|
Bu çalışmanın kitap olarak yayınlanmasından
sonra, fethullahçı organize suç örgütü, başta istihbaratçıları
olmak üzere, devletin stratejik öneme haiz kurum ve kuruluşlarına
sızmış tüm kadroları ile birlikte, "İçişleri
Bakanlığı'nı, Emniyet Genel Müdürlüğü'nü
ya da Devleti tahkir ve tezyiften" yargılanmam için -önceden
de olduğu gibi- tüm olanaklarını seferber edeceklerdir.
Bu çalışmada tarafımdan kullanılan bilgi ve
belgeler, resmi sır kapsamında olmayıp, daha önce
mahkemelere ve kamuoyuna malolmuş bilgi ve belgelerdir. Bu çalışma
ile şahsımı Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmaya
sevkedecek Basın Savcısı'nın, aynı konu ile
ilgili Basında yer almış, suçduyurusu niteliğindeki
yazı ve haber örneklerini de değerlendirmesi gerekmektedir.
Bu yazı ve haberler, bir başka Batılı devlette yayınlanmış
olsaydı, emin olunuz ki, sadece İstihbarat Daire Başkanı
değil, sadece Emniyet Genel Müdürü ya da İçişleri
Bakanı değil, işbaşındaki hükûmetler düşerdi.
İşte, konu ile ilgili Basında yer alan yüzlerce yazı
ve haber örnekleri arasında, rastgele bir gezinti:
4.1. FETHULLAH HOCA'NIN EMNİYET PLANI
"Devlet, Fethullah Gülen'i son dönemde ortaya çıkan
kasetleriyle mi tanıyor? Emniyet Genel Müdürlüğü'nde 8 yıl
önce yaşanan bir operasyon, bu soruyu yanıtlıyor...
Operasyonun ilginç bir öyküsü var... Her şey, 1991 yılının
Haziran ayında dönemin İçişleri Bakanı Mustafa
Kalemli'nin, Emniyet Genel Müdürlüğü'ne Ünal Erkan'ı
atamasıyla başlıyor. Erkan göreve gelir gelmez en fazla
Polis Akademisi'yle ilgili şikâyetlerle karşılaşıyor.
Daha önce Polis Koleji'nden mezun olanların devam edebildiği
Polis Akademisi'nin ilk ve son sınıflarına, yapılan
bir düzenleme ile dışarıdan da öğrenci alınmasından
yakınılıyor. Hatta dışarıdan alınanların
çoğunluğunun belli bir tarikatın üyesi oldukları
ileri sürülüyor. Şikâyetlerde, 'mezun olacak tarikata mensup seçme
öğrencilerin' Emniyet'in istihbarat, personel, muhabere birimleri
ile polis okullarına atanacakları da ileri sürülüyor. Bir gün
saat 23.30'da Bakan Kalemli ve Genel Müdür Erkan'a şu şikâyet
ulaşıyor: 'Polis Akademisi'nde gece saat 24.00'te mezuniyet
kura çekimi yapılacak. İşin içinde sahtekârlık
var. Tarikat mensupları önemli yerlere atanacak'. Erkan, inanmak
istemiyor, gece yarısı kalkıp Akademi'nin yolunu tutuyor.
İçeri girdiğinde şikâyetin doğruluğu ortaya
çıkıyor. Mezuniyet kura çekimi yaptıranları
masadan kaldırıyor ve kendisi oturuyor. Kuraya gelen öğrencilerin
listesini incelediğinde, bazılarının karşısında
işaret bulunduğunu görüyor. Masanın altında ise
iki ayrı kura torbası... Kura torbalarının birinin içinde
Emniyet'in istihbarat, personel, polis kolejine ilişkin yerler çıkıyor.
Diğer torbada ise, karakollar ve diğer sıradan görev
yerleri... Kurasını çekmiş olan ve karşısında
işaret bulunan öğrencileri tek tek inceliyor. Hepsinin daha
önce ayarlanmış torbadan kuraları çektiği ortaya
çıkıyor. Öğrencilerin Akademi'ye girişlerini araştırdığında,
yüzde 90'ının kolej kökenli olmadığını,
son anda yapılan düzenlemeye göre Akademi'ye birinci sınıftan
veya son sınıftan katıldığını tespit
ediyor. Bu öğrencilerden bazılarını sorguya çekiyor.
Öğrencilerden biri şu itirafta bulunuyor: 'Biz Karşıyaka
Semti'nde Fethullah Gülen Hocaefendimizin açtığı
ışık evinde toplanırız. Orada eğitim alırız...'
Erkan, Karşıyaka'daki adrese baskın yaptırıyor.
Verilen bilgilerin doğruluğu ortaya çıkıyor. Evde
Fethullah Gülen'e ait kitaplar, video kasetler ve başka bazı
yayınlar bulunuyor. Geniş çaplı bir operasyon başlatıyor.
İşin sorumluları hakkında soruşturma açtırıyor
ve mahkemeye sevk ediyor. Erkan, 9 ay görevde kalıyor, ardından
Olağanüstü Hal Bölge Valiliği'ne atanıyor. Aradan geçen
zaman içinde o dönemde görevden el çektirdiği kişilerin
hemen hepsinin Emniyet'e döndüklerine tanık oluyor. Hem de bugün
birçoğu kritik noktada oturuyor. Açtırdığı
soruşturma dosyaları ise kayboluyor..." (154).
4.2. HOCA NEREYE?
"Cumhuriyete yönelik öncelikli tehdit irtica... Erbakan'ın
kurduğu partilerin din devleti hedeflediği iddia ediliyor...
Peki Fethullah Hoca nereye koşuyor? Kurduğu okullarla ve Işık
Evleri ile din ve iyi ahlâk değerlerine sahip nesiller yetiştirmekten
başka amacı yok mu? Bu grubun, Cumhuriyet düşmanı
gizli niyetlerle, iç ve dış güçlerin desteğinde
tehlikeli bir tırmanış gösterdiği şüpheleri,
resmi bir raporla doğrulandı. Emniyet İstihbarat dairesi
tarafından 'Emniyet Teşkilâtında Fethullahçı yapılanmanın
var olduğu'nu tespit eden bir araştırma raporunun hazırlanması,
kamuoyunda büyük yankılar yarattı. Raporun sonuç bölümü,
tüyler ürpertecek bir hüküm içeriyordu: 'Önlem alınmakta
gecikildiği takdirde, tarih sayfaları arasında kalan
Babailer isyanından Şeyh Bedrettin ve Şeyh Said'e kadar
uzanan din görünümlü isyanların belki de en ciddi, en sinsi, en
kapsamlı ve en tehlikelisi olabileceğine işaret etmek yanıltıcı
bir tahmin olmayacaktır!'. Fethullah Hoca, devleti sinsi bir planla
ele geçirmenin, cihada insan alt yapısı yetiştirmenin peşinde
mi? Dışa yönük yüzündeki, çağdaş değerlere
saygı ve hoşgörü, takiye taktikleri mi? Dün gece atv'de, bu
soruya cevap arayanlar için kanaat oluşturmaya yarayacak önemli
bir bant kaydı yayınlandı. Kendi cemaati için kaydedildiği
belli olan bu bantta Hoca, devletin 'adli ve mülki' teşkilâtı
içindeki tarikat kadrolaşmasının hali hazır durumu
ile geleceğe yönelik hedefleri konusunda, endişelerin haksız
olmadığını kanıtlayan açıklamalar yapıyor.
Mevcut kadrolara 'kanun ve kural adamı' gibi görünerek göze
girmelerini öğütlüyor, sistemin püf noktalarını öğrenmek
için hukuk sistemimizi didik didik etmelerini istiyor. Partilere yaklaşmalarını
öneriyor. Çünkü ancak bu şekilde 'Devletin daha hayati noktalarına'
gelebilecekler ve ancak niyetlerini gizleyebildikleri ölçüde
'Devletin can damarları içinde dolaşma' imkânını
elde edeceklerdir. Fethullah Hoca örgütlenmesinin ulaştığı
boyutları ciddiye almak lâzım. Telefon dinleme olayıyla
ilgili olarak tasfiye edilen polis şefleri ve memurlarının,
sadece Fethullah Hoca Raporu'nu hazırlayan polisler olması
dikkat çekicidir. Bunun talihsiz bir rastlantı olduğuna
inanmak artık kolay değil" (155).
4.3. İÇİŞLERİ BAKANLIĞI, 38 EMNİYETÇİYİ
CEZALANDIRDI
"Bazılarına göre 'telefonları izinsiz dinlediği-izlediği,
sorguladığı, bazılarına göre Emniyet içine sızan
'Fethullahçı grup'la ilgili hazırladıkları raporu
DGM Başsavcılığına gönderdikleri için hedef
haline gelen emniyetçiler için önceki gün sessiz sedasız bir
karar daha verildi. İçişleri Bakanlığı Yüksek
Disiplin kurulu, tam 38 emniyet mensubuna çeşitli disiplin cezaları
verdi. Bu cezalar arasında en ağırı 24 ay 'kıdem
durdurma'lar oldu. ... Alaattin Çakıcı ile Eyüp Aşık
arasındaki telefon konuşmasını içeren kasetler,
Mesut Yılmaz hükûmetinin sonunu getirmişti. Korkmaz Yiğit
ile Alaattin Çakıcı, bazı bakanlarla ilgili kasetler basına
milletvekilleri tarafından ulaştırılmıştı.
Bu kasetler karşısında kılını kıpırdatmayanlar,
tüm illerde istihbarat üretmenin hemen hemen temelini oluşturan
teknik sistem içindeki telefon dinleme ve izleme faaliyetlerinde,
sadece Ankara'nın gündeme getirdiler. Bu durum 'telekulak'
iddialarına 'Rufai'ler değil, bu kez 'Fethullahçılar'ın
karıştığı izlenimini güçlendiriyor"
(156).
4.4. MONTAJ O KADAR İYİ Kİ HAYRETE DÜŞTÜM
"... Nuh Mete Yüksel son dönemde özellikle irtica ve
yolsuzluk konularındaki soruşturmalarıyla ön planda yer
alan bir savcıydı. Özellikle Fethullah Gülen ile ilgili
davayı açan ve ısrarla takip eden savcı olarak ön
plandaydı. Milli Görüş davasını açan ve üzerine
giden kişi yine Yüksel'di. Son günlerde bu Fethullah Gülen davasıyla
ilgili yaşananlar da ilginç. Davanın müdahillerinden olan Çağdaş
Eğitim Vakfı'nın başına gelmeyen kalmadı.
Bir polis ajan olarak vakfa giriyor. Sonra gizli çekim yapıyor. Bu
montajlanıyor ve İslamcı basın organlarında bu
montajlı çekim yayımlanıyor. Vakıf PKK'lı öğrencilere
burs veriyor diye. Oysa vakfın burs verdiği tam 3.500 öğrenci
var. Suçlamanın yöneldiği öğrenci sayısı
iki. Amaç soruşturma açtırmak. Savcılıklar da bu
yayınlar üzerine vakfa PKK'lı öğrencilere burs
vermekten dava açıyor. Vakıf arandı. Arama sırasında
da garip şeyler oluyor. Vakfın ikinci başkanı eski
Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş Paşa. Vakfın bütün
yönetim kadroları eski komutanlardan oluşuyor. Vakfın öyle
veya böyle bir yerinde Silahlı Kuvvetler'in ünlü emekli
generalleri var. Bunların yönettiği vakıf PKK'lı öğrencilere
burs verecek öyle mi? Bu generallerimiz olmasa da o vakıf böyle
bir şeyi neden yapsın? Türkiye'de şantajla, montajla,
komplolarla bazı şeyler değiştirilmek isteniyor. Çağdaş
Eğitim Vakfı'na sokulan polis ajanı bunun örneği.
