3)                                        "DANS EDEN KRALİÇE"  

                                                    YA DA

                    GELECEKTEKİ MEHDÎ'Lİ  GÜNLER!

 

Hans, "Bir şarkı var ki, "Graceland" gibi çok önemli"diyor. "Agnes, Björn bestesi. Onlara Abba da deniyor. 2050 müziği tarzı o işte: "Danseden Kraliçe"

"You were the Dancing queen"...

O şimdiki İsveç Kraliçesi değil aslında...

İleride öyle bir sistem olusturulacaktır ki... Düşünün bir... Cumhurbaşkanı var... Bir de başbakan... Yetkileri belli ayrıklıkları belli... Ya da bir kentte vali var, ayrıca bir de  belediye başkanı var... Şimdi şöyle bir düşünün: Cumhurbaşkanı,  kraliçe; Başbakan, onun kocası ya da partneri... Vali, Kraliçe; Belediye Başkanı, onun eşi... Bu ikili bir liyakattir. Evet böyle bir sistem sizi rahatsız eder mi?

Meselâ: Sayın Cumhurbaşkanımızın eşi kraliçe, kendileri de başbakan... Ya da bir kentin valisi, kent kraliçesi anlamında Fürstin, eşi / ortağı ise, kentin belediye başkanı. Hangisi mayor işini daha iyi biliyorsa o Burgermeister ya da meisterin olur. Biri vali (12'li düzenin valisi), diğeri ise, o kentin Belediye Başkanı.

O günlerde Hansa; Kendine yeterli kent devleti, site devleti demektir. Makropol kentlerde onlara Herzog da deniyor olabilir... 

Böyle bir sistem ilk kez yürürlüge konsa sonra da bu çift kalkıp bir dansetselerdi, bu şarkıya ben "Dancing Queen" derdim. Yani neden Dancing King (Danseden kral) değil de kraliçe? Çünkü bu sistemin ilkini haber veren bir dans. Meselâ Tansu Çiller ile (elbette eşi değil) partneri olan, diyelim ki, Sayın Sezer ikilisi aynı köşkte, biri protokol-formalite ve veto vb. işleriyle, diğeri de protokolden tam arındırılmış salt devlet işleriyle uğraşıyor.

Halbuki bu sistemde iki taraf da protokol ve merasim-seramoniyle ilgileniyor... Köşkte kokteyl var. Yarın da Anitkabir'e gidilecek, Cumhurbaşkanı dönüşünde karşılanacak (İmza Çiller). Bu başbakan iş yapabilir mi?

·        Siz dans edebilirsiniz, jive yapabilirsiniz

·        Hayatınızın zamanını alarak

·        Bakınız o kıza bakın, sahneyi izleyin

·        Cuma gecesi ve ışıklar dinlenmiş

·        Bir yere bakıyor gitmek için

·        Hem Doğru müziğin çalındığı yere

·        Ritme uyuyor

·        Kralı aramak için geldiniz

·        Herhangi biri o olabilir

·        Gece genç ve müzik yüksek

·        Doğru müziği duyduğunuzda

·        Herşey iyi olur

·        Dans için havaya girdiniz

·        Ve sanki yakaladığınızda

·        Siz danseden kraliçesiniz

·        Genç ve tatlı, sadece onyedi (yaşında)

·        Danseden kraliçe

·        Tambourine'den gelen ritmi hisset

·        Siz şakacısınız, cilvelisiniz siz onu sarhoş ediyorsunuz

·        Onları ateş içinde bırakıyor ve gidiyorsunuz

·        Başka birini arıyorsunuz

·        Herkes yapabilir

·        Dans için havaya girdiniz.

Gerçekten herkes yapabilir. Herkes kraliçe olabilir. Ya da partneri. Kraliçe'nin evlendiği kişi kral olabilir ya da tersi. Ama bu kan, soyluluk asalet vb. değil, royality değil.

Bu şarkı da Joyce gibi, Graceland gibi mesaj dolu...

