BAŞBAKAN ERDOĞAN HABLEMİTOĞLU CİNAYETİYLE İLGİLİ BİRİLERİNE ŞANTAJ-TEHDİTMİ ÇEKİYOR?

 

NE DEMEK İSTEDİ, DAHA DOĞRUSU NE YAPMAK İSTİYOR?

Oguz KAYI

 

 

Asagida alintisini yaptigimiz gazetede Başbakan Erdoğan'in, Danistay saldirisinin ardindan yaptigi aciklamasi:

 “Bu ülkede Necip Hablemitoğlu cinayeti örtbas edilmiştir”.

Bu aciklamasindan basbakanin "cinayetin  örtbas edildigini" bildigi ortaya cikar. Eger cinayetin  örtbas edildigini biliyorsa otomatikman "cinayeti  örtbas edenleride" bilmesi gerekir. Yoksa boyle bir aciklama yapamaz!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan "cinayeti  örtbas edenleri" bildigi halde neden gerekli islemleri yaptirmamis-yaptirmiyorda, uluorta bizzat kendisinin baskani oldugu AKP iktidarini ve bakanlarini afise edercesine, kendi hukumetini kotuleme pahasina boyle aciklama yapiyor?

Neden "cinayeti  örtbas edenleri" aciklayip, gerekli islemleri yaptirip, yargi onunde hesap vermelerini saglamiyorda, dolayli sekilde afise ediyor, fakat aciklamiyor?

 Cinayetin örtbas edildiğini söyleyen Basbakanin partisi, cinayetin işlendiği gunden bu yana görevdeler, devletin yonetimini ustlenmis durumdalar. Eger "cinayet  örtbas edilmisse"mutlaka kendi partisi hatta hukumetinde biri-birileri bu ise karismis olmali.

Eger "cinayet  örtbas edilmisse" ki basbakanin iddeasi budur, onuda ancak cinayeti sorusturan emniyet teskilati örtbas edebilir! Cunki cinayeti sorusturan, tum kanitlarin ve bilgilerin toplandigi tek kurum emniyet teskilatidir. (Rahmetli Hablemitoglu'nun desifre ettigi " Fethullahcilarin Kadrolastigi" kurumlardan biri olan emniyet teskilati!)

Cinayeti  örtbas edebilecek tek kurum olan emniyet teskilatida Icisleri Bakanligina baglidir. Nitekim Hablemitoglu cinayetinden dolayi İçişleri Bakanlığı 'Suçlu' bulanarak, tazminata 'Mahkum' edilmistir.

Ankara 5'inci İdare Mahkemesi, İçişleri Bakanlığı'nı 40 milyar lira manevi tazminat ödemeye mahkum etti.

Mahkeme karariyla suclu bulunan İçişleri Bakanlığında bulunan kimse ise; Fethullah Gulen'in emrinde oldugu tespit edilen bakanlardan biri olan Abdulkadir Aksu!

Bu bilgilerden sonra ortaya cikan durum:

Eger Basbakan Erdogan "Hablemitoğlu cinayetini örtbas edenleri" aciklayip yargi onunde hesap vermesini saglasaydi, ki yapmasi gerekende bu idi:

Emniyet teskilati icinde kadrolasan Fethullahcilardan tutunda, Fethullah Gulen'in emrindeki bakan A. Aksu'ya ya kadar pek cok kimse yargi onunde hesap verirdi!

Oysa Basbakan Erdogan bunu yapmayip, sadece "cinayeti  örtbas edenleri" ustu kapali sekilde afise etmistir.

Peki bundan ne anlam cikarabiliriz?

