İngiltere ve "Şeyh
Sait" eliyle Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin sırtına
vurulmuş bir büyük hançer.. "Tekrarı yaşatılmak
istenen bir ihanetin" BAŞI!.
Hayrullah AKIN
İSYAN ÖNCESİ
ANADOLU'DAKİ DURUM
Şeyh Sait, Elazığ'ın Palu kazasından ve Nakşibendi
tarikatının büyüklerindendi. Palu'da büyük koyun sürülerine
yetecek kadar meralar bulunamayınca Erzurum'un Hınıs
kazasına yerleşti. Dini istismar ederek, çevrede oldukça
tanınmış ve sözü geçen biri oldu. Suriye ile ticaret
yaptığından, sık sık oraya giderdi. Zenginliği
ve tarikat ileri geleni oluşu ve feodal bir düzen içindeki ağalık
sıfatı ile Kürtler üzerinde oldukça etkili idi.
Cumhuriyetin ilanından bir süre önce dağılmış
olan Kürt Teali İslam Cemiyeti ileri gelenlerinden, Seyit Abdülkadir
, Ceyranlı , Hüsman , Halit, Hacı Musa ve eski Mebuslardan
Yusuf Ziya ve ailelerinin katıldığı gizli bir
komite kurarak , Kürdistan bağımsızlığı
için çalışmalarını sürdürdü. Yusuf Ziya'nın
aracılığı ile Hınıs'ta oturan Şeyh
Sait ve ailesi de örgüte katıldı.
Bu gelişmeleri yakından izleyen İngiltere, elçiliğinin
çeşitli kaynaklarından edindiği bilgileri, düzenli
olarak elde ediyordu.
Bölgede bir ayaklanma çıkartmak ve bu yolda Musul konusundaki
isteklerini Türkiye'ye kabul ettirmek amacında olan İngilizler
, Nasturi'Ieri kışkırtarak bir ayaklanma çıkmasını
hazırladılar .
İngilizlerin kışkırtması ve yönetiminde çıkan
Nasturi ayaklanmasına karşı, o günün çok güç
şartları içinde yapılan bastırma girişimleri
kesin sonuca ulaşamadı. Ayaklananların çoğu sınır
dışına kaçtılar .İngilizlerin, Musul sorunu
için açtıkları bu olay , siyasi ve askeri çok çetin çalışmalar
sonucunda taraflarca kabul edilen sınırın gerisine çekilmekle
sona ermiş kabul edildi. Bu ayaklanmada, İngilizler asileri
desteklemekle kalmayıp, uçakları ile de saldırılara
katıldılar .
Kürt İstiklal Komitesi üyelerinden ve eski Mebuslardan Yusuf
Ziya, Musa ve Cibranlı Halit beyler ve bazı arkadaşları
1924 yılında çıkan Nasturi ayaklanması dolayısıyla
tutuklanmış ve mahkum olmuşlardı. Bu arada Şeyh
Sait'in tanıklığına gerek duyularak Bitlis Harp
Divanına çağrılmıştı. Bu durum Şeyh
Sait'i kuşkulandırdığından; yaşlı
ve hasta olduğunu ileri sürerek , ifadesini bulunduğu yerde
alınmasını istedi. Harp Divanı bu isteği
kabul etti. İfadesi Hınıs'ta alındı. Kuşku
içinde olan Şeyh Sait, oğlunu İstanbul'a yolladı.
Bir yandan Bitlis Harp Divanının, kendisi hakkında görüşlerini
adamları aracılığıyla araştırırken;
diğer yandan Diyarbakır, Çapakçur, Ergani ve Genç
dolaylarında bir ay kadar dolaştıktan sonra, 13 Şubat
1925'te Piran köyüne gelerek kardeşinin evine yerleşti.
Bu arada İstanbul'da, örgüt mensupları kendisine İngiliz
ajanı süsü veren bir Türk polisi ile görüştüler.
İngiltere'nin, çıkacak bir ayaklanma sonunda kurulacak Kürdistan'ı
maddi ve manevi yönden desteklemesi isteklerini ve programını
şöyle belirtmişlerdi :
1- İngiltere, Kürt Emirliği 'nin kurulmasını
destekleyecek ve koruyacak.
