| FETHULLAHÇI'LARLA İLGİLİ
BASINDA SUÇ DUYURULARI
Asagidaki Bolumler de Necip Hablemitoglu'nun "Kostebek"adli kitabindan alinmistir. ALLAH Kendisine Rahmet Eylesin. Kaldigi Yerden Vatanin Gercek Evlatlari Devam Edecek InsaALLAH. |
|
4.11.
FETHULLAH EMNİYETİ ELE GEÇİRDİ Nurcuların
en büyük grubu olan Fethullah Gülen Tarikatının, Emniyet
Genel Müdürlüğü içinde nasıl örgütlendiği, bir rapor halinde devletin üst
düzey yetkililerine sunuldu. İşçi Partisine ulaştırılan
Raporda, polis içindeki Fethullahçı örgütlenme ayrıntılı
bir biçimde ele alınıyor. Cemaatin, 28 Şubat sürecinden
sonra aldığı önlemler de Raporda belirtiliyor. ...Raporda,
Fethullahçıların Emniyet içinde Genel Müdürlük bünyesindeki
Daire Başkanlıkları, Polis Akademisi, Polis Koleji ve
Polis Okulları ile özel statülü illerde önemli şube müdürlüklerinde
faaliyet gösterdikleri ifade ediliyor. Fethullahçılar,
amirler ve polis memurları olarak, iki ayrı grupta örgütleniyor.
Örgütlenmenin başında bulunan kişi, imam diye
adlandırılıyor. İmamlar, en kıdemli ve
yetenekli kişiler arasından seçiliyor. Raporda şunlar
kaydediliyor: Amirler
ve memurlar, kesinlikle birbirini tanımamakta, herkes imamı
bilmekte ve onun direktiflerini yerine getirmektedir. Bu imamlar, bölge
imamlarına, onlar da merkezde kurulu bir sivil kurula bağlı
olarak faaliyet göstermektedirler. İmamlardan gelen emirler, Hoca
Efendiden geldiği kabul edilerek mutlaka yerine getiriliyor. Kısacası
Emniyet Teşkilatının personel alımından
atanmasına, branşlaştırılmasından eğitimine,
kurs görmesinden yurt dışına gitmesine, istihbarattan
teröre kadar, bir çok konuda fiili karar verme bu üst sivil grup
tarafından gerçekleştirilmektedir. Polis
örgütü içindeki örgütlenmede, cemaatin tüm bireyleri, gizliliğe
düzenli bir biçimde uyuyorlar. Üst grup tarafından gelen
tedbirler ve kararlar, kademeli olarak alt gruplara iletiliyor. Kararların
uygulanıp uygulanmadığı imamlar tarafından
kontrol ediliyor. Raporda,
MGK tarafından kabul edilen 28 Şubat 1997 kararlarından
sonra cemaatin tedbir ve parola sistemini değiştirdiği
kaydediliyor ve alınan önlemler sıralanıyor. Bu önlemlerin
başında, işyerinde ve oturulan çevrede laik ve Atatürkçü
bir hava yaratılması geliyor. Raporda
şunlar belirtiliyor: Hoca
Efendi cemaatinin elemanları, Şu an sırtınızda
yumurta küfesi taşıyorsunuz. Yanlış bir hareketiniz
geri dönülmeyecek hatalara sebebiyet verecektir. Sizler, Hitlerin
tankları gibisiniz. Hitler, Rusyaya doğru ilerlerken, karşısına
çıkan bataklıkları aşmak için tankları bataklıklara
saplayıp, kendilerini feda ederek arkadan gelenlere yol açmaları
gibi, sizler de bu tür fedakârlıklar yaparak, sizden sonra
geleceklere ortam hazırlayacak ve cemaatin teşkilatı ele
geçirmesini sağlayacaksınız parolasıyla hizmet
etmektedirler. Raporda,
Emniyet Genel Müdürlüğü Personel Daire Başkanlığı
personelinin yüzde 95inin Fethullah cemaatine mensup olduğu
ifade ediliyor. Personel Dairesi; atama, uzmanlaşma, ödül, ceza
vb. gibi, tüm işlemlerin yapıldığı birim. Teşkilatın
tüm ataması, imamların bağlı bulunduğu sivil
grup tarafından önceden teşkilat dışında
planlanmakta ve daire bünyesindeki elemanları tarafından da
bu kararlar icra edilmektedir. Yani teşkilatı öyle bir hale
getirdiler ki, dışarıda olup teşkilatı bilmeyen
sivil grup, Emniyet teşkilatını yönetmekte ve yönlendirmektedir.
Şu an sadece Emniyet Müdürlerinin tayinlerine karışamamaktadır. Personel
Daire Başkanlığını ele geçirmenin yarattığı
olanaklar, zaman zaman siyasi ve idari baskıyla birleşiyor. Personel
Daire Başkanlığında, ünvanlara göre boş
kadrolar tutulmaktadır. Bu kadrolar gizlidir. Daire, uygun gördüğü
kişileri bu kadrolara atar. Cemaat elemanları bu kadroları
ellerinde tuttuklarından, boşalan önemli kadrolar olduğunda
hemen sivil gruba intikal ettirerek, kendi elemanlarının bu
kadrolara atanması için siyasi ve idari baskı kurularak,
gerektiğinde bakana dahi ulaşılarak
atamaların yapılması sağlanıyor. Merkez Yüksek
Değerlendirme Kurulunun yaptığı rütbe terfileri
dahi aynı gün, yine bilgisayar bürosundaki görevliler tarafından
diskete kaydedilip sivil gruba veriliyor ve yeni stratejiler
belirlenerek kendi tarafından terfi edip edemeyenlerin durumu değerlendiriliyor.
Eğer yine kendi elemanlarından terfi edemeyen varsa, siyasi
baskı mekanizmaları harekete geçirilerek
rütbe listesi onaya girmeden terfiler sağlanıyor. Personel
Daire Başkanı Zeki Urgancıoğlu 1998 yılı
atamalarını bizzat yürütünce, cemaatin tezgâhı
bozuldu. Urgancıoğlunun ayağı kaydırıldı.
Raporda olayın gelişimi şöyle anlatılıyor:
Yapılan tüm atamalar, daire bünyesinde bilgisayar bürosunda
kurulu bulunan ve Komiser M.D ve Komiser M.K.nın kontrolünde
bulunan network sistemi ile yukarıdan tamamen görülmekte ve yapılan
tüm atamalar diskete kaydedilerek, akşamları bu sivil gruba gönderilmekte
idi. Planlamadan iki-üç gün sonra yapılan planlamalar, cemaatin
tüm planlamalarını bozduğundan, siyasi baskı
kurularak, İçişleri Bakanı Murat Başesgioğluna
çeşitli bahaneler uydurularak, başkanın görevden alınması
sağlandı. Personel
Dairesinde yoğunlaşma, aynı zamanda, 2000li yıllara
yönelik bir yatırım. Rapor, geleceğin lider kadrosunun
oluşturulduğuna dikkat çekiyor. Bu bakımdan, Fethullahçılar,
cemaat mensuplarının önünü açacak kadrosuzluktan emekli
yasasının bir an önce çıkmasını
istiyorlar. Rapor, bu konuda şunları yazıyor: Cemaatin
en büyük sıkıntısı, müdür sınıfında
yüzde 25 civarında personeli bulunmaktadır. Ve nihai kararlar
bu müdürler tarafından verilmektedir. Fakat müdür sınıfı
kadrolarının dolu olması sebebiyle aşağıda,
yüzde 85ini bu cemaatin oluşturduğu, komiser yardımcısından
emniyet amirine kadar olan rütbelerde bir yığılma
meydana gelecektir. Bunu aşmak için de bir an önce askeriyedeki
gibi kadrosuzluk nedeniyle emekliliğin gündeme gelmesi
gerekmektedir. Bu kanun çıkartılırsa üst kademelerdeki
emniyet müdürleri emekli edilerek yerine alttan gelen bu elemanların
geçmesi hedeflenmektedir. APK Daire Başkanlığı ve
Personel Daire Başkanlığı olarak burada bulunan Hoca
Efendi cemaati elemanları tüm gayretlerini bu tasarıya
vermektedir. Polis
Akademisi ve Polis Kolejine giriş de, cemaatin kontrolü altında.
Ancak Rapora göre, son 4-5 yıldır bir sıkıntı
yaşanıyor. Bu okullara çoğunlukla şehit çocukları
alınıyor. Fethullahçılar, kendilerine fazla çekemedikleri
bu çocukların akademiye girişini önlemek için yönetmeliği
değiştirmeye çalışıyorlar. Akademiye değil,
polis okullarına alınsın,
diyorlar. Fethullahçılar,
öbür birimlerden kendi elemanlarına ait olumsuz bir yazı
geldiğinde, bu tür işlemleri yumuşatarak, elemanlara
ve hizmete zarar gelmeyecek bir hale getirip işleme koyuyorlar. 1996-1997
yılında Polis Akademisinde irticai faaliyette bulundukları
için isimleri Genel Müdürlüke iletilen 9 kişinin tayinleri,
gene önemli merkezlere yapıldı. Raporda, buna örnek olarak
şu isimler veriliyor: R.Y. Başkomiser Eğitim Daire Başkanlığı,
Y.A. Komiser TEM Daire Başkanlığı, M.A. Komiser
Personel Daire Başkanlığı, E.D. Komiser Personel
Daire Başkanlığı (Komiser M.A. şimdi Şark
Atama Büro Amiri olarak görev yapmaktadır. Emniyet
içindeki cemaat mensuplarının ana faaliyetlerinden biri de,
önemli birimlerden gelecek personel talebini, o sırada pasif görevlerde
bulunan elemanlarıyla karşılamak. Buna örnek olarak,
1996 yılında Elazığ Polis Okuluna yapılan
atamalar gösteriliyor. Raporda, atamalardan pek çok örnek veriliyor.
Cemaat elemanlarının adları sayılıyor. 1997
yılına kadar polis okullarındaki kura çekimine yalnızca
Personel Daire Başkanlığında görevli personel gönderilirken,
bu yıldan başlayarak, Hocanın elemanları gönderiliyor.
Bu kişiler, kura çekiminde kendi elemanlarına yardımcı
oluyorlar. Ayrıca okullardaki gelişmeler hakkında bilgi
topluyorlar. Rapor, Fethullahçıların, örgütü genişletme
açısından da bu durumdan yararlandıklarını
saptıyor. Ayrıca
tüm teşkilat bünyesinde peşine düştükleri, yani zeki
ve kabiliyetli görüp kendilerine eleman yapabilmek için
ilgilendikleri personele, istediği yere tayin ve istediği branşta
çalışma gibi menfaatler gösterilerek, bu tür elemanların
kendilerine katılmaları sağlanmakta, kendi işlerine
mani olan personeli de tayin ettirerek kendi elemanlarına serbest
çalışma alanı oluşturulmaktadır. Raporda,
Emniyet teşkilatında iyi bir yere gelebilmek ve istediği
alanda çalışabilmek için, çok sayıda personelin
Hoca Efendi cemaatine katılmaya zorlandığı
ifade ediliyor. Genel
nakil ve Doğu ve Güneydoğuya gönderilecek personelin
planlanmasından ve atamalardan yaklaşık iki ay önce,
tüm teşkilattaki elemanlara, birimlerdeki problemli ve engel teşkil
eden isimler soruluyor. Bu araştırma; Aleviler, solcular ve
başka cemaatler esas alınarak yapılıyor. İsimlerin
saptanmasından sonraki aşama Raporda şöyle anlatılıyor:
Bu toplanan isimlerde öncelikle gönderilmesi gerekenler tespit
edilip bunların tayini ile dışarıda kalan, önemsiz
birimlerde çalışan veya Akademiden mezun olacak Komiser
Yardımcısı elemanlarına yer açılıyor.
Kendilerinden olmayan personelin birimleri ipka teklifinde bulunsa dahi
ipkalarını işleme koymayıp sorulduğunda,
sehven yazılmamış veyahut daire başkanı
kabul etmedi gibi mazeretlerle iş geçiştiriliyor. Bu
formülün tam olarak uygulandığı 1997 ve 1998 yıllarında,
Genel Müdürlük Daire Başkanlıkları, Polis Akademisi ve
Polis Kolejindeki örgütlenme tamamlanıyor. Rapora
göre, Emniyet içindeki Fethullahçı örgütlenme, son iki yıl
içinde doruğa ulaştı. Cemaat, bu durumu korumak için,
kendilerine karşı çıkan amirler hakkında, kendine
bağlı yayın organlarında üretilmiş
haberler yazdırarak, bu kişileri yıpratmaya çalışıyor. Raporda
cemaatin, Emniyet Teşkilatı içindeki her gelişmeden anında
haberdar olduğu örneklerle anlatılıyor. Bu
cemaat, Emniyet Genel Müdür Yardımcıları, Genel Müdür
Özel Kalem başta olmak üzere birçok yere eleman yerleştirmişlerdir.
Bu yazının İçişleri Bakanlığında
herhangi bir birime gönderilmesi halinde, aynı dakikada haberleri
olacak ve yeni stratejiler tayin edeceklerdir. Emniyet
Teşkilatı ve Başbakanlık bünyesinde oluşturulan
Sivil Çalışma Grubuna gelen tüm ihbarlardan haberleri
olduğundan, buraya gelen ihbarları asılsız
yapabilmek için, illerde irtica ile alâkası olmayan, içki içen
ve gayri meşru ilişkileri olan personelin, irticai
faaliyetlerde bulunuyorlar diyerek ihbar edilmeleri istenmiştir. Böylece
bu grupları yanlış yönlendirmektedirler.
Son
olarak Sivil Çalışma Grubundan gelen 40 civarında
irticai faaliyette bulunan emniyet mensubunun yazısı, işlemler
şubesinde soruşturma bürosuna geldi. Tabi yine burada görevli
Hoca Efendi talebesi büro amiri Komiser D.O. var. Bu liste aynı gün
fotokopi ile çoğaltılarak sivil birimlerine gönderildi.