Gerçi şimdi o ajan polis açığa alındı. Ama ya
polis içinde örgütlü bulunan diğerleri? Bunlar ne olacak?
Polisin istihbarat ve terör birimleri ne yazık ki irticacı
kadrolaşma ve saldırının baskısı altında.
Bunlar telefonları yasadışı dinliyor, izliyor, gözlüyor
ve komplolarla, şantaj, montaj görüntüleriyle istediklerini yok
etmeye çabalıyorlar. Son dönemde evlere gizli kameralar koyup çekimler
yapıldığını duyuyorum. Şantaj amaçlı
bu çekimleri insanların özel yaşamlarını deşifre
etmek için kullanıyorlar. Türkiye'de insanların bunlara
teslim olmaması lazım. Bunların üzerine gitmesi lazım.
Şantaja, komploya boyun eğmemek lazım. Buradan İçişleri
Bakanlığı'nı göreve çağırıyorum.
İçindeki irticacı örgütlenmeye karşı savaşa
çağırıyorum. İnsanların Türkiye'de bu tür
saldırılar karşısında polise güvenmesi
gerekiyor. İyi de polis provokatör veya şantajcı ajan
olarak çalıştırılırsa ne olacak? Tıpkı
Çağdaş Eğitim Vakfı soruşturmasında olduğu
gibi. Polisin irticacı ve komplocu ellerden mutlaka ayıklanması
gerekiyor. Türkiye'de insanların bu şantajlara, montajlara,
komplolara kurban edilmemesi lazım. Ben şimdi bu seks şantajının
arkasından kimlerin çıkacağını merakla
bekleyeceğim. Ortaya çıksın veya çıkartılsınlar
ki arkalarındaki gücü ve niyetlerini Türkiye öğrensin"
(157).
4.5. EMNİYETÇİLER'İ 'FETHULLAH GÜLEN RAPORU' ÇARPTI
"Emniyet Genel Müdürlüğü'nde Fethullahçı
gruplarla ilgili olarak üç müfettiş, aylarca çalıştı
ve 40 sayfalık yeni bir rapor hazırladı. Emniyet'teki
'Fethullahçı yapılanmayı' gözler önüne seren bu
raporda yer alan saptamalara karşın, Emniyet'in ne gibi önlemler
aldığını bilmiyoruz. Bildiğimiz, Fethullah Gülen
ile ilgili çalışma yapanların başının
dertten kurtulmadığı. Bir yandan Fethullah Gülen davası
açılırken, diğer yandan iddianameye dayanak oluşturan
raporu hazırlayanlara ağır disiplin cezaları
verildi. Fethullah Gülen raporunu hazırlattıkları için
'mağdur' duruma düşen Emniyet mensupları, Gülen davasında
'müdahil' olarak mahkemenin karşısına çıkar ve görev
yaptıkları Emniyet'teki Fethullahçı yapılanmayı
ayrıntılı olarak anlatırsa kimse şaşırmasın.
... Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Savcısı Nuh Mete Yüksel'in
hazırladığı 'Fethullah Gülen Örgütü İddianamesi'ni
okuduğumuz zaman, iddianamenin önemli bir bölümünün Ankara
Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin ya da diğer bir deyimle
'cezalandırılanlar'ın hazırladığı
raporla kelimesi kelimesine aynı olduğunu görüyoruz.
'Emniyetçi Fethullahçılar' konusunda bundan böyle daha sağlıklı
ve kuralları yerine getirerek rapor hazırlamaya yürek ister yürek...
'Fethullah Gülen' diyen fena çarpılıyor..." (158).
4.6. FETHULLAH HOCA İÇİŞLERİ'Nİ ELE GEÇİRMİŞ
"Fethullah Gülen grubunun 'yavaş yavaş ele geçirmeyi
amaçladığı mülki idare ve emniyet içinde büyük bir güç
haline geldiği ortaya çıktı. Batı Çalışma
Grubu tarafından yapılan ve gereği için İçişleri
Bakanlığı'na gönderilen gizli raporda, 36 valinin
irticai gruplarla ilişkisi olduğu belirtildi, 23 emniyet müdürünün
de halen etkili görevlerde bulunduğu ifade edildi. Vali yardımcısı
ve kaymakamlarla ilgili yürütülen araştırma ve incelemeler
sonucu 78 kişi hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu
belirten İçişleri Bakanlığı yetkilileri, son dönemlerde
bu konuda çalışmaların durduğunu, çok etkili bir
çalışma yürüten 10 kişilik müfettiş grubunun ise
dağıtıldığını söyledi. İçişleri
Bakanlığı'nda büyük bir güç haline gelen Fethullahçı
grubun, atamalarda da etkili olduğu bildirildi. Genelkurmay Başkanlığı
tarafından İçişleri Bakanlığı'na gönderilen
ve görevden alınması istenen valilerden bir kısmının
değişik tarihlerde görevlerinden alındığı
bildirildi. Fethullahçı gruplarla ilgili emniyetin sürdürdüğü
çalışmalar ise ekibin dağıtılması sonucu
durdu. Fethullahçı grubun ekonomik gücü, iş bağlantıları,
Türk Cumhuriyetleri ile ilgili faaliyetleri konusunda araştırmalara
ise henüz geçilemedi. Grubun 'Işık Evleri', 'Işık
Kışlaları' adını verdiği toplanma
yerlerinin Ankara'da bulunanların adresleri tek tek belirlendi.
Ancak bunun yurt genelinde bir çalışmayı gerektirdiği
konusunda Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından İstihbarat
Dairesi Başkanlığı'na yazı gönderildiği
öğrenildi. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün Fethullahçılarla
ilgili olarak Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı'na
gönderdiği raporla ilgili olarak bugüne kadar işlem yapılmadığı
öğrenildi. Fethullahçı örgütlenme ile ilgili olarak
1992'de başlatılan soruşturma ile ilgili hiçbir
operasyona geçilmediği, ifadelerin bile alınmadığı
ortaya çıktı. ... Fethullahçı çalışmayı
örtmek için konunun telefonların dinlendiği-izlendiği
biçime dönüştürüldüğüne dikkat çeken Emniyet Genel Müdürlüğü'nün
üst düzey yetkilileri şunları söylediler: 'Fethullah Gülen
grubuyla ilgili operasyonu bu saatten sonra emniyet camiasında
kolay kolay kimse yapamaz. Çünkü kimin eli dokunuyorsa yanıyor.
Bu konuda çalışma yapan grup tasfiye edildi. Bu hem Ankara
Emniyet Müdürlüğü, hem de genel müdürlük bünyesinde yaşandı.
Bu olayın iki boyutu var. Ya derinlemesine soruşturmak ya da
soruşturmayarak ört-bas etmek olacaktır. Eğer
derinlemesine bir soruşturma yaptırılmak isteniyorsa, dağıtılan
ekip takviye edilerek yeniden göreve getirilmeli ve soruşturma
kaldığı yerden devam ettirilmeli" (159)
4.7. 3 BİN POLİSLİK BİR LİSTE.
"... 3 bin polisi bir gecede değiştirip, kimselere
haber vermeden, izin almadan, yasalara uygunluğunu sorgulamadan
yeni telefon dinleme teknik ve usullerini yürürlüğe koymak, sınırsız
telefon dinleme yetkisi isteyerek, Cumhurbaşkanı'nın,
'Fethullahçı' diyerek geri çevirdiği valilerin yerine aynı
görüşte kişileri atamak için çaba göstermek, hep aynı
planın parçası. Öyle ki bakanlıkta hemşehrilik;
Sakaryalı, Hendekli olmak, Gürcü kökenden gelmek çok önemli.
Üst düzey atamalarda belli noktalarda muhafazakâr kadrolaşmayı
sağlamlaştıracak adları göreve yeniden getirerek
yapılmak istenen nedir? Amerika'ya sığınan ama Türkiye'de
aranan Fethullah Gülen'i, orada devletin resmi korumasına korutmak
ne demekse, bunlar da o demek. Gülen'i koruyan polisi tepkiler üzerine
aylar sonra geri çekip, İstanbul'da en yakın arkadaşınız
olan, paraya para demeyen kulüp başkanına birkaç gün önceye
kadar koruma yapmak ne demekse, o demektir... Tantan istiyor; MİT iç
istihbaratı bıraksın... Ama kime? Fethullahçılara mı
bıraksın" (160).
4.8. SİLAH OYUNU TUTMADI
"... Bunun gizlemeye çalışıldığı
örtünün adı ne yolsuzluk mücadelesidir, ne de usulsüzlük.
Bunlar takiyenin adları. Adına güç savaşı denilen
bu kavgada, toplumun hassas olduğu yolsuzluk karşısında
verilen kavga kişiselleştirilip, bir adama mal edilmekte. O
adam da bunun arkasına saklanıp, aklına estiği gibi
kadrosuyla beraber gücü eline geçirmek için cenk yapmaktadır.
Bu onların cihadı. Bakın nerelerden destek alıyorlar,
göreceksiniz. Onlar amaçlarına ulaşmak için her yolu mübah
sayıyorlar. Nakşi tarikatının camiinde, Nakşi
ilerigeleni Korkut Özal tarafından keşfedilen, sonra da yükseltilen
Sadettin Tantan, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin
kapatılmasına yeni oluşturduğu polis birimi tarafından
tutulan raporlarla karar veriyor. Gerekçe, imam hatiplilere burs
verilmemesi. Tarikatların egemenliğindeki dernekler kime burs
veriyor? İstanbul Valisi uygulamayı durdurmasa, son dönem aydınların
oluşturduğu en önemli sivil toplum örgütü yok edilecek.
Ama tarikatların bütün işyerleri, vakıfları,
dernekleri faaliyette" (161).
4.9. MÜFETTİŞLERİN FETHULLAH RAPORUNU AÇIKLIYORUZ
"Fethullah Gülen grubunun Emniyet içinde geniş bir tabanının
bulunduğu biliniyor. Bu grubun çalışma yöntemleri de müfettiş
raporlarıyla gün yüzüne çıkıyor. 'Fethullahçı
Emniyetçiler'in deşifre olduktan sonra geri çekilmeyi bildikleri
ve yerlerini başkalarının doldurmalarını sağladıkları
da bu ayrıntılı raporu okuduğumuzda görülüyor.
Emniyet Genel Müdürlüğü, 'Fethullahçı' oldukları
gerekçesiyle bazı Emniyet mensupları hakkında inceleme
yaptırdı. Polis Başmüfettişleri Ahmet Saraç,
Mustafa Maktav, E. Özgül Ezer'in yaklaşık 11 ay süren
incelemeleriyle bazı gerçekler ortaya çıktı. Fethullahçılar'ın
nasıl örgütlendiği, hangi birimleri ele geçirmek için
harekete geçtikleri 13 Haziran 1999 tarih B.05.1EGM.0.60.01 sayılı
raporunda belirtiliyor. Bazı Emniyet mensuplarının
isimleri sıralanıyor. Bunların isimlerini ve görev
yerlerini şimdilik açıklamak istemiyorum. Ancak Emniyet'in üst
düzey görevlerde olduklarını belirtmekle yetiniyorum. Öyle
bir yapı kurulmuş ki, bazı isimler 'Sincan olayları'na
kadar dayanmış... İnceleme yapılırken müfettişler
ismi geçen kişilerin daha önce çalıştıkları
birimlerde, o dönem birlikte oldukları görevlilerle de konuşmayı
ihmal etmemiş. Dahası, bazılarının köylerine
bile gitmişler. Orada da gizli araştırmalar yürütmüşler.
