|
Yaklaşık dört yıldan bu yana, A.B.D. işbirlikçisi
Mehmet Eymür gibi yeni vatanında yaşamını sürdüren
ve yasadışı oluşumunu buradan yönetip yönlendiren
Fethullah Gülen, madden ve manen tükenişin sinyallerini veriyor.
Sadece o mu? Elbette ki hayır!.. Türkiye'deki cemaat de, kontrol
edilemez düzeyde güçlenen sivil istihbaratçıların
inisiyatif kullanmaya başlamaları, operasyonel sürece dahil
olmaları nedeniyle zor anlar yaşıyor. Fethullahçıların
kendilerini gizlemede ve olumlu imaj çabalarında ön planda yer
alan "teröre bulaşmama-kaba güç kullanmama" ya da
"önce ve öncelikle tedbir ve temkin" ilkesinin, cemaat içindeki
"şahin" kanadının marifetiyle terkedildiği
anlaşılıyor. Son gelişmeler, "gözden ırak"
Fethullah Gülen'in, zoraki ayrılık nedeniyle cemaat üzerindeki
kontrol gücünü iyice yitirdiğini; iplerin ise, devlet içine sızmış
devlet ve rejim düşmanı kamu görevlilerinin eline geçtiğini
ortaya koyuyor... Fethullahçıların A.B.D.'nin yanısıra,
başta Almanya olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerindeki
istihbarat servisleri ile ilişkileri, etkinlikleri ve örgütlenme
faaliyetlerini içeren bir kitap çalışması halen devam
ediyor (1). Müritlerinin "mülkiye, adliye, maarif vd." örgütlenmelerini,
ancak vakti gelmeden ortaya çıkmamalarını emreden
Fethullah Gülen'in, son gelişmelerden haberi olmadığı
önesürülüyor. Şeyhlerini pasifistlikle, boş tedbirlerle
zaman harcamakla, "cemaatin sahip olduğu potansiyeli lâyıkı
veçhile değerlendirememekle" suçlamak yerine eylemi yeğleyen
"şahin" kanat, daha çok devlet erkini kullanabilecek
mevkilere gelmiş kamu görevlilerinden oluşuyor...
FETHULLAH GÜLEN'İN İSTİHBARAT TUTKUSU
VE HEDEFİ: SÖYLEMLER VE EYLEMLER
Fethullah Gülen'in tasavvurundaki "ilâhi nizam"a giden
yolun, iki önemli dönemeci bulunmaktadır: "tedbir ve
istihbarat", "maarif ve şirket". Yasadışı
fethullahçı yapılanma, bu iki dönemeci aşmış;
nihai hedefe doğru, -her ne kadar şeyhleri A.B.D.'ne hicret
zorunda kalsa da- yol almaya devam etmektedir. Yüzlerce şirketin
sağladığı milyarlarca dolarlık bir ekonomik
kaynağın desteğindeki yurt içi ve dışı yüzlerce
okul, dersane, üniversite ile binlerce yurt ve onbinlerce
ışıkevi!.. Diğer taraftan, yasadışı
yapılanmanın silahlı gücünü oluşturan; düşmana
korku, müritlere dokunulmazlık ve güvenlik ile ülke imamına
ve istişare kurulu üyelerine, devlet kaynaklarından son
derecede önemli ve kesintisiz istihbarat akışı sağlayan
-T.S.K.'ne alternatif- kimi emniyet mensupları!..
Fethullah Gülen için istihbarat birimlerinde kadrolaşmak niye bu
kadar çok önemlidir?!. En önemli neden, bir türlü yeterince sızmayı
başaramadıkları Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı
silahlı ve de yasal bir güce sahip olmaktır. Adliye ve mülkiye
kadrolaşması ise, bu gücü daha da pekiştirecek ve
devletin içten ele geçirilmesini ya da bir başka ifadeyle
devletin "kansız" teslim alınmasını temin
edecektir.
Fethullah Gülen ve de genel olarak tüm nurcular için, Atatürk ve
İnönü dönemi polisiye takibatlarından kaynaklanan bir ürküntü,
hatta yaygın korku sözkonusudur. Ancak, iyi (!) bir polisten gördüğü
yardım, Fethullah Gülen'in istihbarat konusundaki ufkunu değiştirmiştir:
"Edirne'den gelirken dosyam dolu gelmişti. Takibe maruz idim.