2- 1926 yılında başlayacak ayaklanmanın ilk
hedefi, Diyarbakır'ı ele geçirip, Musul sınırında
İngilizlerle ilişki sağlamaktır.
3- Kurulacak Kürt Emaretine Akdeniz'e çıkış sağlanacak.
4- Emaretin başına Seyit Abdülkadir getirilecek.
5- Diyarbakır ele geçtikten sonra, İngiltere her çeşit
para ve silah yardımı yapacaktı.
Program bu kadar değildi. Doğuda ayaklanma çıkınca,
Batı Anadolu 'da ve İstanbul'da da Hilafetçi ayaklanmalar
çıkartılacak, Ankara iki ateş arasında kalacak ve
V ahdettin İstanbul'a gelecekti.
Yapılan propagandalar '' Cumhuriyet Yasaları ile İslamiyet'in,
dinin, namaz, oruç, kuran, nikah, ırz ve namusun kalkacağı
bütün aşiret ağalarının ve hocaların Ankara
' ya sürülecekleri ve bunlardan, yasalara uymayanların denize
atılacağı'' şeklinde olup halkı devlete karşı
ayaklanmaya kışkırtıyordu. Cibranlı Halit ve
adamları da Hükümete haber verilmesini engelliyorlardı.
Durumu Atatürk'e ilk kez duyuranlar Varto'da oturan Hornek aşireti
oldu. 1924'te Erzurum depremi sebebiyle Erzurum'a gelen Atatürk'e
bilgi verildi. O da Cibranlı Halit'in yakalanması için
ilgilileri uyardı. Erzurum'a gelmiş olan Yusuf Ziya
tutuklandı ve Bitlis Harp Divanına yollandı. Suçunu
kabul etti ve Cibranlı Halit, Hasananlı Halit, Şeyh
Sait ve Hacı Musa'nın adını açıkladı.
Hacı Musa hemen tutuklandı. Fakat aşiretlerinin
ayaklanmaması için Hacı Musa ve bazı tutuklular
serbest bırakıldı.
Bu arada Şeyh' in oğlu da İstanbul ve Suriye'de çeşitli
kişilerle görüşmüştü. Eğer bir ayaklanma çıkarsa
'Cemiyet-i Akvam' a haber vereceklerini ve asker bulunmadığı
için aşiretlerin yöreyi kolayca ele geçirebileceklerini söyledi.
Bundan sonra dini bir ayaklanma fetvası hazırlandı.
Cumhuriyetin ve Mustafa Kemal'in dinsizliği, din kurallarına
aykırı davrandıkları ileri sürüldükten sonra,
mal ve canlarının helal olduğu belirtiliyordu.
ŞEYH SAİT İSYANI
Yörede, ayaklanma hazırlıkları ve propaganda için
dolaşarak kardeşinin Piran'daki evine yerleşmiş
olan Şeyh Sait burada, jandarmanın beş suçluyu yakalayıp
götürmek istemesi yüzünden çıkan silahlı çatışma
üzerine, planlarından önce ayaklanmak zorunda kaldı.
Palu'da ayaklanmaya başlayan Şeyh Sait önce Tunceli'nin
merkezi Darahini'yi ele geçirmek istedi ve bu amaçla yolda iken
kendisine, Paro Oğlu Ömer ağa komutasında Butyanlı,
Fakih Hasan Oğlu Abdülhamit'in komutasında Mıstanlı,
Ömer Oğlu Haydar komutasında Tavaslı, Molla Ahmet
komutasında Silvanlı aşiretleri katıldılar.
16 Şubat 1925'te Darahini'ye saldırdılar. Şehir yağmalanırken,
Ziraat Bankası'na da el konuldu. Durumu Ankara'ya bildiren öğretmen
Mehmet Zeki, Şeyh Sait'le iş birliği yapan Tunceli
Valisi, Çapakçur Kaymakamı ve Hakim Bağdatlı Rıza'nın
telkinleri ile önce hapis sonrada şehit edildi. Asiler,- 1-Çapakçur,
2-Muş, 3- Diyarbakır olmak üzere üç kola ayrıldılar.
