yazdık, Cumhuriyet 'in F tipileri deşifre için yazdıklarından ötürü saldırıya uğradığını iddia ettik,
Sonra, Danıştay saldırısı; olay F tipilerin işi dedik, iddia ettik, konuştuk, F’nin öz yeğeni azmettirici olarak tutuklandı. Kimsenin umurunda değil.
Sonra Atabeyler operasyonu, iddia ettik, yazdık, anlattık. Tüm tutuklular serbest bırakıldı, basına dosya veren şahıs hala ortada yok.
Sonra, Dink cinayeti ve “Hepimiz Ermeniyiz” sloganları

Dr. Saçan’ın söyledikleri çok ciddi ve mutlaka cevaplanması gerekiyor. Ülkenin geleceği bir avuç “duble ajan”ın faaliyeti ile karartılamaz. AKP iktidarını ve devlet mekanizmasını ara konak olarak kullananlar deşifre edilmeli, ortaya çıkarılmalıdır.

Yine ayni yazıda önemli bir nokta daha var. “Rahip Cinayeti” işlendiğinde Trabzon İl Emniyet Müdürü R.A nın F tipi olduğunun sicilli ve kanıtlı olduğunu söyleniyor. R.A. hangi başarısına bakılarak ödüllendirildi dersiniz? İstihbaratın dairesinin başına geçiyor ve ardından bir ay sonra “Danıştay Baskını” gerçekleştiriliyor.

Diğer önemli bir konu “Erhan Abi” nin emniyete durumu R.A. Trabzon’dan ayrılmadan önce bildirdiği gerçeğidir. Dink cinayeti sonrasında ise Trabzon’da kalsa bağlantıları çözebilecek “yeni Emniyet Müdürü” ve Vali acil olarak görevden alınıyor. Dr. Adil Serdar Saçan, Vali ve Emniyet Müdürünün alınarak olayın kapatılmak istendiğini öne sürüyor. Dink cinayeti sonrası sanki suçlu onlarmış gibi “görevden alınanların” olayı çözmesinden korkulduğu için bu yolun seçildiğini söyleyen eski bir emniyetçi ve bağlantıları bilen birisi ise dikkate alınmalıdır diyorum.

F tipi bir kimlik istihbaratın en tepesinde durdukça bu tür cinayetlere yenisi eklenecek demektir. Kimdir bu cemaatçi? AKP hükümeti başta olmak üzere diğer parti ve oluşumlardan F tipi ile bağlantısı olanlar varsa artık bu olaylar ders olsun, onlardan ellerini eteklerini çeksinler derim.

Şimdi geliyoruz efendim işin daha da önemli başka bir boyutuna. Fetullah Gülen’in avukatı Orhan Erdemli, müvekkili adına basın açıklaması yapmış son gelişen olaylarla ilgili olarak:

“Marjinal çevreler Dink soruşturmasını yönlendirmeye çalışıyor

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Orhan Erdemli, toplumsal huzuru bozmaya çalışan bazı marjinal çevrelerin son günlerde yalan haberler ve uydurma deliller üreterek Hrant Dink cinayeti ile ilgili soruşturmayı yönlendirmeye ve yönetmeye çalıştığını söyledi. Toplumsal huzuru bozmaya çalışan bu grup, 'suikastın arkasında Fethullahçı ekip var', 'Dink cinayetinin Fethullah Gülen ile bağlantıları bulundu' şeklinde bir yalan rüzgârı estirerek, cinayet ile müvekkilim arasında irtibat kurmaya çalışmaktadır. Düşmanlıklara ve teröre karşı, hangi düşünce ve inançtan olursa olsun, cumhuriyet, demokrasi ve insan hakları ortak paydasında, ulusal uzlaşma oluşturmak, Sayın Gülen'in ısrarla vurguladığı konuların başında gelmektedir…”( Zaman- 7.2.2007)

Eski Emniyetçi Dr. Adil Serdar Saçan’ın söyledikleri, F tipi görevlilerin adları İçişleri Bakanı Aksu’nun elinde de olmalıdır. “Duble Casus” olarak adları çıkmış bu kimliklerin, “istihbarat”ın ya da başka noktalarda önemli görev verilmesi kimin talebidir?

Türkiye’de birbiri ardınca yapılan yargısız infazlar, gerçekleşen olaylar ve suikastların dumanı tütüyor, F tipi bağlantı kuranlar, “marjinal” oluyor. Adları, görev yerleri, yaptıkları dahası bağlantıları belli, iken gerçeği aramak “marjinal”lik mi oluyormuş, bilmiyorduk öğrendik? Bu söylemi “ Annan Planı” sırasında “Erdoğan’da söylemişti. Denktaş ve çevresini “marjinal” ilân etmişti. Millî menfaatleri koruyanlara “marjinal” diyenleri “deşifre” vakti gelmiştir.

Şu işe bakın ki Gülen’in avukatı da “suikastlar” zincirinde ki F tipi bağlantının ortaya çıkarılmasına ayni adı koymuş,”marjinal” çevreler.

Avukat Erdemli işin içinde bir kötü koku almasa bu açıklamayı yapar mıydı? İş çözülürse yakalanacak kişileri şimdiden ret ediyorlar akılları sıra.

“Erhan Abi”nin başına bir şey gelmeden konuşturulmalı, eski Trabzon emniyet müdürü RA nın F tipi bağlantısına rağmen istihbaratın tepesinde ne aradığı açıklanmalı ve bu işler artık çözülmelidir.

Rahip cinayeti de tekrar gözden geçirilmeli, katilin bağlantıları araştırılmalıdır. Hangi deliller karartıldı ise onlar gün yüzüne çıkarılmalıdır.

Hrant Dink’in ölüm emrini verenlerin bugün “Sözde Soykırım “ ve “Kürt kartını” açanlar oldukları, F tipi kimliklerinde onların fason örgütü olduğu açıklanmalıdır.

 

http://www.davamiz.com/yazar-f-tipi-suikastlar-1365.html

 

      

Suikastın arkasındaki şifre Ö.D.

Mehmet AYDIN / İSTANBUL
07.02.2007

 

 

Saçan’a göre Türkiye’ye tuzak suikastte CIA bağlantılı F Tipi Tarikat izleri var. Tarikatın başındaki Ö.D. ‘kilit isim’. İstanbul’daki görevden alma ise ‘izleri kapatma’ operasyonu

İSTANBUL Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şubesi eski Müdürü Dr. Adil Serdar Saçan, Dink ve Hablemitoğlu cinayetiyle ilgili, Tercüman’a şok açıklamalarda bulundu. Şu anda Yeditepe Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Dr. Saçan, her iki suikastte de “CIA bağlantılı F Tipi Tarikat” izlerinin bulunduğunu iddia etti. Tarikatın başında da, Ö.D. adlı kişinin olduğunu belirten Saçan, “Soruşurma açıp aksini ispat etsinler” diyor.

Ulusalcılar suçlanıyor

Saçan, Dink cinayetinde “F Tipi” bağlantının titiz bir çalışmaya ortaya çıkarılabilecekken bunun engellendiğini belirterek şöyle diyor: “Bu cinayetin ‘F Tipi’ bağlantılı olduğunu iddia ediyoruz. CIA ile ‘F Tipi’ bağlantıyı bilmeyen yok. CIA görevlilerinin de sürekli Türkiye’ye geldiğini N.V. anlatıyor. Bu çerçevede Türk Devleti’ni istedikleri gibi bölüp parçalamak istiyorlar. Bunun için de bu cinayetleri tertip edip ulusalcıların üzerine atıyorlar.”

90 yıl önceki gibi

Şu anda ülkede yaşanaların, 1919’lardan farkının olmadığını belirten Saçan çarpıcı açıklamalarına şu sözlerle devam etti: “1919-1920’de Kuvva-i Milliye güçlerini böyle gösteriyorlardı. Mustafa Kemal’e hain, eşkıya diyorlardı. Mütareke basını da onları yazıyordu. Şimdi de aynısını bize yapıyorlar. 90 sene önceki senaryolar devam ediyor. O zaman da ‘Halifemizi kurtarmak için İtalya’nın, Fransa’nın, İngiltere’nin yardımına ihtiyacımız var’ diyorlardı. Şimdi de ‘Türkiye’yi kurtarmak için ABD’nin AB’nin yardımına ihtiyacımız var’ diyorlar...”

Kilit isimle ilgili ipuçları

Bir davadan yargılaması devam eden ve Şemdinli İddianemesi sırasında adı gündeme gelen Ö.D’nin “kilit isim” olduğunu belirten Saçan cinayetle ilgili ipuçlarını da gözler önüne serdi. İşte ipuçları:

“Bu şahsın adı, o dönem devletin en üst seviyesinde yapılan görüşmede de geçti. Ö.D’nin görevden alınması için bir parti girişimde bulundu, olmadı. Fakat görevden alınan kişi İstihbarat Daire Başkanı oldu. Daha da kötüsü, yerine de Ö.D. destekli ‘F Tipi’ R.A. getirildi. Şimdi Dink cinayetini, İstanbul’daki alt düzey ‘F tipi’ şube müdürünü görevden alarak kapatmak istiyorlar. Bu müdür suçu üzerine aldı, en fazla görevi ihmalden 3 ay ceza alır, o da ertelenir, paşa paşa görevine devam eder. Bu operasyonla üst düzey ‘F Tipi’ olan doğru kişiye ulaşılması engellenmiştir. Dink’e suikast ihbarı kime gelir, zamanın müdür yardımcısına. O kim?.. ‘F Tipi’ olarak biliniyor. Şu anda ise bir ilin emniyet müdürü...”

Yalan söylemiyoruz

Şifrenin Ö.D. olduğunu “www. kuvvaimilliye.net”teki köşe yazısında belirttiğini anlatan Saçan iddialarını şu sözlerle noktaladı: “Danıştay saldırısından sonraki yazımda örgütü deşifre ettim. Şimdi de tarikatta Ö.D. şifresi diye devam edebilirsiniz."

 

http://www.tercuman.com.tr/v1/haber.asp?id=52910&baslik=Suikastin%20arkasindaki%20sifre%20Ö.D.&katid=1

 

Poliste köstebek avı!

07 Şubat 2007 / Çarşamba 

 


      Hrant Dink cinayetine ilişkin yürütülen soruşturmayla ilgili bilgilerin sızması Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi’ni karıştırdı. İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’a yönelik ön inceleme başlatılırken, İstihbarat Dairesi’nde bilgi sızdıran personel belirlenmeye çalışılıyor.
      Hrant Dink cinayetinin azmettiricisi olduğu iddiasıyla tutuklanan Erhan Tuncel’in ve beraberindekilere ilişkin bilgiler ve yapılanlar istihbaratı karıştırdı. Olaya ilişkin İçişleri Bakanlığı tarafından görevlendirilen 2 Mülkiye Başmüfettişi, 1 Jandarma Müfettişi ve 1 Polis Başmüfettişi inceleme ve soruşturmalarına devam ederken, bilgilerin basında yer alması, Telekulak Skandalı’ndan sonra ilk defa İstihbarat Daire Başkanlığı’nı sarstı.
      İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler’in görevden alınmasını haksız bulan bazı istihbaratçılar, “Takipli ve muhbirli bir gruba ilişkin işlem yapmaması çok normal. İstihbaratçı grup içindeki muhbirin deşifre edilmemesi için hedefi aleni korumaya alamaz" diyerek “İstanbul’a binlerce aynı yönde istihbarat geliyor. Yüzde 90’ı da boş çıkıyor. Trabzon Emniyeti ve İstihbarat Daire Başkanlığı’nın muhbirle ilişkinin kesildiğinden İstanbul’u haber vermemesi büyük bir hata. Kaldı ki olayla ilgili istihbaratın F3 (teyit edilmiş kesinleşmiş) ve F4 (eyleme dönüşecek yada operasyon aşamasındaki istihbarat) raporlarını da bildirmemişler. Belki böyle bir şey bildirilse, grubun hedefi olan kişiye ilişkin daha detaylı çalışılabilirdi" dediler.
     


     İSTİHBARATÇILAR: “KILIÇLAR ÇEKİLDİ"


      Olayla ilgili bilgilerin bulunduğu C Şube (İrticai örgütler ve azınlıklar) ile KOM Şube’sindeki (Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele) tüm evrakların güvenliği isteyen İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, İKK’ya da (İstihbarata Karşı Koyma Şubesi) sızan bilgilerin kaynağının bulunması için emir verdi.
      Bu arada Emniyet Genel Müdürlüğü’ndeki istihbaratçılar, gelişmeleri gruplar arasındaki çekişme olarak değerlendirerek, “Kılıçlar çekildi. Herkes eteğindeki taşları dökecek. Olay çok ilginç gelişmelere gebe gözüküyor" dediler.
     
     F’Lİ KODLAR:


      Öte yandan İstihbarat Daire Başkanlığı’nda çeşitli konulara ilişkin hazırlanan raporlarda F kodu kullanılıyor. F1-F2-F3-F4 kodlarından oluşan raporlar, kişi yada grupların tehlike boyutuyla ilgili de bilgi veriyor. F1 ön istihbarat, F2 güvenilir kaynağa dayanan istihbarat, F3 teyit edilmiş kesinleşmiş istihbarat, F4 ise eyleme dönüşecek yada operasyon aşamasındaki istihbarat olarak değerlendiriliyor.(ANKA)

http://www.milliyet.com.tr/2007/02/07/son/sontur38.asp

 

Hrant'ın katili Kürt-İslam çetesi

Hrant'ın katili Kürt-İslam çetesi

Basyazi

Gökçe Fırat

 

Faili meçhullerden faili bellilere

Hrant Dink cinayetiyle ilgili geçtiğimiz sayıda yaptığımız tespit hafta boyu yaşanan gelişmelerle doğrulandı. Ancak olayların daha “detaylı” değil daha geniş çerçevede analizi en önemli ihtiyaç. Medyanın her gün pompaladığı “taze” haberler ve gelişmeler olaya sadece “polisiye” bir vaka hali kazandırmakta ve “esas”tan uzaklaşmaya yol açmaktadır.

Bu bakımdan Türkiye’de neler olduğunu yine uzun bir zaman diliminde ele alalım.

1990’lı yıllardan bugüne işlenen bir kısım siyasi cinayetlerle AKP iktidarının son yıllarında işlenen cinayetleri karşılaştırarak ele alalım.

Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok gibi aydınlara yönelen suikastler ve buna ek olarak Jandarma eski Genel Komutanlarından Eşref Bitlis’in öldürülmesi olaylarının failleri bulunamamıştır.

Bulunamaması da son derece doğaldır, çünkü bu cinayetler doğrudan ABD’ye bağlı kontrgerilla güçleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Cinayetler belki bir taşeron örgüte havale edilmiş olabilir ama sonuç değişmez: Faili meçhul cinayetlerin arkasındaki güç ABD’dir.

Fakat AKP iktidarı ile birlikte farklı türde bir gelişme yaşanıyor. Olayları tek tek analiz edelim.

Şemdinli’de bir kitabevi bombalanıyor. Bombalanan kitabevinin sahibi bombayı “fark ederek” dışarı kaçıyor ve dışarda da bombalayanları “fark ederek” yakalıyor. “Failler” bulunuyor. Faillerin arkasındaki güç olarak da dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı şimdiki Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt çıkıyor.

Bombalama sonrası medya neyi hedef alıyor: Derin devleti!

Danıştay üyelerinden Mustafa Özbilgin silahlı bir saldırgan tarafından Danıştay binası içinde öldürülüyor. Saldırgan silahı ile birlikte yakalanıyor. Saldırganın arkasındaki güç olarak ulusalcı kesimler hedef alınıyor. Hedefteki isim Ordu’dan emekli bir yüzbaşı: Muzaffer Tekin.

Medyanın bombalama sonrası hedefi yine aynı: Derin devlet.

Enteresan bir gelişme hemen bir hafta sonra Ankara’da Eryaman semtinde bir evde ihbar sonucu halen görevde subaylar yakalanıyor. Subaylar Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı. Evde Başbakan dahil bazı devlet yöneticilerine yönelik suikast plan ve krokileri yakalanıyor. Subayların ardındaki güç olarak yine Özel Kuvvetleri’in bağlı olduğu Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt gösteriliyor.

Medyanın hedefi değişmiyor: Derin devlet.

Son olay ise Hrant Dink’e yönelik suikast. Hrant Dink vuruluyor, vuran bir gün sonra yakalanıyor, azmettiren yakalanıyor, “herkes” “her şeyi” itiraf ediyor. Ulusalcılarla ya da Ordu’yla bir bağlantı ilk başta kurulamıyor.

Ama medyanın hedefi değişmiyor: Derin devlet. Fakat bu defa medya işi büyütüyor, sadece derin devleti değil, tüm milleti hedef olarak alıyor.

Şimdi şu soruyu soralım, on yıllardır faili meçhullerle yaşayan bu ülkede ne oldu da birden failler bulunmaya başlandı?

Ne oldu da Türk polisi bu kadar iyi çalışmaya başladı?

Soruya cevabı başka bir soruyla verelim: Bu olayları yapan güçle yakalayan güç aynı olmadığı sürece bu başarı mümkün olabilir mi?

Ve başka bir soru: Bunca yıldır tüm eylemlerini başarıyla, iz bırakmadan yürüten ve faili meçhul bırakan “derin devlet” bu kadar tecrübesiz olabilir mi?

Hrant’ın katili arkadaşları olabilir mi?

Olayları anlamak için ilk şart kafamızı çalıştırmak; sadece kendi kafamızla düşünmek.

Mesela şu son Hrant Dink suikastini hemen ulasal güçlerin üzerine yıkmaya çalışanlara ne demeli...

Bu zevatın mantığıyla düşünelim, Danıştay’da ne diyorlardı: Ulusalcılar yaptı, hedefleri hükümeti ve Şeriatçıları suçlu düşürmekti.

Peki aynı mantıkla soralım: Hrant Dink’i de milliyetçileri, Ordu’yu, ulusal güçleri suçlu göstermek isteyen birileri öldürmüş olamaz mı?

Kim olabilir peki bu güçler? Ulusal güçlerin düşmanı kim?

ABD ve AB başta var. Onlar işlemiş olabilirler bu cinayeti. Ya da içerdeki yandaşlarına ihale etmişlerdir.

Mesela iktidar işlemiş olabilir, böylece kendisine engel gördüğü ulusal güçleri suçlu göstermek istemiş olabilir.

Medya da olabilir. Uzun süredir ulusal güçlere karşı büyük bir linç kampanyası yürüten medyamızın mensupları, içlerinden bir arkadaşlarını öldürerek, bunun suçunu da ulusal güçlere yıkarak kazanç sağlamak istemiş olabilirler.

Şimdi bakıyoruz Hrant’ın arkasından ağlayanlara, mesela eski Aydınlıkçı arkadaşlarından Oral Çalışlar bu işleri iyi bilir. Ne de olsa eski örgütlerinde bu tür bir cinayet geçmişleri var. Ya da Cengiz Çandar da olabilir. O da bu konularda tecrübelidir.

Bizce medyada eski sol örgüt bağlantısı olan ve bugün çok üzülmüş numarası yapan tüm yazarlar bu cinayetin esas faili olabilir, araştırılmalıdır. Çünkü onlar kendi içlerinden birini öldürüp sonra faşistler vurdu, polis vurdu diye cenaze töreni düzenlemeye ve şehit edebiyatı yapmaya alışkındırlar.

Bir soru daha var: Acaba Hrant da bu tertibin içinde miydi?

Yani ulusal güçlere yönelik böylesi bir tertip için kendisini feda mı etti?

Şemdinli’de eski PKK’lı Seferi Yılmaz bombayı fark edip dışarı kaçmış kurtulmuştu. Yani çok inandırıcı bir tertip değildi. Çünkü bombalayanlar zaten kendileriydi. Seferi Yılmaz’ı da feda etseler daha inandırıcı olabilirdi ama nedense yapmadılar. Kim bilir belki Seferi Yılmaz son anda vazgeçti “şehit” olmaktan!

Ama Hrant Dink’e bakıyoruz. Adeta öldürüleceğini bilerek son iki sayıdır yazı yazmış. Yazılar birer veda yazısı. Sanki adam cenazesinde okunması için yazmış yazıları. Eski TİKKO militanı Hrant acaba Seferi Yılmaz gibi korkmadan “şehit” olmayı mı seçti?

Emniyet İstihbaratı, Fethullahçı medya ve sol örgütlerin ortak operasyonu

Hrant Dink suikasti Şemdinli ile başlayan süreç içinde yerli yerine oturuyor.

Tüm olayların faillerini bulan isimler aynı!

Emniyet İstihbaratı failleri genelde uzun süredir izliyor. Telefon kayıtları mevcut. Geniş bir ilişkiler ağı kurulmuş, şemalar çizilmiş. Yine geniş bir fotoğraf albümü hazırlanmış.

Olay oluyor, Emniyet İstihbaratı harekete geçiyor ve faillerin peşine düşüyor.

Aynı anda medya failler hakkında bilgi vermeye başlıyor.

Yine aynı anda bir takım sol örgütler protesto gösterisi düzenlemeye başlıyor.

Yani gayet organize bir hareket.

Bir yanda Emniyet İstihbarat dairesi, hemen yanında sol örgütler ve medya, ortak, organize bir eylem yürütüyorlar. Bu örgütsel bir hareket olsaydı, ortak eylem denirdi. Ama doğrudan istihbarat kuvvetinin denetiminde olduğu için buna ortak operasyon denir.

Bu bir polis operasyonudur, istihbarat operasyonudur.

Kontrgerilla nasıl çalışır

Operasyonu anlamak için biraz daha genişletelim çerçeveyi.

Kontrgerilla tüm dünyada aynı yöntemleri kullanır. Kontrgerilla doğrudan ABD ordusu tarafından NATO çerçevesi içinde kurulmuş ve örgütlenmiştir. Asker içinde, polis içinde, medya içinde, hükümet içinde, siyasi partiler içinde, sivil toplum kuruluşları içinde kolları, yani hücreleri vardır.

Kontrgerillanın temel hedefi sosyalizmdir. Ülkelerin sosyalist olmaması için çalışır kontrgerilla. Ama sosyalizm anlayışları son derece geniştir; herhangi bir milliyetçi hareket, ulusal kurtuluş hareketi, bağımsızlık yanlısı hareket de kontrgerilla öğretisinde sosyalist olarak adlandırılır.

İşte kontrgerilla böylesi bir perspektifle çalışır. Düşman güce isyancı adını verir. İsyancı, bir ayaklanma ile iktidarı alacaktır. Kontrgerillanın görevi ise ayaklanmaları bastırmaktır. Bunun için çalışır kontrgerilla.

Kendi talimatnamelerinde şunlar yazılıdır.

“Propaganda şu gayelerle planlanılır ve kullanılır:

1-)İsyancı kuvvet üyelerini bölmek, aralarına nifak sokmak, ayrılmalarına yol açmak.

2-)İsyancının sivil desteğini kısmak veya tamamen ortadan kaldırmak.

3-)Sivilleri isyancı lehinde gizli faaliyetlere katılmamaları yönünde ikna etmek.

4-)Tarafsız sivillerin aktif desteğini kazanmak.

5-)Dost sivillerin desteğini devam ettirmek ve kuvvetlendirmek.

6-)Arzuya göre milli birliği veya ayrılığı başarmak” (FM-31-15)

İsyancı: Ulusal güçler

Şimdi kendinizi ABD’nin yerine koyun. Türkiye’de ve genel olarak bölgede bir ulusal uyanış var. Özellikle Türk Ordusu içinde ciddi Amerikan karşıtı bir eğilim var ve gittikçe de güçleniyor.

Talimnamedeki isyancıya ne ad verirsiniz?

Evet medyanın kullandığı terim boşuna değil: Ulusal güçler!

Bugün Türkiye’de ulusal güçler isyancı kuvvettir. ABD bu kuvvetin gerisinde potansiyel destekçi olarak Türk Ordusu’nu görmektedir. Bu isyancının bir ayaklanma ile iktidarı alması ihtimali vardır.

Sonuçta medyanın milliyetçilik yükseliyor yaygarası boşuna değildir. Eskiden bu Amerikancı medya “Bu kış komünizm gelecek” haberleri yayınlardı, şimde ise “milliyetçilik yükseliyor” diyorlar.

Boşuna değil, bunlar yukardaki talimnameye uygundur. Ortada bir kontrgerilla operasyonu vardır.

Kontrgerilla kimi zaman doğrudan düşman kuvvetlere yönelik suikast, bombalama, pusu gibi eylemler düzenler. Bunlar nokta operasyonlarıdır.

Ama çoğu zaman da düşman kuvvetleri zan altında bırakacak provokatif eylemler düzenlerler. Örneğin kendilerine bağlı bir kitabevini bombalamak, kendilerine bağlı bir yazarı öldürmek gibi.

Böyle yaparak suçu isyancı kuvvetlere, yani ulusal güçlere atar ve bunun üzerinden yoğun bir propaganda ile isyancıya yani ulusal güçlere destek olacak, katılacak geniş sivil kesimleri vazgeçirmeye çalışırlar.

Şemdinli’den bu yana düzenlenen tüm operasyonların ortak noktası budur.

O nedenle Hrant Dink suikasti bu çerçevede bir suikast değil bir tertiptir. Onu öldürenler kontrgerilla güçleridir.

Tetikçi değil üstlenici

Tertibin üzerinde önemle durulacak bir yanı daha var. Burada tertip için kullanılan isimlere eğilelim.

Şemdinli’de PKK üyesi bir terörist: Seferi Yılmaz.

Danıştay’da Alparslan Aslan. Elazığ doğumlu. Hem müslüman hem milliyetçi duyguları yüksek biri. BBP bağlantılı. Ailesi kendisini destekliyor.

Hrant Dink suikastinde “tetikçi” Ogün Samast, milliyetçi bir genç, “azmettirici” Yasin hayal, milliyetçi ve dini duyguları yüksek. BBP bağlantılı. “Azmettiricinin azmettiricisi” Erhan Tuncel. Elazığ doğumlu. BBP bağlantılı. Ailesi destekliyor.

Seferi Yılmaz, Alparslan Aslan, Erhan Tuncel...

Üç isim. Üç olay.

Enteresan olan üç olayın da tüm adımları iz bırakarak yapılmış. Yani her geçiş noktasında ya bir telefon kaydı ya bir fotoğraf var.

Bunlar basına hangi yoldan iletiliyor? Cevabı hangi medyanın yayınladığında gizli: Fethullahçı medya.

Peki Emniyet İstahbaratında kimler var bu olaylar sırasında: Sabri Uzun, Ramazan Akyürek. Peki bunlar kim? Denildiğine göre Fethullah’a yakın isimler.

Peki Fethullah nerede? ABD’de.

Peki Pentagon, CIA hangi ülkeye bağlı!..

Peki üç olayda da önemli bir boşluk anı var.

Şemdinli’de her şeyin belgesi, kaydı var ama bombalama anına ait görüntü yok!

Danıştay’da fail yakalanmış ama failin cinayeti işlediğine dair güvenlik kamerası kayıtları yok. Neden? Silinmiş...

Hrant Dink’in failinin kamera kayıtları var ama hep kaçış istikametinde. Peki vururken? Yok. Neden? Silinmiş!

Bunun anlamı açık. Suikastleri üstlenenlerin gerçek failler olmadığı, sadece üstlenici oldukları! Şimdi susuyor, konuşuyor, vakit geçiriyorlar. Çünkü bu cinayetleri muhtemelen başkaları işledi. Onlarsa Emniyet’in istihbaratçısı olarak üstlendiler. Mahkemede şaşacak, tertipçiler iktidara yerleşince de dışarı çıkacaklar.