Jıve? Çok basit bir örnek... Klasik çağda bir hamburgerciyi çok yaşlı müdürler yönetirdi. Mahkeme suratlı adamlar ya da yaşlı başlı ahçılar falan... Sonra "Çağımızın hızına " ya da Schnell İmbiss-Fast Food'a uygun olarak bu adamlar yavaş ve çağdışı kaldılar... Yeni müdürlerin yaşı 17 oldu... Halen de öyle... 19 yaşındaki müdüre "Yaşlı" deniyor fastfood dünyasında... Şöyle bir burgercilere uğrayıp, müdürlerin-müdirelerin yaşlarını bir istatistik ediniz. Evet acaba bu genç müdürlerin yaşları niçin bu kadar küçük? Niçin bu kadar gençler? 15 yaşında bu işe giriyor iki yıl sonra yönetici, dört yıl sonra merkezde yönetici. Buna dikkat ettiniz mi? Artık çağımız lahmacunu ya da kebabı saatlerce bekleme çağı değil. Hızlı okuma kursları... Bilgisayarlardaki hızlılık yarışı... Danslar bile hızlı ve deli...

Aslında o kız ne kraliçe ne de dansettiği partneri bir kral... Pekiyi ne? Hem bir ülkeyi yönetiyorsunuz ve hem de soylu değilsiniz. Jive diye bir akademiden mezunsunuz. Top gençlerde... Üç yaşında bilgisayar eğitimi tamam... Bu arada sibernetik yüzünden okuma yazma aradan çıkmış. WEB yüzünden herşey cebinde. Tüm toplam insanlık bilgisi... bunları ezberlemek mümkün değil. Eskiden bir mühendis vardı. (Hendese, hesap uzmanından geliyordu). Şimdi meselâ bilgisayar mühendisi, tekstil mühendisi genetik mühendisi 130 dal var. Gelecekte ise, bu 13000 dal olursa, çocuklarınızı öyle hayat bilgisi, resim iş, beden eğitimi diye ağdalı ağdalı 11 yılda öyle liseden mezun edemezsiniz...Web; kitap kalkacak âyetinin tecellisi ve ta kendisidir... Bir anlamı da Kollektif bilinçaltı demektir. Ankebut (Örümcek ağı)  ne demek sanıyordunuz ya? Hem de ne çürük değil mi? Bir virüs bir disconnect, bir Güneş lekesi bir elektromanyetik fırtına bir Montauk desarji, al sana Web=Webb bitti...

Biz gelelim yine JIVE'ye...Bu bir genetik mucizesi değil... Koşullar sizi üç yaşından itibaren mühendis(liğin binlerce dalından birine) kanalize etmektedir. Biri diğerinin bildiğini ancak WEB ile bilebilmektedir. Yani ben eğer uzay tıbbını merak ediyorsam ve kendim sadece bir kıvamlı foto mühendisi isem, bunu gidip bir yerde ortak bir okulda okuyamıyorum. Çok hobby edindimse, WEB search ediyorum. Zaten taşıdığım identification card manyetiktir ve WEB de yüzlerce terabyte sanal HD'm var. Üstelik o sadece benimdir, kimse okuyamaz. Çünkü herkese bir (Özel parmak izi olduğu gibi), özel bir frekans var... O frekansın ucunda ise, holografik hafıza bazında Tera baytlarla ölçülen bir belleğimiz var.

Nerede o eski okullar... Şimdi herkesin bilgisayar entegrasyonu var... Öğretmen bile görselliği çabuk öğrenimi yavaşlatan bir formalite. Hele hele kitap ne ki? Kitap bir nostaljidir... Nostalji takılan onu öyle okur... Ama tutup da Dünya’nın tüm kütüphaneleri dolusu kitapları bir iskambil kağıdındaki manyetik kart ile yanınızda taşıyorsanız farkı siz kıyaslayın. kitap kalkmıştır artık (Kur’an öyle diyor zaten). Yerine Dünya kitapliği gelmiştir.