Eger Basbakan Erdogan ne soyledigini bilmeyen bos bogazin biri degilse, ki koskoca basbakandan boyle biri olmasi beklenemez , geriye bir baska olasilik kaliyor:

Başbakan Erdoğan bu mesaji genel kamuoyuna degil, "Hablemitoğlu cinayetini örtbas edenlere" hatta "cinayetin faiilerine" gonderip,

"Hablemitoğlu cinayetini örtbas edenleri" bildigini:

bunu elinde bir koz, 

bir joker, bir kart, 

bir santaj malzemesi olarak olarak tuttugunu,

Eger isterse aciklayabilecegini ima ederek:

BAŞBAKAN ERDOĞAN HABLEMİTOĞLU CİNAYETİYLE İLGİLİ BİRİLERİNE ŞANTAJ-TEHDİT CEKİYOR!!!

Acaba gercekten oylemi? 

Bu olasiligin mumkun olabilecegini gosteren,  yazilardan ilgili bolumler:

 

Araları açıldı

Haber: RUŞEN ÇAKIR

10.09.2006

 

Fethullah Gülen cemaatinin önde gelen isimlerinden Zaman gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce’nin son yazıları, cemaat ile Erdoğan arasında soğuk rüzgarlar estiğini kanıtlıyor.

Fethullah Gülen cemaati AKP hükümetine eleştirilerini yoğunlaştırıyor ve özellikle Başbakan Erdoğan ile arasına belirgin bir mesafe koyuyor. Çünkü Erdoğan’ın Çankaya yolunu açabilmek için kendilerini gözden çıkarabileceği yolundaki spekülasyonlar, Gülen’in yakın çevresi tarafından da inandırıcı bulunuyor...

...

Gülerce’nin sözlerini deşifre edebilmek için, Şemdinli İddianamesi ile başlayıp Danıştay saldırısı, Atabeyler Çetesi olaylarıyla devam eden ve Org. Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığını engellemek için yürütülen kampanyayla sonuçlanan süreci hatırlamak gerekiyor. Başta yüksek rütbeli subaylar olmak üzere toplumun bir kesimi, bütün bunları TSK’yı yıpratmaya yönelik bilinçli ve örgütlü bir komplo olarak gördü. Nitekim Org. Büyükanıt, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nı devrederken yaptığı konuşmada, bu olayın faillerinden hesap sorma kararlılığını vurguladı. Kimse açık açık isim vermedi ama Gülen cemaati ve onun polis teşkilatı içindeki uzantılarının suçlandığı yolunda inandırıcı söylentiler dolaştı...

...

Kökleri çok eskilere dayanan, son bir yılda iyice tırmanan ama adı konulmayan TSK-Gülen cemaati gerginliğinin geleceği AKP hükümetinin alacağı tavra bağlıydı. Beklenenin aksine AKP, açık ve net bir şekilde Gülen cemaatinden yana tavır almadı, onları aklamaya veya korumaya yönelik adımlar atmadı. Ama tersini de yapmadı. Bu gerilimi belli bir mesafeden, sadece izlemeyi tercih etti.
...

 

http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=haberdetay&tarih=10.09.2006&Newsid=86822&Categoryid=1

 

...

ARALARI AÇILMIŞTI

Erdoğan ile Gülen cemaatinin arasının açıldığı,
cemaatin önde gelen isimlerinden Hüseyin Gülerce’nin
yazılarında hükümete sert mesajlar göndermesiyle açığa
çıkmıştı. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olabilmek için
Gülen’e yönelik bir operasyon yapabileceği
spekülasyonuna karşı hükümeti uyaran Gülerce, bunun Ak
Parti’nin intiharı olacağını yazmıştı...

 

http://www.sonsaniye.net/haber7060.htm

Veya Basbakan ne soyledigini bilmeyen, sacma sapan konusan bos bogazin biri.

Bu iki olasiliktan baska yorum cikmiyor ortaya.

(Asagida konuyla ilgili derlenen medya haberleri bulunmaktadir.) 

 

 

FETHULLAH GÜLEN MEHDİ EKER BULUŞMASI!