Yani tam 'polisiye araştırma' yapmışlar. Üç koldan
yürütülen incelemeler tamamlandıktan sonra Fethullah Gülen
grubunun Emniyet'e ilk sızış tarihleri ve faaliyetleri
raporun 'tahlil' bölümünde şöyle belirtiliyor: '1985-1992 yılları
arasında, irticai yapıya sahip kişilerin Emniyet Teşkilatı
içinde yapılanmaya gittikleri ve bu dönem içerisinde önemli
yerlerden daire başkanlıkları, eğitim kurumları
ve illerde kendi elemanlarını yerleştirerek uzun vadeli,
planlı ve programlı bir şekilde çalışma içerisinde
oldukları herkesçe bilinen bir gerçektir. Belirtilen yıllar
arasındaki teşkilat bünyesindeki yapılanmada, eğitim
kurumlarına eleman almada, yurtdışına eğitim ve
araştırma amacıyla personel gönderilmesinde, rütbe
terfilerinde, atamalarda ve diğer konularda kendi yandaşlarına
çeşitli menfaatler sağlanmıştır. Günümüzde
Emniyet Teşkilatı'nda yer alan irticai gruplardan bazılarının
1990-1992 yıllarında Polis Akademisi Başkanlığı'na
alınan özel sınıflardan olduğu görülmektedir.
Yine yukarıda belirtilen yıllar arasında Polis Koleji ve
Akademisi'ne alınan öğrenciler, bugün karşımıza
irticai faaliyetler içerisinde yer alan rütbeli elemanlar olarak karşımıza
çıkmaktadır. Konuya örnek olarak 1992 yılında
Polis Başmüfettişi İzzet Sezgin Şenel tarafından
yapılan tahkikatta, Polis Akademisi'nde görevli 9 öğretim üyesi
ve H.B.E., M.T., S.T., A.Ö. gibi üst düzey yöneticilerin de bulunduğu
90'a yakın personel hakkında Emniyet Örgütü disiplin Tüzüğü'nün
8/1 maddesine göre meslekten çıkarılmalarına ve bütün
sanıklar hakkında Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne suç
duyurusunda bulunulması talep edilmiştir. Fethullahçı
yapılanma konusunda örnekler veren 3 polis başmüfettişinin
raporunda şunlar yazılı: 'Vermiş bulunduğumuz
örneklerle Emniyet Teşkilatı'nda ve Polis Akademisi'nde
irticai gruplara ait kesimin nasıl bir yapılanma içerisinde
oldukları, planlı ve programlı çalışmalarının
sonucunda atılan tohumların yeşererek günümüzde nasıl
büyüdüklerini görmekteyiz'. İsimleri 'Fethullah Hoca'nın
Emniyet'teki kilit adamları' olarak geçenlerin ' jet hızı'yla
yükseldiğini müfettişler raporlarında belirtiyor ve
bunun için örnekler sıralıyorlar. Bir isim belirtip bu kişinin
nasıl yükseltildiği örnek olarak gösteriliyor. İşte
yazdıkları: 'Bu kişi Şube Müdürü (4 ncü sınıf
emniyet müdürü) Polis Akademisi'ne geçmesiyle beraber 3 yıl içinde
Polis Akademisi Başkan Yardımcısı, bir yıl
sonra Daire Başkanı olmuştur. Yani 4 yılda bu rütbeyi
almıştır. Günümüzde ise aynı şartlarda
Birinci Sınıf Emniyet Müdürü olabilmek için en az 9 yıl
müdürlük yapmış olması gerekmektedir". Bazı
Emniyet mensupları 'Fethullahçı' olmanın karşılığını
kısa sürede üst rütbelere ulaşarak alıyor. Bu kişiler
gelebilecekleri yere geldikten sonra, daha doğrusu iyice 'deşifre'
olduktan sonra Fethullahçılıkla ilgili faaliyetlerde geri
planda kalıyor. Bu bilinçli bir uygulama olsa gerek. Tarikat bağı
kurulduktan sonra yükselmek kolay. Bunlar belli bir yere geldikten
sonra 'ben onlardan değilim. Kandırılmışım'
demeye başlıyorlar. Bu durum müfettişlerin inceleme
raporunda şöyle belirtiliyor: '1985-1991 yılları arasında
irticai kesime mensup kişilerin Emniyet Teşkilatı'nda
yapmış oldukları yapılanma ile kendi yandaşlarına
çeşitli menfaatler yarattığı bilinmektedir. Örneğin
emniyet müdürlüğü rütbesini alan personel, hemen birkaç ay
veya yıl içinde 1'nci sınıf emniyet müdürü yapılarak
okul müdürü, daire başkanı ya da il emniyet müdürü
olarak ataması yapılmıştır. Günümüzde ise
1'nci sınıf emniyet müdürü olabilmek için 9 yıl çalışmış
olmak gerekmektedir'. Emniyet'in içinde bulunduğu durum, bu örnek
özetlemeyle yetiyor. Bu raporun ayrıntıları var. Onlara
da değineceğiz. Bir gerçek daha var, Fethullahçılar'a yönelik
operasyon planlarının hazırlanmasına rağmen,
uygulamaya konulmadığı da bilinen bir gerçek.. " .
"... Raporda ilginç bir değerlendirme var. Bu kişilerin
yapılanmalarında, 'zincirin halkaları gibi birbirlerini
tamamladıkları' belirtiliyor. Emniyet'te bu 'zincirin halkaları'nın
hayli uzun olduğu, üst rütbelere kadar uzanan kişilerin
belli noktalara ulaştıktan sonra görevde kalabilmek için bağlarını
belli ölçüde kopardıkları gözleniyor. Polis başmüfettişlerinin
raporundan bir bölüm: 'Bu ve bunun gibi kişiler ya rütbe
terfilerini erken elde etmek amacıyla veya gerçekten de dini
vecibelerini yerine getiren, mutaassıp biri olarak ve irticai
kesimle bağlantılı kimselerin, kendisine daha yakın
olduğunu düşünerek bunlar içerisinde yer almaktadılar.
Bu kişiler, Emniyet Teşkilatı'ndaki irticai örgütlenme
içerisinde yer alarak yapılanmada faal rol alıyor'. Müfettişlerin
derinlemesine yaptığı araştırmalar Sincan'a da
uzanıyor. Sincan olaylarından önce bu ilçede kimlerin görev
yaptığını araştırdığınızda
karşınıza ismi hiç de yabancı olmayan birisi çıkıyor.
Emniyet'in bir değil, binden çok raporunda bu kişinin
'irticai gruplarla bağlantılı' olduğunun belirtildiğini
de müfettişlerin son raporunda görüyoruz. Müfettişlerin
raporu devam ediyor: 'Yine bu şahsın irticai eğilimli
olup, bu kesime mensup kişilerle görüştüğü ve bu
konuda uyarıldığı ve bu durumunu personelle olan ilişkilere
yansıttığı İlçe Kaymakamı tarafından
belirtilmiştir. Yine Ankara Emniyet Müdürlüğü, Fethullah Gülen
cemaatine ilişkin yapmış olduğu tahkikat nedeniyle göndermiş
olduğu evrakta adı geçenin bu cemaatin elemanı olduğu
bildirilmiştir. Ayrıca İstihbarat Daire Başkanlığı'nca
yapılan çalışmada da bu kişinin 'irticai görüş
ve fikirlere sempati duyduğu' şeklinde değerlendirmesi
ile hakkında ileri sürülen iddianın doğru olduğu
ortaya konulmaktadır'. Bunlar bir değil, binden çok raporla
yazılmış da ne olmuş? Bakıyorsunuz, kişi yükselmiş
de yükselmiş. 'Bu kişiler görevden alınsın' diye müfettiş
raporları düzenlenmiş. Kızak görevlere çekilmek yerine
daha da etkili görevlere getirilmişler. Geçmişlerine de
birer 'sünger' çekilmiş. Rapor şöyle devam ediyor: 'Daire
Başkanı hakkında ileri sürülen 'tarikat yanlısı
olduğu' yolundaki iddianın, tahlil bölümünde açıklanan
nedenlerle doğru olduğu kanaati hasıl olmuştur.
Ancak, iddianın 1985-1991 yılları arasında yer almasıyla,
Devlet memurları Kanununun 127. ve Türk Ceza Kanununun 102.
maddelerinde yer alan zaman aşımları nedeniyle adı
geçen hakkında işlem yapılmasının hiçbir
hukuki yarar ve sonuç doğurmayacağı için hakkında
adli ve idari yönden soruşturma açılmasına gerek
bulunmamaktadır. Ancak, tarikat yanlısı olduğu
belirtilen bir personelin, daire başkanı olarak görev yapmasının,
yanlısı olduğu tarikat veya cemaat elemanlarına çeşitli
yararlar sağlayabileceği ve faaliyetlerine devam edebileceği
nedeniyle adı geçenin birim amiri olarak görevlendirmemesinin
uygun olacağı'. ... Raporda 'irticai kesime mensup kişilerin
Emniyet'te yapılanma ile kendi yandaşlarına çeşitli
menfaatler yaratıldığı bilinmektedir' deniyor. Önemli
ve kilit birimlere bu kişiler getirildikten sonra gerisi kolay.
Belli bir dönemde atılan tohumlar hızlı bir tırmanışla
Emniyet'in tepe noktalarına gelmiş. Bunların şimdi
yeni faaliyetlerde bulunmasına, yeniden olmasına gerek yok.
Yetiştirdikleri ve sahiplendikleri kişiler şimdi tırmanışta"
(162).
4.10. POLİSİN BİLGİSAYARI TARİKATÇI
ŞİRKETLERDEN ALINIYOR
"Devletin üst düzey kurumlarına sunulan 'Fethullah Hoca
Cemaatı ve Emniyet Teşkilâtı' başlıklı
Rapor'da, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün bilgisayar ihtiyacının,
Fethullah cemaatine yakın şirketlerden sağlandığı;
bilgisayar ihale sözleşmelerinde bu şirketlerin gözetildiği
kaydediliyor. Raporda bu konuda şu bilgiler veriliyor:
'Bilgisayarlaşma adı altında devletin paraları Hoca
Efendi cemaatine ait bilgisayar şirketlerine aktarılmaktadır.
Ankara genelinde faaliyet gösteren S. AŞ, her Ramazan'da Ankara
genelinde bilgisayarla uğraşan kişilere lüks mekanlarda
yemek verir. Zaten Ankara genelinde faal yerdeki tüm bilgisayarcılar
da Hoca Efendi cemaatinin elemanı veya bu cemaate sıcak bakan
insanlardır. Hazırlanan şartnamelere öyle şartlar
konuluyor ki en fazla ihaleye giren firma sayısı 3'ü geçmiyor'.
