| NECİP
HABLEMİTOĞLU CINAYETININ
PERDE ARKASI:
Necip Hablemitoğlu ugramis oldugu suikastten kisa sure once; Fethullahçıların asagida makalesinde bahsettigi can dusmanlarini ortadan kaldirmak icin aradigi taşeronu buldugunu: Bu taseronun Fethullah Gulen'e oldurulmesi gerekli "7 kisilik" listenin ayrintili raporunu verdigini, Bu raporda oldurulmesi gerekli 7 kisiden "1. sirada oldurulmesi gerekli kisinin HANS AIBERG" oldugu, 4. sirada oldurulmesi gerekli kisi ise bizzat Necip Hablemitoğlu (yani kendisi) oldugunu, Necip Hablemitoğlu bu raporda ismi gecen diger 6 kisiyle tek-tek baslanti kurup uyarmistir. Bu uyarilardan hemen sonra, Rahmetli Hablemitoglu elindeki belgeyi kamuoyuna sunamadan ugramis oldugu kalles suikast sonucunda hayatini kaybetmistir. Hans Aiberg Hablemitoglu'nun uyarisini aciklamis, gunumuzde mecliste milletvekili olan bahsi gecen taseron hakkinda bilgiler vermistir. Biz Hanifler olarak elimizdeki tum bilgileri ve belgeleri kamuoyuna sunmaya haziriz. Lakin Rahmetli Hablemitoglu'na hayatlarini borclu olan diger 5 kisininden sadakat ve vefa gostererek: Kamuoyuna Rahmetli Hablemitoglu tarafindan uyarildiklarini ve bu konu hakkinda tum bildiklerini acik ve net olarak aciklamalarini istiyoruz. "Faili mechul degil, Faili malum olan Hablemitoglu cinayetinin" sorumlularinin yargi onunde hesap vermesi icin, diger 5 kisinin insanlik borcunu yerine getirmesini istiyoruz. Asagidaki Bolumler "Fethullahcilarin" Gercek Yuzunu Gosterdigi Icin, Öldürülen Necip Hablemitoglu'nun: "FETHULLAHÇILAR VE HİZBULLAHÇILAR" adli makalesinden ve "KÖSTEBEK: FETHULLAHÇI İSTİHBARATÇILAR DOSYASI"adli kitabindan alinmistir. ADETA RAHMETLI HABLEMITOGLU KENDI CINAYETININ FAILLERINI ONCEDEN HABER VERIYOR, UYARIYOR!!! DIKKATLE OKUMANIZI ONERIRIZ. ALLAH Kendisine Rahmet Eylesin. Kaldigi Yerden Vatanin Gercek Evlatlari Devam Edecek InsaALLAH. |
|
FETHULLAHÇILAR VE HİZBULLAHÇILAR Dr. Necip Hablemitoğlu'nun makalesinden:Fethullahçıların son iki yıl zarfında başlarına gelen tüm olumsuzluklardan sorumlu tuttukları -biri TSK kökenli- beş "can düşmanı" için taşeron peşinde olduklarını hiç bileniniz var mıydı?!. Dahası, önce Ülkü Ocakları vasıtasıyla bu beş "can düşmanı"nın korkutularak pasifize edilmesi talebini içeren girişimlerin sözkonusu olduğunu; ancak Devlet Bahçeli'nin cemaate ve diğer şeriatçı yapılanmalara mesafeli davranışı nedeniyle olumlu yanıt alınamadığını kaç kişi bilir?!. Keza, cemaate bağlı emniyetçilerin devreye girmesi önerisinin riski nedeniyle geri çevrildiğini?!. Ve en önemlisi de "tedbir merhalesi"ndeki fethullahçıların, tedbiri bir kenara bırakarak hizbullahçılara müstakbel taşeron olarak yeşil ışık yaktıklarını?!. ... MÜRİTLERE TEDBİR (İHTİYAT) TAŞERONLARA SALDIRI Fethullahçıların, cemaat düşmanlarına karşı Ülkü Ocakları'nı kullanma girişimini, MHP içindeki nurcular vasıtasıyla yaptıkları biliniyor. Kamuoyuna "kaba kuvvet" imajı ile tanınan Ülkü Ocakları yönetiminin, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin tepkisinden çekinerek red yanıtı verdikleri gelen duyumlar arasında. Fethullahçıların emniyet içindeki kendi yandaşlarını kullanma düşüncelerinin ise, zaten izlenmekte olan bu kadroların deşifre olması ve tasfiyeye yolaçması gerekçeleriyle yaşama geçirilemediği kaydediliyor. Buna rağmen, İstanbul'daki kimi üst düzey bölge imamlarının, hedef kişilerin, diğer muhaliflere de gözdağı olacak biçimde etkisizleştirilmesi doğrultusunda sürekli arayış halinde oldukları da gözlemleniyor. Fethullah Gülen, diğer taraftan sözkonusu internet sitesinde 24 Ocak 2001'de yayınlanan yazısında, riski üstlenerek, cemaat mensuplarına ise koşulsuz "ihtiyat" önermeye devam ediyor: "İhtiyat, bir iş ve bir hamlede zarar ihtimallerine karşı ve maruz kalınan musibetler neticesinde ah u vaha düşmemek için ehemmiyetli bir davranıştır. Sebeplere tevessülde gerekli hazırlığı yapmamış nice müteşebbis vardır ki, neticede ya dizini döver ya da kadere taş atar. ... Bir hamle ve teşebbüste hedef alınan netice ne kadar büyükse, o uğurda gerekli görülen tedbirlere riayet de o nispette ehemmiyetlidir.... İhtiyatlı olma, korkup geriye durmaktan tamamen farklı olduğu gibi, tedbirsizce davranışların da cesaret ve yiğitlikle hiçbir alakası yoktur.... Her kötü haslet gibi, sırf bir aldatmaca olan kitle ruh haletiyle yine kitle avına çıkmak, Batının bize armağan ettiği şeylerdendir. Bu sakat ve nesebi gayrisahih düşünceyi benimseyenlere göre, bir yumurtanın başında bir sürü 'gak gak gıdak' normal görülse de, bize göre her milli mesele, bir mercan sabrı ve sessizliği içinde, en kuytu yerlerde ve mercan kuluçkalarının ızdıraplı, fakat gürültüsüz hallerine uygun bir