|
Kadrolaşmaya tipik bir örnek olmak üzere, sadece Ankara Üniversitesi
Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü'ne kayıtlı öğrenci
sayısı, 1985-86 Öğretim Yılı itibariyle 462'ye
ulaşmıştır. Bir bölümünün iki ya da üç yıllık
yüksekokul, enstitü mezunu olup dört yıllık lisans eğitimini
tamamlamadıkları; bir bölümünün ilgisiz alanlardan mezun
oldukları; kimi öğrencilere ise -eğitim süresi dahil-
üç ay gibi kısa sürelerde diploma verildiği sabit olan sözkonusu
Enstitü'de, kimi eski yöneticiler, Ankara 6. Ağır Ceza
Mahkemesi'nde yargılanmışlardır. Başta üniversiteler
olmak üzere, T.S.K., Diyanet, TRT, MEB gibi stratejik kurum ve kuruluşlarda
kadrolaşmayı amaçlayan ve bu doğrultuda akademik "ünvan
dağıtan" öncüler, ülke çapındaki tüm üniversitelerde
açılan Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüleri
ve de Atatürk Araştırmaları Merkezleri'ni elegeçirme
savaşımına girişmişlerdir. Nedenine gelince, bu
birimler, üniversitelerde tek ideolojik propaganda-politika yapılabilen
"Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi" dersinin
yürütülmesinden sorumludurlar. Bu ders, dinamik yönüyle, sadece dünü
değil, bugünü ve yarını da içine almaktadır. Bir
başka ifadeyle, devletin resmi ideolojisinin aktarıldığı;
karşı ideolojinin bir tehdit olarak sunulduğu; Atatürk
ilke ve devrimlerinin benimsetilmesi olduğu kadar; bu ilke ve
devrimlere düşman olan iç-dış odakların teşhir
edildiği bir dersi, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı kimi
kadrolara verdirmek gibi bir olguyla karşılaşılmıştır.
Normalde, her türlü şeriatçı ve bölücü yapılanmalara
karşı üniversite öğrencilerini bilinçlendirecek Atatürkçü
akademisyenlerin tasfiyesi sonucunda, yerlerine gelen fethullahçıların,
bu defa öğrencileri hangi yönde bilinçlendirecekleri (!) bir
kara mizah olarak Y.Ö.K.'nun "başarı hanesine" yazılmıştır.
Tabii olan, 1982'den bu yana zihinsel tasalluta uğrayan ve her biri
birey yerine müride dönüşen yüzbinlerce Türk gencine,
ailelerine ve devletimizin geleceğine olmuştur.
İşte, kadrolaşmada hedef akademik kurumlardan, Ankara Üniversitesi
Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü'nde "Doktor" ünvanını
almış bir mezunun yazdıkları!.. Hiç yorumsuz:
"... Son yıllarda yaptığı hayırlı işler
dolayısıyla Türk ve dünya kamuoyunun yakından tanıdığı
Fethullah Gülen; fikirleri, düşünceleri ve yapılmasına
vesile teşkil ettiği hayırlı işler dolayısıyla
toplumumuzda çok geniş bir kesimin sevgi ve saygısını
kazanmış yukarıda izah ettiğimiz gelişmiş
beyine sahip mümtaz bir kişidir.
... 45 yıldır ülkemizin aktif yönetimini üstlenen Sayın
Süleyman DEMİREL ile Sayın Bülent ECEVİT'in Fethullah GÜLEN
hakkındaki övgü dolu sözleri ciltlere sığmaz. Sadece
bu iki kişinin medyada çıkan güzel sözleri biraraya
getirilse 24 bölümlük dizi film olur. Kısacası bize göre
Fethullah Gülen; kamuoyumuzun yakından tanıdığı
kalbi vatan aşkı ile dolu, Türk Kültürüne aşık,
örnek bir müslüman, gönlü insan sevgisi ile dolu, insanlar arasında
barış, hoşgörü ve sevgiyi daima ön planda tutan bir gönül
insanıdır. Bu özellikleri ile dünya insanlığının
da yakından tanıyıp izlediği bir sevgi adamıdır.