O kitaplığın içinde plajda uzanıp okuduğunuz klasik kitap da var... Yani birkaç milyar kitap içinde sizin o sevdiğiniz kitap da var. Ben olsam, plajda kaskımı takarım. Kask deyip geçmeyin:

1. Yastık görevi yapıyor.

2. Gözleri güneşten koruyor.

3. Multimediadır. Müzik de dinleyebiliyorsunuz, üç boyutlu olarak mini TV yayınları video vb yanında uzaysal olarak sanal kıtabınızı da okuyabiliyorsunuz. 

4. Kask güneşten kendi fotocell enerjisini üretebiliyor. Kask yelpaze gibi minimalize olarak katlanabiliyor.

Ama üzgünüm kask çamaşır yıkayamıyor. Ancak evinizdeki tüm otomotif araçlara emir veriyor (Zaten o kask bir PC ve bir Play Station aynı zamanda). O kask size beyin alfa vb. dalgaları üreterek sakınleştirebiliyor. Yani saymakla bitmez... Çünkü bir iskambil kartı kadar olan kişisel bilgisayarınızın devasa bir uydusu gibi o Kask... Gelecekte seçimler bu bireysel kartlarla yapılıyor: Memnun değilseniz haftalık seçim (Buna plebisit deniyor yani bir tür referandum) yapılıyor. Beğenmediğiniz idareci gidiyor.

Haftalık kral ve kraliçeler var demek istiyorum..

Jıve, dehalar akademisidir... Kanından dolayı değil, dehasından dolayı mezun olan (Üniversiteden mezuniyet yaşi 17'dir.) kanı nedeniyle değil yöneticiliği nedeniyle ve beşik kertmesi gibi genelde birbiriyle evli olabilecek çiftler değilse, puanca en uyumlu çiftler queen olur, King olur. Biri vali diğeri mayor olur. Yani seçilmişler rastgele seçilmişler değil.

Siyasî seçimler, çekirdekten yetişen teknokratların içinde en layık olan bir çiftin seçiminden ibarettir. Sizce bunda demokratik olarak bir terslik var mı? Yani en iyi uzmanı seçiyorsunuz hem de haftalık güvenoyu (plebisit ile) ile öyle dört yıl ense yapıp yatamıyorlar. İşleri de çok zor... Megakentleri birlikte yönetiyorlar. Devlet gelmiş beldelere oturmuş, öyle merkezi idare yok. Belde belde-belediye belediye kent devletleri var. Biri Turizm Hansa'sı, birisi Balıkçı Köyü Hansa'sı, örneğin biri Expensif Tarım Hansa'si, biri Doğa-Orman Hansa'sı... Orman köyleri gibi... Köy-site bir yana, asıl olan kent (Hansa yönetimi) her bir kenti (Kasabadan tutun da İzmir gibi makropolislere kadar) bir birimi bir devlet olarak benimsiyor.

Düşünün bir kenti... Örneğin Balıkesir kazalarını... Altınoluk, Vatikan zenginliğinde;  Edremit, Liechtenstein zenginliğinde, 6 km ötede Havran, San Marino zenginliğinde, ondan 9 km ötedeki Burhaniye, Monaco zenginliğinde... Ayvalık, Lüksemburg refahına eşit. Bilmem anlatabildim mi?

Tüketken değil üretken kent devletler (Hansa'lar). Kral ve Kraliçe yani 17-27 yaş arası veletler buna yarıyor... Herbiri de JIVE mezunu... Doguştan yönetici (Hani Alman mucizesi, Japon Mucizesi falan diyoruz ya). Kraliçe bu işte... İsterse dansetsin bana ne... Yeter ki millet için citizen (Site hemşehriliği)  için çalışsın. Yüksek maaş...Kendine güvenen genç benim kralım-kraliçem olsun gurur duyarım..."

Hans böyle anlatıyor. Onun anlattıklarından "Dans Eden Kraliçe"nin bir şarkı olmaktan çok, geleceğin Dünya'sından hem de geleceğin Mehdî'li Dünyası'ndan bu tarafa aktarılmış bir vizyon, bir görü olduğunu anlıyoruz. Bu anlattıklarının Kur'andan cifirle çıkarıldığını sanmıyorum.