çizgide cereyan etmelidir" (7). Fethullah Gülen'in cemaati yönlendiren -Ocak 2001'in son haftasında yayınlanmış- yazılarından kısa alıntıları okudunuz. Belli ki, ABD'de rahat durmuyor, örgütsel faaliyetlerini devam ettiriyor. Kendisi, devletimizin istihbarat birimleri tarafından sadece yakından izlenmesi değil, ABD dışına çıktığı saptandığında derdest edilmesi ve uçakta kendisine "memlekete hoş geldin Fethullah Gülen" denilmesi gereken çok önemli bir kişi. Hiç şüphesiz, cemaati tek başına yönettiğini zaten hiç kimse iddia etmiyor ama onu bir simge, karizma sahibi bir yönlendirici olarak önemini kabul etmek, "burnu akan" bir vaiz nitelemesi ile geçiştirmemek gerekiyor. İstihbarat birimleri açısından ne kadar önemli olduğu, 30 Ocak 2001 tarihinde sözkonusu internet sitesinde yayınlanan şu satırlardan net bir biçimde anlaşılıyor:
"İç ve dış mihraklar, ellerindeki terör alternatiflerini daima muhafaza edeceklerdir. Bunlardan birisi yıpranıp işlemez hale gelince, bir başkası öne sürülecektir. Nitekim dün, çeşit çeşit isimler altında nice örgütler vardı ve bunlar anarşiyi komünizm adına körüklüyorlardı. Şimdilerde PKK ve benzeri illegal örgütler de etnik grupları harekete geçirme çabasındalar. YARININ TÜRKİYE'SİNİ BEKLEYEN EN KORKUNÇ TERÖR VESİLESİ İSE, MEZHEP DUYGUSUNA YENİK DÜŞENLER OLACAĞA BENZER. BU YENİ TEHLİKE, TERÖR ADINA PKK'DAN ELLİ KAT DAHA FAZLA BİR POTANSİYEL GÜCE SAHİPTİR" (8). Evet, iç ve dış tehdit odağı olarak Fethullahçıların şu ana kadar bir terör (cinayet veya cinayete teşebbüs, bombalama vb.) girişimi sözkonusu olmadı. Ancak bu, -ipleri dışarıdan yönetildiğinden- olmayacak anlamına da kesinlikle gelmiyor. Türkiye Cumhuriyeti, giderek büyüyen ve sorumsuz-çıkarcı-düşük politikacıların himayesinde adeta kangrene dönüşen fethullahçı yapılanmayı bertaraf etmek zorunda, çünkü başka seçeneği yok!.. Hep birlikte izleyelim, görelim!...
http://www.geocities.com/hablemitoglu/fetulahcilar_ve_hizbullahcilar.htm |
|
"KÖSTEBEK: FETHULLAHÇI İSTİHBARATÇILAR DOSYASI" KITABIN ONSOZ BOLUMUNDEN ... Türkiye
Cumhuriyeti, tarihinin en karanlık, en hazin dönemini yaşıyor.
Bir tarafta, Türkiye Cumhuriyetini koşulsuz savunan, Atatürk
ilke ve devrimlerinin sahibi ve takipçisi, aydınlanmacı, tam
bağımsızlıkçı,
sömürünün her türüne karşı, evrensel barıştan
yana, yurtsever,
ilerici, ulusalcı kesim var. Ancak, ne bir siyasal partiye, ne basın
ve yayın kuruluşlarına, ne de kendilerini destekleyecek
ulusal sermaye gücüne sahipler. Ülkenin elden gidişini sessiz çığlıklarla
izliyorlar. İşlerini ve işyerlerini kaybedenler, üniversite
kapılarında bekleyenler, sefalet sınırının
altında yaşayanlar, ülke güvenliğini sağlamaya çalışırken
baba ocağına tabut içinde dönenler,
Mumcular, Üçoklar, Aksoylar, Kışlalılar ve
olup-biteni izleyen milyonlarca
örgütsüz, dağınık
Türk yurtseveri!.. Karşı tarafta ise, ülkeyi etnik ve
mezhepsel esasa dayalı olarak bölmeye, yer altı-yerüstü
ekonomik kaynaklarını pazarlamaya, din devleti kurmaya ve halkın
dinsel inançlarını sömürmeye, hatta Cumhuriyetin başına
numara koymaya kararlı, zengin, güçlü, dış destekli,
örgütlü vatan hainleri ve işbirlikçileri ile peşlerinden sürükledikleri
ulusal bilinçten yoksun diğer bir
kesim!.. İşte
Köstebek adlı bu çalışma, içinde bulunduğumuz
kapkara dönemde, devletimizin altının nasıl oyulduğunun,
nasıl zaafa düşürüldüğünün
binlerce örneğinden sadece birine ışık
tutuyor: Türk Devletinin istihbarat birimlerine sızmış,
kadrolaşmış fethullahçıları!.. Şeyhleri
A.B.D.de yaşayan, ancak kendi ülkesinde Devlet Güvenlik
Mahkemesinde yargılanan; C.I.A., MI6 ve BND gibi yabancı ülke
istihbarat örgütlerine taşeronluk yapan bir cemaate mensup müritlerin,
asli görevi kendileri ile mücadele etmek olan istihbarat birimlerinde
kadrolaşabileceğini, devletin gücünü, devleti savunanlara
karşı kullanabilecek düzeye gelebileceklerini kim tahmin
edebilir ki? Köstebek,
bu ihanet öyküsünün adıdır. .. Siz,
hiç fethullahçıları devlete karşı bir tehdit
olarak algılayan, şikâyet eden ya da onlarla uğraşan
bir PKKlı, Brüksel ya da Köln merkezli bir terörist ya
da bir TÜSİAD üyesi ya da bir siyasal parti lideri ya da bir
ikinci cumhuriyetçi ya da bir azınlık mensubu ya da misyoner
ya da Hükûmet üyesi ya da bir Başbakan gördünüz mü? Nitekim,
fethullahçıları kontr-espiyonaj kapsamında iç ve dış
tehdit odağı olarak tanımlayan ve mücadele konsepti geliştiren
gelmiş-geçmiş bir İçişleri Bakanı, bir
Emniyet Genel Müdürü ve bir M.İ.T. Müsteşarı da göremezsiniz,
gösteremezsiniz!.. Haklı
olarak sorarsınız, kendi iç güvenliğini sağlayamayan,
sızıntılara engel olamayan bir ulusal istihbarat birimi,
nasıl olur da ülkenin güvenliğini sağlar?!.
