|
REŞAT ALTAY'A KOMPLO FETHULLAHÇI YENI BIR TASFIYE OPERASYONU: REŞAT ALTAY'IN GOREVDEN ALMA KOMPLOSU ELLERINDE PATLADI Doğu Perinçek Açıkladı: Hrant Dink suikastını Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı çetenin tertiplediği ortaya çıkmıştır. |
|
FETHULLAHÇI'LARIN REŞAT ALTAY'A UYGULAMAYA ÇALIŞTIGI KOMPLO ELLERINDE PATLADI!!!
Detaylarini web sitemizde sundugumuz Fethullahçıların tasfiye ve komplo uygulamalarindan birine daha tanik oluyoruz. REŞAT ALTAY Gorevden alindi. Trabzon ilinde cikan olaylardan ve tetikciler vs bahane gosterilerek, Trabzon Valisi ve Emniyet Muduru gorevden alindi. Perde arkasinda ise olay; Cok sinsi ve gizli calisin "Fethullahçılarin" bir tasfiye operasyonudur, komplodur. FETHULLAHÇI'LARIN REŞAT ALTAY'A UYGULAMAYA ÇALIŞTIGI KOMPLONUN NEDENLERI: 1-REŞAT ALTAY Fethullahcilarin nefret ettigi isimlerden biridir! Cunki Bursa Emniyet Mudurlugu yaparken emniyet teskilati icinde onde gelen bir baska Fethullaci sube mudurunu Muslim Sayli'yi cezalandirmistir. Fethullahci orgutun cok gizli CD leri cantasinda bulunan Muslim Sayli Eylul 2002 tarihinde Resat Altay tarafindan cezalandirilmisti. 4 yil sonra Fethullahcilarda kendisinden intikam almis bulunuyorlar.
2-Reşat Altay'in Dink cinayetinin cozulmesinde kayda deger adimlar attigi medyadaki haberler arasinda. Reşat Altay, Erhan Tuncel'i gozaltina alip sorgulama gerceklestiriyor hemen cinayet sonrasinda.
3- Reşat ALTAY; Dink cinayetinin Fethullahçı bağlantısını ortaya çıkartabilecek kapasitede birisi.
Reşat ALTAY Ankara'da il emniyet mudurleri toplantisinda gorevden alindi, Trabzon'a donmesini bile beklemeden! Eğer Trabzonda kalsaydı, kendisine ve Trabzona yapılan haksız saldırıların gerçek sebeplerini ve Dink cinayetinin Fethullahçı bağlantısını ortaya çıkartabilecek bir kapasiteye sahip olmasi; " Fethullahçılari" kaygilandirip "cok acele" gorevden aliniyor! 4- Reşat Altay'ın yerine Fethullahçı müdür getirilerek, cinayet hakkinda kendilerine zarar verebilecek bilgilerin Fethullahçı olmayan müdürlerin eline gecmemesi icin onlemde alinmis oluyor!
Boylece Trabzon emniyetinde Dink cinayetinde "Fethullahçı'larin" baglantasini gosteren bilgiler, belgeler ve kanitlar yok edilir, kaybedilir ve komplonun üstü kapatılır. *** Tabi bu operasyonda Fethullahcilar medyadaki "isbirlikcilerinin, canak tutanlarin" destegini alarak Resat Altay'i karalamayi unutmadan gerceklestiriyorlar bu operasyonu! *** Ancak rüzgarlar ters yonden esip, kendi ipleri pazara cıkıyor: FETHULLAHÇI'LARIN REŞAT ALTAY'A UYGULAMAYA CALISTIGI KOMPLO ELLERINDE PATLADI!!! AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink Cinayeti Ardindan Ortaya Çıkan Skandal: AKP Hukumetini ve "Fethullahçılar'i "Temelden Sarsacak Boyutta!!! Fethullah Gülenin Emrindeki Bakanlardan A. Aksu topun agzinda.
Ayrica Trabzon Emniyet Mudurlugu yaptigi donemde kendisine yapilan ihbara ragmen, bilgisi olmasina ragmen, Hrant Dink cinayeti hakkinda onlem almiyan isimlerden biri. Hatta: Hrant Dink suikastinde rol alanlarin Ramazan Akyürekin denetimi altında olmasi; "Fethullahçıların" bizzat cinayetin perde arkasinda olmasi kuskularini artirmakta! Reşat Altaya duzenlenen komplonun perde arkasini arastirmak icin actigimiz bu sayfada: Hrant Dink suikastını "Siyonizmin taşeronu Fethullahçılarin" bizzat organize ettigi gun isigina cikti!!! Basindan ilgili haberler: |
|
2 Eylul 2002 Yüksel delili buldu Müdürün çantasında Fethullah CDleri
http://www.milliyet.com.tr/2002/09/02/guncel/gun03.html |
|
DİNK CİNAYETİNDE YENİ GELİŞME: BÜTÜN YOLLAR FETHULLAH SİCİLLİ RAMAZAN AKYÜREK'E ÇIKIYOR
10 Mayıs 2007
Hrant
Dink suikastı ile ilgili çarpıcı biligiler ortaya çıkmaya
devam ediyor. Erhan Tuncel ve Yasin Hayal cezaevinden konuşmaya başladılar.
Tuncel ve Hayal'in verdiği ifadeler Fethullah sicilli İstihbarat
Daire Başkanı Ramazan Akyürek'i işaret ediyor.
İşte Yasin Hayal ve Erhan Tuncel'in ifadelerindeki önemli ayrıntılar. HRANT DİNK CİNAYETİNDE YENİ GELİŞME
FETHULLAH SİCİLLİ İSTİHBARAT DAİRE BAŞKANININ "OPERASYON EKİBİ"
ERHAN TUNCEL, NEDEN İFADE VERMEKTEN VAZGEÇTİ?
ERHAN
TUNCEL'İ TEHDİT ETTİLER Dönemin
Trabzon Emniyet Müdürü, şu andaki İstihbarat daire Başkanı
Ramazan Akyürek ile Erhan Tuncel arasındaki isim ise Erhan
Tuncel'in ifadesinde belirttiği "M.Z isimli emniyetçi".
Tuncel, ifadesinde bu emniyetçinin kendisini muhbir yaptığını
belirtiyor. Hrant Dink'in öldürüldüğü 9 Ocak akşamı
Tuncel'le telefonda görüşen emniyetçi, Tuncel'e şu soruları
soruyor: "Cinayeti sizinkiler mi işledi? Bana anlattığınız
gibi mi oldu? Hani Ogün teslim olacaktı? Yasin mi yaptı?"... OLAYLAR FETHULLAH SİCİLLİ RAMAZAN AKYÜREK'İ İŞARET EDİYOR
http://ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=4596&Itemid=4 |
|
Dink cinayetinde şok gelişme
09/05/2007
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı,
"devlet sırrı" olduğu gerekçesiyle Dink
suikasti ile ilgili belgelerin Trabzon Emniyeti tarafından imha
edildiğini açıkladı. Hrant Dink cinayeti soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının ve cinayeti önleme konusunda ihmalleri olduğu iddia edilen Trabzon Emniyetinin soruşturma dosyasındaki bazı belgeleri devlet sırrı niteliğinde olduğu gerekçesiyle imha ettiği ortaya çıktı. Dink ailesinin avukatları, belge imha etmenin suç olduğunu belirterek sorumlular hakkında suç duyurusunda bulanabileceklerini açıkladı. Dink
suikasti ile ilgili soruşturmayı yürüten terör suçlarına
bakmakla özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcıları
Fikret Seçen ve Selim Berna Altay hazırladıkları
iddianamede çok önemli bir ayrıntıya yer verdiler. İddianamenin
hukuki vasıflandırma başlıklı 6. bölümünde
sanıkların içinde oldukları yapılanmanın
terör örgütü olduğu savunulduktan sonra şu çarpıcı
ifade yer aldı:
http://www.hurriyet.com.tr/ucuncusayfa/6484185.asp?gid=205 *** Oğuz KAYI,nın notu: cinayetin/komplonun üstü kapatıldı!!!
|
|
.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5849798.asp?m=1&gid=112&srid=3428&oid=3 |
|
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=213156 |
|
FETULLAH GÜLEN'İN KEHANETİ VE HİRANT DİNK CİNAYETİ Milli Çözüm Dergisi MART 2007 Kazım GÜLFİDAN
Sonuçları ve araçları değil, sebepleri ve müsebbipleri araştırmak ve tartışmak lazımdır. Bizce, Hrant Dink te, katili de sadece bir araçtır. Hrant'ın katilinin sıfatlarını konuşmak, cinayet aleti tabancanın mekanik vasıflarını konuşmak gibi bir oyalamacadır. Unutmayalım; Hissiyat, hevesat ve hamasetle, asla hakikata ulaşılamayacaktır. Yani; duygusallıkla, heyecanlarla ve kuru kahramanlıkla, gerçeğe erişmek mümkün olmayacaktır. Dink'in ölümü sürecinde hemen önce gerçekleşen ve çok çok önemli olmasına rağmen hiç gündeme bile gelmeyen şu yedi olayı hatırlayalım: 1- Hırant Dink Aydoğan Vatandaş'la yaptığı röportajda: "Osmanlı dönemindeki Ermeni Terhciri olaylarının, ittihatçı Sabataist yöneticilerce hazırlandığını ve bugünde Siyonist Yahudi Lobilerince Türkiye'ye karşı kışkırtıldığını" belgeleriyle yazacağını açıklamıştı. 2- Milli Gazete'nin öncelikle dikkat çektiği, ardından diğer gazetenin gündeme getirdiği: Yeni Petrol Yasasıyla TPAO sıradan bir dernek haline getirildi ve önceki yasada: "Talebin Milli menfaatlere uygun olması" kaydı ve "Yabancı devlet, şirket ve şahsiyetlerin petrol arama ve işleme tesisleri kuramayacağı" şartı kaldırıldı. Ayrıca Yerel Yönetimlere pay ayrılarak federasyona hazırlık yapıldı. 3- AKP eliyle Milli devletten, gizli sömürgeciliğe adım atıldı. Hrant Dink cinayeti ve cenazesiyle toplum oyalanırken, ikinci tezkereden bin beter, Türkiye'yi resmen ABD'nin güdümüne veren ve İran'a ülkemiz üzerinden saldırmaya hazırlık gören işbirliği anlaşması imzalandı. 4- 301 tekrar tartışmaya açıldı. 5- Soykırım şantajı için ABD'ye bahane sağlandı. 6- İslamiyet zaten laytlaştırılmıştı; bu olay üzerine de milliyetçilik yozlaştırılmaya başlandı. 7- Bakü, Tiflis Kars demiryolu projesi sekteye uğratıldı. Hrant Dink cinayetinin sonuçları hangi odaklara yarar sağlıyorsa, işte onlar bunu tezgâhlamışlardı. Bu kirli ve karanlık senaryolar yumağının çözülmesine ve doğru iz sürülmesine yardımcı olacak bazı ipuçlarını hatırlatmakta fayda vardır. Hrant Dink, belli aralıklarla Zaman Gazetesinde yazardı. Şimdi Agos Gazetesinde, onun boşluğunu dolduracak olan Ethen Mahcupyan da Zaman Gazetesi yazarı. Malum, Zaman Gazetesi, Fetullah Gülen'in borazanı. Fetullah Gülen ise Amerika'nın ve CIA'nın adamı.. Hrant Dink'in cinayet tetikçisi ve onun akıl vericisi Trabzon'dan çıktı. Hatırlanacağı gibi Papaz cinayeti de Trabzon'da yaşanmıştı, katili de oralıydı. MHP ve BBP'ye yatkın Milliyetçi damarları ve kahramanlık duyguları kabarık bazı gençlerin Trabzon'da beyinlerini yıkayan ve bunları karanlık maceralara hazırlayan ekip ve elemanlara himaye sağladığı söylenen Emniyet Müdürünün de Fetullahcı olduğu iddiaları medyaya ve meclise yansımıştı. Hatta bir Emniyet Müdürü Papazın öldürülmesi sonucu "zaten bu adam eşcinseldi" diyerek yeni cinayetlere fetva çıkarmıştı. Fetullahcıların CIA ve MOSSAD ilişkileri ve işbirlikleri de, zaten sır değil, defalarca konuşulup yazılmıştı. Ve yine hatırlayacaksınız, Amerika'da bulunan Fetullah Gülen birkaç ay önce: "Türkiye'de önemli kişilere yönelik cinayetler olabileceği" yolunda bir kehanet ortaya atmıştı. Bu arada unutmayın, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu da Fetullahcı ve İsrail sempatizanıydı. Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Dekan Yrd Doç Dr Önder Aytaç Fettullahçı Nurettin Veren: "Önder elimizde büyüdü" açıklamasını yapmıştı... Çıplak ve seksi manken fotoğrafçısı!? Babası, MEB Dış okullar daire Bşk Aysal Aytaç, Fettullahçıydı... Bu Önder Aytaç... AB ve ABD emriyle ordumuzu hedef alan TESEV raporunun hazırlayıcılarındandı. Trabzon Valisi, Emniyet Md. ve İstanbul İstihbarat Md. bu bağlantılar anlaşılmasın diye kurban edilmiş ve harcanmıştı. Ve yine her ne hikmetse, İsrail'in de Trabzon merakı iyice artmış ve o bölgeden binlerce insan çalışmak üzere, taşeron Türk firmaları aracılığıyla İsrail'e taşınmıştı... Yani.!?. Döven de, dövünen de aynıydı. Hrant Dink'i öldürtenler de; "Hepimiz Hrant Dink'iz, Hepimiz Ermeniyiz" gibi saldırgan ve sapık sloganlarla, 70 milyon Müslüman Türk Milletine hakaret etmeye kalkışan ve halkımızı kışkırtan birkaç bin kişiyi sokaklara sürenler de, yine bu sinsi ve Siyonist odaklardı. Bu sinsi ve tahrikçi slogana sahip çıkan Süleyman Demirel de aynı odakların oyuncağıydı. Dünyanın dört yanından koşup gelen sözde Ermeni soykırım tasarımcılarıyla, tescilli Türkiye düşmanlarının bu gösteriye katılmaları da CIA ve MOSSAD'ın melun maksadını ortaya koymaktaydı. Not: Biz şerefli Emniyet Teşkilatımıza, cefakar ve fedakar mensuplarına elbette sahip çıkarak ve saygı duyarak hatta, iyi niyetle ve hizmet gayretiyle fettullahçılara katılan ve onların kirli bağlantılarının farkında olmayan temiz insanlarımızı da ayrı tutarak, sadece Emniyet bünyesindeki bir kanserleşmeye dikkat çekiyoruz. * Tetikçi Samsun'da yakalandığında Atatürk vecizeli Türk Bayrağı önünde, milli bir kahraman gibi çekilen fotoğrafları dağıtılarak suç Jandarmaya yıkılmaya çalışılmıştı. Ardından, Emniyetteki fettullahçı ekip: Yasin Hayal'in halası kocasının "JİTEM" e muhbirlik ettiği iddasını ortaya atmıştı. Yahudi patronları satın aldığı TGRT ise bunları öncelikli haber yapmaktaydı. Cezaevine girerken Ogün Samast'ın ceket astarında Jandarmanın bulduğu iki telefon kartı, nasıl olmuş ta, onlarca polis kontrolünde ortaya çıkmamıştı? Sonuç: Emniyete sızmış CIA bağlantılı fettullahçı ekibin bu işte parmağı vardı. Emniyetteki Gladyo bağlantısını hatırlatan diğer bir ayrıntı, tetikçinin İstanbul metrosunda ilk yakalandığında bırakılmasıydı!? Fetullah'ın " Türkiye'de önemli cinayetler olabilir" kerameti birkaç ay farkla tuttu. Bütün bunlar tesadüf olamazdı. Bu arada Bayan Dink'in: "Masum bebekleri katleden karanlıklar!"dan kastı acaba İslam mıydı, Hıristiyanlık mıydı? Yoksa "İslam'ı laytlaştırdık, sıra Türk Milliyetçiliğinde" mantığı mıydı? Kezban Hatemi Televizyonda: "Her zaman çıkmadan önce gideceği yeri bize söylerdi. Ama o gün normal ayrılış vaktinden 5 dakika önce bir telefon geldi. Bu tanıdık ve çok yakın bir kimseydi. Bunun üzerine telaşlı ve acele ile aşağı indi ve silah sesleri geldi" diye anlatmıştı.