İçlerinde elemanları olanlar uyarılarak taktik geliştirmeye
başladılar. 28
Şubat kararlarından sonra özellikle parola sistemini değiştiren
cemaat, şu önlemler başvurdu. 1.
Evlerde bulunan
Risale-i Nur Külliyatları kaldırılacak. Herkes, bu
eserleri sivil olan akrabalarının yanına götürecek. 2.
Evlerden Hoca
Efendinin kaleme almış olduğu eserler kaldırılacak.
Kuran-ı Kerimden başka hiçbir dini kitap kalmayacak. 3.
Evlerin giriş
kısmına, hatta dış kapı açıldığında
görülebilecek yerlere Atatürkün fotoğrafları asılacak.
Odalarda 10. Yıl Nutku ve İstiklal Marşı duvarlara
asılacak. 4.
Evlerde görünür
kısımlarda, Nutuk gibi kitaplar bulundurulacak. 5.
İşyerine
giderken Sabah, Milliyet, Cumhuriyet gibi gazeteler alınıp götürülecek
ve işyerinde herkesin görebileceği yerlere bu gazeteler
konulacak. 6.
Zaman gazetesi, Sızıntı
ve Aksiyon gibi dergilere başka isimler altında abone
olunacak. Dergi ve gazete ücretleri yatırılacak. Fakat
genellikle ev adresi verilmeyecek. Bu yayınlar
evde bulunmayacak. 7.
Telefonlar MİT
tarafından dinlendiğinden telefonlarda kesinlikle dini konuşmalar
yapılmayacak. Selam verilmeyecek. Hatta hayırlı sabahlar
bile denilmeyecek. İyi günler, günaydın türü konuşmalar
yapılacak. 8.
Telefonda
hizmetler hakkında konuşma yapılmayacak. Hiçbir elemanın
ismi zikredilmeyecek. Adres verilmeyecek. Sohbet yapılacak evler
hakkında konuşulmayacak. 9.
Eğer
herhangi bir yerde buluşma olacak ise telefonlarda kodlu konuşulacak.
Mesela: Bu akşam maçı nerede seyrediyoruz?. Bu akşam
bizde okey oynayalım mı? Gelirken şu isimleri de çağır
gibi. 10.
Cuma namazına
3 hafta üst üste gidilmeyebilir. Bu nedenle birimlerde bulunan
elemanlar 3 gruba ayrılacak. Her hafta bir grup gizlice Cuma namazına
gidecek. Diğer kalan iki grup birimlerinde kalacak. Birim
amirlerinin gözleri önünde bulunarak dikkat çekilmeyecek. Hatta mümkünse
Cuma namazı vaktinde Polis Evinde birim amirleri de davet
edilerek yemekler tertip ediilecek. Kurum içinde bulunan halı
sahalarda yine birim amirleriyle maç yapılacak. 11.
Kesinlikle hiçbir
vakit namazı işyerinde kılınmayacak. Cem edilecek.
Yatsı namazında evde topluca kılınacak. 12.
Çöp kutularından
boş bira kutuları ve içki şişeleri toplanacak.
Evdeki çöpler dışarı konduğunda, bu şişe
ve kutulardan birkaç tanesi çöpün görünen kısımlarına
konacak. 13.
İşyerinde
kendi cemaatimizden başka bir grubun ya da cemaatin
elemanlarının başı derde girdiğinde, kesinlikle
yardım edilmeyecek. Hatta görmemezlikten gelinecek. 14.
İşyerinde
lehimizde ve aleyhimizde cereyan edilecek tüm konular, anında bağlı
olunan imama bildirilecek. 15.
Önceden hanımlarının
başları açık olup, sonradan kapananlar, eşlerinin
başlarını açacak. Eşinin başını açan
her eleman, eşiyle beraber birim amirlerinin görebileceği
yerlere gidecek. Meselâ; polis evine yemeğe veya Bayramda bayramlaşmaya. 16.
Önceden hanımlarının
başları kapalı olsa dahi, önemli yerlerde çalışanlar
mutlaka eşlerinin başını açacak. 17.
Akademi, kolej ve
polis okulu öğrencileri hafta sonunda dershanelere gönderilmeyecek
(Dershane, Hoca Efendi cemaatinin dini evleri). Tüm öğrencilerle
pastane ve lokal gibi yerlerde buluşulacak. 18.
Tüm akademi,
kolej ve polis okulu öğrencileri, mutlaka bilgisayar kursuna
gidecek. 19.
Kurban bayramlarında
hiçbir eleman kurban kesmeyecek. Deri toplama işine girmeyecek.
Fakat tam bir kurban parası imama verilecek ve bu
para hizmete aktarılacak. Hizmetten bu elemanlara sadece bir
but gönderilecek. Böylece deri toplama işi olmayacak. Herkes
kurban kesmiş olacak. Çevreye de kurban kesmedik, denecek. 20.
İşyerinde
ve çevrede laiklik ve Atatürkçülüğü öven konuşmalara iştirak
edilecek. Dini öven konuşmaların olduğu gruplardan uzak
durulacak. 21.
Son alınan
duyumlarda MİT, Emniyet Genel Müdürlüğünde çalışan
tüm amir sınıfı personelin adreslerini tespit etmiş
ve bu amirlerin evlerine giderek bir adres sorma bahanesi ile kapılar
çalınıp, hanımlarının kapalı olup olmadığını
tespit etmektedir. Bu nedenle evlerde kadınlar başı açık
duracak ve kapı çalındığında başlar açık
olarak kapılar açılacaktır (164).
|
|
4.12.
TÜRKİYEYİ SARSAN BELGE Ülkemizi
sarsan 28 Şubat 1997 sürecinde gündemi oluşturan irticai
hareketlerle ilişkin devletin ilgili birimleri tarafından hazırlanan
ve bir örneği gereği yapılmak üzere İçişleri
Bakanlığına gönderilen şok listeyi star
ele geçirdi. Devletin
en üst kademelerinde ciddi tartışmalara neden olan ve
kamuoyunun aylardır ortaya çıkmasını beklediği
olay belgede Emniyet teşkilatındaki irticai faaliyetlere
karışanların isim listesi yer alıyor. Listede il
emniyet müdürlerinden Türkiyenin dört bir yanındaki polis
memurlarına kadar pek çok ismin gün gün istihbarat bilgileri
bulunuyor. Listede
aralarında il emniyet müdürlerinin yanısıra değişik
rütbelerdeki emniyet mensuplarının da isimleri yer alıyor.
Devletin ilgili birimleri tarafından gereği yapılmak
üzere gönderilen listedeki isimlerin bir kısmı için
gereği yapılıp aktif görevden kızağa çekildiği
ortaya çıktı. Starın araştırmasına
göre, kızağa çekilenler arasında il emniyet müdürleri
de bulunuyor. Listede yer alan Emniyet Müdür yardımcılarından
birisi de irticai faaliyetleri nedeniyle açığa alındı.
Listede ismi geçen il emniyet müdür yardımcılarından
birisi de son çıkarılan kararnameyle Polis Okuluna
verildi. Devletin
ilgili birimleri tarafından yapılan çalışmalar
sonucu belirlenen listede 87 isim yer aldı. Ancak aradan geçen süre
içinde listeye yeni isimler de eklendi. Böylece Emniyette irticai
faaliyetlerle ilgili olarak yer alanların sayısı son düzenlemelerle
birlikte 110a çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğünün
üst düzeydeki bir yetkilisi, Bu kişiler yakın takip altında.
Ancak bizim de bilmediğimiz bazı gelişmeler yaşanıyor.
Listede yer alan bazı müdürler görevden alınırken,
birisi de daha önemli göreve getirildi dediler. İsimleri
irticai faaliyetlerde bulunduğu ihbar edilen emniyet genel müdürlüğü
personeli listesinde yer alan bazı görevlilerin polis memurluğu
sınav komisyonlarında da yer aldıkları dikkati çekti.
Personelin önemli bir kısmının Emniyetin istihbarat,
eğitim ünitelerinde görevli oldukları belirlendi (165). 4.13.
FETHULLAHÇILAR ÖRGÜTLENİYOR Emniyet
Genel Müdürlüğü bünyesinde olluşturulan İstihbarat
Dairesinde içten içe sürdürülen bir örgütlenme 1989da
tamamlanmıştı. Gümüş yüzük takan, ütülü
pantolan giymekten kaçınan bir ekip, o güne dek fazla önemsenmeyen
birimi tümüyle ele geçirmişti. Fethullah
Gülene yakınlığıyla da tanınan polislerin
arkasındaki siyasi gücün, dönemin İçişleri Bakanlarından
Abdülkadir Aksu olduğu öne sürülüyordu. Ancak İstihbarat
Dairesi, kadrolaşmasını tamamladıktan sonra
mobilize olarak çalışmaya başladı. Yani Türkiyenin
her kentine uzanıyor, teknik imkânlarıyla tüm polis örgütünün
üzerinde yer alıyordu. O
güne dek önemsenmeyen birim, bir anda ilgi odağı haline
gelmişti. Polisteki Fethullahçılar diye adlandırılan
grup, bir araya gelip etkili bir güce dönüşmüştü. İki
yıl sonra kurulan DYP-SHP hükûmeti döneminde İstihbarat
Daire Başkanlığı büyük tırpan yemesine karşın,
çekirdek kadro yeni atandıkları yerlerde de birbiriyle bağını
sürdürmeyi başardı. Halen
Adana Polis Okulunda görev yapan dönemin İstihbarat Dairesi üst
düzey yöneticisi, bugün Emniyetteki tarikatçı örgütlenmenin
de temelini atan kişi olarak biliniyor. Poliste
yaşanan son kavganın temelindeki nedenlerden biri olarak gösterilen
Fethullah Raporunun böylesine gürültü koparmasına,
80li yılların sonunda başlayan kadrolaşmanın
bugünlere kadar ayakta kalmasının yol açtığı
ise polis örgütü için bir sır değil (166).
4.14.
EMNİYETTE GÜLEN PARMAĞI Telekulak
operasyonuyla
yeniden gündeme gelen Emniyetteki Fethullah Gülen örgütlenmesi
1992 yılında Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Emniyet
İstihbarat Daire Başkanlığınca hazırlanan
iki ayrı fezlekede yer aldı. Soruşturma çerçevesinde adı
geçen 102 kişi arasında Fethullah Gülenin
yanısıra, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Özel
Kalem Müdürü Yunus Çetinkayanın da yer aldığı
öğrenildi. Ankara Emniyet Müdürlüğünce hazırlanan
Fethullah Gülenle ilgili raporun ardından telekulak krizinin
doğması ve raporu hazırlayanların görevden alınmasıyla
ilgili gelişmeler üzerine, Ankara Emniyet Müdürü Cevdet
Saral, Emniyet Genel Müdürü Necati Bilicana çok
gizli ibareli 7 sayfalık bir mektup gönderdi. Görevden alınmaların
haksız olduğunu belirten Saral, zamanlamanın ise
konuya değişik boyutlar kazandırdığını
savundu. İstihbarat Daire Başkanlığına Gülen
grubu hakkında çalışma başlatılmasıyla
ilgili yazı yazıldıktan sonra bazı garipliklerin gündeme
geldiğini belirten Saral, şunları söyledi: Bu
yazıyı takip eden günlerden sonra Ankara İstihbarat
Şube Müdürlüğü bilgisayarlarında garip müdahalelerle
karşılaşılmış, ilgili (f) yazıdan
sonra müdahaleler, veri tabanına ulaşma, hatta silmeler
şeklinde olmuştur (Ek: 11). İlgi (g)
yazı yazıldığı gün de anılan
personelimizin görevden alınması gündeme gelmiştir.
İlgi (a) yazı ekinde belirtilen listelerin incelenmesinden de
anlaşılacağı üzere, İstihbarat Daire Başkanlığı
Bilgi İşlem ve hassas birimlerinde görevli bazı
personelin hedef olduğu anlaşılmıştır.
Bundan da vahim olanı, 1992 yılında anılan örgüte
karşı yürütülen çalışmayla ilgili (h) evrakta geçen
ve DGMye sevkedilen şahıslardan birisinin İstihbarat
Daire Başkanlığı Özel Kalem Amiri olarak görevine
devam etmesi, nasıl bir dirençle karşı karşıya
bulunulduğunu göstermektedir. Hal
böyle iken Fethullah Gülen ve Işık Tarikatı
mensuplarına yönelik bir tedbir alınması gerekirken, bu
konuda çalışmayı yürüten sorumluları görevden
almanın izahının yapılabileceğinde zorlanacağımız
kanaatindeyim. Saralın
Fethullahçıların emniyetteki gücünü belirtmek
amacıyla gündeme getirdiği soruşturma, 1992de Ankara
Emniyet Müdürlüğü tarafından yapıldı. Soruşturma
sonunda Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı
Özel Kalem Müdürü Yusuf Çetinkaya ile Fethullah Gülenin de
aralarında bulunduğu 102 kişi hakkında DGMye suç
duyurusunda bulunuldu. Emniyet
Müdürlüğü tarafından DGMye gönderilen fezlekede,
1991de Polis Akademisi öğrencisi Rafet Yılmazın
1991de son sınıftayken disiplin puanlarının düşmesi
gerekçesiyle okuldan uzaklaştırıldığı, Yılmazın
ise idari mahkemeye başvurarak puanlarının düşmesine
dayanılarak değil, illegal olarak faaliyet gösteren
dinci bir gruba katılmaması nedeniyle uzaklaştırıldığını
iddia etmesi üzerine soruşturmanın başlatıldığı
belirtildi. Emniyet
Genel Müdürlüğü Polis Teftiş Kurulu Başkanlığı,
28.2.1992 günlü yazısıyla gönderdiği fezlekesinde 3713
Sayılı Terörle Mücadele Yasasının 1nci
maddesinde belirtilen Laik Türkiye Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye
düşürecek eylemlerinden dolayı
aralarında Fethullah Gülenin de bulunduğu 102 kişi
hakkında suç duyurusunda bulundu. Ankara DGM Savcılığının
açtığı 1992/256 hazırlık sayılı soruşturması
sonucunda takipsizlik kararı verildi. Kararda şöyle denildi: Polis
Akademisinde ekserisi öğretim görevlisi veya emniiyet mensubu
olan sanıklara isnat olunan suç, Atatürk milliyetçiliğini
zayıflatacak; Atatürk ilkelerine ters düşecek görüşleri
savunmak suretiyle devletin siyasi ve hukuki temel nizamlarını
dini esas ve inançlara uydurma çalışmalarıdır. Kişilerin
dinsel amaç ve yasal sınırlar içinde kalmak kaydı ile
istedikleri faaliyette bulunmaları yasaların teminatı altındadır.