İhalelerde, 'rekabet ortamı' oluşmuş ve çok sayıda
şirket katılmış gibi bir izlenim verebilmek için
birden fazla şirketin çağrıldığı, ancak tümünün
aynı cemaate bağlı olduğu ifade ediliyor. Raporda
Ş., D. ve D. bilgisayar firmalarına dikkat çekiliyor. Bu
şirketlerin, Emniyet örgütü içinde kazandıkları
ihalelerin araştırılması gerektiği
kaydediliyor. Bu firmalara vermekteki tek maksat, paranın buralara
akması değil, aynı zamanda teşkilat içindeki
elemanların dışarıdan bu firmalar tarafından
desteklenmesinden ibarettir. Rapor, Polis Akademisi'nin buna iyi bir örnek
olduğu belirtilerek şöyle deniyor: 'Tüm Akademi'nin ihalesi,
S. Bilgisayara verilmiş ve cemaatin sivil kanadının
Akademi içine girmesi sağlanmıştır. Bu program ile
Akademi her yönden bu firmanın kontrolü altına girmiştir.
Emniyet örgütü içinde; polis okulları, Polis Akademisi ve Polis
Koleji sınavlarıyla tüm eğitim faaliyetleri, Genel Müdürlük
Eğitim Daire Başkanlığı'nın gözetiminde yürütülüyor.
Sınav soruları ve sonuçların okunması, sınavlara
girecek komisyonların belirlenmesi, bu dairenin görevleri arasında.
Raporda, Eğitim daire Başkanlığı'nın yüzde
90 oranında cemaatin kontrolü altında hareket ettiği
belirtiliyor. Soruların yanıtları sınavdan önce ele
geçirilebilirse hemen öğrencilere ulaştırılıyor.
Rapor, imtihan komisyonlarına girenlerin, cevap kâğıtlarını
getirenlerin ve cevapları okuyanların tümüyle bu cemaatin
elemanları olduğunu saptıyor. Raporu kaleme alanlar,
Emniyet teşkilatı içindeki Fethullahçı örgütlenmeye
karşı mücadelelerini sürdüreceklerini, Fetnhullahçıların
diğer birimlerdeki önemli faaliyetlerini, başta polis okulları
olmak üzere tüm okul ve birimlerdeki tarikatçı personelin
isimlerini de açıklayacaklarını ifade ederek, şunu
belirtiyorlar: 'Kurslara kendi elemanlarını nasıl gönderdiklerini,
aynı şekilde yurtdışına eleman gönderişlerin;
Sınıf Komiserliği ve Eğitimcilerin Eğitimi
isimli kurslar açıp kendi elemanlarını okullarda ve
birimlerde vazgeçilmez eleman yaptıklarını, istihbarat,
terör ve kaçakçılık birimlerindeki faaliyetlerini;
okullarda kendi elemanlarını nasıl dereceye soktuklarını;
Bilgi İşlem ve kurulacak Polnet-2000 sistemini nasıl işgal
ettiklerini ve 2000 yılında faaliyete geçecek bu sistemle
niyetlerini ve daha birçok bilgi ve isim göndereceğiz"
(163).
4.11. FETHULLAH EMNİYET'İ ELE GEÇİRDİ
"Nurcuların en büyük grubu olan Fethullah Gülen Tarikatı'nın,
Emniyet Genel Müdürlüğü içinde nasıl örgütlendiği,
bir rapor halinde devletin üst düzey yetkililerine sunuldu.
İşçi Partisine ulaştırılan Raporda, polis içindeki
Fethullahçı örgütlenme ayrıntılı bir biçimde ele
alınıyor. Cemaatin, 28 Şubat sürecinden sonra aldığı
önlemler de Raporda belirtiliyor. ...Raporda, Fethullahçıların
Emniyet içinde Genel Müdürlük bünyesindeki Daire Başkanlıkları,
Polis Akademisi, Polis Koleji ve Polis Okulları ile özel statülü
illerde önemli şube müdürlüklerinde faaliyet gösterdikleri
ifade ediliyor. Fethullahçılar, amirler ve polis memurları
olarak, iki ayrı grupta örgütleniyor. Örgütlenmenin başında
bulunan kişi, 'imam' diye adlandırılıyor. 'İmam'lar,
en kıdemli ve yetenekli kişiler arasından seçiliyor.
Raporda şunlar kaydediliyor: 'Amirler ve memurlar, kesinlikle
birbirini tanımamakta, herkes imamı bilmekte ve onun
direktiflerini yerine getirmektedir. Bu imamlar, bölge imamlarına,
onlar da merkezde kurulu bir sivil kurula bağlı olarak
faaliyet göstermektedirler. İmamlardan gelen emirler, Hoca
Efendi'den geldiği kabul edilerek mutlaka yerine getiriliyor. Kısacası
Emniyet Teşkilatı'nın personel alımından
atanmasına, branşlaştırılmasından eğitimine,
kurs görmesinden yurt dışına gitmesine, istihbarattan
teröre kadar, bir çok konuda fiili karar verme bu üst sivil grup
tarafından gerçekleştirilmektedir'. Polis örgütü içindeki
örgütlenmede, cemaatin tüm bireyleri, gizliliğe düzenli bir biçimde
uyuyorlar. Üst grup tarafından gelen tedbirler ve kararlar,
kademeli olarak alt gruplara iletiliyor. Kararların uygulanıp
uygulanmadığı 'imam'lar tarafından kontrol ediliyor.
Raporda, MGK tarafından kabul edilen 28 Şubat 1997 kararlarından
sonra cemaatin 'tedbir ve parola sistemini' değiştirdiği
kaydediliyor ve alınan önlemler sıralanıyor. Bu önlemlerin
başında, 'işyerinde ve oturulan çevrede laik ve Atatürkçü
bir hava' yaratılması geliyor. Raporda şunlar
belirtiliyor: 'Hoca Efendi cemaatinin elemanları, 'Şu an sırtınızda
yumurta küfesi taşıyorsunuz. Yanlış bir hareketiniz
geri dönülmeyecek hatalara sebebiyet verecektir. Sizler, Hitler'in
tankları gibisiniz. Hitler, Rusya'ya doğru ilerlerken, karşısına
çıkan bataklıkları aşmak için tankları bataklıklara
saplayıp, kendilerini feda ederek arkadan gelenlere yol açmaları
gibi, sizler de bu tür fedakârlıklar yaparak, sizden sonra
geleceklere ortam hazırlayacak ve cemaatin teşkilatı ele
geçirmesini sağlayacaksınız' parolasıyla hizmet
etmektedirler'. Raporda, Emniyet Genel Müdürlüğü Personel Daire
Başkanlığı personelinin yüzde 95'inin Fethullah
cemaatine mensup olduğu ifade ediliyor. Personel Dairesi; atama,
uzmanlaşma, ödül, ceza vb. gibi, tüm işlemlerin yapıldığı
birim. 'Teşkilatın tüm ataması, imamların bağlı
bulunduğu sivil grup tarafından önceden teşkilat dışında
planlanmakta ve daire bünyesindeki elemanları tarafından da
bu kararlar icra edilmektedir. Yani teşkilatı öyle bir hale
getirdiler ki, dışarıda olup teşkilatı bilmeyen
sivil grup, Emniyet teşkilatını yönetmekte ve yönlendirmektedir.
Şu an sadece Emniyet Müdürlerinin tayinlerine karışamamaktadır'.
Personel Daire Başkanlığı'nı ele geçirmenin
yarattığı olanaklar, zaman zaman siyasi ve idari baskıyla
birleşiyor. 'Personel Daire Başkanlığı'nda, ünvanlara
göre boş kadrolar tutulmaktadır. Bu kadrolar gizlidir. Daire,
uygun gördüğü kişileri bu kadrolara atar. Cemaat elemanları
bu kadroları ellerinde tuttuklarından, boşalan önemli
kadrolar olduğunda hemen sivil gruba intikal ettirerek, kendi
elemanlarının bu kadrolara atanması için siyasi ve idari
baskı kurularak, gerektiğinde bakana dahi ulaşılarak
atamaların yapılması sağlanıyor. Merkez Yüksek
Değerlendirme Kurulu'nun yaptığı rütbe terfileri
dahi aynı gün, yine bilgisayar bürosundaki görevliler tarafından
diskete kaydedilip sivil gruba veriliyor ve yeni stratejiler
belirlenerek kendi tarafından terfi edip edemeyenlerin durumu değerlendiriliyor.
Eğer yine kendi elemanlarından terfi edemeyen varsa, siyasi
baskı mekanizmaları harekete geçirilerek rütbe listesi onaya
girmeden terfiler sağlanıyor'. Personel Daire Başkanı
Zeki Urgancıoğlu 1998 yılı atamalarını
bizzat yürütünce, cemaatin tezgâhı bozuldu. Urgancıoğlu'nun
ayağı kaydırıldı. Raporda olayın gelişimi
şöyle anlatılıyor: 'Yapılan tüm atamalar, daire bünyesinde
bilgisayar bürosunda kurulu bulunan ve Komiser M.D ve Komiser M.K.'nın
kontrolünde bulunan network sistemi ile yukarıdan tamamen görülmekte
ve yapılan tüm atamalar diskete kaydedilerek, akşamları
bu sivil gruba gönderilmekte idi. Planlamadan iki-üç gün sonra yapılan
planlamalar, cemaatin tüm planlamalarını bozduğundan,
siyasi baskı kurularak, İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu'na
çeşitli bahaneler uydurularak, başkanın görevden alınması
sağlandı'. Personel Dairesi'nde yoğunlaşma, aynı
zamanda, 2000'li yıllara yönelik bir yatırım. Rapor,
geleceğin lider kadrosunun oluşturulduğuna dikkat çekiyor.
Bu bakımdan, Fethullahçılar, cemaat mensuplarının
önünü açacak 'kadrosuzluktan emekli yasası'nın bir an önce
çıkmasını istiyorlar. Rapor, bu konuda şunları
yazıyor: 'Cemaatin en büyük sıkıntısı, müdür
sınıfında yüzde 25 civarında personeli bulunmaktadır.
Ve nihai kararlar bu müdürler tarafından verilmektedir. Fakat müdür
sınıfı kadrolarının dolu olması sebebiyle
aşağıda, yüzde 85'ini bu cemaatin oluşturduğu,
komiser yardımcısından emniyet amirine kadar olan rütbelerde
bir yığılma meydana gelecektir. Bunu aşmak için de
bir an önce askeriyedeki gibi kadrosuzluk nedeniyle emekliliğin gündeme
gelmesi gerekmektedir. Bu kanun çıkartılırsa üst
kademelerdeki emniyet müdürleri emekli edilerek yerine alttan gelen bu
elemanların geçmesi hedeflenmektedir. APK Daire Başkanlığı
ve Personel Daire Başkanlığı olarak burada bulunan
Hoca Efendi cemaati elemanları tüm gayretlerini bu tasarıya
vermektedir'. Polis Akademisi ve Polis Kolejine giriş de, cemaatin
kontrolü altında. Ancak Rapora göre, son 4-5 yıldır bir
sıkıntı yaşanıyor. Bu okullara çoğunlukla
şehit çocukları alınıyor. Fethullahçılar,
kendilerine fazla çekemedikleri bu çocukların akademiye girişini
önlemek için yönetmeliği değiştirmeye çalışıyorlar.
Akademiye değil, polis okullarına alınsın,
diyorlar'. Fethullahçılar, öbür birimlerden kendi elemanlarına
ait olumsuz bir yazı geldiğinde, bu tür işlemleri yumuşatarak,
'elemanlara ve hizmete zarar gelmeyecek bir hale getirip' işleme
koyuyorlar. 1996-1997 yılında Polis Akademisi'nde irticai
faaliyette bulundukları için isimleri Genel Müdürlük'e iletilen
9 kişinin tayinleri, gene önemli merkezlere yapıldı.