Başbakan Tayyip Erdoğan, seçimlere bir yıla kala, Fethullah
Gülen’in yeniden desteğini alabilmek için harekete
geçti.
HABERTURK

ABD ziyareti sırasında Gülen ile bir şekilde
irtibat kurarak aralarındaki soğukluğu gidermek
isteyen Erdoğan, cemaate yakınlığıyla tanınan ve
sevilen bir isim olan Tarım Bakanı Mehdi Eker’i elçi
gönderdi. AK Parti’nin kaderini belirleyecek sürpriz
Pennsylvania buluşmasını Habertürk Ankara Haber
Müdürü Gülin Yıldırımkaya ortaya çıkardı.

GÖZDEN ÇIKARMADI

Bugüne kadar Fethullah Gülen’in hiçbir organizasyonuna
katılmayan, yurtdışı seyahatlerinde okullarına
uğramayan ve Gülen’i hiç ziyaret etmeyen Başbakan
Tayyip Erdoğan, sanılanın aksine cemaati gözden
çıkaramadı. Erdoğan, ABD ziyareti öncesinde sürpriz
bir adım atarak cemaate yakınlığı ile bilinen ve
sevilen bir isim olan Tarım Bakanı Mehdi Eker’i
Fethullah Gülen’e elçi gönderdi. Gülen’i
Pennsylvania’daki evinde gizlice ziyaret ederek
Erdoğan’ın mesajlarını ileten Eker’in aldığı yanıt AK Parti’nin kaderini belirleyecek.

ARALARI AÇILMIŞTI

Erdoğan ile Gülen cemaatinin arasının açıldığı,
cemaatin önde gelen isimlerinden Hüseyin Gülerce’nin
yazılarında hükümete sert mesajlar göndermesiyle açığa
çıkmıştı. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olabilmek için
Gülen’e yönelik bir operasyon yapabileceği
spekülasyonuna karşı hükümeti uyaran Gülerce, bunun Ak
Parti’nin intiharı olacağını yazmıştı. Gülerce, Vatan
gazetesine verdiği röportajda da Erdoğan’ın Gülen’i
hiç ziyaret etmemesine sitem etmişti.

Başbakan’ın tavırları, Gülen cemaatini gözden
çıkardığı şeklinde yorumlanmıştı. Ancak Erdoğan Tarım
Bakanı Mehdi Eker’i öncü kuvvet olarak ABD’ye
göndererek, Gülen’in gönlünü almak için ilk adımı
attı.

Tarım Bakanlığı’nın internet sitesinde ise Eker’in süt
ineği yarışmasının ardından Pennsylvania çiftliğinde
incelemelerde bulunduğu bilgisi yer alırken, Fethullah
Gülen ile gizli buluşması saklandı.

http://www.sonsaniye.net/haber7060.htm

 

...

HABLEMİTOĞLU GİBİ ÖRTBAS EDİLMEYECEK

Ellerinde bazı bilgiler olduğunu belirten Erdoğan, "Bu ülke Necip Hablemitoğlu cinayetini yaşamış, sonrasında herşey ört-bas edilmiş bir ülke....

 

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4441188.asp?m=1&gid=69

 

Saygı Öztürk / Gözcü

...

Dr. Necip Hablemitoğlu cinayeti de, Abdullah Gül’ün başbakanlığı döneminde gerçekleşmişti. Hablemitoğlu 18 Aralık 2002’de evinin önünde otomobilinden inerken öldürüldü. “Örtbas” edildiğine göre Hablemitoğlu’nu devlet içindeki bir çetenin öldürdüğü sonucu çıkıyor.