Şimdi: Aklımıza şöyle bir senaryo gelmektedir: Hrant Dink'in çok güvendiği ve dünyada etkili dış merkezler, kendisine: "Sana göstermelik bir suikast düzenleyeceğiz. Kuru sıkı tabancayla ve hafif sıyrıklarla seni mağdur ve kahraman edeceğiz. Orhan Pamuk gibi, önümüzdeki Nobel ödülünü sana vereceğiz. Filan gün dibi delik bir ayakkabı giyin ve bizden telefon gelince aşağıya in..." denilmiş ve aldatılarak bir cinayete kurban edilmiş olabilir. Şimdi Recep Erdoğan: "Derin devlet vardır ve kökünü kurutacağız" diye hava atıyor.(Kıbrıs ve petrol konusunda da boşuna horozlanıyor. Çünkü AB KKTC'yi gayri meşru görüp, o bölgeyi AB sınırında sayıyor) a-) Fransız-Alman televizyonlarının filmini çektiği, İran-Irak-Türkiye sınırındaki ve PKK kontrolündeki bir uyuşturucu kaçakçılığından bile haberi olmayan.. b-) Kukla Irak hükümetinin "Artık muhatabınız Barzani yönetimidir!" tehdidine uğrayacak kadar saygınlığı buharlaşan. c-) Yeni ve gayri milli petrol yasasıyla, Sevr'de bile teklif edilemeyen şartları, yabancı şirketlere rüşvet sunan bir başbakan, kalkıp derin devleti bitireceğinden bahsediyor. Hz. Mevlana'nın şu sözünü hatırlatıyor: "Düşman evine girmiş, hareminin koynunda saklanıyor. Zavallı adam, silahını almış, bahçe duvarında nöbet tutuyor ve kahramanlık taslıyor!" Çok Yaman Bir Tesadüf! Çok enteresan bir tesadüf müdür, Türkiye'de 90'lı yıllarda her önemli siyasi cinayet Aksu'nun içişleri bakanlığına rastlıyor. Abdülkadir Aksu ilk defa 31 Mart 1989'da İçişleri Bakanı oldu. Bu görevi 24 Haziran 1991 tarihine kadar sürdü. Aksu daha sonra çeşitli hükümetlerde yeniden İçişleri Bakanlığı'na atandı, ara verdi, parti değiştirdi vs. Ama bütün büyük siyasi cinayetler onun İçişleri Bakanlığı dönemine rastladı. Hürriyet Gazetesi Yayın Yönetmeni Çetin Emeç, 7 Mart 1990'da öldürüldü. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ydu. Sonraki şu cinayetlerin hepsinde de Abdülkadir Aksu İçişleri Bakanı'ydı: Bahriye Üçok 6 Ekim 1990, Muammer Aksoy 31 Ocak 1990, Turan Dursun 6 Eylül 1990, Necip Hablemitoğlu 19 Aralık 2002, Emekli Orgeneral Adnan Ersöz 13.10.1991, Tuğgeneral Temel Cingöz 27 Mayıs 1991, Emekli Korgeneral İsmail Selen 23 Mayıs 1991, Emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk 8 Nisan 1991, Emekli Korgeneral Hulusi Sayın 30 Ocak 1991, Emekli Yarbay Ata Burcu 9 Ocak 1991, MİT Müsteşar Yardımcılığı da yapmış olan Hiram Abas 26 Eylül 1990, SHP Milletvekili Erol Güngör'ün oğlu Mustafa Güngör öldürüldü. Danıştay Baskınında ölen Danıştay Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin 17 Mayıs 2006 Ve ve... Hrant Dink, Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni, Ermeni vatandaşımız... 19 Ocak 2007 Yani... Allah yardım etsin Bakan Aksu'ya. Kariyerinde söz konusu olan bu çok kötü tesadüfler zinciri onu çalışmaktan ve ülkesine hizmet etmekten alıkoymuyor ve onu hiç yıpratmıyor. Her zaman olduğu gibi dinamik bir içişleri bakanı olarak yine görevinin başında... Şehrin isminin bir süredir şiddetle birlikte anılır olması sinsi bir planın sonucu mu? Trabzon'a İsrail-Yunan İlgisi Her Çarşamba İsrail'den uçak! Rahip Santoro ve Gazeteci Hrant Dink cinayetleriyle, bir kez daha dikkatlerin yoğunlaştığı Trabzon ilimizle ilgili çok çarpıcı iddialar ortaya atıldı. Son yıllarda Trabzonlu gençlerin; "Burslu üniversite eğitimi" imkânları sunularak, Yunanistan ve İsrail'e götürüldüğü ileri sürülüyor. Her Çarşamba günü İsrail'in başkenti Tel-Aviv'den Trabzon'a yapılan direkt uçuşlar da iddiaları güçlendiriyor. Ermenistan'la Türkiye arasında Sarp Sınır Kapısı'nın açılması ile birlikte, Rum, Ermeni ve İsraillilerin Trabzon'un en uzak köylerine bile "turistik" ziyaretler yapması da manidar bulunuyor. Hırant Dink: "Bizim başımıza gelenlerde Yahudi parmağı vardı!" demişti: Hrant Dink cinayeti hakkında her şey yazıldı çizildi. Fakat Hrant Dink'in "Ermeni soykırımı" hakkındaki düşünceleri kargaşa içinde kayboldu gitti. Oysa Hrant Dink'in ağzından asla "Ermeni soykırımı" diye bir kelime çıkmadı. O sadece bir kurban ne yazık ki! Hrant Dink ile ölmeden önce yapılan son röportajlardan birini Aydoğan Vatandaş yaptı. Bu röportaj Vatandaş'ın "Asala Operasyonları aslında ne oldu" adlı kitabında yer aldı. Burada Hrant Dink, Ermenilere uygulanan tehcirin arkasında Saray döner sermayesine hâkim olmaya çalışan Sabataistlerin olduğunu söylüyor ve tabii ki Ermeniler ile Yahudiler arasındaki ekonomik çekişmeye dikkat çekiyor! Bu nokta çok önemli. Hatta o zamandan bu yana Türk Derin Devleti içinde yapılanan, ittihat ve terakki geleneği ile birlikte bu günlere kadar gelen yapının ermeni tehciri konusundaki yoğun etkisini, bir Ermeni'nin dile getirmesi ciddi ve cesaretli bir gelişmedir. Bakın ne diyor Hrant Dink: "Ben Ermeni tehcirine Almanları, Rusları ve Amerika'yı da kesinlikle katarım. Hatta bana sorarsanız baş sorumluları sayarım. Ama tabi bunun içerisinde, o zaman Osmanlı'nın İttihat ve Terakki yönetiminin lider kadrolarının o gün artık kafalarında oluşturdukları ve hakikaten buna ilişkin destek de buldukları politikayı hayata geçirmelerinde özellikle Almanların ve Avusturya Macaristan imparatorluğunun çok büyük rolünün olduğunu biliyorum." Belgelere bakınca her şeyi ne olarak görüyorsunuz. "Abdülhamit reform sözü veriyor Ermenilerle ilgili. Bunları yapmak için bir takım çabalar içerisine bazen giriyor. Ama bir de bakıyorsunuz Almanlar ya da Avusturya "Bu reformları uygulamana gerek yok diyorlar mesela. Oysa belki o reformlar uygulansa bu kapışma o noktalara varmayacaktı." "Biliyorsunuz saray olgusu vardı, ve saraya ekonomik olarak hâkim olma meselesi de o dönem Osmanlı içerisinde yaşayan Ermenilerle Yahudiler arasında önemli bir yarışmaydı. Öyle kimi zaman Yahudiler, sarayın ekonomisine, ekonomik döner sermayesine bir tür sahip olabiliyordu. Böyle Ermenilerle Yahudiler arasında sarayın döner sermayesine hâkim olma, ticarete hâkim olma gibi bir dipten giden yarışın olduğu bir vaka.... Ermeniler şöyle bir şey söylerler onu çok açık yüreklilikle söyleyeyim, "Aslında bizim başımıza gelenlerde Yahudilerin parmağı vardı" diye bir cümleyi kullanırlar.. Aydoğan Vatandaş'ın bu kitabı oldukça doyurucu bir eser olmuş. Hrant Dink röportajı da gündemi itibariyle ona saldıranların aslında kimin ya da kimlerin maşası olduğunu ortaya koyuyor!" 28 Şubat'ın faturasını ödüyoruz Üzerinde büyük oyunların oynandığı Trabzon'la ilgili bir diğer iddia ise, işsizlik sorunu ve mânevî boşluk içinde başıboş gezen gençlere, Rumca öğretilerek, Yunanistan'da ikamet hakkı tanındığı yönünde. Misyonerlik faaliyetleri de şehirde en çok konuşulan gündem maddelerinden. Diyanet-Sen Trabzon İl Başkanı Ömer Tutuş, Trabzonlu gençlerin adının bu tür olaylara karışmasını tek cümleyle özetledi: "28 Şubat sürecinin dinî eğitime getirdiği kısıtlamaların faturasını ödüyoruz!"[2] Hrant Dink'in cenaze töreninde cezbeye gelip Hepimiz Ermeniyiz' diyenlere dikkat kesilip üzerinde yorumlar yaparken, biz Hrant'ın eşi Rakel Dink'in " bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamaya" dair söylediklerine şaşırıyoruz. Karanlıktan neyi kastediyordu? Hıristiyanlığı mı, Müslümanlığı mı? Rakel Dink'in sözlerinin pozitif şaşkınlık yaratan tarafı onun Hıristiyanlığın asli suç'una (her doğan kişinin günahkâr doğduğu inancı) karşı fıtrata vurgu yapmış olmasıdır. Öyleyse şimdiden bir bebekten katil yaratan "karanlık" konusunu hilkat ve fıtrat bağlamında vuzuha kavuşturabiliriz. Bunun Adı Demokrasi Değil AB Faşizmidir Hrant Dink'in öldürülmesi üzerine basın ve televizyonların yürüttükleri yayın politikaları en kibar ifadesiyle yanlış ve tahrik edici. Tahrikler yıllardır sürdürülüyordu. Öyle bir basın-yayın anlayışı oluşturuldu ki, bunun demokrasi ve özgürlüklerle uzaktan yakından alakası kurulamaz. Böyle bir basın adeta AB faşizmi uyguluyor. Hrant Dink cinayetini hepimiz kınadığımız halde, memleketini seven insanların AB eleştirileri içinde katili yönlendiren unsurlar arıyorlar? Üstelik bu sorumsuzluğu güya dindar ve muhafazakar görünen gazetelerin temsilcileri de yapıyor. Sabahtan akşama kadar memleket satıldı, Kıbrıs elden gitti denilirse, çocuğun biri de eline silah alır, böyle yaparmış. Sanki memleketin satıldığı ve Kıbrıs'ın elden çıkarılmaya çalışıldığı yalanmış gibi... Kazın ayağının öyle olmadığı açık. Demokrasi ve özgürlükler Türkiye'nin milli güvenliğine karşı bu arsız medya tarafından bir tehdit olarak kullanılıyor. Aynı isimler televizyonlar ve gazetelerde endam kesiyorlar. Hep birlikte Kıbrıs'ta ve Ege'de Rum-Yunan ikilisinin haklı ve mağdur; Türkiye'nin suçlu ve yanlış olduğunu anlatıyorlar. Irak'ta Amerika ve Barzani-Talabani ikilisi haklı, Türkiye haksız. Konu Ermeni soykırımı iddialarına geliyor. Yine aynı. Soykırımı kabul edip özür dilemekten başka çaremiz yok demeye getiriyorlar. Peki bu adamlar konuştukları bu konuların uzmanı mı? Hayır. Olmaları da gerekmiyor mu? Zaten adamların derdi Kıbrıs, Ermeni meselesi ve/veya Irak ve Kürdistan oluşumu değil, adamların derdi Türkiye. Sabah akşam aynı teraneler. Sonra kalkıp Hrant Dink'in Ermeni olduğu için öldürüldüğünü göstermeye çalışıyorlar. Yakalanan katil, Dink'i Ermeni olduğu için değil, soykırım iddialarını Türklere kabul ettirmeye çalıştığı ve Türklüğe hakaret için öldürdüğünü söylüyor. Yaptığını tasvip eden kimse yok. Ama hepimiz Hrant'ız, hepimiz Ermeniyiz' diye bağırmanın ne alemi var? Kaldı ki, hiç birimiz Hrant da değiliz Ermeni de...[3] Usta Tertipçiler Katil zanlısı nasıl oldu da tabancasını ve beresini cinayetten sonra bir köşeye atmadı? Bu kadar acemi tetikçi olur mu? Sabah gazetesinde bir üst düzey yetkili bu durumu şu sözlerle açıklıyor: - Zanlıyı kasten çabuk yakalattılar. Amaç bu iş çözüldü dedirtip esas tertipçileri gözden kaybetmekti... Ayrıca, "Örgütlü değil, acemi ve bireysel bir cinayet işlendi" görüntüsü vermek istemiş olabilirler... Bu cinayet Türkiye'de derin etkiler yaratıyor. Bir; ülkemizi dışarıdan kuşatıyor... İki... Ülke içinde cumhuriyetçi, laik, Atatürkçü, ulusalcı çevreleri baskı altına sokuyor... Bölünmeyi ve çatışmayı hızlandırıyor... Birkaç manyağın işi gibi gösterilen Dink cinayetinin arkasında çok usta tertipçilerin olduğu izlenimi güçlülüğünü koruyor. Sağduyu! Doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebilme ve doğru muhakeme edebilme gücü bizim bu ülkemizin toprağının derinliklerinden uç vermiş geliyor. Bir ayıkma dönemine hızla geçiyoruz. AB'de ve ABD'deki Ermeni topluluklarını yönetip yönlendirenlerin ittirmesiyle ortaya konulan "oyunu" görmekteyiz. Bu oyunu gördüğümüzü ve o oyuna gelmeyeceğimizi gösteren kararlılığı bozmak, kafaları karıştırmak için "Hrant Dink'in öldürülmesinin bütün Türklere ve bütün ulusa mal edilmesi" çabalarının devam edeceğini de görmekteyiz. Toplum, Hrant Dink cinayetiyle-cenazesiyle meşgul edilirken, Ülkemizi sömürge konumuna getiren Türk Petrol Kanunu meclisten geçiriliyordu. Kamuoyundan adeta gizlenerek meclise taşınıp kabul edilen "Türk Petrol Kanunu", ülkenin geleceği açısından ölümcül sonuçlar doğurabilecek nitelikte olduğu belirtiliyordu. Medya ise ancak işgalle kabul ettirilebilecek olan bu kanun karşısında susmayı tercih ediyordu. Bu kanun ancak işgalle kabul ettirilebilirdi! Türkiye gündemi tamamen Hrant Dink cinayetine kilitlenmiş durumda. Hrant Dink cinayetinden iki gün önce TBMM'den geçirilen Türk Petrol Kanunu ise neredeyse hiçbir medya organında yer almadı. Ancak kabul edilen kanunun içeriği, ülke petrolü üzerinde 50 yıllık bir yabancı şirket tahakkümüne imkân veriyor. Ruhsat tekelleşmesi, ülke ihtiyacına yönelik ham petrolün de ihraç edilebilmesi, yabancı petrol şirketlerinin ürettiği petrolün sadece yüzde birini devlete vergi olarak vermesi gibi birçok uygulamayı da içeren bu yasa ile Türkiye'nin hem doğal kaynaklarından olacağı hem de milyarlarca dolarlık gelir kaybına uğrayacağı belirtiliyor. ***
http://www.millicozum.com/content/view/877/26/ |
|
DERİN HESAPLAŞMA VE MİLLİ JANDARMA Milli Çözüm Dergisi Mehmet DENİZ MART2007
Jandarma, CIA'nın Jön Adamlarını Ürkütüyor Dink suikastini araştıran mülkiye müfettişleri, jandarma için özel bir rapor hazırlıyor. İçişleri Bakanı Aksu, Pelitli'deki jandarma faaliyetlerinin araştırılması talimatını veriyor. Trabzon'daki sorunlara mülkiye müfettişlerinin iki yıl önce işaret ettiği ancak emniyet yetkililerinin bu uyarılara önem vermediği belirlendi. Raporda, hızlı silahlanmaya dikkat çekilerek işsizliğin arttığına dikkat çekildi. Hrant Dink suikastinden sonra gözlerin çevrildiği Trabzon'un patlamaya hazır bomba haline geldiği mülkiye müfettişlerinin geçen yıl hazırladığı "İl Performans Raporu"nda ortaya kondu. Müfettişler yıllık raporlarında silahlanma ve ekonomik zayıflama uyarısında bulundu. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ise müfettişlerden, tetikçi Ogün Samast ile azmettirici Yasin Hayal'in yaşadığı Pelitli beldesinde jandarma faaliyetlerinin tüm yönleriyle araştırılmasını istedi. Emniyet görev alanı ile jandarma görev alanının ayrı olması, polis ve jandarmanın yetki kullanma biçimi ve hiyerarşik yapılanmadaki farklılıklar müfettişlerce sorgulanmaya başlandı. Suç Jandarmaya Yıkılmak İsteniyor Halen Trabzon'da çalışmalarını sürdüren mülkiye müfettişleri, Samast ve azmettirici Yasin Hayal'in yaşadığı Pelitli beldesinin jandarma bölgesi olduğunu dikkate alarak ayrı bir çalışma başlattı. Jandarma teşkilatının bu bölgede görev ve sorumluluğunu ne ölçüde yerine getirdiği inceleniyor. Bir jandarma müfettişinin de eşlik ettiği soruşturma kapmasında askeri personelin yerel istihbarat çalışmasında hangi bilgilere ulaştığına, istihbari bilgilerin ne zaman kimlerle paylaşıldığına bakılıyor. Böylece jandarma suçlanmak ve yıpratılmak isteniyor. Polis Dinlemiş Ayrıca 2004'de bir hamburger restoranını bombaladığı için hüküm giyen Hayal'in, tahliye olduktan sonraki ilişkileri, irtibatlı olduğu kişilere yönelik uyarı yazısı yazılıp yazılmadığına bakılıyor. Öte yandan bombalama olayından sonra emniyet istihbaratın Hayal ve bağlantılı olduğu kişiler için mahkemeden dinleme kararı çıkardığı bildirildi. Organize suç örgütleri ile ilgili başka bir dinleme kararı kapsamında da Hayal'in telefon trafiği ayrıca kayda alındı. Ancak bu konuşmalarda Dink suikasti ile ilgili ipucu içeren bilgilere rastlanmadı. Silahlanma Uyarısı Geçtiğimiz yıl Trabzon'a giderek ilin performansı ile sosyo-ekonomik durumu hakkında rutin rapor yazan mülkiye müfettişleri özellikle silahlanmaya dikkat çekti. Raporda, Trabzon'un son yıllarda ekonomik ivmesini kaybettiği, ildeki dinamizmin zayıfladığı vurgulandı. İşsiz sayısındaki artış, yatırımlardaki gerileme de diğer risk unsurları arasında gösterildi. İstanbul ve Trabzon'daki incelemelere ek olarak Samsun'daki güvenlik birimlerini de mercek altına alan mülkiye müfettişleri, Samast'a kahraman muamelesi yapıldığı izlenimini veren video görüntüleri ile ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Müfettişler, basına yansıyan görüntülerde polis kadar jandarmanın da kusurlu olduğu sonucuna vardı ve hem polislerin hem de jandarma personelinin açığa alınmasını istedi. Oysa bu olay tamamen, Emniyete sızmış Fetullahcı şebekenin ve MOSSAD müritlerinin bir marifetiydi. Jandarma kasıtlı olarak suça ortak gösterilmiştir. Ancak jandarmaya görevden el çektirme konusunda İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin tam yetkili olmadığı görülünce kamuoyundaki tepkilerin azaltılması amacıyla acilen görev yeri değişikliği önerildi. Müfettişlerin bu yöndeki görüşü Jandarma Genel Komutanlığı'nca da uygun bulundu. Jandarmadan Kim Rahatsız Oluyor? AKP'nin ve arkasındaki küresel akreplerin yalakası Yeni Şafak şöyle bir haber yazmıştı: "Jandarma, Trabzon'un Pelitli Beldesini kendi sorumluluk alanından çıkartıp polise vermeye yanaşmıyor. 1997 yılında Trabzon Güvenlik Kurulu, Çaykara ve Düzköy ilçeleri ile Pelitli ve Söğütlü beldelerinden jandarmadan çekilerek polise verilmesi kararı aldı. Ancak Pelitli'den jandarmanın çekilmesine yönelik karara Jandarma Genel Komutanlığı izin vermedi. Mart 2006'da ise Pelitli'nin polise bırakılmasına yönelik Trabzon Valiliği'nin yazısına Jandarma Genel Komutanlığı cevap bile vermedi." Nuh Gönültaş ise Jandarma ile ilgili bazı gerçekleri saptırmaya çalışmıştı. Acaba, Türkiye'de Ordu'nun içinde Jandarma diye ayrı bir birim kurulmasının altında ne yatıyor? Silahlı Kuvvetlerde Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri dışında Jandarma Genel Komutanlığı'nın varlığı şuna dayanıyor: Bir NATO ülkesi olan Türkiye'nin Silahlı Kuvvetleri NATO gücünün bir parçası, ama jandarma buna dahil değil. Bir anlamda Jandarma, Türkiye'nin yedekteki "milli ordusu" mantığını yansıtıyor. "Nitekim NATO görevleri dışındaki bir askeri yapı olan Jandarma, ilk dönemde Güneydoğu'daki terör mücadelesinin bütün sorumluluğuna sahipti. Sonradan tehdit büyüyünce devreye Kara Kuvvetleri girdi. Jandarma, tamamen "askeri görevlere" dayalı bir yapı iken son zamanlarda Türkiye'de çok daha değişik bir yapılanma ile karşımıza çıkmaya başladı. Buna kısaca "jandarmanın polisleşmesi süreci" diyebiliriz. Özellikle 28 Şubat sürecinden sonra jandarma adeta polise alternatif bir yapılanmaya gitti. En modern dinleme cihazları ile donatılmış bir jandarma istihbarat mekanizması kuruldu. Öte yandan Türkiye'de polis birimlerinin henüz yaygın olmadığı merkezlerde güvenliği sağlamakla görevli olan jandarma, yasalar gereği zaman içinde polise devretmesi gereken bu alanları da devretmiyor. O kırsal alanlar şimdi belediye oldu, ilçe oldu, ama jandarma buralardan çıkmadı. Antalya'da ata binmiş jandarmanın sahillerde yaptığı gezinti, ne kadar iyi niyetli düşünsek düşünelim, kumsalda güneşlenen turist üzerinde hiç de iyi bir imaj bırakmıyor. Bugün İstanbul'un veya Ankara'nın göbeğindeki pek çok yer hâlâ jandarmadan soruluyor. Şimdi, yavaş yavaş 28 Şubat olağanüstü sürecinin etkisini üzerinden atmaya çalışan Türkiye'de, jandarmanın askeri gereklerle bağdaşmayan bu pozisyonunu sürdürmekteki ısrarını en azından ben anlayamıyorum." Diyen Nuh Gönültaş ayarını ve rahatsızlığını ortaya koyuyor. Alınan bilgilere göre Başbakan Tayyip Erdoğan, jandarmanın polise devretmesi gereken yerlerden çıkması için talimat veriyor. Ancak öte yandan Ankara'da İçişleri Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı arasında ilginç bazı görüşmelerin sürdüğüne dair de haberler geliyor. Bu haberlere göre, jandarma adeta ikinci bir Emniyet Genel Müdürlüğü birimi kuruyor. Çünkü bu haberlere göre jandarma, şehir merkezlerinde istihbarat ve operasyon yapabilme yetkisi istiyor. Bu söylentiler yaygınlaşınca Jandarma Genel Komutanlığı bir açıklama yapma ihtiyacı hissetti. Ancak bu açıklama, adeta bu tür haberlere güç katan cümleler taşıyor: "Jandarma, görev alanını genişletme çabası içinde olmayıp, tam tersine yasal görevleri ve genel kolluk sıfatıyla sorumlu olduğu hizmetleri daha iyi yerine getirmek üzere AB normlarında organize olma ve kapasite arttırma çalışmalarını sürdürmektedir." Ama bu Milli ve Haysiyetli girişimler AB aşıklarının ve NATO uşaklarının canını sıkıyor. Ve Nuh Gönültaş şöyle sızlanıyor: "Zaten jandarmanın görev alanını genişletme çabası içinde olmasına gerek yok, çünkü şehir merkezleri hariç Türkiye'nin yüzde 92'lik bölümünü kontrol ediyor. Problemin temelinde jandarmanın polisiye bir rol üstlenme talebinin olup olmaması yatıyor. Bizim gözlemimiz, Jandarma Genel Komutanlığı'nda, özellikle de 2003 Yüksek Askeri Şurası sonrasında yapılan yeni bazı atama ve yapılanmalarla, polisiye çizgiye doğru hızlı bir kaymanın olduğu yolundadır. Şu soruyu açıkça soralım: Jandarma'nın organize suçlarla ve terör örgütleriyle mücadele etmesini gerektirecek bir durum içinde miyiz? Elbette, nasıl ki Güneydoğu'daki terör mücadelesinde jandarma yetersiz kalınca devreye polisin özel timleri ve Kara Kuvvetleri birlikleri girdiyse; polisin de organize suçlarla veya terör örgütleriyle baş edememesi halinde, jandarmanın yardımı gerekebilir. Ama şu anda Türkiye'nin böyle bir ihtiyaç içinde olduğunu söylemek çok komik olacaktır. Jandarma, Türkiye'nin ihtiyacı olduğu bir durumda "savaşmak" üzere görev almış olan tamamen askeri bir yapı, Türkiye'nin yedek milli ordusudur. Dolayısıyla