Bir başka e-söyleşisinde Hans, "Danseden Kraliçe"yi merkez alarak şunları söylüyor:   

"Dancing Queen Mighty'nin annesi, tüm Valkyri (Amazingirlady'lerin) de dişi komutanı. Dünya kadın izci denetim (Weiblich Partei) başkanı. O ikinci bir Meryem'dir. Kur'an'da adı örtülü geçer (Hızır gibi isimsiz). O eteklerini topladı ve su izlenimi veren cam üzerinde yürüdü. Süleyman'a dansetti. Tarih tekerrürdür. Dancing Queen için de "Cyborg"dur dediler ama doğurdu Mighty'yi. Cyborg doğurur mu? Çocuklarımızı doğurtan Allah degil midir? Bu,  âyet değil midir?

İlk Danseden Kraliçe olan Seba Melikesi Belkıs'ın tarihi tekerrürüdür. Belkıs'a da iftira atmadılar mı? Niçin eteklerini topladı ve ayaklarını gösterdi? Çünkü onun keçi ayaklı ve seytanın kızı olduğunu iddia ettiler. Süleyman da buna inandı, ama ayakları normaldi.

Neml 44. Ona denildi: "Köşke gir!" Melike onu görünce su sandı ve baldırlarını açtı. Süleyman dedi ki: "O, cilâlı sırçadan yapılmış bir parlak avlu / zemindir." Melike dedi: "Rabbim, doğrusu ben öz benliğime zulmetmişim. Artık Süleyman'la birlikte, âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oluyorum."

Dancing Queen de cyborg değildi. Hiç bir Humonoid doğum yapamaz. Dancing Queen'in ayrıcalığı şuydu: Rahimden doğurmadı, mideden doğurdu. Neml Suresi’ndeki âyetlerin tamamı 7 anlamdan biri olarak Dancing Queen'i de anlatmaktadır.

Bazı yerlerde ayaklar çok önemlidir, ayakkabılar çıkarılmalıdır. Kutsal Tuva vadisi gibi...

Taha 12. "Benim ben, senin Rabbin! Hadi, pabuçlarını çıkar; Sen kutsal vadide, Tuva'dasın."Pabuçlarını çıkar! Çünkü sen kutsal vadi Tuva'dasın!

İşte Kur'an... Herşey paranomal, normal hiçbir şey yok. Bende bencillik yok! Bizler var geride... Tüm paranormalleri aktaracağim. Levhimahfuz'un bildirdiğini hanifdaşlarımla paylaşacağım.

Adler tarih değiştirildiği için hiç yaşamadı ve/veya Bermuda gibi bir enerji ile "Geleceğe" firladı. Yahya da orada... Anlamını yazdım: Hayy+Muhyi isimlerinin birlikte yazılması Yahya biçimindedir. Yahya zaten Allah'ın adıdır ve kuluna vermiştir. Muhyi, hayat veren, yani yoktan var eden, cansıza yaşam veren. Hayy, Allah'ın kendi diriliği ve bu iki ismi birleştirip Yahya peygambere vermis (Yahya, Muhyi, ihya: Hayat veren dirilten demek). Yahya'nın olduğu aynı yerde Adler de var.

Allah onun soyunu kesmedi. Kevser'i verdi... Annesini "geleceğe" götürdü. Danseden Kraliçe Adalaid. Bir meryem gibi olağanüstü bir yolla... Diyorum ya, olağan olanı Kur'an'da beklemeyin. Dans eden Kraliçe'nin oğlu Mighty / Adler resul olarak o düzeni kuracak."