Raporda, buna örnek olarak şu isimler veriliyor: 'R.Y. Başkomiser
Eğitim Daire Başkanlığı, Y.A. Komiser TEM Daire
Başkanlığı, M.A. Komiser Personel Daire Başkanlığı,
E.D. Komiser Personel Daire Başkanlığı (Komiser M.A.
şimdi Şark Atama Büro Amiri olarak görev yapmaktadır'.
Emniyet içindeki cemaat mensuplarının ana faaliyetlerinden
biri de, önemli birimlerden gelecek personel talebini, o sırada
pasif görevlerde bulunan elemanlarıyla karşılamak. Buna
örnek olarak, 1996 yılında Elazığ Polis Okulu'na
yapılan atamalar gösteriliyor. Raporda, atamalardan pek çok örnek
veriliyor. Cemaat elemanlarının adları sayılıyor.
1997 yılına kadar polis okullarındaki kura çekimine yalnızca
Personel Daire Başkanlığı'nda görevli personel gönderilirken,
bu yıldan başlayarak, Hoca'nın elemanları gönderiliyor.
Bu kişiler, kura çekiminde kendi elemanlarına yardımcı
oluyorlar. Ayrıca okullardaki gelişmeler hakkında bilgi
topluyorlar. Rapor, Fethullahçıların, örgütü genişletme
açısından da bu durumdan yararlandıklarını
saptıyor. 'Ayrıca tüm teşkilat bünyesinde peşine düştükleri,
yani zeki ve kabiliyetli görüp kendilerine eleman yapabilmek için
ilgilendikleri personele, istediği yere tayin ve istediği branşta
çalışma gibi menfaatler gösterilerek, bu tür elemanların
kendilerine katılmaları sağlanmakta, kendi işlerine
mani olan personeli de tayin ettirerek kendi elemanlarına serbest
çalışma alanı oluşturulmaktadır'. Raporda,
Emniyet teşkilatında iyi bir yere gelebilmek ve istediği
alanda çalışabilmek için, çok sayıda personelin 'Hoca
Efendi cemaatine' katılmaya zorlandığı ifade
ediliyor. Genel nakil ve Doğu ve Güneydoğu'ya gönderilecek
personelin planlanmasından ve atamalardan yaklaşık iki ay
önce, 'tüm teşkilattaki elemanlara, birimlerdeki problemli ve
engel teşkil eden' isimler soruluyor. Bu araştırma;
Aleviler, solcular ve başka cemaatler esas alınarak yapılıyor.
İsimlerin saptanmasından sonraki aşama Raporda şöyle
anlatılıyor: 'Bu toplanan isimlerde öncelikle gönderilmesi
gerekenler tespit edilip bunların tayini ile dışarıda
kalan, önemsiz birimlerde çalışan veya Akademi'den mezun
olacak Komiser Yardımcısı elemanlarına yer açılıyor.
Kendilerinden olmayan personelin birimleri ipka teklifinde bulunsa dahi
ipkalarını işleme koymayıp sorulduğunda,
'sehven yazılmamış veyahut daire başkanı kabul
etmedi' gibi mazeretlerle iş geçiştiriliyor'. Bu formülün
tam olarak uygulandığı 1997 ve 1998 yıllarında,
Genel Müdürlük Daire Başkanlıkları, Polis Akademisi ve
Polis Koleji'ndeki örgütlenme tamamlanıyor. Rapor'a göre,
Emniyet içindeki Fethullahçı örgütlenme, son iki yıl içinde
doruğa ulaştı. Cemaat, bu durumu korumak için,
kendilerine karşı çıkan amirler hakkında, kendine
bağlı yayın organlarında üretilmiş 'haberler'
yazdırarak, bu kişileri yıpratmaya çalışıyor.
Raporda cemaatin, Emniyet Teşkilatı içindeki her gelişmeden
anında haberdar olduğu örneklerle anlatılıyor. 'Bu
cemaat, Emniyet Genel Müdür Yardımcıları, Genel Müdür
Özel Kalem başta olmak üzere birçok yere eleman yerleştirmişlerdir.
Bu yazının İçişleri Bakanlığı'nda
herhangi bir birime gönderilmesi halinde, aynı dakikada haberleri
olacak ve yeni stratejiler tayin edeceklerdir'. 'Emniyet Teşkilatı
ve Başbakanlık bünyesinde oluşturulan Sivil Çalışma
Grubu'na gelen tüm ihbarlardan haberleri olduğundan, buraya gelen
ihbarları asılsız yapabilmek için, illerde irtica ile alâkası
olmayan, içki içen ve gayri meşru ilişkileri olan
personelin, irticai faaliyetlerde bulunuyorlar diyerek ihbar edilmeleri
istenmiştir. Böylece bu grupları yanlış yönlendirmektedirler.
'Son olarak Sivil Çalışma Grubu'ndan gelen 40 civarında
irticai faaliyette bulunan emniyet mensubunun yazısı, işlemler
şubesinde soruşturma bürosuna geldi. Tabi yine burada görevli
Hoca Efendi talebesi büro amiri Komiser D.O. var. Bu liste aynı gün
fotokopi ile çoğaltılarak sivil birimlerine gönderildi.
İçlerinde elemanları olanlar uyarılarak taktik geliştirmeye
başladılar'. 28 Şubat kararlarından sonra özellikle
parola sistemini değiştiren cemaat, şu önlemler başvurdu.
1. Evlerde bulunan Risale-i Nur Külliyatları kaldırılacak.
Herkes, bu eserleri sivil olan akrabalarının yanına götürecek.
2. Evlerden Hoca Efendi'nin kaleme almış olduğu eserler
kaldırılacak. Kur'an-ı Kerim'den başka hiçbir dini
kitap kalmayacak. 3. Evlerin giriş kısmına, hatta dış
kapı açıldığında görülebilecek yerlere Atatürk'ün
fotoğrafları asılacak. Odalarda 10. Yıl Nutku ve
İstiklal Marşı duvarlara asılacak. 4. Evlerde görünür
kısımlarda, Nutuk gibi kitaplar bulundurulacak. 5.
İşyerine giderken Sabah, Milliyet, Cumhuriyet gibi gazeteler
alınıp götürülecek ve işyerinde herkesin görebileceği
yerlere bu gazeteler konulacak. 6. Zaman gazetesi, Sızıntı
ve Aksiyon gibi dergilere başka isimler altında abone
olunacak. Dergi ve gazete ücretleri yatırılacak. Fakat
genellikle ev adresi verilmeyecek. Bu yayınlar evde bulunmayacak.
7. Telefonlar MİT tarafından dinlendiğinden telefonlarda
kesinlikle dini konuşmalar yapılmayacak. Selam verilmeyecek.
Hatta hayırlı sabahlar bile denilmeyecek. İyi günler, günaydın
türü konuşmalar yapılacak. 8. Telefonda hizmetler hakkında
konuşma yapılmayacak. Hiçbir elemanın ismi
zikredilmeyecek. Adres verilmeyecek. Sohbet yapılacak evler hakkında
konuşulmayacak. 9. Eğer herhangi bir yerde buluşma olacak
ise telefonlarda kodlu konuşulacak. Mesela: 'Bu akşam maçı
nerede seyrediyoruz?'. 'Bu akşam bizde okey oynayalım mı?
Gelirken şu isimleri de çağır' gibi. 10. Cuma namazına
3 hafta üst üste gidilmeyebilir. Bu nedenle birimlerde bulunan
elemanlar 3 gruba ayrılacak. Her hafta bir grup gizlice Cuma namazına
gidecek. Diğer kalan iki grup birimlerinde kalacak. Birim
amirlerinin gözleri önünde bulunarak dikkat çekilmeyecek. Hatta mümkünse
Cuma namazı vaktinde Polis Evi'nde birim amirleri de davet edilerek
yemekler tertip ediilecek. Kurum içinde bulunan halı sahalarda
yine birim amirleriyle maç yapılacak. 11. Kesinlikle hiçbir vakit
namazı işyerinde kılınmayacak. Cem edilecek. Yatsı
namazında evde topluca kılınacak. 12. Çöp kutularından
boş bira kutuları ve içki şişeleri toplanacak.
Evdeki çöpler dışarı konduğunda, bu şişe
ve kutulardan birkaç tanesi çöpün görünen kısımlarına
konacak. 13. İşyerinde kendi cemaatimizden başka bir
grubun ya da cemaatin elemanlarının başı derde girdiğinde,
kesinlikle yardım edilmeyecek. Hatta görmemezlikten gelinecek. 14.
İşyerinde lehimizde ve aleyhimizde cereyan edilecek tüm
konular, anında bağlı olunan imama bildirilecek. 15. Önceden
hanımlarının başları açık olup, sonradan
kapananlar, eşlerinin başlarını açacak. Eşinin
başını açan her eleman, eşiyle beraber birim
amirlerinin görebileceği yerlere gidecek. Meselâ; polis evine
yemeğe veya Bayramda bayramlaşmaya. 16. Önceden hanımlarının
başları kapalı olsa dahi, önemli yerlerde çalışanlar
mutlaka eşlerinin başını açacak. 17. Akademi, kolej
ve polis okulu öğrencileri hafta sonunda dershanelere gönderilmeyecek
(Dershane, Hoca Efendi cemaatinin dini evleri). Tüm öğrencilerle
pastane ve lokal gibi yerlerde buluşulacak. 18. Tüm akademi, kolej
ve polis okulu öğrencileri, mutlaka bilgisayar kursuna gidecek.
19. Kurban bayramlarında hiçbir eleman kurban kesmeyecek. Deri
toplama işine girmeyecek. Fakat tam bir kurban parası imama
verilecek ve bu para hizmete aktarılacak. Hizmetten bu elemanlara
sadece bir but gönderilecek. Böylece deri toplama işi olmayacak.
Herkes kurban kesmiş olacak. Çevreye de kurban kesmedik, denecek.
20. İşyerinde ve çevrede laiklik ve Atatürkçülüğü
öven konuşmalara iştirak edilecek. Dini öven konuşmaların
olduğu gruplardan uzak durulacak. 21. Son alınan duyumlarda MİT,
Emniyet Genel Müdürlüğü'nde çalışan tüm amir sınıfı
personelin adreslerini tespit etmiş ve bu amirlerin evlerine
giderek bir adres sorma bahanesi ile kapılar çalınıp,
hanımlarının kapalı olup olmadığını
tespit etmektedir. Bu nedenle evlerde kadınlar başı açık
duracak ve kapı çalındığında başlar açık
olarak kapılar açılacaktır" (164).
4.12. TÜRKİYE'Yİ SARSAN BELGE
"Ülkemizi sarsan 28 Şubat 1997 sürecinde gündemi oluşturan
irticai hareketlerle ilişkin devletin ilgili birimleri tarafından
hazırlanan ve bir örneği gereği yapılmak üzere
İçişleri Bakanlığı'na gönderilen 'şok
liste'yi star ele geçirdi. Devletin en üst kademelerinde ciddi tartışmalara
neden olan ve kamuoyunun aylardır ortaya çıkmasını
beklediği 'olay belge'de Emniyet teşkilatındaki irticai
faaliyetlere karışanların isim listesi yer alıyor.