Buna karşın yapılan çalışmalar devletin temel
düzenini değiştirip mevcut sistemi dini esasa uydurmak amacına
yönelik olursa, laikliğe aykırı olarak devletin içtimai
veya iktisadi veya siyasi, hukuki temel nizamlarını kısmen
de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla cemiyet tesisi teşkili
suçu, TCKnın 163. maddesinde hükme bağlanmış
iken, bu madde 3713 Sayılı Kanunun 23. maddesiyle yürürlükten
kaldırılmış bulunmaktadır. Bu nedenle ortada suç
yoktur. Savcılık,
yukarıda
açıklanan sebepler tahtında sanıklar hakkında atılı
laikliğe aykırı olarak devletin sosyal veya ekonomik veya
siyasi, hukuki temel düzenini kısmen de olsa dini esas ve inançlara
uydurmak amacıyla çalışmalarda bulunmak suçundan sanıklar
hakkında 14.10.1992 tarihinde takipsizlik kararı verdi. Bu
karardan yaklaşık 6 yıl sonra Ankara DGM Savcılığının
aynı konuyla ilgili ikinci bir takipsizlik kararı gündeme
geldi. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü
Fethullah
Hocanın Talebeleri adlı örgütle ilgili 28.09.1992 tarihli bir yazı
daha gönderilmesi üzerine yeniden ikinci bir soruşturma açıldı.
Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Ali Kalkan imzalı
yazı eki fezlekede, Örgütün
tüm yurt sathında çeşitli görünümler altında kurulu
bulunan vakıf ve evlerde ailelerinin izni ile yetiştirilen
zeki, çalışkan öğrencilerin meslek okullarına
yerleştirilme planında polis kolejlerinin de payını
aldığı belirtildi.
Fezlekede,
Polis kolejlerine geldiklerinde hiyerarşik sıra içinde
sınıf, dönem ve okul imamları ve kadrolarının
denetiminde görüşleri doğrultusunda eğitilmektedirler.
Cumartesi ve Pazar günleri öğrenciler, sınıf imamlarının
belirlediği adreslerde 5-6 saatlik bir eğitim çalışmasına
katılmaktadırlar denildi. Fezlekede
adı geçen kişilerin 3713 Sayılı Terörle Mücadele
Yasasının 1. maddesinde yer alan Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında belirtilen cumhuriyetin
niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek,
Türk devletinin ve cumhuriyetinin varlığını
tehlikeye düşürmek
suçunu işlediği vurgulandı. Fezlekede ayrıca bu kişilerin
görevlerini yerine
getirirken siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı
yapmak, emniyet mensupları arasında bu yolla ayrım yapıcı
davranışlarda bulunmak suçunu
da işledikleri bildirildi. Fezlekede,
Polis Akademisi öğretim görevlileri Prof.Dr. Ali Şafak, Doç.Dr.
İsmail Yılmaz Toprak, Doç.Dr. Remzi Fındıklı,
Yard.Doç.Dr. Ahmet Karaaslan, Yard.Doç.Dr. Ahmet Eyicil, okutmanlar Rıfkı
Yılmaz, E. İbrahim Oktan, Bilal Coşkun, Emniyet Amiri
Adem Türer ile aralarında Yunus Çetinkayanın da bulunduğu
emniyet teşkilatının çeşitli kademelerinde yer alan
90 polis memuru ve Başbakanlık görevlisi Cihan Yamakoğlu,
Atatürk Anadolu Lisesi din dersi öğretmeni Kemmalettin Özdemir
ile Fethullah Gülen isimleri yer aldı. Yazıda öğrencilerin
bağlantılı oldukları kişiler ve gittikleri
adresler de tek tek belirtildi. Bu
yazıdaki suçla ilgili karar ise 6 yıl sonra verildi. 20 Mart
1998 tarihinde DGM tarafından verilen takipsizlik kararında
şöyle denildi: Sanıklara
isnat olunan suçun Atatürk milliyetçiliğini zayıflatacak,
Atatürk ilkelerine ters düşecek görüşleri savunmak
suretiyle devletin siyasi ve hukuki temel nizamlarını dini
esas ve inançlara uydurmak olduğu, laikliğe aykırı
olarak devletin içtimai veya iktisadi veya siyasi, hukuki temel
nizamlarını kısmen de olsa dini inanç ve esaslara
uydurmak amacıyla cemiyet tesisi teşkili suçunun TCKnın
163. maddesinde düzenlenmiş olduğu, bu maddenin 3713 sayılı
Kanunun 23. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış
bulunduğu gerekçesi ile Başsavcılığımızın
14.10.1992 gün ve 1992/256 esas, 1992/137 karar sayılı
takipsizlik kararı verildiği, Emniyet Genel Müdürlüğü
İstihbarat Daire Başkanlığının sanıklarla
ilgili Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığınca
soruşturma yapılmadan önce Teftiş Kurulu Başkanlığına
hitaben yazdığı 10 Mart 1992 günlü ve 1992/79
sayılı yazıları üzerine, sanıklar hakkında
şeriat düzeni getirmeyi amaçlayan illegal Fethullah Hocanın
Talebeleri adlı örgüt kurmak ve bu örgüte üye olmak suçlarından
yeniden inceleme ve soruşturma açıldığı; bugüne
kadar yapılan araştırmalardan 3713 sayılı
Kanunun 1. maddesinde taraf edildiği şekilde şeriat düzenini
getirmeyi amaçlayanillegal Fethullah Hocanın Talebeleri
adını taşıyan bir örgütün varlığına
ve sanıkların böyle bir örgüt kurdukları ve bu örgüte
üye olduklarına dair ve sanıklar hakkında kamu davasının
açılmasını haklı gösterecek delil bulunmadığından
... kamu adına takipsizlik verilmesine... (167). 4.15.
EMNİYETTE ÇİFTE SKANDAL Yıllardır
Emniyette gizli bir örgütlenme yürüten Fethullah Hoca ile ilgili
kim çalışma yapıyorsa yanıyor. Son
çalışmayı yürüten gruba, telekulak
damgası vurulurken,
İstihbarat Dairesi içinde bu çalışmayı yürüten
Başkan Yardımcısına
da kaset sızdırdığı suçlaması yapıldı.
Star, iki dosyayı
da açıyor. Emniyetin
hazırladığı Fethullah Hoca Raporunu gün
ışığına çıkaran ve kamuoyunda
Fethullah Gülen tartışmasını başlatan Stara
Fethullahçı kesimden tepkiler yağıyor. Emniyet
içinde büyük bir güç odağı haline gelen Fethullahçı
grupların, daha önce hazırlanan Fethullahçı Emniyet
Mensupları Listesini Yok ettikleri ortaya çıktı.
Fethullahçılarla
ilgili çalışma yürüten personelin ise atılan İftiralar
sonucu birer birer pasif görevlere çekilmesi dikkat çekti. Ankara
Emniyetinde Fethullahçı gruplarla ilgili çalışmayı
yürütenler telefonları dinliyor gerekçesiyle açığa
alınırken, aynı konuda çalışma yürüten Başkomiserlerden
Mehmet Çorum Sinopa, Aydın Ergül Ardahana, Aydın Batu
Giresuna, Mehmet Aslan Osmaniyeye geçici görevli gönderildi. Fethullahçı
kadrolaşma konusunda çalışma yapan personelden sorumlu
İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı Adem Demir
ise, Türkbankın satışıyla ilgili olarak işadamı
Korkmaz Yiğit ile Baba Alaattin Çakıcı arasındaki
telefon konuşmaları kasetini CHPli Fikri Sağlara sızdırdığı
bilgisinin dönemin Başbakanı Mesut Yılmaza
bildirilmesi üzerinene bu görevden alındı. Demir,
Stara hiçbir ilgim olmamasına
rağmen kaset olayı benim üzerime yıkıldı. Ne
zaman bu sümüklü hocanın peşinden gidiyorsunuz?
sözü ağzımdan çıktı, ondan sonra olanlar oldu,
dedi. Emniyet
içinde Fethullahçı kadrolaşma ile ilgili olarak 1992 yılında
başlatılan soruşturma kapsamında, Emniyet içindeki
Fethullahçı kadrolarla ilgili olarak hazırlanan
listenin kayıp olduğu ortaya çıktı. Ankara Emniyet
Müdürlüğünün çalışması sırasında
aranan liste, ne Ankara Emniyetinde ne de İstihbarat
Dairesinde bulunabildi. Uzun süren bir çalışma sonucu hazırlanan
listenin izine Ankara DGMde rastlanıldı. Arşivden
çıkarılan dosya güncelleştirildi.
Üst makamlara sunulan dosyada, İstihbarat Dairesi tarafından
incelenmesi için Ankara Emniyetine gönderilenler üzerinde
yapılan çalışma ile 1992 yılındaki listenin de
bulunduğu, ayrıca üzerinde çalışma yapılanlarla
ilgili de önbilgi verildiği öğrenildi. Fethullahçılarla
ilgili 1992 yılında
soruşturmayı yürüten Polis Başmüfettişleri Dr.
Nihat Dündar ile İzzet Sezgin Şeneli yıldırmak için
de soruşturma aşamasında ciddi komplolara girişildiği
ortaya çıktı. Müfettişlerin soruşturma raporunu
yanlı hazırladıkları gerekçesiyle haklarında
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç
duyurusunda bulunulduğu, daha sonra soruşturmayı yapan müfettişlerle
ilgili soruşturma açıldığı ve bu soruşturma
sonucu iki müfettişin tarafsız bir biçimde dosyayı
hazırladıkları yolunda rapor düzenlendi. Emniyet
arşivinde bulunamayan listede yer alanların bir kısmının
halen etkili görevlerde bulunduğu bildirildi. Bunlar arasında
Prof.Dr. Ali Şafakın Refahyol Hükûmeti döneminde Kültür
Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı
görevine getirildiği bildirildi. Listede yer alan Salih
Tuzcunun halen Şanlıurfa Emniyet Müdürü, Adem Türerin
Yozgat Emniyet Müdür Yardımcılığı, Mustafa Bağrıaçıkın
Fransada emniyet irtibat görevlisi olduğu, Maksut Kartalın
Terör Şubesinde grup amiri, Mustafa Çilin Asayiş
Şubesinde, Yunus Çetinkayanın ise İstihbarat
Dairesinde özel kalemde görevli olduğu öğrenildi. Ankara
Emniyet Müdürlüğünün İstihbarat Dairesine gönderdiği
yazıda Fethullahçı 6 kişinin kilit görevlerde bulunduğuna
dikkat çekildiği bildirildi. Ünlü istihbaratçılardan Adem Demir de Fethullahçı grubun komplolarının kurbanı oldu.... İstihbarat Dairesindeki Fethullahçı gruplarla ilgili çalışma yaptığı bir dönemde, kaset sızdırılması ile ilgili olarak görevinden alınan Adem Demirin, görevinden niçin alındığına ilişkin yazısının gerekçesinde ise bu belirtilmedi.... Demirin uzaklaştırılmasıyla 20 bin personeli bulunan İstihbarat Dairesi içindeki Fethullahçı gruplara yönelik çalışma da yarım kaldı (168).
|
|
4.16.
CEMAATLER EMNİYETİ KUŞATTI İstihbarat
birimlerince hazırlanarak Başbakanlık Takip Kuruluna
(BTK) gönderilen raporlarda irticai faaliyetlerin polisten gördüğü
destek sıralandı. İrtica yanlılarının
hemen hemen tüm illerde örgütlendiği belirtilirken, Atatürkçü
kadroların baskı altına alınarak sindirilmek istendiği
örneklerle anlatıldı. FP Milletvekili Abdülkadir Aksunun
İçişleri Bakanlığı döneminde yerleştirilen
kadroların da köktendincileri korumaya yönelik çalışmaları
raporda kaydedildi. BTKye
gönderilen raporlarda ülke genelinde irticai faaliyetlere yer verildi.
BTKye gelen bilgiler, Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu
(UTKK) aracılığıyla
ilgili bakanlıklara gönderildi ve yapılan işlemler hakkında
bilgi istendi. İstihbarat
kaynaklarının 1997 ve 1998 yıllarındaki saptamalarına
göre örnek gösterilen ilginç olaylar şöyle: Ankara:
Polis
Akademisine Abdülkadir Aksunun İçişleri Bakanı
olduğu 1987-1988 yılları arasında yerleştirilen
42 öğretim üyesinin tamamının burslu olarak İngilterede
master ve doktora programlarına gönderildiği, bunların
yaklaşık 30unun İngilterede kalış sürelerini
1-3 yıl uzatmayı başarmalarına rağmen eğitim
programlarını tamamlayamadıkları, YÖK sisteminde süresi
içinde programı tamamlayamayanların kurum ile ilişkisi
kesilmesine rağmen bu şahısların ömür boyu aynı
kadroda kalacak şekilde ataması yapıldığı
öğrenilmiştir. Bu şahısların yasalara uygun
olarak üç yıl süreli sözleşmeli
personel statüsüne
alınmasına karar verilmiş olmakla birlikte, bu husus
kendilerine, anlaşılamayan nedenlerle hâlâ tebliğ
edilmemiştir. Sözkonusu kişilerin arasında Kayseri
Belediye Başkanı Şükrü Karatepeyi aklayan Prof.Dr.