Sıradaki Tayyip Erdoğan mı?

Burada bu suikastlerle ilgili bir hatırlatma yapalım. Kontrgerilla, yani ABD kendi adamlarını ortadan kaldırmaktan çekinmez.

İki önemli örnek var, biri ABD Başkanı Kennedy diğeri İsrail Başbakanı.

İkisi de öldürüldü.

Şimdi biraz düşünelim, Türkiye’yi neler bekliyor.

1-)K. Irak’ta Kürt devleti kurulacak, İran’a operasyon düzenlenecek, Türkiye ile ABD muhtemelen karşı karşıya gelecek!

2-)Türkiye’de buna uygun bir rejim, yani Kürt-İslamcı bir faşist iktidar kurulacak.

3-)Bunun için Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması gerekiyor.

O halde akıl yürütelim.

Asıl niyet Tayyip’i mi Cumhurbaşkanı yapmak, yoksa Kürt-İslam’ı mı iktidar?

Eğer ikincisiyse kontrgerillanın olası büyük tertibi ne olabilir?

1-)AKP içinde önemli bir isme bir suikast düzenlenir ve bu suikastten faydalanan Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanlığına sorunsuz çıkar.

2-)Tayyip Erdoğan’a bir suikast düzenlenir ve Kürt-İslamcı başka biri Cumhurbaşkanı seçilir.

Şemdinli’den bu yana atılan tüm bombalar, işlenen tüm cinayetler Cumhurbaşkanlığı içindir. Eskiden Cumhurbaşkanlığı için Meclis’te kulis yapılırdı, şimdi sokakta cinayet işleniyor.

Bu cinayet şebekesi Çankaya’yı ele geçirirse bu ülkede nasıl bir terör düzeni kurulacak varın siz düşünün.

Ama ilk yapacakları işi yazalım: Kürt-İslamcı bir Cumhurbaşkanının ilk onaylayacağı kararname Genelkurmay Başkanı ve diğer Kuvvet Komutanlarının emekliye sevk kararnamesi olacak.

Türkler sokağa

Peki tüm bu tertiplerle başa çıkmanın yolu ne?

Yolu tek. ABD ile mücadelenin tek yöntemi halkla birleşmektir. ABD isyancı ile halkın bağını koparmaya çılışır, isyancı ise bunu kurmaya.

İsyancı görülen ulusal güçler ise, bu güçleri korumanın, onu halkla birleştirmenin, tertiplere direnmenin tek yöntemi vardır, saklanmak, gizlenmek, sinmek, pasifize olmak değil; ortaya çıkmak, meydana çıkmak, sokağa çıkmaktır.

O nedenle halkın milliyetçi tepkilerini dizginlememek, halkı milli tepkilerini yansıtamama ikilemi ve suçluluk duygusuna sokmamak, halkı halk yapmak gerekir.

Bir halk bayrağını sadece maçta açabiliyorsa bitirilmiş demektir.

Bu halkın bitmediğini, düşmanın tüm tertiplerinden, suikastlerinden, bombalarından daha büyük gücün meydanlara dökülecek halk olduğunu göstermek gerekir.

 

http://www.turksolu.net/125/basyazi125.htm

****************************************************************************

Türk’ü insan kabul etmeyenlere Türk’ün kim olduğunu biz öğreteceğiz

Türkiye

Hüseyin Adıgüzel

 

 

Boyalı basın, olayı ulusalcı güçlerin üzerine yıkmaya çalıştı

Ölüm tüm canlılar içindir. Ölümden kaçış yoktur. Ölümün şöyle ya da böyle gelmesi kişinin alınyazısı ile kaderi ile ilgilidir. Ermeni asıllı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gazeteci Hrant Dink, bir çetenin figüranı olan bir kişi tarafından öldürüldü. Cinayeti işleyenleri nefretle kınıyorum. Olaydan bir insan olarak üzüldüm; fakat olayın üzerinden birkaç saat geçtikten sonra da yapılanlar ve söylenenler karşısında irkildim, şaşırdım ve insan olarak utandım. Neler uydurdular, neler söylediler ve nasıl yargısız infaz yaptılar; herhalde hepiniz bunlara tanık oldunuz.

Bu suikast geçen hafta sonunda Türkiye’yi sarstı. Kimdi Hrant Dink? Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarda onun ölümünden kim ya da kimler çıkar temin edebilirler ve onun ölümü kimleri memnun edebilirdi? Öncelikle bu konunun iyi aydınlatılması ve üzerinde kafa yorulması gerekmez miydi?

Ama ne yaptılar? Boyalı basın ve bilinen televizyon kanalları, olayı anında ulusalcı güçlere ve devletin üzerine yıkmaya çalıştılar. O kadar kendilerinden emindiler ki, sanki katili tanıyorlardı ya da katilin yanında idiler. Yayınların hemen hepsinde Hrant Dink’in ‘Türklüğe hakaret’ davası baş gündeme oturtuldu. Davayı açan arkadaşlarımız haksız, insafsız bir şekilde yargılanmaya çalışıldı. Adeta yargısız infaz yapıldı.

Hele Habertürk televizyonunda ulusalcılara birikmiş kinlerini kusarlarken, davayı açan arkadaşımızı neredeyse katil ilan ettiler. Aynı saatlerde sokaklarda “Katil devlet!”, “Katil 301!” diye sloganlar attılar. Aslında bu sloganlar bile, Hrant Dink’in ölümünden kimlerin sorumlu olduğunu gösteriyordu.

Esas sorumlu hükümet

Kısa bir zaman dilimi içinde katil yakalandı. Olay kısmen de olsa aydınlandı. Şimdi üzerinde daha sağlıklı düşünebilme olanağı var. Görünen o ki, ortada bir örgüt yok. Varsa bile yerel çapta bir örgüt olduğu görülüyor ve bana çok çarpıcı geliyor. Yerel çapta küçük bir çete, kendisine göre, devletin bu tip insanlara gereken tepkiyi göstermediğine inanıyor ve cezayı kendisinin kesmesine karar veriyor. Çete elemanlarının gazetelere akseden sözlerine göre, eğer devlet bu tip kişilere gereken cezaları vermiş olsaydı, bu tip bir olay olmayacaktı. Belki de Hrant Dink hapiste olsa bile yaşayacaktı. Doğal olarak bunları olayın faillerinin basına akseden sözlerine göre yazıyorum. Yani ‘hükümet görevini yapmadığı için Hrant Dink öldürülmüştür’ sonucuna da doğal olarak ulaşıyorum.

Gerçekte olayın esas sorumlusunun hükümet olduğunu da düşünüyorum; çünkü o bilinen sözleri ettiği için devamlı tehditler alan bir insanın korunması gerekirdi. Korunmadığı, öldürüldüğü anda çevrede bir polisin olmamasından belli. İki konumda da hükümetin eleştirilmesi gerekirken, malûm medya olayın yönünü saptırmak ve yükselen milliyetçiliği güya engellemek için sadece ulusalcıları hedef aldı.

Meşhur 301. maddeye de Türklüğe daha rahat hakaretler yağdırmak ve Türklüğü yok etmek için saldırdıklarını da herhalde onlar kadar herkes biliyor.

Hrant Dink’in kimlerle arası açıktı?

Şimdi olayın bir başka cephesine bakalım. Yine başa dönelim ve yukarıda sorduğumuz soruları yanıtlayalım. Hrant Dink Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Ermeni’dir. Fikir ve düşünce özgürlüğünden yanadır. Ermeni Kilisesi Ermeni devleti ve diaspora Ermenileri ile arası açıktır. Aynı zamanda Türk ulusalcıları ile de arası açıktır. Yani görünürde Hrant Dink’in arasının açık olduğu iki kitle vardır: Birincisi Ermeni Kilisesi, Ermeni devleti ve Ermeni diasporası; ikincisi Türk ulusalcıları. Yani olay doğal olarak ikisinden birinin üzerine yıkılacak! Fakat burada gözden kaçan çok ince bir ayrıntı var. Basına aksedenlere göre Hrant Dink, bugünlerde kendisine biçilen rolün dışına çıkmaya başlamıştır. PKK hakkında bazı hoşa gitmeyen sözler kullanmış, Malatya’da verdiği bir konferansta PKK’nın bir terör örgütü olduğunu dahi söylemiştir. Halbuki ona verilen rol, Ermeni ve Kürt cemaatinin Türkiye’de eza çektiklerini, onlara ayrımcılık yapıldığını söylemesiydi. O son zamanlarda bir şeylerin farkına varmış olmalı ki, bu görevin dışında Kürtleri uyarıcı ve PKK’yı eleştiren konuşmalar yapmaya başlamıştı. Yani PKK ve Kürtler ile de arası açıktı.

Türkiye tam bugünlerde Kuzey Irak ve Kerkük sorununda bugüne kadar yapmadığı bir çıkış yapmış (bunun samimi olup olmadığını da bilmiyoruz), Büyük Millet Meclisi gizli oturumda Kerkük sorununu tartışmaya başlamıştır. İkincisi, ABD Temsilciler Meclisi’nde Ermeni soykırım tasarısı görüşülmek üzere. Böyle bir durumda ülkemizin geleceği açısından Hrant Dink’in öldürülmesi kime ya da kimlere yarar sağlar? Ulusalcıların Hrant Dink’i öldürmeleri ile ellerine ne geçer? Soruları yanıtlayalım.

Bu ölümden kimler yarar sağlıyor?

Birincisi, Hrant Dink’in öldürülmesi ile Türkiye’nin gündemi değiştirilmiştir. Kerkük sorunu ikinci plana atılmış ve baş köşeye Hrant Dink cinayeti oturmuştur. Zihinler karıştırılmış, kafalar allak bullak edilmiştir. Kuzey Irak ve Kerkük sorununu kim ya da kimler gündemden çıkarmak ister? Elbetteki Kürtler! Öyle ise bu sorundan yarar sağlayacaklardan biri Kürtlerdir.

İkincisi, ABD Temsilciler Meclisi’nin bazı üyeleri olayı duyar duymaz Ermeni tasarısının hemen gündeme alınması için harekete geçmişlerdir. Böyle bir durum kimin işine yarar? Elbette Ermenilerin. Öyle ise Hrant Dink’in öldürülmesinden ikinci olarak yararlanacak olanlar Ermenilerdir.

Ama bakın ne oluyor? Olayın bu yönleri hiç araştırılmadan malûm zevat, olayı hemen Türk ulusalcılarının üzerine yıkmak için harekete geçiyor. Akıllarına gelenleri söylüyorlar ve Türk ulusalcılarını karalamak için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. Halbuki Hrant Dink’in öldürülmesi ile Türk ulusalcıları hiçbir şey elde edemeyecekler, aksine yaşamsal bazı konular gündemden kaldırılarak ülkeye zarar vereceklerdir. Bunu yapmak için herhalde Türk ulusalcısı olmak yetmez mutlaka deli olmak gerekir.

Hrant Dink’in öldürüldüğü gece Taksim-Şişli güzergâhında toplananların “Katil devlet!”, “Katillere ölüm!”, “Katil 301!” diye bağırmalarını hiç gündeme getirmeyenler, kimlerin neyin peşinde olduklarını vatandaşlarımızdan saklayan tarafsız(!) medya mensuplarıdır. Benim devletime “Ölüm!” diye bağıranlar kimlerdir? Elbette benim devletimin düşmanı olan PKK, Ermeni Kilisesi, Ermeni devleti ve diasporasıdır. Öyle ise olaydan çıkar sağlamaya çalışanlar mı bu işin sorumlusudur, yoksa Hrant Dink’i mahkemeye verenler mi? Bunun üzerinde iyice düşünmek gerekmez mi?

Hrant Dink’in Ermeni Kilisesi, Ermeni devleti ve diaspora Ermenileri ile arası açıktır. Her şeyden önce şunu iyi bilmekte yarar vardır. Ermeni Kilisesi, Ermeni devleti ve Ermeni diasporası el ele bir katiller sürüsüdür. Talat Paşa’yı, Cemal Paşa’yı, İbrahim Temo’yu, elliden fazla Türk diplomatını, yüz binlerce Azerbaycan Türkünü bunlar öldürmüşlerdir.

Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan, Hocalı katliamından sorumludur. Robert Koçaryan kendi millet meclisini basarak meclis başkanını ve başbakanı öldürtmekten de sorumludur. Ter Petrosyan’ı iktidardan düşürmek için kendi millet meclisini silahlı militanları ile basan ve kendi vatandaşlarını gözünü kırpmadan öldürten bir canidir. Hrant Dink’i neden öldürtmesin? Ve soykırım karşıtı olduğunu söyleyen bir Türkiye Ermenisi’nin Koçaryan için sinek kadar değeri yoktur. Hrant’ın öldürülmesi en çok Koçaryan’ın işine gelir.

Soykırım sözüne bu olayı kanıt olarak gösterir ve Türklerin ne kadar barbar olduğunu, ne kadar tahammülsüz olduğunu her yerde söyler. Türkiye’yi dünya milletlerine katil bir ülke olarak tanıtır, yaptırımlar yapılmasını sağlamaya çalışır. Mesele Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak ve 1993 yılından beri kapalı olan Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasını sağlamaktır. Bunun da sinyalini cinayetten iki saat sonra hemen vermişlerdir. Ermenistan Savunma Bakanı, “Türkiye, Ermenistan sınırını açmalıdır. Bu iyi komşuluk ve dostluk için gereklidir.” demiş, bazı çok bilen köşe yazarları da hemen bu fikre sarılmış, halkların birbirini tanıması için sınırın açılması gerektiğini yazmaya başlamışlardır. Biz, Türk halkı olarak Ermenileri yeteri kadar tanıyoruz. Onlar da bizi iyi tanıyorlar. Halklarımızın birbirini tanıması bugün için gereken nesnel bir olgu değildir. Başka şeyler bulmaları gerekir. Tanımayanlar Ermenistan’a giderek tanıyabilirler. Yol o kadar uzak da değil!

Hrant Dink’in öldürülmesinin Türkiye’ye zarar vereceğini Türk ulusalcıları gayet iyi bilirler

Hrant Dink’in arası Türk ulusalcıları ile de açıktı. Hrant Dink’i bir Türk ulusalcısının öldürdüğünü ya da öldürttüğünü düşünmek, havanda su dövmek değilse, ulusalcılara atılmış bir iftiradan başka bir şey olamaz; çünkü Türk ulusalcıları Hrant Dink’i öldürmekle ne kazanacaklar? Türkiye ne kazanacak? Yani Hrant Dink’in öldürülmesi, Türkiye’ye Türk milletine hiçbir şey kazandırmaz; aksine büyük zarar verir.

Hrant Dink’in dirisinin beş para etmediğini iyi bilen Türk ulusalcıları, ölüsünün Türkiye’nin başına ne belalar getireceğini gayet iyi bilirler. Hem Hrant Dink kimdir ki, Türk ulusalcıları onu öldürsünler? O Türkiye’ye sığınmış bir zavallıdan başka bir şey değildir. Ona varıncaya kadar yüz binler var. Demek ki Türk ulusalcılarının bu işten herhangi bir çıkarı yoktur; aksine zararı vardır.

Böyle bir durumda dahi, olayı Türk ulusalcılarının üzerine yıkmaya çalışanların iyi niyetli ve tarafsız olduklarına inanmak aptallıktan da öte bir şeydir.

Elinizden gelse tüm ulusalcıları Hrant’ın yanına gönderirsiniz

Öyle ise bu medyanın yaptığı nedir? Bizde bir deyim vardır, “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.” diye. Bunlar da onu yaptılar. Ev sahibini bastırmaya çalıştılar. Elbette yine Şemdinli ve Danıştay olaylarında olduğu gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdi bunların, Türk milleti önünde suçlu ilan etmeye çalıştıkları ulusalcılardan özür dilemeleri gerekir; ama bırakın özrü, ertesi akşam O.Ç. denen şahıs, “Bunları niye televizyona çıkarıp konuşturuyorsunuz. Bunu asla yapmamalısınız!” dedi. Hem suçlayacaksınız, hem kararı kendiniz vereceksiniz, hem de savunma hakkımızı elimizden alacaksınız. Bu nasıl anlayıştır? Hani siz demokrattınız! Hani siz söz ve düşünce özgürlüğünden yanaydınız! Hani siz herkesin fikirlerini açıkça söylemesinden yanaydınız! Birisinin hakkında siz atıp tutacaksınız, iftira atacaksınız, cevap hakkını kullandırtmayacaksınız; nerede kaldı sizin demokratlığınız ve liberalliğiniz? Sizler ne olduğunuzu kendi ifadelerinizle ortaya koyuyorsunuz. Biz sizin için bir şey söylemiyoruz; çünkü sizler kendi ifadenizle söylediğinizsiniz! Gerisi, hepsi yalan; demokratlığınız da, söz ve düşünce özgürlüğünüz de, liberalliğiniz de!.. Siz sadece Türk milletini karalamaya, Türk devletini yıkmaya yönelik söz, düşünce ve eylemlere özgürlük isteyenlersiniz. İnsan haklarıymış, insanca yaşamakmış... Bunların hepsi hikâye! Kendinizden başka kimseyle özgürlük tanımayan sizlersiniz. Elinize bir fırsat geçse, eminim ki karşıtlarınızın tümünü Hrant’ın yanına gönderirsiniz.

“Şecaat arz ederken sirkatin söyleyen merd-i kıptiden” hiçbir farkınız yok. Kaş yapayım derken göz çıkardığınızın farkında bile değilsiniz. Kendinizi dev aynasında görmeye alışmışsınız. Kimsiniz? Sıradan bir insandan ne farkınız var? Kendinizi zemzemle yıkanmış gibi görüyorsunuz: Tertemiz, pürü pak! Acaba öyle misiniz? Televizyon programında kim olduğunuzu, ne istediğinizi bütün millet gördü. Bundan sonra ne deseniz boş! Beyler! Bu ülke babanızın malı değil, sizin ise hiç değil. Pazarlamaya çalıştığınız görüşleriniz size aittir; onları kimse bizim malımız gibi pazarlayamaz. Ellerinizde tuttuğunuz “Hepimiz Ermeni’yiz!” pankartı sadece size aittir, bize değil. Kim Ermeni ise eline levhasını alır, meydana çıkar, “Ben Ermeni’yim!” diye bağırır. Size “Hepimiz Ermeni’yiz!” deme hakkını kim verdi? Ermeni olan olur; ama meydana çıkar ve bunu hiç kimseye dayanmadan mertçe söyler.

Şuşa’da, Hocalı’da katliam yapılırken neredeydiniz?

Ben Ermeni değilim! Bunu bilmiyorsanız öğrenin. Beni ‘herkes’ diyerek o güruhun içine alma hakkını size kim verdi? Siz Türk milletini bu sözlerle aşağıladığınız. Bilerek bunu yapıyorsunuz ve suç işliyorsunuz. Türk diplomatları, devlet adamları öldürülürken; Şuşa’da Karabağ’da Hocalı’da katliamlar yapılırken “Hepimiz Türküz!” diyen bir Ermeni gördünüz mü siz? Ama sizler hümanistsiniz, insancılsınız ya! Onlar yapmasalar bile sizler ortaya çıkarak “Hepimiz Ermeniyiz!” diye bağırabilirsiniz. Doğal olarak, Türkler öldürülürken de “Hepimiz Ermeniyiz!” diyorsunuzdur; çünkü Türkler insan değildir, birer vahşi canavardır, onlar ölümü hak etmektedirler. Değil mi?

İşte bu çifte standartlarınız için karşınızdayız beyler! Türk’ü insan olarak kabul etmeyen sizlere bir gün Türk’ün en büyük insan olduğunu da herhalde biz öğreteceğiz; çünkü bunu kendiliğinizden öğrenmeye asla niyetiniz yok!

Elinizde tuttuğunuz medyanın gücü tükeniyor

Bütün bunları yapmanın tek maksadı var: Türk milliyetçilerini karalamak ve Türk devletini güçsüz kılmak. Hayallerindeki Büyük Kürdistan’ı, Büyük Ermenistan’ı kurmak için başka hiçbir yolları yok! Ama ne demiş bir şairimiz: “... Bunlar da bu hayallerle yaşayacaklar!”

Sizler Türk devletini yıkmaya çalışacaksınız, bizler yaşatmaya çalışacağız. Hodri meydan! Elinizde tuttuğunuz medyanın gücü tükeniyor; millet bir şeylerin kurulduğunu artık anlıyor. Zaman geliyor. Destek aldıklarınızın da zamanı doluyor ve hayallerinizin de sonu geliyor. Bu böyle biline!

İşbirlikçi medyanın gazetelerinin birkaç gündür manşeti olan ve işbirlikçi televizyonlara çıkan hemen herkesin kullandığı bir söz kanıma dokuyor: “Milletçe utanıyoruz!”... Milletçe kimden ve niçin utanıyoruz? Hrant Dink’i öldüren bir gencin yüzünden bütün milleti utanılacak bir şey yapmış gibi suçlamaya kalkmak hangi akılla, insafla ve izanla birleşir? Kim utanıyorsa utansın. Ben bir Türk olarak asla utanmıyorum.

Ermeniler daha dün, başlarında şimdiki devlet başkanları Robert Koçaryan olduğu halde Hocalı’da silahsız kadın ve çocukları katliama tabi tuttukları zaman, ASALA Türk diplomatlarını kahpece arkadan vurarak şehit ettiği zaman acaba bir Ermeni “Milletçe utanıyoruz!” demiş midir?

Beyler siz kim oluyorsunuz da, millet adına konuşuyorsunuz? Sizin ancak kendi adınıza konuşma hakkınız var ve sizin utanmanız da bizleri hiç ama hiç ilgilendirmez. Kendiniz çalar, kendiniz oynarsınız

Bakmayın ağlamalara, sızlanmalara! Aslında Hrant’ın ölümüne en fazla sevinenler onlar. Bizler kadar üzülmediklerine yemin edebilirim. Döktükleri sadece timsah gözyaşları, evet sadece timsah gözyaşları!

Bu arada Hrant Dink ile değiştirilen gündeme dair de birkaç söz söylemek istiyorum. Kerkük’te yaşayan yüz binlerce Türk, büyük bir ölüm tehdidi altında. Aldığımız bilgiler Kürtlerin Kerkük Türkmenlerine bir katliam hazırladığı yönündedir. TBMM bu yüzden olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdi. Gizli yapılan bu toplantının tutanakları on yıl sonra açıklanabilecek. Anlamadığım bir şey var; Barzani Mart Tezkeresi sırasında “TBMM’de seksen milletvekilim var.” demedi mi? ABD’nin bu mecliste adamı olmadığını kim iddia edebilir? Yani taraf olanlar orada konuşulanları zaten öğrenecekler. Neden gizli oturuma gerek görüldü? Acaba bazı şeyleri milletten mi saklıyorlar? Çünkü orada konuşulanları görünüşe göre bizden başka herkes biliyor. Sadece millet bilmiyor. Bunu anlamak mümkün değil! Milletten gizlenecek neyimiz var acaba? Bunu merak ediyorum.

 

http://www.turksolu.net/125/adiguzel125.htm

 

Cinayetlerin “F tipi” ipuçları ve AKP’nin dut yemiş bülbülleri

M. Emin Koç

 14.02.2007

 

 

Son dönemde ülkemizde tezgahlanan cinayetler serisinin “F tipi” cinayetler olduğu gün gibi ortaya çıktı. Papaz Santora’dan Dink’in öldürülmesine kadar uzanan cinayet ve Şemdinli gibi tertipler serisinin, somut F tipi bağlantıları ve ipliklikleri pazara indi.


“F tipi” ne mi demek…


“F tipi”nin temel karakteristikleri bellidir; Amerikancı, BOP’çu, AB’ci, Vatikancı, dinler arası diyalogcu ve medeniyetler arası ittifakçı…


Cinayetler ve tertipler serisinde akıl verenler de, tetiği çekenler de, azmettirenler de, koordinatör “muhbir”ler de ve emniyetteki “uzantı ağabey”ler de hep “F tipi” çıktı. Hepsi “F tipi bağlantılı” çıktı. Hepsi “F tipi diyalogcu” çıktı. Hepsi “F tipi milliyetçi” çıktı. Hepsi “F tipi Amerikancı ve AB’ci” çıktı. Hepsi “diyalog tuzağı”na bir şekilde takılmış vaziyette çıktı.


Sözkonusu cinayetleri, besleme medya elemanlarının kaleminden “BTP’ye ve Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın şahsında yükselen milliyetçi değerler”e yönelik “siyasi linç”e dönüştürmek isteyen “AKP zihniyeti” ve sair AB’ci ABD’ci ve IMF’ci odaklar” fenersiz yakalandılar.
Hunharca cinayet ve tertiplerin henüz üzerinden saatler geçmeden ekranlara tüneyen bir kısım Trabzon vekillerinin foyaları da ortaya çıktı. “F tipi” figüranlar ve senaristler, yakayı ele verdiler; AKP’yi de ele verdiler.


AKP’li vekiller özür borçlu


Gelinen noktada şimdi vakıa şu; AKP ve Trabzon vekilleri, Trabzonlulara özür borçludurlar… AKP ve Trabzon vekilleri, vatanına, milletine, bayrağına, sancağına, dinine–diyanetine, madenine, ekonomisine, Kıbrıs’ına sahip çıkan “gerçek milliyetçiler”e özür borçludurlar.


Hükümetle bağlantılı kimi “maaşlı medya tetikçileri”nin kalemlerinden BTP’nin ve Genel Başkan Prof. Dr. Haydar Baş’ın adını hedef alanlar ve çektikleri uzun karın ağrılarından sonra nihayet açıkça yazdıranlar, BTP’ye ve Prof. Dr. Baş’a özür borçludurlar.


BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, “AKP hükümeti ve Trabzon vekillerinin, cinayete ilişkin tahkikatın başlangıç sürecinde itham ettikleri cemaat kimlermiş, adını açıklamaları ve ortaya çıkan hukuki sonuçlar üzerine özür dilemeleri lazım” diyor.


Dut yemiş bülbüle dönen AKP vekilleri AKP’li vekiller “suçluluk psikolojisi” içinde içlerine kapanmış vaziyetteler.


Hatırlayın, müteveffa Dink’in cesedi daha sımsıcak vaziyette Agos Gazetesi’nin önünde uzanmış yatıyor iken; başta “3 numara sakallı” Trabzon vekili olmak üzere birçok AKP’li, “Cinayetin arkasında, televizyonlarında ‘vatan ecnebilere satılıyor, madenler peşkeş çekiliyor, Kıbrıs elden gidiyor, ekonomi borca batırılıyor’ diye ortalığı velveleye veren Kuvay–ı Milliyeci bir grup, milliyetçi bir cemaat var” açıklamaları yapmıştı…


Hangi cami, hangi cemaat?! Karıncayı dahi incitmeyen masum Müslümanlara ve Trabzon’un dindar–milliyetçi kesimine, bu derece alelacele bir ağır iftira ve bühtan, hangi siyasal gözü dönmüşlüğün neticesi?


Cinayet saatlerinde “iftira ve ithamlarla” besleme medyanın ekranlarında şakıyan AKP’li vekiller, şimdi neden dut yemiş bülbüle döndüler?! Döndüler; çünkü F tipi ipuçları kendilerine değiyor, AKP zihniyetini ele veriyor.


Hepsinde “F tipi” karakter ortak


Papaz Santaro’nun katili olan çocuk, “dinlerarası diyalog” masalına inanıp, para karşılığında kilise ayinlerine sürekli olarak katılan bir çocuk. Diyalogcu AKP’nin Trabzon Kadın Kolları yöneticisinin oğlu…

 Bu teo–politik ipucu F tipi.


