MEDİTASYON VE TRANSANDANTAL MEDİTAYON

 

MUSTAFA ÖZ

 

Yani ne? Yani düşünmek ve düşüncenin ötesine geçmek. Yani düşünmek ve düşünmesiz durabilmek. Elbette düşüncesiz durabilmek, düşünmekten daha zor ama konu bu değil. Konu çok daha başka bir şey. Bence konu, kitlelere ustaca yapılan gözbağı ile bir şeyleri yokmuş gibi göstermek.

O birinci Irak savaşını biliyorsunuz. Hayır aslında bilmiyorsunuz. Hiç birimiz bilmiyoruz. Biliyoruz dediğimiz şey, Amerika'nın o savaşta görmemize izin verdiği kısım ve biçim. Çiu çiu fırlayıp giden ışınları biliyorsunuz, biliyoruz. Çünkü bunu Amerika görmemizi istedi. Niye? Göz dağı verip o teknolojisi olmayanları tırstırmak için!

Demek ki günümüzde biricik büyü aracı, medya ve basın! Eskiden bunlar yoktu ama yine de hani o "Ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet!" hep vardı. Kitleler o zaman da âtıldı. Yani esnek değildi, düşünce hareketleri sanıldığı kadar hızlı ve hele hele kontrolsuz değildi. O yüzden kolayca gözbağı yapılabiliyor ve bazı şeyler yokmuş gibi gösteriliyordu.

O zamanların göz bağcıları, yöneticiler ve düşünürlerdi. Düşünürler, kendi yandaşlarını esir alarak, hipnotik durumlara sokuyor ve onların başka düşüncelerle ilişkilerini, kendilerine bağlama yoluyla kesiyorlardı.

Yöneticilerse, düşünce ve inançlara trafik polisliği yapıyorlardı. Öğreti ve inançlar karşısında onların işi buydu. Yani "Sen geç, sen kal!" Hangisi yönetim için iyi, ehven ya da zararsızsa, onlar izin verilen bölgelere girebiliyorlardı. 

Bütün bunları neden anlatıyorum dersiniz? Aynı oyun hâlâ oynanıyor. Üstelik medya ile güçlendirilmiş olarak. Yeter ki, din köylülerin elinde olmayagörsün! Koskoca Hint bilgeliği nasıl da aşağılanarak horlanıyor! Aman Tanrım! O Yogilerin yaptıkları şey, hemen istidraç sınıfına alınıyor. "Cin işi" kılınıyor. Ve böylece 6-7 bin yıllık düşünceler, bilgiler ânında birkaç metrelik beton çukurlara gömülüyor.

Ben size yalnızca "Yoga"nın ne anlama geldiğini araştırmanızı söyleyerek yapılan hatanın hangi boyutlarda olduğunu görmenizi sağlamaya çalışacağım. Ve çok olağanüstü bir şey: İbadetin bizde sözlü yazılı bir tapınma, onlarda ise, bir tür ayıkma çabası olması... Biz düşünmenin dakkasına şu kadar cennet vermeye çalışırken, adamlar çoktan düşüncesiz kalabilmek için çalışmalara girişmişler bile. E peki düşüncesiz kalınca ne oluyor? Eğer ibadeti Tanrı'ya yaklaşmak olarak alıyorsanız ki, bu biraz tasavvufun ibadet anlayışına uyar, düşüncesiz kalmak yoluyla kendi  zeminini yani öz yapını keşfedersin ve böylece Tanrı'ya yaklaşırsın. Bu aynı zamanda tasavvufun ta kendisidir ama Hindistan tasavvufa ancak "Mantra"yı yani zikri vermiş yani böylece "temerküzü" (konsantrasyonu)  vermiş ama düşüncesizliği verememiş! Sanırım buna evliya dediğimiz tasavvufun din uluları izin vermediler. Böylece bir işaret parmağının fiskesi ile ne büyük kapıların kapatıldığını ben görüyorum. Siz de görün. Bu yüzden, bu grup üyeleri için daha önce söz ettiğim temel bilgi alanlarına geri dönüp oraya Hint bilgeliği ve Yoga'yı da eklememiz gerekecek.

Ben Hans'ta da bu konuda eleştiriye hatta uyarıya değer bir tutum ve politika izliyorum. Onun Hint bilgeliğini bilmemesi olanaksız. Bir çözülürse çoğunuzun dinini imanını iptâl eder. Onun sorunu sistemi dağıtmamak. Yani bu grubun üyelerini belli bir İslâmî çizgi üzerinde bir araya getirip tutmak. Bunun için de indir bindir Kur'an ve İslâm modunu kolluyor. Ama işin aslı şu ki, hele tasavvufu da çeker alırsanız, kültür olarak İslâm'ın daha doğrusu kültür açısından şeriatçılığın beş para etmediğini görürsünüz. Lütfen şeriatta ve İslâm kültüründe donup kalmayın. Önce bir kültür felsefesi öğrencisi olun. Sonra kimliğinizi kültürüstü olarak yeniden dizayn edin. Hele bir de felsefeye bulaştınız mı işte o zaman burada anlatmağa çalıştığım şeyi olanca netliği ile görürsünüz. Bu, sadece Müslümanlıktır. "Sadece Müslümanlık",  aslında büyük bir zihinsel ve kültürel daraşmadan başka bir şey değildir. Lütfen ne dediğimi anlayın ve durumu görün.

İş bu sözü ettikten sonra, bu gruptakilerin çoğu gözlerini belertip belertip üstüme yürüyecek ve "Hoca sen ne diyorsun Allah aşkına! Ben o dediğin Müslüman'ı olabilmek için ne kadar çok ot yoldum sen biliyor musun? Sen ver o Müslümanlığı bana, al gezegen olarak bütün dünyayı! Hiç derdimde olmaz! Şu Müslümanlığı amma aşağılıyor ama küçümsüyorsun ha. Meydanı boş bulunca insan böyle de hoplayıp zıplamaz ki!" diyecek. Haklılar! Onlar burada becerebildikleri kadar Hanif olup grup için hınk çekicilik yapsınlar bari ama şunu bilin ki, Sevgili Hans, iyi bir "sadece Müslüman"dan çok daha fazla bir şey. Demem o ki, siz de gençsiniz!.. Siz de güzelsiniz!.. Sizin neyiniz eksik?

Gerçek bir bilgi ve ışık işçisi olmak yerine İslâm Kahramanı olmayı seçmeden, bu günkü bilimsel, düşünsel, kültürel sığlığınızı sürdüremezsiniz. Namaz mı, bilim öğrenmek ve bilim üretmek mi? Hangisi size daha İslâmî görünüyor? Aslında bu soruyu siz sadece kendi kendinize değil, bu soruyu tüm Müslümanlar birbirlerine sormalıdırlar?  

Ve ille de ille bu arada başka kültür ve öğretilere, düşünce ve felsefelere mutlaka açık olmalı, onlara elden geldiğince derinden ve elden geldiğince çok sayıda bulaşmalısınız. Yoksa bön Müslümanlıktan, o aptal "biz bize Müslümanlığından" kimse bizi kurtaramaz. Sonuç hep "Kıl beşi, ye aşı, bak dalgana" olacak. Bu mâkûs talih daha ne kadar sürsün?

 

 

Elestiri ve yorumlariniz icin: e-mail mozhoca@softhome.net