Ali Şafak, Yard.Doç.Dr. Vahit Bıçak ve öğretim
üyesi Mesut Bedri Eryılmaz da vardır. Manisa:
Emniyet Müdürü K.İ., Fethullah Gülen taraftarlarınca
düzenlenen toplantılara katılmaktadır. İl Emniyet Müdürlüğünde
Şube Müdürü A.T.nin,
bu görevinde Fethullah Gülenin propagandasını yapmak
maksadıyla bir kısım polisleri haftanın belirli günlerinde
topladığı, İlim Yayma Vakfına destek sağladığı,
adı geçen müdürün son atamalarda terfi ettirilerek emniyet müdür
yardımcılığına getirildiği bilgisi alınmıştır
(169). 4.17.
FETHULLAHÇILIK DEVLET ELİYLE DEVLETİN GÖZÜNDEN KAÇIRILIYOR Telekulak
skandalı nedeniyle Ankara Emniyet Müdürlüğü görevinden açığa
alınarak hakkında dava açılan Cevdet Saral, hedef
olmalarının gerekçesini, Fethullahçıları devlet
eliyle koruma amacı olarak açıkladı. Fethullahçıların
normal bir dinsel cemaat görünümüne sokulmak ve irticaya karşı
laiklik taraftarı gibi gösterilmek istendiğine işaret
eden Saral, Gülen grubunun örgütlenmesinin yatay ve dikey şekilde
olduğu, yapılanmanın açık faaliyet
ancak hedefin gizlilik taşıdığı
sonucuna varıldığını bildirdi. ...
Saral, eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzunun,
1992 yılında Fethullahçı oldukları gerekçesiyle
soruşturulan bazı personelin istihbarat kadrosuna alınma
nedenlerini takipsizlik kararına dayandırdığını
belirterek şöyle dedi: Bu
anlayış sahibine, acaba Dev-Yol, Dev-Sol, PKK, Hizbullah,
İBDA-C gibi organizasyonlarda soruşturmaya muhatap olmuş,
ancak sonuçta beraat veya takipsizlik kararı almış
personel için de geçerli midir, geçerli ise istihbarat kadrolarında
böyle görevliler de bulunmakta mıdır, diye sormak
gerekir. Saral, kendilerine suç atılması konusunda ise,
Fethullahçılık uğruna istihbarat sisteminin deşifre
edildiğini savunarak şöyle konuştu: 1993
yılından bu yana tehdit niteliğinden çıkarılarak
normal bir dinsel cemaat görünümüne sokulan
ve irticaya karşı laiklik taraftarı gibi gösterilerek
devlet eliyle devletin gözünden kaçırılmış bir
olguyu, nasıl olur da siz tekrar tehdit ve tehlike haline dönüştürürsünüz
şeklindeki bir anlayışın sonucu, bu çalışmayı
yapan kişiler imha olur tehdidini de içeren satanist bir yaklaşım,
devletin en önemli bilgi derleme kaynağını deşifre
etmenin ne yazık ki vesilesi olmuştur. Cumhuriyet
düşmanı Fethullahçılık yanlılarını
devlet eliyle korumak adına hedef yapıldıklarını
ve bunu kamuoyuna anlatamadıklarını vurgulayan Saral,
Kin ve garez duyguları ile Cumhuriyete yönelik en sinsi ve
karanlık emelli, masum maskeli, meşum (uğursuz)
karaktere kurban edilmek istendiğimiz açıkça anlaşılmıştır
görüşünü dile getirdi. Telekulak
davasında Saral ile birlikte yargılanan yardımcısı
Osman Ak da savunmasında, dinleme iddiasının 1 Ocak
1997-6 Haziran 1999 tarihlerini içerdiğini belirterek, kendisinin
26 Eylül 1997de, Zafer Aktaşın kendisinden bir ay
sonra, Ersan Dalmanın Nisan 1998de bu görevlere atandığını
bildirdi. Ak, kendilerinden önce görev yapan eski istihbarattan
sorumlu Müdür Yardımcısı Mehmet Gümüş, İstihbarat
Daire Başkanı Ömer Yılmaz, Şube Müdürvekili
Sadettin İzkan ve o dönemde Ankara Emniyet Müdürü olan Mehmet
Cebeye hiçbir suçlama yöneltilmediğini kaydetti. Eski
Ankara İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Zafer
Aktaş, müfettiş raporlarında, bilgisayar çıktılarında
ilk dinleme tarihinin 30.12.1899 ve son dinleme tarihinin 30.12.1889
olarak geçtiğini belirterek, O tarihlerde ne Ankara Emniyet Müdürlüğü
vardı, ne de biz vardık. Bu hata ise ve bilgisayardan
kaynaklandığı iddia edilecekse, BİLGİSAYAR
TEKNOLOJİSİ GEREĞİ TARİH YAZIMI OTOMATİK
OLDUĞUNDAN MÜMKÜN DEĞİLDİR dedi
(170). 4.18.
SAVAŞ BALTALARI ...
Osman Ak ve arkadaşlarına, Emniyet içinde Fethullah Gülen
grubu ile ilişkili olan personelin belirlenmesi görevi verildi. Bu
konuda çok ayrıntılı rapor hazırlandı.
Fethullah Gülen ile ilgili suç duyurusu 21 Nisanda Ankara Devlet Güvenlik
Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcılığına
yapıldı. Bazı suçların affını öngören
tasarı 18 Nisandan önce işlenmiş suçları kapsamasına
rağmen, bu daha sonra 23 Nisana uzatıldı. Yani
Fethullah Hoca peşinen yırttı. Ankara
Emniyet Müdürü Cevdet Saral, yardımcısı Osman Ak ve
gizli çalışmayı yürüten diğer görevliler 8
Haziranda görevden alındı. Rastlantıya bakın,
Fethullah Gülene devlet tarafından verilen koruma görevlisi Başkomiserin
Amerikadaki görev süresi de 12 Haziranda bir ay uzatıldı.
Bakıyorsunuz bir yandan Fethullah Gülen grubu ile ilgili çok
gizli çalışmalar yürütülüyor, araştırmalar yapılıyor,
bir yandan da devletin Amerikada bile Fethullah Güleni koruduğu
ortaya çıkıyor. Ankara
Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibini yok etmek için ciddi
bir planın uygulamaya konulduğu ortaya çıkıyor.
Emniyet örgütüne de açık açık Fethullah Hocaya
uzanan eller kırılır mesajı veriliyor olsa
gerek (171). 4.19.
VALİYE ÇİRKİN TUZAK Vali
Çakır, Emniyet Müdürüne sordu: Sayın Abanoz, bu
memurların (3055 emniyet mensubu-N.H.) yerine bir gecede adam nasıl bulacaksınız?
Abanoz yanıtladı: Genç
fidan gibi çocuklar bulduk. Hepsi göreve hazır, bekliyorlar. Bu
fidanlardan neden sadece Abanozun haberi oluyor da devletin diğer
makamları habersiz? Bunlar hangi fidanlıkta serpilmiş,
hangi dönemlerde polis okullarından mezun olmuşlar? Sakın
bunların arasına Fethullahın coplarından karışan
olmasın? Vali
Çakır bu operasyonu durdurdu. Şimdi bu karşı koyuşunun
bedelini ödüyor. Emniyet
Müdürü ile İçişleri Bakanlığı bu karşı
çıkışı nedeniyle Erol Çakırın
valilikten alınmasını istiyor. Bu konuda İçişleri
Bakanlığı müfettişleri soruşturma üstüne
soruşturma yapıyorlar. Vali gitsin bu operasyon gerçekleşsin
diye. Peki ama bu kadro operasyonuyla gelecek olan kişiler kim
olabilir? Emniyet içinde Fethullah Gülenin kadro harekatını
bilmeyen kaldı mı? Ben araştırınca gördüm ki,
Fethullah Gülen ve adamları emniyette özellikle üst düzey yöneticiler
ile telefon dinlemede etkili olan istihbarat birimlerini ele geçirmek için
inanılmaz bir çabanın içindeler. Ankarada
ve İstanbulda bu çaba öylesine güçlü ki Fethullahçılar
etkiledikleri bazı işadamları ve Nakşibendi tarikatının
önde gelenleri ile kafa kafaya vermişler, İstanbuldaki
operasyonun gerçekleşmesi için çabalıyorlar. Çünkü
İstanbulu ele geçiren Türkiyede istediğini yapabilir
diye düşünüyorlar. Acaba bu büyük operasyonda Fethullah parmağı,
Nakşi arzusu, işadamı tutkusu var mı? Şu
bulmaca gibi konuşan İçişleri Bakanımız dile
gelse de anlatsa bütün bu olayları bir aydınlansak, bu işlerin
içinde ne var? Bu tayin ne anlama geliyor? Biliyorsunuz
SadettinTantan, Fethullah Güleni sıkı takibe almak için Türkiyeden
kaçtıktan sonra Amerikadayken yanına laik Türkiye
Cumhuriyetinin polisini koruma olarak verdi! Sonra iş ayyuka çıkınca
o korumayı getirip İstanbulda yakın arkadaşı
bir işadamına bir süre koruma olarak tahsis etti. Şimdi
nerededir o ünlü koruma polisi bilmem. Bu işlerin son ayağı
emniyet teşkilatı ile ilgili yeni yasa görüşmeleri sırasında
ortaya çıktı. ...
Sadettin Tantan bu işle ilgili olarak istifa tehdidinde bile
bulundu. Ama sökmedi. Yakın dostu Hüsamettin Özkan devreye girip
Tantanı ikna etti. Tantan bu ek maddeye milletvekillerinden imza
isterken, liderlerin izni varmış gibi davranmış.
Oysa liderlerin bu durumdan haberi olmadığı haberi çıktı.
Peki ama bunca kavga neden? Hukuk neden bir kenara bırakılıyor?
Telefonlar dinleniyor, internet izleniyor, daha ne yapacaklar? Ülkeyi,
polisi, valilik müessesesini ele geçirmek amaçlı bu atakların
arkasında kim var? (172). 4.20.
VALİNİN GAZABI İstanbul
Valisi Erol Çakır, Kazım Abanozun emniyet müdürü olduğu
dönemde, İstihbarat Şube Müdürlüğü tarafından
bazı telefonların dinlendiği iddiaları üzerine soruşturma
başlatılmasını istedi. Dönemin İçişleri
Bakanı Sadettin Tantana da iletilen bu olay, kadrolar değişinceye
kadar hiç gündeme gelmedi. Ancak, İçişleri Bakanlığına
Rüştü Kazım Yücelenin getirilmesi ve Kazım
Abanozun istifası sonrasında Hasan Özdemirin yeniden
İstanbul Emniyet Müdürü olmasıyla birlikte, ikinci
telekulak skandalı olarak nitelenen olayın dosyası
bir kez daha açıldı. Vali
Erol Çakır, atama ve görev yeri değişikliği
yetkilerini devrettiği Müdür Hasan Özdemire, yasadışı
telefon dinleyenlerle ilgili soruşturma tamamlansın talimatını
verdi. Valinin emriyle harekete geçen İstanbul Emniyet Müdürü
Hasan Özdemir, İçişleri Bakanlığından 2 müfettiş
çağırdı ve soruşturma başlattı. Müfettişler,
İstanbul Emniyet Müdürlüğünün tüm şube ve
birimleri üzerinde yürüttükleri incelemeler sonucunda telefonları,
İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğünde oluşturulan
ve Müdür Sami Uslu tarafından
yönlendirildiği ileri sürülen 14 kişilik ekibin
dinlediğini, dökümlerin tamamının bu şubedeki
bilgisayarlarda olduğunu belirledi. Ankara DGMye verilen
Fethullahçılar listesinde isimlerinin bulunduğu öne sürülen
bu ekibin, izin almadan bizzat yaptığı takip ve
dinlemelerin dışında, başka emniyet birimlerine de
yasadışı takip, izleme ve işlem yapma talimatı
gönderdiği anlaşıldı. Telefonları dinlenen kişiler
arasında emniyet müdür yardımcılarının,
şube müdürlerinin ve emniyet teşkilatından birçok kişinin
bulunduğu; bazı ünlü işadamları hakkında da
izleme yapma ve bilgi toplama istemiyle hazırlanmış bilgi
formları olduğu ortaya çıktı
(173).
|
|
SONSÖZ Yukarıda
rastgele seçilmiş haber ve yazı örnekleri, normal bir hukuk
devletinde Cumhuriyet Savcıları için başlıbaşına
suç duyurusu niteliği taşımaktadır. Ülkemizde
ise, gerek bu haber ve yazılar, gerekse devletin ilgili
birimlerince hazırlanan resmi raporlar ve soruşturma evrakları
çerçevesinde konuya bakıldığında,
Cumhuriyet ve Basın Savcılarının, Emniyet
Genel Müdürlüğü ve M.İ.T.nın, Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulunun, Yükseköğretim Kurulunun ve Üniversitelerin,
T.B.M.M. ve de tüm
organlarıyla Hükûmetin, üzerlerine
düşen görevin sorumluluklarını gereğince yerine
getirmedikleri gözlemlenmektedir. Bu yüzden, devlet güvenliğinin
zaafa uğraması pahasına, basit çıkar hesaplarına
ya da makamından
olma-düşman kazanma korkusuna dayalı ilgisizlik,
sorumsuzluk, vurdumduymazlık, fırsatçılık, yandaşlık
ve işbirlikçilik gibi tüm olumsuzlukların oluşturduğu
bataklık zemin, devletin stratejik kurum ve kuruluşları içindeki
fethullahçı fidanların (!) adeta ormana dönüşmesine
yolaçmıştır. Elinizdeki
bu çalışmayı sürdürdüğüm son bir yılı
aşkın süre içinde karşılaştığım
sıradışı olaylar, duyumlar, saptadığım
hususlar, fethullahçı tehlikenin sadece Emniyet içindeki boyutunu
bile ortaya çıkarmakta
ne denli geciktiğimin işaretleri olarak değerlendirilebilinir: ·
Bu çalışmamda
yardımcı olan yurtsever emniyet
mensuplarına ayrı
ayrı tesekkür ediyorum. Keza, eskiden cemaatle ilişkisi olup
da, bir şekilde yolunu ayıran ve bilgi-belge yardımını
gönüllü olarak yapan emniyet mensuplarını da saygı ile
anıyorum. Bu arada, pişman görüntüsü altında,
İmamlar Klasöründeki belgeleri getiren ve gerçek kimliğini
ortaya koymaktan, yüzyüze konuşmaktan kaçınan ajan provokatörlerin,
kullandıkları telefon numaralarından, genellikle İstanbul-
Üsküdardan K. Holding üzerinden
gönderildiklerini de saptadım. Hocaefendilerinin A.B.D.ne kaçmasından
sonra cemaatin ekonomik, eğitsel, örgütsel, istihbari anlamda yönetimini
elde tutan, hocaefendinin (!) ilk öğrencilerinden M.Ö. gibi
vekillerin, mevcut statükodan
akılalmaz avantajlar sağladığını; hayatlarında
görmeyecekleri kadar maddi-manevi güç elde ettiklerini; özel
istihbarat örgütünün servis hizmetini, kimi siyasal partilerin
liderlerine, özellikle de Türkiyede şaibeli her ihaleye, doğalgaza,
ülkenin koşulsuz ABye pazarlanmasına, Alman devletinin
iş takipçiliğine adları karışan
biraderlere sunduklarını; hocefendinin (!) körükörüne
savunuculuğunu yapan Başbakan Bülent Ecevitin, yeni oluşumlar
yoluyla arkadan vurulmasına, büyük bir vefasızlıkla çanak
tuttuklarını ve bunu klasik şark kurnazlığıyla,
yüksek politika olarak cemaate aktardıklarını, yakından
öğrenme fırsatı buldum.