Bu sorunun yanıtı, doğal olarak olumsuzdur.
Önünüzde iki tercih vardır; ya çoğunluğun yaptığı
gibi bu çelişkiye karşı başınızı çevirir,
farketmemiş gibi yaparsınız veya risk üstlenerek araştırmaya
ve mücadeleye başlarsınız!..
Fethullahçılar,
Türkiyede Mevleviler, Bektaşiler, Cerrahiler gibi salt dinsel
inancını yaşamaya çalışan bir cemaat değildir.
Uluslararası alanda at koşturan, son derecede tehlikeli bağlantılarıyla,
ekonomik kaynakları ve
eğitim kurumlarıyla, Türkiyenin yüzyüze olduğu en
tehlikeli tehdit odağıdır.
Örgütlenme modeli itibariyle Türkiyede bir eşi yoktur;
örgütlenme modeli olarak, tamamı C.I.A.
denetimindeki Moon, Falun-Gong, Scientology gibi tarikatlarla
benzeşmektedir. Fethullahçılar, mevcut ekonomik kaynaklarını,
yapılabilecek en akılcı ve en değerli alana, eğitim
yatırımına tahsis ettiklerinden, diğer şeriatçı
yapılanmalara kıyasla, ülkemizin sadece bugününü değil,
daha çok geleceğini tehdit etmektedirler.
İşte bu yasadışı yapılanmanın,
eğitimin yanısıra, en az onun kadar önemli olan
istihbarat alanına yönelmesinde, birtakım stratejik
gerekçeler rol oynamaktadır: 1.
Tüm dünyanın pekçok merkezinde uygulanmakta olan terörist
ve de köktendinci ideolojik yaklaşımların yaptığı
gibi, devlete ya da yabancı devletlere karşı silahlı
mücadele vererek hedefe varmanın mümkün olmadığını
en kavrayan dinsel organize suç örgütü, Fethullahçılardır.
Mevcut sistemi yıkmak yerine, takiyyeyi ön plana çıkararak,
devlet yapısıyla çatışmayacak bir örgütlenmeyle,
zaman içinde devletin stratejik kurum ve kuruluşların içine
sızmak ve ele geçirmek, bu yasadışı yapılanmanın
ılımlı görüntüsünün altındaki en önemli
neden ve etkendir. 2.
Fethullahçılar, istihbarat birimlerine sızmakla,
kendilerine gelebilecek her türlü operasyonu önceden haber alma, önleme
ve de karşı operasyonu başlatma olanağına sahip
olmaktadırlar. Bu
durum, onlara sadece savunma değil, saldırı olanağı
da sağlamaktadır. 3.
Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmakta zorlanan ama
buna rağmen yılmaksızın girişimlerini sürdüren
fethullahçılar, istihbarat birimlerindeki kadrolarını,
alternatif Silahlı Kuvvetler olarak algılamaktadırlar.
Bu durum, onların kendilerini güvende hissetmelerine yol açmaktadır.
Nitekim, emniyet mensubu fethullahçıların toplanma ve
eğitim merkezlerine ışık kışlaları,
emniyet içindeki kadrolarına da genel bir ifadeyle ışık
orduları denilmektedir. Fethullahçıların emniyet içindeki
kadroları, T.S.K.ne karşı denge sağlama çabalarının
bir sonucudur. Devletin ele geçirildiği, sistemin bütünüyle değiştirildiği,
Çin Seddine otağ kurulduğu en son aşamada,
alternatif silahlı kuvvetlerin T.S.K.ne karşı kullanılması
olasılığından, moral anlamda sıkça söz
edilmektedir. 4.
Fethullahçılar, Türkiyenin tek özel istihbarat örgütüne
sahiptirler. Devletin istihbarat birimlerinin tüm olanaklarını
kullanan; gizli bilgilerin tamamını elde eden bu yasadışı
örgüt, gerek kendi hasımları ve gerekse, hedef
siyasiler, gazeteciler, mafya babaları, bürokratlar,
akademisyenler, askerler ve diğer önemli meslek mensuplarının
açıklarını içeren, şantaj malzemesi olarak
kullanılabilecek her türlü görsel ve işitsel bant kayıtlarından,
bu kayıtlara ait çözümlerden, fotoğraflardan her türlü
resmi belgeye, hatta kişisel anekdotlara kadar herşeyi içeren
bir arşive de sahip bulunmaktadırlar.
Parayla satın alamadıklarına, hatta korkutamadıkları
hasımlarına karşı, çarpıtılmış,
fabrikasyon bilgi
ve belge tanzimi de, bu örgütün ilgi ve uzmanlık alanı
içindedir. Aynı
şekilde, fethullahçılar, kendi şirketlerine rakip şirketleri
bertaraf etmek için bu özel istihbarat örgütünü kullanmaktadırlar.
Bunun için daha çok, kaçakçılık duyumları
çerçevesinde şirket merkezlerine yapılan aramaların yıkıcı
etkisinden söz edilmektedir. Aynı taktik, hasım vakıf,
dernek ve şahıslar için de uygulanmaktadır. Bu örgütün
servis hizmetlerinden kimi siyasilerin sıkça yararlandığı
yolunda duyumlar alınmaktadır. Özel istihbarat örgütü
sayesinde, radikal sosyalist partilerin dışında, seçim
barajını aşma olasılığı kuvvetli olan
tüm siyasal partilerde, fethullahçıların aday gösterme gücünün
sözkonusu olduğu bilinmektedir. Bu örgüt aynı
zamanda, hasımların enterne edilmesi, etkisizleştirilmesi
ya da tasfiyesi; yandaşların ise önemli yerlere
getirilmesinde işlevsel rol oynamaktadır. İşte, Köstebek
çalışması, fethullahçıların bu az bilinen
karanlık yüzüne ışık tutmak amacıyla hazırlanmıştır.