Danıştay saldırısının faili Alparslan Arslan, cinayet öncesi “diyalogcu amcazade” ile ve Etiler’de “diyalogcu ağabey”le yaptığı görüşmelerden dem vuruyor… 

Bu ipuçları da F tipi.


Dink cinayetinde adı geçen Yasin Hayal, kimlerden para aldığını, kimlerle siyaset yaptığını, kimlerle beraber olduğunu bangır bangır anlatıyor, parti ismi veriyor, yardım aldığı partinin il başkanını açıklıyor; sözkonusu il başkanı, ‘yardım ettim’ diyor... Polis ve jandarma timleri, “F tipi muhbir” Erhan Tuncel’in evinde yeşil kaplı İncil buluyor. Tuncel’in hangi partinin genel başkanına korumalık yaptığı, sözkonusu parti ile Hayal’in yardım aldığı partinin “aynı parti” olduğu boy boy resimlerle ilan ediliyor… 

Bu siyasal ipuçları da F tipi.


Tuncel’e “muhbir”lik zırhı giydiren ve Santora ile başlayan cinayetler serisinde “özel hizmet”leri sebebiyle terfi ettirilen üst düzey Emniyetçi–İstihbaratçı’nın “F tipi” olduğuna dair eski İstanbul Valisi Erol Çakır “resmen şerh” düşüyor.


Bütün bu “F tipi ipuçları” AKP’ye değiyor, AKP zihniyetini ele veriyor...

 

http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7002720&tarih=2007-02-14

***

Seri cinayetlerdeki siyasal rastlantılar

M. Emin Koç

 15.02.2007

 

Son dönem ayyuka çıkan F tipi cinayet ve tertipler serisinde asıl dikkat edilmesi gereken bir başka nokta var: 

Üçok’tan, Aksoy’a, onlardan Santora’ya ve Dink’in hunharca öldürülmesine uzanan seri cinayetlerin ve Şemdinli gibi tertiplerin hep Bakanlığı döneminde zuhur etmesi sebebiyle hakkında Meclis Soruşturması önergesi verilen İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, AKP’nin bakanı…


AKP, Meclisteki çoğunluguyla önergeyi savuştursa da; Bakan Aksu hakkında verilen Meclis soruşturma önergesi basit bir önerge değildir… Bu önerge bir başka demokratik ülkede, hükümet yıkar, bakan devirir.


Hatta mesela, Japonya’da gündeme gelse, ilgili bakan “harakiri” bile yapardı.


Bizde ise çoğu zaman bakanın da, yapanın da yanına “kâr” kalıyor.


Nitekim CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, son dönemde yaşanan faili meçhul cinayetlerden Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Turan Dursun, Necip Hablemitoğlu, Emekli Orgeneral Adnan Ersöz, Tuğgeneral Temel Cingöz, Emekli Korgeneral İsmail Selen, Emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk, Emekli Korgeneral Hulusi Sayın, Emekli Yarbay Ata Burcu, MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas, Milletvekili Erol Güngör’ün oğlu Mustafa Güngör, Danıştay Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin cinayetleri ile iki Sinagog saldırısı, İngiltere Başkonsolosluğuna yönelik saldırı, HSBC Bank Genel Müdürlüğüne yapılan saldırı, Rahip Santora cinayeti, İsmail Ağa Camiindeki cinayet ve linç ile Hrant Dink cinayetleri gerçekleşirken İçişleri Bakanının “şimdiki İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu” olduğunu söylüyor…


Bu olaylar ve cinayetler öyle sıradan işler değil.


Bu vatan evlatlarının işi hiç değil, olamaz.


Hatta Amerikancı, BOP’çu, AB’ci, Vatikancı, dinler arası diyalogcu ve medeniyetler arası ittifakçı gözü dönmüş işbirlikçi yerli bir avuç azınlık güruhun dahi tek başına yapacağı işler değildir bunlar.
Ancak hepsinde “F tipi” karakterler ortaktır.


İpuçları, görene…


Köre ne?!


Bu hunharca cinayetler ve tertipler eksenindeki “F tipi ipuçları” bir araya getirilirse; kimlerin kimlerle dans ettiğini açıkça görülür. Görene; köre ne…?!


AKP’li vekiller bu gerçek ipuçlarını görmek yerine; Dink cinayetinde “milliyetçi Trabzonlular”ı hedef almalarında olduğu gibi, cinayetleri alaca–karanlıkta birilerinin sırtına yüklemeye kalkışıyorlar.


İftira ve bühtanlarla toz–uman olan ortalık durulup işler aydınlanınca fenersiz yakalanıyorlar.
AKP’li vekiller şimdi neden susuyorlar; yoksa F tipinin ipuçları kendilerine mi dokunuyor? F tipi ipuçları, AKP’nin ayaklarına mı dolanıyor?!


Bu F tipi göstergeler ve somut ipuçlarından sonra AKP’li vekillerin yapacakları iş, önce BTP’den, Trabzonlulardan, “milliyetçi bir cemaat” diye nitelendirdikleri vatanına ve bayrağına sadık Müslümanlardan ve yüce Türk milletinden özür dilemek, ardından da itham ettikleri “millet”e vekaleten oturdukları koltuğu terk etmektir. Aksi halde bu “F tipi ipuçları” tam bir arapsaçına döner; döner–dolaşır AKP’nin ayaklarına dolanır.


AKP hükümeti ve Başbakan R. T. Erdoğan, bu cinayetler serisinin arka–planını gerçekten çözmek istiyor mu?! İstiyor iseler; bu “F tipi ipuç”ları, Atlantik ötesi uzantılarına kadar her şeyi gösteriyor zaten, başka bir tahkikat oyalamacasına hacet bırakmıyor: 


Bu cinayetleri, ancak kilise ve papaz kapısında “dinler arası diyalog” umutları ararken kimliklerini yitirenler, Vatikan’ın ve BOP’un eşiğine baş koyanlar, işgalci ABD’nin gölgesinde sağlık, afiyet ve himmet bulanlar ve doğal olarak bunlarla bir nevi “tahsilat komisyonculuğu” ekseninde işbirliği halinde olanlar işleyebilirler.


Devleti bölen “derin” tartışmalar


Erdoğan, cinayeti çözmek yerine, “derin devlet” tartışması açıyor. Bir taraftan “derin devlete çomağı soktuk” diyen şişinen Erdoğan, öte taraftan “kolaysa siz çözün; iktidar oldunuz niye yapmadınız…” deyip sadece “derin devlet tartışması” açarak, gerçekte “F tipi” çomakları ve F tipi minareleri sokacak kılıflar bulma telaşına düştüğünü izhar ediyor.


Erdoğan’ın “cinayetler serisi”ne ilişkin ima ettiği “devlet”in, “derini de bu, sığı da”; AKP hepsinin hükümeti, Erdoğan hepsinin Başbakanı… Erdoğan, devletin “derin”inden de sorumlu, “sığ”ından da… Görev de onlarda, sorumluluk da, yetki de… Erdoğan, devlet tartışmalarından medet ummasın; cinayetlerin gerçek faillerini ortaya çıkartsın.


Aksi halde “devlet”; derin devlet, sığ devlet tartışmalarıyla ikiye bölünme oyunuyla karşı karşıya bırakılmış olur. O zamanda Erdoğan, doğal olarak kendisine yöneltilecek “Siz devletin hangi tarafının Başbakanısınız?! Yoksa siz sığ devletin Başbakanı mısınız? O zaman derin devletin Başbakanı kim?” şeklinde bir suale cevap veremez.


Türk milletinin artık derin–sığ tartışmalarıyla oyalanma lüksü kalmamıştır. Dahili ve harici tehditler kapıya, can ise boğaza dayanmıştır; ağır AKP tecrübesinden sonra milletimiz bunun farkına varmıştı

 

http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7002786&tarih=2007-02-15

 

.

FETHULLAHÇI AKYÜREK'İN ADAMI ERHAN TUNCEL CİNAYETTE ROL ALDI

01 Şubat 2007

 


Dink cinayetinde Fethullah sicilli Ramazan Akyürek'in muhbiri Erhan Tuncel'in cinayette rol aldığı ortaya çıktı. Yasin Hayal, İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde yapılan sorgulamasında Hrant Dink'in fotoğraflarını kendisine polis muhbiri Erhan Tuncel'in verdiğini söyledi.

Gazeteci Hrant Dink cinayetini azmettirmekten tutuklanan Yasin Hayal'in ifadesi, önemli bir gerçeği daha ortaya çıkardı.

Yasin Hayal, cinayete karıştığı için tutuklanan ve polis muhbiri olduğunu söyleyerek ifade vermekten kaçınan Erhan Tuncel için şöyle dedi: "Erhan Tuncel'den, internetten Dink'in fotoğraflarını çıkartmasını istedim. Katlanmış bir şekilde poşet içindeki fotoğrafları mahalledeki markete bıraktı. Resimler Dink'in resimleriydi. Suikastten, Erhan Tuncel'in de bilgisi vardı."
 
Yasin Hayal'in bu ifadesi, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'in "haber elamanı" Erhan Tuncel'in suikasti hem ihbar edip hem de rol aldığını ortaya koydu.
Son Güncelleme ( Perşembe, 01 Şubat 2007 )

 

http://ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=3368&Itemid=4

***

.İstihbaratçının cinayet trafiği

GÜNCEL

22/03/2007

 

 

Türkiye ve dünyada şok etkisi yaratan Hrant Dink cinayetini organize ettiği iddiasıyla tutuklanan ancak polis ve savcılıkta susma hakkını kullanan Erhan Tuncel'in muhbir değil yardımcı istihbarat elemanı olduğu belirtildi. Üst düzey emniyet yetkililerinden alınan bilgiye göre Tuncel, daha önce adı suça karıştığı için görevden alındıktan sonra, cinayet günü de olmak üzere toplam 25 kez polisle telefon görüşmesi yaptı.

Dink cinayetinin kilit ismi Erhan Tuncel'in resmi ifade vermemekle birlikte İstanbul Terörle Mücadele Şube-si'nde bazı anlatımlarda bulunduğu, bu anlatımların 5 sayfalık bir tutanak haline getirilip savcılığa sunulduğu öne sürüldü.

İSTİHBARAT ELEMANI


Tuncel'in yardımcı istihbarat elemanı olarak görevlendirilmesi ve bu görevde kullanılmasına ilişkin ihmaller de belirginlik kazanmaya başladı. Tuncel'le ilgili soru işaretleri 2004'te Mc Do-nald's'ın bombalanması ile başlıyor. Bombayı hazırladığı ve eylemi organize ettiği öne sürülen Tuncel, dönemin Trabzon Emniyet Mürüdü Ramazan Akyürek tarafından üniversitede görevli bir öğretim elemanı aracılığı ile istihbarat elemanı yapıldı. Ancak istihbarat elemanlarının suça karışmamış olma ilkesi burada gözardı edildi.

Emniyet yetkililerine göre Tuncel, bir yandan Yasin Hayal'le birlikte Hrant Dink cinayetini organize ederken diğer yandan Hayal'in Dink'i öldüreceğini Trabzon emniyetine 17 kez rapor etti. Trabzon emniyeti bu raporlardan sadece birini İstanbul emniyetine bildirdi. Bunun üzerine Hayal ve Tun-

cel'in telefonları dinlemeye alındı. Ancak bir sonuç elde edilemedi. Dink'in ensesinden vurulacağının da bildirildiği Tuncel'in raporlarından 16'sı ile ilgili hiçbir işlem yapılmadı.

POLİSLE 25 GÖRÜŞME


Ramazan Akyürek'in İstihbarat Daire Başkanlığı'na atanması üzerine yeni Trabzon Emniyet Müdürü Erhan Tuncel'in görevine 23 Kasım 2006'da son verdi. Ancak görevine son verilmesine rağmen Tuncel bu tarihten sonra tam 25 kez Trabzon polisiyle telefon görüşmesi yaptı. Tutanaklara göre görüşmelerden sonuncusu ise Hrant Dink'in öldürüldüğü gün gerçekleştirildi.

10 DAKİKA SONRA GÖZALTI


Dink'in öldürülmesinden 10 dakika sonra Erhan Tuncel Trabzon'da gözaltına alındı. 18 saat boyunca Trabzon emniyetinde tutulan Tuncel "Cinayeti bizim grup yapmadı. Yasin Hayal burada" şeklindeki ifadesi üzerine serbest bırakıldı. Bu sorguda Tuncel'e hiç bir şey sorulmadığı da iddialar arasında. Tuncel'in adı daha sonra O.S. yakalanıp İstanbul'a getirilince yeniden ortaya çıktı. İddiaya göre Tuncel'in İstanbul emniyetinde sorgulanması sırasında ise, önce uzun süre konuşmadığı, ardından ise "Ben Trabzon Emniye-ti'ne çalışıyorum dedikten sonra sorgunun kesildiği ifade ediliyor. Tuncel'in bu 'sohbet' sırasında anlattıkları ise 5 sayfalık bir tunakla soruşturma savcılığına teslim edildi. Ancak Tuncel'in bu ifadede imzası bulunmuyor.

Tuncel'in cinayetin ardından tetikçi O.S.'yi "az ceza alma vaadiyle" polise teslim etmeyi planladığı da öne sürüldü.

http://www.birgun.net/index.php?sayfa=56&devami=37888#haber_basi

***

Mermiler geldi mi

 Gündem

24 Mart 2007

 

 

Toygun ATİLLA / İSTANBUL
Mermiler geldi mi Hrant Dink cinayetine iştirakten tutuklanan Tuncay Uzundal’ın suikasttan 4 gün önce ev arkadaşı Erhan Tuncel’e "7.65 mermileri geldi mi" diye mesaj geçtiği ortaya çıktı. Trabzon Emniyeti ve İstihbarat Daire Başkanlığı ise cinayetin ardından soruşturmayı yürüten İstanbul Emniyeti’ne bu mesajı "Mermiler geldi mi" diye kısaltıp geçmiş.

GAZETECİ Hrant Dink cinayetinden sadece 4 gün önce "Büyük Abi" Erhan Tuncel ile oda arkadaşı Tuncay Uzundal arasında geçen mesaj trafiğindeki bazı önemli bilgilerin Trabzon polisi ve İstihbarat Daire Başkanlığı tarafından, İstanbul polisinden gizlendiği iddia edildi.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in Şişli’de öldürülmesinin ardından, suikastın planlayıcısı olduğu ileri sürülen ’Büyük Abi’ Erhan Tuncel’in ev arkadaşı olan Tuncay Uzundal, Trabzon’da gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gönderilen Tuncay Uzundal’ın Ogün Samast’a cinayet sırasında üzerinde bulunan Türk Bayrağı’nı verdiği öne sürüldü. Uzundal, adam öldürmek suçuna iştirak ve siyasi örgüt üyesi olmak suçlarından tutuklandı.

ERHAN PLANLADI

Terörle Mücadele’de sorgulanan Uzundal’ın verdiği ifadeler ise Hrant Dink cinayeti soruşturmasında yeni bulguları ortaya koyarken, ihmaller zincirine de başka halkalar ekledi. Tuncay Uzundal poliste verdiği ifadesinde Erhan Tuncel’in baştan beri 2’li oynadığını belirterek, "Her şeyi Erhan planladı. Tetikçi olarak Ogün’ü de belirleyen de Erhan oldu" dedi.

7.65 MERMİLER GELDİ Mİ

İfadesinde Erhan Tuncel’in polisce dinlendiğini bildiğini de belirten Tuncay Uzundal, "Cinayetten 4 gün önce ’7.65 mermileri geldi mi?’ diye bir mesaj çekmiştim. Cevap olarak Tuncayyyyyyy diye yazdı. Kızdığını anladım, akşam telefonda bir daha böyle mesajlar çekmemem konusunda beni uyardı. Telefonlarımızın izlendiğini söyledi" dedi.

EKSİK MESAJ

Tuncay Uzundal’ın bu ifadesinin ardından, Dink cinayetinden sonra kendilerine Trabzon Emniyet Müdürlüğü ve İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan gelen telefon dökümlerini inceleyen İstanbul polisi böyle bir mesajın kendilerine gönderilmediğini fark etti. İstanbul polisine Dink cinayetinin ardından gönderilen telefon dökümlerinde, Tuncay Uzundal’ın ifadesinde belirttiği mesaj "Mermiler geldi mi?" şeklindeydi.

TUTANAKLA TESPİT

Bunun üzerine Telekomünikasyon İzleme Başkanlığı’na yazı yazan İstanbul Emniyeti, Tuncay Uzundal ile Erhan Tuncel arasındaki telefon görüşme dökümlerini tekrar istedi. Gelen dökümler Uzundal’ın ifadesini doğrular nitelikteydi. Mesajın tamamı, "7.65 mermiler geldi mi?" şeklindeydi. Bu mesajdan 4 gün sonra Dink’in 7.65 mm çapında bir mermiyle öldürülmesini de dikkate alan İstanbul polisinin, bu eksikliği tutanağa geçirdiği ve soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği belirtildi.

BAŞKA HEDEFLER

Uzundal polise ayrıca "Tek hedef Hrant Dink değildi, Erhan Tuncel, başka hedefler de belirlemişti." diyerek önemli bazı kişi ve kurumların isimlerini verdi. Ayrıca Tuncel’in kendisine Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan da bir görevliyle görüştüğünü söylediğini de anlattı.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6189748.asp?m=1&gid=112&srid=3603&oid=1

 

 

 

SOL GÜNLÜK SİYASİ GAZETE

Cemaat değil, çete

6 Şubat 2007,

Dink katliamının ardından ortaya serilen kirli çete bağlantıları, Fethullah Gülen cemaatini işaret ediyor. Hoca, Emniyet teşkilatındaki örgütlülüğünü, ABD tezgahı siyasi provokasyonların hizmetine sunuyor. Fethullah Gülen’in iki yıl önce söylediği ‘Türkiye’de çok kan dökülecek’ sözleri bir öngörü değil, tehditmiş!

 

Hrant Dink cinayeti ardından gözler bir kere daha Türkiye'deki kontrgerilla yapılanmasına çevrilirken, Emniyet teşkilatı ile çeteler arasındaki bağlantı noktasında, Emniyet'te örgütlü Fethullahçılar yer alıyor.

Dink cinayetinin azmettiricisi olarak gözaltına alınan Erhan Tuncel'in, Trabzon emniyeti adına muhbirlik yaptığının ortaya çıkmasıyla başlayan tartışmalar sürüyor. Tuncel'in, cinayeti, bağlı bulunduğu istihbarat görevlilerine önceden defalarca bildirdiği, ancak buna karşı önlem alınmadığı kesinleşti. Tuncel'i "haber elemanı" olarak göreve alan eski Trabzon emniyet müdürü, şimdiki Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'in cinayetten haberdar olmasına rağmen önlem almadığı ortaya çıktı.

Akyürek'in Fethullah cemaati mensubu olduğu biliniyor. 2001 yılında İstanbul Valisi Erol Çakır'ın kaleme aldığı sicilde "Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara yakın. Dikkat edilmelidir" ifadesiyle bu cemaat bağlantısı resmi kayıtlara da geçiyor.

Cemaat dayanışması


Dink cinayeti istihbaratının Emniyet'e ulaştığının ortaya çıkmasıyla gözler Akyürek'e çevrilirken, cemaat kendi adamını korumak için harekete geçti. İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, mülkiye başmüfettişlerince başlatılan soruşturma kapsamında suçlu bulunarak görevden uzaklaştırıldı.

"Tüm suç benim, konuya ilişkin üstlerime bilgi vermedim" diyen Güler, ihbarda belirtilen adresin boş çıkması üzerine ciddiye almayarak işleme koymadığını ve işlerinin yoğunluğu nedeniyle cevap yazamadığını iddia etti. Güler bu ifadesiyle Dink'e koruma verilmemesinin faturası üstlenirken, İstihbarat Daire Başkanı Akyürek ve yine Gülen cemaati ile sıcak ilişkileriyle tanınan Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ı kurtardı.

Sauna operasyonu ardından da benzer bir kurtarma operasyonu düzenlenmiş, Emniyet içinde tepe konumdaki Fethullahçı isimler cemaat tarafından korumaya alınmıştı. Saunaya yerleştirilen kamerayla siyasetçilerin uygunsuz görüntülerini çekerek rüşvet alan sauna çetesinin göbeğindeki isim, emniyet eski genel müdürü Ertuğrul Çakır, "Hacı-hoca diye bilinen bazı siyasetçilerin, kamu görevlilerinin saunada neler yaptıklarını, marifetlerini oraya kamera yerleştiren kişiler de çok iyi biliyor. Bu olayın bana bulaştırılmasının nedeni de, olayın yukarılara doğru gidişini kesmeye dönüktür. Açıkçası ben kurban seçildim" demişti.

Hem Amerikancı, hem çeteci...


Diğer yandan bu provokatif cinayet, Gülen cemaati ile ABD arasındaki ilişkileri bir kere daha gündeme getiriyor. Fethullah'ın Büyük Ortadoğu olarak tanımlanan coğrafyadaki cemaat okullarıyla ABD politikalarına destek sunduğu biliniyor.

Büyük Ortadoğu projesinin, askeri işgallerin yanı sıra, bölge ülkelerinde iç çatışmaları körükleyerek yol aldığı biliniyor. Türkiye'de faşist çetelerin ve kontrgerilla yapılanmasının bu provokasyonlarda kullanıldığı da Dink cinayetiyle birlikte bir kere daha ortaya çıktı. Fethullah Gülen, Emniyet içindeki örgütlülüğü aracılığıyla çete yapılanmasını doğrudan kullanabilir durumda. Gülen'in ABD ile Türkiye'deki kontrgerilla yapılanması arasındaki bağlantı noktalarından birini tuttuğu belirtiliyor.

Tetikçi ve azmettiricilerin BBP'ye bağlı Alperen Ocakları'ndan yetişmeleri de, Fethullah-çete bağlantılarını gündeme getiriyor. Bir siyasi partiden çok silahlı sokak çetelerine benzeyen BBP'nin kuruluşunda Hoca'nın büyük katkısı olduğu, bizzat parti başkanı Muhsin Yazıcıoğlu tarafından söyleniyor.

Gülen'in faşist hareket içinde bir odağı kendine bağlayarak, Türkiye'deki çete yapılanmasında ipleri elinde tutan isimlerden biri haline geldiği biliniyor.

Emniyette adım adım örgütlenme


Fethullah Gülen'in hem Türkiye içinde elini güçlendirmek hem de kontrgerilla-ABD bağlantısında kilit bir mevzi tutmak için 1980'lerden bu yana Emniyet içinde bir örgütlenme stratejisi geliştirdiği biliniyor. Emniyet Genel Müdürlüğü Personel Daire Başkanlığı personelinin yüzde 95'inin Gülen cemaati mensubu olduğu ve bu sayede personel atamalarında kontrolün cemaatte olduğu iddia ediliyor.

Emniyet içindeki Fethullahçı örgütlenmede, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun siyasi desteğine dikkat çekiliyor. Emniyetteki Fethullahçı ekip ile AKP hükümeti arasındaki bağlantıda ise, başbakanlık müsteşarı Ömer Dinçer'in kilit rol oynadığı belirtiliyor.

 

http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=7779

 ***

Tek teşkilat, iki biyografi...

26 Ocak 2007

HABER MERKEZİ 

Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay ve bir önceki Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek’in profilleri ve de Trabzon’da son yıllarda meydana gelen olaylar karşısında aldıkları tutum birçok soruyu beraberinde getiriyor. Emniyet içerisindeki farklı eğilimleri yansıtan her iki profilin sicili bir hayli kabarık.

2003-2006 yılları arasında Trabzon Emniyet Müdürü olan Ramazan Akyürek ve geçen Haziran’da Trabzon’a atanan Reşat Altay döneminde Trabzon’da meydana gelen olaylar Türkiye gündeminin merkezine oturdu.

Her iki emniyet müdürünün ortak özelliği, istihbarat ve de terörle mücadele alanlarındaki birikimleri. 1980 öncesine dayanan meslek yaşamlarında sadece Trabzon olaylarıyla ilgili değil birçok başlıkta ülkenin gündemini değiştiren olaylarda önemli roller üstlendiler.

....

 

Ramazan Akyürek: Fethullahçı ve NATO’cu


AKP iktidarının hazırladığı ilk emniyet müdürleri kararnamesiyle 2003-2006 yılları arasında Trabzon’da Emniyet Müdürü olan Ramazan Akyürek, bu görevinin ardından Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı oldu. Özel Harekat ve İstihbarat Daire Başkanlığı'nda uzun süre Emniyet Amirliği yapan Akyürek, Kocaeli'nde İstihbarat Şube Müdürlüğü, Adana ve İstanbul'da Emniyet Müdür Yardımcılığı, Polis Koleji Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu.

2003-2006 yılları arasında Akyürek, Trabzon’da Yasin Hayal tarafından bombalanan Mcdonalds eylemi, F-Tipi cezaevlerini protesto amacıyla TAYAD adına bildiri dağıtan 5 gence yönelik linç girişimi, Rahip Andrea Santoro'nun suikastı, Trabzonlu futbolcular Fatih Tekke ile Gökdeniz Karadeniz'in otomobilinin kurşunlanması olaylarında soruşturmaları yürüten başlıca kişi oldu. Akyürek TAYAD’lılara linç girişimi sırasında bunu engelleyen emniyet müdürü olarak aklanmak istendi ancak bu linç girişiminin nasıl ortaya çıktığı, emniyetin başından bu olaya niye engel olamadığı açıklığa kavuşmadı.

Rahip Santoro suikastından hemen ardından zanlının yakalanması da Akyürek’in başarısı olarak lanse edildi ancak bu suikastın soruşturmasına dair birçok ayrıntı henüz açıklığa kavuşmuş değil.

Bu olaylar arasında Akyürek adına en çarpıcı örnek ise adı Hrant Dink cinayetinde geçen Yasin Hayal’in soruşturmasıyla ilgili. 24 Ekim 2004’te Trabzon McDonald's' a atılan bombanın zanlısı Yasin Hayal’in İstanbul'da yakalanmasının ardından Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek, “Olayın herhangi bir örgütle bağlantısı yok. Münferit” açıklamasını yaptı. Sonrasında Yasin’in üzerine gidilmedi. Yasin, 11 aylık tutukluluktan sonra serbest bırakıldı ve de tahliyenin nedeni, “Kimsenin şikâyetçi olmaması” olarak gösterildi.

Akyürek döneminde Trabzon İHD’ye yapılan başvurular da emniyet görevlilerinin usulsüz uygulamalarını ortaya koyuyor ancak Akyürek bu suçlamalara karşı gereken incelemenin yapıldığını belirterek, olayları örtbas ediyor.

Trabzon’da mafyayla emniyet arasındaki işbirliği, emniyetin mafyaya göz yumduğu söylentilerinin bu dönemde arttığı görüldü.

Fethullahçı Akyürek


Akyürek’in sicilinde “emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir” yazdığı iddia edilirken, Emniyette yürütülen “Fethullahçı Emniyet Mensupları” ile ilgili raporlarda da Ramazan Akyürek’in adının yine ön sıralarda bulunduğu belirtiliyor.

Danıştay cinayeti soruşturmasını yönlendiren isimlerden biri olarak soruşturmayı yavaşlattığı iddiaları, ile Akyürek, bu süreçte daha da ön plana çıkmış durumda ancak Fethullahçı sicilline rağmen AKP döneminde rütbe alan, emniyetteki en üst düzey yöneticiler arasında yer alıyor.