Türkiyedeki cemaati yönetip yönlendirenlerin, Fethullah Gülenin
Türkiyeye dönmesinden, büyük zarar görecek olmaları
nedeniyle, cemaate -sınırlı zarar verme riskini göze
alarak- hasımların geri dönmeyi önleyecek çalışmalarına
elaltından, her türlü lojistik destek vermeye hazır
olduklarını gözlemledim. Fethullahçılar arasında,
hocaefendinin (!) nasılsa bir daha Türkiyeye dönemez varsayımından
hareketle başlatılan
varislik çekişmesinde, dolayısıyla sessiz
post kavgasında, hocaefendinin (!) söylemlerinin, yazdıklarının
ya da Risale-i Nur içeriklerinin değil, herhangi bir örgütte görülebilecek
her türlü ihtirasın, ihanetin, kandırmanın, sömürmenin
ve adam harcamanın burada da geçerli olduğunu; mistizmin
yerini çoktan vahşi kapitalizmin katı kurallarına
terkettiğini keyifle izledim. M.Ö. ve yardımcıları,
düzenlerini sadece ekonomik gelir üzerine tesis etmişler. Diğer
müritler de bu halleriyle bir saadet zincirinin halkalarını
oluşturmuşlar. Bu durumdan hoşnut olmayan, hocaefendinin
(!) bir an önce Türkiyeye getirilmesinin sağlanması için
radikal mücadele başlatılmasından yana olanlar da var,
ki bunların esas ağırlığını fethullahçı
istihbaratçılar oluşturuyor. Bu grubun mücadelede silaha ve
teröre bulaşma ya da taşeron kullanma riski her zaman için sözkonusu.
Bunların yapacakları bir hata, verecekleri bir açık,
zaten takiyye ile idare edilen cemaatin sonu olacak ve saadet zinciri
kendiliğinden parçalanacaktır. Paranın girdiği yerden idealin, hem de uğruna
can verilecek idealin gittiği varsayımı dikkate alındığında,
Cumhuriyetimizin gelmiş geçmiş en tehlikeli şeriatçı
yapılanmasının dağıtılmasının hiç
de zor olmadığına kanaat getirdim. Yeter ki, siyasal erk
bunu samimiyetle istesin, geçmişte olduğu gibi istiyor görünmesin...
·
Bu çalışmayı
sürdürürken, telefonlarımın dinlendiğini, bilgisayarıma
girilerek e-postalarımın ve dosyalarımın kopyalandığını
ve izlendiğime bir kere daha emin oldum. Bu nedenle, önlem olarak,
internet bağlantısı olmayan ikinci bir bilgisayar edindim
ve kullandım. Bu arada, telefon, e-posta ya da posta kutusuna not
yoluyla gerçekleştirilen tehditlerin sayısında da bir önceki
yıla göre önemli artış gözlemledim. Tehditlerle ilgili
olarak Valilikten koruma isteminde bulunmayı ise anlaşılır
nedenlerden dolayı hiç düşünmedim. Dikkat çekici olan bir
başka husus, Fethullahçı
istihbaratçıların telefon dinleme yoluyla elde ettikleri ses
kayıtlarını analiz-ayıklama eğitimi almadıkları
ya da yemlenme riskini dikkate almadan aceleci davrandıkları,
verdikleri anlık tepkilerden ortaya çıktı. Bu süreçte,
benim de tedbirsizlikten kaynaklanan kayda değer bazı kişisel
hatalarım da sözkonusu oldu: Telefonda karşılıklı
bilgi ve belge alışverişi taahhüdünde bulunarak
randevulaştığım bir kişiye,
buluşma yerini ve saatini bu görüşme sırasında
alenen söyleme hatasında bulundum. Randevu öncesinde, Fakültenin
otoparkına bıraktığım otomobilimin alarmının
çalışmadığını farkettim. Otomobili
kontrol ettiğimde, bagajda duran iki deri çanta ile maddi
değer ifade eden alışveriş çantalarına
dokunulmaksızın, içinde araştırma ile ilgili
belgeler, ses ve görüntü kasetleri ile CDlerin bulunduğu
alelade iki plastik poşetin gaspedildiğini
farkettim. Devlet içine sızmış köstebekleri
araştıran bir akademisyen olarak, semt karakoluna ya da Hırsızlık
Bürosuna başvurmanın ne anlama geldiğini ve geleceğini
en iyi algılayan dikkatli bir yurttaş olarak, Fethullahın
Copları kitabının yazarı, gazeteci Zübeyir Kındıranın
yaptığını yapmadım, akıbetini paylaşmadım.
Onun otomobilinin -kitabının hazırlık evresinde-
soyulması üzerinden geçen
yıllar zarfında, faillerin yakalanamamış olmasına
da zaten hiç şaşırmamıştım... ·
İnanıyorum
ki, Devletin istihbarat birimlerine sızmış, kadrolaşmış
fethullahçı unsurların temizlenmesi, kesinlikle zor değildir.
Bunun için önce, Ulusal Güvenlik Konseptinde değişiklik yapılması
ve dış istihbarat
servisleriyle ilişkileri çerçevesinde, fethullahçıların
kontr-espiyonaj kapsamına dahil edilmesi gerekmektedir. Ardından
da, siyasal erkin tam desteğini arkasına alan bir planlı
istihbarat operasyonu gerçekleştirmek yeterlidir. Burada önemli
olan, bu planlı istihbarat operasyonunu hangi kadroların yürüteceğidir?
Bugüne kadar Emniyet, MİT gibi kurumlarda, fethullahçı
kadrolaşmayı sadece seyredenlerle ya da mücadele ediyor gibi
görünenlerle bu operasyonun gerçekleştirilemeyeceği ortadadır.
Korkaklarla, kişiliksizlerle, Cumhuriyetin değerlerine
sahip olmayanlarla, hukuka saygılı devlet militanlığına
soyunmayanlarla, kaçak güreşenlerle, rüşvetçilerle ve
komisyoncularla, Atatürk ilke ve devrimlerine ölümüne bağlılığını
önceden kanıtlamayanlarla, halk deyimiyle biraderlerin kuklalığını
yapanlarla, iç ve dış tehdit odakları hakkında örgütsel
alt yapısı bulunmayanlarla
sözkonusu planlı istihbarat operasyonu yürütülemez. Yürütülse
de amacına ulaşamaz. Gazeteci Saygı Öztürkün dediği
gibi: Fethullah
Gülen grubuyla ilgili operasyonu bu saatten sonra emniyet
camiasında kolay kolay kimse yapamaz. Çünkü kimin eli
dokunuyorsa yanıyor.
Bu
konuda çalışma yapan grup tasfiye edildi. Bu hem Ankara
Emniyet Müdürlüğü, hem de genel müdürlük bünyesinde yaşandı.
Bu olayın iki boyutu var. Ya derinlemesine soruşturmak ya da
soruşturmayarak ört-bas etmek olacaktır. Eğer
derinlemesine bir soruşturma yaptırılmak isteniyorsa, dağıtılan
ekip takviye edilerek yeniden göreve getirilmeli ve soruşturma
kaldığı yerden devam ettirilmeli.
En
akıllıca yol, bu operasyonu, fethullahçılardan doğrudan
zarar gören ama pes etmeyerek mücadelesini yürüten Cevdet Saral,
Osman Ak gibi Emniyet Müdürlerinin sorumluluk ve yönetiminde takviye
edilmiş bir ekiple başlatmak ve sonuna kadar götürmektir. Başka
yolu yok!.. ·
Türkiye Cumhuriyetinin iç ve dış
güvenliğinden birinci derecede sorumlu olan Türk Silahlı
Kuvvetleri, iç güvenlikle ilgili olarak -Jandarma Genel Komutanlığı
dışında- operasyonel bir güce maalesef sahip
bulunmamaktadır. Ne zaman Cumhurbaşkanlığı ve MİT
Müsteşarlığı, sivillere geçmiştir, iç güvenliğimizdeki
zaaflar da bu dönemlerde ortaya çıkmıştır.
Cumhurbaşkanının ve MİT Müsteşarının
teamüllere uygun olarak mutlaka asker kökenli olmasının,
demokratikleşmeye hiçbir engeli bulunmamaktadır. T.S.K. içinden
yabancı ülkelerin etki ajanı devşirmesi kolay değildir;
bu durum, ulusal güvenliğimizin güvencesini oluşturmaktadır.
Türkiye, bu güvenceden mahrum olmanın birtakım sancılarını
yaşamaktadır. Örneğin, MGK Genel Sekreteri, Emniyet
Genel Müdürlüğü ve M.İ.T. ile, Fethullah Gülenden,
Mesut Yılmazdan, Alaattin Çakıcıdan, Sadettin
Tantandan, Dr. Rudolf Schmidtden, Henri
Barkeyden çok daha fazla ilgilidir, ilgilenmek ve takip etmek
zorundadır. T.S.K.nin Emniyet Genel Müdürlüğü ve M.İ.T.
üzerinde koordinasyonu sağlaması, iç politikaya karışması
anlamına gelmemektedir. Asıl, politikacıların,
şeyhlerin ve politikacı bağlantılı mafya
babalarının ellerini bu iki kurumdan çekmesi gerekmektedir.
Bu denge günümüzde bozulmuştur, siyasilere ödün vermeksizin bu
dengeyi yeniden kurmak, T.S.K.nin asli görevidir. Durumdan vazife çıkarmanın
sanatını bilen T.S.K., istihbarat birimlerindeki gelişmelere
seyirci kalmamalıdır... · Fethullahçılar, cemaate ait en az 25 milyar dolarlık mal varlığı, milyarlarca dolarlık ciro, yüzmilyonlarca dolarlık himmet geliri ile, hemen herkesi ve herşeyi satın alabilecek dev bir organizasyona dönüşmüştür. Yurt içindeki üniversiteleri, liseleri, ilköğretim okulları, dersaneleri, hastaneleri, poliklinikleri, yurtları, ışıkevleri, vakıfları, dernekleri, hemen her alanda faaliyet gösteren şirketleri, fabrikaları, pazarlamacıları, devlet ve vakıf üniversitelerinde görev yapan onbinlerce öğretim elemanı, alternatif silahlı kuvvetleri (emniyetçi müritler), kamu görevlileri ile fethullahçılar, organize bir suç örgütü halinde çalışmaktadır. Yurt dışındaki güçleri, en az yurt içindeki güçleri ölçüsündedir. Son yaşadığımız iki ekonomik krizde, Alman Bankalarının dahli kadar, fethullahçıların dahli de bulunmaktadır. A.B.D.nde Fethullah Gülene yakın olabilmek için binlerce fethullahçı işverenin, yeşil karttan kurasız faydalanabilmek için kişi başına en az 3.000.000 $ para transferi gerçekleştirdikleri; Kanadaya yapılan transferlerin ise çok daha fazla meblağlara ulaştığı duyumları alınmaktadır. Türkiyede fabrikalar sökülmekte, Balkan ülkelerine, Orta Asya Cumhuriyetlerine, Azerbaycana ve Rusya Federasyonuna bağlı Özerk Cumhuriyetlerine; ayrıca da cemaatin okullarının bulunduğu tüm ülkelere götürülmektedir. Fabrikalarla birlikte sermaye götürülmesi, Türk ekonomisine önemli darbe vurmuştur. Hiçbir devlet kurumu, bu konu ile ilgilenmemektedir. CIA, MI6 ve BND gibi batılı istihbarat servisleri ile işbirliği örnekleri sergileyen, taşeronluk yapan fethullahçıların özde yurtsever, milliyetçi-alperen olduklarını iddia etmek mümkün değildir. Türk Devletine, laik hukuk sistemine büyük kin duymakta ve her fırsatta bu kinin gereğini yerine getirmektedirler. İşte, bu dev organizasyonla mücadelede, sayıca bir elin parmaklarını geçmeyen Cumhuriyet aydını ve birkaç sivil toplum örgütü, savunmasız ve korunmasız konumdadırlar. Bunları koruyacak, destekleyecek, güç eşitliği sağlayacak bir devlet desteği de maalesef sözkonusu değildir. Mumcu, Üçok, Aksoy, Kışlalı gibi yitirilen aydınlardan sonra, bunların da çekilmesiyle, meydan yani kamuoyu, fethullahçıların eline kalacaktır. T.S.K.nin bu durumu değerlendirmesi, ama geç olmadan değerlendirmesi gerekmektedir. Niye T.S.K. diyenlere, yoksa Mesut Yılmaz mı, sorusuyla karşılık vermek yerinde olacaktır.
|
|
DİPNOTLAR
: 1.