Toplumun dinamiklerini ayakta tutan ve insanlar arasındaki birlik,
beraberlik ve kardeşliği pekiştirecek örnek insanları
bulup çıkartmak ve onlardan yönetimin her alanında
yararlanmak devletin temel görevidir.
... Nitekim, herkesin gözü önünde ceryan edecek yargı süreci
sonunda, ülkemizde çete oluşturarak devleti yıkmayı düşünebilecek
en son kişilerden biri olduğunu değerlendirdiğim
Fethullah GÜLEN muhtemelen beraat ederek aklanacaktır. Sonunda
kendisini sevenler ve sayanların sayısı artacaktır.
Sonuç olarak; Bu yazı Fethullah GÜLEN'i övmek için kaleme alınmamıştır.
Sadece bu tutuklama kararı konuya ilişkin fikirlerimizi açıklamamıza
vesile teşkil etmiştir. Ayrıca Fethullah GÜLEN'in bizim
güzel sözlerimize ihtiyacı da yoktur. Gereği de yoktur. O görevini
tamamlamış bir insanın huzur rahatlığı içinde
toplumun gönlünde yer almıştır. Açılmasına
vesile olduğu yüzlerce okuldan yetişen her milletten yüzbinlerce
öğrenci insanlığa hizmet için, bilim ve teknoloji aşkıyla
yola çıkmışlardır. Onların ve ailelerinin hayır
duaları kendisine yeter de artar bile. Burada vurgulamak istediğim
konu, Fethullah Gülen'in şahsına yapılan hareket değildir.
Binlerce yıllık gelenek ve göreneklerimize karşı
yapılan yanlışlığı ortaya koymaktır.
Devlet ve millet için faydalı bir şey yapmaya çalışan
ve fakat sayıları çok az olan memleket evlatlarının
binbir vesile ile yollarının kesilmek istenmesine bir kere
daha dikkat çekmek içindir.
Burada yine vurgulayacağım önemli nokta şudur;
Kalbi memleket ve millet aşkı ile dolu, onu yüceltmek ve yükseltmekten
başka hiçbir idealleri olmayan gerçek vatanseverleri yıldırmak,
korkutmak, kaçırmak ve hizmetten alıkoymak mümkün değildir.
Onların verilmiş makam, mevki ve rütbeye ihtiyaçları
yoktur. Onlar dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar milletlerini
ve insanlığı aydınlatırlar. Bu bakımdan
halkımıza itidal ve soğukkanlılık tavsiye
ediyorum. Üzülmesinler. Tasalanmasınlar. Dün; Alparslan Türkeş,
Bülent Ecevit, Süleyman Demirel, Recep Tayyip Erdoğan, Necmettin
Erbakan, Muhsin YAZICIOĞLU, Hasan Celal GÜZEL'ler hapsedildiler.
Fakat her defasında eskisinden daha güçlü olarak halkının
itibarını kazandılar. Daha iyi hizmet edebilecekleri
yerlere geldiler. Yapılan yanlıştır; ama; yapılan
yanlışların daima iyilik ve güzelliklerin bir başlangıcı
olduğunu kabul etmek gerekiyor. İnanıyorum bu sefer de böyle
olacaktır (T.T.K.)" (63).
Yukarıdaki satırların yazarı olan Dr. Tamer Kumkale,
sıradan biri değildir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en
kritik yerlerinde (Kara Kuvvetleri İstihbarat, Milli Güvenlik
Kurulu T.İ.B. gibi) görev yapmış, bu görevleri sürdürürken
de, adıgeçen yerde doktorasını tamamlamış
biridir. Albay rütbesindeyken emekliye sevkedilen yazarın, halen
Fatih Üniversitesi'nde "Atatürk İlkeleri ve İnkılâp
Tarihi" bölüm sorumlusu olduğunu söylemek şaşırtıcı
olmayacaktır (64). Bu örneği, aynı Enstitü'de Yüksek
Lisans ve Doktora yapan Emniyet mensuplarına da teşmil ettiğinizde,
olayın vahameti daha da iyi anlaşılacaktır.
|