Zübeyir Kındıra’nın, Polis Akademisi öğrenciliğiyle ilgili anılarının da yer aldığı “Fethullah’ın Copları” kitabında Ramazan Akyürek’in öğrencilik yıllarına ilişkin notlarda da bu iddialara rastlanıyor:

“Ramazan Akyürek, müfettişlerin raporlarına ve ‘Fethullahçı Polis’ avı yapan istihbaratçıların listelerinin ilk sıralarına adını koyacak kadar değer verdiği biri. Listede 10. sırada yer alan Akyürek, okul yıllarında ‘çapkın, içki içen, tarikatçılıkla ilgisi olmayan biri’ olarak tanınırdı.

Gülen Örgütü’nün elemanı olduğu ileri sürülen eşi ile evlenmesinin ardından ise tamamen farklı biri olduğu iddia ediliyor. Kitapta yer alan bu iddialar karşısında yargıya başvuran Akyürek hakkında bilgi veren 3 sicil amirinden birinin “Emniyetteki hizipleşme içinde. İrticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir” şeklinde bir not düştüğü, diğer 2’sinin ise Akyürek’i desteklediği biliniyor.

Mahkeme 17 Aralık 2003 tarihinde verdiği kararda, “Kitabın yayımlandığı tarihte olay günceldir. Yapılan açıklama gerçeği yansıtmaktadır. Hukuka aykırılık söz konusu değildir” açıklamasını yaparken, Akyürek’in avukatları kararı temyiz etti. Ancak daha sonra 6 Aralık 2004’te Yargıtay temyiz itirazını reddettiğini açıkladı.

NATO’cu Akyürek


İstihbarat Daire Başkanı olarak göreve başlayan Akyürek, görevi gereği ABD ve İsrail istihbaratı ile yakın ilişki içerisinde. Yukarıda belirtilen iddialara rağmen Akyürek emniyette en üst düzey sorumlulukları üstlenmiş durumda.

Washington'da NATO’nun da desteklediği, Türk Polis Araştırmaları Enstitüsü'nün düzenlediği uluslararası terörle mücadele konferansında yaptığı bir konuşmada Akyürk PKK, DHKPC ve TİKKO ile mücadelede, 2000’li yılların başında da Türk Hizbullah'ına karşı ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA ile Federal Soruşturma Bürosu FBI'ın işbirliğini gördüğünü ve bunun sürmesini istediklerini söyledi.

Ayrıca Akyürek, “dinsel motifli terörizmle mücadelede dindarların küstürülmemesine dikkat edilmesi gerektiğini” vurgulamasıyla da dikkat çekiyor.

 

http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=7452&PHPSESSID=75b0f3955957485e0

 

.
HİKMET ÇETİNKAYA
8 Şubat 2007

Hesaplaşma

AKP'ye yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak'ın sahibi Ahmet Albayrak , icra kurulu başkanı ise Mustafa Albayrak.

Trabzonlu olan Ahmet ve Mustafa Albayrak, Başbakan Erdoğan'la çok yakın dost...

Yeni Şafak'ın dünkü manşeti çok ilginçti:

"Jandarma şoku..."

Manşet haberin devamı on birinci sayfadaydı. Sayfanın tümü Hrant Dink cinayetine ayrılmıştı. Başlıksa birinci sayfadan farklıydı:

"Muhbir Erhan Tuncel hem Emniyet'e hem JİTEM'e çalışmış..."

Yeni Şafak'ın haberi her türlü yoruma açık...

Benim anladığım Yeni Şafak, "tescilli Fethullahçı" olarak bilinen İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek 'i koruyor, istihbaratla ilgili duyarsızlığını Jandarma'nın üzerine atıyor...

Akyürek'in, Yeni Şafak'ın ANKA kaynaklı haberine göre, cinayetin kilit isimlerinden muhbir Erhan Tuncel'e ilişkin müfettişlere ifadesi şöyle:

"Erhan Tuncel görüşmelerde eskisi gibi ciddi bilgiler vermemeye başlamıştı. Ardından da telefon trafiğini incelemeye aldık. Çünkü kuşkulanmıştık. İzleme sonunda Jandarma'yla ilişki kurduğunu saptadık. Kullandığı telefon numaralarının yüzde yetmişi Jandarma'nındı. Hem bizden hem de Jandarma'dan para alarak kazancını katlamış. Bizde bir başka istihbarat biriminin kullandığı anlaşılan elemanın işine son verilir."

İstihbarat Daire Başkanı böyle bir açıklama yapabilir mi?

Bence yapamaz!..

Çünkü hem jandarma örgütü hem de polis örgütü İçişleri Bakanlığı'na bağlıdır...

Ortada bir istihbarat savaşımı var...

Ya Ramazan Akyürek açığa alınacak ya da İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah !..

****

Önceki gün Ramazan Akyürek'in müfettişlere verdiği ifadeyi ANKA ajansı abonelerine servis yapmıştı. Ancak Emniyet Genel Müdürlüğü bir açıklama yaparak Akyürek'in "Erhan Tuncel, Jandarma'yla da çalıştığı için işine son verdik" açıklamasını yalanlamıştı. ANKA ise haberin doğruluğunda direnip haberini servisten çekmedi.

Tüm bunlara karşın Akyürek'in Recep Tayyip Erdoğan'a çok yakın Albayrakların gazetesi Yeni Şafak'ta "Jandarma şoku" diye manşete çıkarılması oldukça düşündürücü...

Polis örgütünde Nakşi-Fethullahçı hesaplaşması olduğu bir gerçek...

Polisteki Fethullahçı kanat Hrant Dink cinayetinde "istihbarat hatası" nı Jandarma'nın üzerine atıp kurtulmaya çalışıyor...

Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay , MHP-DYP çizgisindeydi. Kendisini 12 Eylül öncesinden tanırım. Ülkücülere sahip çıkmakla ünlenen bir polis şefiydi.

Reşat Altay, görevinden hemen alındı. Önceki gün de İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler açığa alındı.

Peki, İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek şu ana dek nasıl oluyor da görevinin başında kalabiliyor?

Konuştuğum kimi polis yetkilileri, Ahmet İlhan Güler'in açığa alınmasının haksızlık olduğunu söylüyor...

Toplumun kafası giderek karışıyor; Hrant Dink cinayeti kısır tartışmalarla bir başka noktaya çekiliyor...

Televizyonlarda milliyetçilik-ulusalcılık kavramları tartışılarak gündem saptırılıyor...

Ortada bir cinayet var...

Tetikçi belli, azmettiricisi de...

Cinayetin arkasındaki güç odakları nerede?

Dün yazdım, yineleyeceğim:

"Katil zanlısı Ogün Samast niçin Samsun Otogarı 'nda yakalandı? Niçin Trabzon 'a dek izlenmedi? Trabzon'a indikten sonra on - on beş gün izlenip, ilişkiler zinciri ortaya çıkarılamaz mıydı?"

****

Dedim ya her kafadan bir ses çıkıyor...

Mehmet Faraç dün önemli bir konuya değindi; sis perdesini aralamaya çalışırken elindeki önemli bilgileri özetle şöyle aktardı:

"Hrant Dink cinayetini hazırlayanların suikastın perde arkasına ulaşmasını engellemek için, iz bırakmayacak haberleşme taktikleri kullandıkları anlaşılıyor. Birileri hem örgütün lojistik hattını kesmiş hem de eylemin hafızasını sabote etmiş."

Asıl önemli olan bu değil mi?

Kimlerdir eylemin hafızasını boşaltmak isteyenler? Örgütün lojistik hattını kesmeye çalışanlar?

Topu Jandarma 'nın üzerine atarak Hrant Dink cinayeti çözülmez!..

Her iki kurumun içi incelemeye alınmalı; istihbarat bilgileri toplanmalı ; içeride ve dışarıdaki güç odakları araştırılmalı!..

 

http://www.gercekgundem.com/?c=44171

****************************************************************************


HİKMET ÇETİNKAYA

7 Şubat 2007

Nakşi, Fethullahçı Yapı

 

****

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , polis örgütünden jandarmaya dek uzanan "iç güvenlik" çizgisinde nasıl bir kadrolaşma olduğunu, İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek 'in onaylı "Fethullahçı" kimliği bulunduğunu bilmiyor mu?

Bugün "polis örgütü" nde üç yapılanma olduğu gerçek: 1- Irkçılığa dayalı milliyetçi kadro... 2- Fethullahçılar... 3- Nakşiler...

Fethullahçı kimliğiyle bilinen Ramazan Akyürek, yaklaşık 20 bin istihbarat polisinin başında...

İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ise Nakşi...

Durum ortada!..

Başta söyledim: Ulusal direnci oluşturan Aydınlanma Devriminin yok edilip siyasal İslam için uygun taban yaratılması son 5 yılda önemli aşama sağladı.

Bu eylem AKP iktidarı döneminde yoğunlaştı. Laik demokratik Cumhuriyetin temel nitelikleri, kurum ve kuruluşlarında dinci-faşist kadrolaşma yapıldı. Ulusal birlik ve bütünlüğün dağıtılması için ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi 'nin adımları atıldı.

ABD Türkiye için ne diyor:

"Türkiye Müslüman bir ülke olup laik ve demokratik yapıdadır..."

ABD neden Türk ulusunun bireysel temeldeki kimliği olan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığını öne çıkarmıyor da "Müslüman" kimliğini öne çıkarıyor?

1980 öncesi kan gölüne çevrildi Türkiye. O dönem Sovyetler Birliği henüz yıkılmamıştı. Sağ-sol çatışması adıyla insanlarımız öldürüldü. Kanlı 1 Mayıs 'ları yaşadık.

O yıllar devlet içindeki çeteler CIA kontrolünde değil miydi?

Ya şimdi!

****

http://www.gercekgundem.com/?c=43883

 

SOL GÜNLÜK SİYASİ GAZETE

Azmettiriciler hâlâ iş başında

3 Şubat Cumartesi

 

Hrant Dink cinayeti soruşturmasında ortalığa muhbirler, tanıklar, iddialar döküldü. Oysa en başta hesap vermesi gereken, biri Nakşi diğeri Fethullahçı, İçişleri Bakanı Aksu ile İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek hâlâ yerinde duruyor.

HABER MERKEZİ 

İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Hrant Dink cinayeti ile ilgili olarak müfettiş soruşturmaları tamamlanmadan kimse hakkında işlem yapılmayacağını söyledi. Aksu’nun sözleri Dink cinayetiyle ilgili ihmalleri olduğu gerekçesiyle istihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ile İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın görevden alınabileceğine dönük iddialara yanıt niteliğindeydi.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün, Dink suikasti önceden ihbar edildiği halde, herhangi bir önlem almadığı öne sürülüyor. Olayı araştırmak üzere Trabzon’a gönderilen iki mülkiye müfettişinin bugün İstanbul’a geçerek Emniyet’te incelemelere başlayacağı bildirildi.

Diğer yandan bir polis başmüfettişi ile bir jandarma müfettişinin de Trabzon’a gönderilmiş olması dikkat çekiyor. Nitekim, Hrant Dink’in katil zanlısı Ogün Samast’ın Türk bayrağı önünde fotoğrafının çekilmesini de araştırmak üzere Samsun’a mülkiye, polis ve jandarma kökenli üç müfettiş gönderilmişti. Ogün Samast ve azmettirici olduğu iddia edilen Yasin Hayal’in oturduğu belde olan Pelitli’ye Emniyet müfettişlerinin geldiği gün jandarma sokaklarda anons yaptırarak “kendileri dışında kimseye bilgi verilmemesini” istemişti.

İstihbaratın başına dikkat!


Son günlerin dikkat çekici bir gelişmesi cinayet soruşturması kapsamında tutuklanan Erhan Tuncel’in polis muhbiri olduğunun öne sürülmesi oldu. İddialara göre Erhan Tuncel, Yasin Hayal’le birlikte 2004 yılında Trabzon McDonalds’ın bombalanmasında yer almıştı. Dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek, Tuncel’e muhbirlik önermiş, karşılığında da Tuncel bombalama eyleminde sanık sandalyesine oturtulmamıştı.

Aynı iddialara göre Şubat 2006’da Erhan Tuncel, Yasin Hayal’in Dink’i öldürmeyi planladığını bildirdi. Tuncel’in verdiği ilk bilgileri araştıran İstanbul Emniyet’i herhangi bir sonuca ulaşamadı. Ramazan Akyürek’in 8 Mayıs 2006’da İstihbarat Daire Başkanlığı’na atanarak Ankara’ya gitmesi üzerine Erhan Tuncel’in Trabzon Emniyeti’yle ilişkisi koptu ve Yasin Hayal’le ilgili haber alınamamaya başladı. Hakkındaki ihmal iddiaları, durumdan haberdar olan Akyürek’in gerekli uyarıları yaparak Dink çevresinde önlem aldırmamasına dayanıyor.

Muhbir vatandaş


Tuncel’in muhbirliğinin basında irdelenmeksizin yer alması dikkat çekiyor. Zira Tuncel’in durumunda olduğu gibi “af karşılığı muhbirlik teklifi” yasalara göre suç. İl emniyet istihbarat şubeleri “haber elemanı” olarak adlandırılan muhbirleri Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’na bildirmek zorundalar. “Haber elemanı” yapıldığı için daha önce işlediği bir suçun görmezden gelinmesi halinde ise kendisini korumaya alanlar hakkında dava açılması gerekiyor. Öte yandan Yasin Hayal’in de bu olayla ilgili bağlantılarının araştırılmamış olması, “kendi imal ettiği bombayı bir tepki sonucu atan kişi” olarak kayda geçmesi ve hakkında ne McDonalds sahibinin ne de olayda yaralananların şikayetçi olması dikkat çekiyor. Bunun sonucunda Hayal, 11 aylık cezasının önemli bir bölümünü de hava değişiminden Bakırköy’de geçirip tahliye oluyor.

Herkes biliyorsa sorun yok!


Yasin Hayal’in polisteki ifadelerinin NTV tarafından “ele geçirilerek” kamuoyuna sunulmasının ise soruşturmanın başından beri süregelen “olayın ardında örgüt yok” savını kuvvetlendirmek için kullanılması dikkat çekiyor. Zira Hayal sorgusunda ısrarla olayın kendisi tarafından planlandığını ve başka kimsenin bu işten haberi olmadığını savunuyor. Bir haber kanalı olmasına rağmen hiçbir özgün haber üretmeyen ve “steril” görüntüsüyle tanınan NTV’nin bu tip kritik dönemlerde bazı haberlerin sızdırılmasında kullanıldığı biliniyor.

Yine Hayal’le ilgili özellikle Doğan grubuna ait basın organlarına yansıyan haberlerde “herkesin bildiği cinayet”, “Bush’u, Papayı bile öldüreceğini söyleyen bir ‘hayalci’” ifadeleri dikkat çekiyor. Bunun olayın bir ihmalden kaynaklandığı görüntüsünü güçlendirmek için kullanıldığı yorumları yapılıyor.

Aksu, Akyürek, Cerrah


Şu ana kadar ulaşılan bilgilerden olayın kilit noktalarında duran isimlerden ikisinin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek olduğu belirtiliyor. Nakşibendi tarikatına mensup Abdülkadir Aksu’nun ’80 öncesinden başlayarak Emniyet ve İçişleri’nde önemli görevler üstlendiği ve bir kavşak noktası işlevi gördüğü belirtiliyor. Fethullahçı olduğu resmi raporlara da yansıyan eski Trabzon Emniyet Müdürü, şimdiki İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in de kontrgerilla faaliyetlerinin yönlendirilmesinde önemli bir isim olduğu öne sürülüyor. Dink cinayetine giden sürecin de Akyürek’in en azından bilgisi dahilinde gerçekleştiği yorumları yapılıyor.

AKP’nin atadığı İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın da ekibin önemli isimlerinden biri olduğu belirtiliyor. Görevi sırasında çok sayıda skandala imza atan Cerrah, AKP tarafından ısrarla korunmuştu. Kamuoyuna yansıyan bilgilerden İstanbul Emniyeti’nin de Dink cinayetinden önceden haberdar olduğunun ortaya çıkması üzerine Cerrah’ın dönemi sırasında yaşanan linç girişimleri, bombalamalar basına yansıdı. Bunların yanı sıra Cerrah, Nakşibendi tarikatının İsmailağa kolunun liderlerinden Bayram Ali Öztürk’ün camide bıçaklananarak öldürülmesinin ve saldırganın cemaatçe linç edilmesinin ardından “bıçaklayan kişi mihraba başını vura vura kendini öldürmüştür” açıklamasını yapmış ve olayın üstünü örtmeye çalışan tavırlarıyla dikkat çekmişti.

Diğer yandan, ANAP ve CHP’nin Başbakan Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Aksu’ya dair eleştirileri ve CHP’nin bu iki isim hakkında gensoru vermeye hazırlanması hem sonuç alınmayacağı kesin olan bu yöntemle gerçek bir muhalefetten kaçma hem de yaşanan kanlı çekişme ve çatışmadan duyulan endişeye bağlanıyor. Yaşananların AKP’yi “iktidara” daha yakın hale getirdiğine dikkat çekilirken, ANAP ve CHP’nin önceki aylara kıyasla iktidarın çok daha uzağına düşmüş olmalarına vurgu yapılıyor.

 

http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=7601&PHPSESSID=327540c8d5875eefd3c95138f07b4f95

 

.İstihbaratçının cinayet trafiği

GÜNCEL

22/03/2007

 

 

Türkiye ve dünyada şok etkisi yaratan Hrant Dink cinayetini organize ettiği iddiasıyla tutuklanan ancak polis ve savcılıkta susma hakkını kullanan Erhan Tuncel'in muhbir değil yardımcı istihbarat elemanı olduğu belirtildi. Üst düzey emniyet yetkililerinden alınan bilgiye göre Tuncel, daha önce adı suça karıştığı için görevden alındıktan sonra, cinayet günü de olmak üzere toplam 25 kez polisle telefon görüşmesi yaptı.

Dink cinayetinin kilit ismi Erhan Tuncel'in resmi ifade vermemekle birlikte İstanbul Terörle Mücadele Şube-si'nde bazı anlatımlarda bulunduğu, bu anlatımların 5 sayfalık bir tutanak haline getirilip savcılığa sunulduğu öne sürüldü.

İSTİHBARAT ELEMANI
Tuncel'in yardımcı istihbarat elemanı olarak görevlendirilmesi ve bu görevde kullanılmasına ilişkin ihmaller de belirginlik kazanmaya başladı. Tuncel'le ilgili soru işaretleri 2004'te Mc Do-nald's'ın bombalanması ile başlıyor. Bombayı hazırladığı ve eylemi organize ettiği öne sürülen Tuncel, dönemin Trabzon Emniyet Mürüdü Ramazan Akyürek tarafından üniversitede görevli bir öğretim elemanı aracılığı ile istihbarat elemanı yapıldı. Ancak istihbarat elemanlarının suça karışmamış olma ilkesi burada gözardı edildi.

Emniyet yetkililerine göre Tuncel, bir yandan Yasin Hayal'le birlikte Hrant Dink cinayetini organize ederken diğer yandan Hayal'in Dink'i öldüreceğini Trabzon emniyetine 17 kez rapor etti. Trabzon emniyeti bu raporlardan sadece birini İstanbul emniyetine bildirdi. Bunun üzerine Hayal ve Tun-

cel'in telefonları dinlemeye alındı. Ancak bir sonuç elde edilemedi. Dink'in ensesinden vurulacağının da bildirildiği Tuncel'in raporlarından 16'sı ile ilgili hiçbir işlem yapılmadı.

POLİSLE 25 GÖRÜŞME
Ramazan Akyürek'in İstihbarat Daire Başkanlığı'na atanması üzerine yeni Trabzon Emniyet Müdürü Erhan Tuncel'in görevine 23 Kasım 2006'da son verdi. Ancak görevine son verilmesine rağmen Tuncel bu tarihten sonra tam 25 kez Trabzon polisiyle telefon görüşmesi yaptı. Tutanaklara göre görüşmelerden sonuncusu ise Hrant Dink'in öldürüldüğü gün gerçekleştirildi.

10 DAKİKA SONRA GÖZALTI
Dink'in öldürülmesinden 10 dakika sonra Erhan Tuncel Trabzon'da gözaltına alındı. 18 saat boyunca Trabzon emniyetinde tutulan Tuncel "Cinayeti bizim grup yapmadı. Yasin Hayal burada" şeklindeki ifadesi üzerine serbest bırakıldı. Bu sorguda Tuncel'e hiç bir şey sorulmadığı da iddialar arasında. Tuncel'in adı daha sonra O.S. yakalanıp İstanbul'a getirilince yeniden ortaya çıktı. İddiaya göre Tuncel'in İstanbul emniyetinde sorgulanması sırasında ise, önce uzun süre konuşmadığı, ardından ise "Ben Trabzon Emniye-ti'ne çalışıyorum dedikten sonra sorgunun kesildiği ifade ediliyor. Tuncel'in bu 'sohbet' sırasında anlattıkları ise 5 sayfalık bir tunakla soruşturma savcılığına teslim edildi. Ancak Tuncel'in bu ifadede imzası bulunmuyor.

Tuncel'in cinayetin ardından tetikçi O.S.'yi "az ceza alma vaadiyle" polise teslim etmeyi planladığı da öne sürüldü.

http://www.birgun.net/index.php?sayfa=56&devami=37888#haber_basi

***

Radikal-çevrimiçi

13/02/2007

Tuncel konuşmadan düğüm çözülmeyecek

 

 
Tuncel konuşmadan düğüm çözülmeyecek
Erhan Tuncel, Dink cinayetinin hemen ardından diğer zanlılar gibi gözaltına alınmış, ancak kısa sürede serbest bırakılmıştı.
Önce 'Her şeyi ben planladım' diyen Yasin Hayal de olmak üzere tüm zanlılar cinayeti Erhan Tuncel'in planladığını söylüyor. Tuncel ise suskunluğunu koruyor

 

RADİKAL - İSTANBUL - "Erhan beni dışarıya çağırdı ve bana 'Eleman vuruldu' dedi. Bu sırada Erhan, 'Hrant Dink vuruldu' dedi ve bana Ogün Samast'ı sordu... Ben tereddüt duydum, çünkü Erhan'ın bu konudan haberdar olduğunu bilmiyordum."
Hrant Dink suikastinin ardından gözaltına alınan Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi Erhan Tuncel susma hakkını kullansa da, zanlılardan Ersin Yolcu ifadesinde 'büyük abi'nin cinayet hakkındaki bilgisini bu ifadeyle ortaya çıkarıyordu. Tuncel polisin yakından bildiği bir isimdi ve üstelik Dink öldürüldükten hemen sonra ilk gözaltına alınan kişi de o olmuştu. Tuncel, kısa bir süre poliste sorgulanmış 'olayla ilgisi tespit edilemediği' için serbest bırakılmıştı.

Görüntüler ortaya çıkınca...


Suikasti yapanlar açısından başlangıçta her şey yolundaydı. Cinayetin profesyonelerce işlendiği görüşünü çok kişi paylaşıyordu. Ta ki, beyaz bereli, kot takımlı tetikçinin bir işyerinin güvenlik kameralarına takılan görüntüleri yayımlanıncaya kadar...


Trabzon'un Pelitli beldesinde yaşayanlar, elindeki silahı beline sokarken görülen gencin, Samast'ın adının ortaya çıkması ile, polis Samast'ın yakın çevresine bir dizi operasyon düzenledi. 2004 yılında Trabzon'da McDonald's'ı bombaladığı için hüküm giyen Yasin Hayal ve arkadaşları, Samast'tan önce yakalandı ama Tuncel'in yeniden gözaltına alınması için birkaç gün daha geçmesi gerekecekti. Dink suikastinin zanlıları olarak tetikçi Ogün Samast'ın yanı sıra Yasin Hayal, Ersin Yolcu, Zeynel Abidin Yavuz ve Ahmet İskender 24 Ocak'ta hâkim karşısına çıkarak tutuklanırken, Erhan Tuncel yeniden gözaltına alınmış İstanbul Emniyeti'nde sorgulanıyordu.


Ogün Samast'ı 19 Ocak'ta gerçekleştirilen Dink suikastine yönlendiren kişi olduğu belirtilen Yasin Hayal, hem polis hem de savcılık ifadelerinde ısrarla 'büyük abi' Erhan Tuncel'i işin dışında tutmaya çalıştı. Hayal, bütün suçu üstleniyor, "Samast'a emri ben verdim" diyordu. Tutuklandığı gün adliyede Hayal şov yapıyor, hatta "Orhan Pamuk akıllı olsun akıllı..." diyerek tehditler savurmaktan da geri durmuyordu.


Hayal'in ifadesi ve Tuncel'in susma hakkını kullanarak ifade vermemesi soruşturmanın da tıkanmasına neden olmuştu. Ancak gözaltındaki diğer zanlılar onun gibi ketum davranmadı. Bu kişilerden bazıları ifadelerinde Erhan Tuncel'in sadece Dink suikasti değil, 2004 yılında gerçekleştirilen McDonald's'ın bombalanması eylemini de planlayan kişi olduğunu söylüyorlardı.


Tutuklu Ahmet İskender McDonald's'ın bombalanmasıyla ilgili duyumlarını şöyle anlatıyordu:

 "McDonald's saldırısında bombaları Elazığlı Erhan'ın yaptığını duydum. Dink'in öldürülmesi talimatını da Yasin'e Elazığlı Erhan'ın verdiğini tahmin ediyorum. Yasin'i sürekli Elazığlı Erhan .. isimli şahsın yönlendirdiğini tahmin ediyorum."

Suikasti biliyordu


Samast'tan önce tetikçi olarak seçilen Zeynel Abidin Yavuz da Erhan Tuncel'in Hrant Dink'in fotoğraflarını Yasin Hayal'e verdiğini belirtiyor ve şöyle diyordu: "Yasin, bir pazartesi benim Dink'i vurmaya gideceğimi söyledi. Bu sırada Erhan Tuncel isimli KTÜ öğrencisi olan şahıs yanımıza geldi. Yasin Hayal, Erhan Tuncel'e 'Çıktıları al gel' dedi. Erhan Tuncel, 'Ben akşam alırım. Y. Market'e bırakırım, Zeynel oradan alıp getirir' dedi. Marketten paketi aldım. Dink'in, üç-dört fotoğrafı çıktı."
Dink suikastinin tetikçisi Ogün Samast ise ifadesinde sık sık gördüğü Erhan Tuncel'i yakından tanımadığını söylüyordu. Samast ifadesinde, "Yasin'le birlikte evine gitmiştik. Dövüş filmi izledik. Siyasi konularda, Hrant Dink'le ilgili herhangi bir görüşmemiz olmamıştır... Yasin'in zaman zaman bu kişiyle görüştüğünü, onun evine gidip geldiğini biliyorum" demişti.

'Eleman vuruldu'


Sanıklardan Ersin Yolcu da cinayet haberini kafede oturduğu sırada Erhan Tuncel'den aldığını söyledi. Yolcu'nun ifadesi de şöyle: "Mihmandar Kafe'de Zeynel Abidin Yavuz'la otururken televizyondan altyazı geçti. Hrant Dink'in vurulduğunu öğrendim... O esnada Pelitli'de tanıdığım Erhan yanıma geldi ve bana Yasin Hayal'i sordu. Burada olmadığını söyledim. Ben 'Hayırdır Erhan' dedim. Sonrasında Erhan beni dışarıya çağırdı ve bana 'Eleman vuruldu' dedi. Ben tereddüt duydum, çünkü Erhan'ın bu konudan haberdar olduğunu bilmiyordum, ayrıca ben Ogün Samast'ın vurulduğunu sanıyordum. Bu sırada Erhan, 'Hrant Dink vuruldu' dedi ve bana Ogün Samast'ı sordu... Yasin Hayal'i görürsen beni bulsun' dedi, ben neden böyle şeyler söyledi anlamadım. Sonra yanımdan ayrıldı."

