|
Telekulak olayının bir komplodan ibaret olduğu, aradan
geçen süre zarfında anlaşılmıştır. Türkiye'nin
tüm illerinde, Emniyet Müdürlükleri'nde görevlendirilen birimler,
yasal çerçevede rutin telefon dinleme işlemlerini sürdürmektedirler.
Bu dinleme işlemi, Cevdet Saral'ın Ankara Emniyet Müdürü
olarak görev yapmasından önce de yapılmaktaydı. Bu işlem,
Cevdet Saral anılan görevden alındıktan sonra da yapılmaya
devam etmektedir. Niye Türkiye çapında sürdürülen tüm bu işlemlerin
sorumluları yargılanmıyor da, sadece Cevdet Saral ve
arkadaşları yargılanıyor? İşte, telekulak
komplosunun tüm nedenleri, işte bu sorunun yanıtında
yatmaktadır. Bu sorunun yanıtını, Emniyet Müdürü
Osman Ak, Yüksek Disiplin Kurulu'ndaki savunmasında şöyle
vermiştir:
"Bana göre emirler doğrultusunda yapılan çalışmaların
sonuçlarının teşkilat bünyesindeki Fethullah Gülen
yandaşlarında yaratmış olduğu endişe, bu
çalışmayı yapanlar aleyhine acilen bir suç üretme
gayretine dönüşmüştür.
Bu yönde ilk adım olarak kamuoyunda ilgi görecek ve takibi sağlanacak
muhataplarını hukuken suçlu olmasalar da deklare edilmiş
suçlu olarak bu kişilerin yanında olunmaz, yaptıkları
çalışmalara da itibar edilmez gibi bir kanaatin oluşması
gayretine gidilmiş ve kamuoyuna "Telekulak Skandalı"
olarak lanse ettirilen komployu hazırlamışlardır.
Bunu yapanlar ve alet olanlar hangi yüksek idealler için yapmışlardır?
Ciddiyetle araştırılmalıdır.
Bana göre; 1993 yılından bu yana tehdit niteliğinden çıkarılarak,
normal bir dinsel cemaat durumuna sokulan ve irticaya karşı
laiklik taraftarı gibi gösterilerek bazı devlet görevlileri
eliyle devletin gözünden kaçırılmış bir olguyu
'Nasıl olur da siz tekrar tehdit ve tehlike haline dönüştürürsünüz?'
şeklindeki bir anlayış sonucu, 'Bu çalışmayı
yapan kişiler imha olur' tehdidi ortaya konulmuştur.
Şimdi ise; kendilerinin daha da güçlendikleri rehaveti içerisinde
olan bu mihraklar, aleyhimizde açılan bu soruşturma ile
Fethullahçılığı legalize edecek ve meşruiyet
kazandıracak bir yaklaşıma yönelmişlerdir.
Takdirini sayın Kurulunuza, tarihe ve Atatürk Cumhuriyetini
ilelebet muhafaza edecek yeni nesillere bırakıyorum"
(152).
Son olarak, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı,
(Hazırlık No. 1999/380, K. No. 2002/94 ) verdiği TAKİPSİZLİK
kararı ile, telekulak komplosunun farklı bir boyutunu gözler
önüne sermiştir. İşte sadece hukuksal yönden değil,
tarihsel yönden de büyük önem taşıyan kararın tam
metni:
"Yazılı ve Görsel Basında yer alan ve Ankara
Emniyet Müdürlüğünde Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı,
Basın Mensupları, Milletvekillerinin, Yargı Mensuplarının
telefonlarının dinlendiğine dair haberler üzerine
11.6.1999 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne gelinerek Bilgi
İşlem Büro Amiri olarak görev yapan Komiser yardımcısı
Hurşit Uçak'tan Bilgisayar sisteminde bulunan log dosyaları,
Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığında
kopyaları bulunan log dosyaları ile karşılaştırmak
üzere alınmış ve Bilirkişi olarak görevlendirilen
Mehmet Fecri YILDIZ'a tevdi olunmuştur.
Dinleme odası olduğu iddia edilen, ancak depo olarak kullanıldığı
görülen odadaki dört adet dinleme setinde bir adet teyp kaseti
bulunarak yine bilirkişiye tevdi olunmuştur.