Peşimde daima bir polis bulunuyordu. Fakat Cenab-ı Hak'kın
bir lütfu, bu polis İmam Hatib'in orta kısmından mezundu
ve benim de hemşerimdi. Erzurum'luydu" (2).
Bırakalım istihbarat birimlerinde kadrolaşmanın çok
yönlü avantajlarını, sadece telefonların dinlenmesi
olgusu bile, yasadışı fethullahçı yapılanma açısından,
başlıbaşına rakipsiz-rekabetsiz bir güç üstünlüğü
(siyasal ve ekonomik) sağlamaktadır. Bilindiği üzere,
devlet imkânları ile izlenmesinde kamu yararı görülen ve
bir anlamda stratejik öneme sahip kimi politikacıların, mafya
liderlerinin, gazetecilerin, bürokratların, işadamlarının,
akademisyenlerin telefonlarının dinlenmesinin geçmişi,
yeni değildir. Bu yolla elde edilen bilgilerin, organize suç örgütlerinin
eline geçme olasılığı ise oldukça düşüktür;
çünkü mafya, saptandığı kadarıyla dinlemeyi
sadece sokaklardaki telefon kutuları üzerinden yapmaktadır
(3). İşte, yasadışı-devlet düşmanı
fethullahçı yapılanmanın gücü de bu noktada ortaya çıkmaktadır.
Hiçbir organize suç örgütünün ya da siyasal yapılanmanın
sahip olamadığı bu inanılmaz güç, yukarıda da
belirtildiği gibi, sadece ve sadece yasadışı
fethullahçı yapılanmanın uhdesinde mevcuttur. Nasıl
mı?!. 1980'li yılların başlarından itibaren
polis okullarına ve Polis Akademisi'ne sızarak burada kadrolaşan
ve daha sonra Personel, Eğitim, Bilgi-İşlem, Terörle Mücadele,
İstihbarat gibi birimlerde kökleşmeye çalışan
fethullahçılar, istihbarat birimlerinin yanısıra, var
oldukları her yerde ve ortamda, şeyhleri Fethullah Gülen'in
kaset ve kitaplarındaki "tedbir ve temkin", "taktik
ve strateji" içeren direktiflerinin gereğini yerine getirerek
bugünkü güç düzeylerine erişebilmişlerdir. Fethullah Gülen'in
muhtelif kitap ve kasetlerinden aşağıya alıntısı
yapılan bu direktifler, mebzul miktarda suça azmettirme, kurnazlık,
fırsatçılık, ikiyüzlülük, takiyye gibi ögeler içermektedir:
"Adliye'de, Mülkiye'de veya başka bir HAYATİ MÜESSESEDE
bizin arkadaşlarımızın mevcudiyeti, öyle ferdi
mevcudiyetler şeklinde ele alınıp öyle değerlendirilmemelidir.
Yani bunlar gelecek adına bizim O ÜNİTELERDE GARANTİMİZDİR.
Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır"
(4).
"Türkiye'de önümüzü kestiler. Yürüyemiyoruz, orada durgun
sular gibi bir de gölleşme imajı uyandıracaksınız.
Zorlayacaksınız, yerinde yürüyor gibi yapacaksın. Çünkü
durmak, hem de durgunluk paslanma meydana getirir.... bu Mülkiye'de de,
Adliye'de de her zaman sözkonusu olur. Yürümeli, eğer biz tüm
nabzı, kalbi dinledik. Baktık ki, geriye adım attıracaklar,
bence adım atmam beklerim, fırsat kollarım. Yani her
şey bir oyundur. Kung Fu gibi bir oyundur. Taek-wando gibi bir
oyundur. Yani her zaman insanın hasmını bir yumruk vurup,
yere yıkması şeklinde değildir. Bazen hasmından
kaçmak bile çok önemli bir manevradır. Kuvvet dengesi yoksa,
kuvvete başvurmayın. Çok iyi planlayacak, ona göre yürüyeceksiniz.
Dışarıdan bizi korkaklıkla itham edeceklerdir. Allah
bizim çaremize bakacak" (5).
"Devletle çatışarak bir yere gidemezdiniz. Demek
devletin de, bu çok yüksek gayeleri gerçekleştirmek için belli
bir kıvama gelmesi lazım. Devletin belli ölçüde, o kıvama
geldiğini söyleyebiliriz... Bütün bu farklı kanaatleriniz
halihazırdaki zemini değerlendirme açısından, körü
körüne devlet düşmanlığı yapmanızı,
devletle çatışmacı bir tavra girmenizi gerektirmez...