her an böyle bir savaş görevi alacak şekilde hazır olmak ve buna göre yapılanmak durumundadır. Yedek milli ordunun giderek polisiye bir görünüm kazanması, askeri ulusal çıkarlarımızla da bağdaşmıyor. Eğer yarın bir gün polis de jandarmalaşmaya heveslenirse, aynı şey polis için de geçerli olur. O halde noktayı koyalım. Jandarmadan polis, polisten jandarma olmaz. Ve, bir köyde iki muhtar, bir ülkede iki polis gücü olmaz." Diyor. Ama MİT ve Emniyetteki, CIA ve MOSSAD güdümündeki Fetullahcı ekibin gizli ve tehlikeli kadrolaşmasına karşı, elbette Milli ve haysiyetli bir hesaplaşmanın kaçınılmazlığını göz ardı ediyor. Jandarmanın her yönden güçlenip etkinleşmesi, masonik ve münafık güruhun böbrek taşlarını oynatıyor!. Gül'den Washington'a, İran ve sınır ötesi için garanti veriliyor. Hükümet Avrupa'da yakalanan PKK'lıların teslimiyle Ordu'ya karşı bir adım öne geçmeyi hesaplıyor. Gürün ABD ziyareti bu eksende gerçekleşti. Cheney, Hadley ve Rice ile görüşen Gül, "sınır ötesi harekat gündemimizde değil" ve İran konusunda 1 Mart gibi olmaz" taahhüdü verdi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler arifesinde gerçekleşen Amerika ziyareti bir taahhüt ziyaretine dönüştü. İktidarının beşinci yılında kilit konularda Washington'un istediği adımları atmakta zorlanan AKP yönetimi, "bir şans daha" istiyor. Gül'ün Amerikan yönetimiyle görüşmelerinin başladığı 5 Şubat günü Paris ve Brüksel'de PKK'ya operasyon başladı. PKK'nın Avrupa sorumlusu ve kasası Rıza Altun Paris'te, askeri kanadından Canan Kurtyılmaz Belçika'da tutuklandı. Eski DEP milletvekilleri Zübeyir Aydar ve Remzi Kartal da sorgulandı. Washİngton'da bulunan Abdullah Gül, Avrupa operasyonunun Amerika'nın girişimiyle yapıldığını söyledi. Sızan bilgiler, AKP yönetiminin seçimler öncesinde Avrupa'da tutuklanan PKK'lıların teslimi ile Ordu karşısında bir adım öne geçmeyi planladığı yönünde. Sınır Ötesi Gündemde Değil 5 Şubat'ta Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Stcphan Hadley ile görüşen Gül, İran ve sınır ötesi harekat konularında garanti verdi. Diplomatik kaynaklara göre Gül, sınır ötesi harekatı kesinlikle düşünmediklerini ve işbirliğine yanaşmaması durumunda Tahran'a karşı Amerika'yı destekleyeceklerini söyledi. Hükümetin Amerikan yönetimi ile yeni bir gerginlik istemediğini vurguladı. Dışişleri Bakanı, "1 Mart'taki gibi olmaz" mesajı verdi. Ankara İle Washington arasındaki en dikenli konu Irak. Hükümet bu konuyu lehine kullanmak için manevra yapıyor. Gül, kapalı kapılar arkasında yaptığı görüşmelerde Kerkük'te önce nüfus sayımı yapılması durumunda Türkiye'nin referanduma hayır demeyeceği sözünü Amerikalı yetkililere verdi. Ankara'nın Kerkük referandumunu erteletmek için önerisi, nüfus sayımı ve normalleşme komisyonunun engellenmesi üzerine kurulu. Kerkük için kurulan normalleşme komisyonunun bir buçuk aylık sürede sonuç alamaması durumunda referandumun erteleneceği hesaplanıyor. Ancak Amerikan tarafı anayasal sürecin işleyeceğini vurguladı. Kafkaslar Ve Orta Asya Haritası Masada Gül'ün Cheney İle görüşmesinde masaya harita kondu ve üzerinden ortaklaşa neler yapılacağı konuşuldu. Cheney, Türkiye'nin Kafkaslar, Orta Asya ve Karadeniz'de Amerika ile işbirliğine gitmesi gerektiğini söyledi. Gül; enerji ve güvenlik konularını kapsayan alanda işbirliğine hazır olduklarını belirtti. Görüşme sonrasında yaptığı açıklamada ise "Kafkasya ve Orta Asya konularında yararlı görüşmeler yaptıklarını" vurguladı. Beyaz Saray'da Cheney ile gerçekleştirdiği görüşmede, enerji konuları özellikle gündeme geldi. Cheney ve Gül, harita üzerinde boru hatları, enerji güvenliği konularını ele aldılar. Amerikan tarafı, Rusya ile Türkiye arasındaki enerji işbirliğinin sınırlanmasını istiyor. Hadley'le yapılan görüşmede ise Kosova ele alındı. "Filistin'den Uzaklaşıp İsrail'le Yakınlaşıyoruz" Gül, 6 Şubat'ta meslektaşı Condoleezza Rice ile bütün bu konulara ek olarak Ortadoğu sorununda işbirliğini görüştü. Gül'ün en tartışmalı görüşmeleri ise Yahudi lobisiyle gerçekleşti. Yahudi lobisinden William Daroff, kapalı kapılar arkasında Gül'ün ne söylediğini basına açıkladı: "Bize 'HAMAS'la ilişkileri sınırlandırdık, İsrail'le ilişkilerimizi geliştiriyoruz' dedi". Daha sonra Dışişleri Sözcüsü'ne yaptırılan açıklama da bu sözlerin söylendiğini doğrulamış oldu. Sözcü Levent Bilman, "geçmişe yönelik anlattıkları böyle yorumlanmış olabilir" dedi. Hrant Dink nasıl vuruldu Cinayetin üzerinden tam on dört gün (Bu yazı 2 Şubat Cuma günü yazıldı) geçti. Ama en "kritik" soru, halen cevapsız. Neredeyse Hrant Dink mezarından kalkıp, o "kritik" soruyu polise, yakın arkadaşlarına, basın organlarına kendisi soracak: "Yahu, beni gazete binasından dışarı çıkartıp, tetikçilerin ayağına gönderen kişiyi niçin araştırmıyorsunuz?" Elbette Hrant Dink, bunu yapacak durumda değil. O halde, "üzeri örtülen" soruları biz soralım: Hrant Dink, tam da tetikçilerin kendisini beklediği sırada niçin "dışarı" çıktı? Bunun cevabını, geçen hafta yazmıştık: Cinayetten on dakika önce, Hrant Dink'e bir "dost" telefon edip, acilen 2.500 (iki bin beş yüz) dolar bulmasını istedi. Telefon Eden ya da Parayı İsteyen Kim... Bu kişi "kim" olursa olsun. O telefon olmasaydı Dink dışarı çıkmayacak ve belki de katiller onu öldüremeyecekti. Bu İhtimal, Dink'in yakınlarının ve ailesinin "kafasını kurcalamıyor" mu? Özellikle Dink'İn "yakın arkadaşları" telefon eden kişiyi merak etmiyorlar mı? Mutlaka merak ediyorlardır. O telefonu "eden" kişinin iyi niyetli olduğunu biliyorlarsa, kendileri açısından bu sorunun cevabı önemli olmayabilir. Ne var ki, cinayete ilişkin bütün ayrıntıların ortaya çıkmasını "herkes" istemiyor mu? Onlar bu sorunun cevabını "saklamak" hakkına sahip değil, iki haftadır Türkiye, bu olay nedeniyle çalkalanıyor... Tayip Erdoğan, bu olay nedeniyle "derin devlet" korosuna katıldığına göre, bu önemli konuyu "merak etmek zorunda" değil mi? Diyelim ki, Dink'ten 2500 dolar isteyen kişi, "tesadüfen" o saatte telefon etmiştir. O zaman ortaya çıkıp, bunu açıklaması gerekmez mi? İkinci Tetikçi Meselesi... Ortaya çıkan bilgilere bakılırsa, cinayet için üç ayrı senaryo üzerinde çalışılmıştı. Bunların ikisini, geçen hafta aktarmıştık. Üçüncü senaryoya göre, Dink'e, yine gazete binasında saldırı yapılacaktı. Çünkü, banka ile gazete binası çok yakın. Dink, bu mesafeyi beş-altı saniye içerisinde geçip, binaya girebilir, katiller o sürede "işlerini" yapamayabilirlerdi. Belki de Dink, bu mesafenin çok kısa olduğunu düşündüğü için tuzağa düştü. Olaya tanık olduğunu söyleyenler, katillerin birden fazla olduğunu söylüyor. Bu söylenti, "üçüncü" cinayet senaryosuna uyuyor. Çünkü. Dink'e telefon edip, onu tuzağa düşüren kişi, muhtemelen; istediği parayı almak üzere, birisini gazeteye, Dink'in yanına gönderecekti. Dink, kendisinden para isteyen kişinin adını vermediği için, katil yakalansa da, o "dost"un adı, şimdiki gibi gizli kalacaktı. Ogün Samast, daha önce kapıdan çevrildiği için, gönderilecek kişi de "bir başka tetikçi" olacaktı. Ama buna gerek kalmadı. Kim, Kime Ne Kadar Güveniyor Dink'i tuzağa düşüren telefonu eden kişi, kimliğinin ortaya çıkmayacağına nasıl güvendi? Bu konuda, telefonu eden kişinin, "tetikçiler" bakımından içi rahattı. Çünkü, tetikçiler, o kişiyi tanımıyordu. İsteseler de o kişinin adını veremezlerdi. O kişi ile doğrudan görüşmemişlerdi. Kimliğin açığa çıkması konusundaki tek "risk", Dink'in o kişiden, gazetedekilere söz etmesiydi. Ama; işte Dink, o telefon görüşmesinden sonra, "apar-topar" dışarı çıkarken, hiçbir şey söylememişti. Demek ki, o kişi, bu riski de "sıfırlayacağını" biliyordu. Dink'in gazetedeki arkadaşları, "görünüşe göre" bu mesele üzerinde hiç durmuyorlar ama aralarında bunu tartıştıklarını tahmin etmek zor değil. Onlar, bu cinayeti gerçekten, 301. maddeye "bağlıyorlarsa" cinayetin aydınlatılmasını istediklerine kim inanır? "Fetullahın İstihbaratı Çok Kuvvetlidir" 10 yıldır ABD'de oturduğu halde, Fetullah'ın eli-kolu o kadar uzun ki... Her yere yetişiyor. Üstelik, Nazlı Ilıcak'ın açıkladığı gibi, "Fethullah'ın istihbaratı çok kuvvetli" imiş. Bakın Fetullah neler söylüyor: "Bundan 8-9 ay evvel bana, bu türlü şeyleri bilen, çok üst seviyelerde vazife görmüş bir insanın 'Önümüzdeki aylarda Türkiye'de yeniden kan gövdeyi götürecek, seri cinayetler işlenecek' dediği nakledildi. Evet, o uzman 'Kan gövdeyi götürecek' diyor." Acaba o uzman kimdi? "Bu tür şeyleri bilen" kişi, acaba Emniyet teşkilatından mıydı? Yoksa, polisin istihbarat görevlilerinin yazdığı yazılar, Fethullah Gülen'in eline geçiyor da bu neden ile mi önlem alınamıyor? Bunun cevabını, "Fetullah sicilli", üst seviyelerde "vazife" gören birine mi sormalı... Artık o kadarını da, Hrant Dink'in "yakın" dostları düşünsün. KOM Eski Şube Müdürü Dr, Adil Serdar Saçan: Cinayetlerin arkasında "F Tipi Örgüt" var Amerika'da ikamet eden hoca, "ulusalcılığı aşacağız" demiş ve Türkiye'de kanlı olaylar olacağını açıklamıştı. Bu açıklamaları takip eden süreçte, Şemdinli olayları ve iddianamesi, Danıştay cinayeti, Atabeyler operasyonu ile Türk Silahlı Kuvvetleri hedef alındı. Hrant Dink cinayeti öncesinde ve sonrasında gelişen olaylar üzerine, Kaçakçılık ve Organize Suçlar İstanbul Şubesi'nin "daha önceki" müdürü Dr. Adil Serdar Saçan, "cinayetlerin arkasında F tipi Örgüt var" diyor. Dr. Adil Serdar Saçan, Ulusal Kanal'ın bir saati aşan canlı yayınında, olayları şöyle yorumladı: Önce, Hablemitoğlu cinayeti. Sonra; Van 100. Yıl Üniversitesi Rektörüne karşı açılan kampanya, Şemdinli olayları iddianamesi, Rahip cinayeti, Cumhuriyet Gazetesine saldırılar, Danıştay saldırısı, Atabeyler operasyonu ve Dink cinayeti... Bu süreçte genel durumu görelim: Üç önemli konu var. TSK'yı Yıpratmak, İşbirlikçi Güçler Yaratmak Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak, ülke içerisinde etnik milliyetçiliği ve bölücülüğü desteklemek ve İslamı yeniden "şekillendirmek"... Sevr Antlaşması sonrasında, yüzlerce Osmanlı paşasından sadece 9-10 tanesi Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Mustafa Kemal Atatürk, bu paşalardan ve onlara bağlı kuvvetlerden bir ordu yaratarak emperyalist işgalcileri yendi. Bu nedenle, günümüzün emperyalistleri olan "küreselciler", Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak ve savaş yeteneğini zayıflatmak zorundadır. İkincisi; İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan filan... Bu millet bunları her zaman yenmeye muktedirdir, ama biliyorsunuz Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı'nda, emperyalistlerden daha çok, içteki gericilikle, iç isyanlarla uğraşmak zorunda kalmıştı. Küreselciler, "içeride" işbirlikçi güçler yaratmadan hedeflerine ulaşamayacaklarını biliyorlar. Üçüncü konu İslam dininin, kapitalizme, emperyalizme uygun biçimde değiştirilmesidir. Musa Peygamber'in "On Emir"inde ne varsa, tersini uyguluyorlar. Hıristiyanlığı, İncil'i de istedikleri biçime soktular. Şimdi, İslam dinini değiştirmeleri gerekiyor. "Zekat", yani "karşılıksız yardım" kapitalist-sermayeci zihniyete uygun değil. Müslümanların "emperyalizmden korkmaları"nı sağlamaları da gerekir. Dinler arası diyalog, buradan kaynaklanıyor. Yaşadığımız süreçte, hedef bunlardır. Amerika'da İkamet Eden Hoca, İşareti Vermişti Amerika'da ikamet eden hoca, "ulusalcılığı aşacağız" demiş ve Türkiye'de kanlı olaylar olacağını açıklamıştı. Bu açıklamaları takip eden süreçte, Şemdinli olayları ve iddianamesi, Danıştay cinayeti, Atabeyler operasyonu ile Türk Silahlı Kuvvetleri hedef alındı. Rahip cinayeti, Trabzon'da milli futbolcuların tehdit edilmesi, işyerleri ve otoların kurşunlanması, Cumhuriyet Gazetesi'ne saldırılar, ve Dink cinayeti... Bu olayların hepsinde de Ramazan Akyürek, önce Trabzon Emniyet Müdürü olarak, sonra Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı olarak sorumlu görevlerde. Yaşadığımız olayların hepsinin arkasında, bu "F tipi" örgüt var. Akyürek, Danıştay Sonrası Görevden Alınmalıydı Danıştay Cinayeti sonrasında Aydınlık Dergisi'nde yayınlanan söyleşide, bu örgütü açıklamıştım. Siz de o zaman Danıştay saldırısının sorumlusunun İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek olduğunu yazmıştınız. Ramazan Akyürek'in "Fethullah sicili olduğu" ortaya çıkmıştı. O zaman derhal görevden alınması gerekirdi. Alınmadı. Hrant Dink cinayeti ile ortaya çıkan gerçekleri herkes gördü. Görevden alınması gerekenlere dokunulmazken, Hrant Dink cinayeti ile, "F tipi örgüt" arasındaki bağlantıyı açığa çıkartabilecek olan emniyet müdürü Reşat Altay, hemen görevden alındı. Çünkü Reşat Altay, "F tipi" örgüte karşıydı. Hrant Dink cinayeti sonrasındaki olaylar da öğreticidir. Cinayetten sadece bir saat sonra, "Hepimiz Ermeniyiz" bez pankartları açılıyor. Kendisine vaktiyle, "solcuyum, komünistim" diyenler, ABD Büyükelçisinin, Türkiye'yi soykırımcı ilan eden Ermeni diasporasının arkasından "Hepimiz Ermeniyiz" diye yürüyor. Bizleri de, "Siz Hrant Dink'i anlayamıyorsunuz" diye eleştiriyorlar. Oysa, cinayetten hemen sonra, Hrant Dink'in kızı, gazetenin balkonundan, "şimdi kanınız temizlendi mi?" diye konuşuyor. Demek ki, kızı da, babasının, "Zehirli Türk kanından" bahsettiğini düşünüyor. O da mı babasını anlamamış?
http://www.millicozum.com/content/view/872/26/ |
|
Hrant Dink suikastını Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı çetenin tertiplediği ortaya çıkmıştır. 04
ŞUBAT 2007
http://www.doguperincek.gen.tr/ |
|
''Dink cinayetinin arkasında Gülen var''
İşçi Partisi lideri Perinçek'e göre Dink cinayetinde Fethullah Gülen'in de parmağı var..
31 Ocak 2007 18:14
Türkiye Hrant Dink cinayetinin arkasında olan isimleri merak
ederken, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek'ten bomba
gibi bir iddia geldi. Hrant Dink cinayetinin kilit ismi olduğu
iddiasıyla Trabzon'da gözaltına alınarak İstanbul'a
getirilen Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi Erhan
Tuncel'in Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan
Akyürekin elemanı olduğu ortaya çıktı.
Emniyet Genel Müdürlüğü de bu gerçeği doğruladı.
Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürekin
Trabzonda Emniyet Müdürü iken kurduğu ekip, haber
elemanları perdesi altında, bir operasyon ekibi, başka
deyişle tetikçi timidir. Ramazan Akyürekin
Haber elemanları timinin Trabzonda gerçekleştirdiği
işler, ABDnin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiyede
etnik ve dinsel çatışma zemini hazırlamaya yönelik
bir dizi tertiptir. ABD merkezli psikolojik savaş, Trabzonu
hedef aldı. Savaştır bu! Trabzon, vatanseverliğin
kalesidir ve İran dahil bütün bölgenin önemli bir limanıdır.
Bu nedenle ABDnin hedefleri arasındadır. Erhan Tuncelin
ifadeleri, Trabzon diye şifrelenen olayların arkasında
Eski Emniyet Müdürü ve şimdiki Emniyet İstihbarat Dairesi
Başkanı Ramazan Akyürekin bulunduğunu kanıtlayacak
değerde önbilgiler içermektedir. Erhan Tuncel, ifadesinde
Trabzon'da McDonald's önüne patlayan bombayı bizzat kendisinin
yaptığını ve eylemde gözcü olduğunu ve
bombalama olayından sonra, o zaman Trabzon Emniyet Müdürü
Ramazan Akyürek'in önerisiyle "haber elemanı" olduğunu
belirtmektedir. Erhan Tuncelin Ramazan Akyürek tarafından
bombalama olayından önce denetim altına alındığı
ve suçu işlemeye yönelttiği apaçık ortadır.
Tuncelin Ramazan Akyürekle anlaşması yakalandıktan
sonra değil, eylemden öncedir. Bombalama, örgütlenmiş
elemanlara yaptırılmıştır. Aynı
bombalamada suç işleyen Yasin Hayal de, on ay hapisle kurtarılmış
ve üç ay hastanede tatil yaptırılmıştır. Hrant Dink suikastinde rol alanlar, apaçık
ortadadır ki, Ramazan Akyürekin denetimi altındadır.
Hrant Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ın
azmettiricisi olduğu iddia edilen Yasin Hayal, ifadesinde, 2004 yılı
içinde Trabzon'da Erhan Tuncel ile tanıştığını,
Tuncel'in üç öğrenci arkadaşıyla bir bekâr evinde
kaldığını, sürekli bu eve gidip geldiğini ve
evde Seyfi isimli arkadaşının bilgisayarında film
seyrettiklerini, düşünsel olarak ondan etkilendiğini söyledi.
Ekip, en başından denetim altındadır ve yönlendirilmektedir.
Suç, daha önceki örneklerde olduğu gibi, bu operasyon
elemanlarına işletilecek ve suçun merkezindeki örgüt
perdelenecektir. Fethullahçı
ekibin uyguladığı senaryo, Ogün Samastın
Samsunda Jandarmanın eline geçmesiyle bozulmuştur. Ogün
Samastın askeriyeye verdiği ifade, operasyon ekibinde
ikinci bir tetikçinin bulunduğunu ve Ramazan Akyürekin
konumunu açığa çıkarmıştır.
Erhan Tuncel, anlatımında Hrant Dink suikastını bağlı
bulunduğu istihbarat görevlilerine çok önceden bildirdiğini
söylemektedir. Bu bilginin 17 kez verildiği gazetelere yansımıştır.
Ramazan Akyürek, Hrant Dink suikastinin hazırlandığını
hem Trabzon Emniyet Müdürü olarak, hem de Emniyet Genel Müdürlüğü
İstihbarat Dairesi Başkanı olarak bilmektedir. Danıştay
suikastinin de Emniyet istihbaratınca önceden bilindiği hatırlanacak
olursa, suikastler Fethullahçı ekibin bilgisiyle yapılmaktadır.
Emniyet yöneticisi, sıradan bir ihbarcı değildir; suçu
önlemekle görevlidir. Bu olayda suçu önlemenin de ötesinde suç işlenmesine
izin verildiği görülmektedir. Bilgiye sahip olup da suça yol
veren emniyet yöneticileri, suça iştirak etmişlerdir. Bu
olgular, bir ihmalin belirtisi değil, fakat suça iştirakin
ciddi kanıtıdır. O nedenle Emniyet Müfettişlerinin
görev ihmali saptaması, aslında suça iştiraki
örtbas etmek anlamını taşımaktadır.
25 Mayıs 2006 günü İP İstanbul İl Merkezinde bir
basın toplantısı düzenleyerek, Danıştay soruşturmasını
saptıranların başında Emniyet İstihbarat
Dairesi Başkanı Ramazan Akyürekin olduğunu açıklamıştım:
Şu anda Danıştaya saldırıyı araştıran
polis ekibi, bir soruşturma ekibi olarak değil, soruşturmayı
karartma ve saptırma ekibi olarak faaliyet yürütmektedir. (
)
Soruşturma ekibinin kendisi bir tertip ekibine dönüşmüştür
ve suçlu konumundadır. Bu ekip, Alparslan Arslanın işlediği
suça iştirakin ötesinde yeni suçlar da işlemektedir. Suçu
emperyalizme karşı mücadele eden ulusal güçlerin üzerine
yıkmak için yalan haber imal etmekte ve basına servis
yapmaktadır. (
) Bu ekip, Fethullah cemaati üzerinden SüperNATO
bağlantılıdır. Dolayısıyla Danıştay
yargıçlarına kurşun sıkanlar ile suçu sözümona
araştıranlar, aynı merkezden yönetilmektedirler.
ABDnin Derin Devleti faaliyettedir ve Türkiyenin söylendiği
gibi bir Derin Devleti yoktur. Danıştay suikastı
yargılamaları sırasında ortaya saçılan yeni
olgular, bu saptamayı daha da güçlendirmiştir. Ramazan Akyürek,
Danıştay suikasti soruşturmasını tıkamış
ve suikast planlandığı üzere bir kişinin üzerinde
kalmıştır. Arkadaki örgüt gizlenmiştir.
Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek
hakkında 2001 yılında İstanbul Valisi Erol Çakırın
bizzat elyazısıyla yazdığı ve imzaladığı
sicilde şu saptama bulunmaktadır: "Emniyetteki hizipleşme
içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat
edilmelidir. Valinin engin bir öngörüyle devletten dikkat
edilmesini istediği görevli, bütün millete dikkat eden makama
oturtulmuş, Türk Emniyetinin istihbarat dairesi, yani beyni
dikkat edilmesi gereken adama teslim edilmiştir. Dikkat
edilmesi gereken Fethullah sicilli, önce Danıştay
cinayeti soruşturmasını yönlendirmiş ve ve şimdi
de Hrant Dink suikastindeki rolüyle kamuoyunun önüne çıkmıştır.
Sicil mahkeme dosyalarında bulunmaktadır ve fotokopyaları
bu basın toplantısı açıklamasının
ekindedir. Hrant
Dink suikastini kurgulayanlar, tetikçinin kameralara poz vermesini
ayarlayanlar ve görüntüleri el altından basına sızdıranlar,
aynı merkezdir: Emniyet içindeki Fethullahçı ekip. Van
ve Şemdinli tertibi, Danıştay suikasti, Atabeyler
Operasyonu ve Hrant Dink suikasti aynı dizinin alt başlıklarıdır.
Bu uygulamaların arkasındaki Derin örgütün başında
Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı kadro
bulunmaktadır. Van ve
Şemdinliden Hrant Dink suikastine uzanan tertiplerin
merkezindeki Fethullahçı ekip, CIA ve MOSSADın Büyük
Ortadoğu Projesinde görev üstlenmiştir. Suikasti
tertipleyenler, yazılı ve görsel medyayı milli devleti
tahrip için harekete geçirenler ve cenaze töreninde ABD Büyükelçisinin
liderliğinde Hepimiz Ermeniyiz pankartının arkasında
yürüyenler, aynı Türkiye düşmanı cephededirler.