Bu rapor, Cumhuriyet
Tarihinin En Büyük İhanet Odağı: TÜM YÖNLERİYLE
FETHULLAHÇILAR başlıklı ve yaklaşık
1000 sayfadan oluşan bir kitap çalışmasının
girizgâhı, sunumu olma özelliğini taşımaktadır.
Sözkonusu kitapta, Fethullahçıların yurtiçi ve dışındaki
tüm faaliyetleri, CIA, MI6 ve BND ilişkileri, yurtiçi ve yurtdışı
örgüt (vakıf, dernek, şirket, dersane, okul, yurt vb.) adres
ve telefonları, yayınları, işbirlikleri, şûra-istişâre
üyeleri ve ülke-bölge imamları, kamp programları ve
beyin yıkama yöntemleri, itirafçıların kaset çözümleri,
özgün belgeleriyle verilecek; yorum yaşayan ve gelecek nesillere
bırakılacaktır. Tarafımdan yaklaşık beş
yıldır çalışmaları sürdürülen ve son rötuşları
yapılan bu kitapla, Türkiyede fethullahçılarla ilgili
bilinmeyen hiçbir husus kalmayacaktır. 2.
Fethullah Gülen, Küçük
Dünyam, s. 106. 3.
Emniyet Genel Müdürü Kemal Önalın T.B.M.M. İnsan
Hakları Komisyonu içinde oluşturulan yasadışı
telefon dinlemeyi araştırma alt komisyonuna verdiği
resmi bilgiye göre: Mafya tabir edilen suç çetelerinin açıktan
geçen telefon hatlarına veya sokak başlarında bulunan
telefon kutularına veya apartman girişlerinde bulunan kutulara
müdahale ederek hedef aldıkları şahıs veya özellikle
ticari firmaları dinleyebilecekleri; bu yolla elde ettikleri
bilgileri ticari alanda haksız rekabet veya menfaat temin etmek için
kullanabildikleri gibi şahıslara yönelik şantaj amaçlı
olarak da kullandıkları, nitekim basına yansıyan karşılıklı
telefon görüşmelerinin kayıtlarının bu yolla veya
benzeri yollarla elde edildiği ... Mafyanın böcek adı
verilen cihazlarla da dinleme gerçekleştirdiği kaydedilmiştir. 4.
Özel
Arşiv, Kutu: 1,
Kaset: 5. 5.
Özel
Arşiv, Kutu: 1,
Kaset: 2. Kasedin çözümü için bkz. Zübeyir Kındıra, Fethullahın
Copları, (İstanbul: Su Yayını, 2001), s. 167. 6.
Özel
Arşiv, Kutu: 3,
Kaset: 7. Kasedin çözümü için bkz. Ergün Poyraz, Fethullahın
Gerçek Yüzü, (İstanbul: Otopsi Yayını, 2000), s.
62. Ergün Poyrazın bu kitabı, bugüne kadar fethullahçılar
hakkında yapılmış en özgün ve mükemmel çalışmadır
ve ağırlıklı olarak kaset çözümlerini içermektedir. 7.
Fethullah Gülen, İnancın
Gölgesinde, C. 2, s. 234. 8.
Fethullah Gülen, Fasıldan
Fasıla, C. 3, s. 69. 9.
Özel
Arşiv, Kutu: 3,
Kaset: 3. 10.
Haz. Nuh Mete Yüksel, Fethullah
Gülen Örgütü Hakkında İddianame, s.58. 11.
Özel
Arşiv, Kutu: 1,
Kaset: 8. 12.
Özel
Arşiv, Kutu: 1,
Kaset: 3. 13.
Özel
Arşiv, Kutu:1,
Kaset: 7. 14.
Özel
Arşiv, Deşifre
Metin, K.1,D.1. 15.
Özel
Arşiv, Kutu: 3,
Kaset: 2. 16.
Fethullah Gülen, Fasıldan
Fasıla, C. 1, s. 119. 17.
Fethullah Gülen, a.g.e.
, s. 125. 18.
Fethullah Gülen, Küçük
Dünyam, s. 121. 19.
Fethullah Gülen, Fasıldan
Fasıla, C. 1, s. 28. 20.
Fethullah Gülen, İnancın
Gölgesinde, C. 2, s. 174. 21.
Fethullah Gülen, Prizma,
C. 1, s. 25. 22.
Fethullah Gülen, Fasıldan
Fasıla, C. 2, s. 141-42. 23.
Fethullah Gülen, a.g.e.,
s. 142. 24.
Fethullah Gülen, Fasıldan
Fasıla, C. 1, s. 113-14. 25.
T.C. Ankara
Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı,
Haz. Nuh Mete Yüksel (Ankara D.G.M. Cumhuriyet Savcısı, Fethullah
Gülen Örgütü Hakkında İDDİANAME (Hazırlık
No. 1999/420). 26.
Dr. Necip Hablemitoğlu, Etki Ajanları-Nüfuz
Casusları ve Fethullahçılar Raporu, Yeni
Hayat, Ağustos 2000, 70: 13-29. 27.
Basında yer alan haber ve yazı dizilerinin dışında,
Emniyet Genel Müdürlüğü, Ankara Emniyet Müdürlüğü, M.İ.T.,
Batı Çalışma Grubu, Jandarma Gen. Kom., Müfettiş
Raporları, Soruşturma Belgeleri ve Yazışmaları
gibi binlerce sayfalık belge, bu konuda çalışma yapacak
araştırmacıların hizmetine açıktır.
Ankara D.G.M. Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından
hazırlanan İddianamede, Ankara Emniyet Müdürlüğünün
Fethullah Gülen ve örgütü hakkındaki 21 Nisan 1999 tarihli
raporu; Emniyet Genel Müdürlüğünün raporu; Genel Kurmay Başkanlığının
raporu ve belgeler; Jandarma Genel Komutanlığının
raporu ve belgeler; Emniyet Genel Müdürlüğünün Fethullah Gülenin
şirketleri, okulları, dersaneleri, vakıfları ile
ilgili tespitleri; Yurtdışındaki Nurculuk faaliyetleri
ile ilgili Emniyet Genel Müdürlüğünün yazısı ve
ekindeki evrak gösterilmiş; M.İ.T.in raporları
deliller arasında kaydedilmemiştir (ek deliller arasında
yer verilme olasılığı da sözkonusudur). 28.
Fethullahçı Kuşatma (Manşet), Cumhuriyet,
13 Kasım 2001 29.
Özel
Arşiv, Kutu: 1,
Kaset: 9. 30.
Lynne Emily Webb, İftiranın
Değişmeyen Mantığı, (İstanbul: Feza
Yay., 2000), s. 126-27. 31.
Webb, a.g.e., s.
136-42. 32.
Uygulamada, zorunlu haller dışında Bakanlara bile
yurtdışı gezilerinde koruma verilmemektedir. Özellikle yüksek
bürokratların bile, dış gezilerde yanlarına koruma
almaları sözkonusu değildir. Fethullah Gülene koruma
tahsisi, bu bağlamda son derecede anlamlı ve dikkat çekicidir.
Gülenin koruması, halen Malatyada görevini sürdürmektedir.
33.
İstihbarat
Bülteni, No. 70,
Temmuz 1998, s. 164-70. 34.
Bültende, STV için sadece şu bilgiyle yetinilmektedir:
Ulusal düzeyde yayın yapan ve F. GÜLEN grubuna yakın
şahıslar tarafından kurulan Samanyolu Televizyonu (STV)
muhafazakâr bir yayın politikası izlemektedir. Aynı
şekilde, yine basın ve halkla ilişkiler açısından
anahtar konumundaki Türkiye Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı için
de, istihbaratçı duyarlılığı (!), titizliği
(!) ve de araştırmacılığı (!) ile ulaştığı
anlaşılan şu bilgi demeti
(!) verilmektedir: 19.01.1994 yılında Ankara İlinde F. GÜLEN
Grubuna mensup şahıslar tarafından kurulmuştur.
Bkz. İstihbarat Bülteni,
s. 170. 35.
M.A. Soydan, Devlet,
Medya ve Siyaset Üçgeninde Fethullah Gülen Olayı, (İstanbul:
Birey Yay.), s. 107-108; Aksiyonda Telekulak Skandalı Münasebetiyle,
http://www.m-fgulen.org/hayat/article.php?id=1941&pageno=4 36.
T.C. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı,
Haz. Nuh Mete Yüksel (Ankara D.G.M. Cumhuriyet Savcısı, Fethullah
Gülen Örgütü Hakkında İDDİANAME (Hazırlık
No. 1999/420), s. 78-79. 37.
Emniyet Müdürü Osman Ak hakkında, dönemin İçişleri
Bakanlık Müsteşarı Saim Çoturun Başkanlığındaki
Yüksek Disiplin Kurulu tarafından yürütülen idari soruşturmanın
iddiası, taraflı, düşündürücü ve de talihsiz
isnatlara dayandırılmıştır: Türkiye
genelinde bir çok ilde görevli çok sayıda Emniyet Mensubu hakkında
Fethullahçılar diye (Işık Tarikatı Mensubu) rapor
tanzim edilerek kin ve gareze binaen aslı olmayan ilişkileri
rapora geçerek sanki bir suç ilişkisi içerisindelermiş gibi
göstererek cürüm (iftira) atfında bulunulduğu, hazırlanan
raporun gerçekle alâkası olmadığı, iftiradan öteye
gitmediği, raporun istihbarat mevzuatına uygun olmadığı,
istihbarat usul ve metodlarının kullanılmadığı
hususunda; İstihbarattan sorumlu Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı
olarak görevli olduğunuz sırada, bahse konu raporu hazırladığınız,
bu suretle yetki ve nüfuzunu kendisine ve başkalarına çıkar
sağlamak amacıyla veya kin veya dostluk nedeniyle kötüye
kullanmak,, kasıtlı olarak gerçek dışı rapor
vermek suçlarını işlediğiniz iddia edilmektedir. Bu
husustaki savunmanızı veriniz. Osman Ak, 21 sayfalık
yazılı savunmasında, tüm iddiaları yanıtlarken,
çıkar suçlamasına karşı şu ifadeyle işbirlikçi
zihniyete eleştiri getirmiştir: Emniyet
Teşkilâtı içerisindeki Fethullah Gülen örgütlenmesi, ilk
kez 1999 yılında deşifre edilmiş bir olay değildir.
Varlığı, 1992 yılında Devlet arşivlerinde
mevcut olan soruşturmalar kapsamında tescillidir. Bu itibarla
kin ve garez duyguları içerisinde çalışma yapıldığı
tespit ve suçlaması, arşivlerdeki mevcut bilgi ve Fethullah Gülenin
kamuya yansıyan beyanlarıyla çelişmektedir. RAPORUN DÜZENLENMESİNDE
İDDİADA KAST EDİLEN ANLAMDA OLMASA DA, MENFAATİM
OLDUĞU DOĞRUDUR. BU MENFAAT LAİK, DEMOKRATİK HUKUK
DEVLETİNİN VAR OLMASINDAN KAYNAKLANMAKTADIR. BAŞKALARINA
ÇIKAR SAĞLAMA TABİRİNDEN NE ANLAŞILACAĞI
MUALLAKTADIR. BU YAZIŞMALAR DEVLETİN YETKİLİ
MAKAMLARINA İLETİLMİŞTİR. DEVLETE İLETİLEN
RAPORDA ÇIKARI OLAN VARSA, O DA DEVLETİN KENDİSİDİR.
AYRICA DOST SAĞLAMAKTAN KASIT, DEVLETE DOST OLMAK İSE,
BU DOĞRUDUR. BU İDDİALARDA BULUNANLARIN HANGİ ÇIKAR
İÇİN, NE AMAÇLA, NASIL DAVRANDIĞINI AYRINTILI OLARAK AÇIKLAMASI
GEREKİR. TARAFIMA YÖNELTİLEN VE HİÇBİR HUKUKİ
MESNEDİ OLMAYAN SUÇLAMALAR AĞIR VE MESNETSİZDİR. MÜFETTİŞLERİN
YAPTIĞI BU SORUŞTURMA, TAMAMEN YANLI VE SORUŞTURMAYI
YAPANLARIN SORUŞTURULMASINI GEREKTİRECEK İÇERİKTEDİR.
Bkz. Özel Arşiv,
K. 5, D.2. 38.
Özel
Arşiv, Kutu: 2,
Kaset: 2. Deşifre metni için bkz.
Ergün Poyraz, Fethullahın Gerçek Yüzü, (İstanbul:
Otopsi Yayını, 2000), s. 221. 39.
Fethullah Gülenin bu doğrultudaki söylemleri hakkında
derli toplu bilgi için bkz. Dr. Necip Hablemitoğlu, Fethullahçılar
ve Hizbullahçılar,
İlk Hedef (Türkiye
Gaziler Vakfı), Nisan 2002, No. 7, s. 34-40. 40.
Ergün Poyraz, a.g.e.,
s. 223. 41.
Özel
Arşiv, Kutu: 2,
Kaset: 2. 42.
Fethullah Gülen, Fasıldan
Fasıla, C. 1, s. 124. 43.
Fethullah Gülen, Prizma,
C.1, s. 35. 44.
Ankara Emniyet Müdürlüğü, 16 Nisan 1999 Tarihli Fethullah
Gülen Raporu, 2. Bölüm, s. 36. 45.
Adıgeçen
Rapor, 2. Bölüm, s.
39-40. 46.