Bizler evrensel bir mesajın hizmetkârlarıyız" (6).
"Evet, tırmanma şeridindeyiz; yükümüz çok ağır
ve zirvelerde bizi görmeye tahammülü olmayan bir sürü hasmımız
var" (7).
"Dava insanlarının münferit hareket etmeleri son derece
sakıncalıdır....davaya zımni ve kapalı bir
ihanettir" (8).
"Bu adliye için de aynen söz konusudur. Yani siz hâkim değilseniz,
başka kuvvetler var bu ülkede. Değişik kuvvetleri hesap
ederek öyle dengeli, dikkatli, tedbirli, temkinli yürümekte yarar var
ki, geriye adım atmayalım. Zıplayacaksın, yerinde yürüyor
gibi yapacaksın. Çünkü durmak sende durgunluk, paslanma meydana
getirir. Bu açıdan hiç durmamalı. İşler en kötü
duruma göre hesap edilmeli. İyi çıkarsa hızlı yürürüz.
İyi bir maratoncu gibi koşarız. Bakarız ki tıkanmalar
var bu defa da zıplarız, yerimizde zıplarız öyle
durma yok bizde" (9).
"Arkadaşlarımızın mevcudiyeti İslami
geleceğimiz adına bu işin garantisidir. Bu açıdan
Adliye, Mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın
mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp
öyle değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim
o ülkelerde garantimizdir. Bizim varlığımızın
bunlar nabzıdır. Zayiata meydan vermeyin. Daha bunun neye
ihtiyacı var, nasıl takviye edilmeli, bu demeli, sürekli o
araştırılmalı, daha bir takviye edilmeli, fakat
mevcuttan da bir ölçüde taviz verilmemeli derken yani fevkalâde
korumaya alınmalı, katiyyen zayiata meydan verilmemelidir. Bu
açıdan bizim ister bu dairede, ister diğer dairede arkadaşlarımızın
korunması çok önemlidir. Bu koruma mevzuunda işte arz ettiğim
gibi belki işin esnekliğinden istifade edilebilir. Esnek olun,
sivrilmeden can damarları içinde dolanın. Bu açıdan, diğer
taraftan bu kanun ve kuralları kullanma, biraz önce anlattığım
esneklik içinde, diğer taraftan bir kanun ve kural adamı olma
imajını uyarmak, yani harfiyen riayet ediyor bunlar denmeli,
denmeli ki muntazam terfilerin arkasında bir ölçüde bu vardır.
Ve sizin ilerki dönemde daha hayati, daha önemli yerlere gelmenizin
arkasında da bu vardır. Yani sivrilmeden mevcudiyetinizi
hissettirmeden çok ilerilere gitmek, iş de bu iki müessesede olduğu
gibi hayati, dinamik bir kısım müesseselerde söz konusudur.
Ta ilerilere gitme, böyle can damarları içinde dolaşma ve eğer
dönülüp gelinecekse yara alınmadan, hissettirilmeden dönüp
geriye gelme meselesi geleceğimizin adına çok esaslı
hususlardır" (10).
"Hâlâ bu sistem devam ediyor ve bu sistem içinde arkadaşlarımız
istikbale yürüyeceklerdir. Öyleyse o sistemin püf noktalarını
bilmeleri lâzım, keşfetmeleri lâzım, aşmaları
lâzım, hava boşluğu gibi bu da meselenin diğer yanıdır.
Bir diğer yanı da, ister adliyede, ister mülkiyede arkadaşlarımız
gittikleri yerlerde daha rahat iş yapmaları, tutunmaları,
büyümeleri, kaymakam iseler vali olmaları, sıradan bir hakim
iseler, şayet taktir toplayan bir hakim olmaları, biraz orada
da böyle taşra teşkilâtında, siyasi güçlerle, siyasi
kuvvetlerle de belli ölçüde bize yüzde yüz ters olan insanlarla açık
bir diyalog olmasa bile onlarla da böyle çatışmamalı,
fakat az buçuk böyle aynı cephe sayabilecekleri yani duygumuza, düşüncemize,
siyasi mülahaza ile bile sıcak bakan ve sizi bütün, bütün ret
etmeyen bir çevre içinde mütalaa edebileceğimiz siyasiler vardır.