Bilgi İşlem Büro Amiri Hurşit Uçak'ın da imzasının
bulunduğu 12.6.1999 tarihli tutanakta şöyle denilmiştir:
'Şubemizde teknik gelişmelere paralel olarak teknik takip
(dinleme) sisteminin bilgisayar ve 12'lik LMS'ye geçilmesi üzerine
merkez'de yani Şubemiz 9 ncu katta bulunan eski 12'lik ve 24'lük
mekanik setlerin tamamı boşa çıkarılmıştır.
Bu sebeple daha önce merkezde kullandığımız mekanik
setlerden 14 adedi, 10.3.1999 tarihinde Başkanlığımıza
iade edilmiştir. Geriye kalan 5 adet mekanik seti yukarıda
bahsedildiği üzere Batıkent, Yuva ve Sincan Grup Amirliğinin
ihtiyaç ve arizaları gözönünde bulundurularak Şubemiz 9
ncu katta depo olarak kullanılan odada (B Masası Teknik Takip
Dasının yanı) düzgün bir şekilde muhafaza altına
alınmıştır. 28.5.1999 tarihinde Şube Müdürümüzün
talimatıyla depodaki tüm mekanik setlerin yuvaları tek tek
kontrol edilerek sağlam olarak karton kutulara konulmuş, arızalılar
ayrılarak bilahare Başkanlığa iade edilmek üzere
ayrı bir yere konulmuştur.
9 ncu katta depo olarak kullanılan bu odada teknik ve BİM Büroya
ait malzemeler bulunmakta, ayrıca bu odada lavabo ve su musluğu
bulunması nedeniyle çalışan teknik personelin
faydalanması için bu güne kadar kilit altında bulundurulmamıştır.
11.6.1999 tarihinde DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete YÜKSEL,
16.45 sıralarında Şubemizde incelemede bulunmak üzere
bahse konu depoya girmiş ve Başkanlığa gönderilmek
üzere hazırlanmış Mekanik setleri görmüştür.
Yaptığı inceleme sonucunda daha önce B Bürosuna ait
Mekanik setin 31 numaralı yuvasında bir adet teyp kaseti bulmuş
ve tutanakla tespit etmiştir.
Yukarıda belirtildiği gibi 28.5.1999 tarihinde depo yeniden düzenlenirken
yapılan incelemede kaset yuvaları tek tek kontrol edildiği
halde, DGM Savcısının tespit ettiği kasetin B Bürosuna
ait eski Mekanik setten kalmış olabileceği ve boş
olduğu değerlendirilmektedir'.
Sanıklardan Osman AK, Ersan DALMAN ve Zafer AKTAŞ'ın
16.4.1999 tarihinden itibaren istihbarat branşından çıkarıldıkları
ve 7.5.1999 tarihinden itibaren Genel Hizmetler branşında
istihdam edilmeye başlandıkları görülmüştür.
Yargıtay 8. Daire Başkanı Sayın Naci ÜNVER ile
Avukat Fevzi COŞKUN'un konuşmalarının bulunduğu
bu kasetin herkesin girip çıktığı kilitli olmayan
depo olarak kullanılan, ayrıca lavabo ve musluk bulunması
nedeniyle personelin ihtiyaçlarını giderdiği bir yerde
bulunmuş olması, 28.5.1999 tarihinde kaset yuvalarının
tek tek kontrol edildiğinin tutanakla tespit edilmesi, bu teyp
kasetinin sonradan da bu mekanik setlere yerleştirilmiş
olabileceği ihtimalini doğurduğu gibi, sanıkların
istihbarat branşından alınmalarından çok sonra
arama sonucunda ele geçmiş olması karşısında
sanıkların bu kasetten sorumlu tutulamayacakları
kanaatine varılmıştır.