Hem muhbir hem katil


Herkes Yasin Hayal'in Ogün Samast'ı yönlendiren kişi olduğunu düşünürken, ortaya çıkan yeni bilgiler, 'büyük abi'nin Erhan Tuncel olduğu iddialarını güçlendirmişti. Tuncel üniversiteli iki arkadaşıyla birlikte Pelitli'de ev tutmuş, sık sık Yasin Hayal ve arkadaşlarıyla görüşüyordu. Tuncel'in Büyük Birlik Partisi ve Alperen Ocakları ile de yakın ilişkisi vardı. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'na Trabzon'a geldiği sırada korumalık da yapmıştı.


Soruşturma sürerken 'Tuncel'in polis muhbiri olduğu' iddiaları bomba etkisi yaptı. Tuncel, McDonald's'ın bombalanması eyleminden sonra gözaltına alınmış, bu sırada polis tarafından 'eleman' haline getirilmişti. Tuncel muhbirlik yapması karşılığında bombalamadan ötürü yargılanmayacaktı. Tuncel, Dink'e yönelik bir suikast hazırlığının olduğunu da 17 Şubat 2006'da polise bildirmişti. Dahası Tuncel, bu ihbarlarını tam 17 kez tekrarlamıştı. Ne var ki, Dink suikasti sırasında sanıkların Tuncel'e ilişkin verdiği bilgiler, bu cinayetin tam ortasında olduğunu da gösteriyordu. Yani Tuncel, hem muhbir hem de katildi.

Yollar ayrılıyor


Tuncel'in polis muhbiri olduğunun ortaya çıkmasıyla Yasin Hayal de ifadesini değiştirdi. Hayal'e göre Dink cinayetiyle birlikte McDonald's bombalamasının planlayıcısı da Tuncel'di. Hayal, Tuncel'in cinayeti olaydan yaklaşık bir yıl önce planlamaya başladığı ve 'Türklüğe hakaret eden kişi' olarak tanıttığı Dink'in öldürülmesini istediğini söyledi. Hayal'in sözlerine karşın Tuncel cephesinde yeni bir gelişme olmadı. Tuncel, F tipi cezaevindeki hücresinde sessizliğini koruyor. Soruşturmanın ilerlemesi Tuncel'in konuşmasına bağlı. O konuşursa, 'büyük abi'lerin abilerine ulaşılabilecek ve Türkiye'yi sarsan Dink suikastinin düğümü çözülebilecek.

 

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212880

 

.Sendika.Org Emek Hareketinin Gündemi

Azmettirici Erhan Tuncel Teşkilattanmış!

29 Ocak 2007

 

Hrant Dink cinayetinin azmettiricisi olarak tutuklanan Erhan Tuncel emniyete bağlı çalışan “haber elemanı” çıktı! Sabah ve Vatan gazeteleri Emniyet yetkililerinin bu konuyu doğruladığını yazarken İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu “Erhan Tuncel polis mi?” sorularına “Biz onları da izah ettik. Oraya iki mülkiye müfettişi gönderdik” diye yanıt verdi.

Erhan Tuncel’in polis olduğu haberleriyle beraber, kimin tarafından emniyet teşkilatına “örgütlendiği” de basına sızdırıldı. İddialara göre, Erhan Tuncel Mc Donalds eyleminde Yasin Hayal ile birlikte zanlılar arasındaydı. Ancak dönemin Trabzon Emniyet Müdürü, şimdi ise İstihbarat Daire Başkanı olan Ramazan Akyürek, “Sen üniversitelisin, diğerleri gibi serseri değilsin. Bize bu grupla ilgili bilgi getirirsen seni davanın dışına çıkarırız” diyerek Tuncel’i ikna etti. Nitekim "bombaları hazırladığı" söylenen Tuncel bu davadan yargılanmadı.

Tuncel’in Dink cinayetini önceden İstihbarat’a bildirdiği ancak önlem alınmadığı da gelen bilgiler arasında. 16 Mart katliamı ve Susurluk’ta ünlenen, Ağar ekibinden olduğu söylenen, Trabzon’daki faşist örgütlenmelere “göz yuman”, emniyet içindeki AKP ekibiyle çatışması bilinen Reşat Altay’ın “kızağa çekilmesi”nin hemen ardından, emniyetteki AKP kadrolarından Ramazan Akyürek’le ilgili ortaya çıkarılan bu bilgiler emniyet içindeki çatışmanın daha da şiddetleneceğini gösteriyor.

Çatışma şiddetlendikçe, karşılıklı bilgiler ortaya saçılıyor ve cinayetin arkasındaki kontrgerilla imzası daha net görünüyor.

 

http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=9504

 

.Radikal-çevrimiçi

'Suikasti organize eden Erhan Tuncel'

 

'Polis muhbiri' Erhan Tuncel'in oda arkadaşı Tuncay Uzundal Emniyet'teki ifadesinde, Tuncel'in, Hrant Dink'in fotoğraflarını Hayal ve Samast'a vermekle kalmayıp, cinayetin organizasyonunu yaptığını söyledi

03/02/2007 

 

 

RADİKAL - İSTANBUL 

Hrant Dink cinayetiyle ilgili soruşturma sürerken 'polis muhbiri' Erhan Tuncel'in önceki gün tutuklanan oda arkadaşı Tuncay Uzundal, Emniyet'teki ifadesinde cinayeti Tuncel'in organize ettiğini söyledi.
İstanbul Emniyeti'nde sorguları tamamlanan dört kişi dün sevk edildikleri savcılıkça ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı. Trabzon'da gözaltına alınan bir kişi de dün İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne getirildi. Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne dün getirilen Orhan Ö, Turan M., Kaan G., ve İskeçe doğumlu Mesud T.'nin cinayetten bir gün önce Ogün Samast ile İstanbul'da gezdikleri tespit edilmişti. Orhan Ö., ifadesinde Samast'ın Dink'i öldüreceğini söylediğini ama kendisinin inanmadığını anlatmıştı.
Bu arada NTV'nin haberine göre, önceki gün tutuklanan Erhan Tuncel'in oda arkadaşı Tuncay Uzundal da Emniyet'teki ifadesinde soruşturmanın seyrini değiştirecek önemli iddialarda bulundu. İfadesinde Hrant Dink'in öldürülmesi için Yasin Hayal'i arkadaşı Tuncel'in teşvik ettiğini öne süren Uzundal, Tuncel'in Hrant Dink'in fotoğraflarını Hayal ve Samast'a vermekle kalmayıp, cinayet organizasyonu yapmakla suçladı.

Tuncel muhbir mi, azmettirici mi?


Hrant Dink cinayetinin hemen ardından Trabzon'da gözaltına alınan Erhan Tuncel olayla ilgisi olmadığı gerekçesiyle serbest bırakılmıştı. Katilin kimliğinin belli olması ve ifadelerinde adını vermesi üzerine tekrar gözaltına alındı ve İstanbul'a gönderildi. Daha sonra 'polis haber elemanı' olduğu anlaşıldı. Polis ve mahkemedeki sorgusunda susma hakkını kullandı. Ancak tutuklu sanıklardan Ahmet İskender'in ve Zeynel Abidin Yavuz'un 31 Ocak'ta Radikal'de yayımlanan ifadeleri Tuncel'in olayla ilgisinin 'muhbirlik'in ötesinde olabileceğine işaret ediyordu. Ahmet İskender ifadesinde Dink'in öldürülmesi talimatını Tuncel'in verdiğine inandığı belirtilmiş, Zeynel Abidin Yavuz'sa Dink'in fotoğraflarını Tuncel'in Hayal'e verdiğini söylemişti. Tuncel, 24 Ocak'ta cinayetin azmettiricisi olarak tutuklandı. Dink cinayeti soruşturmasında tutuklanan diğer kişiler ve haklarındaki suçlamalar ise şöyle:


Ogün Samast: 

Hrant Dink'i öldürdü. Cinayetten 32 saat sonra Samsun Otogarı'nda yakalandı. Sorgusunda cinayeti itiraf etti. 24 Ocak'ta 'tasarlayarak adam öldürmek suçunu azmettirmek', 'çete üyesi olmak' ve 'ruhsatsız silah bulundurmak' suçlarından tutuklandı.


Yasin Hayal: 

Trabzon'da gözaltına alındı. Cinayeti Samast'la birlikte planladıklarını anlattı ve azmettirici olduğunu itiraf etti. 24 Ocak'ta, 'tasarlayarak adam öldürmeye azmettirmek', 'çete üyesi olmak' ve 'ruhsatsız silah bulundurmak'tan tutuklandı.


Ahmet İskender: 

Trabzon'da gözaltına alındı. İfadesinde zanlıların Pelitli'deki kırtasiyesini kullandığını, cinayetten haberi olduğunu kabul etti. 24 Ocak'ta tutuklandı.


Ersin Yolcu: 

Samast ve Hayal'in Pelitli'den arkadaşı. Samast ve Hayal'in ifadeleri doğrultusunda gözaltına alındı. Cinayetten haberi olduğunu, cinayeti işlemek üzere İstanbul'a giden Samast'ı otogardan yolcu ettiğini söyledi. Samast ifadesinde, Ersin'in kendisini "Gazan mübarek olsun" diyerek uğurladığını anlattı. 24 Ocak'ta tutuklandı.


Zeynel Abidin Yavuz: 

Gözaltına alınmasının ardından Samast'tan önce tetikçi olarak belirlendiği ortaya çıktı. İzmit'te bir işe girinceye kadar Hayal ile Dink'i öldürme planları yaptıklarını ifadesinde kabul etti. Yolcu, Hayal ve İskender'le aynı suçlardan tutuklandı.
İlk tutuklamaların ardından savcılarının talimatıyla bazı kişiler gözaltına alındı.


Salih Hacısalihoğlu: 

Erhan Tuncel'in ev arkadaşıydı. Trabzon'da gözaltına alındı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne gönderildi. Ogün Samast'a, cinayette kullandığı mermileri verdiği öne sürüldü. 31 Ocak 2007 günü, 'örgüte üye olmak' ve 'ateşli silahlar kanununa muhalefet' suçlarından tutuklandı.


Tuncay Uzundal: 

Erhan Tuncel'in ev arkadaşı olan Uzundal, diğer ev arkadaşı Seyfi Y. ile birlikte Trabzon'da gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne gönderilen Tuncay Uzundal'ın, Ogün Samast'a cinayet sırasında üzerinde bulunan Türk Bayrağı'nı verdiği öne sürüldü. Ahmet İskender ifadesinde 'Tuncay' isimli bir kişinin Samast'ı bordo Kartal marka bir otomobille otogara götürdüğünü söylemişti. Uzundal, 'adam öldürmek suçuna iştirak' ve 'siyasi örgüt üyesi olmak' suçlarından tutuklandı. Uzundal ile birlikte gözaltına alınan Seyfi Y. ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

 

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=211938

 

.

Vur emri muhbirden

08.02.2007


Dink suikastının azmettiricisi olduğu öne sürülen Hayal, büyük ağabey Tuncel’in muhbir olduğunu öğrenince çark etti. Cinayeti Tuncel’le 1 yıl önce planladıklarını söyleyen Hayal “Erhan’ın muhbir olduğunu bilseydim onu kesinlikle öldürürdüm” dedi

YASİN Hayal, Emniyet’te ve savcılıkta verdiği ifadelerinde Dink cinayetini kendisinin planladığını, Ogün Samast’ı azmettirdiğini ve kendisinin üzerinde bir abi olmadığını belirtmişti. Hayal, Erhan Tuncel’in ‘muhbir’ olduğu ortaya çıkınca konuşmaya karar verdi. Cezaevinden telefonla aradığı babasına “Ben fazla yatmam ama konuştuğumda Erhan ömür boyu cezaevinden çıkamayacak” demesi üzerine soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcıları Selim Berna Altay ve Fikret Seçen harekete geçti.

Hayal, tutuklu olduğu Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde özel bir odada alınan ifadesinde Dink cinayetini Erhan Tuncel’le birlikte 1 yıl önce planladıklarını açıkladı. Hayal, 6 saat süren ifadesinde “Erhan’ın muhbir olduğunu bilseydim kesinlikle onu öldürürdüm” dediği öğrenildi. Yasin Hayal, Tuncel’in McDonald’s bombalanması ve Dink cinayetinin azmettiricisi olduğunu, bombayı da onun verdiğini söyledi. Hayal’in cezaevinde kendisine Kur’an-ı Kerim istediği ortaya çıktı.

Daha önce ne demişti?

YASİN Hayal, İstanbul Emniyeti’nde şu ifadeyi vermişti: “Hrant Dink’in öldürülmesi fikri, tamamen benden çıkmıştır. Bu suikast fikrinden Erhan Tuncel’in de bilgisi vardı. Fakat kararsizdı. Kendisi benden çekindiği için beni engelleyemiyordu.” Hayal, İstanbul nöbetçi ağır ceza mahkemesinde verdiği ifadede de “Meydana gelen olay, Ogün ile benim aramda gelişen bir fikirdir” demişti.


Seda KILIÇ

http://www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=66952,3&tarih=08.02.2007

****************************************************************************

GÜNEŞ

08 Şubat 2007 <%Tarih%>
<%Gün%>

Muhbir öldürttü

 

Yasin Hayal, ifade değiştirdi. Hrant Dink'in vurulmasını Trabzon Emniyeti'ne muhbirlik yapan Erhan Tuncel'in istediğini açıkladı
İLK sorgusunda, cinayeti kendisinin planlandığını kabul eden Hayal, Tuncel'in muhbir olduğunu öğrenince tavır değiştirdi. Önce babasına telefon açıp, 'Konuştuğumda ben çıkacağım, Erhan ömür boyu yatacak' dedi.
HAPİSTE SORGULANDI
SORUŞTURMAYI yürüten 2 savcı, bu iddia üzerine kapatıldığı Tekirdağ F Tipi Cezaevi'ne giderek Hayal'i yeniden sorguladı. Yasin Hayal, ifadesinde Hrant Dink'i öldürme planını Erhan Tuncel'in yaptığını söyledi.
PLAN 1 YILLIK ÇIKTI
HAYAL savcılara, 'Erhan Tuncel, bir yıl önce bana geldi. Dink'i, (Türklüğe hakaret eden kişi) olarak tanıtarak öldürülmesini istedi ve fotoğraflarını verdi. Ben de atış talimi yaptırdığım Ogün Samast'ı gönderdim' dedi.

http://www.gunes.com/2007/02/08/yasam/g1.html

****************************************************************************

08 Şubat 2007

Bilseydim ölürdü

 

 

 

Hrant Dink cinayetinin kilit ismi Yasin Hayal, Erhan Tuncel'i koruyan ve "Cinayeti kendim planladım" şeklindeki ilk ifadesini değiştirdi. Hayal, çift taraflı muhbir olduğu ortaya çıkan Tuncel'i suçladı ve "Bombalama ve Dink cinayetlerini organize etmem için beni azmettirdi. Muhbir olduğunu bilseydim kesinlikle öldürürdüm" dedi.

HRANT Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ı azmettirdiği gerekçesiyle tutuklanan Yasin Hayal, Erhan Tuncel'in çift taraflı muhbir olduğunu öğrenince, "Erhan'ın muhbir olduğunu bilseydim kesinlikle onu öldürürdüm" diye konuştu. Yasin Hayal, Erhan Tuncel'in, kendisi ile ilgili raporlarında "Dink'i öldürmeyi planlıyor" dediğini gazetelerden öğrenince ifadesini değiştirdi. Daha önce "Erhan benden çekinir, cinayeti kendim planladım" diyen Hayal, son ifadesinde "Beni azmettiren Tuncel" dedi. Yasin Hayal'in son ifadesi, cezaevinden telefonla aradığı babası Bahattin Hayal'e "Ben fazla yatmam, ama konuştuğumda Erhan ömür boyu cezaevinden çıkamayacak" dediğinin gazetelere yansıması üzerine alındı. Hayal, önceki gün Tekirdağ 2 No'lu F tipi Cezaevi'nde savcılara 6 saat süren ve 8 sayfa tutan yeni bir ifade verdi. İfadelerinde Dink cinayetini tek başına planladığını, Ogün Samast'ı azmettirdiğini, üzerinde bir "Abi" olmadığını söyleyen Hayal, Tuncel'in hem Trabzon'daki McDonald's bombalaması hem de Dink cinayetlerini organize etmesi için kendisini azmettirdiğini iddia etti. Hayal, çift taraflı muhbir olduğu ortaya çıkan Erhan Tuncel'i kastederek "Muhbir olduğunu bilseydim kesinlikle öldürürdüm" diye konuştu.

İSTİHBARAT KARIŞTI

Bu arada Erhan Tuncel'in durumu istihbaratı birimlerini de karıştırdı. Olaya ilişkin müfettiş soruşturmaları sürerken, bilgilerin basında yer alması, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'nda Telekulak Skandalı'ndaki gibi bir deprem yarattı. Daire Başkanı Ramazan Akyürek, olayla ilgili bilgilerin bulunduğu C Şube (irticai örgütler ve azınlıklar) ile Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele'den tüm evrakların güvenliğini istedi. Akyürek, sızan bilgilerin kaynağının bulunması emrini de verdi.

KILIÇLAR ÇEKİLDİ

Emniyet Genel Müdürlüğü'ndeki istihbaratçılar ise gelişmeleri gruplar arasındaki çekişme olarak değerlendirdi. Bir yetkili, "Kılıçlar çekildi. Herkes eteğindeki taşları dökecek" derken, bazı istihbaratçılar, İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler'in görevden alınmasını haksız buldular. Üst düzey bir yetkili, Güler'in aslında suçsuz olduğunu öne sürerek şunları söyledi: "Takipli ve muhbirli bir gruba ilişkin işlem yapmaması çok normal. İstihbaratçı grup içindeki muhbirin deşifre edilmemesi için hedefi aleni korumaya alamaz. İstanbul'a binlerce aynı yönde istihbarat geliyor. Yüzde 90'ı da boş çıkıyor. Trabzon Emniyeti ve İstihbarat Daire Başkanlığı'nın muhbirle ilişkinin kesildiğinden İstanbul'u haberdar etmemesi büyük hata. Kaldı ki olayla ilgili istihbaratın F3 (kesinleşmiş) ve F4 (eyleme dönüşecek) raporlarını da bildirmemişler. Belki böyle bir şey bildirilse, grubun hedefi olan kişiye ilişkin daha detaylı çalışılabilirdi."

 

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5913509&tarih=2007-02-08

****************************************************************************

09 Şubat 2007

Yasin Hayal: Hapisteyken BBP bana para verdi


      - Muhbir Tuncel'le Trabzon Alperen Ocakları'nda tanıştım. 'Reis' olduğunu söylediler
- McDonald's eyleminde bombayı bizzat Tuncel yaptı, 50 metre arkamdaydı
- Hapiste Cihan (BBP il başkanı) para verdi, Egemen (MKYK üyesi) giyecek, yiyecek sağladı


       Demet Bilge Ergün - Timur Soykan / RADİKAL

      AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink suikastiyle ilgili soruşturmada azmettirici olarak tutuklanan ve ilk ifadesinde dosyanın kilit ismi 'muhbir' Erhan Tuncel'i koruyan Yasin Hayal, ikinci ifadede Tuncel'le birlikte Büyük Birlik Partisi'ni (BBP) ve diğer bağlantılarını da deşifre etti. Hayal'e göre cezaevindeyken BBP kendisine para ve gıda yardımı yaptı.
      Tuncel'in hem polise hem jandarmaya 'muhbirlik' yaptığının ortaya çıkması üzerine tutuklu bulunduğu Tekirdağ F Tipi Cezaevi'nden babasını arayıp "İlk duruşmada konuşacağım, Tuncel yanacak" diyen Hayal'in ifadesi ikinci kez alınmıştı. Cezaevinde yaklaşık altı saat süren ifadede Hayal'in ilginç bağlantıları gün yüzüne çıkardığı öğrenildi.
     
     Şaşırtıcı şeyler söylüyordu

      Hayal'in son ifadesine göre, Tuncel bundan beş yıl önce 2002'de Alperen Ocakları'nda 'reis' olarak tanıştırıldı. Bundan sonra da Hayal, sık sık Tuncel'in evine gitmeye başladı. Tuncel, zaman zaman Hayal'i şaşırtan ifadelerde bulunuyordu. Örneğin, bir yandan Sabancı suikastini överken bir yandan da İBDA-C lideri Salih Mirzabeyoğlu'nu beğendiğini söylüyordu. 2003-2004 yıllarında Tuncel, Trabzon'da esrar ve Kalaşnikof satıp satamayacaklarını da sormuştu. Yine aynı yıllarda bekâr birkaç polisin kaldığı bir eve gidip namaz kılmışlardı.
      Elazığ'da da Alperen Ocakları'na takıldığı zamanlarda Tuncelili çocukları dövdüğünü söylüyordu. Sohbetlerinde sürekli iller arasında kavga çıkarmaya çalışıyordu. Örneğin bir keresinde PKK'nın kurucularından birinin Gümüşhaneli olduğunu söylemiş ve Gümüşhaneliler hakkında konuşmuştu. Başka bir ortamdaysa Gümüşhanelilerin yanında Trabzonluları kötülüyordu. Zaman zaman da Tuncel'in buzdolabında rakı, votka görüyordu. Tuncel'in Engin isimli arkadaşıysa bir CHP'ye, bir Alperen Ocakları'na gidiyordu.
     
     Bombayı Erhan hazırladı

      Tüm bu çelişkilere karşın Tuncel'le Hayal her eylemde ortak hareket etti. Hayal ilk olarak Tuncel'in yönlendirmesiyle 2002'de il merkezindeki Santa Maria Kilisesi'nde bir kişiyi keser sapıyla dövdü. Ne yakalandı ne ceza aldı. Bir ara üniversitede Irak savaşına karşı eylem yapmayı düşündüler, bunu organize edemeyince McDonald's bombalaması gündeme geldi. Kömür tozu, çivi, torpil gibi malzemeleri Hayal aldı ancak bombayı Tuncel hazırladı. Bombaların içine çivi de konulmuştu. 24 Ekim 2004'te Yasin elindeki bombayla McDonalds'a doğru giderken, 50 metre gerisinden de Tuncel gidiyordu. Bir banka oturup gazete okur gibi Hayal'i izledi. Hayal de fitili ateşleyip bombayı lokantanın önüne bıraktı. Eylemden sonra Hayal, Tuncel'in evine gitti. Tuncel, eylemden sonra Hayal'i Elazığ'a gönderme sözü vermişti ama bunun yerine bir arkadaşının evinde sakladı.
     
     'Arkasında ben varım'

      Hayal daha sonra İstanbul Maltepe'de H.Ö.'nün evinde yakalandı. Tuncel, eylemden sonra Hayal'e KTÜ'ye bağlı Rize'deki bir yüksekokulda iki yıl çalışmış birinin yardım edebileceğini söylemişti. Bir arkadaşıyla konuşurken de 11 ayda tahliye olmasıyla ilgili, Tuncel'in 'Onun arkasında ben varım, bir şey olmaz' dediğine tanık olmuştu.
     
     BBP'den yardım

      Hayal, cezaevinde kaldığı süre içinde Yaşar Cihan (BBP İl Başkanı) isimli bir kişiden ailesi aracılığıyla 1000 YTL yardım aldığını söylüyor. Yine Yasin Egemen ve Halis Egemen (BBP Merkez Karar Yürütme Kurulu üyesi) isimli iki kişinin de kendisine giyecek ve yiyecek yardımında bulunduğu belirtiyor. Ancak Tuncel'in kendisini cezaevinde ziyaret etmediğini, sadece duruşmalardan sonra cezaevi aracına bindirilirken el salladığını ileri sürüyor. 2006'daysa Çeçenistan Genelkurmay 2. Başkanı Yakup Megomedenov'un Trabzon'u ziyareti sırasında Tuncel'in bu kişiyi BBP yetkilileriyle tanıştırdığı ve para yardımında bulunduklarını anlatıyor.
     
     'MİT' iddiası

      Ayrıca bir başka önemli iddia daha var. Buna göre de 2006'da Tuncel, Hayal'i London Palas'ta 40-45 yaşlarında Akçaabatlı olduğunu söyleyen biriyle tanıştırdı. Ve bu kişinin MİT mensubu olduğunu, Yargıtay'da bulunan McDonald's davasıyla ilgili olarak kendilerine yardım edebileceğini söyledi. İddiaya göre bu kişi de dosya numarasını istedi ve yardım edebileceğini ifade etti.
     
     BBP bağlantıyı hep reddetmişti

      Yasin Hayal'in ifadesinde kendisine 1000 YTL verdiğini ileri sürdüğü Yaşar Cihan BBP'nin Trabzon İl Başkanı. Yaşar Cihan'ın adı ilk olarak Yasin Hayal'in avukatlık ücretini ödediği iddiasıyla duyulmuştu. McDonalds'ın bombalanması nedeniyle yargılanan Yasin Hayal'in avukatı açıklama yapmazken Yaşar Cihan avukatlık ücretini ödediğini hatırlamadığını söylemişti.
      Cihan daha sonra Ogün Samast, Yasin Hayal ve Erhan Tuncel'in BBP'yle ilgileri olduğuna dair iddiaları yalanladı. Ogün Samast'ı tanımadığını söyleyen Cihan, Hayal ve Erhan Tuncel için "Geçmiş yıllarda gençlik teşkilatlarında sohbet ederken görülmüşlerdir. Bu kişilerin radikal düşünceleri vardı. Yasin cezaevinden çıktıktan sonra elimi öptü.
      Ona da soğuk davrandık" demişti. Hayal'in ifadesinde "Ben cezaevindeyken giyecek ve eşya yardımı"yaptı dediği Halis Egemen ise BBP'nin Merkez Karar Yürütme Kurulu Üyesi olarak görev yapıyor.
      'Ogün'ü o azmettirdi'


      Hayal ifadesinde, Tuncel'in cinayette tetikçiliği kendisine teklif ettiği bilgisini verdi. Hayal teklifi reddedince Tuncel, Ogün Samast'ı kullanmış Erhan Tuncel'in polis muhbiri olduğunu öğrenen Yasin Hayal, eylemi sadece Ogün Samast ile birlikte planladıkları ve gerçekleştirdikleri yönündeki ifadesini değiştirdi. Hayal'in, Dink'in öldürülmesini Erhan Tuncel'in planladığını ve Samast'ı bulup ikna ettiğini söylediği öne sürüldü.
      Hayal'in değiştirdiği ifadelerine ilişkin bilgilere göre, daha önce birçok eylemi birlikte yaptıkları belirlenen Hayal ve Tuncel'in son eylemi AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesi oldu.
      Dink cinayetinin ilk konuşmaları Ocak 2006'da Tuncel'in evinde yapıldı. Evde sadece Hayal ve Tuncel vardı. Tuncel, Dink'in çok cesur bir insan olduğunu, Ermenilerin gözünde Mustafa Kemal gibi biri olduğunu anlattı. Kendisini kışkırtmak için böyle konuştuğunu düşünen Hayal, 17-18 yaşlarında olsa Dink'in kafasını koparacağını söyledi. Bunun üzerine Tuncel, "Onu öldürürsek büyük bir zafer kazanmış oluruz" dedi. Hayal, daha önce cezaevinde yattığı için bu cinayete katılamayacağını söyleyince Tuncel, silahını vermesini ve bir miktar para hazırlamasını istedi.
     