Refahtan bugünkü manasıyla, DYP'ye kadar yaşayan bir şeydir,
siyasi yelpazedir. Bu insanlarla çatışmadan onlarla aramızdaki
farkı, müşterekleri ortaya koyarak, o çizgide belli bir münasebet
tesisinde yarar var bence" (11).
"Meselâ geldi Mahmut Efendi, sizin kafanız gide gide onların
mübarek sarıklarına, cübbelerine takılır. O önemli
bir vazife ...gören o zat, bana göre çok önemli, ama hayatı bazı
ünitelerinde, bazı sahalarında, bazı kimselerin öyle
olmasında yarar var yani, hazret o hususa kilitlenmiş olduğundan
dolayı o işin dışındaki işler Allah kapalı
tutuyor olabilir ona, neden yani, demiştir ki benim Mahmut'cuğum
sen fazla dağılma o türlü şeylere, sen çarşafı,
sen şalvarı, sen cüppeyi, sen sarığı
propaganda et. Bu çok lüzumlu. Hakikaten gençler için fena
duygulara, fena düşüncelere karşı sakal kadar koruyucu,
başka bir sütre yoktur, şalvar da o sütre yanında ayrı
bir sütredir, cüppe de ayrı bir sütredir. Mahmut Efendi'nin
sizin gözünüze ilişen şalvarına, sarığına,
sakalına, gözünüze iliştiği zaman bile bu meselenin
makûl mahmilini bulacak, çözeceksiniz. Kaldı ki, onun için bu
yana bakın, tenkit edeceğiniz yani sizin böyle olunca meselâ
EMNİYET TEŞKİLÂTINA nasıl girecek bu insanlar, bu
insanlar nasıl VALİ olacaklar, KAYMAKAM olacaklar, birader takılma,
onu sen yetiştir, başkası yetiştirsin" (12).
"İster maddi güçleri bakımından, isterse kendi ülkelerindeki
güç kaynakları ve gücü temsil eden kaynaklar bakımından,
isterse maddi güçleri bakımından, isterse ilim mahfilleri açısından,
isterse toplumun büyük kesimlerine, büyük kısımlarına,
bu duygu ve düşünceyle ulaşma açısından, belli
bir noktaya, belli bir kıvama gelecekleri ana kadar, bu şekilde
hizmete devam etmeleri şart, zaruri, lüzumlu. Yanlış bir
şey yapar, kıvama ulaşılmadan, özleriyle tam bütünleşmeden,
gereken mesafe alınmadan, bir kısım erken huruç
diyebileceğimiz çıkışlar yapılırsa, dünya
başlarını ezer ve müslümanlara Cezayir'deki hadise gibi
yeni bir hadise yaşatırlar. Suriye'deki gibi 82 vak'ası
gibi bir fecaat ve fezaat yaşatırlar.... Bir yanlışlık
bize falso yaşatır ve bu falso ile yediğimiz mağlubiyeti
telafi edemeyiz, yanlışı telafi edemeyiz. Bu sefer onlar
sizi kıskıvrak derdest eder, bir daha belinizi doğrultmanıza
fırsat vermezler hafizanallah.... Dünya firavunlar çağını
yaşıyor, toprak firavun bitirmek için pek münbit, öyle bir
dönemde tam özünüzü bulabileceğiniz , kıvama gelebileceğiniz
ana kadar, dünyayı sırtınıza alıp taşıyabilecek
güce ulaşabileceğiniz ana kadar o gücü temsil edeceğiniz
elinizde olacak ana kadar, Türkiye'deki devlet yapısı ölçüsüne
göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz
ana kadar her adım, erken sayılır, her adım 20 gününü
doldurmadan yumurtayı kırma gibi bir şeydir, civcivleri
terk eden kuluçka gibi, civcivleri doluya, fırtınaya
terketmek gibi bir şeydir ve burada yapılan şeyler mikro
planda dünyayla bir gün hesaplaşacak bu arkadaşların,
hesaplaşma yollarını öğretme işidir. Talim ve
terbiye işidir, böylesine feleğin çemberinden geçenler inşallah
geleceğin fikir işçileri olarak kendi dünyalarını
kuracaklar, feleğin çemberinden geçmeyen insanlar kendi
acemiliklerine, toyluklarına takılacaklar ve tabii kendi ülkeleri
de kendilerinden zarar görecek. Biz buyuz, sesimiz soluğumuz bu,
bunca kalabalık içerisinde duygu ve düşüncelerimi sözde
mahremce anlattım ama size mahremiyete sadık, mahremiyet
mevzuunda hassas duygularınıza sığınarak anlattım.