Pankartları ve cenaze töreni giderlerini Soros karşılamıştır. Fethullah Hoca, 2005 yılı Ekim ayında,
ulusalcı dalgayı aşacağız diyerek,
ABDnin Haçlı seferindeki görevini bir kez daha tanımlamıştır
(Yeni Aktüel, sayı 14, 16 Ekim 2005). Yine Fethullah Hoca aynı
tarihlerde Türkiyede büyük tertip ve suikastler olacağı,
çok kan döküleceği kehanetinde bulunmuştur. Bu iki
açıklama. birbirini tamamlamaktadır. Tayyip Erdoğan, Danıştay
suikastinden hemen sonra 19 Mayıs 2006 günü Ankarada MİT
Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Emniyetin
Fethullah sicilli İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek
ile yaptığı toplantıda Ulusalcıların
üzerine gidilmesi talimatını vermiştir. Yine
Tayyip Erdoğan, 30 Ocak 2007 günlü gazetelerde yazıldığı
üzere, derin devletin dibine inmekten sözetti. Amaçları,
derin devlet perdesi altında milli devleti tahrip etmektir.
Derin devlet ABDnin Türk Devleti içine yerleştirdiği SüperNATOdur
ve o Derin Devletin en karanlık noktasında Büyük Ortadoğu
Projesi Eşbaşkanlığı bulunmaktadır.
BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Emniyetteki
Fethullahçı ekip arasındaki bağlantıyı,
Başbakanlık Müsteşarı koltuğunda
oturan Ömer Dinçer yürütmektedir.
Ramazan Akyüreki, Emniyetin beyin merkezinin başına
atayan Tayyip Erdoğandır.
BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan, Trabzon Valisi ve
Emniyet Müdürünü görevden alarak, Trabzon merkezli tertiplerin üzerini
kapatma girişimi içindedir. Görevden alınan eski Trabzon
Emniyet Müdürü Reşat Altay Fethullahçı değil, fakat
atanan Arif Akkale Fethullah bağlantılıdır.
Emniyet kaynaklarından aldığımız bilgilere göre,
Tayyip Erdoğan yönetiminin Ramazan Akyüreki kurtarmak için
İstanbul Emniyeti sorumlularını fedaya hazırlanmaktadır.
Mayıs ayından sonra bazı Fethullahçıların önemli
Emniyet müdürlüklerine atanacakları belirtilmektedir. İstanbul,
İzmir ve Bursa emniyet müdürlükleri dahil, yedi önemli göreve
atanması planlanan Fethullahçı emniyet müdürlerinin
isimleri arşivimizdedir ve noter tutanaklarında kayda alınacaktır. Tayyip Erdoğan yönetimi, polis müdürlerini görevden
alarak kendisini kurtarma telaşına düşmüştür. Görevden
alınması gerekenler, ABDnin 24 müslüman milletin yaşadığı
ülkelerin haritasını değiştirme projesinde eşbaşkanlık
üstlenerek Türkiyeyi parçalama planlarında rol alanlardır. SüperNATO merkezlerinin emrinde, Danıştay saldırısını saptıran ve Hrant Dink suikasitini örgütleyen SüperNATO timi, Cumhuriyet mahkemelerinde kesinlikle yargılanacaklar ve işledikleri suçların cezalarını göreceklerdir. Ülkemizi bir Milli Hükümete kavuşturmak bir vatan görevidir.
http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=202517 http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=495 |
|
.GÜNEŞ İşte derin devlet Rıza Zelyut 04 Şubat 2007
<%Tarih%>
Eğer kendisi derin devlet dediği çeteleşmeye karşı ise, geçmişi bırakıp yaşadığımız şu günlere bakmalıdır. Unutmayalım ki Türkiye'de askeri kötü gösterecek tertip; baştaki hükümete bir hayır getirmez. İşin ucu sadece hükümet karşıtlarına gittiği zaman değil hükümet yandaşı gözüken yasadışı oluşumlara gittiği zaman da araştırılmalıdır. Şimdi Başbakan'dan bu iddiaların açıklığa kavuşturulmasını bekliyoruz.
http://www.gunes.com/2007/02/04/yazarlar/y4.html **************************************************************************** GÜNEŞ Rıza Zelyut 09 Şubat 2007 F Tipi Polis
http://www.gunes.com/2007/02/09/yazarlar/y4.html |
|
DİNK CİNAYETİNİ KAPATTILAR
Dr.A.Serdar
Saçan
Bu
yazıya "Farkedilmişler İşbaşında"
başlığını atsam belki daha iyi olurdu. Ama, bugün
daha önce değindiğim bir örgütü deşifreye devam edeceğim
için bu başlığı attım.
Akp iktidara geldikten bu yana ülkede bir takım garip
olaylar oluyor,failler çoğunlukla yakalanıyor,ama örgüt
bulunamıyor.Örgüt bulunamayınca,olaylar devam ediyor.Örgütü,bir
örgütlü suçlar uzmanı olarak anlatıyoruz, yetkililer anlamıyor.Bir
kez daha yazalım dedik.Bakalım ne olacak? Danıştay
saldırısının hemen ardından Aydınlık
Dergisi ile yaptığım söyleşide;"ABD desteğinde
birilerinin,ülkemizde ortaya çıkıp, güç olduklarını
kanıtlamak için eylemler yaptıklarını,bu eylemleri
ulusalcılara mal ettiklerini söylemiş ve durdurulmaları
için MGK'yı basmalarının mı gerektiğini"sormuştum. Sular
duruldu,farkedilmişler toparlandı. DİNK cinayeti ile
yeniden işbaşında geçtiler. Şimdi
bazı olayları alt alta yazalım; -Önce,Hablemitoğlu
cinayeti.Merhum Hablemitoğlu,F tipinin, özellikle Emniyet içerisindeki
örgütlenmesini deşifre etti, vuruldu.İddia ettik, kitabımızda
yazdık,tık yok.
-Sonra,Şemdinli iddianamesi;iddia ettik, Savcı F tipi
dedik,yazdık ,çizdik,kimse önemsemedi.
-Sonra,Rahip cinayeti; söyledik, anlattık, Trabzon
Emniyetine dikkat çektik,failin F tipi bağlantılarına hiç
bakılmadı.
-Sonra,Cumhuriyet Gazetesine saldırılar; söyledik,yazdık,Cumhuriyet
'in F tipileri deşifre için yazdıklarından ötürü saldırıya
uğradığını iddia ettik,yine çıt yok.
-Sonra,Danıştay saldırısı; olay F
tipilerin işi dedik,iddia ettik, konuştuk, Fnin öz yeğeni
azmettirici olarak tutuklandı.Kimsenin umurunda değil.
-Sonra Atabeyler operasyonu,iddia ettik,yazdık,anlattık.Tüm
tutuklular serbest bırakıldı,basına dosya veren
şahıs hala ortada yok.
-Sonra ,Dink cinayeti ve Hepimiz Ermeniyiz sloganları
,yine yazıyoruz, çiziyoruz, biliyoruz, nafile!
Şimdi de bu olaylardan bazıları ile ilginç
rastlantılara (ya da bağlantı) bir göz atalım;
-Trabzondaki rahip cinayetinde İl Emniyet Müdürü,F
tipi olduğu sicili ile kanıtlı R.A.
-Trabzonda milli futbolcuların tehdit edilmesi,işyerleri
ve otolarını kurşunlanması olaylarında İl
Emniyet Müdürü, yine R.A..Yardımcısı F tipi İ.A
nın eşi ile Trabzonun ünlü bir mafya liderinin eşi
koruma şirketi kurmuşlar.Olaylarda bu çerçevede cereyan
ediyor.Hakkında açılan soruşturmalar hemen kapanan
İ.A. şimdi Mayıs ayında büyük bir ile Emniyet Müdürü
olmayı bekliyor.
-R.A. Trabzondaki müthiş başarıları!
Nedeni ile ödüllendirilip Ankarada ki Emniyet İstihbarat
Dairesinin en tepesine oturtuluyor ve bir ay sonra Danıştay
saldırısı Ankarada gerçekleşiyor.Saldırıdan
1 saat sonra,İstihbarat Dairesi çalışmaya başlıyor
ve basına yapılan servislerle,emekli askerler vasıtası
ile olay ulusalcılara bağlanıyor.
-Aynı R.A.nın Dairesi Atabeyler operasyonunu yapıyor
ve operasyondan 1 saat sonra Genelkurmay Başkanlığının
önünde bir şahıs gazetecilere tüm Emniyet dosyasını
veriyor.Şahısta yok,Emniyetten ceza alan da.
-Dink cinayetinden 1 saat sonra, Hepimiz Ermeniyiz bez
pankartları açılıyor.Dink
cinayeti zanlıları da Trabzondan çıkıyor.İki
gündür basında yer aldığı üzere,azmettirici
R.A.nın Trabzondan elemanı.Olayı R.A. Trabzon da
iken haber verdiğini
iddia ediyor.O tarihte İstanbul Emniyetine de haber veriliyor.İstanbul
Emniyetinde o sıralarda ki İstihbarattan sorumlu Emniyet Müdür
Yardımcısı,şimdi büyük bir ile Emniyet Müdürü
yapılan F tipi Ş.D..Olayı ciddiye almıyor.Hrant Dink
İstanbulda öldürülüyor...
-Veeeee Trabzon Emniyet Müdürü Reşat ALTAY ile Vali görevden
alınıyor.Hem de ALTAY, Ankarada toplantıda
iken.Trabzona bile dönmesi istenmiyor.Aynen, zanlının
Trabzona gelmeden yakalanması gibi.
-Veeee Reşat ALTAY ile ilgili internet ortamında müthiş
bir karalama kampanyası başlatılıyor. -Reşat ALTAY ,meslekte hiç birlikte çalışmadığımız,ama tanıdığım, Cumhuriyetçi,Atatürkçü ve iyi bir Terörle Mücadele Polisidir.Eğer Trabzonda kalsaydı,kendisine ve Trabzona yapılan haksız saldırıların gerçek sebeplerini ve Dink cinayetinin F tipi bağlantısını ortaya çıkartabilecek bir kapasiteye sahipti.ALTAYı aldılar,diğerleri yerlerinde,Dink olayı kapanmıştır.Geçmiş olsun.Bu büyük Örgütün liderinin ismi de eski bir sanığım olan Ö.D.dir.Ö.D. kim?Hadi bilin bakalım. Not: Artvin'e dikkat Saygılarımla
http://www.kuvvaimilliye.net/author_article_detail.php?id=269&PHPSESSID=73ddd4f0cdd99 |
|
BİR ÇETE ARANIYOR Milli Çözüm Dergisi Yazar Erdoğan PİŞKİN
"Küresel çete"ye (Siyonist sermaye hakimiyetine) teslim olmuş AKP iktidarı, Danıştay saldırısının arkasından aradığı çeteyi bir türlü bulamıyor!... Her şeyi yüzüne gözüne bulaştırıyor. AKP'nin bu alık tavırları Hz. Mevlana'nın nefsi emareye işaret ederek: "Düşman kendi odasında ve hanımının koynunda bulunuyor. Zavallı ahmak, silahını almış, dışarıda ve bahçe kapısında düşman arıyor!" benzetmesini hatırlatıyor. Başbakanın bilgiçlik edasıyla açıkladığı gibi, Danıştay'a yapılan saldırının arkasından bir ihanet çetesi çıktı. Ama bir gün bile geçmeden bu çetenin çatısı yıkıldı. Başbakanın kehaneti çıkmıştı ama ortada küçük bir soru işareti kalmıştı! Çete neredeydi? Lideri kimdi? Gözler tabii hemen Emniyet'te sorgulanan eski subay Muzaffer Tekin'e çevrilmişti. Basın kullanılmış, Muzaffer Tekin bir kuşku yumağı ve çete lideri kisvesine sokulmuştu. Birtakım fotoğraflarla işin ucu emekli subaylara ve orduya uzatılmıştı... Lider bulunmuştu! Ama bu liderin Danıştay baskınıyla ilgisi kurulamıyordu. Tekin 4 gün Emniyet'te tutuldu. Gazetelere birtakım fotoğraflar dağıtılarak kafalar karıştırıldı. Sonunda beklenen oldu. Tekin serbest bırakıldı. Danıştay baskınını saptırmak ve azmettirici koltuğuna bir "ulusalcı çete" oturtmak girişimi şimdilik başarılı olmadı. Oysa bu yolda nasıl da yoğun çaba harcanmıştı. Örneğin Hürriyet'te Saygı Öztürk şu haberi yapmıştı: "Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ndeki sorguda Alparslan Arslan'a örgüt şeması' gösterildi. İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, bazı emekli subayların da isimlerinin, fotoğraflarının yer aldığı şema hakkında Arslan'a, Bunlardan hangisiyle berabersin?' sorusunu yöneltti. Fotoğrafları inceleyen Arslan, Hiçbiriyle beraber değilim. Eyleme kendim karar verdim' karşılığını verdi... "Eylemi Müslüman Türk gencinin refleksiyle yaptım" şeklinde yanıtladı. Vuran da fethullahçı, sorgulayan da! Nasıl oluyor? Danıştay saldırısını sorgulayan Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'in Fethullahcılık sicili bulunduğu biliniyor. Saldırının tetikçisi Alparslan Aslan'ın ailesinin Fethullahçı olduğu söyleniyor. Ayrıca, mezun olduğu Marmara Hukuk Fakültesi'nden Arslan'ı tanıyanlar da onun Fethullahçı olduğunu anlatıyor. Bu durum Danıştay saldırısının ilginç bir yönünü ortaya koyuyor. Saldırıyı gerçekleştiren tetikçi Fethullahçı. Saldırıyı sorgulayan ve aslında tertibin merkezinde olduğu anlaşılan Emniyet İstihbaratı'nın başı da Fethullahçı.
Saldırganın Fethullahçı Olduğu Söyleniyor Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği Genel Başkanı Taner Ünal, Danıştay'a yapılan saldırı ile ilgili olarak "ilginç" açıklamalarda bulundu.. "Danıştay'da yapılan menfur saldırıyı yapan şahıs ailecek Fetullahcıdır" diyen Ünal şöyle dedi: Bu olay Fetullahçı ekip - Pentagon - CIA - Nato Güçleri tarafından ortaklaşa yürütülen bir provakasyondur. Pentagon'da hazırlanan bir takım planlar sanki emniyetten alınan bilgilermiş gibi kamuoyuna aktarmakta diğer basın kuruluşları ise bu aldıkları bilgilerin doğruluğuna inanarak yayın ve yorum yapmaktadırlar. Ortada bir yılan vardır ve bu yılanın kuyruğu nerede bir Vatansever - Milli - Milliyetçi - Ulusalcı kişi veya kurum varsa ona değmektedir. Menfur saldırıyı yapan katilin ilişkileri Ülkücü Hareketten Ulusal solculara oradan Vatansever kuvvetlere kadar oldukça geniş bir yelpaze içerisinde nerede vatan millet sevgisiyle bir şeyler yapmaya çalışan kurum veya kuruluş varsa onunla irtibatlandırılmaya çalışılmıştır. Bu saldırının sebebi: PENTAGON CIA VE NATO GÜÇLERİ TARAFINDAN MALUM HOCAEFENDİ EKİBİNE SİYASETEN YOL AÇILMASIDIR" diyordu. Alparslan Arslan'ı MOSSAD Bulgaristan'da eğitiyor! Genelkurmay'a yakın bir kaynağın Ankara Terörle Mücadele elemanlarının belirttiğine göre, MOSSAD'a bağlı çalışan ve Gonca Bahar adına bir kimliği de bulunan kadının, Alparslan Aslan ve arkadaşlarından oluşan sekiz kişilik ekibi Bulgaristan'da eğittiği biliniyor. Bu özel eğitim, MOSSAD destekli Alpira adlı şirketin Bulgaristan'daki tesislerinde veriliyor. Genelkurmay'a yakın bir kaynaktan Aydınlık'a ulaşan bilgiye göre, Alparslan Arslan'ın Süper NATO'yla olan bağlantısı MOSSAD üzerinden kuruldu. Bu gerçek Ankara Terörle Mücadele Şubesi tarafından da tesbit edildi. MOSSAD'a bağlı çalışan "Gonca Bahar" adına bir kimliği de bulunan kadının, Alparslan Arslan ve arkadaşlarından oluşan sekiz kişilik ekibi Bulgaristan'da eğittiği belirtiliyor. Bu özel eğitim, MOSSAD destekli Alpra adlı şirketin Bulgaristan'daki tesislerinde verildi. Bu durum, Alparslan Arslan'ın başından beri üzerinde durulan Bulgaristan bağlantısını da açıklıyor.
Fethullahçı Yapılanma Organize Suç Örgütü Gibi Çalışıyor Şu anda Danıştay'a saldırıyı araştıran polis ekibi, bir soruşturma ekibi olarak değil, soruşturmayı karartma ve saptırma ekibi olarak faaliyet yürütmektedir. Bu ekip, suça azmettiren merkezlerin üzerini örtmeye, böylece suçun aslî faillerini gizlemeye çalıştığı için, suça ortak olmuştur. Soruşturma ekibinin kendisi bir tertip ekibine dönüşmüştür ve suçlu konumundadır. Bu ekip, Alparslan Arslan'ın işlediği suça iştirakin ötesinde yeni suçlar da işlemektedir. Suçu emperyalizme karşı mücadele eden ulusal güçlerin üzerine yıkmak için yalan haber imal etmekte ve basına servis yapmaktadır. Soruşturma ekibi, kamuoyunu, suçun merkezinde bulunan ABD'nin ve Cumhuriyet yıkıcısı iktidar sahiplerinin çıkarları doğrultusunda yönlendirerek aynı zamanda Cumhuriyete, vatana ve millete karşı ağır suçların içine batmaktadır. Bu ekip, Fethullah cemaati üzerinden SüperNATO bağlantılıdır. Dolayısıyla Danıştay yargıçlarına kurşun sıkanlar ile suçu sözümona araştıranlar, aynı merkezden yönetilmektedirler. Yani polis açıklamalarındaki ifadesiyle "Organize suç örgütü." ABD'nin Derin Devleti faaliyettedir ve Türkiye'nin söylendiği gibi bir Derin Devleti yoktur. Soruşturmanın başında fethullah sicilli daire başkanı bulunuyor! İşte bir sicil raporu: "Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullahcılara) yakın. Dikkat edilmelidir" Rapor, 2001 yılında İstanbul Valisi Erol Çakır tarafından el yazısıyla yazılmış ve imzalanmıştır. Bu sicil rapor, 59983 sicil numaralı Emniyet istihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek hakkındadır. Sicil raporu öyle kasalarda falan değil, Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi dosyalarında..! Sicil Amiri öyle sıradan bir şef veya müdür değil, İstanbul Valisi Ramazan Akyürek'in "Emniyetteki hizipleşmenin içinde" bulunduğu, yani örgütlü olduğu, görev sorumluluğu taşıyan Cumhuriyet valisince sicile yazılmış ve imzalanmış. Sicilinde Ramazan Akyürek'in örgütü de saptanmış: "irticai akımdan" ve parantez içinde (Fethullah) diye adı belirtilmiş. Ve "dikkat edilmelidir" notu düşülmüş. Anlaşılan sicildeki bu "dikkat edilmeli" notu, Ramazan Akyürek'i, Emniyet istihbarat Daire Başkanlığı'na yükseltmiş. Dikkat edilmesi gereken adam, şimdi herkese dikkat eden makamda. Ve "dikkat edilmesi" gereken Fethullah sicilli daire başkanı, Danıştay cinayeti soruşturmasını yönlendiriyor. "Dikkat edilmesi" gereken Fethullah sicilliye, Türk Emniyeti'nin istihbarat dairesi, yani beyni teslim ediliyor." Soruyoruz: "Fethullahçı" emniyet yetkilileri Danıştay cinayetini ne kadar ciddi araştırıyor? Emniyet istihbaratının Muzaffer Tekin fotoğrafları üzerinden kamuoyuna yapılan servis sürerken; Danıştay saldırısının arkasında iki ana odağa doğru gidiliyor: Bir tarafta Fethullahçı olarak adlandırılan odakların, Öbür tarafta Masonik yapıların ve MOSSAD bağlantılarının pis kokuları yayılıyor! Danıştaydaki saldırı öncesinde bozulacağı tutan kameralar ve kayıt sistemi ile ilgili Oyak Güvenlik'in apaçık teknik bir yalan söylemesi de ayrı bir anlam taşıyor. Bu anlamı güçlendiren somut done ise; Soruşturmayı yürüten Emniyet ekibinin bizzat merkezinde yer alıyor.