ABDULLAH GÜL: BU, DEVLETİN NAMUS BORCUDUR

Hablemitoğlu cinayetinin çözülmesi bir yana, bugüne kadar mermi çekirdeklerinden başka tek bir ize bile rastlanmadı. Necip Beyin eşi Prof.Dr. Şengül Hablemitoğlu’nu dönemin Başbakanı Abdullah Gül, Başbakanlığa davet edip “Bu cinayeti aydınlatmak devletin namus borcudur” demişti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu ülkede Necip Hablemitoğlu cinayeti örtbas edilmiştir” dedi. Cinayetin örtbas edildiğini söyleyenler, cinayetin işlendiği dönemden bu yana görevdeler. Peki cinayet örtbas edildiyse kim örtbas etti? Bunların kim olduğunu açıklamak da yine Başbakana düşüyor. Başbakanın örtülü olarak suçladığı kim ya da kimler?

Şimdi Dışişleri bakanlığı koltuğunda oturan Abdullah Gül, “Hablemitoğlu cinayetini çözmek devletin namus borcudur” demiş, ancak bu borç ödenmemişti. Devlet hakkında tazminat davası açıldı “namus borcu” para olarak ödendi. Yani,Necip Hablemitoğlu’nun eşine tazminat vermekle ödenmiş mi oldu?

Danıştay’a yapılan saldırının hemen ardından, Başbakan Erdoğan, Necip Hablemitoğlu cinayetini anımsadı. Danıştay’a yapılan saldırının “çete işi” olduğunu söylediğinde, acaba Hablemitoğlu’nun da devlet içindeki bir çete tarafından mı öldürüldüğünü kastetti.

http://millethaber.com/index.php?option=com_content&task=view&id=13041&Itemid=31

 

Hablemitoğlu cinayeti

Kemal YAVUZ 

...
Hablemitoğlu Ailesi'nin, İçişleri Bakanlığı aleyhine açtığı tazminat davası sonuçlandı.

 Ankara 5'inci İdare Mahkemesi, İçişleri Bakanlığı'nı 40 milyar lira manevi tazminat ödemeye mahkum etti. İçişleri Bakanlığı, mahkeme ye gönderdiği savunmada, Hablemitoğlu'nun öldürülmesini, 'Basit Bir Cinayet' olarak değerlendirdiğini bildirmiş.

Şimdi düşünelim; olay mı, yoksa İçişleri Bakanlığı'nın tutumu mu 'Basit Cinayet'?

 Bir kere, mahkemenin, olayı inceledikten sonra, İçişleri Bakanlığı'nı 'Suçlu' bularak, tazminata 'Mahkum' etmiş olması, olayın 'Basit Bir Cinayet' olmadığını gösteren, en sağlam bir 'Hukuki Kanıt' değil mi? Zira, her basit cinayetten İçişleri Bakanlığı sorumlu tutulabilseydi, tazminatlara devlet bütçesi bile yetmezdi. 

...


Akşam, 08-8-2004
Kemal YAVUZ 

http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2004/08/08/yazarlar/yazarlar156.html

 

FETHULLAH GULEN'IN EMRINDE OLDUGU TESPIT EDILEN BAKAN A. AKSU'NUN ICRAATLARININ DOKUMUNU GOSTEREN GAZETE YAZISI:

Volkan YANARDAĞ/ANKARA

26.01.2007

 


 

Bu ne şanssızlık

 

Dört ayrı hükümette İçişleri Bakanlığı yapan Aksu’nun döneminde birçok gazeteci, bürokrat ve akademisyen suikastlara kurban gitti. Cinayetlerin çoğunda ya failler bulunamadı ya da sadece tetikçiler ortaya çıkarılabildi

1985’te yılın en iyi bürokratı seçilen Abdülkadir Aksu, 2. Özal Hükümeti devam ederken, 31 Mart 1989’da İçişleri Bakanlığı’na getirildi. Özal’ın cumhurbaşkanı olmasının ardından Yıldırım Akbulut tarafından kurulan 47. Hükümet’te de İçişleri Bakanlığı görevini sürdüren Aksu’nun 20 Kasım 1991’e kadar devam eden bakanlığı, çözülemeyen cinayetlerin sır perdesinin aralanmaya çalışıldığı dönem oldu.

