|
Fethullahçıların üniversitelerdeki kadrolaşma
hareketi, Yüksek Öğretim Kurulu'nun kurulmasıyla birlikte
ivme kazanmıştır. Geleceğin mürit akademisyenlerini
yetiştirme programı doğrultusunda, onbinin üzerinde müridini
Y.Ö.K. ve M.E.B. kontenjanlarından A.B.D., İngiltere, Fransa
gibi ülkelere gönderen fethullahçılar, şimdilerde iki önemli
avantaja sahip olmuşlardır: Eğitimlerini tamamlayarak Türkiye'ye
dönenler, akademisyen olarak, mevcut fethullahçı kadroları
daha da güçlendirirken; yurtdışında kalmak isteyenler
de, iş bularak kaldıkları ülkelerde mevcut cemaati
takviye etmişlerdir. Y.Ö.K. sistemi içinde başta Rektörlük
olmak üzere, Dekanlık ve Müdürlük kadrolarını elegeçirme
doğrultusunda, tüm siyasal bağlantılarını
kullanan fethullahçılar, özellikle de üniversitelerin Yüksek
Lisans ve Doktora eğitimlerini koordine eden Sosyal Bilimler Enstitüsü,
Fen Bilimleri Enstitüsü, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Atatürk
İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü gibi birimlerinde
söz sahibi olmaya çalışmışlardır. 12 Eylül döneminde,
"hasım" olarak nitelendirdikleri öğretim elemanlarının
1402'likler kategorisine dahil edilmesinde, bir başka ifadeyle üniversiteden
uzaklaştırılmasında hayli etkili olan fethullahçılar,
daha sonra da Y.Ö.K. yasasının anti-demokratik hükümlerinden
yararlanarak "sözleşmeyi uzatmama" yoluyla "hasım"larını
tasfiyeye devam etmişlerdir.
Diğer taraftan, Y.Ö.K., -bilerek ya da bilmeyerek- fethullahçıların
başta Anadolu üniversiteleri ve vakıf üniversiteleri olmak
üzere, pekçok üniversitedeki egemenliğini pekiştirecek
politikalar üretmeye devam etmektedir. Örneğin, üniversitelerdeki
eğitim dilinin ingilizce olması yolundaki eğilim, doğrudan
fethullahçılara yaramaktadır. Devlet parası ile ABD ve
İngiltere gibi ülkelerde çok iyi derecede ingilizce öğrenen
fethullahçı kadrolar, üniversitelerde, dil avantajıyla ön
plana fırlamışlardır. Aynı şekilde, Y.Ö.K.
ile başlayan ve akademik yükselmelerde yabancı dilde yayın
koşulu, fethullahçı akademisyenlerin önünü tamamiyle açmıştır.
Türkiye'deki üniversitelerde yürütülen bilimsel çalışmaların
kendi toplumumuzun bilgisine ve hizmetine sunulması, ulusal bir öncelik
ve gereklilik olması icap ederken; Y.Ö.K., akademik yükselmelerde,
Türkçe yayınları dikkate almamaktadır. Y.Ö.K.,
bilimsel makalelerin, neredeyse tamamına yakını Batı
ülkelerinde yayınlanan ve "Science Citation Index"in
taradığı periyodiklerde çıkmasını,
akademik yükselmeler için olmazsa olmaz koşul olarak kabul
etmektedir. Bilimsel araştırmaların sonuçları hakkında
önce kendi meslekdaşlarını ve de toplumunu
bilgilendirmek; ülkeye çok yönlü katkı yollarını açmak
dururken, ancak sömürge ülkelerde görülen ve "sömürge aydını"
anlayışı içinde bu sonuçları öncelikle Batılıların
hizmetine ve bilgisine sunma gayretkeşliği, Y.Ö.K.'nu yönetenlerin
ulusallıktan ve ulusalcılıktan ne denli uzak olduklarını
ortaya koymaktadır. İşte, fethullahçılar, sırf
bu amaçla, Batıda "Fountain" örneğinde olduğu
gibi, yabancı dilde yayın çıkarmakta; ayrıca, kendi
müritlerinin bu kapsamdaki periyodiklerde makalelerinin yayınlanması
için profesyonel bir organizasyonla servis hizmeti sağlamaktadırlar.
Y.Ö.K. yöneticilerinin bu konuda sergiledikleri gafletin, bir de
siyasal yönü bulunmaktadır. Örneğin, bir Cumhuriyet Tarihçisi'nin
"Ermeni görüşleri aleyhinde" bir makaleyi, bu indekste
yeralan periyodiklerde yayınlatması mümkün değildir.
Aynı şekilde, PKK, Pontus, Süryani, Fener Patrikhanesi,
Misyonerlik, Keldani, Batı destekli şeriat örgütlenmeleri
vb. konularda, Türkiye'nin tezini savunan bir bilimsel makale, bugüne
kadar sözkonusu indeksce taranan periyodiklerde yayınlanmış
değildir. Fethullahçıların yanısıra, Ermeni
tezine destek veren Prof.Dr. Halil Berktay örneğinde olduğu
gibi, yerel tarihçilik adı altında Türkiye'nin etnik
sorunlarını kaşıyan 2. Cumhuriyetçi kimlikli, çoğunluğu
Vakıf Üniversitelerinde kadrolu akademisyenlerin bu periyodiklerde
yayın sorunu bulunmamaktadır. Başta tarihçiler olmak üzere,
diğer sosyal bilimlerde çalışma sürdüren
akademisyenler, ortadaki olumsuz olgudan birinci derecede mağdurdurlar.
Bilimsel çalışmalarını "ulusal"
perspektiften sürdürmek, bir anlamda Y.Ö.K. eliyle cezalandırılmak
anlamına gelmektedir. Sadece sosyal bilimciler mi? Elbette ki hayır!..
Örneğin, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi A.B.D. öğretim
üyesi Prof.Dr. Tahir Hatipoğlu ve meslekdaşları tarafından
yürütülen bir araştırmanın sonuçlarının
yeraldığı makalenin yayın talebi, İngiltere'de
yayınlanan, sözkonusu indeksçe taranan bir tıp dergisi tarafından
reddedilmiştir. Reddin gerekçesi, "Türkiye'de sadece Türklerin
yaşamadığı, Kürtlerin de yaşadığı
ve örneklemlerde onlara da yer verilmemesi" olarak gösterilmiştir.
Türk akademisyenleri böylesine aşağılayıcı,
onur kırıcı, ulusal duyarlılığı
rahatsız edici durumlara düşürmek, Y.Ö.K. yasasının
4. ve 5. maddeleri ile hiç mi hiç bağdaşmamaktadır. Y.Ö.K.'nun,
fethullahçı kadrolaşmaya ve Türkiye yerine Batılı
ülkelere öncelikli olarak hizmet veren bu şekilci, içeriği
kof, sömürge uşaklığı görünümlü uygulamadan
vazgeçmesi gerekmektedir.
|