Sonra da emniyet orada da durmayıp; Danıştay'ın iptal ettiği liman ihalelerinden, enerji ve özelleştirme ihalelerine kadar birçok davanın dökümünü yapıp; bu iptallerle önleri kesilen küresel ve yerli baronların kesişme noktasında: Fethullah'a yakın sermaye odaklarıyla, masonik sermaye odaklarının olduğunu tespit edebilir! Zaman Gazetesinde yer alan; "Muzaffer Tekin'in Rus sevgilisi olduğu" yolundaki çarpıtmalar bile aleyhinize dönebilir! Böylece Danıştay cinayeti sadece Türkiye'deki değil, diğer ülkelerdeki melun çeteleri temizlemek için de bir vesile olabilir. AKP'nin iktidar olduğu gün, derhal görevden aldığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi Müdürü Dr. Adil Serdar Saçan, Emniyet içerisindeki Fethullahçı örgütlenmeyi 1978 yılında Polis Kolejinden itibaren takip ettiğini söylüyor. Geçen ay "Birharf Yayıncılık" tarafından yayımlanan "Küresel ve Yerel Mafia Kıskacındaki Türkiye" isimli kitabında, "polis teşkilatındaki F tipi" olarak adlandırdığı Fethullahçı örgütlenmeyi, somut olaylarla anlatıyor. Faaliyetleri Yasal Zemine Dayanmıyor 4422 sayılı yasada yapılan değişikliklerden sonra, günümüzde polis teşkilatınca "teknik takip" yapılmasının yasal zemininin belli olmadığına dikkat çeken "eski" polis müdürü Saçan, bu tespitinden hareketle; "her türlü teknik takip ve izleme" işlerinin bütünüyle "F tipi örgüt" tarafından yürütüldüğünü söylüyor. Saçan'a göre; "F tipi örgüt, bu ayrıcalığı elinde bulundurduğu için, teşkilat içerisinde dokunulmaz hale geldi, iktidar, bir kişiyi ya da kurumu hedef aldığında, F tipi örgüt de iktidarın amacına uygun malzeme üretimine başlıyor. Uzağa gitmeye gerek yok. Bu yılın olaylarını hatırlayın: Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörünün tutuklanması, Şemdinli iddianamesinde Kara Kuvvetleri Komutanına çamur atılması ve son olarak Danıştay'a saldırı olayında soruşturmanın saptırılması söylediklerimin kanıtıdır" diyor. Takvime bakmak yeterli Dr. Adil Serdar Saçan'ın saptamalarını doğrulayan çok sayıda olay var. Dergimizin kapak dosyasının "kahraman"ı ve Fethullahçılığı mahkemeden tescilli Ramazan Akyürek'e, AKP'nin iktidara gelmesinden sonra, Emniyet'in İstihbarat Daire Başkanlığı'na atanma sözü verilmiş. Bunun belgesi de Trabzon'da yerel bir gazetede (Taka Gazetesi'nin 6 Haziran 2005 tarihli nüshasında) yayımlanmış. Fethullahçı Akyürek konusunda dikkat çeken ikinci nokta, Cumhuriyet Gazetesi'ne ilk bomba atıldığı sırada, 5 Mayıs 2006 günü; Akyürek'in "tayin kararnamesi"nin hazırlanmış olması. Üçüncü nokta ise tayin kararnamesinin çıkması ile; Alparslan Aslan'ın Danıştay'a silahlı saldırısını yaptığı tarih arasında 9 gün gibi kısa bir süre olması. SüperNATO'nun Taşeronları! Aydınlık'a başka bir kaynaktan ulaşan bilgi ise, Alpaslan Aslan'ın, 5-6 yıldır; AKP'ye çok yakın bir kişinin himayesinde olduğuna ilişkin. Bu ilişki polis tarafından bilindiği halde, Akyürek'in ve SüperNATO'nun taşeronluğunu da üstlenen emniyet içerisindeki Fethullahçı örgütün, asker kesim ile bağlantı iddialarını sürekli gündemde tutması, medya sayesinde sağlanıyor. Medyanın, saptırma çabalarını yoğun biçimde desteklemesinin arkasında, emniyet içerisindeki bu örgütün, "teknik takip ve dinleme" faaliyetlerini elinde tutmasının büyük rolü olduğu da akla geliyor. Milli Güvenlik Kurulunu da Basarlar mı? Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 12 Nisan 2006 günü, Harp Akademileri Komutanlığında yaptığı konuşmada, "irticai kadrolaşma"ya önemle vurgu yapmış ve AKP'yi uyarmıştı. Bu uyarıya karşı Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, adeta "alaycı" bir üslupla "Cumhurbaşkanı, buna ilişkin belgeleri bize gönderirse, gereğini yaparız" demişti. Acaba, Dr. Adil Serdar Saçan'ın (gerek görüşmemizde, gerekse "Küresel ve Yerel Mafia Kıskacındaki Türkiye" isimli kitabında somut olaylara dayanarak) işaret ettiği, SüperNATO'nun taşeronluğunu yapan "F tipi" örgüt, yasal mı görülüyor? Bu "irticai-haçlı" örgütlenmelerin dağıtılması için, A. Serdar Saçan'ın değindiği gibi, Milli Güvenlik Kurulu'nun baskına uğratılması "falan" mı bekleniyor?
http://www.millicozum.com/content/view/77/ |
F Tipi Suikastlar
08 Şubat 2007
Rahip Cinayeti, Danıştay
Baskını ve Hrant Dink Suikastı üçlemesinde,
kamuoyunun dikkatini çeken bağlantılar oldu. İşin
en önemli yanı ise her seferinde Türkiye bir daha vuruldu.
http://www.davamiz.com/yazar-f-tipi-suikastlar-1365.html |
|
|
|
Suikastın arkasındaki şifre Ö.D. Mehmet AYDIN / İSTANBUL
Saçana göre Türkiyeye tuzak suikastte CIA bağlantılı F Tipi Tarikat izleri var. Tarikatın başındaki Ö.D. kilit isim. İstanbuldaki görevden alma ise izleri kapatma operasyonu
http://www.tercuman.com.tr/v1/haber.asp?id=52910&baslik=Suikastin%20arkasindaki%20sifre%20Ö.D.&katid=1 |
|
Poliste köstebek avı! 07 Şubat 2007 / Çarşamba
http://www.milliyet.com.tr/2007/02/07/son/sontur38.asp |
|
Hrant'ın katili Kürt-İslam çetesi
Gökçe Fırat Faili meçhullerden faili bellilere Hrant Dink cinayetiyle ilgili geçtiğimiz sayıda yaptığımız tespit hafta boyu yaşanan gelişmelerle doğrulandı. Ancak olayların daha detaylı değil daha geniş çerçevede analizi en önemli ihtiyaç. Medyanın her gün pompaladığı taze haberler ve gelişmeler olaya sadece polisiye bir vaka hali kazandırmakta ve esastan uzaklaşmaya yol açmaktadır. Bu bakımdan Türkiyede neler olduğunu yine uzun bir zaman diliminde ele alalım. 1990lı yıllardan bugüne işlenen bir kısım siyasi cinayetlerle AKP iktidarının son yıllarında işlenen cinayetleri karşılaştırarak ele alalım. Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok gibi aydınlara yönelen suikastler ve buna ek olarak Jandarma eski Genel Komutanlarından Eşref Bitlisin öldürülmesi olaylarının failleri bulunamamıştır. Bulunamaması da son derece doğaldır, çünkü bu cinayetler doğrudan ABDye bağlı kontrgerilla güçleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Cinayetler belki bir taşeron örgüte havale edilmiş olabilir ama sonuç değişmez: Faili meçhul cinayetlerin arkasındaki güç ABDdir. Fakat AKP iktidarı ile birlikte farklı türde bir gelişme yaşanıyor. Olayları tek tek analiz edelim. Şemdinlide bir kitabevi bombalanıyor. Bombalanan kitabevinin sahibi bombayı fark ederek dışarı kaçıyor ve dışarda da bombalayanları fark ederek yakalıyor. Failler bulunuyor. Faillerin arkasındaki güç olarak da dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı şimdiki Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt çıkıyor. Bombalama sonrası medya neyi hedef alıyor: Derin devleti! Danıştay üyelerinden Mustafa Özbilgin silahlı bir saldırgan tarafından Danıştay binası içinde öldürülüyor. Saldırgan silahı ile birlikte yakalanıyor. Saldırganın arkasındaki güç olarak ulusalcı kesimler hedef alınıyor. Hedefteki isim Ordudan emekli bir yüzbaşı: Muzaffer Tekin. Medyanın bombalama sonrası hedefi yine aynı: Derin devlet. Enteresan bir gelişme hemen bir hafta sonra Ankarada Eryaman semtinde bir evde ihbar sonucu halen görevde subaylar yakalanıyor. Subaylar Özel Kuvvetler Komutanlığına bağlı. Evde Başbakan dahil bazı devlet yöneticilerine yönelik suikast plan ve krokileri yakalanıyor. Subayların ardındaki güç olarak yine Özel Kuvvetleriin bağlı olduğu Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt gösteriliyor. Medyanın hedefi değişmiyor: Derin devlet. Son olay ise Hrant Dinke yönelik suikast. Hrant Dink vuruluyor, vuran bir gün sonra yakalanıyor, azmettiren yakalanıyor, herkes her şeyi itiraf ediyor. Ulusalcılarla ya da Orduyla bir bağlantı ilk başta kurulamıyor. Ama medyanın hedefi değişmiyor: Derin devlet. Fakat bu defa medya işi büyütüyor, sadece derin devleti değil, tüm milleti hedef olarak alıyor. Şimdi şu soruyu soralım, on yıllardır faili meçhullerle yaşayan bu ülkede ne oldu da birden failler bulunmaya başlandı? Ne oldu da Türk polisi bu kadar iyi çalışmaya başladı? Soruya cevabı başka bir soruyla verelim: Bu olayları yapan güçle yakalayan güç aynı olmadığı sürece bu başarı mümkün olabilir mi? Ve başka bir soru: Bunca yıldır tüm eylemlerini başarıyla, iz bırakmadan yürüten ve faili meçhul bırakan derin devlet bu kadar tecrübesiz olabilir mi? Hrantın katili arkadaşları olabilir mi? Olayları anlamak için ilk şart kafamızı çalıştırmak; sadece kendi kafamızla düşünmek. Mesela şu son Hrant Dink suikastini hemen ulasal güçlerin üzerine yıkmaya çalışanlara ne demeli... Bu zevatın mantığıyla düşünelim, Danıştayda ne diyorlardı: Ulusalcılar yaptı, hedefleri hükümeti ve Şeriatçıları suçlu düşürmekti. Peki aynı mantıkla soralım: Hrant Dinki de milliyetçileri, Orduyu, ulusal güçleri suçlu göstermek isteyen birileri öldürmüş olamaz mı? Kim olabilir peki bu güçler? Ulusal güçlerin düşmanı kim? ABD ve AB başta var. Onlar işlemiş olabilirler bu cinayeti. Ya da içerdeki yandaşlarına ihale etmişlerdir. Mesela iktidar işlemiş olabilir, böylece kendisine engel gördüğü ulusal güçleri suçlu göstermek istemiş olabilir. Medya da olabilir. Uzun süredir ulusal güçlere karşı büyük bir linç kampanyası yürüten medyamızın mensupları, içlerinden bir arkadaşlarını öldürerek, bunun suçunu da ulusal güçlere yıkarak kazanç sağlamak istemiş olabilirler. Şimdi bakıyoruz Hrantın arkasından ağlayanlara, mesela eski Aydınlıkçı arkadaşlarından Oral Çalışlar bu işleri iyi bilir. Ne de olsa eski örgütlerinde bu tür bir cinayet geçmişleri var. Ya da Cengiz Çandar da olabilir. O da bu konularda tecrübelidir. Bizce medyada eski sol örgüt bağlantısı olan ve bugün çok üzülmüş numarası yapan tüm yazarlar bu cinayetin esas faili olabilir, araştırılmalıdır. Çünkü onlar kendi içlerinden birini öldürüp sonra faşistler vurdu, polis vurdu diye cenaze töreni düzenlemeye ve şehit edebiyatı yapmaya alışkındırlar. Bir soru daha var: Acaba Hrant da bu tertibin içinde miydi? Yani ulusal güçlere yönelik böylesi bir tertip için kendisini feda mı etti? Şemdinlide eski PKKlı Seferi Yılmaz bombayı fark edip dışarı kaçmış kurtulmuştu. Yani çok inandırıcı bir tertip değildi. Çünkü bombalayanlar zaten kendileriydi. Seferi Yılmazı da feda etseler daha inandırıcı olabilirdi ama nedense yapmadılar. Kim bilir belki Seferi Yılmaz son anda vazgeçti şehit olmaktan! Ama Hrant Dinke bakıyoruz. Adeta öldürüleceğini bilerek son iki sayıdır yazı yazmış. Yazılar birer veda yazısı. Sanki adam cenazesinde okunması için yazmış yazıları. Eski TİKKO militanı Hrant acaba Seferi Yılmaz gibi korkmadan şehit olmayı mı seçti? Emniyet İstihbaratı, Fethullahçı medya ve sol örgütlerin ortak operasyonu Hrant Dink suikasti Şemdinli ile başlayan süreç içinde yerli yerine oturuyor. Tüm olayların faillerini bulan isimler aynı! Emniyet İstihbaratı failleri genelde uzun süredir izliyor. Telefon kayıtları mevcut. Geniş bir ilişkiler ağı kurulmuş, şemalar çizilmiş. Yine geniş bir fotoğraf albümü hazırlanmış. Olay oluyor, Emniyet İstihbaratı harekete geçiyor ve faillerin peşine düşüyor. Aynı anda medya failler hakkında bilgi vermeye başlıyor. Yine aynı anda bir takım sol örgütler protesto gösterisi düzenlemeye başlıyor. Yani gayet organize bir hareket. Bir yanda Emniyet İstihbarat dairesi, hemen yanında sol örgütler ve medya, ortak, organize bir eylem yürütüyorlar. Bu örgütsel bir hareket olsaydı, ortak eylem denirdi. Ama doğrudan istihbarat kuvvetinin denetiminde olduğu için buna ortak operasyon denir. Bu bir polis operasyonudur, istihbarat operasyonudur. Kontrgerilla nasıl çalışır Operasyonu anlamak için biraz daha genişletelim çerçeveyi. Kontrgerilla tüm dünyada aynı yöntemleri kullanır. Kontrgerilla doğrudan ABD ordusu tarafından NATO çerçevesi içinde kurulmuş ve örgütlenmiştir. Asker içinde, polis içinde, medya içinde, hükümet içinde, siyasi partiler içinde, sivil toplum kuruluşları içinde kolları, yani hücreleri vardır. Kontrgerillanın temel hedefi sosyalizmdir. Ülkelerin sosyalist olmaması için çalışır kontrgerilla. Ama sosyalizm anlayışları son derece geniştir; herhangi bir milliyetçi hareket, ulusal kurtuluş hareketi, bağımsızlık yanlısı hareket de kontrgerilla öğretisinde sosyalist olarak adlandırılır. İşte kontrgerilla böylesi bir perspektifle çalışır. Düşman güce isyancı adını verir. İsyancı, bir ayaklanma ile iktidarı alacaktır. Kontrgerillanın görevi ise ayaklanmaları bastırmaktır. Bunun için çalışır kontrgerilla. Kendi talimatnamelerinde şunlar yazılıdır. Propaganda şu gayelerle planlanılır ve kullanılır: 1-)İsyancı kuvvet üyelerini bölmek, aralarına nifak sokmak, ayrılmalarına yol açmak. 2-)İsyancının sivil desteğini kısmak veya tamamen ortadan kaldırmak. 3-)Sivilleri isyancı lehinde gizli faaliyetlere katılmamaları yönünde ikna etmek. 4-)Tarafsız sivillerin aktif desteğini kazanmak. 5-)Dost sivillerin desteğini devam ettirmek ve kuvvetlendirmek. 6-)Arzuya göre milli birliği veya ayrılığı başarmak (FM-31-15) İsyancı: Ulusal güçler Şimdi kendinizi ABDnin yerine koyun. Türkiyede ve genel olarak bölgede bir ulusal uyanış var. Özellikle Türk Ordusu içinde ciddi Amerikan karşıtı bir eğilim var ve gittikçe de güçleniyor. Talimnamedeki isyancıya ne ad verirsiniz? Evet medyanın kullandığı terim boşuna değil: Ulusal güçler! Bugün Türkiyede ulusal güçler isyancı kuvvettir. ABD bu kuvvetin gerisinde potansiyel destekçi olarak Türk Ordusunu görmektedir. Bu isyancının bir ayaklanma ile iktidarı alması ihtimali vardır. Sonuçta medyanın milliyetçilik yükseliyor yaygarası boşuna değildir. Eskiden bu Amerikancı medya Bu kış komünizm gelecek haberleri yayınlardı, şimde ise milliyetçilik yükseliyor diyorlar. Boşuna değil, bunlar yukardaki talimnameye uygundur. Ortada bir kontrgerilla operasyonu vardır. Kontrgerilla kimi zaman doğrudan düşman kuvvetlere yönelik suikast, bombalama, pusu gibi eylemler düzenler. Bunlar nokta operasyonlarıdır. Ama çoğu zaman da düşman kuvvetleri zan altında bırakacak provokatif eylemler düzenlerler. Örneğin kendilerine bağlı bir kitabevini bombalamak, kendilerine bağlı bir yazarı öldürmek gibi. Böyle yaparak suçu isyancı kuvvetlere, yani ulusal güçlere atar ve bunun üzerinden yoğun bir propaganda ile isyancıya yani ulusal güçlere destek olacak, katılacak geniş sivil kesimleri vazgeçirmeye çalışırlar. Şemdinliden bu yana düzenlenen tüm operasyonların ortak noktası budur. O nedenle Hrant Dink suikasti bu çerçevede bir suikast değil bir tertiptir. Onu öldürenler kontrgerilla güçleridir. Tetikçi değil üstlenici Tertibin üzerinde önemle durulacak bir yanı daha var. Burada tertip için kullanılan isimlere eğilelim. Şemdinlide PKK üyesi bir terörist: Seferi Yılmaz. Danıştayda Alparslan Aslan. Elazığ doğumlu. Hem müslüman hem milliyetçi duyguları yüksek biri. BBP bağlantılı. Ailesi kendisini destekliyor. Hrant Dink suikastinde tetikçi Ogün Samast, milliyetçi bir genç, azmettirici Yasin hayal, milliyetçi ve dini duyguları yüksek. BBP bağlantılı. Azmettiricinin azmettiricisi Erhan Tuncel. Elazığ doğumlu. BBP bağlantılı. Ailesi destekliyor. Seferi Yılmaz, Alparslan Aslan, Erhan Tuncel... Üç isim. Üç olay. Enteresan olan üç olayın da tüm adımları iz bırakarak yapılmış. Yani her geçiş noktasında ya bir telefon kaydı ya bir fotoğraf var. Bunlar basına hangi yoldan iletiliyor? Cevabı hangi medyanın yayınladığında gizli: Fethullahçı medya. Peki Emniyet İstahbaratında kimler var bu olaylar sırasında: Sabri Uzun, Ramazan Akyürek. Peki bunlar kim? Denildiğine göre Fethullaha yakın isimler. Peki Fethullah nerede? ABDde. Peki Pentagon, CIA hangi ülkeye bağlı!.. Peki üç olayda da önemli bir boşluk anı var. Şemdinlide her şeyin belgesi, kaydı var ama bombalama anına ait görüntü yok! Danıştayda fail yakalanmış ama failin cinayeti işlediğine dair güvenlik kamerası kayıtları yok. Neden? Silinmiş... Hrant Dinkin failinin kamera kayıtları var ama hep kaçış istikametinde. Peki vururken? Yok. Neden? Silinmiş! Bunun anlamı açık. Suikastleri üstlenenlerin gerçek failler olmadığı, sadece üstlenici oldukları! Şimdi susuyor, konuşuyor, vakit geçiriyorlar. Çünkü bu cinayetleri muhtemelen başkaları işledi. Onlarsa Emniyetin istihbaratçısı olarak üstlendiler. Mahkemede şaşacak, tertipçiler iktidara yerleşince de dışarı çıkacaklar. Sıradaki Tayyip Erdoğan mı? Burada bu suikastlerle ilgili bir hatırlatma yapalım. Kontrgerilla, yani ABD kendi adamlarını ortadan kaldırmaktan çekinmez. İki önemli örnek var, biri ABD Başkanı Kennedy diğeri İsrail Başbakanı. İkisi de öldürüldü. Şimdi biraz düşünelim, Türkiyeyi neler bekliyor. 1-)K. Irakta Kürt devleti kurulacak, İrana operasyon düzenlenecek, Türkiye ile ABD muhtemelen karşı karşıya gelecek! 2-)Türkiyede buna uygun bir rejim, yani Kürt-İslamcı bir faşist iktidar kurulacak. 3-)Bunun için Tayyip Erdoğanın Cumhurbaşkanı olması gerekiyor. O halde akıl yürütelim. Asıl niyet Tayyipi mi Cumhurbaşkanı yapmak, yoksa Kürt-İslamı mı iktidar? Eğer ikincisiyse kontrgerillanın olası büyük tertibi ne olabilir? 1-)AKP içinde önemli bir isme bir suikast düzenlenir ve bu suikastten faydalanan Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanlığına sorunsuz çıkar. 2-)Tayyip Erdoğana bir suikast düzenlenir ve Kürt-İslamcı başka biri Cumhurbaşkanı seçilir. Şemdinliden bu yana atılan tüm bombalar, işlenen tüm cinayetler Cumhurbaşkanlığı içindir. Eskiden Cumhurbaşkanlığı için Mecliste kulis yapılırdı, şimdi sokakta cinayet işleniyor. Bu cinayet şebekesi Çankayayı ele geçirirse bu ülkede nasıl bir terör düzeni kurulacak varın siz düşünün. Ama ilk yapacakları işi yazalım: Kürt-İslamcı bir Cumhurbaşkanının ilk onaylayacağı kararname Genelkurmay Başkanı ve diğer Kuvvet Komutanlarının emekliye sevk kararnamesi olacak. Türkler sokağa Peki tüm bu tertiplerle başa çıkmanın yolu ne? Yolu tek. ABD ile mücadelenin tek yöntemi halkla birleşmektir. ABD isyancı ile halkın bağını koparmaya çılışır, isyancı ise bunu kurmaya. İsyancı görülen ulusal güçler ise, bu güçleri korumanın, onu halkla birleştirmenin, tertiplere direnmenin tek yöntemi vardır, saklanmak, gizlenmek, sinmek, pasifize olmak değil; ortaya çıkmak, meydana çıkmak, sokağa çıkmaktır. O nedenle halkın milliyetçi tepkilerini dizginlememek, halkı milli tepkilerini yansıtamama ikilemi ve suçluluk duygusuna sokmamak, halkı halk yapmak gerekir. Bir halk bayrağını sadece maçta açabiliyorsa bitirilmiş demektir. Bu halkın bitmediğini, düşmanın tüm tertiplerinden, suikastlerinden, bombalarından daha büyük gücün meydanlara dökülecek halk olduğunu göstermek gerekir.