Özellikle Basın Savcılarının şu gerçeği
bilmeleri gerekmektedir: Bu
kitap, İçişleri
Bakanlığını ya da Emniyeti tahkir ve tezyif
amacıyla kaleme alınmamıştır. Aksine, kitabın
yazılmasında, İçişleri Bakanlığı,
Emniyet Genel Müdürlüğü ve M.İ.T. gibi kuruluşlara,
devletin güvenliğini koruma gibi asli görevlerini hatırlatma
ve bu görevlerinin gereğini talep etme amacı
ön planda tutulmuştur.
|
| "KÖSTEBEK:
FETHULLAHÇI İSTİHBARATÇILAR DOSYASI"
Kitabin 3. Bolumunden: ... 3.1.3.
BİREYSEL MÜCADELE VE DEZENFORMASYON ÖRNEKLERİ Fethullahçıların
üniversitelerdeki hasımlarına yönelik taktik ve
stratejilerini yaşayarak, bedel ödeyerek
öğrenen- bir akademisyen olarak, devam etmekte olan bir
savaşımın mütevazi tarafıyım. 12 Eylül döneminden
itibaren, intihal (66) dahil, her türlü iftiraya maruz bırakılıp,
3 kez üniversiteden uzaklaştırılan; toplam 76 ceza ve
disiplin soruşturmasına ve de 100e yakın idari ve adli
davaya maruz ve muhatap bırakılan, ancak tümünden onanmış
yargı kararlarıyla aklanan bir Cumhuriyet Tarihçisi olarak,
diğer ülke ve devlet düşmanı yasadışı örgütlerin,
tarikatların ve benzeri yapılanmalar yanısıra,
fethullahçılara karşı mücadelemi de kesintisiz sürdürmekteyim.
Yaklaşık 20 yıllık süreçte açılan dava
dosyaları içinde yer alan binlerce belge, hiç şüphesiz, her
fırsatta din, ahlak, mukaddesat, fazilet, dürüstlük, namus
gibi kavramların ardına sığınan fethullahçıların,
hasımlarını tasfiye doğrultusunda sınırtanımaz
etiksizliğinin göstergeleridir. İşte, sadece birkaç örnek: Fethullahçı
istihbaratçılar tarafından hasım kabul edilen kişi
ve kuruluşlar aleyhine yürütülen dezenformasyon faaliyetlerinden
biri de, çarpıtılmış bilgilere dayalı sahte
belgeler üretmektir; teknik deyimle fabrikatörlük yapmaktır.
Bu kapsamda, şahsımla ilgili üretilmiş onlarca sahte
belge sözkonusudur ve bu sahte belgeler, daha çok internet ortamında
dağıtılmaktadır. Bunlar arasında, kayda değer
olarak M.İ.T. mensubu olduğumu gösterir kimlik
fotokopisi, Gagauz-Hristiyan olduğuma dair nüfus kütüğü
fotokopisi, yüzkızartıcı suçlara ilişkin
yargı kararları fotokopileri, komünist örgüt militanı
olduğuma ilişkin istihbarat raporu fotokopisi, masonluğuma
dair kimlik fotokopisi vs. vs. sayılabilir. Sahte belge üretiminde
sınırtanımazlığın ve utanmazlığın
en tipik örneğinde şu bilgiler yer almaktadır: AA0012A7A-SİY/04-EYL-0511-2895 TERÖR
ÖRGÜTÜ OPERASYONU BÖLÜCÜ
ÖRGÜTÜN SÖZDE SİYASİ KANADININ ANKARA SORUMLUSU ELE GEÇİRİLDİ (FOTOĞRAFLI) ANKARA
(AA) Güvenlik güçlerince Ankarada yapılan operasyonda bölücü
terör örgütü PKKnın sözde siyasi kanat ERNKnın
Ankara sorumlusu Necip Hablemitoğlu ele geçirildi. Terörle
Mücadele Şube Müdürlüğüne bağlı ekiplerin
bir ihbarını değerlendirerek Ankara Gençlik
Caddesinde bir hücreevine düzenledikleri operasyonda Hablemitoğlunun
yanısıra çok sayıda örgütsel doküman ve kırsal
kesimdeki teröristlere gönderilmek üzere eğitim notları da
ele geçirildi. Sorgusu
halen Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde sürdürülen
Hablemitoğlunun bir üniversitede görevli olduğu ve örgütün
kitleselleşmesi için çaba sarfettiğini itiraf ettiği
kaydedildi. TALİMATLAR
BEKAADAN Hablemitoğlunun
ilk sorgusunda, talimatları bizzat terör örgütü elebaşı
Abdullah Öcalandan aldığı, PKKnın geniş
kitlelere ulaşması için bazı teklifler sunduğunu
itiraf ettiği öğrenildi. Doğu
Perinçek ile Abdullah Öcalan ile ilişkileri de sağladığı
öğrenilen Hablemitoğlunun önceki yıllarda da bazı
sol gruplarla birlikte olduğu provakatif faaliyetlerde uzman olduğu
ifade edildi. (AB-TK-NHK) 04.09.1989
14:59:07 TSİ NNNN Normal
posta, faks ve elektronik posta aracılığı ile dağıtılan
ve de halen http://www.gerçekergenekon.com
adresinde servise sunulmaya devam eden bu sahte belgeye, uzun yıllardan
sonra ilk kez, Bandırmada
yayınlanan Genç
BAYRAK adlı bir gazetenin 25 Mayıs 2002 tarihli nüshasında
Necip Hablemitoğlu eşittir
PKK başlığı altında yer verilmiştir.
Bandırmadaki MHP eski ilçe başkanı tarafından
yayınlanan gazetedeki haberde, sahte belgeye ek olarak imla
bozuklukları dahil aynen- şu iddia, iftira, hakaret ve
isnatlarda bulunulmuştur: Kısa
bir süre önce, yerel bir gazete, Bandırmada bir öğretim
görevlisini konuk edip Belediye düğün salonunda konferans
verdirdi. Şahsın adı Necip Hablemitoğlu. Elbette
Bandırmanın iyi niyetli ve onurlu insanları bu
konferansı tüm samimiyetlikleri ile gidip dinlediler. Necip
Hablemitoğlu anlattı. Bandırmalılar dinledi.