Adıgeçen
Rapor, 1. Bölüm, s.
6-7. 47.
Adıgeçen
Rapor, 2. Bölüm, s.
42-43. 48.
Özel
Arşiv, K. 11, D.
1. 49.
Zübeyr Kındıra, Fethullahın
Copları, (İstanbul: Su Yayını, 2001), s. 15-16. 50.
Dr. Necip Hablemitoğlu, Etki Ajanları-Nüfuz
Casusları ve Fethullahçılar Raporu, Yeni
Hayat, Ağustos 2000, 70: 17-21. Yukarıdaki rapor nedeniyle
şahsım aleyhine 25 milyer TL. manevi tazminat davası açan
ve İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmama
önayak olan Sadettin Tantanın İçişleri Bakanı
olarak olur verdiği 12.06.2002 tarih ve B.05.1.EGM.0.71.01.02 sayılı
yazının ki bu yazı Tantanın siyasal kimliği
hakkında çok ciddi ipuçları vermekte ve yurttaşlar
hareketinden kimleri kastettiğini hissettirmektedir- metin kısmı
aynen şöyledir: İstanbul
İl Emniyet Müdürlüğünde koruma altında bulundurulan,
tedavi görmek üzere ABDye giden ve halen tedavisi devam eden emekli
vaiz Fetullah Gülenin, şu an yakın korumasında
bulundurulan İstanbul Emniyet Müdürlüğü emrinde görevli
128058 sicil sayılı Başkomiser Ahmet AKGÜN adı geçene
yakın koruma olarak refakat etmek üzere 03.05.1999 tarihli Başkanlık
Onayına istinaden 04 Mayıs-04 Haziran 1999 tarihleri arasında
ABDye gönderilmişti. Ancak, ABDde bulunan Fetullah GÜLENin
tedavisinin uzadığı bildirildiğinden, adı geçen
koruma görevlisi personelimizin görev süresinin, tüm masrafları
korunan şahıs tarafından karşılanmak üzere, 04
Haziran 1999 tarihinden itibaren bir ay uzatılması hususunu
tensiplerinize arz ederim. Yazıdan
da anlaşılacağı üzere, hocaefendiye (!) tahsis
edilen hem de Başkomiser rütbesinde- korumanın görevlendirildiği
günün ertesinde ABDne gitmesi, elden takip
ve birtakım siyasal ilişkilerin en üst düzeyde gerçekleştirilmesi
ile açıklanabilir. Bu yaptırım gücüne Türkiyede kaç
kişi sahiptir? 51.
M.İ.T.
Fethullah Gülen Raporu,
s. 12-15. 52.
Ankara Emniyet Müdürlüğü, 16 Nisan 1999 Tarihli Fethullah
Gülen Raporu, 2. Bölüm, s. 36. 53.
Mehmet Eymürün C.I.A. kontrol ve güdümündeki internet
sitesi için bkz. http://www.atin.org
M.İ.T. ya da Emniyet Genel Müdürlüğü, mevcut hack
birimlerine rağmen, bu siteyi anlaşılamayan bir nedenden
dolayı hacklamamaktadırlar. Eymür, sitesinde, son dönemlerdeki
siyasal olay ve skandalları, dezenformasyon amaçlı
fabrikasyon yöntemiyle ve A.B.D. unsurunu tamamiyle devre dışı
bırakarak yorumlarken; bilgisiz ama meraklı okuyucu kitlesine
ulaşmayı hedeflemektedir. Eymür, yazdıklarını
tersinden okumak ve değerlendirmek kaydıyla, birtakım ilişkiler
örgüsünün anlaşılmasına da yardımcı
olmaktadır.
54.
Eymür, Türkiyeye
dönecek mi? Eymür, 33 yıl boyunca çalıştığı
devletinin vefasızlığından olsa gerek, Türkiyeye
dönmek niyetinde değil. En azından şimdiki kadrolar
yerlerinde kaldıkça Eymür Türkiyeye dönmeyecek. O artık
biricik kızı ve eşiyle Yeni Dünyada kurdukları
yeni yaşama alışmaya çalışıyor.
İlgi çekici yazı için bkz. Aydoğan Vatandaş,
Eymürle Bir Washington Sabahı, Zaman,
1.7.2001. 55.
Jandarma Genel Komutanlığı 23ncü Jandarma Sınır
Tümen Komutanlığı-Şırnak-, Hizbullah
Terör Örgütü ve Diğer İrticai Faaliyetler, Eylül
1999, s. 20. 56
Zamanlama ve içerik açısından dikkat çeken yazı,
24.4.2001 tarihinde, 11.011.03.252/9622-14695 sayı ile İçişleri
Bakanlığına gönderilmiştir. Tezgâhın
TBMMndeki ayağı ise Fazilet Partisi Samsun Milletvekili
Musa Uzunkayadır. 57
...
Siz ziyaretinize gelen birkaç memura, adliyede, mülkiyede çalışan
birkaç kişiye, karşılaştıkları zorlukları
anlattıklarında onlara sabır tavsiye ediyor, üstlerinizle
iyi geçininiz diyorsunuz; devleti ele geçirmeye çalışan,
en azından onun imkânlarını istedikleri gibi kullanmaya
çalışanlar ise, sizi de DEVLETİ ELE GEÇİRME İÇİNDE
OLMAK GİBİ, ASLINDA SUÇ OLMAYAN, HER TÜRK VATANDAŞININ
HAKKI olan bir şeyle suçlayabiliyor. Geniş
bilgi için bkz. Devleti Elegeçirmek Her Vatandaşın Hakkı,
Milliyet, 7.4.2001. 58
Müsteşar Sönmez Köksal imzalı Başbakanlığa
sunulan M.İ.T. Susurluk Raporunun ve ilgili listenin tam metni için
bkz. http://siyaset.bilkent.edu.tr/susurluk/mit
59 http://www.cumhuriyet.com.tr/w/c0110.html ... 109.
Tüm bu hazırlıkların sonucunu görmek için düğmeye
basıldığında ilk hedef belli olmuştur: Çağdaş
Eğitim Vakfı Başkanı ve Sivil Toplum Kuruluşları
Platformu Dönem Başkanı, İstanbul Üniversitesi İletişim
Fakültesi Öğretim Görevlisi Sayın Gülseven Yaşer. Sayın
Yaşer ile ilgili fabrikasyon haberleri içeren tamamı düzmece
haber metninin yayın merkezi ise, ABD'de New Jersey'dedir. Bu ne
rastlantıdır ki, yayın merkezinin adresi, Fethullah Gülen'in
Ankara'da yargılandığı 2 No.lu Devlet Güvenlik
Mahkemesi'ne sunduğu ikamet adresi ile aynıdır.
Bu metnin dağıtımını yapan fethullahçı
gruplardan birinin moderatörü de yine ne rastlantı ki, Zaman
gazetesinde Ferhat Barış kod adıyla köşe yazarlığı
yapan bir mürittir. Cemaat yöneticileri (imamları), bu düzmece
haber metnini onbinlerce adrese gönderirken, olası bir tazminat
davasına muhatap olmamak için
kendi periyodiklerinde yayınlamaktan kaçınmıştır.
Halk deyimi ile bu ikiyüzlülük, namertlik, sadece bu düzmece haber
metninden ibaret mi kalmıştır. Elbette ki hayır!..
İşte, en acı olanı, cemaatin devlet içinde mevcut
yaptırım gücünü kullanmasıdır. Nasıl mı?..
İşte belgesi:
12.12.2000
Tarihinde Çağdaş Eğitim Vakfına, T.C. Başbakanlık
Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar İstanbul Bölge
Müdürlüğü'nden 11.12.2000 tarih ve
B.02.1.13.06.180.903-26/2000/3648-1 sayılı yazı gelir.
Yazıda, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün (15.11.2000)
tarih ve (24418) sayılı araştırma talimatı ile
Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün (30.11.2000) tarih ve
(3648) sayılı görev emri gereğince, araştırma
ve tahkikata esas teşkil etmek üzere; 1-
1.01.1999-1.12.2000
tarihlerini ihtiva eden zaman içerisinde, Vakfınıza bağış
yapan özel ve tüzel kişilerin (yurt içinden ve yurtdışından)
isimlerinin, bağış tarihlerinin ve bağış
makbuzu numaralarının listesini, 2-
Yukarıda
belirtilen tarihler içerisinde, Vakfınızın burs verdiği
öğrencilerin isimlerinin ve hangi öğrenciye hangi miktarda
burs verildiğinin, 3-
Vakfınızın
Yönetim Kurulu, Denetim Kurulu ve diğer organlarında (çalıştırılan
personel dahil) halen görevli bulunanların isimlerini ve ifa
ettikleri görevlerini, 4-
Vakfınızın
hangi banka şubelerinde hesaplarının bulunduğunu ve
bu hesapların
1.01.1999-1.12.2000 tarihleri arasındaki işlemleri (hesaba yatırılan
ve çekilen para hareketlerini) gösteren hesap ekstrelerinin, herhangi
bir şüphe ve tavzihe sebebiyet vermeyecek şekilde yazılı
olarak 15.12.2000 Cuma günü saat 16.00'ya kadar, aşağıda
belirtilen adrese intikal ettirilmesini rica ederim".
110. İster
istemez yargılarsınız, bir kısmı Fethullahçılara
ait olmak üzere, Türkiye'de laik düzene karşı mücadele
amacıyla kurulmuş şeriatçı nitelikli bini aşkın
vakıf var; üstelik bunların bazıları, okuma odası,
temsilcilik, lokal gibi farklı adlarla tüm ülke çapında
örgütlenmiş durumdalar. Sadece Fethullahçı
vakıfların, her ay himmet parası adı
altında halktan yasadışı yöntemlerle trilyonlar
topladıkları ve yine yasadışı yöntemlerle
bunları çantalı kuryelerle yurtdışındaki
okulların finansmanı için gönderdikleri biliniyor. Bugüne
kadar bunların hangisi böyle bir soruşturma geçirdi? Bini aşkın
Cumhuriyet düşmanı vakıf içinde, Çağdaş Eğitim
Vakfı gibi Cumhuriyetin temel değerlerine sahip çıkan ve
özellikle de Fethullahçı kadrolara karşı onurlu ve
cesur mücadele veren kaç vakıf var? Türkiye'de şeriatçı
kadrolaşmanın en yoğun biçimde gerçekleştiği
kamu kurum ve kuruluşlarının başında gelen Vakıflar
Genel Müdürlüğü, acaba kendi içindeki bu zararlı unsurları
tasfiye etti de sıra şimdi Çağdaş Eğitim Vakfına
mı geldi? Kamuoyuna devlet ve rejim yanlısı olarak
kendini tanıtmaya çalışan Vakıflar Genel Müdürü
bu soruşturmadan ne ölçüde haberdar? Değilse, sorumluları
kim? Fethullahçılar için müthiş denilebilecek istihbari
bilgileri içeren bu soruşturmada elde edilecek belgelerin, sözkonusu
Cumhuriyet düşmanı cemaate sızdırılmaması
mümkün mü? Yangından mal kaçırırcasına niçin
sadece üç günlük süre veriliyor, bu süre rutin mi, yoksa Çağdaş
Eğitim Vakfı için özel mi? Vakıflar Genel Müdürü'nün
bu ve benzeri soruları açıklaması, sorumlular hakkında
yasal işlem başlatması ve kurum içindeki Fethullahçı
bağlantılı elemanlara görevden el çektirmesi
gerekiyor. Geniş bilgi için bkz. Dr. Necip Hablemitoğlu,
Fethullah Gülenin Son Yazıları Çerçevesinde Fethullahçılar
ve Hizbullahçılar, Yeni
Hayat, 76: 21-24, Şubat
2001.
110 Fethullahçı istihbaratçıların bu
dezenformasyon belgesinde, isimler ve kuruluşlar
gerçektir. Aradaki bağlantılar, yakıştırılmıştır.
Ancak, vahim bir hata yapılarak, Çağdaş Eğitim
Vakfının adı, Çevre Eğitim Vakfı
olarak geçirilmiştir. Hasım kuruluşun tam adını
bilmeyen fethullahçı istihbaratçıların, uydurdukları
ayrıntılar kadar, Fethullah Gülene dolaylı övgüleri
de dikkat çekmektedir. Bu mesaj, internet ortamında onbinlerce
adresin yanısıra, faks yoluyla da çok sayıda ilgiliye
ulaştırılmıştır. İnternetteki tartışma
gruplarına da yönlendirilen bu mesajın, Zaman gazetesi
yazarlarından Ferhat Barış kod adlı müritin moderatörlüğündeki
gruptan çıktığı görülmektedir. 111.
Işık TV, Kanal 7, Samanyolu TV, Zaman ve Yeni Şafakta
yayınlanan düzmece programın metni, yayını müteakip,
ekteki tam çözümü ile birlikte (toplam 24 sayfa) sanık
Fethullah Gülenin avukatları vasıtasıyla Ankara 2
No.lu DGMye sunulmuştur. Düzmece haber Işık TVde 4
Mayıs 2002 gecesi saat: 23.00de yayınlanmış; 6
Mayısta Fethullah Gülenin avukatlarına, Atlas Yayıncılık
Ticaret A.Ş. adına Galip Umut Özdil tarafından ek bir
yazı ile ulaştırılmıştır. Işık
TV, yabancı ve küreselleşmeci, ABden proje destekli Sivil
Toplum Örgütleri ile ilgili olarak şahsımı özel bir
program davetiyle Ankara Stüdyosuna çağırmış;
yaklaşık yarım saatlik bir çekim süresince açıklamalarımı
yayınlamak yerine, sadece görüntümü ve bir iki cümlemi düzmece
programın yayının başında birkaç saniye
kullanmıştır. Işık TVye gönderdiğim
protesto metni aynen şöyledir: Kanalınızın 04
Mayıs 2002 tarihli Özel Haber isimli programında, Türkiyede
faaliyet gösteren yabancı vakıflar ile ilgili olarak yaptığım
açıklamaların istenilen
bölümlerinin yer aldığı ve haberin bütünlüğüne
açıkça monte edilmiş görüşlerime de yer verildiği
görülmüştür. Özel Haberde, danışmanlığını
yapmakta olduğum Çağdaş Eğitim Vakfı ve Vakfın
Başkanı Gülseven Yaşer ile ilgili olarak asılsız
bir takım suçlamalarda bulunulmuştur. Israrlı
talepleriniz ertesinde, haberin bütünlüğü ile ilgisi olmayan ve
başka bir konu hakkında yaptığım açıklamaların,
çalışmalarını yakından takip ettiğim ve
kamuoyunun bütününün bu konuda takdirini kazanan Sayın Gülseven
Yaşere yönelik açık komploda yer almasını
esefle kınıyorum. Sayın Gülseven Yaşer tarafından
gereken açıklamanın tarafınıza yapılmış
olmasına rağmen, bu tarihe kadar gerçeklik kanalınızdan
yayınlanmamış olup, kamuoyunun tam ve doğru şekilde
bilgilenmesi konusundaki duyarlılığımın bu
konuda da devam edeceğinin tarafınızdan bilinmesini rica
ederim. 10.05.2002. Necip Hablemitoğlu. 112.