Biliyorum ki, elinizdeki meyve suları, boş kutularını
dışarı çıkarken, bir çöp kutusuna attığınız
gibi bu düşünceleri de açık olma yoluyla çöp kutularına
atıp gideceksiniz, arz edebildim mi evet, sırrım senin
esirindir söylersen esiri olursun" (13).
"Şimdi elalem sizi biliyordur, sizi potansiyel bir tehlike
olarak da biliyordur, yolun nereye gittiğini de biliyordur, yol ayrımında
siz ne tarafa yol aldığınızı da biliyordur ve
bir gün gidip bu yolların nereye dayandığını
da biliyordur. Fakat sık sık böyle işle yolun bir
kesiminde durup onlara yeniden, bir kere daha kükreme, bir kere daha
haykırma, tahrik edici halimizi bir kere daha hatırlatma, bir
kere daha hatırlatma demektir. Arz edebiliyor muyum? İşte
bu da düşmanı tahriktir, bence. Yani hasımlarınızı
tahriktir, şimdi evlerinizde hani bu durumun çok iyi alınması,
değerlendirilmesi her zaman sözkonusudur. Sizi biliyorlardır
ama, merdivenleri çıkarken ben şahsen evlerde kaldığımız
zaman ayaklarımın altının lâstik olmasına
dikkat etmişimdir, yani tak tak takunyalarla değil, ayağımı
bastığım zaman alttakine duyurmayacağım şekilde
lâstik ayakkabılarla o merdivenleri inip çıkmaya tercih etmişimdir,
o sandalyeye dikkat etmişimdir" (14).
"Ama her doğruyu her zaman söylemek doğru değildir....
Dünya sizi yakın takibe almışsa, böyle sadece söz yanı
ağır, ağır olan, söz yanı ağır
diyorum, iddia yanı ağır olan o tür şeylerle,
koskocaman bir dünyayı tahrit etmiş, üzerinize saldırtmış,
yaşama hatta dini neşretme şartlarını ağırlaştırmış,
hizmet atmosferi içinde yaşanmaz hale getirmiş oluruz ki, o
davaya samimiyet ve sadakatinizden daha çok, ihanetiniz manasına
gelir..." (12).
"... Halbuki gündem belirlemek ve hadiselerin nabzını
elde tutabilmek için devamlı fikir ve düşünce üreten bir
'Kadro'ya ve bu düşünceleri pratiğe dökebilecek 'dinamik
insanlara' ihtiyaç vardır. Tabii bütün bunlar, birer plan ve
program gerektiren işlerdir. Sonra bu düşüncelerin hayata geçirilmesi
için vasat ve ortamın müsait hale gelmesi de şarttır.
Demek oluyor ki meselenin bir düşünce ve fikir olarak hazırlanması,
bir de bu düşünce ve fikirlerin hayata geçirilmesi yönleri var.
Biz bunların bütününe plan ve program diyoruz" (13).
"Dengeli bir hizmet eri, söyleyeceği şeyleri hemen söylemez.
O bilir ki, söylenmesi gereken her şeyi şimdi söylerse,
kendisine hayat hakkı tanımayanlar çıkabilir. Şartlar
aleyhinde ağırlaştırılabilir, dolayısıyla
da sıkıntılı bir atmosfere düşebilir"
(14).
"Herhangi bir hizmette bulunan ve bir hizmeti temsil eden kimseler
için, tehlikeli bir takım düşünce ve davranışlar
vardır. Bunlar bazen çok masum görünseler de, hizmet erleri için
tehlike arzederler... En gizli ve en masum düşünce ve mülahazalarımızın
dahi ciddi bir kontrole tâbi tutulması gerekmektedir (Fethullah Gülen,
Fasıldan Fasıla, C. 1, s. 145-46)".
"Din-i mübin-i İslâm'a hizmet eden herkes neferdir. Dolayısıyla,
bu hizmette askeri disiplin çok önemlidir. Şeklen asker değiliz
ama, ruhen askeriz ve öyle de olmalıyız, hatta öyle olmak
mecburiyetindeyiz. Bu sebeple, İslâmi hizmetlerde nefer olduğunu
idrak edemeyen ve neferliğe ters tutumlar içine giren herkes,
mutlaka, ama mutlaka bunun cezasını çeker" (15).