Sanırım Danseden Kraliçe'nin kim olduğu anlaşılıyor. Daha sonraki bir e-söyleşisinde Hans, Danseden Kraliçe hakkında şu ayrıntıyı getiriyor: 

"Ashab-ı Kehf olarak bilinen zaman gezmenlerinin sayısını Kur’an veriyor: Onlar üç kişilerdir, dördüncüleri köpekleri (Hybrid yani kısır dişi), onlar beş kişilerdir, altıncısı köpekleri yani Hybrid, onlar 7 kişilerdir, sekizincisi köpekleri... Hybridlere "alien" demek doğru değil; ben onlara acıyor, ağlıyorum. Onlar "ELMUT"... Elma / armut karışımı yani. Onlara çok üzülüyorum.

Danseden Kraliçeyi de "Hybrid" diye adlandırdılar. Öyle güzellik, Hybrid olur mu? Yüzü "Cyborg"dur dediler, topuğunda pil var dediler ama doğurdu. Şaşırdılar... Hybrid kısır dişidir doğuramaz. Katır doğuramaz, kısır dişidir. İşçi arı ve işçi karıncalar da hybriddir, kısır dişidir. O halde Ashabı Kehf'in köpeklerinin kısır dişi olduğunu da anlamış oluyoruz.

Roswell’de sadece zamanda geriye gitmesini tamamlayamayan bir hybrid buldular" diyor.

  Demek ki, Danseden Kraliçe ya da Mehdî'nin annesi Adalaid, bir dişi olarak özelliği olan biri. Bir çok insan ona Hybrit, Syborg ya da Humanoid gözüyle bakıyor. Aslında bir "dişi kısır" özelliği var. Doğurmaması gerekiyor ama tıpkı Meryem gibi doğruyor. Hans bunların Hibrit, Kıtmir, Humanoid falan olmadığını, Huri genomu olduklarını, onun için de gebeliklerinin ve doğum süreçlerinin farklı olduğunu söylüyor: "Adler Zülkarneyn'lerden biridir. A tarihi yerine alternatif B tarihi oluştuğunda geçmişteki anne-baba iptal olur. Gelecekten geçmişe gelen için daima genomunu taşıyan bir ata anne-baba vardır. Ama geleceğe nakil olan Adler (Mighty) durumundaki kişiler için "Anne baba" hazır yoktur. O kişiler huri genomu taşıyan ve normalde doğum yapamayan, ama bu doğumu sadece "Kaburga-Omurga" Kehf'i içinde gerçekleştiren özel birileri mutlaka ve çok az sayıda bulunur. Meryem'in geçmişte "Fahişe" diye suçlanmasının nedeni budur. Gelecekte de "Belkıs"lar çocuk yapamaz, çünkü Android’dir, Cyborg'dur diye iftiralar olacaktır (oldu). Aynı durum, Süleyman ile Saba Kraliçesi arasında da gerçekleşmişti. Kur'an içindeki paranormaller, peryodik olarak aynen bir daha yinelenir" diyor. 

 

                             *        *        *

Hans, Danseden Kraliçe hakkında bu bilgileri verdikten sonra, Mehdî'li WEMB dünyasını da tanıtmayı ihmâl etmiyor: lk koloni Dünya’nın öteki yarısını ısındıran, geceyi loş biçimde aydınlatan 40 bin nüfuslu "Wembing" dev yerleşim kentiydi. Bunu diğerleri izledi. 150 bin nüfuslu "Wembass" (Wembase) ve toplam iki buçuk milyon nüfuslu bir diğeri" diyor. "Wembingo", "Wembonus", "Wembassy" adını verdiği kolonilerden de söz ediyor. Bunlar Güneş ışığını topluyorlar ve Dünya’nın karanlık öteki yarısına gönderiyorlar. Karanlık yarıküre alaca karanlıktan daha iyice aydınlatılıyor. En önemlisi de ışığın olduğu yerde sokaklar aydınlandığı kadar soğuk bölgeler de ısınacaktır.  (Sera etkisi şeklinde değil, lokal olarak laser kalkanıyla bir kentin kubbesi işaretlendirilip ısıtılacaktır). Ve Mighty ile onu izleyecek olan Messiah (Mesih) bu uydulardan en önemlisi en korunmuşu olan Grace'de yer alacaklardır. Orası asıl Kâbe'nin bulunduğu yerdir.