AKSOY’LA BAŞLADI

31 Ocak 1990’da, Atatürkçü Düşünce Derneği kurucusu olan Prof. Dr. Muammer Aksoy öldürüldü. Bu olayın yankıları sürerken 1.5 ay sonra Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç saldırıya uğradı. 6 Eylül’de yazar Turan Dursun, peşinden eski MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas, 10 gün sonra da 6 Ekim’de Prof. Dr. Bahriye Üçok öldürüldü. 1990 yılında gerçekleştirilen bu 5 suikast de aydınlatılamadı.

Yine 1991 yılında 7 suikast gerçekleşti. Bu kez hedefte MİT mensupları ve askerler vardı. 9 Ocak’ta emekli Yarbay Ata Burcu, 30 Ocak’ta emekli Korgeneral Hulusi Sayın, 7 Nisan’da emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk, 23 Mayıs’ta emekli Korgeneral İsmail Selen, aynı gün Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz saldırıya uğradı.

Hâlâ tartışmaları süren Meclis lojmanları cinayeti de aynı döneme denk düşüyor. SHP Milletvekili Erol Güngör’ün oğlu Mustafa Güngör, 24 Haziran 1991’de Meclis lojmanlarında öldürüldü. Cinayeti araştırmak için TBMM’de komisyon kuruldu. Ancak cinayetin failleri ortaya çıkarılamadı.

AKP DÖNEMİ SIKINTILI

ANAP’ın ardından önce Refah Partisi’ne, ardından Fazilet Partisi’ne geçerek, siyasi yaşamını sürdüren Aksu, AKP’nin kurucuları arasında yer aldı. Abdullah Gül hükümetinde İçişleri Bakanlığı’na getirilen Aksu, Erdoğan’ın başbakanlığındaki 59. Hükümet’te de koltuğunu korudu. 58. Hükümet’in ilk aylarında Türkiye, siyasi cinayetlerle yeniden yüz yüze geldi. 18 Aralık 2002 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nden Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu evinin önünde öldürüldü. Aradan bir yıl geçmeden İstanbul bombalarla sarsıldı.

5 gün arayla önce iki sinagog ardından da HSBC Bankası’na bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıda çok sayıda kişi öldü veya yaralandı.

2004 ve 2005 sakin geçerken 2006 ile birlikte cinayetler ardı ardına geldi. Önce Trabzon’daki Santa Maria Kilisesi’nin İtalyan Rahibi Andrea Santoro öldürüldü. 17 Mayıs’ta Danıştay 12. Dairesi’ne düzenlenen silahlı saldırıda Yargıç Mustafa Yücel Özbilgin hayatını kaybetti. Şimdi de Ermeni asıllı gazeteci yazar Hrant Dink suikasta kurban gitti.


http://www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=65595,4&tarih=26.01.2007

 

Türk Solu Dergisi

Kuzey Fırat

 

Kürt İslamcıların değişmeyen ismi: Abdülkadir Aksu

...

Özellikle 1990’lardan sonra, Kürt İslamcıların hükümet olduğu dönemlerin bir önemli özelliği daha vardır:Adülkadir Aksu’nun İçişleri bakanı olması.

Türt-İslamcılığın en yüksek aşamasına geldiği ANAP iktidarının İçişleri Bakanı ile Kürt-İslamcılığının en yüksek aşamasına geldiği ve devleti tehdit ettiği günümüz AKP iktidarının İçişleri bakanı aynıdır.

Yine büyük bir tesadüf olacak, emniyette, devletin kritik mevkilerinde, Kürtçü ve Şeriatçı kadrolaşmanın yoğun olduğu, İçişleri Bakanlığına bağlı kurumların, devlete karşı gelme, devlet düşmanlığı yapma cesaretini gösterdiği dönemler yine Aksu’nun İçişleri Bakanı olduğu dönemlerdir. Polis içersinde Fethullahçı yapılanmanın temellerini Aksu atmıştır.