Listede il emniyet müdürlerinden Türkiye'nin dört bir yanındaki
polis memurlarına kadar pek çok ismin gün gün istihbarat
bilgileri bulunuyor. Listede aralarında il emniyet müdürlerinin
yanısıra değişik rütbelerdeki emniyet mensuplarının
da isimleri yer alıyor. Devletin ilgili birimleri tarafından
'gereği yapılmak üzere' gönderilen listedeki isimlerin bir kısmı
için 'gereği' yapılıp aktif görevden kızağa
çekildiği ortaya çıktı. Star'ın araştırmasına
göre, kızağa çekilenler arasında il emniyet müdürleri
de bulunuyor. Listede yer alan Emniyet Müdür yardımcılarından
birisi de irticai faaliyetleri nedeniyle açığa alındı.
Listede ismi geçen il emniyet müdür yardımcılarından
birisi de son çıkarılan kararnameyle 'Polis Okulu'na verildi.
Devletin ilgili birimleri tarafından yapılan çalışmalar
sonucu belirlenen listede 87 isim yer aldı. Ancak aradan geçen süre
içinde listeye yeni isimler de eklendi. Böylece Emniyet'te irticai
faaliyetlerle ilgili olarak yer alanların sayısı son düzenlemelerle
birlikte 110'a çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün
üst düzeydeki bir yetkilisi, 'Bu kişiler yakın takip altında.
Ancak bizim de bilmediğimiz bazı gelişmeler yaşanıyor.
Listede yer alan bazı müdürler görevden alınırken,
birisi de daha önemli göreve getirildi' dediler. İsimleri
'irticai faaliyetlerde bulunduğu ihbar edilen emniyet genel müdürlüğü
personeli' listesinde yer alan bazı görevlilerin polis memurluğu
sınav komisyonlarında da yer aldıkları dikkati çekti.
Personelin önemli bir kısmının Emniyet'in istihbarat, eğitim
ünitelerinde görevli oldukları belirlendi" (165).
4.13. FETHULLAHÇILAR ÖRGÜTLENİYOR
"Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde olluşturulan
İstihbarat Dairesi'nde içten içe sürdürülen bir örgütlenme
1989'da tamamlanmıştı. Gümüş yüzük takan, ütülü
pantolan giymekten kaçınan bir ekip, o güne dek fazla önemsenmeyen
birimi tümüyle ele geçirmişti. Fethullah Gülen'e yakınlığıyla
da tanınan polislerin arkasındaki siyasi gücün, dönemin
İçişleri Bakanlarından Abdülkadir Aksu olduğu öne
sürülüyordu. Ancak İstihbarat Dairesi, kadrolaşmasını
tamamladıktan sonra 'mobilize' olarak çalışmaya başladı.
Yani Türkiye'nin her kentine uzanıyor, teknik imkânlarıyla tüm
polis örgütünün üzerinde yer alıyordu. O güne dek önemsenmeyen
birim, bir anda ilgi odağı haline gelmişti. 'Polisteki
Fethullahçılar' diye adlandırılan grup, bir araya gelip
etkili bir güce dönüşmüştü. İki yıl sonra
kurulan DYP-SHP hükûmeti döneminde İstihbarat Daire Başkanlığı
büyük tırpan yemesine karşın, çekirdek kadro yeni
atandıkları yerlerde de birbiriyle bağını sürdürmeyi
başardı. Halen Adana Polis Okulu'nda görev yapan dönemin
İstihbarat Dairesi üst düzey yöneticisi, bugün Emniyet'teki
tarikatçı örgütlenmenin de temelini atan kişi olarak
biliniyor. Polis'te yaşanan son kavganın temelindeki
nedenlerden biri olarak gösterilen 'Fethullah Raporu'nun böylesine gürültü
koparmasına, 80'li yılların sonunda başlayan kadrolaşmanın
bugünlere kadar ayakta kalmasının yol açtığı
ise polis örgütü için bir sır değil" (166).
4.14. EMNİYETTE GÜLEN PARMAĞI
"Telekulak operasyonuyla yeniden gündeme gelen 'Emniyetteki
Fethullah Gülen örgütlenmesi' 1992 yılında Ankara Emniyet Müdürlüğü
ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'nca hazırlanan
iki ayrı fezlekede yer aldı. Soruşturma çerçevesinde adı
geçen 102 kişi arasında Fethullah Gülen'in yanısıra,
Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Özel Kalem Müdürü
Yunus Çetinkaya'nın da yer aldığı öğrenildi.
Ankara Emniyet Müdürlüğü'nce hazırlanan Fethullah Gülen'le
ilgili raporun ardından 'telekulak' krizinin doğması ve
raporu hazırlayanların görevden alınmasıyla ilgili
gelişmeler üzerine, Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, Emniyet
Genel Müdürü Necati Bilican'a 'çok gizli' ibareli 7 sayfalık
bir mektup gönderdi. Görevden alınmaların haksız olduğunu
belirten Saral, 'zamanlamanın ise konuya değişik boyutlar
kazandırdığını' savundu. İstihbarat Daire
Başkanlığı'na Gülen grubu hakkında çalışma
başlatılmasıyla ilgili yazı yazıldıktan
sonra bazı garipliklerin gündeme geldiğini belirten Saral,
şunları söyledi: 'Bu yazıyı takip eden günlerden
sonra Ankara İstihbarat Şube Müdürlüğü bilgisayarlarında
garip müdahalelerle karşılaşılmış, ilgili
(f) yazıdan sonra müdahaleler, veri tabanına ulaşma,
hatta silmeler şeklinde olmuştur (Ek: 11). İlgi (g) yazı
yazıldığı gün de anılan personelimizin görevden
alınması gündeme gelmiştir. İlgi (a) yazı
ekinde belirtilen listelerin incelenmesinden de anlaşılacağı
üzere, İstihbarat Daire Başkanlığı Bilgi
İşlem ve hassas birimlerinde görevli bazı personelin
hedef olduğu anlaşılmıştır. Bundan da
vahim olanı, 1992 yılında anılan örgüte karşı
yürütülen çalışmayla ilgili (h) evrakta geçen ve DGM'ye
sevkedilen şahıslardan birisinin İstihbarat Daire Başkanlığı
Özel Kalem Amiri olarak görevine devam etmesi, nasıl bir dirençle
karşı karşıya bulunulduğunu göstermektedir.
Hal böyle iken Fethullah Gülen ve 'Işık Tarikatı'
mensuplarına yönelik bir tedbir alınması gerekirken, bu
konuda çalışmayı yürüten sorumluları görevden
almanın izahının yapılabileceğinde zorlanacağımız
kanaatindeyim'. Saral'ın 'Fethullahçıların emniyetteki gücünü'
belirtmek amacıyla gündeme getirdiği soruşturma, 1992'de
Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından yapıldı.
Soruşturma sonunda Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat
Daire Başkanı Özel Kalem Müdürü Yusuf Çetinkaya ile
Fethullah Gülen'in de aralarında bulunduğu 102 kişi hakkında
DGM'ye suç duyurusunda bulunuldu. Emniyet Müdürlüğü tarafından
DGM'ye gönderilen fezlekede, 1991'de Polis Akademisi öğrencisi
Rafet Yılmaz'ın 1991'de son sınıftayken disiplin
puanlarının düşmesi gerekçesiyle okuldan uzaklaştırıldığı,
Yılmaz'ın ise idari mahkemeye başvurarak puanlarının
düşmesine dayanılarak değil, 'illegal olarak faaliyet gösteren
dinci bir gruba katılmaması' nedeniyle uzaklaştırıldığını
iddia etmesi üzerine soruşturmanın başlatıldığı
belirtildi. Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Teftiş Kurulu Başkanlığı,
28.2.1992 günlü yazısıyla gönderdiği fezlekesinde 3713
Sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 1'nci
maddesinde belirtilen 'Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığını
tehlikeye düşürecek eylemlerinden dolayı' aralarında
Fethullah Gülen'in de bulunduğu 102 kişi hakkında suç
duyurusunda bulundu. Ankara DGM Savcılığı'nın açtığı
1992/256 hazırlık sayılı soruşturması
sonucunda takipsizlik kararı verildi. Kararda şöyle denildi:
'Polis Akademisi'nde ekserisi öğretim görevlisi veya emniiyet
mensubu olan sanıklara isnat olunan suç, Atatürk milliyetçiliğini
zayıflatacak; Atatürk ilkelerine ters düşecek görüşleri
savunmak suretiyle devletin siyasi ve hukuki temel nizamlarını
dini esas ve inançlara uydurma çalışmalarıdır. Kişilerin
dinsel amaç ve yasal sınırlar içinde kalmak kaydı ile
istedikleri faaliyette bulunmaları yasaların teminatı altındadır.
Buna karşın yapılan çalışmalar devletin temel
düzenini değiştirip mevcut sistemi dini esasa uydurmak amacına
yönelik olursa, laikliğe aykırı olarak devletin içtimai
veya iktisadi veya siyasi, hukuki temel nizamlarını kısmen
de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla cemiyet tesisi teşkili
suçu, TCK'nın 163. maddesinde hükme bağlanmış
iken, bu madde 3713 Sayılı Kanun'un 23. maddesiyle yürürlükten
kaldırılmış bulunmaktadır. Bu nedenle ortada suç
yoktur'. Savcılık, 'yukarıda açıklanan sebepler
tahtında sanıklar hakkında atılı laikliğe
aykırı olarak devletin sosyal veya ekonomik veya siyasi,
hukuki temel düzenini kısmen de olsa dini esas ve inançlara
uydurmak amacıyla çalışmalarda bulunmak suçundan' sanıklar
hakkında 14.10.1992 tarihinde takipsizlik kararı verdi. Bu
karardan yaklaşık 6 yıl sonra Ankara DGM Savcılığı'nın
aynı konuyla ilgili ikinci bir takipsizlik kararı gündeme
geldi. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü
'Fethullah Hoca'nın Talebeleri' adlı örgütle ilgili
28.09.1992 tarihli bir yazı daha gönderilmesi üzerine yeniden
ikinci bir soruşturma açıldı. Emniyet Genel Müdür Yardımcısı
Ali Kalkan imzalı yazı eki fezlekede, 'Örgütün tüm yurt
sathında çeşitli görünümler altında kurulu bulunan
vakıf ve evlerde ailelerinin izni ile yetiştirilen zeki, çalışkan
öğrencilerin meslek okullarına yerleştirilme planında
polis kolejlerinin de payını aldığı'
belirtildi. Fezlekede, 'Polis kolejlerine geldiklerinde hiyerarşik
sıra içinde sınıf, dönem ve okul imamları ve
kadrolarının denetiminde görüşleri doğrultusunda eğitilmektedirler.
Cumartesi ve Pazar günleri öğrenciler, sınıf imamlarının
belirlediği adreslerde 5-6 saatlik bir eğitim çalışmasına
katılmaktadırlar' denildi. Fezlekede adı geçen kişilerin
3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 1.
maddesinde yer alan 'Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda belirtilen
cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni
değiştirmek, Türk devletinin ve cumhuriyetinin varlığını
tehlikeye düşürmek' suçunu işlediği vurgulandı.
Fezlekede ayrıca bu kişilerin 'görevlerini yerine getirirken
siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı
yapmak, emniyet mensupları arasında bu yolla ayrım yapıcı
davranışlarda bulunmak' suçunu da işledikleri
bildirildi. Fezlekede, Polis Akademisi öğretim görevlileri
Prof.Dr. Ali Şafak, Doç.Dr. İsmail Yılmaz Toprak, Doç.Dr.
Remzi Fındıklı, Yard.Doç.Dr. Ahmet Karaaslan, Yard.Doç.Dr.