Öyle görünüyor ki, en geç 150 sene içinde bu WEMB dünyasına geçilmiş olacaktır. Hans çok yakında kabloların kalkacağını, Tesla'nın başlatmış olduğu Cordless tekniklerinin geleceğini, aboneye enerjinin noktadan noktaya iletileceğini söylüyor. "Kontür yükler gibi" diyor. Yüksek gerilim hatları kurukafa işaretleri ya da elektrosmog gibi manyetik kirlenmeler tarihe karışacak.

"Meselâ ben yukarıda Güneş kollektöründeyim (Wemb'de). Dünya’daki bir eve noktasal olarak bir yıllık tüm enerji ihtiyacını gönderiyorum (abone oldugu için). Başka yollar da var. İnanılmaz ama yıldırım depolanabilecek" diyor...

Hans'a göre "Tesla, tam anlamıyla bir geleceğin çocuğuydu. Şimşek depolamak demek, orta büyüklükte bir kentin yüzyıllık enerji giderini depolamak demek. Kaldı ki bu işi her bloka (Site tarzı evlere) konan merkezi ve bilgisayar masası kadar bir soğuk fusion reaktörü zaten başaracaktır. Her ev kendi kendine yeterli. Her köy kendi kendine yeterli. Gelecekte en ucuz şey enerji olacak. Bedava... Bilişim-iletişim de bedava" diyor.

Başka bir e-söyleşisinde de WEMB Düzeni'nin Yukarıdaki Şi'ra düzeni yerine, Dünyasal görüntüsünü veriyor. "Yüzen kentler (Aquapolis), Mighty döneminde Atlantis projesi adını almıştır. Yüzer kentlerin altındaki bu okyanus ülkesine ise, Abyss deniyor ve Dünya’nın tüm et ihtiyacını sağlıyor. Tüm çöller yeşillendirilmiş: Sahra, Amazon ormanı görünümünde ve kod adı, Semiramis. Arap ve İran çölleri de öyle... Kod adı Belkıs. Türkmenistan ve Kazak çöllerinin (daha doğrusu Ormanlarının) kod adı ise, Tomris. Gobi çölünün (Ormanının) kod adı ise, Çingis.

Semiramis, Belkıs, Atlantis, Abyss, Tomris, Çingis (Cengiz) Solaris devletini; Kutuplar ve soğuk yerler Polaris devletini temsil etmektedir (Bunlar Plastik ülkelerdir, Naylondur, tüm insanlığın ortak malıdır). Ay ise, Lunaris devletini oluşturmaktadır. Burada tüm uzay yerleşimlerini (Uçan kentleri, Dorisleri) ve Amazon ormanlarını yöneten bir proje işlerlikte ve bu projenin sahibi kadınlar... O projenin adı çok güzel: Miss Kiss, sevgi öpücüğü...Evet Dünya kadınları bir güç-bir iktidar.

Dünya üniforması ikiye ayrılıyor:

a) Garnizon (Warnizon, Barnison)

b) Amazon

Bu ikincisi "teen" yaşlarda 16 ay süreyle yapılan bir dişi askerlik... Housing, Gardening, Pet vb. öğreniyorlar. Fameoloji ve famoloji öğreniyorlar (Estetik, moda, giyim, balerina vb.). Son derece kültürlüler ve daha "teen ager"lar... Onlara da Milis deniyor. Polis'in işini yapıyorlar: Devriye... Çarşı pazarı, kaliteyi, fiyatı ve işret yerlerini denetliyorlar... Geçici olduklarından polis gibi rüşvetçi ve yerleşik değiller. Bir yıl kışlada 6 ay kadar da piyasada devriye geziyorlar ve terhis oluyorlar. Meslekte kalınabiliyor. İsterlerse mürebbiye, kreş ve Darülaceze gönüllüleri olabiliyorlar. İsterlerse akademik olarak meslekte kalıyorlar. Walkiri, Bayan Subay, Şerife (Scheriffin) yani Ranger (Korucu) komutanı ve taşra marşalı olabiliyorlar. Sonra da emekli olana kadar ve arkasındaki dönemlerde "Watcher" oluyorlar. Onların tümüne Amazon deniyor.