http://www.turksolu.net/125/basyazi125.htm **************************************************************************** Türkü insan kabul etmeyenlere Türkün kim olduğunu biz öğreteceğiz
Hüseyin Adıgüzel
Boyalı basın, olayı ulusalcı güçlerin üzerine yıkmaya çalıştı Ölüm tüm canlılar içindir. Ölümden kaçış yoktur. Ölümün şöyle ya da böyle gelmesi kişinin alınyazısı ile kaderi ile ilgilidir. Ermeni asıllı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gazeteci Hrant Dink, bir çetenin figüranı olan bir kişi tarafından öldürüldü. Cinayeti işleyenleri nefretle kınıyorum. Olaydan bir insan olarak üzüldüm; fakat olayın üzerinden birkaç saat geçtikten sonra da yapılanlar ve söylenenler karşısında irkildim, şaşırdım ve insan olarak utandım. Neler uydurdular, neler söylediler ve nasıl yargısız infaz yaptılar; herhalde hepiniz bunlara tanık oldunuz. Bu suikast geçen hafta sonunda Türkiyeyi sarstı. Kimdi Hrant Dink? Türkiyenin içinde bulunduğu koşullarda onun ölümünden kim ya da kimler çıkar temin edebilirler ve onun ölümü kimleri memnun edebilirdi? Öncelikle bu konunun iyi aydınlatılması ve üzerinde kafa yorulması gerekmez miydi? Ama ne yaptılar? Boyalı basın ve bilinen televizyon kanalları, olayı anında ulusalcı güçlere ve devletin üzerine yıkmaya çalıştılar. O kadar kendilerinden emindiler ki, sanki katili tanıyorlardı ya da katilin yanında idiler. Yayınların hemen hepsinde Hrant Dinkin Türklüğe hakaret davası baş gündeme oturtuldu. Davayı açan arkadaşlarımız haksız, insafsız bir şekilde yargılanmaya çalışıldı. Adeta yargısız infaz yapıldı. Hele Habertürk televizyonunda ulusalcılara birikmiş kinlerini kusarlarken, davayı açan arkadaşımızı neredeyse katil ilan ettiler. Aynı saatlerde sokaklarda Katil devlet!, Katil 301! diye sloganlar attılar. Aslında bu sloganlar bile, Hrant Dinkin ölümünden kimlerin sorumlu olduğunu gösteriyordu. Esas sorumlu hükümet Kısa bir zaman dilimi içinde katil yakalandı. Olay kısmen de olsa aydınlandı. Şimdi üzerinde daha sağlıklı düşünebilme olanağı var. Görünen o ki, ortada bir örgüt yok. Varsa bile yerel çapta bir örgüt olduğu görülüyor ve bana çok çarpıcı geliyor. Yerel çapta küçük bir çete, kendisine göre, devletin bu tip insanlara gereken tepkiyi göstermediğine inanıyor ve cezayı kendisinin kesmesine karar veriyor. Çete elemanlarının gazetelere akseden sözlerine göre, eğer devlet bu tip kişilere gereken cezaları vermiş olsaydı, bu tip bir olay olmayacaktı. Belki de Hrant Dink hapiste olsa bile yaşayacaktı. Doğal olarak bunları olayın faillerinin basına akseden sözlerine göre yazıyorum. Yani hükümet görevini yapmadığı için Hrant Dink öldürülmüştür sonucuna da doğal olarak ulaşıyorum. Gerçekte olayın esas sorumlusunun hükümet olduğunu da düşünüyorum; çünkü o bilinen sözleri ettiği için devamlı tehditler alan bir insanın korunması gerekirdi. Korunmadığı, öldürüldüğü anda çevrede bir polisin olmamasından belli. İki konumda da hükümetin eleştirilmesi gerekirken, malûm medya olayın yönünü saptırmak ve yükselen milliyetçiliği güya engellemek için sadece ulusalcıları hedef aldı. Meşhur 301. maddeye de Türklüğe daha rahat hakaretler yağdırmak ve Türklüğü yok etmek için saldırdıklarını da herhalde onlar kadar herkes biliyor. Hrant Dinkin kimlerle arası açıktı? Şimdi olayın bir başka cephesine bakalım. Yine başa dönelim ve yukarıda sorduğumuz soruları yanıtlayalım. Hrant Dink Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Ermenidir. Fikir ve düşünce özgürlüğünden yanadır. Ermeni Kilisesi Ermeni devleti ve diaspora Ermenileri ile arası açıktır. Aynı zamanda Türk ulusalcıları ile de arası açıktır. Yani görünürde Hrant Dinkin arasının açık olduğu iki kitle vardır: Birincisi Ermeni Kilisesi, Ermeni devleti ve Ermeni diasporası; ikincisi Türk ulusalcıları. Yani olay doğal olarak ikisinden birinin üzerine yıkılacak! Fakat burada gözden kaçan çok ince bir ayrıntı var. Basına aksedenlere göre Hrant Dink, bugünlerde kendisine biçilen rolün dışına çıkmaya başlamıştır. PKK hakkında bazı hoşa gitmeyen sözler kullanmış, Malatyada verdiği bir konferansta PKKnın bir terör örgütü olduğunu dahi söylemiştir. Halbuki ona verilen rol, Ermeni ve Kürt cemaatinin Türkiyede eza çektiklerini, onlara ayrımcılık yapıldığını söylemesiydi. O son zamanlarda bir şeylerin farkına varmış olmalı ki, bu görevin dışında Kürtleri uyarıcı ve PKKyı eleştiren konuşmalar yapmaya başlamıştı. Yani PKK ve Kürtler ile de arası açıktı. Türkiye tam bugünlerde Kuzey Irak ve Kerkük sorununda bugüne kadar yapmadığı bir çıkış yapmış (bunun samimi olup olmadığını da bilmiyoruz), Büyük Millet Meclisi gizli oturumda Kerkük sorununu tartışmaya başlamıştır. İkincisi, ABD Temsilciler Meclisinde Ermeni soykırım tasarısı görüşülmek üzere. Böyle bir durumda ülkemizin geleceği açısından Hrant Dinkin öldürülmesi kime ya da kimlere yarar sağlar? Ulusalcıların Hrant Dinki öldürmeleri ile ellerine ne geçer? Soruları yanıtlayalım. Bu ölümden kimler yarar sağlıyor? Birincisi, Hrant Dinkin öldürülmesi ile Türkiyenin gündemi değiştirilmiştir. Kerkük sorunu ikinci plana atılmış ve baş köşeye Hrant Dink cinayeti oturmuştur. Zihinler karıştırılmış, kafalar allak bullak edilmiştir. Kuzey Irak ve Kerkük sorununu kim ya da kimler gündemden çıkarmak ister? Elbetteki Kürtler! Öyle ise bu sorundan yarar sağlayacaklardan biri Kürtlerdir. İkincisi, ABD Temsilciler Meclisinin bazı üyeleri olayı duyar duymaz Ermeni tasarısının hemen gündeme alınması için harekete geçmişlerdir. Böyle bir durum kimin işine yarar? Elbette Ermenilerin. Öyle ise Hrant Dinkin öldürülmesinden ikinci olarak yararlanacak olanlar Ermenilerdir. Ama bakın ne oluyor? Olayın bu yönleri hiç araştırılmadan malûm zevat, olayı hemen Türk ulusalcılarının üzerine yıkmak için harekete geçiyor. Akıllarına gelenleri söylüyorlar ve Türk ulusalcılarını karalamak için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. Halbuki Hrant Dinkin öldürülmesi ile Türk ulusalcıları hiçbir şey elde edemeyecekler, aksine yaşamsal bazı konular gündemden kaldırılarak ülkeye zarar vereceklerdir. Bunu yapmak için herhalde Türk ulusalcısı olmak yetmez mutlaka deli olmak gerekir. Hrant Dinkin öldürüldüğü gece Taksim-Şişli güzergâhında toplananların Katil devlet!, Katillere ölüm!, Katil 301! diye bağırmalarını hiç gündeme getirmeyenler, kimlerin neyin peşinde olduklarını vatandaşlarımızdan saklayan tarafsız(!) medya mensuplarıdır. Benim devletime Ölüm! diye bağıranlar kimlerdir? Elbette benim devletimin düşmanı olan PKK, Ermeni Kilisesi, Ermeni devleti ve diasporasıdır. Öyle ise olaydan çıkar sağlamaya çalışanlar mı bu işin sorumlusudur, yoksa Hrant Dinki mahkemeye verenler mi? Bunun üzerinde iyice düşünmek gerekmez mi? Hrant Dinkin Ermeni Kilisesi, Ermeni devleti ve diaspora Ermenileri ile arası açıktır. Her şeyden önce şunu iyi bilmekte yarar vardır. Ermeni Kilisesi, Ermeni devleti ve Ermeni diasporası el ele bir katiller sürüsüdür. Talat Paşayı, Cemal Paşayı, İbrahim Temoyu, elliden fazla Türk diplomatını, yüz binlerce Azerbaycan Türkünü bunlar öldürmüşlerdir. Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan, Hocalı katliamından sorumludur. Robert Koçaryan kendi millet meclisini basarak meclis başkanını ve başbakanı öldürtmekten de sorumludur. Ter Petrosyanı iktidardan düşürmek için kendi millet meclisini silahlı militanları ile basan ve kendi vatandaşlarını gözünü kırpmadan öldürten bir canidir. Hrant Dinki neden öldürtmesin? Ve soykırım karşıtı olduğunu söyleyen bir Türkiye Ermenisinin Koçaryan için sinek kadar değeri yoktur. Hrantın öldürülmesi en çok Koçaryanın işine gelir. Soykırım sözüne bu olayı kanıt olarak gösterir ve Türklerin ne kadar barbar olduğunu, ne kadar tahammülsüz olduğunu her yerde söyler. Türkiyeyi dünya milletlerine katil bir ülke olarak tanıtır, yaptırımlar yapılmasını sağlamaya çalışır. Mesele Türkiyeyi köşeye sıkıştırmak ve 1993 yılından beri kapalı olan Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasını sağlamaktır. Bunun da sinyalini cinayetten iki saat sonra hemen vermişlerdir. Ermenistan Savunma Bakanı, Türkiye, Ermenistan sınırını açmalıdır. Bu iyi komşuluk ve dostluk için gereklidir. demiş, bazı çok bilen köşe yazarları da hemen bu fikre sarılmış, halkların birbirini tanıması için sınırın açılması gerektiğini yazmaya başlamışlardır. Biz, Türk halkı olarak Ermenileri yeteri kadar tanıyoruz. Onlar da bizi iyi tanıyorlar. Halklarımızın birbirini tanıması bugün için gereken nesnel bir olgu değildir. Başka şeyler bulmaları gerekir. Tanımayanlar Ermenistana giderek tanıyabilirler. Yol o kadar uzak da değil! Hrant Dinkin öldürülmesinin Türkiyeye zarar vereceğini Türk ulusalcıları gayet iyi bilirler Hrant Dinkin arası Türk ulusalcıları ile de açıktı. Hrant Dinki bir Türk ulusalcısının öldürdüğünü ya da öldürttüğünü düşünmek, havanda su dövmek değilse, ulusalcılara atılmış bir iftiradan başka bir şey olamaz; çünkü Türk ulusalcıları Hrant Dinki öldürmekle ne kazanacaklar? Türkiye ne kazanacak? Yani Hrant Dinkin öldürülmesi, Türkiyeye Türk milletine hiçbir şey kazandırmaz; aksine büyük zarar verir. Hrant Dinkin dirisinin beş para etmediğini iyi bilen Türk ulusalcıları, ölüsünün Türkiyenin başına ne belalar getireceğini gayet iyi bilirler. Hem Hrant Dink kimdir ki, Türk ulusalcıları onu öldürsünler? O Türkiyeye sığınmış bir zavallıdan başka bir şey değildir. Ona varıncaya kadar yüz binler var. Demek ki Türk ulusalcılarının bu işten herhangi bir çıkarı yoktur; aksine zararı vardır. Böyle bir durumda dahi, olayı Türk ulusalcılarının üzerine yıkmaya çalışanların iyi niyetli ve tarafsız olduklarına inanmak aptallıktan da öte bir şeydir. Elinizden gelse tüm ulusalcıları Hrantın yanına gönderirsiniz Öyle ise bu medyanın yaptığı nedir? Bizde bir deyim vardır, Yavuz hırsız ev sahibini bastırır. diye. Bunlar da onu yaptılar. Ev sahibini bastırmaya çalıştılar. Elbette yine Şemdinli ve Danıştay olaylarında olduğu gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdi bunların, Türk milleti önünde suçlu ilan etmeye çalıştıkları ulusalcılardan özür dilemeleri gerekir; ama bırakın özrü, ertesi akşam O.Ç. denen şahıs, Bunları niye televizyona çıkarıp konuşturuyorsunuz. Bunu asla yapmamalısınız! dedi. Hem suçlayacaksınız, hem kararı kendiniz vereceksiniz, hem de savunma hakkımızı elimizden alacaksınız. Bu nasıl anlayıştır? Hani siz demokrattınız! Hani siz söz ve düşünce özgürlüğünden yanaydınız! Hani siz herkesin fikirlerini açıkça söylemesinden yanaydınız! Birisinin hakkında siz atıp tutacaksınız, iftira atacaksınız, cevap hakkını kullandırtmayacaksınız; nerede kaldı sizin demokratlığınız ve liberalliğiniz? Sizler ne olduğunuzu kendi ifadelerinizle ortaya koyuyorsunuz. Biz sizin için bir şey söylemiyoruz; çünkü sizler kendi ifadenizle söylediğinizsiniz! Gerisi, hepsi yalan; demokratlığınız da, söz ve düşünce özgürlüğünüz de, liberalliğiniz de!.. Siz sadece Türk milletini karalamaya, Türk devletini yıkmaya yönelik söz, düşünce ve eylemlere özgürlük isteyenlersiniz. İnsan haklarıymış, insanca yaşamakmış... Bunların hepsi hikâye! Kendinizden başka kimseyle özgürlük tanımayan sizlersiniz. Elinize bir fırsat geçse, eminim ki karşıtlarınızın tümünü Hrantın yanına gönderirsiniz. Şecaat arz ederken sirkatin söyleyen merd-i kıptiden hiçbir farkınız yok. Kaş yapayım derken göz çıkardığınızın farkında bile değilsiniz. Kendinizi dev aynasında görmeye alışmışsınız. Kimsiniz? Sıradan bir insandan ne farkınız var? Kendinizi zemzemle yıkanmış gibi görüyorsunuz: Tertemiz, pürü pak! Acaba öyle misiniz? Televizyon programında kim olduğunuzu, ne istediğinizi bütün millet gördü. Bundan sonra ne deseniz boş! Beyler! Bu ülke babanızın malı değil, sizin ise hiç değil. Pazarlamaya çalıştığınız görüşleriniz size aittir; onları kimse bizim malımız gibi pazarlayamaz. Ellerinizde tuttuğunuz Hepimiz Ermeniyiz! pankartı sadece size aittir, bize değil. Kim Ermeni ise eline levhasını alır, meydana çıkar, Ben Ermeniyim! diye bağırır. Size Hepimiz Ermeniyiz! deme hakkını kim verdi? Ermeni olan olur; ama meydana çıkar ve bunu hiç kimseye dayanmadan mertçe söyler. Şuşada, Hocalıda katliam yapılırken neredeydiniz? Ben Ermeni değilim! Bunu bilmiyorsanız öğrenin. Beni herkes diyerek o güruhun içine alma hakkını size kim verdi? Siz Türk milletini bu sözlerle aşağıladığınız. Bilerek bunu yapıyorsunuz ve suç işliyorsunuz. Türk diplomatları, devlet adamları öldürülürken; Şuşada Karabağda Hocalıda katliamlar yapılırken Hepimiz Türküz! diyen bir Ermeni gördünüz mü siz? Ama sizler hümanistsiniz, insancılsınız ya! Onlar yapmasalar bile sizler ortaya çıkarak Hepimiz Ermeniyiz! diye bağırabilirsiniz. Doğal olarak, Türkler öldürülürken de Hepimiz Ermeniyiz! diyorsunuzdur; çünkü Türkler insan değildir, birer vahşi canavardır, onlar ölümü hak etmektedirler. Değil mi? İşte bu çifte standartlarınız için karşınızdayız beyler! Türkü insan olarak kabul etmeyen sizlere bir gün Türkün en büyük insan olduğunu da herhalde biz öğreteceğiz; çünkü bunu kendiliğinizden öğrenmeye asla niyetiniz yok! Elinizde tuttuğunuz medyanın gücü tükeniyor Bütün bunları yapmanın tek maksadı var: Türk milliyetçilerini karalamak ve Türk devletini güçsüz kılmak. Hayallerindeki Büyük Kürdistanı, Büyük Ermenistanı kurmak için başka hiçbir yolları yok! Ama ne demiş bir şairimiz: ... Bunlar da bu hayallerle yaşayacaklar! Sizler Türk devletini yıkmaya çalışacaksınız, bizler yaşatmaya çalışacağız. Hodri meydan! Elinizde tuttuğunuz medyanın gücü tükeniyor; millet bir şeylerin kurulduğunu artık anlıyor. Zaman geliyor. Destek aldıklarınızın da zamanı doluyor ve hayallerinizin de sonu geliyor. Bu böyle biline! İşbirlikçi medyanın gazetelerinin birkaç gündür manşeti olan ve işbirlikçi televizyonlara çıkan hemen herkesin kullandığı bir söz kanıma dokuyor: Milletçe utanıyoruz!... Milletçe kimden ve niçin utanıyoruz? Hrant Dinki öldüren bir gencin yüzünden bütün milleti utanılacak bir şey yapmış gibi suçlamaya kalkmak hangi akılla, insafla ve izanla birleşir? Kim utanıyorsa utansın. Ben bir Türk olarak asla utanmıyorum. Ermeniler daha dün, başlarında şimdiki devlet başkanları Robert Koçaryan olduğu halde Hocalıda silahsız kadın ve çocukları katliama tabi tuttukları zaman, ASALA Türk diplomatlarını kahpece arkadan vurarak şehit ettiği zaman acaba bir Ermeni Milletçe utanıyoruz! demiş midir? Beyler siz kim oluyorsunuz da, millet adına konuşuyorsunuz? Sizin ancak kendi adınıza konuşma hakkınız var ve sizin utanmanız da bizleri hiç ama hiç ilgilendirmez. Kendiniz çalar, kendiniz oynarsınız Bakmayın ağlamalara, sızlanmalara! Aslında Hrantın ölümüne en fazla sevinenler onlar. Bizler kadar üzülmediklerine yemin edebilirim. Döktükleri sadece timsah gözyaşları, evet sadece timsah gözyaşları! Bu arada Hrant Dink ile değiştirilen gündeme dair de birkaç söz söylemek istiyorum. Kerkükte yaşayan yüz binlerce Türk, büyük bir ölüm tehdidi altında. Aldığımız bilgiler Kürtlerin Kerkük Türkmenlerine bir katliam hazırladığı yönündedir. TBMM bu yüzden olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdi. Gizli yapılan bu toplantının tutanakları on yıl sonra açıklanabilecek. Anlamadığım bir şey var; Barzani Mart Tezkeresi sırasında TBMMde seksen milletvekilim var. demedi mi? ABDnin bu mecliste adamı olmadığını kim iddia edebilir? Yani taraf olanlar orada konuşulanları zaten öğrenecekler. Neden gizli oturuma gerek görüldü? Acaba bazı şeyleri milletten mi saklıyorlar? Çünkü orada konuşulanları görünüşe göre bizden başka herkes biliyor. Sadece millet bilmiyor. Bunu anlamak mümkün değil! Milletten gizlenecek neyimiz var acaba? Bunu merak ediyorum.
http://www.turksolu.net/125/adiguzel125.htm |
|
Cinayetlerin F tipi ipuçları ve AKPnin dut yemiş bülbülleri
M. Emin Koç 14.02.2007
Son dönemde ülkemizde tezgahlanan cinayetler serisinin F tipi cinayetler olduğu gün gibi ortaya çıktı. Papaz Santoradan Dinkin öldürülmesine kadar uzanan cinayet ve Şemdinli gibi tertipler serisinin, somut F tipi bağlantıları ve ipliklikleri pazara indi.
Bu teopolitik ipucu F tipi.
Bu ipuçları da F tipi.
Bu siyasal ipuçları da F tipi.
http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7002720&tarih=2007-02-14 *** Seri cinayetlerdeki siyasal rastlantılar
M. Emin Koç 15.02.2007
Son dönem ayyuka çıkan F tipi cinayet ve tertipler serisinde asıl dikkat edilmesi gereken bir başka nokta var: Üçoktan, Aksoya, onlardan Santoraya ve Dinkin hunharca öldürülmesine uzanan seri cinayetlerin ve Şemdinli gibi tertiplerin hep Bakanlığı döneminde zuhur etmesi sebebiyle hakkında Meclis Soruşturması önergesi verilen İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, AKPnin bakanı
http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7002786&tarih=2007-02-15 |
|
FETHULLAHÇI AKYÜREK'İN ADAMI ERHAN TUNCEL CİNAYETTE ROL ALDI 01 Şubat 2007
http://ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=3368&Itemid=4 *** .İstihbaratçının cinayet trafiği
GÜNCEL 22/03/2007
Türkiye ve dünyada şok etkisi yaratan Hrant Dink cinayetini organize ettiği iddiasıyla tutuklanan ancak polis ve savcılıkta susma hakkını kullanan Erhan Tuncel'in muhbir değil yardımcı istihbarat elemanı olduğu belirtildi. Üst düzey emniyet yetkililerinden alınan bilgiye göre Tuncel, daha önce adı suça karıştığı için görevden alındıktan sonra, cinayet günü de olmak üzere toplam 25 kez polisle telefon görüşmesi yaptı. Dink cinayetinin kilit ismi Erhan Tuncel'in resmi ifade vermemekle birlikte İstanbul Terörle Mücadele Şube-si'nde bazı anlatımlarda bulunduğu, bu anlatımların 5 sayfalık bir tutanak haline getirilip savcılığa sunulduğu öne sürüldü. İSTİHBARAT ELEMANI
Emniyet yetkililerine göre Tuncel, bir yandan Yasin Hayal'le birlikte Hrant Dink cinayetini organize ederken diğer yandan Hayal'in Dink'i öldüreceğini Trabzon emniyetine 17 kez rapor etti. Trabzon emniyeti bu raporlardan sadece birini İstanbul emniyetine bildirdi. Bunun üzerine Hayal ve Tun- cel'in telefonları dinlemeye alındı. Ancak bir sonuç elde edilemedi. Dink'in ensesinden vurulacağının da bildirildiği Tuncel'in raporlarından 16'sı ile ilgili hiçbir işlem yapılmadı. POLİSLE 25 GÖRÜŞME
10 DAKİKA SONRA GÖZALTI
Tuncel'in cinayetin ardından tetikçi O.S.'yi "az ceza alma vaadiyle" polise teslim etmeyi planladığı da öne sürüldü. http://www.birgun.net/index.php?sayfa=56&devami=37888#haber_basi *** Mermiler geldi mi
Gündem 24 Mart 2007
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6189748.asp?m=1&gid=112&srid=3603&oid=1
|
|||||||
|
SOL GÜNLÜK SİYASİ GAZETE Cemaat değil, çete 6 Şubat 2007, Dink katliamının ardından ortaya serilen kirli çete bağlantıları, Fethullah Gülen cemaatini işaret ediyor. Hoca, Emniyet teşkilatındaki örgütlülüğünü, ABD tezgahı siyasi provokasyonların hizmetine sunuyor. Fethullah Gülenin iki yıl önce söylediği Türkiyede çok kan dökülecek sözleri bir öngörü değil, tehditmiş!