Ancak meslekten mi bilinmez bizde bir araştırma hastalığı
vardır. Biri Bandırmaya geliyor ve onlarca kişiye gözlerinin
içine baka baka birşeyler anlatıyor ve gidiyor, elbette
sormak gerek kim bu Necip Hablemitoğlu diye. Sordukta. Necip
Hablemitoğlu hakkında araştırma yaptığımızda
ne o yapılanın konferans olduğunu nede insanları
bilgilendirmeyi hedeflediğine inanmadık, inanmayacağızda.
Çünkü geçmiş dönemlere ait olan tüm dökümanlarda Necip
Hablemitoğlu eşittir PKK. Evet gerçek bir söylem ve asla
iddia değil, gerçek. Çünkü elimizde saatine kadar verebileceğimiz
bilgilere göre Necip Hablemitoğluda geçmişte PKKya
hizmet ettiğini ve Abdullah Öcalan ile birebir görüşerek
talimat aldığını itiraf etmiş. Aynı Necip
Hablemitoğlu yani PKK örgütü yardımcısı ve yatakçısı
Necip Hablemitoğlu, 2002 yılında Bandırmada
Belediyeye ait bir salonda konferans veriyor ve bir gazetenin işbirliği
ile. Biz size 04.09.1989 tarihinde saat 14:59da tüm haber ajanslarını
alt üst eden ve tüm adli makamları harekete geçiren resmi yazıları
eksiksiz, kesintisiz, cesurca ve Kamuoyuna hitaben yayınlıyoruz. ... Yazıyı
okuduktan sonra konu kamuoyuna kalıyor. Bandırmaya gelerek
onlarca onurlu Türk insanına konferans veren bir kişinin PKK
Örgütüne yataklık etmesi ve
bu konferansın alenen yapılması doğru mu?
İşte bu soruya da kamuoyuna gerçekleri ile birlikte ekte
sunuyoruz. Gazete,
28 Mayıs 2002 tarihli nüshasında, manşetten verdiği
Hablemitoğlu
Gazetemize Dava Açıyor(muş)! başlıklı
haberde, yukarıdaki haber metnini aynen bir kere daha yayınladıktan
sonra, şöyle denilmiştir: Haberimiz
üzerine 18 Mayısta Hablemitoğlunu şehrimize
getirerek konferans organizesini üstlenen bir yerel gazete, Necip
Hablemitoğlunun gazetemize dava açtığını açıklamış.
Kendisinden yurtsever ve değerli bilim adamı olarak bahsedilen
bu şahsın PKK ile ne ölçüde işbirliği içerisinde
olduğunu umarız kamuoyuna açıklayacak ve nihai kararı
halkımız verecektir. Bekliyoruz
HABLEMİTOĞLU...1 Konunun takibindeyiz. Hablemitoğlu davası
ile ilgili bilgileri önümüzdeki sayılarımızda size
aktaracağız. Konferansın
Bandırma Ticaret Odası Konferans Salonunda yapıldığını
saptayamayan, Belediye Düğün Salonu diyerek okuyucularına
usulen adres gösteren bu titiz (!) gazetenin haberi
sonrasında, sahte belgenin kaynağı olarak gösterilen
ANADOLU AJANSI adına bir açıklama yazısı gönderilmiştir.
Genel Müdür adına Genel Müdür Yardımcısı İsmail
Bezgin imzası ile gönderilen 26.6.2002 tarih ve
B.02.1.AA.12/102-2171 sayılı yazıda aynen şöyle
denilmiştir: İlgi
yazınıza konu haber bültenlerimizde yer almamıştır.
Ayrıca, yazınız ekinde göndermiş olduğunuz
haber metni fotokopisi bizim formatımıza uygun değildir.
Bu metnin düzmece yazılmış olduğunu düşünmekteyiz.
Bilgilerinizi rica ederiz. Saygılarımızla. Elbette
ki, bu sahte belge çerçevesinde gelişen haksız isnat ve
iftiralara karşı sözkonusu gazete aleyhine açılabilecek
tüm davalar açılacaktır. Ancak önemli olan gerçek şu:
Yurdun farklı köşelerindeki benzer yayınlar nasıl
saptanacak ve dava açılacak?!.
Baba tarafından Kırım Türkü, anne tarafından
Rumeli Türkü olan şahsımı, tüm mücadele ve eserlerime
rağmen, etnik bölücü, elikanlı terör örgütü destekçisi-yatakçısı,
dolayısıyla AB işbirlikçisi PKKlı, ERNK
yetkilisi gibi gösterme faaliyetlerinin ülkücülük, müslümanlık,
mukaddesatçılık gibi
kılıflar ardından yapılması, konunun takiyye yönünü
ve mesajın hedefini ortaya çıkarmaktadır. Kaldı
ki, bu ve benzeri iftira ve kumpasların 1980den
bu yana sonu gelmemektedir. Hatta, şahsımla ilgili
iftira ve isnatlara yer veren Zaman
gazetesi aleyhine açtığım ve tümünü kazanarak
haksız isnat sahiplerini mahkûm ettirdiğim davaların
birinde, gazete avukatı, Ankara Asliye 25. Hukuk Mahkemesine
benzeri sahte belgelerden birini sunma cüretini göstermiştir.
2000 Yılında görülen bu davaya, Zaman
gazetesi, Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğüne
ait 15 Ekim 1986 tarih ve C-2537 sayılı belgeyi (!) iddia ve
isnatlarına dayanak olarak göstermiştir. 14 Yıl öncesinin
tarihini taşıyan ve İstihbarat Şubesine ait olması
dolayısıyla gizli olması gereken bir belgenin, nasıl
olup da Fethullah Gülen Cemaatine yakınlığı tüm
istihbarat raporlarında belirtilen bir gazetenin eline geçtiği
sorusu, henüz yanıt bulamamıştır.