LOG dosyalarını içeren 4 adet kartuş ile ilgili Bilirkişi
raporunda şöyle denilmektedir:
A) Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne
Network üzerinden bağlanmak suretiyle, Başkanlık 7500
sistemine çekilerek 12 Mart 1999'da yapılan bir tutanakla tespit
altına alınan kopya ile DGM Savcısı Nuh Mete YÜKSEL
tarafından 11.6.1999 tarihinde zaptedilen yedek kartuşunda
bulunan Log dosyaları arasında yapılan mukayesede:
1. Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünden
alınan kartuşlardan üzerinde 18.6.1998-12.3.1999 yazılı
kartuşun içerisindeki bilgilerin, Emniyet Genel Müdürlüğü
İstihbarat Daire Başkanlığındaki kopyasının
aynı olduğu,
2. Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü'nden
alınan üzerinde 12.3.1999-26.3.1999, 26.3.1999-4.6.1999 ve
11.6.1999 tarihleri yazılı olan kartuşların içerisindeki
bilgilerin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığındaki
bilgilerden sonra yedeklendiği için bir mukayese yapılamadı.
Üzerinde 26.3.1999-4.6.1999 ve 11.6.1999 tarihleri yazılı
olan kartuşlar içerisindeki log bilgilerinde '06' ile başlayan
kullanıcı isimlerinin, İstihbarat Daire Başkanlığının
emriyle sistemlerde kullanıcı isimlerinde standart uygulamasına
gidilmesi sonucu tanımlandığı tespit edildi.
Bu dört adet kartuştaki log bilgilerin Byte cinsinden büyüklüğü
ve kullanıcı isimlerin dökümü yapılmış ve 11
sayfa olarak sunulmuştur.
Bilgi İşlem Büro Amiri Hurşit Uçak, 25.6.1999 tarihinde
Savcılığımıza verdiği ifadesinde, '1998 yılı
Ağustos ayında Zafer Aktaş ve Mahmut Çorumlu benden log
dosyalarını silmemi istediler. Ben farklı bir yöntem
uyguladım. Log dosyalarını silen değil de, tuşa
basıldığında başka bir yere aktaran ve böylece
log dosyalarının silindiği intibaını veren ve
silmeye teşebbüs edeni de kaydeden bir program yaptım. 12
Mart 1999'da İstihbarat Daire Başkanlığı'na
ilgisiz telefonların izlendiği ihbarı nedeniyle soruşturma
başlatılınca, Osman Ak benden bütün log dosyalarını
silmemi istedi. Ben silmeyerek yedeklerini aldım. Sisteme
yedeklerini aldıktan sonra sildim' demiştir.
Hurşit Uçak, Ankara 20. Asliye Ceza Mahkemesi'nde verdiği
ifadesinde, 'Kaybolan kartuşun yerine gizlice yedeklediğim
kartuşu, sanki kaybolan kartuşmuş gibi kayıp tutanağı
düzenlemiştim. Aslında bu kartuş kaybolan kartuş değildi.
Benim sakladığım kartuştu. Fakat kaybolan kartuş
gibi tutanak düzenledim' demiştir.
Görüldüğü gibi Hurşit Uçak'ın ifadeleri çelişkili
ve güven verici olmaktan çok uzaktır. Mahkemede kaybolan kartuşun
yerine kendi yedeklediği kartuşu kayıp kartuşmuş
gibi tutanak tuttuğunu dahi söyleyebilmiştir.
Yine bilirkişi raporunda log dosyalarında tüm yapılan
hareketlerin printır çıktılarının yaklaşık
olarak 4000 sayfa tutacağı ve gereksiz bilgilerde inceleme yapılmaması
DGM Savcılığınca emredildiği ve sadece
Genelkurmay Başkanlığı, Başbakanlık,
Devlet birimleri, Milletvekilleri, Yargı organları,
Gazeteciler ve iş adamlarıyla ilgili işlemler incelenmişti,
denilmektedir.
Detay sorgu yapılan kişi ve kuruluşları gösterir
belgelerin incelenmesinde, hangi kişi veya kuruluşların
telefon numaralarının ne amaçla sorgulandığı,
ya da hangi telefonların sorgulanması sırasında bu
numaralara ulaşılabildiğinin anlaşılmasının
mümkün olamayacağı, aranan ya da hakkında bir
istihbarat çalışması yapılan sanıklara ait
hedef numaralara ulaşılması sırasında istem dışı
olarak pek çok önemli telefon numarasına tesadüf edilmesinin mümkün
olduğu,
Dosyada mevcut sorguya konu numaraların alt alta konularak kişiler
veya kurumlar nezdinde ayıklanarak ve somutlaştırılarak
dosyaya sunulduğu, bu nedenle de detay sorgu işlemlerinin amaç
dışı veya kötü niyetli olup olmadığının
tespitinin mümkün olmadığı kanaatine varılmıştır.