Hrant Dink cinayeti ardından gözler bir kere daha Türkiye'deki kontrgerilla yapılanmasına çevrilirken, Emniyet teşkilatı ile çeteler arasındaki bağlantı noktasında, Emniyet'te örgütlü Fethullahçılar yer alıyor. Dink cinayetinin azmettiricisi olarak gözaltına alınan Erhan Tuncel'in, Trabzon emniyeti adına muhbirlik yaptığının ortaya çıkmasıyla başlayan tartışmalar sürüyor. Tuncel'in, cinayeti, bağlı bulunduğu istihbarat görevlilerine önceden defalarca bildirdiği, ancak buna karşı önlem alınmadığı kesinleşti. Tuncel'i "haber elemanı" olarak göreve alan eski Trabzon emniyet müdürü, şimdiki Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'in cinayetten haberdar olmasına rağmen önlem almadığı ortaya çıktı. Akyürek'in Fethullah cemaati mensubu olduğu biliniyor. 2001 yılında İstanbul Valisi Erol Çakır'ın kaleme aldığı sicilde "Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara yakın. Dikkat edilmelidir" ifadesiyle bu cemaat bağlantısı resmi kayıtlara da geçiyor. Cemaat dayanışması
"Tüm suç benim, konuya ilişkin üstlerime bilgi vermedim" diyen Güler, ihbarda belirtilen adresin boş çıkması üzerine ciddiye almayarak işleme koymadığını ve işlerinin yoğunluğu nedeniyle cevap yazamadığını iddia etti. Güler bu ifadesiyle Dink'e koruma verilmemesinin faturası üstlenirken, İstihbarat Daire Başkanı Akyürek ve yine Gülen cemaati ile sıcak ilişkileriyle tanınan Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ı kurtardı. Sauna operasyonu ardından da benzer bir kurtarma operasyonu düzenlenmiş, Emniyet içinde tepe konumdaki Fethullahçı isimler cemaat tarafından korumaya alınmıştı. Saunaya yerleştirilen kamerayla siyasetçilerin uygunsuz görüntülerini çekerek rüşvet alan sauna çetesinin göbeğindeki isim, emniyet eski genel müdürü Ertuğrul Çakır, "Hacı-hoca diye bilinen bazı siyasetçilerin, kamu görevlilerinin saunada neler yaptıklarını, marifetlerini oraya kamera yerleştiren kişiler de çok iyi biliyor. Bu olayın bana bulaştırılmasının nedeni de, olayın yukarılara doğru gidişini kesmeye dönüktür. Açıkçası ben kurban seçildim" demişti. Hem Amerikancı, hem çeteci...
Büyük Ortadoğu projesinin, askeri işgallerin yanı sıra, bölge ülkelerinde iç çatışmaları körükleyerek yol aldığı biliniyor. Türkiye'de faşist çetelerin ve kontrgerilla yapılanmasının bu provokasyonlarda kullanıldığı da Dink cinayetiyle birlikte bir kere daha ortaya çıktı. Fethullah Gülen, Emniyet içindeki örgütlülüğü aracılığıyla çete yapılanmasını doğrudan kullanabilir durumda. Gülen'in ABD ile Türkiye'deki kontrgerilla yapılanması arasındaki bağlantı noktalarından birini tuttuğu belirtiliyor. Tetikçi ve azmettiricilerin BBP'ye bağlı Alperen Ocakları'ndan yetişmeleri de, Fethullah-çete bağlantılarını gündeme getiriyor. Bir siyasi partiden çok silahlı sokak çetelerine benzeyen BBP'nin kuruluşunda Hoca'nın büyük katkısı olduğu, bizzat parti başkanı Muhsin Yazıcıoğlu tarafından söyleniyor. Gülen'in faşist hareket içinde bir odağı kendine bağlayarak,
Türkiye'deki çete yapılanmasında ipleri elinde tutan
isimlerden biri haline geldiği biliniyor.
Emniyet içindeki Fethullahçı örgütlenmede, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun siyasi desteğine dikkat çekiliyor. Emniyetteki Fethullahçı ekip ile AKP hükümeti arasındaki bağlantıda ise, başbakanlık müsteşarı Ömer Dinçer'in kilit rol oynadığı belirtiliyor.
http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=7779 *** Tek teşkilat, iki biyografi... 26 Ocak 2007 HABER MERKEZİTrabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay ve bir önceki Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürekin profilleri ve de Trabzonda son yıllarda meydana gelen olaylar karşısında aldıkları tutum birçok soruyu beraberinde getiriyor. Emniyet içerisindeki farklı eğilimleri yansıtan her iki profilin sicili bir hayli kabarık. 2003-2006 yılları arasında Trabzon Emniyet Müdürü olan Ramazan Akyürek ve geçen Haziranda Trabzona atanan Reşat Altay döneminde Trabzonda meydana gelen olaylar Türkiye gündeminin merkezine oturdu. Her iki emniyet müdürünün ortak özelliği, istihbarat ve de terörle mücadele alanlarındaki birikimleri. 1980 öncesine dayanan meslek yaşamlarında sadece Trabzon olaylarıyla ilgili değil birçok başlıkta ülkenin gündemini değiştiren olaylarda önemli roller üstlendiler. ....
Ramazan Akyürek: Fethullahçı ve NATOcu
2003-2006 yılları arasında Akyürek, Trabzonda Yasin Hayal tarafından bombalanan Mcdonalds eylemi, F-Tipi cezaevlerini protesto amacıyla TAYAD adına bildiri dağıtan 5 gence yönelik linç girişimi, Rahip Andrea Santoro'nun suikastı, Trabzonlu futbolcular Fatih Tekke ile Gökdeniz Karadeniz'in otomobilinin kurşunlanması olaylarında soruşturmaları yürüten başlıca kişi oldu. Akyürek TAYADlılara linç girişimi sırasında bunu engelleyen emniyet müdürü olarak aklanmak istendi ancak bu linç girişiminin nasıl ortaya çıktığı, emniyetin başından bu olaya niye engel olamadığı açıklığa kavuşmadı. Rahip Santoro suikastından hemen ardından zanlının yakalanması da Akyürekin başarısı olarak lanse edildi ancak bu suikastın soruşturmasına dair birçok ayrıntı henüz açıklığa kavuşmuş değil. Bu olaylar arasında Akyürek adına en çarpıcı örnek ise adı Hrant Dink cinayetinde geçen Yasin Hayalin soruşturmasıyla ilgili. 24 Ekim 2004te Trabzon McDonald's' a atılan bombanın zanlısı Yasin Hayalin İstanbul'da yakalanmasının ardından Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek, Olayın herhangi bir örgütle bağlantısı yok. Münferit açıklamasını yaptı. Sonrasında Yasinin üzerine gidilmedi. Yasin, 11 aylık tutukluluktan sonra serbest bırakıldı ve de tahliyenin nedeni, Kimsenin şikâyetçi olmaması olarak gösterildi. Akyürek döneminde Trabzon İHDye yapılan başvurular da emniyet görevlilerinin usulsüz uygulamalarını ortaya koyuyor ancak Akyürek bu suçlamalara karşı gereken incelemenin yapıldığını belirterek, olayları örtbas ediyor. Trabzonda mafyayla emniyet arasındaki işbirliği, emniyetin mafyaya göz yumduğu söylentilerinin bu dönemde arttığı görüldü. Fethullahçı Akyürek
Danıştay cinayeti soruşturmasını yönlendiren isimlerden biri olarak soruşturmayı yavaşlattığı iddiaları, ile Akyürek, bu süreçte daha da ön plana çıkmış durumda ancak Fethullahçı sicilline rağmen AKP döneminde rütbe alan, emniyetteki en üst düzey yöneticiler arasında yer alıyor. Zübeyir Kındıranın, Polis Akademisi öğrenciliğiyle ilgili anılarının da yer aldığı Fethullahın Copları kitabında Ramazan Akyürekin öğrencilik yıllarına ilişkin notlarda da bu iddialara rastlanıyor: Ramazan Akyürek, müfettişlerin raporlarına ve Fethullahçı Polis avı yapan istihbaratçıların listelerinin ilk sıralarına adını koyacak kadar değer verdiği biri. Listede 10. sırada yer alan Akyürek, okul yıllarında çapkın, içki içen, tarikatçılıkla ilgisi olmayan biri olarak tanınırdı. Gülen Örgütünün elemanı olduğu ileri sürülen eşi ile evlenmesinin ardından ise tamamen farklı biri olduğu iddia ediliyor. Kitapta yer alan bu iddialar karşısında yargıya başvuran Akyürek hakkında bilgi veren 3 sicil amirinden birinin Emniyetteki hizipleşme içinde. İrticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir şeklinde bir not düştüğü, diğer 2sinin ise Akyüreki desteklediği biliniyor. Mahkeme 17 Aralık 2003 tarihinde verdiği kararda, Kitabın yayımlandığı tarihte olay günceldir. Yapılan açıklama gerçeği yansıtmaktadır. Hukuka aykırılık söz konusu değildir açıklamasını yaparken, Akyürekin avukatları kararı temyiz etti. Ancak daha sonra 6 Aralık 2004te Yargıtay temyiz itirazını reddettiğini açıkladı. NATOcu Akyürek
Washington'da NATOnun da desteklediği, Türk Polis Araştırmaları Enstitüsü'nün düzenlediği uluslararası terörle mücadele konferansında yaptığı bir konuşmada Akyürk PKK, DHKPC ve TİKKO ile mücadelede, 2000li yılların başında da Türk Hizbullah'ına karşı ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA ile Federal Soruşturma Bürosu FBI'ın işbirliğini gördüğünü ve bunun sürmesini istediklerini söyledi. Ayrıca Akyürek, dinsel motifli terörizmle mücadelede dindarların küstürülmemesine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulamasıyla da dikkat çekiyor.
http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=7452&PHPSESSID=75b0f3955957485e0 |
|
. HesaplaşmaAKP'ye yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak'ın sahibi Ahmet Albayrak , icra kurulu başkanı ise Mustafa Albayrak.Trabzonlu olan Ahmet ve Mustafa Albayrak, Başbakan Erdoğan'la çok yakın dost... Yeni Şafak'ın dünkü manşeti çok ilginçti: "Jandarma şoku..." Manşet haberin devamı on birinci sayfadaydı. Sayfanın tümü Hrant Dink cinayetine ayrılmıştı. Başlıksa birinci sayfadan farklıydı: "Muhbir Erhan Tuncel hem Emniyet'e hem JİTEM'e çalışmış..." Yeni Şafak'ın haberi her türlü yoruma açık... Benim anladığım Yeni Şafak, "tescilli Fethullahçı" olarak bilinen İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek 'i koruyor, istihbaratla ilgili duyarsızlığını Jandarma'nın üzerine atıyor... Akyürek'in, Yeni Şafak'ın ANKA kaynaklı haberine göre, cinayetin kilit isimlerinden muhbir Erhan Tuncel'e ilişkin müfettişlere ifadesi şöyle: "Erhan Tuncel görüşmelerde eskisi gibi ciddi bilgiler vermemeye başlamıştı. Ardından da telefon trafiğini incelemeye aldık. Çünkü kuşkulanmıştık. İzleme sonunda Jandarma'yla ilişki kurduğunu saptadık. Kullandığı telefon numaralarının yüzde yetmişi Jandarma'nındı. Hem bizden hem de Jandarma'dan para alarak kazancını katlamış. Bizde bir başka istihbarat biriminin kullandığı anlaşılan elemanın işine son verilir." İstihbarat Daire Başkanı böyle bir açıklama yapabilir mi? Bence yapamaz!.. Çünkü hem jandarma örgütü hem de polis örgütü İçişleri Bakanlığı'na bağlıdır... Ortada bir istihbarat savaşımı var... Ya Ramazan Akyürek açığa alınacak ya da İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah !.. **** Önceki gün Ramazan Akyürek'in müfettişlere verdiği ifadeyi ANKA ajansı abonelerine servis yapmıştı. Ancak Emniyet Genel Müdürlüğü bir açıklama yaparak Akyürek'in "Erhan Tuncel, Jandarma'yla da çalıştığı için işine son verdik" açıklamasını yalanlamıştı. ANKA ise haberin doğruluğunda direnip haberini servisten çekmedi. Tüm bunlara karşın Akyürek'in Recep Tayyip Erdoğan'a çok yakın Albayrakların gazetesi Yeni Şafak'ta "Jandarma şoku" diye manşete çıkarılması oldukça düşündürücü... Polis örgütünde Nakşi-Fethullahçı hesaplaşması olduğu bir gerçek... Polisteki Fethullahçı kanat Hrant Dink cinayetinde "istihbarat hatası" nı Jandarma'nın üzerine atıp kurtulmaya çalışıyor... Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay , MHP-DYP çizgisindeydi. Kendisini 12 Eylül öncesinden tanırım. Ülkücülere sahip çıkmakla ünlenen bir polis şefiydi. Reşat Altay, görevinden hemen alındı. Önceki gün de İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler açığa alındı. Peki, İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek şu ana dek nasıl oluyor da görevinin başında kalabiliyor? Konuştuğum kimi polis yetkilileri, Ahmet İlhan Güler'in açığa alınmasının haksızlık olduğunu söylüyor... Toplumun kafası giderek karışıyor; Hrant Dink cinayeti kısır tartışmalarla bir başka noktaya çekiliyor... Televizyonlarda milliyetçilik-ulusalcılık kavramları tartışılarak gündem saptırılıyor... Ortada bir cinayet var... Tetikçi belli, azmettiricisi de... Cinayetin arkasındaki güç odakları nerede? Dün yazdım, yineleyeceğim: "Katil zanlısı Ogün Samast niçin Samsun Otogarı 'nda yakalandı? Niçin Trabzon 'a dek izlenmedi? Trabzon'a indikten sonra on - on beş gün izlenip, ilişkiler zinciri ortaya çıkarılamaz mıydı?" **** Dedim ya her kafadan bir ses çıkıyor... Mehmet Faraç dün önemli bir konuya değindi; sis perdesini aralamaya çalışırken elindeki önemli bilgileri özetle şöyle aktardı: "Hrant Dink cinayetini hazırlayanların suikastın perde arkasına ulaşmasını engellemek için, iz bırakmayacak haberleşme taktikleri kullandıkları anlaşılıyor. Birileri hem örgütün lojistik hattını kesmiş hem de eylemin hafızasını sabote etmiş." Asıl önemli olan bu değil mi? Kimlerdir eylemin hafızasını boşaltmak isteyenler? Örgütün lojistik hattını kesmeye çalışanlar? Topu Jandarma 'nın üzerine atarak Hrant Dink cinayeti çözülmez!.. Her iki kurumun içi incelemeye alınmalı; istihbarat bilgileri toplanmalı ; içeride ve dışarıdaki güç odakları araştırılmalı!..
http://www.gercekgundem.com/?c=44171 ****************************************************************************
7 Şubat 2007 Nakşi,
Fethullahçı Yapı
**** http://www.gercekgundem.com/?c=43883 |
|
SOL GÜNLÜK SİYASİ GAZETE Azmettiriciler hâlâ iş başında 3 Şubat Cumartesi
Hrant Dink cinayeti soruşturmasında ortalığa muhbirler, tanıklar, iddialar döküldü. Oysa en başta hesap vermesi gereken, biri Nakşi diğeri Fethullahçı, İçişleri Bakanı Aksu ile İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek hâlâ yerinde duruyor. HABER MERKEZİ İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Hrant Dink cinayeti ile ilgili olarak müfettiş soruşturmaları tamamlanmadan kimse hakkında işlem yapılmayacağını söyledi. Aksunun sözleri Dink cinayetiyle ilgili ihmalleri olduğu gerekçesiyle istihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ile İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrahın görevden alınabileceğine dönük iddialara yanıt niteliğindeydi. İstanbul Emniyet Müdürlüğünün, Dink suikasti önceden ihbar edildiği halde, herhangi bir önlem almadığı öne sürülüyor. Olayı araştırmak üzere Trabzona gönderilen iki mülkiye müfettişinin bugün İstanbula geçerek Emniyette incelemelere başlayacağı bildirildi. Diğer yandan bir polis başmüfettişi ile bir jandarma müfettişinin de Trabzona gönderilmiş olması dikkat çekiyor. Nitekim, Hrant Dinkin katil zanlısı Ogün Samastın Türk bayrağı önünde fotoğrafının çekilmesini de araştırmak üzere Samsuna mülkiye, polis ve jandarma kökenli üç müfettiş gönderilmişti. Ogün Samast ve azmettirici olduğu iddia edilen Yasin Hayalin oturduğu belde olan Pelitliye Emniyet müfettişlerinin geldiği gün jandarma sokaklarda anons yaptırarak kendileri dışında kimseye bilgi verilmemesini istemişti. İstihbaratın başına dikkat!
Aynı iddialara göre Şubat 2006da Erhan Tuncel, Yasin Hayalin Dinki öldürmeyi planladığını bildirdi. Tuncelin verdiği ilk bilgileri araştıran İstanbul Emniyeti herhangi bir sonuca ulaşamadı. Ramazan Akyürekin 8 Mayıs 2006da İstihbarat Daire Başkanlığına atanarak Ankaraya gitmesi üzerine Erhan Tuncelin Trabzon Emniyetiyle ilişkisi koptu ve Yasin Hayalle ilgili haber alınamamaya başladı. Hakkındaki ihmal iddiaları, durumdan haberdar olan Akyürekin gerekli uyarıları yaparak Dink çevresinde önlem aldırmamasına dayanıyor. Muhbir vatandaş
Herkes biliyorsa sorun yok!
Yine Hayalle ilgili özellikle Doğan grubuna ait basın organlarına yansıyan haberlerde herkesin bildiği cinayet, Bushu, Papayı bile öldüreceğini söyleyen bir hayalci ifadeleri dikkat çekiyor. Bunun olayın bir ihmalden kaynaklandığı görüntüsünü güçlendirmek için kullanıldığı yorumları yapılıyor. Aksu, Akyürek, Cerrah
AKPnin atadığı İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrahın da ekibin önemli isimlerinden biri olduğu belirtiliyor. Görevi sırasında çok sayıda skandala imza atan Cerrah, AKP tarafından ısrarla korunmuştu. Kamuoyuna yansıyan bilgilerden İstanbul Emniyetinin de Dink cinayetinden önceden haberdar olduğunun ortaya çıkması üzerine Cerrahın dönemi sırasında yaşanan linç girişimleri, bombalamalar basına yansıdı. Bunların yanı sıra Cerrah, Nakşibendi tarikatının İsmailağa kolunun liderlerinden Bayram Ali Öztürkün camide bıçaklananarak öldürülmesinin ve saldırganın cemaatçe linç edilmesinin ardından bıçaklayan kişi mihraba başını vura vura kendini öldürmüştür açıklamasını yapmış ve olayın üstünü örtmeye çalışan tavırlarıyla dikkat çekmişti. Diğer yandan, ANAP ve CHPnin Başbakan Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Aksuya dair eleştirileri ve CHPnin bu iki isim hakkında gensoru vermeye hazırlanması hem sonuç alınmayacağı kesin olan bu yöntemle gerçek bir muhalefetten kaçma hem de yaşanan kanlı çekişme ve çatışmadan duyulan endişeye bağlanıyor. Yaşananların AKPyi iktidara daha yakın hale getirdiğine dikkat çekilirken, ANAP ve CHPnin önceki aylara kıyasla iktidarın çok daha uzağına düşmüş olmalarına vurgu yapılıyor.
http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=7601&PHPSESSID=327540c8d5875eefd3c95138f07b4f95 |
|
.İstihbaratçının cinayet trafiği
GÜNCEL 22/03/2007
Türkiye ve dünyada şok etkisi yaratan Hrant Dink cinayetini organize ettiği iddiasıyla tutuklanan ancak polis ve savcılıkta susma hakkını kullanan Erhan Tuncel'in muhbir değil yardımcı istihbarat elemanı olduğu belirtildi. Üst düzey emniyet yetkililerinden alınan bilgiye göre Tuncel, daha önce adı suça karıştığı için görevden alındıktan sonra, cinayet günü de olmak üzere toplam 25 kez polisle telefon görüşmesi yaptı. Dink cinayetinin kilit ismi Erhan Tuncel'in resmi ifade vermemekle birlikte İstanbul Terörle Mücadele Şube-si'nde bazı anlatımlarda bulunduğu, bu anlatımların 5 sayfalık bir tutanak haline getirilip savcılığa sunulduğu öne sürüldü. İSTİHBARAT ELEMANI Emniyet yetkililerine göre Tuncel, bir yandan Yasin Hayal'le birlikte Hrant Dink cinayetini organize ederken diğer yandan Hayal'in Dink'i öldüreceğini Trabzon emniyetine 17 kez rapor etti. Trabzon emniyeti bu raporlardan sadece birini İstanbul emniyetine bildirdi. Bunun üzerine Hayal ve Tun- cel'in telefonları dinlemeye alındı. Ancak bir sonuç elde edilemedi. Dink'in ensesinden vurulacağının da bildirildiği Tuncel'in raporlarından 16'sı ile ilgili hiçbir işlem yapılmadı. POLİSLE 25 GÖRÜŞME 10 DAKİKA SONRA GÖZALTI Tuncel'in cinayetin ardından tetikçi O.S.'yi "az ceza alma vaadiyle" polise teslim etmeyi planladığı da öne sürüldü. http://www.birgun.net/index.php?sayfa=56&devami=37888#haber_basi ***
13/02/2007 Tuncel konuşmadan düğüm çözülmeyecek
RADİKAL - İSTANBUL - "Erhan beni dışarıya
çağırdı ve bana 'Eleman vuruldu' dedi. Bu sırada
Erhan, 'Hrant Dink vuruldu' dedi ve bana Ogün Samast'ı sordu...
Ben tereddüt duydum, çünkü Erhan'ın bu konudan haberdar olduğunu
bilmiyordum." Görüntüler ortaya çıkınca...
"McDonald's saldırısında bombaları
Elazığlı Erhan'ın yaptığını
duydum. Dink'in öldürülmesi talimatını da Yasin'e Elazığlı
Erhan'ın verdiğini tahmin ediyorum. Yasin'i sürekli Elazığlı
Erhan .. isimli şahsın yönlendirdiğini tahmin
ediyorum." Suikasti biliyordu
'Eleman vuruldu'
Hem muhbir hem katil
Yollar ayrılıyor
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212880 |
|
. Azmettirici Erhan Tuncel Teşkilattanmış! 29 Ocak 2007
Hrant Dink cinayetinin azmettiricisi olarak tutuklanan Erhan Tuncel
emniyete bağlı çalışan haber elemanı çıktı!
Sabah ve Vatan gazeteleri Emniyet yetkililerinin bu konuyu doğruladığını
yazarken İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu Erhan
Tuncel polis mi? sorularına Biz onları da izah ettik.
Oraya iki mülkiye müfettişi gönderdik diye yanıt verdi.
http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=9504 |
|
. 'Suikasti
organize eden Erhan Tuncel'
'Polis muhbiri' Erhan Tuncel'in oda arkadaşı Tuncay Uzundal Emniyet'teki ifadesinde, Tuncel'in, Hrant Dink'in fotoğraflarını Hayal ve Samast'a vermekle kalmayıp, cinayetin organizasyonunu yaptığını söyledi 03/02/2007
RADİKAL - İSTANBUL Hrant Dink cinayetiyle ilgili soruşturma sürerken 'polis
muhbiri' Erhan Tuncel'in önceki gün tutuklanan oda arkadaşı
Tuncay Uzundal, Emniyet'teki ifadesinde cinayeti Tuncel'in organize ettiğini
söyledi. Tuncel muhbir mi, azmettirici mi?