Garnizon erkeklerin; Amazon kadınların kışlası oluyor... Çok bilgili hanımcıklar yetiştiriliyor... Makyaj, parfümeri, estetik ameliyatlar, dans ve her tür estetik bilgi ve  uygulama... Üstelik polis kesiliyorlar başınıza...

Dancing Queen... İşte o tüm Amazon'ların başı ve kurucusu idi... O şarkı, İsveç Kraliçesi Sylvia için yazılmadı. O şarkı gelecekten ithal edildi. WEMB marşı olduğundan Dünya’nın dilinde olacaktır.

Dancing Queen bir YYx'tir yani Huri genomuna bağlıdır... Adler (Mighty) onun soyundan gelecektir. Süfyaniciler ise, Danseden Kraliçe'ye "Fahişe" diyeceklerdir. "Mighty'nin babası yok" diyeceklerdir. "Mighty piçtir" diyeceklerdir. Tıpkı Meryeme ve İsa'ya olduğu gibi."

1938 yılından taa 2247 yılına kadar gelecek ertelendi. Bu hanifliğin geleceğiydi. Adler şu anda "Kehf" denen zaman boşluğunda. Uyandığında yaklaşık üç asır geçmiş olacak ama kendisine normal bir tek günün parçası gibi gelecek, meselâ üçte-biri gibi. Might Adler; bu, onun ismi... Mighty de lakabı. "Might" kelimesi İngilizce'de, "MAY"den gelmektedir. Bu kelime ise, Angloca "Machd" ve Saksonca (Eski aşağı Almanca "Mag"dan (İngilizcesi may) türemedir ve "machtie" biçiminde yazılır ki, Sankritçesi "Maitrea"dir."

Hans, "Mehdî'nin tam öyküsü ve serüveni için Ashabı Kehf (ve Rakim) yeniden okunmalıdır." diyor. Ona göre, "Adler'in yaşanmamış tarihi, kehf açılacak. O Kehf'in aynı zamanda ana rahmi olduğunu görecek... Danseden Kraliçe'nin belden yukarı bir rahminde, tıpkı İsa'nın meryemden doğması gibi, o Kehf'ten Adler yeniden doğacak. Mighty denecek ona. Bir kaç saatlik bir zaman boşluğuna düştüğünü sanacak önce ama bir süre sonra, üç asır geçtiğini anlayacak."

                                          *           *          * 

Sanırım Mehdî konusunun sonuna geldim. Şimdi notlarıma bir bakayım. Geriye anlatacak ne kalmış? İki nokta kalmış. Bunlardan biri, "Mehdî Resul" kavramı, diğeri ise,  Hans'ın Mehdî ile olan bağlantısına ilişkin. 

Hans soruyor ve yine kendisi cevaplıyor: "Mehdî'nin lâkabı niçin Resul'dür dikkat ettiniz mi? Hep birlikte anılır Siyer ve Hadiste; sürekli Mehdî Resul diye geçer. Acaba niçin İslâm tarihi boyunca Mehdî için "Resul" dendi? İsa zaten Resul. Şuna şaşırmalıyız ki, Mehdî sıradan biri fakat Resul sıfatı alıyor" diyor.

Sonra da  şöyle bir bağlantı getiriyor: Batılı söylemde Mehdî, Mighty; Adler ise, Adel'den geliyor. Adel, Prophet sözcüğünün Skandinavcası. Prophet ise kâhin ve peygamber anlamına geliyor. Bu ikili anlam, Musa öncesi zamanlarda peygamberlerin hem kâhin hem Tanrı aracısı sayılmalarından kaynaklanıyor. Böylece Adler ya da Mehdî, batılıların kavrayışında hem vahiy alan hem de alınan vahyi yayan anlamını içeriyor.