Şeyh Sait Diyarbakır'ı alacaktı. 21 Şubat' ta
ilk kez ordu birlikleri ile karşılaşıldı ve
bir alayı geri çekilmek zorunda bıraktılar .Yarbay
Cemil Bey komutasında ki bir süvari alayını ise,
pusuya düşürüp esir aldılar .Ellerinde yeşil bayrak
ve kuranlarla ilerleyen asilere halk karşı koymuyor ve çoğu
kez yardım ediyordu.
Halkın ve eşrafın direnmemesi ve askerin bir kısmının
kaçması sonucu, komutan Osman Bey'in bütün çabalarına rağmen,
2 Şubat günü Elazığ asilerin eline geçti ve yağma
edildi. Halk ancak bundan sonra gerçekle yüz yüze geldi. 5 Mayıs
1925'te Malatya Gazetesi'nin bu konudaki yayını etkili oldu
ve yer yer direnmeler başladı. Diğer yandan Şeyh
Abdullah Muş cephesini tutarak, Varto'yu aldı ve Erzurum'a
doğru ilerlemeye başladı. Ergani, Piran olayından
hemen sonra asilerin eline geçmişti. Ergani ve Eğil yörelerindeki
şeyh ve ağaları da ayaklandırmayı başaran
Şeyh Sait, 7 Mart ' ta dört yönden Diyarbakır'a saldırdı.
Kuzey cephesinde surlar dışında yapılan savunmayla
asiler püskürtüldü. Güney cephesinde ise içeriden de yardım
gören asiler şehre girdiler. Fakat, General Mürsel'in asiler üzerine
süvari kuvvetleri yollaması sonucu, baskına uğrayan
asiler 8 Mart' ta ilk kez yenilerek kaçtılar
Ayaklanma ile ilgili ilk bilgiler 16 Şubat 1925'te gazetelerde
yer aldı. Ayaklanma, küçük bir eşkıya olayı
olarak gösterildiğinden ve suçluların yakında
yakalanacakları ileri sürüldüğünden, kamu oyunda etkisi
olmadı. Bakanlar Kurulu Toplantısında İç
İşleri Bakanı Recep Bey , Piran olayı hakkında
bilgi verdi ve bölgedeki güvenlik kuvvetleri ve uçaklarla olayın
bastırılacağını belirtti. Olayda İngiliz
etkisi olduğu görüşü ileri sürüldü. İngiliz
etkisinin bulunduğu ve ayaklanmanın bastırılmasında
uçaklarında kullanılacağının açıklanması,
olayın basit olmadığını gösteriyordu.
Olayın yakından izleyen Mustafa Kemal, İstanbul'da
Heybeli adada dinlenmekte olan İsmet Paşa' ya, hemen
Ankara'ya gelmesini bildirdi. İsmet Paşa 20 Şubat
1925'te Ankara'ya hareket etti.21 Şubat' ta Ankara'ya varan
İsmet Paşa, istasyonda Mustafa Kemal ve bazı bakanlarca
karşılandı ve doğru Çankaya 'ya gidildi.
Bu esnada hükümet içinde münakaşalar olmuş ve İç
İşleri Bakanı istifa etmişti. Recep Bey ayaklanmayı
daha endişeli bir hava içinde karşılayarak, baş
vekilden fazla ciddiye aldığı için itilafa düşmüşlerdi
.Bu arada Başbakan Fethi Bey istifa etmişti. İsmet
İnônü bu olayı kitabında şôyle anlatıyor
.'' Bu günlerde Halk Partisi meclis grubu bir toplantı yaptı.
Hükümet Başkanı ayaklanma hakkında izahat verdi.
Hadise üzerine geniş gôrüşmeler oldu. Ben geçen yılın
22 Kasım ' ın da başbakanlıktan ayrılmıştım.
Fakat parti genel başkan vekilliği sıfatını
muhafaza ediyordu. Bu sıfatla müzakerelere bende katıldım
ve hadiseye nasıl baktığımı anlattım.
Gruptaki hadiseler sertleştikçe hükümetin durumu güçleşiyordu.
Bunun üzerine Fethi Bey istifa etti. Bundan sonra Atatürk hükümet
teşkili vazifesini bana verdi. 3 Mart' ta hükümet programını
mecliste okuyarak güven oyu aldık.''