     Eniştesiyle aynı ifadeyi verdi

      Hayal, polis ve savcılıkta verdiği ifadede tetikçileri kendisinin bulduğunu söylemişti. Ancak Hayal daha sonra tetikçileri de Erhan Tuncel'in bulduğunu anlattı. İddialara göre Tuncel, Yasin Hayal'e Şubat 2006 tarihinde Zeynel Abidin Yavuz'u tetikçi olarak bulduğunu ve eylem için ikna ettiğini söyledi. Bu tarihte aynı zamanda Tuncel'in Trabzon Emniyet Müdürlüğü'ne suikast ihbarını verdiği tespit edilmişti. İki-üç ay sonraysa Hayal'e Ogün Samast hakkında sorular sordu. Tuncel, daha sonra da Hayal'e Ogün'le görüştüğünü ve eylemi yapmaya ikna ettiğini söyledi. Hayal, eylemde kullanılması için kendi silahını vermek istemedi. Bunun için daha sonra Hayal, eniştesi Çoşkun İğci'ye silah alması için 300 YTL verdi. Silahı alamayınca kızarak parasını geri aldığında 2006 yılının haziran ayıydı. (Coşkun İğci polise verdiği ifadede aynı bilgileri vermişti. İğci ayrıca jandarma muhbiri olduğunu ve bütün bunları jandarmaya o dönemde anlattığını, jandarmanın kendisine 'parayı geri ver suikastten vazgeçir' dediğini söylemişti.) Ayrıca Hayal, Ogün Samast'a eylemden sonra İstanbul'da yardım edecek kişi arayışındaydı. Tanıdığı E.Y.'ye eylem sonrasında Samast'ı kaçırıp kaçıramayacağını sordu. Bu kişi öneriyi kabul etmeyince arayışa son verdiği öne sürüldü.
     
     Evinde buluştular

      Anlatımlara göre, Cinayetten kısa bir süre önce Tuncel, Hayal ve Samast, Erhan Tuncel'in evinde bir araya geldi. Hrant Dink cinayetini konuştular. Tuncel, Ogün Samast'a sürekli olarak Dink'i öldürmesi halinde kahraman olacağını söylüyordu. Oysa Ogün Samast, savcılıktaki ifadesinde Tuncel ile siyaset ve Dink cinayeti konusunda hiç konuşmadıklarını söylemişti.
     
     Jandarmayla yakın

      İfadesinin sırasında Hayal'e jandarmadan tanıdığı kişiler soruldu. Beş askeri tanıdığını söyleyen Hayal, zaman zaman selamlaştıklarını anlattı. Jandarma araçlarına çok sık bindiği yönündeki bilgileri ise birçok olaya karıştığı için sık sık yer göstermeye ya da nezarethaneye götürülmesiyle açıkladı.
     
     Tuncel'in telefon oyunu

      Edinilen bilgilere göre, Hayal ifadesinde cinayet günü Trabzon'da olduğunu söyledi. Cinayet haberini diğer tutuklu sanıklar Ersin Yolcu, Ahmet İskender ve Zeynel Abidin Yavuz'la birlikte Trabzon'daki Mihmandar Kafe'de birlikte aldılar. Televizyonda haberleri izlerken Hayal orada bulunanlara gülerek "İyi olmuş" dedi. Bu sırada yanına gelen Ersin Yolcu, Tuncel'in kendisini aradığını söyledi. Hayal daha sonra Tuncel'in evine gitti. Tuncel gülerek, Dink'in öldürüldüğünü söyledi.
      Telefonunun polis tarafından dinlendiğini anlatarak, "Dinlenen sim kartı takacağım, sonra bu işi bizim yapmadığımızı konuşalım" dedi. Daha sonra da cebinden çıkardığı sim kartı telefona takarak sehbanın üzerine koydu. Bu sırada Erhan Tuncel, "Gerçi bu eylemi gerçekleştirmeyi düşünüyordun ama yapmadın" deyince Hayal telefonun olmadığı diğer odaya geçti ve Tuncel'e kızdı.
      Samast Emniyet'te: Bölüm 2
      Yakalandığının ertesi günü DHA nerede çekildiğini belirtmeden Samast'ın bu fotoğrafını servise koymuştu. TGRT'ise bu sahneleri göstermedi.
      FOTOĞRAF: İSMAİL TEMİZ / DHA

       AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ın gözaltındayken çekilmiş ikinci kasedi ortaya çıktı. Samsun'da bomba ihbarına giden polisin 'şüpheli paket'te bulduğu kasette Samast, sigara ve cep telefonuyla 'gözaltında', yanındakilerse katil zanlısına "Aslan kardeşim" diye hitap ediyor.
      Samast'ın Samsun'da yakalandıktan sonra Atatürk'ün sözlerinin yazılı olduğu Türk bayraklı poster önünde poz verdiği fotoğrafları, jandarma ve polislerle birlikte çekilmiş video görüntüleri ortaya çıkmıştı. Samast'a VIP (çok önemli kişi) muamelesi yapan beş polis açığa alınırken, beş jandarmanın da görev yerleri değiştirilmişti. Bu görüntüler halen tartışılırken ikinci kaset patladı.
      6 Şubat'ta sabaha karşı Samsun Emniyet Müdürlüğü 155 polis imdat telefonuna bomba ihbarı yapıldı. Samsun kent merkezinde verilen üç ayrı adreste bomba olduğu ileri sürüldü. Verilen adreslere giden polis ekipleri, üç ayrı paket buldu. Paketlerde yapılan incelemede, Samast'ın yine güvenlik görevlileriyle birlikteyken çekilmiş görüntüleri bulundu. Bu görüntülerin ilkinden farklı olduğu ve jandarma görevlilerince kayda alındığı öne sürüldü. Jandarma ve polisin kamereya aldığı Samast'ın fotoğraflarınıysa üç kişi çekti.
     
     Müfettişler yeniden Trabzon'da

      Görüntülerde Ogün Samast'ın elinde sigara ve cep telefonu olduğu belirtildi. Katil zanlısı Samast'ın bu görüntülerde ilk kasettekinden de daha rahat olduğu öğrenildi. Görüntülerde yine Samast'ın eline Türk bayrağı veriliyor, bu sırada yanındakilerden biri, "Aslan kardeşim", bir başkası ise, "Ben resmi kıyafet giyeyim, öyle çektirelim" diyor. İlk 'bomba kaset' için Samsun'a giden ve kentten ayrılan İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin ikinci kasedi de incelemeye aldığı belirtildi. Müfettişler sadece adli soruşturma için değil aynı zamanda disiplin soruşturması için de rapor hazırlıyor Cinayetin ardından İçişleri Bakanlığı'nca görevlendirilen ve bir süre Trabzon'da incelemelerde bulunduktan sonra İstanbul'a giderek burada çalışmalar yapan başmüfettişler dün sabah tekrar kente geldi.
      (Radikal, dha, aa)
      Cerrah: İhbardan haberim yok
      İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Dink suikastinde topu Ramazan Akyürek'e attı. Cerrah, 'İhbarlar gelip giderken o, Trabzon'da emniyet müdürüydü. Benim haberim olmadı' dedi ZİHNİ ERDEM

       İçişleri Bakanlığı'nca hakkında ön inceleme yapılan İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Dink suikastinde topu Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'e attı. Cerrah, "Şu öldürecek, bu öldürülecek, bilgileri gelip giderken o, Trabzon'da emniyet müdürüydü. Benim haberim olmadı, ihbar gelse de orada kalmıştır" dedi.
      İstanbul'da çocuk pornosuyla ilgili incelemelerde bulunan TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyeleri Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'la da görüşmek istedi. Heyet dün görüşmeye gitti ama bir yanlış anlama olduğu, Cerrah'ın komisyona pazartesi günü brifing vereceği öğrenildi. Buna karşın bazı komisyon üyeleriyle Cerrah arasında Hrant Dink suikastiyle ilgili bir görüşme gerçekleşti. CHP Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer'in anlatımına göre Cerrah'la Değer arasında şu diyalog yaşandı:
      Değer: Hrant Dink cinayetinin ardından "Bu örgütlü bir suç değil" dediniz. Bu da mı sizin kişisel görüşünüz?
      Cerrah: Bu konuşma iki kişi arasında geçmişti. AA nasıl aldı bu sözlerimi haber yaptı bilemiyorum.
      Değer: Dink'in öldürüleceğine ilişkin ihbardan haberiniz yok muydu?
      Cerrah: Haberim yoktu. Bu bilgi benimle paylaşılmadı. Oradan istihbarat gelmiştir o bilgi istihbaratta kalmıştır.
      Değer: Peki, AGOS gazetesinin çevresinde neden kamera yok?
      Cerrah: İstanbul'da 570 kamera var, ama 32 tane de ilçemiz var. Oradaki kamera kör noktada olduğu için görüntü olamıyor.
      Değer: Biz Meclis'te 550 milletvekiliyiz. Örneğin bizim çoğumuzu Türk milleti tanımaz. Dink bizden çok daha tanınan biriydi. Mahkemeye gidiyor yüzüne tükürülüyor. Duruşmaları bile gürültülü patırtılı olan bu insana niçin koruma verilmedi?
      Cerrah: Korumanın şartları bellidir. Bir kişinin koruma altına alınması için birtakım organların oluşması ve o kişiyle ilgili "Bu kişinin öldürülmesi niyeti vardır" gerekçesiyle koruma kararı alınması gerekir.
      Değer: İstanbul Vali Yardımcısı Hrant Dink'i makamına çağırıp dikkatli olması için uyarırken, Dink'in ölümle tehdit edilmesi konusu gündeme gelmedi mi?
      Cerrah: Bu görüşmeden haberim yoktu.
      Değer: Bir kişinin ölümle tehdit edilmesi söz konusuysa o kişiye koruma verilmesi gerekmez mi?
      Cerrah: Ben sözünü ettiğiniz o görüşmede yoktum. Bu görüşmede öldürülme konusu gündeme gelmemiştir.
      Değer: Madem konuşmadan haberiniz yoktu, konuşmada ne geçip geçmediğiyle ilgili nasıl böyle kesin konuşabiliyorsunuz?
      Cerrah:...............
      Değer: Olaydan sonra Adalet ve İçişleri Bakanı, Emniyet terör ve istihbarat daire başkanları İstanbul'a geldi. Siz saat 22.00'da yurtdışından döndünüz. Aradan beş buçuk saat geçti. Bu sırada İstihbarat Daire Başkanı hiç konuşmadı.
      Cerrah: Doğrudur. Hiç konuşmadı. Ben gelinceye kadar Ramazan Akyürek ve onun arkadaşları soruşturmayı yürüttü. "Şu öldürecek, bu öldürülecek" bilgileri gelip gittiği sırada o, Trabzon'da emniyet müdürüydü. Bazı bilgiler geliyor. Bu yere gidiyoruz orası arsa çıkıyor tekrar bu bilgileri teyit ettiriyoruz. Tekrar bilgi istiyoruz, gelmiyor.
     
     Kesintili istihbarat trafiği

      2004'teki Mc Donald's'ın bombalanması sırasında bugün Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı olan Ramazan Akyürek, Trabzon Emniyet Müdürü'ydü. Bombalama olayının ardından olayda adı geçen Erhan Tuncel'i polis muhbiri yaptı. Muhbir Tuncel, Yasin Hayal'in Dink'i öldürmeyi planladığını Şubat 2006 tarihinde Trabzon Emniyet Müdürlüğü'ne bildirdi. Trabzon Emniyet Müdürlüğü de bilgiyi Emniyet Genel Müdürlüğü'ne gönderdi Genel Müdürlük ise İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne iletti. Dink cinayetinden sonra görevden alınan İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, kendisine ulaşan istihbaratı, Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'a bildirmediğini söyledi.

 

http://www.milliyet.com.tr/2007/02/09/son/sontur04.asp

***************************************************************************

Radikal-çevrimiçi

09/02/2007

 

Dink suikastinin kilit isminden vahim iddialar
Hayal: Hapisteyken BBP bana para verdi

 
<I>Dink suikastinin kilit isminden vahim iddialar</I><br>Hayal: Hapisteyken BBP bana para verdi
Yasin Hayal, Erhan Tuncel ve Ogün Samast'ın Hrant Dink suikastindeki rolleri Hayal'in verdiği son ifadeyle yeni bir boyut kazandı.
Muhbir Tuncel'le Trabzon Alperen Ocakları'nda tanıştım. 'Reis' olduğunu söylediler
McDonald's eyleminde bombayı bizzat Tuncel yaptı, 50 metre arkamdaydı
Hapiste Cihan (BBP il başkanı) para verdi, Egemen (MKYK üyesi) giyecek, yiyecek sağladı

 

DEMET BİLGE ERGÜN 

TİMUR SOYKAN 

İSTANBUL - AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink suikastiyle ilgili soruşturmada azmettirici olarak tutuklanan ve ilk ifadesinde dosyanın kilit ismi 'muhbir' Erhan Tuncel'i koruyan Yasin Hayal, ikinci ifadede Tuncel'le birlikte Büyük Birlik Partisi'ni (BBP) ve diğer bağlantılarını da deşifre etti. Hayal'e göre cezaevindeyken BBP kendisine para ve gıda yardımı yaptı.
Tuncel'in hem polise hem jandarmaya 'muhbirlik' yaptığının ortaya çıkması üzerine tutuklu bulunduğu Tekirdağ F Tipi Cezaevi'nden babasını arayıp "İlk duruşmada konuşacağım, Tuncel yanacak" diyen Hayal'in ifadesi ikinci kez alınmıştı. Cezaevinde yaklaşık altı saat süren ifadede Hayal'in ilginç bağlantıları gün yüzüne çıkardığı öğrenildi.

Şaşırtıcı şeyler söylüyordu
Hayal'in son ifadesine göre, Tuncel bundan beş yıl önce 2002'de Alperen Ocakları'nda 'reis' olarak tanıştırıldı. Bundan sonra da Hayal, sık sık Tuncel'in evine gitmeye başladı. Tuncel, zaman zaman Hayal'i şaşırtan ifadelerde bulunuyordu. Örneğin, bir yandan Sabancı suikastini överken bir yandan da İBDA-C lideri Salih Mirzabeyoğlu'nu beğendiğini söylüyordu. 2003-2004 yıllarında Tuncel, Trabzon'da esrar ve Kalaşnikof satıp satamayacaklarını da sormuştu. Yine aynı yıllarda bekâr birkaç polisin kaldığı bir eve gidip namaz kılmışlardı.
Elazığ'da da Alperen Ocakları'na takıldığı zamanlarda Tuncelili çocukları dövdüğünü söylüyordu. Sohbetlerinde sürekli iller arasında kavga çıkarmaya çalışıyordu. Örneğin bir keresinde PKK'nın kurucularından birinin Gümüşhaneli olduğunu söylemiş ve Gümüşhaneliler hakkında konuşmuştu. Başka bir ortamdaysa Gümüşhanelilerin yanında Trabzonluları kötülüyordu. Zaman zaman da Tuncel'in buzdolabında rakı, votka görüyordu. Tuncel'in Engin isimli arkadaşıysa bir CHP'ye, bir Alperen Ocakları'na gidiyordu.

Bombayı Erhan hazırladı
Tüm bu çelişkilere karşın Tuncel'le Hayal her eylemde ortak hareket etti. Hayal ilk olarak Tuncel'in yönlendirmesiyle 2002'de il merkezindeki Santa Maria Kilisesi'nde bir kişiyi keser sapıyla dövdü. Ne yakalandı ne ceza aldı. Bir ara üniversitede Irak savaşına karşı eylem yapmayı düşündüler, bunu organize edemeyince McDonald's bombalaması gündeme geldi. Kömür tozu, çivi, torpil gibi malzemeleri Hayal aldı ancak bombayı Tuncel hazırladı. Bombaların içine çivi de konulmuştu. 24 Ekim 2004'te Yasin elindeki bombayla McDonalds'a doğru giderken, 50 metre gerisinden de Tuncel gidiyordu. Bir banka oturup gazete okur gibi Hayal'i izledi. Hayal de fitili ateşleyip bombayı lokantanın önüne bıraktı. Eylemden sonra Hayal, Tuncel'in evine gitti. Tuncel, eylemden sonra Hayal'i Elazığ'a gönderme sözü vermişti ama bunun yerine bir arkadaşının evinde sakladı.

'Arkasında ben varım'
Hayal daha sonra İstanbul Maltepe'de H.Ö.'nün evinde yakalandı. Tuncel, eylemden sonra Hayal'e KTÜ'ye bağlı Rize'deki bir yüksekokulda iki yıl çalışmış birinin yardım edebileceğini söylemişti. Bir arkadaşıyla konuşurken de 11 ayda tahliye olmasıyla ilgili, Tuncel'in 'Onun arkasında ben varım, bir şey olmaz' dediğine tanık olmuştu.

BBP'den yardım
Hayal, cezaevinde kaldığı süre içinde Yaşar Cihan (BBP İl Başkanı) isimli bir kişiden ailesi aracılığıyla 1000 YTL yardım aldığını söylüyor. Yine Yasin Egemen ve Halis Egemen (BBP Merkez Karar Yürütme Kurulu üyesi) isimli iki kişinin de kendisine giyecek ve yiyecek yardımında bulunduğu belirtiyor. Ancak Tuncel'in kendisini cezaevinde ziyaret etmediğini, sadece duruşmalardan sonra cezaevi aracına bindirilirken el salladığını ileri sürüyor. 2006'daysa Çeçenistan Genelkurmay 2. Başkanı Yakup Megomedenov'un Trabzon'u ziyareti sırasında Tuncel'in bu kişiyi BBP yetkilileriyle tanıştırdığı ve para yardımında bulunduklarını anlatıyor.

'MİT' iddiası
Ayrıca bir başka önemli iddia daha var. Buna göre de 2006'da Tuncel, Hayal'i London Palas'ta 40-45 yaşlarında Akçaabatlı olduğunu söyleyen biriyle tanıştırdı. Ve bu kişinin MİT mensubu olduğunu, Yargıtay'da bulunan McDonald's davasıyla ilgili olarak kendilerine yardım edebileceğini söyledi. İddiaya göre bu kişi de dosya numarasını istedi ve yardım edebileceğini ifade etti.

BBP bağlantıyı hep reddetmişti
Yasin Hayal'in ifadesinde kendisine 1000 YTL verdiğini ileri sürdüğü Yaşar Cihan BBP'nin Trabzon İl Başkanı. Yaşar Cihan'ın adı ilk olarak Yasin Hayal'in avukatlık ücretini ödediği iddiasıyla duyulmuştu. McDonalds'ın bombalanması nedeniyle yargılanan Yasin Hayal'in avukatı açıklama yapmazken Yaşar Cihan avukatlık ücretini ödediğini hatırlamadığını söylemişti.
Cihan daha sonra Ogün Samast, Yasin Hayal ve Erhan Tuncel'in BBP'yle ilgileri olduğuna dair iddiaları yalanladı. Ogün Samast'ı tanımadığını söyleyen Cihan, Hayal ve Erhan Tuncel için "Geçmiş yıllarda gençlik teşkilatlarında sohbet ederken görülmüşlerdir. Bu kişilerin radikal düşünceleri vardı. Yasin cezaevinden çıktıktan sonra elimi öptü.
Ona da soğuk davrandık" demişti. Hayal'in ifadesinde "Ben cezaevindeyken giyecek ve eşya yardımı"yaptı dediği Halis Egemen ise BBP'nin Merkez Karar Yürütme Kurulu Üyesi olarak görev yapıyor.



'Ogün'ü o azmettirdi'
Hayal ifadesinde, Tuncel'in cinayette tetikçiliği kendisine teklif ettiği bilgisini verdi. Hayal teklifi reddedince Tuncel, Ogün Samast'ı kullanmış

İSTANBUL - Erhan Tuncel'in polis muhbiri olduğunu öğrenen Yasin Hayal, eylemi sadece Ogün Samast ile birlikte planladıkları ve gerçekleştirdikleri yönündeki ifadesini değiştirdi. Hayal'in, Dink'in öldürülmesini Erhan Tuncel'in planladığını ve Samast'ı bulup ikna ettiğini söylediği öne sürüldü.
Hayal'in değiştirdiği ifadelerine ilişkin bilgilere göre, daha önce birçok eylemi birlikte yaptıkları belirlenen Hayal ve Tuncel'in son eylemi AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesi oldu.
Dink cinayetinin ilk konuşmaları Ocak 2006'da Tuncel'in evinde yapıldı. Evde sadece Hayal ve Tuncel vardı. Tuncel, Dink'in çok cesur bir insan olduğunu, Ermenilerin gözünde Mustafa Kemal gibi biri olduğunu anlattı. Kendisini kışkırtmak için böyle konuştuğunu düşünen Hayal, 17-18 yaşlarında olsa Dink'in kafasını koparacağını söyledi. Bunun üzerine Tuncel, "Onu öldürürsek büyük bir zafer kazanmış oluruz" dedi. Hayal, daha önce cezaevinde yattığı için bu cinayete katılamayacağını söyleyince Tuncel, silahını vermesini ve bir miktar para hazırlamasını istedi.

Eniştesiyle aynı ifadeyi verdi
Hayal, polis ve savcılıkta verdiği ifadede tetikçileri kendisinin bulduğunu söylemişti. Ancak Hayal daha sonra tetikçileri de Erhan Tuncel'in bulduğunu anlattı. İddialara göre Tuncel, Yasin Hayal'e Şubat 2006 tarihinde Zeynel Abidin Yavuz'u tetikçi olarak bulduğunu ve eylem için ikna ettiğini söyledi. Bu tarihte aynı zamanda Tuncel'in Trabzon Emniyet Müdürlüğü'ne suikast ihbarını verdiği tespit edilmişti. İki-üç ay sonraysa Hayal'e Ogün Samast hakkında sorular sordu. Tuncel, daha sonra da Hayal'e Ogün'le görüştüğünü ve eylemi yapmaya ikna ettiğini söyledi. Hayal, eylemde kullanılması için kendi silahını vermek istemedi. Bunun için daha sonra Hayal, eniştesi Çoşkun İğci'ye silah alması için 300 YTL verdi. Silahı alamayınca kızarak parasını geri aldığında 2006 yılının haziran ayıydı. (Coşkun İğci polise verdiği ifadede aynı bilgileri vermişti. İğci ayrıca jandarma muhbiri olduğunu ve bütün bunları jandarmaya o dönemde anlattığını, jandarmanın kendisine 'parayı geri ver suikastten vazgeçir' dediğini söylemişti.) Ayrıca Hayal, Ogün Samast'a eylemden sonra İstanbul'da yardım edecek kişi arayışındaydı. Tanıdığı E.Y.'ye eylem sonrasında Samast'ı kaçırıp kaçıramayacağını sordu. Bu kişi öneriyi kabul etmeyince arayışa son verdiği öne sürüldü.

Evinde buluştular
Anlatımlara göre, Cinayetten kısa bir süre önce Tuncel, Hayal ve Samast, Erhan Tuncel'in evinde bir araya geldi. Hrant Dink cinayetini konuştular. Tuncel, Ogün Samast'a sürekli olarak Dink'i öldürmesi halinde kahraman olacağını söylüyordu. Oysa Ogün Samast, savcılıktaki ifadesinde Tuncel ile siyaset ve Dink cinayeti konusunda hiç konuşmadıklarını söylemişti.

Jandarmayla yakın
İfadesinin sırasında Hayal'e jandarmadan tanıdığı kişiler soruldu. Beş askeri tanıdığını söyleyen Hayal, zaman zaman selamlaştıklarını anlattı. Jandarma araçlarına çok sık bindiği yönündeki bilgileri ise birçok olaya karıştığı için sık sık yer göstermeye ya da nezarethaneye götürülmesiyle açıkladı.

Tuncel'in telefon oyunu
Edinilen bilgilere göre, Hayal ifadesinde cinayet günü Trabzon'da olduğunu söyledi. Cinayet haberini diğer tutuklu sanıklar Ersin Yolcu, Ahmet İskender ve Zeynel Abidin Yavuz'la birlikte Trabzon'daki Mihmandar Kafe'de birlikte aldılar. Televizyonda haberleri izlerken Hayal orada bulunanlara gülerek "İyi olmuş" dedi. Bu sırada yanına gelen Ersin Yolcu, Tuncel'in kendisini aradığını söyledi. Hayal daha sonra Tuncel'in evine gitti. Tuncel gülerek, Dink'in öldürüldüğünü söyledi.
Telefonunun polis tarafından dinlendiğini anlatarak, "Dinlenen sim kartı takacağım, sonra bu işi bizim yapmadığımızı konuşalım" dedi. Daha sonra da cebinden çıkardığı sim kartı telefona takarak sehbanın üzerine koydu. Bu sırada Erhan Tuncel, "Gerçi bu eylemi gerçekleştirmeyi düşünüyordun ama yapmadın" deyince Hayal telefonun olmadığı diğer odaya geçti ve Tuncel'e kızdı.



Samast Emniyet'te: Bölüm 2
Yakalandığının ertesi günü DHA nerede çekildiğini belirtmeden Samast'ın bu fotoğrafını servise koymuştu. TGRT'ise bu sahneleri göstermedi.
FOTOĞRAF: İSMAİL TEMİZ / DHA


SAMSUN/TRABZON - AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ın gözaltındayken çekilmiş ikinci kasedi ortaya çıktı. Samsun'da bomba ihbarına giden polisin 'şüpheli paket'te bulduğu kasette Samast, sigara ve cep telefonuyla 'gözaltında', yanındakilerse katil zanlısına "Aslan kardeşim" diye hitap ediyor.
Samast'ın Samsun'da yakalandıktan sonra Atatürk'ün sözlerinin yazılı olduğu Türk bayraklı poster önünde poz verdiği fotoğrafları, jandarma ve polislerle birlikte çekilmiş video görüntüleri ortaya çıkmıştı. Samast'a VIP (çok önemli kişi) muamelesi yapan beş polis açığa alınırken, beş jandarmanın da görev yerleri değiştirilmişti. Bu görüntüler halen tartışılırken ikinci kaset patladı.
6 Şubat'ta sabaha karşı Samsun Emniyet Müdürlüğü 155 polis imdat telefonuna bomba ihbarı yapıldı. Samsun kent merkezinde verilen üç ayrı adreste bomba olduğu ileri sürüldü. Verilen adreslere giden polis ekipleri, üç ayrı paket buldu. Paketlerde yapılan incelemede, Samast'ın yine güvenlik görevlileriyle birlikteyken çekilmiş görüntüleri bulundu. Bu görüntülerin ilkinden farklı olduğu ve jandarma görevlilerince kayda alındığı öne sürüldü. Jandarma ve polisin kamereya aldığı Samast'ın fotoğraflarınıysa üç kişi çekti.