Ahmet Eyicil, okutmanlar Rıfkı Yılmaz, E. İbrahim
Oktan, Bilal Coşkun, Emniyet Amiri Adem Türer ile aralarında
Yunus Çetinkaya'nın da bulunduğu emniyet teşkilatının
çeşitli kademelerinde yer alan 90 polis memuru ve Başbakanlık
görevlisi Cihan Yamakoğlu, Atatürk Anadolu Lisesi din dersi öğretmeni
Kemmalettin Özdemir ile Fethullah Gülen isimleri yer aldı. Yazıda
öğrencilerin bağlantılı oldukları kişiler
ve gittikleri adresler de tek tek belirtildi. Bu yazıdaki suçla
ilgili karar ise 6 yıl sonra verildi. 20 Mart 1998 tarihinde DGM
tarafından verilen takipsizlik kararında şöyle denildi:
'Sanıklara isnat olunan suçun Atatürk milliyetçiliğini zayıflatacak,
Atatürk ilkelerine ters düşecek görüşleri savunmak
suretiyle devletin siyasi ve hukuki temel nizamlarını dini
esas ve inançlara uydurmak olduğu, laikliğe aykırı
olarak devletin içtimai veya iktisadi veya siyasi, hukuki temel
nizamlarını kısmen de olsa dini inanç ve esaslara
uydurmak amacıyla cemiyet tesisi teşkili suçunun TCK'nın
163. maddesinde düzenlenmiş olduğu, bu maddenin 3713 sayılı
Kanun'un 23. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış
bulunduğu gerekçesi ile Başsavcılığımızın
14.10.1992 gün ve 1992/256 esas, 1992/137 karar sayılı
takipsizlik kararı verildiği, Emniyet Genel Müdürlüğü
İstihbarat Daire Başkanlığı'nın sanıklarla
ilgili Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı'nca
soruşturma yapılmadan önce Teftiş Kurulu Başkanlığı'na
hitaben yazdığı 10 Mart 1992 günlü ve 1992/79 sayılı
yazıları üzerine, sanıklar hakkında şeriat düzeni
getirmeyi amaçlayan 'illegal Fethullah Hoca'nın Talebeleri' adlı
örgüt kurmak ve bu örgüte üye olmak suçlarından yeniden
inceleme ve soruşturma açıldığı; bugüne kadar
yapılan araştırmalardan 3713 sayılı Kanun'un 1.
maddesinde taraf edildiği şekilde şeriat düzenini
getirmeyi amaçlayan'illegal Fethullah Hoca'nın Talebeleri' adını
taşıyan bir örgütün varlığına ve sanıkların
böyle bir örgüt kurdukları ve bu örgüte üye olduklarına
dair ve sanıklar hakkında kamu davasının açılmasını
haklı gösterecek delil bulunmadığından ... kamu adına
takipsizlik verilmesine..." (167).
4.15. EMNİYETTE ÇİFTE SKANDAL
"Yıllardır Emniyet'te gizli bir örgütlenme yürüten
Fethullah Hoca ile ilgili kim çalışma yapıyorsa yanıyor.
Son çalışmayı yürüten gruba, telekulak damgası
vurulurken, İstihbarat Dairesi içinde bu çalışmayı
yürüten Başkan Yardımcısı'na da kaset sızdırdığı
suçlaması yapıldı. Star, iki dosyayı da açıyor.
Emniyet'in hazırladığı 'Fethullah Hoca Raporu'nu gün
ışığına çıkaran ve kamuoyunda 'Fethullah
Gülen tartışmasını' başlatan Star'a Fethullahçı
kesimden tepkiler yağıyor. Emniyet içinde büyük bir güç
odağı haline gelen Fethullahçı grupların, daha önce
hazırlanan 'Fethullahçı Emniyet Mensupları Listesi'ni
'Yok' ettikleri ortaya çıktı. Fethullahçılarla ilgili
çalışma yürüten personelin ise atılan 'İftiralar'
sonucu birer birer pasif görevlere çekilmesi dikkat çekti. Ankara
Emniyeti'nde Fethullahçı gruplarla ilgili çalışmayı
yürütenler 'telefonları dinliyor' gerekçesiyle açığa
alınırken, aynı konuda çalışma yürüten Başkomiserlerden
Mehmet Çorum Sinop'a, Aydın Ergül Ardahan'a, Aydın Batu
Giresun'a, Mehmet Aslan Osmaniye'ye geçici görevli gönderildi.
Fethullahçı kadrolaşma konusunda çalışma yapan
personelden sorumlu İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı
Adem Demir ise, Türkbank'ın satışıyla ilgili olarak
işadamı Korkmaz Yiğit ile Baba Alaattin Çakıcı
arasındaki telefon konuşmaları kasetini CHP'li Fikri Sağlar'a
sızdırdığı bilgisinin dönemin Başbakanı
Mesut Yılmaz'a bildirilmesi üzerinene bu görevden alındı.
Demir, Star'a 'hiçbir ilgim olmamasına rağmen kaset olayı
benim üzerime yıkıldı. Ne zaman 'bu sümüklü hocanın
peşinden gidiyorsunuz?' sözü ağzımdan çıktı,
ondan sonra olanlar oldu, dedi. Emniyet içinde 'Fethullahçı
kadrolaşma' ile ilgili olarak 1992 yılında başlatılan
soruşturma kapsamında, Emniyet içindeki 'Fethullahçı
kadro'larla ilgili olarak hazırlanan listenin kayıp olduğu
ortaya çıktı. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün çalışması
sırasında aranan liste, ne Ankara Emniyeti'nde ne de İstihbarat
Dairesi'nde bulunabildi. Uzun süren bir çalışma sonucu hazırlanan
listenin izine Ankara DGM'de rastlanıldı. Arşivden çıkarılan
dosya güncelleştirildi. Üst makamlara sunulan dosyada, İstihbarat
Dairesi tarafından 'incelenmesi' için Ankara Emniyeti'ne gönderilenler
üzerinde yapılan çalışma ile 1992 yılındaki
listenin de bulunduğu, ayrıca üzerinde çalışma yapılanlarla
ilgili de 'önbilgi' verildiği öğrenildi. Fethullahçılarla
ilgili 1992 yılında soruşturmayı yürüten Polis Başmüfettişleri
Dr. Nihat Dündar ile İzzet Sezgin Şenel'i yıldırmak
için de soruşturma aşamasında ciddi komplolara girişildiği
ortaya çıktı. Müfettişlerin soruşturma raporunu
'yanlı' hazırladıkları gerekçesiyle haklarında
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç
duyurusunda bulunulduğu, daha sonra soruşturmayı yapan müfettişlerle
ilgili soruşturma açıldığı ve bu soruşturma
sonucu iki müfettişin 'tarafsız' bir biçimde dosyayı
hazırladıkları yolunda rapor düzenlendi. Emniyet arşivinde
bulunamayan listede yer alanların bir kısmının halen
etkili görevlerde bulunduğu bildirildi. Bunlar arasında
Prof.Dr. Ali Şafak'ın Refahyol Hükûmeti döneminde Kültür
Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı
görevine getirildiği bildirildi. Listede yer alan Salih Tuzcu'nun
halen Şanlıurfa Emniyet Müdürü, Adem Türer'in Yozgat
Emniyet Müdür Yardımcılığı, Mustafa Bağrıaçık'ın
Fransa'da emniyet irtibat görevlisi olduğu, Maksut Kartal'ın
Terör Şubesi'nde grup amiri, Mustafa Çil'in Asayiş Şubesi'nde,
Yunus Çetinkaya'nın ise İstihbarat Dairesi'nde özel kalemde
görevli olduğu öğrenildi. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün
İstihbarat Dairesi'ne gönderdiği yazıda Fethullahçı
6 kişinin kilit görevlerde bulunduğuna dikkat çekildiği
bildirildi. Ünlü istihbaratçılardan Adem Demir de Fethullahçı
grubun komplolarının kurbanı oldu.... İstihbarat
Dairesi'ndeki Fethullahçı gruplarla ilgili çalışma yaptığı
bir dönemde, 'kaset sızdırılması' ile ilgili olarak
görevinden alınan Adem Demir'in, görevinden niçin alındığına
ilişkin yazısının gerekçesinde ise bu
belirtilmedi.... Demir'in uzaklaştırılmasıyla 20 bin
personeli bulunan İstihbarat Dairesi içindeki Fethullahçı
gruplara yönelik çalışma da yarım kaldı"
(168).
4.16. CEMAATLER EMNİYETİ KUŞATTI
"İstihbarat birimlerince hazırlanarak Başbakanlık
Takip Kurulu'na (BTK) gönderilen raporlarda irticai faaliyetlerin
polisten gördüğü destek sıralandı. İrtica yanlılarının
hemen hemen tüm illerde örgütlendiği belirtilirken, Atatürkçü
kadroların baskı altına alınarak sindirilmek istendiği
örneklerle anlatıldı. FP Milletvekili Abdülkadir Aksu'nun
İçişleri Bakanlığı döneminde yerleştirilen
kadroların da köktendincileri korumaya yönelik çalışmaları
raporda kaydedildi. BTK'ye gönderilen raporlarda ülke genelinde
irticai faaliyetlere yer verildi. BTK'ye gelen bilgiler, Uygulamayı
Takip ve Koordinasyon Kurulu (UTKK) aracılığıyla
ilgili bakanlıklara gönderildi ve yapılan işlemler hakkında
bilgi istendi. İstihbarat kaynaklarının 1997 ve 1998 yıllarındaki
saptamalarına göre örnek gösterilen ilginç olaylar şöyle:
Ankara: Polis Akademisi'ne Abdülkadir Aksu'nun İçişleri
Bakanı olduğu 1987-1988 yılları arasında yerleştirilen
42 öğretim üyesinin tamamının burslu olarak İngiltere'de
master ve doktora programlarına gönderildiği, bunların
yaklaşık 30'unun İngiltere'de kalış sürelerini
1-3 yıl uzatmayı başarmalarına rağmen eğitim
programlarını tamamlayamadıkları, YÖK sisteminde süresi
içinde programı tamamlayamayanların kurum ile ilişkisi
kesilmesine rağmen bu şahısların ömür boyu aynı
kadroda kalacak şekilde ataması yapıldığı
öğrenilmiştir. Bu şahısların yasalara uygun
olarak üç yıl süreli sözleşmeli personel statüsüne alınmasına
karar verilmiş olmakla birlikte, bu husus kendilerine, anlaşılamayan
nedenlerle hâlâ tebliğ edilmemiştir. Sözkonusu kişilerin
arasında Kayseri Belediye Başkanı Şükrü
Karatepe'yi aklayan Prof.Dr. Ali Şafak, Yard.Doç.Dr. Vahit Bıçak
ve öğretim üyesi Mesut Bedri Eryılmaz da vardır.
Manisa: Emniyet Müdürü K.İ., Fethullah Gülen taraftarlarınca
düzenlenen toplantılara katılmaktadır. İl Emniyet Müdürlüğü'nde
Şube Müdürü A.T.'nin, bu görevinde Fethullah Gülen'in
propagandasını yapmak maksadıyla bir kısım
polisleri haftanın belirli günlerinde topladığı,
İlim Yayma Vakfı'na destek sağladığı, adı
geçen müdürün son atamalarda terfi ettirilerek emniyet müdür yardımcılığına
getirildiği bilgisi alınmıştır" (169).