Hükümet programında iki husus gôze çarpıyordu. Bunlar
seferberlik ilan etmek ve Takriri Sükun kanunu çıkarmak. Bu
kanunu işletebilmek için iki İstiklal Mahkemesi kurulacaktı.
Biri şarkta çalışacak, birinin merkezi Ankara'da
olacaktı.
Takriri Sükun kanunu iki maddeden oluşuyordu :
1 -Hükümet lüzum gôrdüğü taktirde suçluları İstiklal
mahkemesine verebilecek.
2-İstiklal Mahkemesi davaları kendi kanunları ile süratle
yürütecek. İsyan Bôlgesi İstiklal Mahkemesi Aşağıdaki
gibi oluşuyordu:
Reis : Mahzar Müfit Bey
Müdde-i Umumi : Ahmet Süreyya bey
Üye : Ali Saip
Üye : Lütfi Müfit
Yedek : Avni Doğan Bey
Ankara İstiklal Mahkemesi Aşağıdaki gibi oluşuyordu:
Reis : Ali Bey ( Çetin Kaya )
Müdde-i Umumi : Necip Ali Bey
Üye : Kılıç Ali
Üye : Ali Bey
Yedek : Raşit Galip Bey
İSYANIN BASTIRILMASI
Bir gece Mustafa Kemal Çankaya'da, İsmet Paşa, Fevzi Çakmak
ve ikinci başkan Kazım Paşalarla ayaklanmanın bastırılması
için alınacak önlemleri görüşmek üzere toplandılar
. Hazırlanan plana göre ayaklanma bölgesi büyük askeri
kuvvetlerle sarılacak, harekat Erzurum, Erzincan, Sivas, Diyarbakır,
Mardin üzerinden yollanacak birliklerce ve hava kuvvetleri desteği
ile yapılacaktı.
Mardin ve Diyarbakır'a gönderilecek birlik, araç ve malzemenin
güney demir yollarından gönderilmesi gerekiyordu. Bu demir
yollarının bir kısmının geçtiği Suriye
Fransa Mandasında olup, Lozan ' da kabul edilmiş olan Ankara
Antlaşması gereğince Türkiye bu demir yollarından
asker taşıma hakkına önceden Fransa 'ya bildirmesi
şartı ile sahipti. Bu sebeple Türkiye, Paris elçiliği
aracılığı ile Fransa Hükümetine bir nota vererek
Şeyh Sait ayaklanması dolayısıyla demir yolundan
asker yollanacağını bildirdi. Fransa bu isteği
uygun buldu. Fakat, İngiltere'nin Paris elçiliği durum hakkında
bilgi isteyerek, asker naklini geciktirici bir girişimde bulundu.
Bu davranışı bile İngiltere'nin bu ayaklanma arkasında
olduğu görüşünü kuvvetlendiriyordu.
Ordu birlikleri Erzurum, Mardin, Diyarbakır ve Malatya bölgelerinde
yığınağını yaparken, Şeyh Sait'te
Diyarbakır üzerine yürümüş ve 7-8 Mart 1925'te yenilgiye
uğramıştı. Ayaklanmanın güneye doğru
yolu tıkanmış ve asileri çembere alma ihtimali doğmuştu.
Şeyh Sait Dersim ve Muş yöresi ağalarını da
ayaklanmaya çağırdı ise de; şeriat ve hilafet adına
yapılan bu hareket, özellikle Diyarbakır yenilgisinden
sonra ilgi görmedi. 9 Mart' ta Diyarbakır'a gelen bazı
İngiliz silah fabrikaları katalogları ve mektupların
üzerinde 'Kürdistan Kraliyeti Harbiye Bakanlığı ' yazısının
bulunması, Diyarbakır'ın Şeyh Sait'in eline geçmesinin
en önemli adım olduğunu gösteriyor ve İngiltere'nin
olayı desteklediği kanısını
kuvvetlendiriyordu.