Bu yorum, Hans'ın sözcüklerle oynamayı seven yaratıcı hayal gücünün bir esprisi. Yine de az bir zorlama ile batılı kafada onay görür ama doğulu kafayı pek doyurmayacağı açık. Hans'ın doğulu kafayı doyuracak cevabı ise şöyle: Mehdî, irsâl edici-yayıcı-iletici anlamında "resul" ama vahiy alıcı, tanrıdan doğrudan alıp veren, birinci elden nakleden anlamında "rasul" değil. Risale yani kitap veren anlamında "resul". Bu ikinci, açüncü elden kitap alıp verenlere "mürsel" de diyor. Nedir o Resul-Mürsel'in aldığı ve verdiği  (irsal ettiği) kitap? Nedir o kitap ve kime verendir Mehdî Resul? İsa'nın elinde toplanıp bir edilmesi planlanan üç kitaptır o: Tevrat, İncil ve Kur'an. Mehdî bu üç kitabı birleştirmek üzere İsa'ya verecektir!  Böylece Hanif-Süfyan çatışması ile başlayan süreç ve misyonun Hz. İsa'ya iletilerek, Dünya çapında çok daha büyük bir hareket ve misyonluğa (dinlerin birleştirilmesi misyonluğuna) dönüşeceğini anlıyoruz.

Hans'ın Mehdî ile olan bağlantısına gelince, size en başında Hans'ın bir Kıyamet işçisi ve Mehdî bağlantılı olduğunu söylemiştim. Şimdi bu konuda kendi ağzından durumun açıklamasını verebiliriz:

Bir çetleşmesinde, kendi grubundaki Zülkarneynleri kastederek "Bu iki zamanlı / iki boynuzlulara tüm gücünüzle yardım ediniz. Zülkarneyn'ler insanlığı Siyonizm'den kurtaracaktır. Mehdî'yi de Kehf mağarasından kurtaracak olan Mississippi’liler sizin için burada... Allah'ın Kur'an'ına sarılın. O Kur'an'da hiçbir şey eksik bırakılmadı. Her şey en ince ayrıntısına kadar yazılı. Tüm ayrıntılar için de özel olarak hizmetinizdeyim" diyor.

Başka bir e-söyleşisinde de "300 yıldır Kehf ehli gibi dışarıdan habersiz olan Mighty'ye ilkokul öğretmenliği yapıyoruz. O da bu Hanif ve bilimsel temelden yola çıkarak 2000 yıldır olanlardan bihaber olan (iki gün mağarada kalan) İsa'nın öğretmeni olacak... Yaptığımız iş, inanılmaz bir iştir. Kur'an'da kutsanmış M'lerin öğretmenligini yapıyoruz. Allah'ın adaleti böyle tuhaftır işte... Elhamdülillah..." diyor.

Sözünü ettiği "M"ler ise kendisinin "majisyen" yani "büyücü" dediği, aslında üstün parapsişik yetenekli demek istediği keramet erbabı olan her dönemde şu ya da bu biçimde bulunan "iki bağın üç büyükleri"dir. Bunlar İsa zamanında da Musa zamanında da vardılar. Şimdilerde karşı bağın üç majisyeni, Uri Geller, Puharich ve Coperfield'dir. Hanif grubun üç majisyeni ise Jana, Hans ve Stephen Hawking'tir. Bu konuda bir e-söyleşisinde şöyle demektedir: "Bizler ise, geçmişteki Üç majisyen ile gelecekteki üçlü arasında birer köprüyüz. Eskiden bir İsa vardı... Resul idi. Gelecekte dönecek ama artık Resul olmayan Resul. Eskiden bir Adler vardı ama eskiden Mehdî olmayan, gelecekte Mehdî olacak olan Mehdî Resul. Messiah, Mehdî ve üçüncüsü Maitrea... O da Hızır. Geçmişte yer aldılar, gelecekte de yer alacaklar." diyor.

 

 

 

 

önceki bölüm                               Kitap Ana Sayfa                                    sonraki bölüm