Suç tarihi itibariyle de detay sorgu işlemlerini düzenleyen veya
müeyyide altına alan mevzuat bulunmamaktadır.
Savcılığımızca dinlenen tanıkların da
yasadışı olarak dinleme veya izleme yapıldığı
yolunda beyanları bulunmamaktadır.
Ayrıca, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel
Müdürlüğü, Türk Telekom Genel Müdürlüğü, Mobil GSM ve
diğer telefon santrallerinden sorumlu özel şirketlerde suça
iştirak etmiş personel tarafından mahkeme kararlarının
uygulanmadığı, mahkeme kararlarına rağmen kişilerin
temel insan haklarından biri olan ve Anayasanın 22. maddesinde
ifadesini bulan haberleşme özgürlüğünü ihlal eden
uygulamalar yapıldığı iddia olunmuşsa da, bu
konuda herhangi bir delil elde edilememiştir.
Bu nedenlerle sanıklara isnat edilen suçun oluşmadığı
gibi, kamu davası açmaya yeterli delil de bulunmadığından,
sanıklar hakkında TAKİBAT İCRASINA MAHAL OLMADIĞI'na,
Emanetteki eşyalardan üzerinde 31 numara yazılı teyp
kasetinin dosya içinde muhafaza edilmesi, diğer eşyaların
herhangi bir suç unsuru taşımadığından Ankara
Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne
iadesine, CMUK'un 163. ve 164. maddeleri gereğince karar
verildi" (153).
Görüldüğü gibi, Telekulak skandalının asıl
failleri, görevlerinin başındadır ve bugüne kadar
haklarında karşı bir soruşturma başlatılmamıştır.
Yani, yaptıklarının yanlarına kâr kaldığı
gibi bir görüntü, el'an sürmektedir. Buna karşılık,
bu komplonun seçilmiş kurbanlarının mağduriyetleri
ise çok yönlü olarak devam etmektedir. Anlaşılan şudur
ki, fethullahçı istihbaratçılar, Cevdet Saral ve ekibine karşı
yaptıklarını, diledikleri tüm siyasiler, bürokratlar,
yargı mensupları, gazeteciler, akademisyenler ve işadamları
için de yapabilecek güç ve deneyime; istedikleri şirketler üzerine
polisiye önlemler uygulayarak zarar verecek, haksız rekabete yolaçacak
olanaklara sahiptirler. Bu olgu, devletin zaafıdır ve bu zaafın
ortadan kaldırılması için fethullahçıların tüm
istihbarat birimlerinden tasfiye edilerek yargıya sevkedilmeleri
gerekmektedir. Hem de acilen. Tıpkı, dönemin Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın, Anayasa
Mahkemesi'nde Fazilet Partisi'nin kapatılmasına ilişkin
esas hakkındaki mütalaasında belirttiği gibi:
"Bir hukuk devletinin bu gelişmelere seyirci kalması
beklenemez. Suçlarla mücadele etmeyen veya edemeyen, onları önlemeye
çalışmayan, önleyemediklerini kovuşturmayan veya kovuşturamayan
devlete hukuk devleti denemez. Zira, bilindiği gibi, hukuk devleti
üç sütun üzerinde kurulur. Bunlardan birincisi insan haklarının
gerçekleştirilmesi, ikincisi adaletin sağlanması ve
nihayet üçüncüsü de hukukî güvenliğin, barışın,
düzenin temin edilmesidir. O halde insan hakları ve adaletin yanında
ülkesinde düzeni, hukukî güvenliği ve barışı sağlamak
her hukuk devletinin varlık sebebidir. Ne var ki suçlarla mücadele
etmeyen veya edemeyen; işlenen suçları kovuşturmayan
veya kovuşturamayan bir devlet, adaleti ve kamu düzenini, barışı
sağlayamaz ve böyle bir devlet hukuk devleti olarak
nitelenemez."
|