Diyarbakır yenilgisi ayaklanmanın dönüm noktası oldu,
Seferber edilmiş kuvvetlerle 10 Mart' ta Diyarbakır çevresi
asilerden temizlendi, 14 Mart' ta Şeyh Sait'in oğullarından
birinin Varto'da yapılan çatışmada öldüğü
bildirildi, 16 Mart' ta seferber edilen subaylara ve askere iki şer
maaş avans ödenmesi kanunu ve 23 Mart' ta da, sıkı yönetimin
bir ay uzatılması kabul edildi,
Yığınaklarını tamamlayan ordu birlikleri 26
Mart' tan itibaren Varto, Elazığ ve Diyarbakır üzerinden
karşı harekata başladı. Asiler dört yönden kuşatıldılar,
Düzenli bir şekilde çembere alınarak Irak, İran ve
Suriye'ye kaçmaları önlendi. 31 Mart' ta Diyarbakır ve
Elazığ'dan gelen kuvvetler birleşerek Şeyh Sait'in
karargahının bulunduğu Hani'ye girdiler. 2 Nisan da kuşatmanın
son bölümü de tamamlanınca asiler ve ana kuvvetler arasında
çatışma başladı. Nisan' da Palu, Silvan ve Piran
ele geçti. Bütün asiler Tunceli yönünde kaçmaya başladılar,
Geçtikçe artan başarılı harekat sonunda, ayaklanma
Nisan ayı ortasında tamamı ile bastırıldı
ve Şeyh Sait ele geçti. Bu durum, hükümetin 15 Nisan tarihli
resmi bildirgesi ile açıklandı.
Ayaklanmanın bastırılmasından sonra ilk iş
olarak merkezi Diyarbakır'da olmak üzere bir genel müfettişlik
kuruldu.
Şeyh Sait yakalandıktan sonra yandaşları ile
birlikte İsyan Bölgesi İstiklal Mahkemesi'ne verildi.
İstiklal Mahkemesi asilerin idamına karar verdi ve bu bir gün
sonra gerçekleşti.
İSYANIN KRONOLOJİSİ
16 Şubat 1925 - Şeyh Saite bağlı isyancılar
Tunceli ilinin merkezi Darahiniyi alarak kasabayı yağmaladı.
21 Şubat 1925 - Bazı doğu illerinde sıkıyönetim
ilan edildi.
16 Şubat 1925 - Şeyh Saite bağlı isyancılar
Tunceli ilinin merkezi Darahiniyi alarak kasabayı yağmaladı.
21 Şubat 1925 - Bazı doğu illerinde sıkıyönetim
ilan edildi.
21 Şubat 1925 - Şeyh Saite bağlı isyancılar
Kıs ovasında hükümet kuvvetleriyle çarpıştı.
24 Şubat 1925 - Şeyh Saite bağlı isyancılar
Elazığı ele geçirdi.
25 Şubat 1925 - Hıyanet-i Vataniye Kanununda Dinin
politikaya alet edilemeyeceği ve bu suçun da vatan hıyaneti
sayılacağına ilişkin değişiklik yapıldı.
26 Şubat 1925 - Şeyh Saite bağlı isyancılar
Haniyi işgal etti.
7 Mart 1925 - Şeyh Saite bağlı isyancılar
Diyarbakır üzerine hücuma geçti.
8 Mart 1925 - Diyarbakırda Mürsel Paşa komutasındaki
ordu birlikleri Şeyh Saite bağlı isyancıları
dağıttı.
4 Mart 1925 - Hükümete geniş yetkiler veren Takrir-i Sükûn
Kanunu kabul edildi.
4 Mart 1925 - TBMM isyan bölgesinde ve Ankarada birer İstiklal
Mahkemesi kurulmasına karar verdi.
23 Mart 1925 - Doğu illerinin bir bölümünde ilan edilen sıkıyönetim
1 ay daha uzatıldı.
25 Mart 1925 - Şeyh Saite bağlı isyancılar
Silvanı ele geçirdi.
31 Mart 1925 - İsyan bölgesinde Divan-ı Harpçe verilen
idam cezalarının ayrıca onay gerektirmeden yerine
getirilmesi hakkındaki kanun kabul edildi.
31 Mart 1925 - Ordu birlikleri Lice ve Silvanı ele geçirdi.
12 Nisan 1925 - İsyanın başı Şeyh Sait
yakalandı.
20 Nisan 1925 - Bazı doğu illerindeki sıkıyönetim
7 ay uzatıldı.
29 Haziran 1925 - Doğu İstiklal Mahkemesince ölüm cezasına
çarptırılan Şeyh Sait ve isyanı yönetenler idam
edildi.