Özel Arşiv,
ÇEV-Dezenformayon Klasörü, D: 9, Belge: 1. 113.
Yaklaşık
2 yıldan bu yana süren Fethullah Gülen davasının suç
ve delil uyduran bir organizasyon tarafından yönlendirildiği
iddia edildi. Ankara 2
No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinde devam eden davanın dünkü
duruşmasında mahkemeye üç ayrı dilekçe sunan Gülenin
avukatı Abdülkadir Aksoy, müvekkilinin Çağdaş Eğitim
Vakfı Başkanı Gülseven Güven Yaşer ile arkadaşlarının
başına çektiği organizasyonun komplolarına maruz
kaldığını söyledi. Fethullah Gülenin terör
örgütü kurmakla suçlanmasının arka planda ideolojik
gerekçelerle kurulan bir iftira organizasyonunun bulunduğunu
kaydeden Av. Aksoy, bu organizasyonun bir yandan montaj kasetler hazırlayarak
gazete ve dergilerde yazılar yayınlattığını,
bazı kamu görevlileri ile irtibat kurarak gerçek dışı
raporlar hazırlanmasını sağladığını
savundu. Haberin tam metni için bkz. Gülen Aleyhinde Delil
Uyduranlar Var, Zaman, 02.07.2002. Ayrıca bkz. Gülen
Davasında ÇEV Sorusu, Yeni Şafak, 02.07.2002;
PKK, Güleni Mahkûm
Ettirmeye Çalıştı, Zaman, 07.05.2002; Gülen
Davasında İlginç Gelişme, Milli Gazete, 07.05.2002. 114.
Sözkonusu
karar, Ankara 2 Nolu DGMnin 01.07.2002 tarihli 14. celsesinde alınmıştır. 115.
Şehit
Ailelerini temsilen 33 kişi adına Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığına
suçduyurusunda bulunan Av. Mehmet Emin Bağcı, dilekçesinde
talep konusunu şöyle belirtmiştir: 04.05.2002 Tarihinde Işık
Tvde saat 23.00teki programda yayınlanan Çağdaş Eğitim
Vakfı Başkanı Gülseven YAŞERin terör örgütü
PKKlı öğrencilere parasal yardımda (burs) bulunduğuna
dair iddia ile ilgili hadisenin Sayın Başsavcılığınızca
resen soruşturularak, Işık Tvde yayınlanan
iddiaların doğruluğunun kanıtlanması halinde
sanık Gülseven YAŞER vee kasette adı geçen şahıslar
hakkında Terör Örgütü PKKya Yardım ve Yataklık suçlarından
TCKnın 169. maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele
Kanunu uyarınca haklarında kamu davası açılması
istemidir. Dilekçenin tam metni için bkz. Özel Arşiv, Çev-Yargı
Klasörü, D: 3, B: 2. Ayrıca haber metni için bkz. Şehit
Aileleri, Çadaş Eğitim Vakfı Başkanı Hakkında
Suç Duyurusunda Bulunacak, Zaman, 10.05.2002. 116.
İfadenin
tam metni için bkz. Özel Arşiv, ÇEV-Yargı Klasörü,
D: 2, B: 11. 117.
Çağdaş
Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven Yaşerin,
Komiser Bayram Özbek hakkındaki şikâyet dilekçesi, İstanbul
Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde
20.05.2002 tarih ve 14188 sayı ile kayıt işlemi görmüştür.
Dilekçenin tam metni için bkz. Özel Arşiv, ÇEV-Yargı
Klasörü, D: 3, B: 5. 118.
D: 3, B: 1. 119.
D: 1, B: 9. 120.
Tutanak Dosyası, B: 1. 121.
B: 2. 122.
B: 5. 123.
D: 2, B: 2. 124.
Tuncay
Özkan, Oyun İçinde Oyun Var, Milliyet, 09.06.2002. 125.
Özel
Arşiv, ÇEV-Yargı Klasörü, D: 5, B: 1-5. 126.
D: 7, B: 1. 127.
D: 7, B: 3. Karşı
tarafın bu takipsizlik kararına itirazları, Ankara 1
No.lu DGMnde kabul edilmiştir. 128.
Adalette
Şok Rapor: 250 İrticacı Memur Var, Hürriyet, 07.09.2000. 129.
İrtica
İşi Zor, Hürriyet, 02.09.2000. 130.
Şeriatçılığa
Hizmet, Hürriyet, 07.09.2000. 131.
Yargıda
Yobaz da Var, Bölücü de, Sabah, 04.09.2000. 132.
107
Milletvekili Fethullahçı, Cumhuriyet, 02.09.2000. 133.
Sezer:
Fethullahçı Valiler Var, Cumhuriyet, 08.09.2000. 134.
Özel
Arşiv, Fethullah Gülen-Deşifre Klasörü, D: 2, B: 1 135.
Fehmi
Koru, Maalesef, Nuh Mete Yüksel de..., Yeni Şafak, 05.09.2000. 136.
Tuncay
Özkan, Adalet bakanı, Hukuk, Şantaj ve Bir Kaset, Milliyet,
12.06.2002. 137.
Saygı
Öztürk, Tantan Savcıya Şantajı Açıkladı,
Star Yazdı, DGM Belgeledi, Star,
08.06.2002. 138.
Özel
Arşiv, Özel Klasör: 1, D: 1, B: 1. 139.
Dr.
Necip Hablemitoğlu, Fethullah Gülenin Son Yazıları
Çerçevesinde Fethullahçılar ve Hizbullahçılar, Yeni
Hayat, 76: 21-24, Şubat 2001. 140.
Özel
Arşiv, İmamlar Klasörü, D: 1, B: 1. 141.
Özel
Arşiv, İmamlar Klasörü, D: 1, B: 2. 142.
Özel
Arşiv, İmamlar Klasörü, D: 2, B: 1-3. 143.
Özel
Arşiv, İmamlar Klasörü, D: 3, B:1. 144.
Kaçakçılık
ve Organize Suçlarla Mücadele, (Ankara:1998),
s. 75. 145.
Özel
Arşiv, Telekulak
Klasörü, D: 1, B: 7. 146.
Özel
Arşiv, Telekulak
Klasörü, D: 1, B: 1. 147.
Ayrıntılı
bilgi için bkz. Aydoğan Vatandaş, Krizin Aslı,
Bilican-Saral Kavgası, http://aksiyon.com.tr/arsiv/236/pages/dosyalar/dos3.html 148.
Özel
Arşiv, Telekulak Klasörü,
D: 1, B: 4. 149.
Özel
Arşiv, Telekulak Klasörü,
D: 2, B: 1. 150.
Özel
Arşiv, Telekulak Klasörü, D: 1, B: 2. 151.
Özel
Arşiv, Telekulak Klasörü,
D: 2, B: 3-6. 152.
Osman
Akın yargı dokümanları arasında yer alan, şu
beyanları dikkat çekmektedir: Emniyet Genel müdürlüğünün
organize suçlarla yoğun mücadele konseptinin ve MGK kararlarını
konu olan gizli şeriatçı unsurlarla mücadele yaklaşımının
ayrılmaz bir parçası olarak, Ankara İstihbarat Şube
Müdürlüğünde yasa ve meslek kuralları ile oluşmuş
meslek teamülleri doğrultusunda görev yapılmıştır.
Suç ve suçlulara karşı yürütülen bu yasal zemindeki mücadele
esnasında, yasal olmayan faaliyetlerinden dolayı doğrudan
zarar gören ve zarar görme tehlikesini hisseden kişi ya da
kurumlar ne yazık ki teşkilat
içerisindeki tarafımızdan da tespit edilmiş BAZI
GİZLİ ŞERİATÇI UNSURLARIN desteğini alarak
etkiledikleri medya kuruluşlarıyla beraber doğrudan saldırıya
geçmişler, gerek teşkilat üst kademelerinde gerekse kamuoyu
önünde bizleri önceden mahkûm ederek istedikleri önyargıyı
oluşturmuşlardır. Bu saldırı sırasında
bir taraftan Cumhurbaşkanlığının, Başbakanlığın,
Bakanlıkların, tüm medya kuruluşlarının,
gazetelerin, siyasi partilerin, aydınların, Emniyet Teşkilatının,
MGKnın, Genelkurmayın, Jandarma Teşkilatının,
Demokratik Kitle Kuruluşlarının telefonlarının
dinlendiğini, hizmet dışı sorgulandığını
iddia ederken, olay ve olayların yargı aşamasına
intikal edeceğini de hesaplayarak, Yargıtayın, Danıştayın,
bazı yargı mensuplarının da telefonlarının
dinlendiğini ve sorgulandığını iddia ederek,
telefon sorgulamasının ne olduğunu, niçin yapıldığını
bilmeyen ve bilemeyecek durumda olan her derecedeki kurum, kuruluş,
kişi ve kişiler nezdinde savunmasız bırakılmamızı
sağlamışlardır. 1999 yılı Ocak ayından
itibaren başlayan ve Haziran 1999da açığa alınmamla
sonuçlanan olayımız bir bütün olarak ele alındığında,
bu saldırıyı organize edenlerin amacı açıkça
anlaşılacaktır. Emir ve talimatlarla başladığımız
Fetullah Gülen soruşturması ne yazıktır ki, soruşturanların
soruşturulmasına dönüşerek sonraki dönemlerde bu
takiyeci örgütlenmeyi soruşturacaklara da gözdağı
verilmiştir.... Ancak
çalışma tamamlanmadan, örgütün yönetim kadroları ve
mali kaynaklarına yönelik çalışma sürecine girildiği
anda, istihbarat hizmetlerinden ilişiğim kesilmiştir.
Kendi söylemleri ve yazıları ile amaç ve stratejisini
açıkça belgeleyerek ortaya koyduğumuz din istismarcısı
ve rejim düşmanı bir oluşuma yönelik Planlı
İstihbarat Operasyonu hedeflerken, operasyon hazırlıkları
duruvermiş, elde edilen hasılalar ve ön çalışmalar
ise, gerçek dışı, iftira amaçlı olarak hazırlanmış
bir rapor iftirası şeklinde karşımıza
aleyhte delil olarak çıkartılmıştır.
Özel Arşiv, Telekulak Klasörü, D: 1, B: 5. 153.
Özel
Arşiv, Telekulak Klasörü, D: 2, B:8. 154.
Muharrem
Sarıkaya, Fethullah Hocanın Emniyet Planı, Hürriyet,
24 Haziran 1999. 155.
Güngör
Mengi, Hoca Nereye?, Sabah, 19.06.1999. 156.
Saygı
Öztürk, İçişleri Bakanlığı, 38 Emniyetçiyi
Cezalandırdı, Star, 01.04.2000. 157.
Tuncay
Özkan, Montaj O Kadar İyi ki Hayrete Düştüm, Milliyet,
08.06.2002. 158.
Saygı
Öztürk, Emniyetçileri Fethullah Gülen Raporu Çarptı, Star,
18.10.2000. 159.
Saygı
Öztürk, Fethullah Hoca İçişlerini de Ele Geçirmiş,
Star, 22.06.1999. 160.
Tuncay
Özkan, 3 Bin Polislik Bir Liste, Radikal, 01.02.2001. 161.
Tuncay
Özkan, Silah Oyunu Tutmadı, Milliyet, 23.04.2001. 162.
Saygı
Öztürk, Müfettişlerin Fethullah Raporunu Açıklıyoruz
I ve II, Star, 30-31.8.2000. 163.
Polisin
Bilgisayarı Tarikatçı Şirketlerden Alınıyor,
Aydınlık, 17.01.1999. 164.
Hikmet
Çiçek, Devlete Sunulan Rapor: Fethullah Emniyeti Ele Geçirdi,
Aydınlık, 10.01.1999. 165.
Saygı
Öztürk, Türkiyeyi Sarsan Belge, Star, 14.07.2002. 166.
Ercüment
İşleyen, Poliste Bitmeyen Kavga, Milliyet, 15.06.1999. 167.
Ayşe
Yıldırım, Emniyette Gülen Parmağı,
Cumhuriyet, 28.06.1999. 168.
Saygı
Öztürk, Emniyette Çifte Skandal, Star, 21.06.1999. 169.
Sertaç
Eş, Cemaatler Emniyeti Kuşattı, Cumhuriyet, 16.07.1999. 170.
Sertaç
Eş, Fethullahçılık Devlet Eliyle Devlet Gözünden Kaçırılıyor,
Cumhuriyet, 16.10.1999. 171.
Saygı
Öztürk, Savaş Baltaları, Star,
26.09.1999. 172.
Tuncay
Özkan, Valiye Çirkin Tuzak, Milliyet, 20.04.2001. 173.
İlhan
Demir, Valinin Gazabı, Sabah, 23.07.2001.
|