"Taktik ve stratejiler söylenmez. Söylendiği an, onun bir
taktik olma hüviyeti ortadan kalkar. Stratejiler sadece tatbik edilir.
Bazan da bu stratejinin işin başında bulunan insandan başka
kimse tarafından bilinmemesi gerekir" (16).
"Nihai hedefe ulaşana kadar, yani sonuca ulaşıncaya
kadar, her yöntem, her yol mübahtır. Bunun içerisine yalan söylemek
de, insanları aldatmak da girer" (17).
"Siz bir sivilsiniz, silahlarınız yok, kuvvet ve
kudretiniz de sermayeniz kadar ... oysa askerde tek başına
bile olsanız, iktidarınız, silahınız, ferdi
kabiliyet ve cesaretinizin yanı sıra, içinde bulunduğunuz
birliğin kuvvet ve iktidarını da yanınızda
bulur ve yerinde bir paşayı, hatta bir orduyu bile esir
edebilirsiniz" (18).
"Öyleyse, geleceği kucaklayıp planlayanlar, oturup onu
bekleyeceğine, kendilerini ona asker olarak yetiştirme gayreti
içine girmelidirler. Tâ ki geldiğinde hazır olan askerinin
başına geçebilsin" (19).
"Evet, Allah Rasülü etrafında her zaman işte böyle
serdengeçtiler oldu, fakat o, hayatının hiçbir anında,
ama hiçbir tedbirde kusur etmedi. Kuvvet dengesinin olmadığı
bir yerde ortaya atılmasının hezimet ve mağlubiyetle
neticeleneceğini herkesten iyi değerlendirdi ve bu sebeple de
stratejisini hep temkin ve tedbir ile örgütledi" (20).
"İhtiyat, bir iş ve bir hamlede zarar ihtimallerine karşı
ve maruz kalınan musibetler neticesinde ah u vaha düşmemek için
ehemmiyetli bir davranıştır. Sebeplere tevessülde
gerekli hazırlığı yapmamış nice müteşebbis
vardır ki, neticede ya dizini döver ya da kadere taş atar....
Bir hamle ve teşebbüste hedef alınan netice ne kadar büyükse,
o uğurda gerekli görülen tedbirlere riayet de o nispette
ehemmiyetlidir.... İhtiyatlı olma, korkup geriye durmaktan
tamamen farklı olduğu gibi, tedbirsizce davranışların
da cesaret ve yiğitlikle hiçbir alakası yoktur.... Her kötü
haslet gibi, sırf bir aldatmaca olan kitle ruh haletiyle yine kitle
avına çıkmak, Batının bize armağan ettiği
şeylerdendir. Bu sakat ve nesebi gayrisahih düşünceyi
benimseyenlere göre, bir yumurtanın başında bir sürü
'gak gak gıdak' normal görülse de, bize göre her milli mesele,
bir mercan sabrı ve sessizliği içinde, en kuytu yerlerde ve
mercan kuluçkalarının ızdıraplı, fakat gürültüsüz
hallerine uygun bir çizgide cereyan etmelidir" (21).
"Sizin gibi düşünmeyip farklı dünya görüşüne
sahip karşısına acele çıkılmamalı...
Yoksa bizim gibi düşünmüyorlar diye bir bir uzaklaştırılan
veya uzaklaşan bu gayr-ı memnunlar, dev dev kitleler meydana
getirerek karşınıza çıkıp sizi yerle bir
edebilirler" (22).
"Evet, denge gözetilmediğinde, hezimet ve mağlubiyetin
kaçınılmaz olduğu şartlarda kahramanlık gösterisi
sadece ihanettir" (23).
"...bir yandan hasım cepheyi, mükemmel işleyen HABERALMA
TEŞKİLATIYLA içinden tanırken, öte yandan da hasım
cephenin aynı faaliyetlerine kendi içimizde sürdürmesine müsaade
edilmemeli ve imkân tanınmamalıdır.... Evet, devlet ve
milletin bekası ve hayatiyeti adına önem arzeden her dinamiğin
üzerinde etraflıca durmalı, bu dinamikleri sistematik hale
getirmeli, günümüzün teknolojik imkânlarından da faydalanarak
bu faaliyetleri gerçekleştirmeli ... ve bilhassa HABER-ALMA
hususunda her zaman hasım cephenin çok önünde olunmalıdır"
(24).