Bu belgenin sahteliği, Ankara Emniyet Müdürlüğünce
mahkemeye sunulan yazıda belirtilmiştir. Ortaya çıkan
sonuç şu ki, fethullahçı istihbarat örgütünde, gerektiğinde
kullanılmak üzere saklanılan, ileride kullanılmak üzere
hazırlandığı anlaşılan tedbire yönelik
resmi belgelerle, sahte belgeleri içeren bir arşiv bulunmaktadır.
Anlaşılan, Zaman gazetesi
de bu arşivden yararlanabilmektedir. İşte,
Zaman gazetesinin
mahkemeye sunduğu istihbarat belgesinin son paragrafında
şu hükme varılmaktadır: Sözkonusu
Enstitüde, çeşitli devlet dairelerinden, Emniyet teşkilâtından
ve Türk Silahlı Kuvvetlerinden subayların da öğrenim gördüğü,
bu nedenle laiklik ve Atatürk aleyhtarlığı yapıldığı
iddialarının asılsız olduğu, istihbar edilmiş
olup; ayrıca bahse konu olayın D.G.M. Savcılığına
intikal ettiği ve soruşturma yapıldığı öğrenilmiştir Oysa,
dönemin Emniyet Genel Müdürünün Özel Kalem Müdürü başta
olmak üzere, çok sayıda üst düzey emniyet mensubunun yanısıra,
50ye yakın emekli ya da muvazzaf Türk Silahlı Kuvvetleri
mensubunun da Enstitüde öğrenim sürdürdüğü, Hürriyet,
Milliyet, Günaydın, Sabah, Cumhuriyet gibi gazetelerde yayınlanan
çarşaf listeler çerçevesinde kamuoyuna malolmuş olup,
sadece İstihbarat Şube Müdürlüğünün bilgisinin
olmadığı anlaşılmaktadır. Bu sonuç,
bizatihi İstihbarat Şubesine yapılmış bir
hakarettir. Nitekim, dönemin Ankara Emniyet Müdürü Kemal İskender,
anılan Mahkeme Başkanlığına gönderdiği
29.5.2000 tarih ve
B.05.1.EGM.4.06.00.06-06.5.800.1200-(6068-2000)-072065 sayılı
yazıda şu bilgileri vermektedir: ...
Kayıtlarımızın tetkikinde ve yapılan arşiv
araştırmasında 15.10.1986 gün ve C-2537 sayılı
evrak bulunamamıştır. Bahsekonu evrakın numarası
itibariyle yazışma ve arşiv kodlama sistemimize uygun
olmadığından muhtemelen böyle bir raporun mevcut olmadığı
veya tarih itibariyle on yılı geçtiğinden imha edilmiş
olabileceği değerlendirilmektedir. Ayrıca
İstihbarat Şube Müdürlüğünün görev alanına
giren faaliyetlerle ilgili yapılan yazışmalarda yeralan
bilgiler; dokümanter olmayıp istihbari niteliktedir. Herhangi bir
adli veya idari tahkikatta delil olarak kullanılamayacağı
gibi genel güvenlik ve İKK tedbirleri açısından evrakın
aslı veya fotokopisi yazışmaya muhatap olan ilgili birim
tarafından başka birimlere gönderilemez ve başka amaçlarla
kullanılamaz ibareli bir uygulama bulunmaktadır. Bilgilerinize
arzederim. Zaman
gazetesi, anılan
mahkeme tarafından mahkûm edilmiştir.
|
| "KÖSTEBEK:
FETHULLAHÇI İSTİHBARATÇILAR DOSYASI"
KITABIN SONSÖZ
BOLUMUNDEN: Yukarıda
rastgele seçilmiş haber ve yazı örnekleri, normal bir hukuk
devletinde Cumhuriyet Savcıları için başlıbaşına
suç duyurusu niteliği taşımaktadır. Ülkemizde
ise, gerek bu haber ve yazılar, gerekse devletin ilgili
birimlerince hazırlanan resmi raporlar ve soruşturma evrakları
çerçevesinde konuya bakıldığında,
Cumhuriyet ve Basın Savcılarının, Emniyet
Genel Müdürlüğü ve M.İ.T.nın, Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulunun, Yükseköğretim Kurulunun ve Üniversitelerin,
T.B.M.M. ve de tüm
organlarıyla Hükûmetin, üzerlerine
düşen görevin sorumluluklarını gereğince yerine
getirmedikleri gözlemlenmektedir. Bu yüzden, devlet güvenliğinin
zaafa uğraması pahasına, basit çıkar hesaplarına
ya da makamından
olma-düşman kazanma korkusuna dayalı ilgisizlik,
sorumsuzluk, vurdumduymazlık, fırsatçılık, yandaşlık
ve işbirlikçilik gibi tüm olumsuzlukların oluşturduğu
bataklık zemin, devletin stratejik kurum ve kuruluşları içindeki
fethullahçı fidanların (!) adeta ormana dönüşmesine
yolaçmıştır. Elinizdeki
bu çalışmayı sürdürdüğüm son bir yılı
aşkın süre içinde karşılaştığım
sıradışı olaylar, duyumlar, saptadığım
hususlar, fethullahçı tehlikenin sadece Emniyet içindeki boyutunu
bile ortaya çıkarmakta
ne denli geciktiğimin işaretleri olarak değerlendirilebilinir: ·
Bu grubun mücadelede
silaha ve teröre bulaşma ya da taşeron kullanma riski her
zaman için sözkonusu. Bunların yapacakları bir hata,
verecekleri bir açık, zaten takiyye ile idare edilen cemaatin sonu
olacak ve saadet zinciri kendiliğinden parçalanacaktır. Paranın girdiği yerden idealin, hem de uğruna
can verilecek idealin gittiği varsayımı dikkate alındığında,
Cumhuriyetimizin gelmiş geçmiş en tehlikeli şeriatçı
yapılanmasının dağıtılmasının hiç
de zor olmadığına kanaat getirdim. Yeter ki, siyasal erk
bunu samimiyetle istesin, geçmişte olduğu gibi istiyor görünmesin...