Müfettişler yeniden Trabzon'da
Görüntülerde Ogün Samast'ın elinde sigara ve cep telefonu olduğu belirtildi. Katil zanlısı Samast'ın bu görüntülerde ilk kasettekinden de daha rahat olduğu öğrenildi. Görüntülerde yine Samast'ın eline Türk bayrağı veriliyor, bu sırada yanındakilerden biri, "Aslan kardeşim", bir başkası ise, "Ben resmi kıyafet giyeyim, öyle çektirelim" diyor. İlk 'bomba kaset' için Samsun'a giden ve kentten ayrılan İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin ikinci kasedi de incelemeye aldığı belirtildi. Müfettişler sadece adli soruşturma için değil aynı zamanda disiplin soruşturması için de rapor hazırlıyor
Cinayetin ardından İçişleri Bakanlığı'nca görevlendirilen ve bir süre Trabzon'da incelemelerde bulunduktan sonra İstanbul'a giderek burada çalışmalar yapan başmüfettişler dün sabah tekrar kente geldi.
(Radikal, dha, aa)



Cerrah: İhbardan haberim yok
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Dink suikastinde topu Ramazan Akyürek'e attı. Cerrah, 'İhbarlar gelip giderken o, Trabzon'da emniyet müdürüydü. Benim haberim olmadı' dedi

ZİHNİ ERDEM
ANKARA - İçişleri Bakanlığı'nca hakkında ön inceleme yapılan İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Dink suikastinde topu Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'e attı. Cerrah, "Şu öldürecek, bu öldürülecek, bilgileri gelip giderken o, Trabzon'da emniyet müdürüydü. Benim haberim olmadı, ihbar gelse de orada kalmıştır" dedi.
İstanbul'da çocuk pornosuyla ilgili incelemelerde bulunan TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyeleri Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'la da görüşmek istedi. Heyet dün görüşmeye gitti ama bir yanlış anlama olduğu, Cerrah'ın komisyona pazartesi günü brifing vereceği öğrenildi. Buna karşın bazı komisyon üyeleriyle Cerrah arasında Hrant Dink suikastiyle ilgili bir görüşme gerçekleşti. CHP Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer'in anlatımına göre Cerrah'la Değer arasında şu diyalog yaşandı:
Değer: Hrant Dink cinayetinin ardından "Bu örgütlü bir suç değil" dediniz. Bu da mı sizin kişisel görüşünüz?
Cerrah: Bu konuşma iki kişi arasında geçmişti. AA nasıl aldı bu sözlerimi haber yaptı bilemiyorum.
Değer: Dink'in öldürüleceğine ilişkin ihbardan haberiniz yok muydu?
Cerrah: Haberim yoktu. Bu bilgi benimle paylaşılmadı. Oradan istihbarat gelmiştir o bilgi istihbaratta kalmıştır.
Değer: Peki, AGOS gazetesinin çevresinde neden kamera yok?
Cerrah: İstanbul'da 570 kamera var, ama 32 tane de ilçemiz var. Oradaki kamera kör noktada olduğu için görüntü olamıyor.
Değer: Biz Meclis'te 550 milletvekiliyiz. Örneğin bizim çoğumuzu Türk milleti tanımaz. Dink bizden çok daha tanınan biriydi. Mahkemeye gidiyor yüzüne tükürülüyor. Duruşmaları bile gürültülü patırtılı olan bu insana niçin koruma verilmedi?
Cerrah: Korumanın şartları bellidir. Bir kişinin koruma altına alınması için birtakım organların oluşması ve o kişiyle ilgili "Bu kişinin öldürülmesi niyeti vardır" gerekçesiyle koruma kararı alınması gerekir.
Değer: İstanbul Vali Yardımcısı Hrant Dink'i makamına çağırıp dikkatli olması için uyarırken, Dink'in ölümle tehdit edilmesi konusu gündeme gelmedi mi?
Cerrah: Bu görüşmeden haberim yoktu.
Değer: Bir kişinin ölümle tehdit edilmesi söz konusuysa o kişiye koruma verilmesi gerekmez mi?
Cerrah: Ben sözünü ettiğiniz o görüşmede yoktum. Bu görüşmede öldürülme konusu gündeme gelmemiştir.
Değer: Madem konuşmadan haberiniz yoktu, konuşmada ne geçip geçmediğiyle ilgili nasıl böyle kesin konuşabiliyorsunuz?
Cerrah:...............
Değer: Olaydan sonra Adalet ve İçişleri Bakanı, Emniyet terör ve istihbarat daire başkanları İstanbul'a geldi. Siz saat 22.00'da yurtdışından döndünüz. Aradan beş buçuk saat geçti. Bu sırada İstihbarat Daire Başkanı hiç konuşmadı.
Cerrah: Doğrudur. Hiç konuşmadı. Ben gelinceye kadar Ramazan Akyürek ve onun arkadaşları soruşturmayı yürüttü. "Şu öldürecek, bu öldürülecek" bilgileri gelip gittiği sırada o, Trabzon'da emniyet müdürüydü. Bazı bilgiler geliyor. Bu yere gidiyoruz orası arsa çıkıyor tekrar bu bilgileri teyit ettiriyoruz. Tekrar bilgi istiyoruz, gelmiyor.

Kesintili istihbarat trafiği
2004'teki Mc Donald's'ın bombalanması sırasında bugün Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı olan Ramazan Akyürek, Trabzon Emniyet Müdürü'ydü. Bombalama olayının ardından olayda adı geçen Erhan Tuncel'i polis muhbiri yaptı. Muhbir Tuncel, Yasin Hayal'in Dink'i öldürmeyi planladığını Şubat 2006 tarihinde Trabzon Emniyet Müdürlüğü'ne bildirdi. Trabzon Emniyet Müdürlüğü de bilgiyi Emniyet Genel Müdürlüğü'ne gönderdi Genel Müdürlük ise İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne iletti. Dink cinayetinden sonra görevden alınan İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, kendisine ulaşan istihbaratı, Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'a bildirmediğini söyledi.

 

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212521

**************************************************************************

 

 

 

.

O, duruşma salonuna hiç girmedi

29 Ocak 2007

 

Trabzon’da McDonalds'ın bombalanmasıyla ilgili olarak Yasin Hayal yargılanırken, Erhan Tuncel ise onun her duruşmasına anne ve babasıyla birlikte geldi. Ancak, duruşma salonuna hiç girmedi. Bu durum, Yasin Hayal’in avukatı Fatih Çakır’ın da dikkatini çekti. Hırant Dink’in öldürüleceğini Erhan Tuncel’in Emniyet makamlarına önceden bildirdiği ancak dikkate alınmadığı öne sürüldü. Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nde böyle bir bilgi yok. Erhan’ın “irtibatı”nın halen İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek’le olduğu öne sürülüyor.

Trabzon’da McDonald’s’ın bombalanmasıyla ilgili olarak Yasin Hayal yargılanıyordu.

 

 

İlginçtir, 6 kişinin yaralandığı olayda, önemli ölçüde maddi hasar da meydana gelmesine rağmen, işyeri sahibi, Yasin Hayal’den şikayetçi olmadı. Yasin Hayal, yargılama sonucu 11 ay tutuklu kaldı. Mahkeme, sanığı 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırdı. Dava avukatı tarafından temyiz edildi ve o dosya şimdi Yargıtay’da.

Dink suikastından sonra gözaltına alınan Erhan Tuncel, Emniyet’te ve mahkemede “susma hakkı”nı kullandı. Tuncel’in  “polis muhbiri” olduğu yolundaki söylentileri, Fatih Altaylı açık açık yazdı.

Altaylı’nın haberine göre, McDonald’s’ın bombalanmasından sonra Yasin Hayal’le birlikte Erhan Tuncel’de gözaltına alınıyor. Tuncel, poliste ifade verdikten sonra dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek çağırıyor. Halen Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığı görevinde bulunan Akyürek, Erhan Tuncel’e “Diğerleri gibi serseri değilsin. Seni bu davanın dışına çıkartayım. Sen de bu gruplarla ilgili bilgi getir” diyerek muhbir olmaya ikna ediyor. Anlaşma sağlanınca da, Erhan Tuncel mahkemeye çıkarılmıyor.

O grubun içinden öyle haberler alıyor ki, Hrant Dink’in öldürüleceğini de önceden Emniyet makamlarına bildiriyor. Ancak, bu bilgisinin ciddiye alınmadığı öne sürülüyor.

YASİN: ABD ASKERLERİNE KIZDIĞIM İÇİN BOMBALADIM

Yasin Hayal, “Amerikan askerlerinin Irak halkına yaptığı zulümden, özellikle Felluce’de meydana gelen olaylardan son derece etkilendiği” için emperyalizmin en büyük sembollerinden birisi olarak gördüğü için McDonald’s’a zarar vermeye karar verdiğini belirtiyor. Yasin Hayal, Trabzon Emniyet Müdürlüğü’ndeki ifadesinde de olayı tek başına gerçekleştirdiğini, bombayı kendisinin imal ettiğini belirtiyor. Aslında yaptığı bomba çok basit ve sıradan. 

Yasin Hayal, 22 Ekim 2004’de McDonald’s’ı bombaladı, 31 Ekim’de de tutuklandı. 13 Eylül 2005 tarihinde de tahliye oldu. Davası, tutuksuz olarak devam etti. Mahkeme, Yasin Hayal’i “Patlayıcı madde imal etmek, patlayıcı maddeyi halkın üzerine atıp 6 kişinin yaralanmasına yol açmak, patlayıcı maddeyle mala zarar vermek”ten suçlu buldu. Hayal, mahkemedeki iyi hali, ceza indirimlerinden sonra 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Hayal’in dosyası temyiz edildi ve Yargıtay’a gönderildi.

“ERHAN, HER DURUŞMADA ADLİYE GELDİ”

Yasin Hayal’in, McDonald’s’ı bombalamasıyla ilgili olarak yargılandığı dönemde, üniversite öğrencisi olan Erhan Tuncel’in, her duruşmada adliyeye geldiğini belirten Avukat Fatih Çakır, şunları söylüyor:

“Bombalı eylemin tek sanığı Yasin Hayal’di. Ancak, Erhan Tuncel, her duruşmaya yanında iki arkadaşıyla adliyeye geldi. Yasin Hayal’in annesi, babası, kardeşleriyle duruşmadan önce sohbet ediyor, onlara moral veriyordu. Duruşma başlayacağı zaman onlar duruşma salonuna girerken, Erhan Tuncel ise hiç salona girmedi ve hep duruşma salonunun dışında durdu. Duruşmadan sonra bana, bundan sonra ne olacağını, ne kadar ceza alabileceğini soruyordu.”

Yasin Hayal’i “son derece ağzı sıkı birisi” olarak tanımlayan eski avukatı Fatih Çakır, Erhan ile Yasin’in “ocak”tan arkadaş olduğunu sandığını belirtiyor, “Yasin 13 Eylül 2005’de tahliye olduktan sonra duruşmalara hiç gelmedi. Kendisini o tarihten sonra bir kez gördüm. Tahliye olduktan sonra ben de ıslah olmuş bir izlenim bırakmıştı” dedi.

TRABZON EMNİYETİNDE KAYIT YOK

Emniyet’e muhbirlik yapanlar, doğrudan kişiye bağlı olarak çalışır, o kişinin tayin olması durumunda, muhbir de giden kişi tarafından güvendiği bir kişiye “zimmetlenir” ve artık o kişiye bağlı olarak çalışır.

Ancak, oradan ayrılan kişi eğer önemli bir göreve gidiyor, yine çalışma alanında muhbire ihtiyaç duyuyorsa, elindeki kişiyi başkasına zimmetlemez, ilişkinin kendisiyle sürdürülmesini ister. Yeri geldiği zaman, bu kişi aldığı bilgiyi il Emniyet Müdürlüğü’ne biraz da “siz uyuyorsunuz” havasıyla iletir…

Trabzon Emniyet Müdürlüğü yetkilileriyle konuştum. Erhan Tuncel’in kendilerine muhbirlik yapmadığını söylediler. Tuncel’in, Hrant Dink’in öldürüleceğine ilişkin de Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nde her hangi bir kişiye bilgi vermediğini kaydeden yetkililer, “Böyle bir bilgi bize gelmiş de, bizim bunu dikkate almamamız diye bir şey yok” dediler.

Bu durumda gözler, Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nden İstihbarat Dairesi Başkanlığı’na atanan Ramazan Akyürek’e çevrildi. Akyürek ise bu konuda kendisini arayan gazetecilerle görüşmedi.

“DİKKATE ALINMAMAZLIK YAPILMAZ”

 
 

 

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Trabzon’daki gelişmeleri yakından izleyen başka bir yetkilisiyle konuştum.

Erhan Tuncel’in, böyle bir bilgi vermesi halinde, bunun göz ardı edilmesinin söz konusu olamayacağını, eğer böyle bir bilgi olmasına rağmen zamanında İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün uyarılmadığı, ya da uyarılmasına rağmen onların gerekli önlemi almadığı ortaya çıkarsa, bunun faturası da ağır olur. Tüm bu konular Mülkiye Müfettişlerinin incelemesiyle ortaya çıkacak” dediler.

EMNİYET MÜDÜRÜNE SORDULAR: HAYAL AKRABAN MI?

Trabzon’lu Ogün Samast’a, gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesi emrini ve eylemde kullanılan silahı verdiği gerekçesiyle tutuklanan Yasin Hayal’in, Kütahya Emniyet Müdürü Coşkun Hayal’in yeğeni olduğu öne sürüldü.

Yasin Hayal’in Trabzonlu olması nedeniyle, Trabzonlu olan ve halen Kütahya Emniyet Müdürlüğü görevinde bulunan Coşkun Hayal’le akrabalık bağı olduğu iddia edildi. 81 İl’in Emniyet müdürünün Ankara’da yaptığı toplantıda da bazı müdürler de, “Yasin Hayal’in akrabanız olduğu doğru mu?” diye sorduklarını öğreniyorum.

Coşkun Hayal, müdür arkadaşlarına şunları söylüyor: “Biz aslen Trabzonluyuz. Yasin Hayal’in ailesi ise Gümüşhane tarafından göç etmiş. Geniş bir sülaleye sahibiz. Ancak Yasin Hayal’in bizim sülalemizle soyadı benzerliği dışında bir bağı olmadığını öğrendim. Kendisi de tanımıyoruz.”

 “REŞAT ALTAY’A KARŞI HAKSIZLIK YAPILDI”

Reşat Altay’ın görevden alınmasına müdürler anlam veremedi. Anlam veremedikleri başka bir şey de, yılların Emniyet Müdürü, şimdi geçmişiyle birlikte sorgulanıyor. Altay’ı arkadaşları, “Kendisi son derece başarılı, terörle mücadelede en etkili ve de son derece deneyimli bir Emniyet müdürüdür. Trabzon’da  meydana gelen önceki olayların sorumluluğu bile onun üzerine yıkılmak istendi. Basının yaptığı büyük bir haksızlıktır. Ancak, her şeyin farkında olan Trabzonlu görevden alınmanın neden kaynaklandığını biliyor ve müdürüne sahip çıkıyor”  dediler.

Reşat Altay, Trabzon’a gideli 9 ay olmasına rağmen çok önemli çalışmalar yaptı. Organize suç örgütlerinin üzerine gitti, ihale mafyasına göz açtırmadı. Dahası, Ogün’ün kimliğini ilk o belirledi, bağlantılı olduğu kişileri o yakaladı. Geçmişte meydana gelen olayların sorumluluğu bile Altay’a yükleniyor…

Bu anlayış devam ederse, Emniyet Genel Müdürlüğü çalıştıracak gerçek anlamda Emniyet Müdürü bulmakta zorlanır. Önce Ordu, ardından Bilecik, şimdi de Trabzon Emniyet Müdürünün görevden alınması Emniyet Müdürlerini hayli etkiledi. Yani gidişat hiç de iyi değil…

 

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5856494.asp?m=1&gid=112&srid=3428&oid=1

 

 

 

 

Bahçeli Erdoğan'a çok sert: Kin ve husumet cephesinin başı


      MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı çok sert ifadelerle eleştirdi. Bahçeli, “Erdoğan, Türkiye’nin iç bünyesi ve toplumsal yapısını tahrip etmek için yola düzülen kin ve husumet cephesinin başı" dedi. 301 değişikliği tartışmalarına sert çıkan Bahçeli, Erdoğan’ı, Hrant Dink cinayetini “Türk milliyetçilerine yıkmakla" da suçladı.
      Bahçeli yaptığı açıklamada, Türkiye’nin bir “sırat köprüsünden" geçmekte olduğunu, Türkiye’nin milli birliğini, iç ve düş güvenliğini hedef alan hain bir suikast senaryosunun adım adım uygulamaya konulduğunu, bu amaçla harekete geçen cephenin her gün yeni bir kışkırtma ile “bulanık suda balık avlamaya" çalıştığını belirtti. Bahçeli şöyle dedi:
     
      BAŞBAKAN AZMETTİRİCİ

      “Demokrasi ve özgürlükler adına ortaya çıkan ihanet cephesinin sergilediği hayasız tahrikler, Türkiye’nin iç bünyesini ve toplumsal dokusunu tahrip edecek boyutlar kazanmıştır. Bu amaçla yola düzülen kin ve husumet kervanının başını, ne acıdır ki Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı çekmektedir. Türk milliyetçiliğini karalamak için tezgahlar peşinde koşan, derin devlet tartışmalarıyla her kötülüğün adresi olarak devleti hedef gösteren ve Türkiye’nin milli değerlerini aşağılamanın en uygun formüllerini bulma arayışına giren, sözleri ve fiilleriyle, alenen kışkırtıcılık yapan Başbakan, Türkiye’yi hedef alan hain suikastın azmettiricisi haline gelmiştir."
     
      AKSU GÖREVDEN ALINMALI

      Türkiye’nin “ateşle imtihandan geçmekte" olduğunu kaydeden Bahçeli, Dink cinayetinde AKP hükümetinin baştan itibaren tam manasıyla bir acz, laçkalık, art niyet ve sorumsuzluk tablosu sergilediğini savundu. Bahçeli, hükümetin gündemi saptırmak içinr “ahlaki sayılmayacak yollara başvurduğunu" da kaydederken, Emniyet’te öncelikle, “AKP odaklı cemaat ilişkilerinin ortaya çıkarılması gerektiğini" söyledi. Bahçeli, Başbakan Erdoğan’ı, cinayeti, “Türk milliyetçiliğinin üzerine yıkmak için tezgah peşinde koşmakla" suçladı. Bahçeli, “Emniyet teşkilatı içindeki güç savaşlarının gazete manşetlerine taşındığı, istihbarat bilgisi sızdırma yarışının başlatıldığı ve karşılıklı suçlamalarla bir toz duman ortamının yaratıldığı bir dönemde, siyasi sorumluluk makamında bulunan İçişleri Bakanı’nın hiçbir şey olmamış gibi görevini sürdürmesinin anlaşılabilir bir izahı bulunmamaktadır.
      Başbakan Erdoğan, soruşturmanın selameti bakımından İçişleri Bakanı’nı derhal görevden almalıdır" dedi.
     
      GÖLGE BAŞBAKAN

      Bahçeli, Erdoğan’ın 50 aydır işbaşında olan bir hükümetin başbakanı olarak başlattığı derin devlet tartışmasıyla devleti topyekün töhmet altında bıraktığını söyledi. Bahçeli, “Derin devlet tanımları yapan ‘gölge’ Başbakan, sadece kendi gölgesiyle ve siluetiyle kavga etmekle kalmamış, derin ihanet erbabının eline yeni bir istismar malzemesi vermiştir.
      Son cinayetin hemen sonrasında devleti hedef gösteren çevreler, şimdi de Başbakan’ın açık desteği ve himayesinde yeni bir suçlama kampanyası başlatmıştır" diye konuştu. Bahçeli, Erdoğan’ı elindeki yetkileri kullanarak sözünü ettiği “kurumlar içindeki çeteleşmeleri" ortaya çıkarmak zorunda olduğunu söyledi.
     
      TÜRKLÜK DEĞERLERİNE ALERJİSİ VAR

      Bahçeli, Erdoğan’ı Türk milliyetçiliğini “günah keçisi" haline getirmeye çalışmakla suçlarken, “Başbakan Erdoğan, Cumhuriyet döneminin Türklük değerlerine karşı ruhsal alerji duyan ve bunu tahrik sebebi sayan ilk ve tek Başbakanı olarak tarihe geçecektir" dedi.
     
      TÜRKLÜĞE HAKARETİ SERBEST BIRAKMAK İSTİYORLAR

      Bahçeli, 301 değişikliği tartışmalarını da eleştirirken, bu tartışmanın yeni gerginlikler üretmeye müsait bir ortam yaratacağını söyledi. Bahçeli, 301 tartışmasını ,"AKP hükümeti, şimdi de Türkiye’nin milli değerlerinin AB normlarına uygun olarak aşağılanması için demokratik hakaret formülleri geliştirmek amacıyla bir sivil toplum seferberliği başlatmıştır. Bu konudaki tekliflere açık olduklarını söyleyerek Türklüğe hakareti serbest bırakmak için zarf usulüyle ihaleye çıkan Başbakan Erdoğan, bu konuda da dürüst olmamakla ve toplumsal mutabakat teranesiyle kendisine suç ve günah ortağı aramaktadır" diye eleştirdi.
      Devlet Bahçeli, Türk milliyetçilerinin, Türk olmanın, Türkiye’nin milli değerlerine, milli birliğine, milli onuruna ve haysiyetine sahip çıkmanın çok ağır bir bedeli olduğunun bilinci içinde olduklarını ve bu bedeli ödemeye gönüllü olduklarını kaydetti. Bahçeli, şöyle dedi:
      “Hiçbir güç Türk milletinin asil mensuplarını Türküm demekten utanır hale getiremeyecek, tarihinden ve kimliğinden koparılmış, geçmişle gelecek arasında ülkü, fikir ve ideal köprüleri kuramayan, suçluluk psikozu içine itilmiş ezik bir topluma dönüştüremeyecektir.
      Herkes şunu aklından çıkarmamalıdır: Türkiye’nin varlığına ve geleceğine kastetmek isteyen hain saldırılar karşılıksız kalmayacak, mukadder olan milli hesaplaşma, demokratik ve meşru zeminlerde ve hukuk içinde mutlaka, ama mutlaka yapılacaktır.

 

http://www.milliyet.com.tr/2007/02/02/son/sonsiy12.asp

 

.Radikal-çevrimiçi

10/02/2007 

Baykal: Aksu gitsin

 

 
Baykal: Aksu gitsin
Baykal çok sert.
CHP lideri: Aksu hayali bakan. Ordan indirmezsek yazıklar olsun. Cerrah'la bu soruşturma çözülmez

 

RADİKAL - MÜNİH/ANKARA - Hrant Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ı azmettirdiği ileri sürülen Yasin Hayal'in yeni ifadesi ortalığı karıştırırken CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın hedefi İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu oldu: "Ortada İçişleri Bakanı'nın hayali mi var, hayali İçişleri Bakanı mı var? Aksu'yu oradan alamazsak yazıklar olsun." Başbakan Tayyip Erdoğan'ın başlattığı derin devlet tartışmasını 'gevezelik' olarak niteleyen Baykal Emniyet'in çürüme yaşadığını da söyledi. Baykal'a göre İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah görev başındayken soruşturma sağlıklı sonuç vermez.
Güvenlik konferansı için bulunduğu Münih'te önceki gece CNN Türk'ün Ankara Kulisi programında da açıklamalarda bulunan Baykal şu mesajları verdi:


Dink suikasti soruşturması: 

"Bu işin sorumlusu İçişleri Bakanı'dır, Başbakan'dır. Kadrolaşma onların bilgisi ve katkısıyla gerçekleşmiştir. Onların telkin ettiği bir güvenlik politikası götürülmektedir. Bu güvenlik politikası yanlıştır. Şunu sormak gerekir, Türkiye'de bir İçişleri Bakanı mı var, İçişleri Bakanı'nın hayali mi var, hayali İçişleri Bakanı mı var?

Derin devlet gevezelik


Derya kuyusunda muhabbet: 

Başbakan derin devletin derya kuyusunda muhabbetler açıyor. Senin atadığın kadrolar bu konuda nasıl bir sorumluluk taşıyor? Derin devlet lafları gevezelik. Başbakan beş yıldır iktidarda. Başbakanlık, ağlama yeri değil. Derin devlet tartışması, görevini yapmakta aciz olan başbakanların bahanesi olamaz. Ne biliyorsan yapacaksın. Anayasa'yı değiştirecek noktadasın. Yetki sende.


Cerrah niye görevinin başında?: 

İstanbul Emniyet Müdürü'nü soruşturma kapsamı içine almak durumunda kaldılar ama göreve devam ediyor. Neden hâlâ göreve devam ediyor? Bu şekilde soruşturma sağlıklı sonuç verir mi? Ben adam gibi emniyet müdürü istiyorum. Bu olayla emniyet teşkilatının MR'ı çekiliyor. Türkiye'nin, karnına bıçağı sokup emniyet ameliyatı yapması lazım.


Polis görevini yapmıyor: 

Güvenlik güçleri karşı karşıya getiriliyor. Bunlardan birisi öbürüne karşı sistematik, kamuoyu gözünde düşürme anlayışı içinde. Şemdinli'de de bunu gördük. Emniyet'teki sakıncalı kadrolaşmanın amaçlarından biri Silahlı Kuvvetleri güç duruma düşürmek.. Ben hiçbir zaman jandarmanın polisi suçladığını, teşhir ettiğini görmedim. Şemdinli, Atabeyler, Dink cinayeti... Üç olayda da aynı manzara. Hep polis, jandarmaya dönük yapıyor. Görevini yapmayanlar görevini yapanları suçluyor. Sokakta gösteri yapanı coplayıp götüreceksin, adam cinayet işlemiş, Türkiye'ye kötülük yapmış, bayraklar, posterler, övgüler...


Yazıklar olsun: 

İçişleri Bakanı hakkında soruşturma önergesi vereceğiz. İçişleri Bakanı yasal olarak genel seçimlerden üç ay önce görevini bırakmak durumunda. Zaten gidecek, ama oradan şimdi alamazsak yazıklar olsun.


Emniyet'te cemaatleşme: 

Türkiye'de çok tehlikeli bir inanç cemaatleşmesinin Emniyet'e de yansımaya başladığı artık günlük değerlendirmenin bir parçası olmuştur ve bu çok vahim bir şeydir. Bu tam bir çürüme manzarasıdır."



ANKARA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP lideri Deniz Baykal'ın "Oradan indirmezsek yazıklar olsun" diye eleştirdiği İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ya sahip çıktı. Erdoğan, "Ülkeyi iktidar idare ediyor. Biz öyle muhalefete filan pabuç bırakmayız" dedi. Baykal'ı devletin kurumları üzerinden siyaset yapmakla eleştiren Erdoğan, "Ana muhalefetin tırmandırdığı gerilimi çok tehlikeli buluyorum" diye konuştu. Valiler ve emniyet müdürleri kararnamesinin de gelecek hafta Çankaya Köşkü'ne sunulabileceğini belirten Erdoğan "Boş bulunan, şu anda vekâleten yürütülen, bazıları da rotasyon diyebileceğimiz atamalardır" diye konuştu.

Ortak değerler üzerinden siyaset


Başbakan Erdoğan, AKP Merkez Karar Yürütme Kurulu'nun dün akşamki toplantısının ardından şu mesajları verdi:


Tehlikeli gidiş: 

Son gelişmelerde üzülerek şunu görüyoruz ki, devletimizin kurumları ve ortak değerlerimiz üzerinden hâlâ siyaset yapılmaya devam ediliyor. Elbette ki hükümetimiz eleştirilecektir, muhalefet de bu noktada görevini yapacaktır. Ancak çatıştıran, kutuplaştıran bir muhalefet söylemi hükümetten önce ve daha çok bu ülkeye ve kurumlarına zarar verir. Özellikle ana muhalefet partisi sözcülerinin kurumlarımızı karşı karşıya getirmeyi amaçlayarak tırmandırdığı gerilimi çok sakıncalı ve tehlikeli buluyorum. Bir kez daha söylüyorum, devletin güvenlik kurumları üzerinden siyaset yapılmaz, yapılmamalıdır. Çünkü bu kurumlar hepimize gerekli.