***
DİPNOTLAR :
1. Bu rapor, "Cumhuriyet Tarihi'nin En Büyük İhanet Odağı:
TÜM YÖNLERİYLE FETHULLAHÇILAR" başlıklı ve
yaklaşık 1000 sayfadan oluşan bir kitap çalışmasının
girizgâhı, sunumu olma özelliğini taşımaktadır.
Sözkonusu kitapta, Fethullahçıların yurtiçi ve dışındaki
tüm faaliyetleri, CIA, MI6 ve BND ilişkileri, yurtiçi ve yurtdışı
örgüt (vakıf, dernek, şirket, dersane, okul, yurt vb.) adres
ve telefonları, yayınları, işbirlikleri, şûra-istişâre
üyeleri ve ülke-bölge imamları, kamp programları ve beyin yıkama
yöntemleri, itirafçıların kaset çözümleri, özgün
belgeleriyle verilecek; yorum yaşayan ve gelecek nesillere bırakılacaktır.
Tarafımdan yaklaşık beş yıldır çalışmaları
sürdürülen ve son rötuşları yapılan bu kitapla, Türkiye'de
fethullahçılarla ilgili bilinmeyen hiçbir husus kalmayacaktır.
2. Fethullah Gülen, Küçük Dünyam, s. 106.
3. Emniyet Genel Müdürü Kemal Önal'ın T.B.M.M. İnsan
Hakları Komisyonu içinde oluşturulan "yasadışı
telefon dinleme"yi araştırma alt komisyonuna verdiği
resmi bilgiye göre: "Mafya tabir edilen suç çetelerinin açıktan
geçen telefon hatlarına veya sokak başlarında bulunan
telefon kutularına veya apartman girişlerinde bulunan kutulara
müdahale ederek hedef aldıkları şahıs veya özellikle
ticari firmaları dinleyebilecekleri; bu yolla elde ettikleri
bilgileri ticari alanda haksız rekabet veya menfaat temin etmek için
kullanabildikleri gibi şahıslara yönelik şantaj amaçlı
olarak da kullandıkları, nitekim basına yansıyan karşılıklı
telefon görüşmelerinin kayıtlarının bu yolla veya
benzeri yollarla elde edildiği ... Mafyanın 'böcek' adı
verilen cihazlarla da dinleme gerçekleştirdiği"
kaydedilmiştir. 4. Özel Arşiv, Kutu: 1, Kaset: 5.
5. Özel Arşiv, Kutu: 1, Kaset: 2. Kasedin çözümü için bkz. Zübeyir
Kındıra, Fethullah'ın Copları, (İstanbul: Su
Yayını, 2001), s. 167.
6. Özel Arşiv, Kutu: 3, Kaset: 7. Kasedin çözümü için bkz.
Ergün Poyraz, Fethullah'ın Gerçek Yüzü, (İstanbul: Otopsi
Yayını, 2000), s. 62. Ergün Poyraz'ın bu kitabı,
bugüne kadar fethullahçılar hakkında yapılmış
en özgün ve mükemmel çalışmadır ve ağırlıklı
olarak kaset çözümlerini içermektedir. 7. Fethullah Gülen, İnancın
Gölgesinde, C. 2, s. 234.
8. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla, C. 3, s. 69.
9. Özel Arşiv, Kutu: 3, Kaset: 3.
10. Haz. Nuh Mete Yüksel, Fethullah Gülen Örgütü Hakkında
İddianame, s.58.
11. Özel Arşiv, Kutu: 1, Kaset: 8.
12. Özel Arşiv, Kutu: 1, Kaset: 3.
13. Özel Arşiv, Kutu:1, Kaset: 7.
14. Özel Arşiv, Deşifre Metin, K.1,D.1.
15. Özel Arşiv, Kutu: 3, Kaset: 2.
16. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla, C. 1, s. 119.
17. Fethullah Gülen, a.g.e. , s. 125.
18. Fethullah Gülen, Küçük Dünyam, s. 121.
19. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla, C. 1, s. 28.
20. Fethullah Gülen, İnancın Gölgesinde, C. 2, s. 174.
21. Fethullah Gülen, Prizma, C. 1, s. 25.
22. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla, C. 2, s. 141-42.
23. Fethullah Gülen, a.g.e., s. 142.
24. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla, C. 1, s. 113-14.
|