·
Bu çalışmayı
sürdürürken, telefonlarımın dinlendiğini, bilgisayarıma
girilerek e-postalarımın ve dosyalarımın kopyalandığını
ve izlendiğime bir kere daha emin oldum. Bu nedenle, önlem olarak,
internet bağlantısı olmayan ikinci bir bilgisayar edindim
ve kullandım. Bu arada, telefon, e-posta ya da posta kutusuna not
yoluyla gerçekleştirilen tehditlerin sayısında da bir önceki
yıla göre önemli artış gözlemledim. Tehditlerle ilgili
olarak Valilikten koruma isteminde bulunmayı ise anlaşılır
nedenlerden dolayı hiç düşünmedim. Dikkat çekici olan bir
başka husus, Fethullahçı
istihbaratçıların telefon dinleme yoluyla elde ettikleri ses
kayıtlarını analiz-ayıklama eğitimi almadıkları
ya da yemlenme riskini dikkate almadan aceleci davrandıkları,
verdikleri anlık tepkilerden ortaya çıktı. Bu süreçte,
benim de tedbirsizlikten kaynaklanan kayda değer bazı kişisel
hatalarım da sözkonusu oldu: Telefonda karşılıklı
bilgi ve belge alışverişi taahhüdünde bulunarak
randevulaştığım bir kişiye,
buluşma yerini ve saatini bu görüşme sırasında
alenen söyleme hatasında bulundum. Randevu öncesinde, Fakültenin
otoparkına bıraktığım otomobilimin alarmının
çalışmadığını farkettim. Otomobili
kontrol ettiğimde, bagajda duran iki deri çanta ile maddi
değer ifade eden alışveriş çantalarına
dokunulmaksızın, içinde araştırma ile ilgili
belgeler, ses ve görüntü kasetleri ile CDlerin bulunduğu
alelade iki plastik poşetin gaspedildiğini
farkettim. Devlet içine sızmış köstebekleri
araştıran bir akademisyen olarak, semt karakoluna ya da Hırsızlık
Bürosuna başvurmanın ne anlama geldiğini ve geleceğini
en iyi algılayan dikkatli bir yurttaş olarak, Fethullahın
Copları kitabının yazarı, gazeteci Zübeyir Kındıranın
yaptığını yapmadım, akıbetini paylaşmadım.
Onun otomobilinin -kitabının hazırlık evresinde-
soyulması üzerinden geçen
yıllar zarfında, faillerin yakalanamamış olmasına
da zaten hiç şaşırmamıştım... ·
İnanıyorum
ki, Devletin istihbarat birimlerine sızmış, kadrolaşmış
fethullahçı unsurların temizlenmesi, kesinlikle zor değildir.
Bunun için önce, Ulusal Güvenlik Konseptinde değişiklik yapılması
ve dış istihbarat
servisleriyle ilişkileri çerçevesinde, fethullahçıların
kontr-espiyonaj kapsamına dahil edilmesi gerekmektedir. Ardından
da, siyasal erkin tam desteğini arkasına alan bir planlı
istihbarat operasyonu gerçekleştirmek yeterlidir. Burada önemli
olan, bu planlı istihbarat operasyonunu hangi kadroların yürüteceğidir?
Bugüne kadar Emniyet, MİT gibi kurumlarda, fethullahçı
kadrolaşmayı sadece seyredenlerle ya da mücadele ediyor gibi
görünenlerle bu operasyonun gerçekleştirilemeyeceği ortadadır.
Korkaklarla, kişiliksizlerle, Cumhuriyetin değerlerine
sahip olmayanlarla, hukuka saygılı devlet militanlığına
soyunmayanlarla, kaçak güreşenlerle, rüşvetçilerle ve
komisyoncularla, Atatürk ilke ve devrimlerine ölümüne bağlılığını
önceden kanıtlamayanlarla, halk deyimiyle biraderlerin kuklalığını
yapanlarla, iç ve dış tehdit odakları hakkında örgütsel
alt yapısı bulunmayanlarla
sözkonusu planlı istihbarat operasyonu yürütülemez. Yürütülse
de amacına ulaşamaz. Gazeteci Saygı Öztürkün dediği
gibi: Fethullah
Gülen grubuyla ilgili operasyonu bu saatten sonra emniyet
camiasında kolay kolay kimse yapamaz. Çünkü kimin eli
dokunuyorsa yanıyor.
Bu
konuda çalışma yapan grup tasfiye edildi. Bu hem Ankara
Emniyet Müdürlüğü, hem de genel müdürlük bünyesinde yaşandı.
Bu olayın iki boyutu var. Ya derinlemesine soruşturmak ya da
soruşturmayarak ört-bas etmek olacaktır. Eğer
derinlemesine bir soruşturma yaptırılmak isteniyorsa, dağıtılan
ekip takviye edilerek yeniden göreve getirilmeli ve soruşturma
kaldığı yerden devam ettirilmeli.
En
akıllıca yol, bu operasyonu, fethullahçılardan doğrudan
zarar gören ama pes etmeyerek mücadelesini yürüten Cevdet Saral,
Osman Ak gibi Emniyet Müdürlerinin sorumluluk ve yönetiminde takviye
edilmiş bir ekiple başlatmak ve sonuna kadar götürmektir. Başka
yolu yok!.. ·
Türkiye Cumhuriyetinin iç ve dış
güvenliğinden birinci derecede sorumlu olan Türk Silahlı
Kuvvetleri, iç güvenlikle ilgili olarak -Jandarma Genel Komutanlığı
dışında- operasyonel bir güce maalesef sahip
bulunmamaktadır. Ne zaman Cumhurbaşkanlığı ve MİT
Müsteşarlığı, sivillere geçmiştir, iç güvenliğimizdeki
zaaflar da bu dönemlerde ortaya çıkmıştır.
Cumhurbaşkanının ve MİT Müsteşarının
teamüllere uygun olarak mutlaka asker kökenli olmasının,
demokratikleşmeye hiçbir engeli bulunmamaktadır. T.S.K. içinden
yabancı ülkelerin etki ajanı devşirmesi kolay değildir;
bu durum, ulusal güvenliğimizin güvencesini oluşturmaktadır.
Türkiye, bu güvenceden mahrum olmanın birtakım sancılarını
yaşamaktadır. Örneğin, MGK Genel Sekreteri, Emniyet
Genel Müdürlüğü ve M.İ.T. ile, Fethullah Gülenden,
Mesut Yılmazdan, Alaattin Çakıcıdan, Sadettin
Tantandan, Dr. Rudolf Schmidtden, Henri
Barkeyden çok daha fazla ilgilidir, ilgilenmek ve takip etmek
zorundadır. T.S.K.nin Emniyet Genel Müdürlüğü ve M.İ.T.