Rotasyon atamalar


Cerrah'a rotasyon sinyali mi: 

(Emniyet Genel Müdürlüğü'ne atama yapıldı mı sorusu üzerine): Şu anda gerek valiler, gerek emniyet müdürü konusunda çalışmalarımızı yapıyoruz. Önümüzdeki hafta içinde Cumhurbaşkanlığı'na arz ederiz. Bunlar geneli itibarıyla boş bulunan, şu anda vekâleten yürütülen, bazıları da rotasyon diyebileceğimiz atamalardır.


Muhalefet idare etmiyor: 

('İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'la ilgili bir tasarruf ve İçişleri Bakanı'nın istifası söz konusu mu' sorusu üzerine) Muhalefet gensoru vermiş, salı günü görüşeceğiz. Ülkeyi muhalefet idare etmiyor, iktidar idare ediyor. Biz öyle muhalefete filan pabuç bırakmayız, merak etmeyin.

 

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212598

****************************************************************************

.

Gündem

08 Şubat 2007

Baykal: Emniyet, jandarmaya tertip yapmış

 

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Fatih Çekirge'ye çok özel açıklamalarda bulundu. Baykal'a göre Jandarma'ya kim tuzak kurdu.

Deniz Baykal'la CHP Genel Merkezi'nde konuşuyoruz.

Deniz Bey soruyor: Hürriyet İnternet gazetesini günde kaç kişi izliyor?

Aslında bu merakı anlıyorum.

Çünkü bir genel başkan olarak ilk kez bir internet gazetesiyle röportaj yapıyor...

Ve haklı olarak tirajımızı soruyor.

Ve yine haklı olarak yeni çağın bu yeni “dijital gazetecilik” olayının etki coğrafyasını öğrenmek istiyor...

Cevap veriyorum:

- Günde ortalama 850 bin kişi "hurriyet. com. tr"yi ziyaret ediyor.

“Müthiş” diyor ve sohbete başlıyoruz...

 
Baykal, Fatih Çekirge'ye çok özel açıklamalarda bulundu.    
 Foto Web: Selçuk ŞENYÜZ
 

İlk soru, doğal olarak Hrant Dink suikastı sonrasında ortaya çıkan emniyet ile jandarma arasındaki “koordinasyon krizi” üzerine:

- Bayrak önünde çekilen fotoğraf ve sonradan ortaya çıkan istihbarat krizi, suikastı gölgede bırakacak kadar önemli bir hale geldi. Bu konuda ne diyorsunuz?

Deniz Bey,  bu konuda çok keskin ve çok ağır bir cevap veriyor.

Bu yüzden  söylediklerini ilk bölüm olarak değerlendirip aktarıyorum:

- Bu cinayetin işlenmesi, işlenmesine izin verilmesi cinayetin hedefinin koruma altına alınmaması hepsi ihmal ve ağır sorumluluk yaratır. Bu işin failinin bir kahraman gibi emniyet teşkilatı içinde sahiplenilmesi ve fotoğrafının çekilmesi ve o fotoğrafın servis edilmesi çok vahim bir olaydır. Cinayetten daha vahim bir olaydır. Düşünün ki, güvenlik kurumları  işbirliği içinde çalışmaları gerekirken birden bire neye tanık oluyoruz? Bu güvenlik kurumlarında birisi diğerine tertip yapıyor. Ve bu tertip ortaya çıkıyor. Ve bütün bunların sorumlusu olan insanlar bir başka güvenlik örgütünü hedef tahtasına getirmek için tertip yapıyorlar. Bütün bunların bir siyasi sorumlusu yok mudur? Böyle bir kargaşanın ortaya çıkması yol açan anlayışın bütün toplum tarafından irdelenmesi, değerlendirilmesi gerekmiyor mu? Türkiye yi buraya kimler getirdi nasıl getirdi emniyet teşkilatı bu hale nasıl geldi? Emniyet, jandarmaya karşı tertip yapar hale nasıl geldi? Bu ilk olay da değil. Bundan önce de bunlara tanık olduk. Bunların arkasında kim var, kim bunları himaye ediyor, kimden güç alıyorlar.

Deniz Bey çok keskin bir iddia ortaya atıyor. Açıkça emniyet teşkilatından birilerinin jandarmaya tuzak kurduğunu söylüyor. Ve bunun örneklerini veriyor. Bu noktada soruyorum:

-Ayrıca  yapılan ihbarlar var. Bu ihbarlar da paylaşılmamış. Bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Baykal yine çok keskin bir cevap veriyor:

- Aslında perişan bir şekilde Türkiye'de güvenlik fotoğrafı ortaya çıktı. 11 ay önce ihbar yapılmış, o ihbar hiçbir zaman ciddiye alınmamış, o ihbarla ilgili ne bir ifade alma, ne bir sorgulama, ne bir gözaltı, ne bir tutuklama, ne ilgili kişilerin saptanması yapılmamış. 11 ay boyunca emniyet bu ihbar karşısında sadece birbirini haberdar etmekle yetinmiş. Ama o ihbarın içeriği doğrultusunda tek bir adım atılmamış. Ve 11 ayda  bir şey olmuş. Cinayet işleyecek diye ihbar edilen kişi silah talimi yapmış .11 ay boyunca işte cinayeti işletebileceği çocukları yetiştirmeye çalışmış. Yani ne ihbarla ilgili kişiler takibe alınmış ne de cinayete kurban gidecek olan kişi koruma altına alınmış. Hiçbiri yapılmamış. Cinayet işlendikten sonra ilk yapılan resmi açıklamaya göre siyasi niteliği olmadığı anlaşılmıştır. Milliyetçi duygularla işlendiği görülmüştür, arkasında bir örgüt yoktur. Resmi açıklama bu. Güvenlik örgütünün yetkilisinin yaptığı açıklama bu.

CİNAYET EMNİYETİN BİLGİSİ DAHİLİNDE

- Sonra ne oluyor?

- Sonra tanıklardan birisi bize "bu faili meçhul kalacak" diye söylemişlerdi diye açıklama  yapıyor. Yani bu çok açık bir olay. Emniyetin bilgisi içinde işlenmiş bir cinayettir. Ne kadar ağır bir değerlendirme. Şimdi bunun tarafları, bu olayın tarafları, uzun süre o ihbarın gerektiği soruşturmayı da yapmıyorlar. Yani o “abi”ler ikinci halka üçüncü halka belki onun arkasındaki “abi”ler, “abiler”in “abiler”i ortaya çıkıyor. Böyle bir tablo içinde yapılabilen soruşturmaya güvenilir mi?
 
- Bayrak olayına ne diyorsunuz?

“EMNİYETİN YÜZKARASI”

- Çok açık.. Soruşturma yürütülürken ortaya çıkan manzaralar bu cinayeti işlediği anlaşılan kişi bir sanık gibi değil, bir kahraman gibi emniyet örgütünde ağırlanıyor. Eline bayrak veriliyor, arkasına Atatürk'ün sözleri yazılıyor. Yanında bir kahramanın yanında resim çektirmek istercesine emniyet görevlileri fotoğraf çektiriyorlar. Düşününüz normal bir gösteride bir hak talebi için yürüyen öğrenciler, kadınlar, bir şeyi protesto etmek  için demokratik haklarını meşru olarak kullanan insanlar üzerine nasıl saldırgan bir şekilde yürünür ve nasıl ellerine kelepçeler vurulur, bunlar nasıl gözaltına alınır, hepimiz biliyoruz. Bir o manzarayı düşünün bir de cinayeti işlediği bilinen insana sergilenen muameleye bakınız. Bu tablo emniyetin yüzkarasıdır.

- Emniyet içinde de soruşturma açıldı bu soruşturmadan bir şey beklemiyor musunuz?

- "Bu olay, efendim oradaki sorumsuz birisi yapmış, her kurumun içinde böyleler olur" deyip geçiştirecek konu değil bu. Bunu yapanları oraya kimler atadı? Bunun arkasında hangi anlayış var, hangi zihniyet var? Bu olayı onun bunun sırtına yıkarak kapatmak mümkün değil. Bu kurumun içine girdiği manzara, kurumun görüntüsü ve bunun siyasi sorumluları var. Yani bu olay bu şekliyle ortaya çıkacak ve hala İçişleri Bakanı  yerinde duracak, Başbakan yerinde duracak, bunu tasavvur etmek mümkün değil. Bakınız bu olay suçtur. Yani yapılan olaylar hem yapanlar bakımından hem de onları oraya tayin edenler bakımından. Emniyeti bu manzara içine düşürmenin kabul edilebilir makul bir gerekçesi olabilir mi? Bu ceza kanununa göre cezalandırılması gereken bir suçtur.

- Peki ne yapmayı düşünüyorsunuz?

- Ve biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak o doğrultuda bir girişim yapıyoruz. Anayasa'nın 100 maddesine göre soruşturma mekanizmasını harekete geçiriyoruz. Ki bu soruşturma mekanizması bir hukuk mekanizmasıdır. Siyaset mekanizması olmanın dışında bir hukuk mekanizmasıdır ve bunun sonucunda eğer ilgili kişilerin belli kanun maddelerini ihlal ettiği ortaya çıkarsa bunların Yüce Divan'da yargılanması söz konusu olur. Biz İçişleri Bakanı ve Başbakan hakkında böyle bir yargılanma talebini ortaya koyduk. Şimdi bunu gerektiren bir tablo var.

Bakınız Silahlı Kuvvetler içinde farklı dayanışma gruplarının, sadakat gruplarının nüfuz edip onların hiyerarşisini bozup, işlevini etkisiz kılmasına engel olmak için çok büyük duyarlılık sergileniyor.

Silahlı Kuvvetler, kendi içine farklı dayanışma gruplarının nüfuz edip farklı etkinlikler sergilemesini engellemek için yıllardan beri mücadele eder. Bunları hepimiz biliyoruz. Ve bunun son ucu olarak Silahlı Kuvvetler uyumunu, bütünlüğünü sürdüren etkin bir kurum niteliğini koruyor. Peki bu Silahlı Kuvvetler için geçerli, gerekli de emniyet teşkilatı için gerekli değil mi? Emniyet aynı şekilde sadece görevini hukukun üstünlüğünü esas alarak profesyonel ölçülerle çalışması gereken bir kurum değil mi? O kurumun çeşitli etkilere açıldığı ve işte bir takım yapılanmaların egemenliği altına girdiği iddiaları uzun süreden beri kamuoyumuzda dile getiriliyor ve bu manzara, şimdi ortaya çıkan manzara. Mefluç bir emniyet. Çok vahim bir manzara.

Evet Baykal'la yaptığımız  sohbetin “suikast”  ve “emniyet jandarma çelişkisi” bu sözlerle bitiyor.

 

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5915270&tarih=2007-02-08

****************************************************************************

Tercüman

 9 - Şubat - 2007

Manzara vahim

 

 

Tetikçi, emniyet’ krizinde “Başbakan’ın ağır cezai sorumluluğu var” diyen Baykal, medyaya baskıları ‘Hitler dönemi’ne benzetti

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’dan, İstanbul-Münih hattında çarpıcı açıklamalar... Uluslararası Güvenlik Konferansı’na davet edilen ilk Türk muhalefet lideri olan Baykal, toplantı için Almanya’ya giderken 10 bin metrede soruları cevapladı.

Ankara’da başlayan sansür tartışmalarına değinen Baykal, hükümetin iktidara gelişini Hitler’e benzetti. İşte Baykal’ın çarpıcı sözleri:

Manzara çok vahim

Erhan Tuncel’in, Yasin Hayal’in arkasında, düşünülenin çok ötesinde etkin rol oynamış bir kişi olarak yönlendirici olduğu, aktif bir rol oynadığı kesinlik kazanırsa, bu çok daha vahim bir manzara ile karşı karşıya olduğumuzu gösterir. O zaman Emniyet’in resmen istihbarat elemanı olarak kullandığı bir kişinin, bu işin planlamasında aktif rol oynadığı ortaya çıkar. Bunu sadece bu kişinin bireysel oyunu olarak anlamak güçleşir. Senaryoyu yazanın sadece bu kişi olduğunu düşünmek zorlaşır.

Daire başkanları piyon mu?

Erhan Tuncel’in bu olayı tek başına planlayıp uyguladığı, koskoca Emniyet müdürlerini, daire başkanlarını piyon gibi kullandığını tasavvur etmek imkansız hale gelir. Çok daha ciddi sorumlular ortaya çıkar. Olayın bir lümpen gencin inisiyatifinden ibaret olduğunu düşünmek çok güçleşir. Resmi çerçeve içinde birilerinin onları yönlendirmiş olabileceği ciddi bir olasılık olarak ortaya çıkar.

Bu ifade cezai sorumluluk getirir

Hayal’in iddiaları doğru olmasa da, yaşanan olaylar İçişleri Bakanlığı ve Emniyet teşkilatı kadrolarının izlediği güvenlik politikasının yanlışlığını ortaya koyuyor. Olayın resmi himaye ve yönlendirme ile gerçekleştirilmiş olduğu eğer ortaya çıkarsa o zaman hiç tereddütsüz hükümetin, İçişleri Bakanı ve Başbakan’ın çok ağır bir cezai sorumluluğu gündeme gelir.

Tuncel tek başına değil!

Bu durumda olayın bir ihmal, dikkatsizlik ve umursamazlıktan ibaret olmadığı, bir yönetim zafiyeti olduğu ortaya çıkarır. Erhan Tuncel’in sükutu da arkasında bir güven olduğunu yansıtmaktadır.

Üçüncü halkaya dikkat!

Hrant Dink cinayetinin 3 halkası ortaya çıktı. İlk halkada cinayeti işleyen Ogün Samast, ikinci halkada Yasin Hayal, üçüncü halkada ise Erhan Tuncel ve başka dayanakların olduğu anlaşılıyor. ‘Hani faili meçhul kalacaktı’ sözünün ne anlama geldiği de anlaşılıyor. Olayın failinin cinayeti işledikten sonra büyük bir özgüvenle, rahatlık içinde, elini kolunu sallayarak, giysilerini bile değiştirmeye gerek duymadan memleketine gitmeye yönelmiş olması, kuşkulu rahatlığı bu gelişmelerin ışığında anlam kazanmaktadır. Bu, arkasındaki belirli bir güven duygusunun yansıması olarak değerlendirilebilir.

Hitler de aynısını yaptı

Herkes kendini şu ya da bu ölçüde baskı altında hissediyor. Uluslararası basın kuruluşları neden tepkisiz. İktidar, teslim olmuş bir medya yaratma çabası içinde. Başbakan ve Maliye Bakanı olarak çağıracaksın, ‘falan gazeteciye yazdırma’ diyeceksin. Böyle şey olur mu? Asıl ahlâksız teklif budur. ‘Falan gazeteciye bu konuda yazdırma. Bu olmazsa canına okurum.’ Bunların yaptığı askeri rejimden beterdir. Bunların yaptıklarının Hitler’in propaganda bakanı Gobbels’ten ne farkı var? Türkiye seçime gidiyor. Almanya’da Hitler’in iktidara gelişi de bu şekilde oldu.

 

http://www.tercuman.com.tr/v1/haber.asp?id=53034&baslik=Manzara%20vahim&katid=1

****************************************************************************

09 Şubat 2007

Suikastta resmi bağlantı işareti


CHP Genel Başkanı Baykal, Yasin Hayal'in ifade değiştirerek Erhan Tuncel'i suçlamasının, Dink suikastında resmi bağlantı kuşkusunu artırdığını söyledi


MÜNİH

CHP lideri Deniz Baykal, Hrant Dink suikastı sonrasında yaşanan gelişmelerin olayda, "resmi bağlantı" olduğuna dönük işaretler bulunduğunu düşünüyor. Baykal, Münih yolunda gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Hrant Dink suikastının azmettiricisi olarak tutuklu bulunan Yasin Hayal'in, "muhbir" olduğu iddia edilen Erhan Tuncel'le ilgili sözlerinin resmi bağlantı kaygısını ve kuşkusunu artırdığını söyledi.

Üçüncü halka
CHP lideri, Erhan Tuncel'in arkasındaki halkanın da ortaya çıkmaya başladığını ifade ederken, emniyet teşkilatını ima etti. Baykal, olayda, "üç halka" olduğunu belirterek şöyle devam etti:
"Birinci halka icra eden, Ogün Samast, ikinci halka icra edenin arkasındaki Yasin Hayal, üçüncü halka Yasin Hayal'in arkasındaki Erhan Tuncel ve onun arkasındakiler."

Resmi bağlantı
Baykal, Yasin Hayal'in Erhan Tuncel'i işaret ederken, gerçeği söylemiş olabileceği üzerinde durdu ve şöyle devam etti:
"Yasin Hayal, gerçeği söylemek durumunda kalmış olabilir. İddiası dikkatle tahkik edilmelidir. Erhan Tuncel'in Hayal'in arkasında düşünülenden de daha etkin rol oynamış bir kişi olduğu, bu olayda yönlendirici aktif bir rol oynadığı netlik kazanırsa çok daha vahim bir manzarayla karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkar. O zaman emniyetin resmen istihbarat elemanı olarak kullandığı bir kişinin bu işin planlanmasında da aktif rol oynadığı anlaşılır. Bunu sadece bir kişinin oyunu olarak anlamak da güçleşir. Senaryoyu yazanın sadece bir kişi olduğunu düşünmek zorlaşır. Resmi bağlantıya ilişkin kaygılar yükselir.
Erhan Tuncel'in bu olayı kişi olarak tek başına planlayıp uyguladığını, koskoca emniyet müdürlerini, daire başkanlarını piyon olarak kullandığını tasavvur etmek imkânsız hale gelir. Çok daha ciddi sorumluluklar ortaya çıkar. Olayın bir lümpen gencin inisiyatifinden ibaret olduğunu düşünmek çok güçleşir."

'Resmi yönlendirme'
Baykal, Erhan Tuncel'in resmi kişilerce yönlendirilmiş olabileceği kuşkusu üzerinde de şöyle durdu:
"Resmi çerçeve içinde birilerinin onları yönlendirmiş olabileceği ortaya çıkar. Ve olay, emniyet teşkilatı ve arkasındaki siyasi kadroyu çok ciddi sorumluluk altına sokar. Hayal'in iddiaları doğru olmasa da yaşanan olaylar göstermiştir ki, İçişleri Bakanlığı ve emniyet teşkilatının kadrolarının izlediği güvenlik politikası yanlıştır. Bunun sonucunda Türkiye, çok ağır bir bedel ödemiştir. Bunun ötesinde, olayın resmi himaye ve yönlendirmeyle gerçekleştirilmiş olduğu ortaya çıkar. O zaman da, hiç tereddütsüz, hükümetin İçişleri Bakanı'nın ve Başbakan'ın çok ciddi sorumluluğu gündeme gelebilir."

'Güvendikleri kim?'
Baykal, muhbir olduğu öne sürülen Erhan Tuncel'in suskunluğunu da anlamlı buldu ve şu yorumu yaptı:
"Erhan Tuncel'in sükûtu da arkasında bir güvenin olduğunu yansıtmaktadır. Olayın üçüncü halkası ortaya çıkıyor. Ne denmişti, ne denilmişti, bu olay faili meçhul kalacaktı denilmişti. Bunun ne anlama geldiği anlaşılıyor. Failin, cinayeti işledikten sonra büyük bir özgüven ve rahatlık içinde elini kolunu sallayarak giysilerini bile değiştirmeye gerek duymadan memleketine gitmeye yönelmiş olması, kuşkulu rahatlığı, bu gelişmelerin ışığında anlam kazanmaktadır.
Bu, arkasında belirli bir güven duygusunun yansıması olarak da değerlendirilebilir. Zaten bu kişinin (Ogün Samast) yakalanması da özel güvenlik kamerası sayesinde olmuştur. Basın bu fotoğrafları yayımlayınca ailesi emniyete gitmiştir. Yoksa o da olmayacaktı."
CHP lideri, Ogün Samast-Yasin Hayal-Erhan Tuncel ilişkisinde Tuncel'in arkasındaki bağlantıların resmi makamları ve emniyet içinde resmi kişileri işaret ettiği kanısını taşıyor.

...

http://www.milliyet.com.tr/2007/02/09/yazar/bila.html

 

 

 

07 Şubat 2007

Kurban olam derin devletine, tarikatına



Devletin karakolunda devlet görevlilerinin Türk bayrağı önünde bir katil zanlısıyla fotoğraf çektirmesi tepki gördü. Başbakan Erdoğan bile "Bu ne sululuk!" dedi.


Olayı sululuk diye sulandırmadan önce düşünmek gerekir.


O genci bu suikasta kim azmettirdi? Devlet görevlilerini o fotoğrafta yer almaya kim özendirdi ya da yönlendirdi?


Düşünün: Tayyip Erdoğan 4 yıldır başbakan, onlarca bayram geldi geçti, hiçbir bayramda yapılmayan, seçim yılının ilk bayramında yapıldı.


"Kurban olam ayına yıldızına" afişleriyle 61 il donatıldı.


Dini duyguları sömürmek yetmemiş, bu kez milli duyguları politika malzemesi yapmaya sıra gelmişti zahir.


Koskoca Başbakan'ın (hem de Anadolu ağzını taklit ederek) söylediği bu milliyetçi söylemle gaza gelen gençler, "Kurban olam ayına yıldızına" diyerek silaha sarılıp "düşman" bellettirildiklerinin üzerine gitmez mi?


Devlet görevlileri başbakanlarının söylemine ayak uydurmak hevesiyle "Kurban olam ayına yıldızına" diye bayrağa sarılıp katil zanlısıyla fotoğraf çektirmez mi? Fotoğrafı çeken her kim ise, "Gel sen de gir bu milli fotoğrafa" der ise, girmez mi?


"Derin devlet var, ama dibine inemiyoruz" filan diyerek kafa karıştırmayın.


Devletle tarikatı karıştırırsanız olacağı budur. Doğrusu, hep bir ağızdan bağırmalıyız.


"Hepimiz derin devletiz!"

...

 

http://www.milliyet.com.tr/2007/02/07/yazar/gureli.html

 

</

.Tercüman

 3 - Şubat - 2007

Askere tuzak ellerinde patladı

Dış güçlerin tetikçisi Samast’ın pozunu ‘Jandarmada çekildi’ diye yayınlatan hain ellere çifte tokat. ABD malı TGRT’deki görüntü polise ait çıktı, savcı doğruladı. 

Asker: Bu bir tertip

 

 

 

ABD’lilerce satın alınan ve yakında adı Fox TV’ye dönüşecek olan TGRT’de servis edilen ve kirli suikastçi Samast’ın Türk Bayraklı pozlarının jandarma tarafından çekildiği öne sürülen görüntülere, savcılık, İçişleri Bakanlığı Müfettişleri ve Jandarma Genel Komutanlığı’ndan tokat gibi cevap geldi.

TGRT’nin servis ettiği ve Tercüman hariç tüm gazetelerde Jandarma suçlanarak yayınlanan görüntüler için Samsun’da incelemelerine devam eden İçişleri Bakanlığı müfettişlerince tanzim edilen “tespit ve beyan tutanağı”nda televizyonda yayınlanan görüntülerin Samsun Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü çay ocağında çekildiğinin açıkça belirtildi. Açıklamada, “Müfettişlerce tespit ve beyan tutanağının düzenlenmesinden hemen sonra görüntülerin kaynak belirtilmeden ve jandarma karakolunda çekildiği ifade edilerek TGRT televizyon kanalına servis edilmesi, bu tertibin arkasında olanların niyet ve maksatlarını göstermesi açısından son derece düşündürücü ve endişe vericidir” denildi. Yazılı açıklamada, 1 Şubat 2007 günü (önceki gün) saat 18.30’dan itibaren, önce TGRT televizyonu, takiben diğer bazı televizyon kanallarında, Hrant Dink’in katil zanlısı Ogün Samast’ın poster haline getirilerek kamuoyuna yansıtılan görüntülerinin, Samsun Şehirlerarası Otobüs Terminali’ndeki Jandarma Karakolu’nda çekildiğini iddia eden haber ve görüntülere yer verildiği anımsatıldı.

Tarih, saat, yer belli!

Açıklamada, şöyle denildi: “24 Ocak 2007 tarihinde yapılan basın açıklamasında da kamuoyuna açık ve net bir şekilde duyurulduğu gibi, söz konusu fotoğraf ve görüntüler hiçbir şekilde jandarma karakolunda çekilmemiştir. Ayrıca, halen Samsun’da incelemelerine devam eden İçişleri Bakanlığı müfettişlerince 1 Şubat 2007 günü saat 17.50’de olayla ilgili olarak tanzim edilen ‘tespit ve beyan tutanağı’nda da televizyonda yayınlanan görüntülerin Samsun Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü çay ocağında çekildiği açıkça belirtilmiştir. Görüntülerde yer alan jandarma personeli, zanlıyı, emniyet müdürlüğüne teslim etmekle görevli olan personeldir. Müfettişlerce tespit ve beyan tutanağının düzenlenmesinden hemen sonra görüntülerin kaynak belirtilmeden ve jandarma karakolunda çekildiği ifade edilerek TGRT televizyon kanalına servis edilmesi, bu tertibin arkasında olanların niyet ve maksatlarını göstermesi açısından endişe vericidir.”

Başsavcı: Emniyet’te çekildi

Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Gökçınar, söz konusu görüntülerin Samsun Emniyet Müdürlüğü’nde çekildiğini ifade ederek, “ Ancak kimler hakkında ne gibi isnatlarla davanın açılacağını soruşturmanın seyri belirleyecektir” dedi.

Görevden uzaklaştırıldılar

Samsun’da 4 emniyet mensubu ile 4 jandarma personeli görevinden uzaklaştırıldı. Güvenlik Şube Müdürü Yakup Kurtaran, Terörle Mücadele Şube Müdür V. Metin Balta, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde komiser Ahmet Çetiner ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde polis memuru İsmail Türk’ün görevlerinden uzaklaştırıldıkları belirtildi. Açıklamada, olayda sorumlulukları tespit edilen J. Başçavuş Yüksel Avan, J. Kıdemli Üstçvş Soner Turan, Olay Yeri İnceleme Timi Fotoğrafçısı Uzm. J. Çvş. Savaş Öner ve İstihbarat Şube Personeli Uzm. Çvş. Ahmet Yılmaz haklarında ‘’Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’’ hükümleri çerçevesinde gerekli yasal işlem yapılması için müfettişlerce J.G.K’ya talepte bulunulduğu kaydedilerek, Jandarma Genel Komutanlığı’nca bu görevliler hakkında yasal işlemlere başlandığı bildirildi.

Genelkurmay’dan TGRT açıklaması

GENELKURMAY Başkanlığı, Hrant Dink cinayeti zanlısı Samast’ın yakalanışıyla ilgili görüntüleri, Jandarma teşkilatını karalayacak şekilde yayınlayan TGRT’yi bundan böyle basına açık askeri toplantı ve çalışmalara çağırmayacak. Genelkurmay Başkanlığının basın duyurusunda, “TGRT Televizyonu’nun Genelkurmay Başkanlığı nezdindeki akreditasyonu iptal edilmiştir” denildi.

 

http://www.tercuman.com.tr/v1/haber.asp?id=52655&baslik=Askere%20tuzak%20ellerinde%20patladi&katid=1