Bir iki ay öncesini hepimiz hatırlıyoruz. DTP’li belediye başkanları, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı, devletin aleyhinde ortak bildiri yayınlamışlar ve hiçbir yaptırımla karşılaşmamışlardır. Doğu illerinde devlete karşı ayaklanan insanları yönlendirenler yine bu belediye başkanlarıdır. İnsanlar, devleti değil belediye başkanlarını dinlemektedirler.

PKK’lıların cenazeleri, DTP’li belediyelerin tahsis ettiği ambulanslarla kaldırılmakta, ölen PKK’lılar için yine bu belediyeler tarafından anıtlar dikilmektedir. Ancak İçişleri Bakanı tüm bunlar karşısında sessizdir. Tüm bu olup bitenlere göz yummaktadır. Tüm bunlara göz yummak, devlete karşı PKK’lıyı desteklemekten başka anlama gelir mi? Aksu Emniyet’i öyle bir hale getirmiştir ki, kendi milletine düşman, Türk devletine düşman, Atatürk’e düşman insanlar Emniyet’i doldurmuşlardır.

Hemen hatırlatmakta fayda var. Atatürkçü aydınlara karşı en çok kimin döneminde saldırılar olmuştur, en çok kimin döneminde Atatürkçü aydınlar öldürülmüştür?

Bu dönemlerde İçişleri bakanı hep Abdülkadir Aksu’dur.

Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Necip Hablemitoğlu gibi Atatürkçü aydınlar Aksu’nun İçişleri Bakanlığı döneminde öldürülmüş ve hiç birinin faili bulunmamıştır.

.....

 

http://www.turksolu.org/109/kfirat109.htm

 

Radikal-çevrimiçi

 

Murat Yetkin

7 Şubat 2007 

Derin devlet tartışması, cinayeti unutturmamalı

 

Erdoğan 'Derin devlete çomak soktuk', Baykal'sa 'Sorumluluk senin diyor'. Gereken yapılıyor mu?

 

...

Başbakan Tayyip Erdoğan, dün AK Parti Meclis grubuna seslenirken, 'Derin devletin tekerine çomak soktuklarını' söyledi. Bunu nasıl yaptığını, kanıtlarının ne olduğunu açıklasaydı, toplumun aydınlanması ve devlet içindeki çeteleşme ile mücadele açılarından daha yararlı olurdu.


CHP grubuna hitap eden Deniz Baykal ise, "Beş senedir iktidardasın, siyasi sorumluluk senin" karşılığını verdi. CHP lideri, bu tabloda yıllar yılı Emniyet Teşkilatı içindeki siyasi kadrolaşmanın payı olup olmadığını soruyor. Başbakan, asıl kadrolaşmayı yıllarca siz yaptınız yanıtını veriyor. Oysa ne CHP, ne bir başka sol parti, 1970'lerin sonunda Hasan Fehmi Güneş ve İrfan Özaydınlı'nın kısa dönemli içişleri bakanlıkları dışında güvenlik teşkilatında etkin olamadı. Dönemin izleri de büyük ölçüde 12 Eylül 1980 darbesi ardından silindi. Bugün Emniyet Teşkilatı'nda kadrolar savaşından söz ediliyorsa, 25 küsur yıldır hep sağ partilerin İçişleri Bakanlığı'nı elde tuttukları unutulmamalı. İçişleri Bakanlığı'nda bir ekipler kavgasından söz ediliyorsa, sağın fraksiyonları ve tarikatlar arası bir mücadele olduğu söylenmeli.


Ama bütün bu söz düellosu içinde, Dink cinayetinin perde gerisinin ne kadar ortaya çıkarıldığı sorusu hâlâ yanıtlanmayı bekliyor.


Alkış toplayan büyük faillerden söz etmek, asıl faillerin bulunmasını geciktiriyor.

 

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212277