üzerinde koordinasyonu sağlaması, iç politikaya karışması
anlamına gelmemektedir. Asıl, politikacıların,
şeyhlerin ve politikacı bağlantılı mafya
babalarının ellerini bu iki kurumdan çekmesi gerekmektedir.
Bu denge günümüzde bozulmuştur, siyasilere ödün vermeksizin bu
dengeyi yeniden kurmak, T.S.K.nin asli görevidir. Durumdan vazife çıkarmanın
sanatını bilen T.S.K., istihbarat birimlerindeki gelişmelere
seyirci kalmamalıdır... ·
Fethullahçılar, cemaate ait en az 25
milyar dolarlık mal varlığı, milyarlarca dolarlık
ciro, yüzmilyonlarca dolarlık himmet geliri ile, hemen herkesi ve
herşeyi satın alabilecek dev bir organizasyona dönüşmüştür.
Yurt içindeki üniversiteleri, liseleri, ilköğretim okulları,
dersaneleri, hastaneleri, poliklinikleri, yurtları,
ışıkevleri, vakıfları, dernekleri, hemen her
alanda faaliyet gösteren şirketleri, fabrikaları, pazarlamacıları,
devlet ve vakıf üniversitelerinde görev yapan onbinlerce
öğretim elemanı, alternatif silahlı kuvvetleri (emniyetçi
müritler), kamu görevlileri ile fethullahçılar, organize bir suç
örgütü halinde çalışmaktadır. Yurt dışındaki
güçleri, en az yurt içindeki güçleri ölçüsündedir. Son yaşadığımız
iki ekonomik krizde, Alman Bankalarının dahli kadar, fethullahçıların
dahli de bulunmaktadır. A.B.D.nde Fethullah Gülene yakın
olabilmek için binlerce fethullahçı işverenin, yeşil
karttan kurasız faydalanabilmek için kişi başına
en az 3.000.000 $ para transferi gerçekleştirdikleri; Kanadaya yapılan
transferlerin ise çok daha fazla meblağlara ulaştığı
duyumları alınmaktadır. Türkiyede fabrikalar sökülmekte,
Balkan ülkelerine, Orta Asya Cumhuriyetlerine, Azerbaycana ve
Rusya Federasyonuna bağlı Özerk Cumhuriyetlerine; ayrıca
da cemaatin okullarının bulunduğu tüm ülkelere götürülmektedir.
Fabrikalarla birlikte sermaye götürülmesi, Türk ekonomisine önemli
darbe vurmuştur. Hiçbir devlet kurumu, bu konu ile
ilgilenmemektedir. CIA, MI6 ve BND gibi batılı istihbarat
servisleri ile işbirliği örnekleri sergileyen, taşeronluk
yapan fethullahçıların
özde yurtsever, milliyetçi-alperen
olduklarını iddia etmek mümkün değildir. Türk
Devletine, laik hukuk sistemine büyük kin duymakta ve her fırsatta
bu kinin gereğini yerine getirmektedirler. İşte, bu dev
organizasyonla mücadelede, sayıca bir elin parmaklarını
geçmeyen Cumhuriyet aydını ve birkaç sivil toplum örgütü,
savunmasız ve korunmasız konumdadırlar. Bunları
koruyacak, destekleyecek, güç eşitliği sağlayacak bir
devlet desteği de maalesef sözkonusu değildir. Mumcu, Üçok,
Aksoy, Kışlalı gibi yitirilen aydınlardan sonra,
bunların da çekilmesiyle, meydan yani kamuoyu, fethullahçıların
eline kalacaktır. T.S.K.nin bu durumu değerlendirmesi, ama
geç olmadan değerlendirmesi gerekmektedir. Niye T.S.K. diyenlere,
yoksa Mesut Yılmaz mı, sorusuyla karşılık
vermek yerinde olacaktır. ·
Sizler, bu satırları
okuduğunuzda, eminim ki, hakkımda bugüne kadar açılmış
yüzmilyarlarca liralık manevi tazminat davalarına, yenileri
eklenecektir. Her zaman olduğu gibi kimi siyasiler devreye
girerek Üniversite Rektörünü hakkımda yasal işlem
yapmaya zorlayacaktır. Tehditler ve hakaretler hız kesmeyecek,
aileme de yönelecektir. Peşpeşe gıyabımda kesilen
trafik cezaları gelecektir. Gelen duyumlara göre, Emniyet ve M.İ.T.
bünyesinde, gerektiğinde aleyhimde kullanılmak üzere
dezenformasyon çalışmaları kapsamında
olumsuz bilgi notları ve olumsuz dosyalar
hazırlanmıştır. Telefonlarım bir şekilde
dinlenmeye devam edecektir. Büyük bir olasılıkla, hakkımda
imzalı-imzasız suç duyurusu yapılacak; T.B.M.M.de
aleyhimde soru önergeleri verilecek; bütün bunları dikkate alan
savcılık evimde arama yaptıracak; en azından İçişleri
Bakanlığını ya da Emniyet güçlerini tahkir ve
tezyiften veya hiç ilgisiz bir iftira ile hakkımda Ağır
Ceza Mahkemesinde ya da DGMde
dava açılacaktır. Halen, İzmir, Ankara, Burhaniye,
İstanbul gibi merkezlerde yürüyen davalara, yurdun farklı
yerlerinde açılacak yeni davalar da eklenince, maddi-manevi
darbenin yanısıra, mücadeleye zaman yetiştirememe
gibi bir durum da ortaya çıkacaktır. Sonuçta, belki de ödeyemediğim
tazminat hükümlerinden dolayı evime haciz gelecektir. Almanlardan
fethullahçılara, Türkiye Cumhuriyetinin üniter ve laik yapısına
göz diken tüm unsurlara
karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi, diyorsanız,
Atatürkün manevi mirasçısı olarak evet değer,
diyorum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!..
: *Ankara
Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Öğretim
Görevlisi hablemit@ada.net.tr
|