4.17. FETHULLAHÇILIK DEVLET ELİYLE DEVLETİN GÖZÜNDEN KAÇIRILIYOR
"Telekulak skandalı nedeniyle Ankara Emniyet Müdürlüğü
görevinden açığa alınarak hakkında dava açılan
Cevdet Saral, hedef olmalarının gerekçesini, 'Fethullahçıları
devlet eliyle koruma amacı' olarak açıkladı. Fethullahçıların
'normal bir dinsel cemaat görünümüne sokulmak ve irticaya karşı
laiklik taraftarı gibi' gösterilmek istendiğine işaret
eden Saral, Gülen grubunun örgütlenmesinin yatay ve dikey şekilde
olduğu, yapılanmanın 'açık faaliyet' ancak 'hedefin
gizlilik' taşıdığı sonucuna varıldığını
bildirdi. ... Saral, eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri
Uzun'un, 1992 yılında Fethullahçı oldukları gerekçesiyle
soruşturulan bazı personelin istihbarat kadrosuna alınma
nedenlerini 'takipsizlik' kararına dayandırdığını
belirterek şöyle dedi: 'Bu anlayış sahibine, acaba
Dev-Yol, Dev-Sol, PKK, Hizbullah, İBDA-C gibi organizasyonlarda
soruşturmaya muhatap olmuş, ancak sonuçta beraat veya
takipsizlik kararı almış personel için de geçerli
midir, geçerli ise istihbarat kadrolarında böyle görevliler de
bulunmakta mıdır, diye sormak gerekir'. Saral, kendilerine suç
atılması konusunda ise, Fethullahçılık uğruna
istihbarat sisteminin deşifre edildiğini savunarak şöyle
konuştu: '1993 yılından bu yana tehdit niteliğinden
çıkarılarak normal bir dinsel cemaat görünümüne sokulan
ve irticaya karşı laiklik taraftarı gibi gösterilerek
devlet eliyle devletin gözünden kaçırılmış bir
olguyu, 'nasıl olur da siz tekrar tehdit ve tehlike haline dönüştürürsünüz'
şeklindeki bir anlayışın sonucu, 'bu çalışmayı
yapan kişiler imha olur' tehdidini de içeren satanist bir yaklaşım,
devletin en önemli bilgi derleme kaynağını deşifre
etmenin ne yazık ki vesilesi olmuştur'. 'Cumhuriyet düşmanı
Fethullahçılık yanlılarını devlet eliyle
korumak adına hedef yapıldıklarını ve bunu
kamuoyuna anlatamadıklarını vurgulayan Saral, 'Kin ve
garez duyguları ile Cumhuriyete yönelik en sinsi ve karanlık
emelli, masum maskeli, meş'um (uğursuz) karaktere kurban
edilmek istendiğimiz açıkça anlaşılmıştır'
görüşünü dile getirdi. Telekulak davasında Saral ile
birlikte yargılanan yardımcısı Osman Ak da savunmasında,
dinleme iddiasının 1 Ocak 1997-6 Haziran 1999 tarihlerini içerdiğini
belirterek, kendisinin 26 Eylül 1997'de, Zafer Aktaş'ın
kendisinden bir ay sonra, Ersan Dalman'ın Nisan 1998'de bu görevlere
atandığını bildirdi. Ak, kendilerinden önce görev
yapan eski istihbarattan sorumlu Müdür Yardımcısı
Mehmet Gümüş, İstihbarat Daire Başkanı Ömer Yılmaz,
Şube Müdürvekili Sadettin İzkan ve o dönemde Ankara Emniyet
Müdürü olan Mehmet Cebe'ye hiçbir suçlama yöneltilmediğini
kaydetti. Eski Ankara İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı
Zafer Aktaş, müfettiş raporlarında, bilgisayar çıktılarında
ilk dinleme tarihinin 30.12.1899 ve son dinleme tarihinin 30.12.1889
olarak geçtiğini belirterek, 'O tarihlerde ne Ankara Emniyet Müdürlüğü
vardı, ne de biz vardık. Bu hata ise ve bilgisayardan
kaynaklandığı iddia edilecekse, BİLGİSAYAR
TEKNOLOJİSİ GEREĞİ TARİH YAZIMI OTOMATİK
OLDUĞUNDAN MÜMKÜN DEĞİLDİR' dedi" (170).
4.18. SAVAŞ BALTALARI
"... Osman Ak ve arkadaşlarına, Emniyet içinde
Fethullah Gülen grubu ile ilişkili olan personelin belirlenmesi görevi
verildi. Bu konuda çok ayrıntılı rapor hazırlandı.
Fethullah Gülen ile ilgili suç duyurusu 21 Nisan'da Ankara Devlet Güvenlik
Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapıldı.
Bazı suçların affını öngören tasarı 18
Nisandan önce işlenmiş suçları kapsamasına rağmen,
bu daha sonra 23 Nisan'a uzatıldı. Yani Fethullah Hoca peşinen
yırttı. Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, yardımcısı
Osman Ak ve gizli çalışmayı yürüten diğer görevliler
8 Haziranda görevden alındı. Rastlantıya bakın,
Fethullah Gülen'e devlet tarafından verilen koruma görevlisi Başkomiserin
Amerika'daki görev süresi de 12 Haziran'da bir ay uzatıldı.
Bakıyorsunuz bir yandan Fethullah Gülen grubu ile ilgili çok
gizli çalışmalar yürütülüyor, araştırmalar yapılıyor,
bir yandan da devletin Amerika'da bile Fethullah Gülen'i koruduğu
ortaya çıkıyor. Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve
ekibini 'yok etmek' için ciddi bir planın uygulamaya konulduğu
ortaya çıkıyor. Emniyet örgütüne de açık açık
'Fethullah Hoca'ya uzanan eller kırılır' mesajı
veriliyor olsa gerek" (171).
4.19. VALİYE ÇİRKİN TUZAK
"Vali Çakır, Emniyet Müdürü'ne sordu: 'Sayın
Abanoz, bu memurların (3055 emniyet mensubu-N.H.) yerine bir gecede
adam nasıl bulacaksınız?' Abanoz yanıtladı:
'Genç fidan gibi çocuklar bulduk. Hepsi göreve hazır,
bekliyorlar'. Bu fidanlardan neden sadece Abanoz'un haberi oluyor da
devletin diğer makamları habersiz? Bunlar hangi fidanlıkta
serpilmiş, hangi dönemlerde polis okullarından mezun olmuşlar?
Sakın bunların arasına Fethullah'ın coplarından
karışan olmasın? Vali Çakır bu operasyonu durdurdu.
Şimdi bu karşı koyuşunun bedelini ödüyor. Emniyet
Müdürü ile İçişleri Bakanlığı bu karşı
çıkışı nedeniyle Erol Çakır'ın
valilikten alınmasını istiyor. Bu konuda İçişleri
Bakanlığı müfettişleri soruşturma üstüne
soruşturma yapıyorlar. Vali gitsin bu operasyon gerçekleşsin
diye. Peki ama bu kadro operasyonuyla gelecek olan kişiler kim
olabilir? Emniyet içinde Fethullah Gülen'in kadro harekatını
bilmeyen kaldı mı? Ben araştırınca gördüm ki,
Fethullah Gülen ve adamları emniyette özellikle üst düzey yöneticiler
ile telefon dinlemede etkili olan istihbarat birimlerini ele geçirmek için
inanılmaz bir çabanın içindeler. Ankara'da ve İstanbul'da
bu çaba öylesine güçlü ki Fethullahçılar etkiledikleri bazı
işadamları ve Nakşibendi tarikatının önde
gelenleri ile kafa kafaya vermişler, İstanbul'daki operasyonun
gerçekleşmesi için çabalıyorlar. Çünkü İstanbul'u
ele geçiren Türkiye'de istediğini yapabilir diye düşünüyorlar.
Acaba bu büyük operasyonda Fethullah parmağı, Nakşi
arzusu, işadamı tutkusu var mı? Şu bulmaca gibi konuşan
İçişleri Bakanımız dile gelse de anlatsa bütün bu
olayları bir aydınlansak, bu işlerin içinde ne var? Bu
tayin ne anlama geliyor? Biliyorsunuz SadettinTantan, Fethullah Gülen'i
sıkı takibe almak için Türkiye'den kaçtıktan sonra
Amerika'dayken yanına laik Türkiye Cumhuriyeti'nin polisini koruma
olarak verdi! Sonra iş ayyuka çıkınca o korumayı
getirip İstanbul'da yakın arkadaşı bir işadamına
bir süre koruma olarak tahsis etti. Şimdi nerededir o ünlü
koruma polisi bilmem. Bu işlerin son ayağı emniyet teşkilatı
ile ilgili yeni yasa görüşmeleri sırasında ortaya çıktı.
... Sadettin Tantan bu işle ilgili olarak istifa tehdidinde bile
bulundu. Ama sökmedi. Yakın dostu Hüsamettin Özkan devreye girip
Tantan'ı ikna etti. Tantan bu ek maddeye milletvekillerinden imza
isterken, liderlerin izni varmış gibi davranmış.
Oysa liderlerin bu durumdan haberi olmadığı haberi çıktı.
Peki ama bunca kavga neden? Hukuk neden bir kenara bırakılıyor?
Telefonlar dinleniyor, internet izleniyor, daha ne yapacaklar? Ülkeyi,
polisi, valilik müessesesini ele geçirmek amaçlı bu atakların
arkasında kim var?" (172).
4.20. VALİ'NİN GAZABI
"İstanbul Valisi Erol Çakır, Kazım Abanoz'un
emniyet müdürü olduğu dönemde, İstihbarat Şube Müdürlüğü
tarafından bazı telefonların dinlendiği iddiaları
üzerine soruşturma başlatılmasını istedi. Dönemin
İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'a da iletilen bu olay,
kadrolar değişinceye kadar hiç gündeme gelmedi. Ancak,
İçişleri Bakanlığı'na Rüştü Kazım
Yücelen'in getirilmesi ve Kazım Abanoz'un istifası sonrasında
Hasan Özdemir'in yeniden İstanbul Emniyet Müdürü olmasıyla
birlikte, ikinci 'telekulak' skandalı olarak nitelenen olayın
dosyası bir kez daha açıldı. Vali Erol Çakır,
atama ve görev yeri değişikliği yetkilerini devrettiği
Müdür Hasan Özdemir'e, 'yasadışı telefon dinleyenlerle
ilgili soruşturma tamamlansın' talimatını verdi.
Valinin emriyle harekete geçen İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir,
İçişleri Bakanlığı'ndan 2 müfettiş çağırdı
ve soruşturma başlattı. Müfettişler, İstanbul
Emniyet Müdürlüğü'nün tüm şube ve birimleri üzerinde yürüttükleri
incelemeler sonucunda telefonları, İstanbul İstihbarat
Şube Müdürlüğü'nde oluşturulan ve Müdür Sami Uslu
tarafından yönlendirildiği ileri sürülen 14 kişilik
ekibin dinlediğini, dökümlerin tamamının bu şubedeki
bilgisayarlarda olduğunu belirledi. Ankara DGM'ye verilen
'Fethullahçılar' listesinde isimlerinin bulunduğu öne sürülen
bu ekibin, izin almadan 'bizzat' yaptığı takip ve
dinlemelerin dışında, başka emniyet birimlerine de
yasadışı takip, izleme ve işlem yapma talimatı
gönderdiği anlaşıldı. Telefonları dinlenen kişiler
arasında emniyet müdür yardımcılarının,
şube müdürlerinin ve emniyet teşkilatından birçok kişinin
bulunduğu; bazı ünlü işadamları hakkında da
izleme yapma ve bilgi toplama istemiyle hazırlanmış bilgi
formları olduğu ortaya çıktı" (173).
|