Hrant Dink'i öldürdü. Cinayetten 32 saat sonra Samsun Otogarı'nda yakalandı. Sorgusunda cinayeti itiraf etti. 24 Ocak'ta 'tasarlayarak adam öldürmek suçunu azmettirmek', 'çete üyesi olmak' ve 'ruhsatsız silah bulundurmak' suçlarından tutuklandı.
Trabzon'da gözaltına alındı. Cinayeti Samast'la birlikte planladıklarını anlattı ve azmettirici olduğunu itiraf etti. 24 Ocak'ta, 'tasarlayarak adam öldürmeye azmettirmek', 'çete üyesi olmak' ve 'ruhsatsız silah bulundurmak'tan tutuklandı.
Trabzon'da gözaltına alındı. İfadesinde zanlıların Pelitli'deki kırtasiyesini kullandığını, cinayetten haberi olduğunu kabul etti. 24 Ocak'ta tutuklandı.
Samast ve Hayal'in Pelitli'den arkadaşı. Samast ve Hayal'in ifadeleri doğrultusunda gözaltına alındı. Cinayetten haberi olduğunu, cinayeti işlemek üzere İstanbul'a giden Samast'ı otogardan yolcu ettiğini söyledi. Samast ifadesinde, Ersin'in kendisini "Gazan mübarek olsun" diyerek uğurladığını anlattı. 24 Ocak'ta tutuklandı.
Gözaltına alınmasının ardından Samast'tan
önce tetikçi olarak belirlendiği ortaya çıktı. İzmit'te
bir işe girinceye kadar Hayal ile Dink'i öldürme planları
yaptıklarını ifadesinde kabul etti. Yolcu, Hayal ve
İskender'le aynı suçlardan tutuklandı.
Erhan Tuncel'in ev arkadaşıydı. Trabzon'da gözaltına alındı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne gönderildi. Ogün Samast'a, cinayette kullandığı mermileri verdiği öne sürüldü. 31 Ocak 2007 günü, 'örgüte üye olmak' ve 'ateşli silahlar kanununa muhalefet' suçlarından tutuklandı.
Erhan Tuncel'in ev arkadaşı olan Uzundal, diğer ev arkadaşı Seyfi Y. ile birlikte Trabzon'da gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne gönderilen Tuncay Uzundal'ın, Ogün Samast'a cinayet sırasında üzerinde bulunan Türk Bayrağı'nı verdiği öne sürüldü. Ahmet İskender ifadesinde 'Tuncay' isimli bir kişinin Samast'ı bordo Kartal marka bir otomobille otogara götürdüğünü söylemişti. Uzundal, 'adam öldürmek suçuna iştirak' ve 'siyasi örgüt üyesi olmak' suçlarından tutuklandı. Uzundal ile birlikte gözaltına alınan Seyfi Y. ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=211938 |
|
.
**************************************************************************** GÜNEŞ 08 Şubat 2007
<%Tarih%>
Muhbir öldürttü
http://www.gunes.com/2007/02/08/yasam/g1.html ****************************************************************************
08 Şubat 2007 Bilseydim ölürdü
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5913509&tarih=2007-02-08 ****************************************************************************
09 Şubat 2007 Yasin Hayal: Hapisteyken BBP bana para verdi
http://www.milliyet.com.tr/2007/02/09/son/sontur04.asp ***************************************************************************
09/02/2007 Dink suikastinin kilit isminden vahim iddialar Hayal: Hapisteyken BBP bana para verdi
DEMET BİLGE ERGÜN TİMUR SOYKAN İSTANBUL - AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink suikastiyle ilgili soruşturmada azmettirici olarak tutuklanan ve ilk ifadesinde dosyanın kilit ismi 'muhbir' Erhan Tuncel'i koruyan Yasin Hayal, ikinci ifadede Tuncel'le birlikte Büyük Birlik Partisi'ni (BBP) ve diğer bağlantılarını da deşifre etti. Hayal'e göre cezaevindeyken BBP kendisine para ve gıda yardımı yaptı.Tuncel'in hem polise hem jandarmaya 'muhbirlik' yaptığının ortaya çıkması üzerine tutuklu bulunduğu Tekirdağ F Tipi Cezaevi'nden babasını arayıp "İlk duruşmada konuşacağım, Tuncel yanacak" diyen Hayal'in ifadesi ikinci kez alınmıştı. Cezaevinde yaklaşık altı saat süren ifadede Hayal'in ilginç bağlantıları gün yüzüne çıkardığı öğrenildi. Şaşırtıcı
şeyler söylüyordu Bombayı
Erhan hazırladı 'Arkasında
ben varım' BBP'den yardım 'MİT' iddiası BBP bağlantıyı
hep reddetmişti 'Ogün'ü o
azmettirdi' Eniştesiyle
aynı ifadeyi verdi Evinde buluştular Jandarmayla yakın Tuncel'in telefon
oyunu Samast
Emniyet'te: Bölüm 2 Müfettişler
yeniden Trabzon'da Cerrah: İhbardan
haberim yok Kesintili
istihbarat trafiği
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212521 **************************************************************************
|
||||||||||
|
. O, duruşma salonuna hiç girmedi 29 Ocak 2007
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5856494.asp?m=1&gid=112&srid=3428&oid=1 |
|
Bahçeli Erdoğan'a çok sert: Kin ve husumet cephesinin başı
http://www.milliyet.com.tr/2007/02/02/son/sonsiy12.asp |
|
. 10/02/2007 Baykal: Aksu gitsin
RADİKAL - MÜNİH/ANKARA - Hrant Dink'in katil zanlısı
Ogün Samast'ı azmettirdiği ileri sürülen Yasin Hayal'in
yeni ifadesi ortalığı karıştırırken
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın hedefi İçişleri
Bakanı Abdülkadir Aksu oldu: "Ortada İçişleri
Bakanı'nın hayali mi var, hayali İçişleri Bakanı
mı var? Aksu'yu oradan alamazsak yazıklar olsun." Başbakan
Tayyip Erdoğan'ın başlattığı derin devlet
tartışmasını 'gevezelik' olarak niteleyen Baykal
Emniyet'in çürüme yaşadığını da söyledi.
Baykal'a göre İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah görev
başındayken soruşturma sağlıklı sonuç
vermez.
"Bu işin sorumlusu İçişleri Bakanı'dır,
Başbakan'dır. Kadrolaşma onların bilgisi ve katkısıyla
gerçekleşmiştir. Onların telkin ettiği bir güvenlik
politikası götürülmektedir. Bu güvenlik politikası yanlıştır.
Şunu sormak gerekir, Türkiye'de bir İçişleri Bakanı
mı var, İçişleri Bakanı'nın hayali mi var,
hayali İçişleri Bakanı mı var? Derin devlet gevezelik
Başbakan derin devletin derya kuyusunda muhabbetler açıyor. Senin atadığın kadrolar bu konuda nasıl bir sorumluluk taşıyor? Derin devlet lafları gevezelik. Başbakan beş yıldır iktidarda. Başbakanlık, ağlama yeri değil. Derin devlet tartışması, görevini yapmakta aciz olan başbakanların bahanesi olamaz. Ne biliyorsan yapacaksın. Anayasa'yı değiştirecek noktadasın. Yetki sende.
İstanbul Emniyet Müdürü'nü soruşturma kapsamı içine almak durumunda kaldılar ama göreve devam ediyor. Neden hâlâ göreve devam ediyor? Bu şekilde soruşturma sağlıklı sonuç verir mi? Ben adam gibi emniyet müdürü istiyorum. Bu olayla emniyet teşkilatının MR'ı çekiliyor. Türkiye'nin, karnına bıçağı sokup emniyet ameliyatı yapması lazım.
Güvenlik güçleri karşı karşıya getiriliyor. Bunlardan birisi öbürüne karşı sistematik, kamuoyu gözünde düşürme anlayışı içinde. Şemdinli'de de bunu gördük. Emniyet'teki sakıncalı kadrolaşmanın amaçlarından biri Silahlı Kuvvetleri güç duruma düşürmek.. Ben hiçbir zaman jandarmanın polisi suçladığını, teşhir ettiğini görmedim. Şemdinli, Atabeyler, Dink cinayeti... Üç olayda da aynı manzara. Hep polis, jandarmaya dönük yapıyor. Görevini yapmayanlar görevini yapanları suçluyor. Sokakta gösteri yapanı coplayıp götüreceksin, adam cinayet işlemiş, Türkiye'ye kötülük yapmış, bayraklar, posterler, övgüler...
İçişleri Bakanı hakkında soruşturma önergesi vereceğiz. İçişleri Bakanı yasal olarak genel seçimlerden üç ay önce görevini bırakmak durumunda. Zaten gidecek, ama oradan şimdi alamazsak yazıklar olsun.
Türkiye'de çok tehlikeli bir inanç cemaatleşmesinin Emniyet'e
de yansımaya başladığı artık günlük değerlendirmenin
bir parçası olmuştur ve bu çok vahim bir şeydir. Bu tam
bir çürüme manzarasıdır." ANKARA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP lideri Deniz Baykal'ın "Oradan indirmezsek yazıklar olsun" diye eleştirdiği İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ya sahip çıktı. Erdoğan, "Ülkeyi iktidar idare ediyor. Biz öyle muhalefete filan pabuç bırakmayız" dedi. Baykal'ı devletin kurumları üzerinden siyaset yapmakla eleştiren Erdoğan, "Ana muhalefetin tırmandırdığı gerilimi çok tehlikeli buluyorum" diye konuştu. Valiler ve emniyet müdürleri kararnamesinin de gelecek hafta Çankaya Köşkü'ne sunulabileceğini belirten Erdoğan "Boş bulunan, şu anda vekâleten yürütülen, bazıları da rotasyon diyebileceğimiz atamalardır" diye konuştu. Ortak değerler üzerinden siyaset
Son gelişmelerde üzülerek şunu görüyoruz ki,
devletimizin kurumları ve ortak değerlerimiz üzerinden hâlâ
siyaset yapılmaya devam ediliyor. Elbette ki hükümetimiz eleştirilecektir,
muhalefet de bu noktada görevini yapacaktır. Ancak çatıştıran,
kutuplaştıran bir muhalefet söylemi hükümetten önce ve
daha çok bu ülkeye ve kurumlarına zarar verir. Özellikle ana
muhalefet partisi sözcülerinin kurumlarımızı karşı
karşıya getirmeyi amaçlayarak tırmandırdığı
gerilimi çok sakıncalı ve tehlikeli buluyorum. Bir kez daha söylüyorum,
devletin güvenlik kurumları üzerinden siyaset yapılmaz, yapılmamalıdır.
Çünkü bu kurumlar hepimize gerekli. Rotasyon atamalar
(Emniyet Genel Müdürlüğü'ne atama yapıldı mı sorusu üzerine): Şu anda gerek valiler, gerek emniyet müdürü konusunda çalışmalarımızı yapıyoruz. Önümüzdeki hafta içinde Cumhurbaşkanlığı'na arz ederiz. Bunlar geneli itibarıyla boş bulunan, şu anda vekâleten yürütülen, bazıları da rotasyon diyebileceğimiz atamalardır.
('İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'la ilgili bir
tasarruf ve İçişleri Bakanı'nın istifası söz
konusu mu' sorusu üzerine) Muhalefet gensoru vermiş, salı günü
görüşeceğiz. Ülkeyi muhalefet idare etmiyor, iktidar idare
ediyor. Biz öyle muhalefete filan pabuç bırakmayız, merak
etmeyin.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212598 **************************************************************************** . Gündem 08 Şubat 2007 Baykal: Emniyet, jandarmaya tertip yapmışCHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Fatih Çekirge'ye çok özel açıklamalarda bulundu. Baykal'a göre Jandarma'ya kim tuzak kurdu. Deniz Baykal'la CHP Genel Merkezi'nde konuşuyoruz. Deniz Bey soruyor: Hürriyet İnternet gazetesini günde kaç kişi izliyor? Aslında bu merakı anlıyorum. Çünkü bir genel başkan olarak ilk kez bir internet gazetesiyle röportaj yapıyor... Ve haklı olarak tirajımızı soruyor. Ve yine haklı olarak yeni çağın bu yeni dijital gazetecilik olayının etki coğrafyasını öğrenmek istiyor... Cevap veriyorum: - Günde ortalama 850 bin kişi "hurriyet. com. tr"yi ziyaret ediyor. Müthiş diyor ve sohbete başlıyoruz...
İlk soru, doğal olarak Hrant Dink suikastı sonrasında ortaya çıkan emniyet ile jandarma arasındaki koordinasyon krizi üzerine: - Bayrak önünde çekilen fotoğraf ve sonradan ortaya çıkan istihbarat krizi, suikastı gölgede bırakacak kadar önemli bir hale geldi. Bu konuda ne diyorsunuz? Deniz Bey, bu konuda çok keskin ve çok ağır bir cevap veriyor. Bu yüzden söylediklerini ilk bölüm olarak değerlendirip aktarıyorum: - Bu cinayetin işlenmesi, işlenmesine izin verilmesi cinayetin hedefinin koruma altına alınmaması hepsi ihmal ve ağır sorumluluk yaratır. Bu işin failinin bir kahraman gibi emniyet teşkilatı içinde sahiplenilmesi ve fotoğrafının çekilmesi ve o fotoğrafın servis edilmesi çok vahim bir olaydır. Cinayetten daha vahim bir olaydır. Düşünün ki, güvenlik kurumları işbirliği içinde çalışmaları gerekirken birden bire neye tanık oluyoruz? Bu güvenlik kurumlarında birisi diğerine tertip yapıyor. Ve bu tertip ortaya çıkıyor. Ve bütün bunların sorumlusu olan insanlar bir başka güvenlik örgütünü hedef tahtasına getirmek için tertip yapıyorlar. Bütün bunların bir siyasi sorumlusu yok mudur? Böyle bir kargaşanın ortaya çıkması yol açan anlayışın bütün toplum tarafından irdelenmesi, değerlendirilmesi gerekmiyor mu? Türkiye yi buraya kimler getirdi nasıl getirdi emniyet teşkilatı bu hale nasıl geldi? Emniyet, jandarmaya karşı tertip yapar hale nasıl geldi? Bu ilk olay da değil. Bundan önce de bunlara tanık olduk. Bunların arkasında kim var, kim bunları himaye ediyor, kimden güç alıyorlar. Deniz Bey çok keskin bir iddia ortaya atıyor. Açıkça emniyet teşkilatından birilerinin jandarmaya tuzak kurduğunu söylüyor. Ve bunun örneklerini veriyor. Bu noktada soruyorum: -Ayrıca yapılan ihbarlar var. Bu ihbarlar da paylaşılmamış. Bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz? Baykal yine çok keskin bir cevap veriyor: - Aslında perişan bir şekilde Türkiye'de güvenlik fotoğrafı ortaya çıktı. 11 ay önce ihbar yapılmış, o ihbar hiçbir zaman ciddiye alınmamış, o ihbarla ilgili ne bir ifade alma, ne bir sorgulama, ne bir gözaltı, ne bir tutuklama, ne ilgili kişilerin saptanması yapılmamış. 11 ay boyunca emniyet bu ihbar karşısında sadece birbirini haberdar etmekle yetinmiş. Ama o ihbarın içeriği doğrultusunda tek bir adım atılmamış. Ve 11 ayda bir şey olmuş. Cinayet işleyecek diye ihbar edilen kişi silah talimi yapmış .11 ay boyunca işte cinayeti işletebileceği çocukları yetiştirmeye çalışmış. Yani ne ihbarla ilgili kişiler takibe alınmış ne de cinayete kurban gidecek olan kişi koruma altına alınmış. Hiçbiri yapılmamış. Cinayet işlendikten sonra ilk yapılan resmi açıklamaya göre siyasi niteliği olmadığı anlaşılmıştır. Milliyetçi duygularla işlendiği görülmüştür, arkasında bir örgüt yoktur. Resmi açıklama bu. Güvenlik örgütünün yetkilisinin yaptığı açıklama bu. CİNAYET EMNİYETİN BİLGİSİ DAHİLİNDE - Sonra ne oluyor? - Sonra tanıklardan birisi bize "bu faili meçhul
kalacak" diye söylemişlerdi diye açıklama yapıyor.
Yani bu çok açık bir olay. Emniyetin bilgisi içinde işlenmiş
bir cinayettir. Ne kadar ağır bir değerlendirme. Şimdi
bunun tarafları, bu olayın tarafları, uzun süre o ihbarın
gerektiği soruşturmayı da yapmıyorlar. Yani o
abiler ikinci halka üçüncü halka belki onun arkasındaki
abiler, abilerin abileri ortaya çıkıyor. Böyle
bir tablo içinde yapılabilen soruşturmaya güvenilir mi? EMNİYETİN YÜZKARASI - Çok açık.. Soruşturma yürütülürken ortaya çıkan manzaralar bu cinayeti işlediği anlaşılan kişi bir sanık gibi değil, bir kahraman gibi emniyet örgütünde ağırlanıyor. Eline bayrak veriliyor, arkasına Atatürk'ün sözleri yazılıyor. Yanında bir kahramanın yanında resim çektirmek istercesine emniyet görevlileri fotoğraf çektiriyorlar. Düşününüz normal bir gösteride bir hak talebi için yürüyen öğrenciler, kadınlar, bir şeyi protesto etmek için demokratik haklarını meşru olarak kullanan insanlar üzerine nasıl saldırgan bir şekilde yürünür ve nasıl ellerine kelepçeler vurulur, bunlar nasıl gözaltına alınır, hepimiz biliyoruz. Bir o manzarayı düşünün bir de cinayeti işlediği bilinen insana sergilenen muameleye bakınız. Bu tablo emniyetin yüzkarasıdır. - Emniyet içinde de soruşturma açıldı bu soruşturmadan bir şey beklemiyor musunuz? - "Bu olay, efendim oradaki sorumsuz birisi yapmış, her kurumun içinde böyleler olur" deyip geçiştirecek konu değil bu. Bunu yapanları oraya kimler atadı? Bunun arkasında hangi anlayış var, hangi zihniyet var? Bu olayı onun bunun sırtına yıkarak kapatmak mümkün değil. Bu kurumun içine girdiği manzara, kurumun görüntüsü ve bunun siyasi sorumluları var. Yani bu olay bu şekliyle ortaya çıkacak ve hala İçişleri Bakanı yerinde duracak, Başbakan yerinde duracak, bunu tasavvur etmek mümkün değil. Bakınız bu olay suçtur. Yani yapılan olaylar hem yapanlar bakımından hem de onları oraya tayin edenler bakımından. Emniyeti bu manzara içine düşürmenin kabul edilebilir makul bir gerekçesi olabilir mi? Bu ceza kanununa göre cezalandırılması gereken bir suçtur. - Peki ne yapmayı düşünüyorsunuz? - Ve biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak o doğrultuda bir girişim yapıyoruz. Anayasa'nın 100 maddesine göre soruşturma mekanizmasını harekete geçiriyoruz. Ki bu soruşturma mekanizması bir hukuk mekanizmasıdır. Siyaset mekanizması olmanın dışında bir hukuk mekanizmasıdır ve bunun sonucunda eğer ilgili kişilerin belli kanun maddelerini ihlal ettiği ortaya çıkarsa bunların Yüce Divan'da yargılanması söz konusu olur. Biz İçişleri Bakanı ve Başbakan hakkında böyle bir yargılanma talebini ortaya koyduk. Şimdi bunu gerektiren bir tablo var. Bakınız Silahlı Kuvvetler içinde farklı dayanışma gruplarının, sadakat gruplarının nüfuz edip onların hiyerarşisini bozup, işlevini etkisiz kılmasına engel olmak için çok büyük duyarlılık sergileniyor. Silahlı Kuvvetler, kendi içine farklı dayanışma gruplarının nüfuz edip farklı etkinlikler sergilemesini engellemek için yıllardan beri mücadele eder. Bunları hepimiz biliyoruz. Ve bunun son ucu olarak Silahlı Kuvvetler uyumunu, bütünlüğünü sürdüren etkin bir kurum niteliğini koruyor. Peki bu Silahlı Kuvvetler için geçerli, gerekli de emniyet teşkilatı için gerekli değil mi? Emniyet aynı şekilde sadece görevini hukukun üstünlüğünü esas alarak profesyonel ölçülerle çalışması gereken bir kurum değil mi? O kurumun çeşitli etkilere açıldığı ve işte bir takım yapılanmaların egemenliği altına girdiği iddiaları uzun süreden beri kamuoyumuzda dile getiriliyor ve bu manzara, şimdi ortaya çıkan manzara. Mefluç bir emniyet. Çok vahim bir manzara. Evet Baykal'la yaptığımız sohbetin suikast ve emniyet jandarma çelişkisi bu sözlerle bitiyor.
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5915270&tarih=2007-02-08 **************************************************************************** Tercüman 9 - Şubat - 2007 Manzara vahim
Tetikçi, emniyet krizinde Başbakanın ağır cezai sorumluluğu var diyen Baykal, medyaya baskıları Hitler dönemine benzetti
http://www.tercuman.com.tr/v1/haber.asp?id=53034&baslik=Manzara%20vahim&katid=1 ****************************************************************************
09 Şubat 2007 Suikastta resmi bağlantı işareti
http://www.milliyet.com.tr/2007/02/09/yazar/bila.html
|
|
07 Şubat 2007 Kurban olam derin devletine, tarikatına
...
http://www.milliyet.com.tr/2007/02/07/yazar/gureli.html |
|
.Tercüman 3 - Şubat - 2007 Askere tuzak ellerinde patladı Dış güçlerin tetikçisi Samastın pozunu Jandarmada çekildi diye yayınlatan hain ellere çifte tokat. ABD malı TGRTdeki görüntü polise ait çıktı, savcı doğruladı. Asker: Bu bir tertip
ABDlilerce satın
alınan ve yakında adı Fox TVye dönüşecek olan
TGRTde servis edilen ve kirli suikastçi Samastın Türk
Bayraklı pozlarının jandarma tarafından çekildiği
öne sürülen görüntülere, savcılık, İçişleri
Bakanlığı Müfettişleri ve Jandarma Genel Komutanlığından
tokat gibi cevap geldi.
http://www.tercuman.com.tr/v1/haber.asp?id=52655&baslik=Askere%20tuzak%20ellerinde%20patladi&katid=1 |