|
Hitler'in
arka yüzü: "Hitlerle Mehdî'nin ne ilgisi var?" diyeceksiniz. Önce Hans'ın iki Mehdî'den söz ettiğini anımsayalım. Birinci Mehdî (Maghty) bildiğimiz, ileride gelecek ve Süfyanistlerle savaşacak olan Mehdi resûl'dür. İkinci Mehdî ise daha önce Adler olarak yaşamış olan Adler'dir. Hans, Adlerin WEMB düzenini kurmak üzere harekete geçtiğini ama Zion grubu tarafından baskılanarak 300 küsur yıl ileriye sektirildiğini, Adlerin yerini Hiedler'in aldığını, Hiedlerin de Hitler'in babası olduğunu ve WEMB armasını Svastikaya çevirdiğini söylüyor. Bu durumda Hitler, Hiedler'in oğlu olarak ekranımıza geliyor. Zion Grubu'nun zaman gezmeni olmayan bu farklı eylemcisi, Hans'ın söyleminde bilindik üzünün çok dışında bir yüzle karşımıza çıkıyor. Burada onun gerçek ama arkada kalmış olan yüzünü görüyoruz. Okuyucunun bunu merak edip ilgi duyacağını düünerek şimdi Hitlerden söz edeceğiz. Hans'ın dediğine göre, Hitler değil ama babası zaman gezmeni idi ve Adler'in yerini alan babasıydı. Safkan bir Yahudi ve Zion yandaşı olan baba Hiedler, arkasında zaman gezmeni olmayan ama safkan Yahudi olan ve gizemli konulara pek düşkün bir oğul bırakmıştı. Hitler, aslında bir deli değil, tümü medyum olan Yahudi bir ailenin (Hiedler ailesinin) çocuğudur. Hitlerin doğduğu Avusturya-Bavyera sınırındaki Braunau-amm-Inn, tam bir medyumlar kentidir. Bir çok ünlü medyum bu kentden çıkmıştır. Böyle bir yerde yetişen Hitlerin çocukluğundan beri karşılaştığı medyumluk olayları ve gizemcilik, ülkenin başına geçip lider olmasından sonra da onun ilgisini çekmeye ve onu yönlendirmeye devam etmiştir. Bu
konuda özellikle onun "Büyük Ruh" inancı dikkati çekmektedir.
Hitlerin Büyük
Ruh inancı, E. G. Bulwer Lytton (1805-1873) tarafından 1873 yılında
yazılan "The Coming
Race" (Gelen Irk) adlı kitapta sözü edilen "yeraltı
uygarlığına" dayanır. Bu kitapta, söz konusu
uygarlığın, "Vril" adı verilen "elektomanyetik
gücü" kullanabilme özelliğine sahip oldukları
belirtilmiştir. Bu kitapta yazılanlardan çok etkilenen
Hitler, bu konuda, başta Tibet ve Moğolistan olmak üzere, Dünyanın
çeşitli yerlerinde araştırmalara girişir. "Vril
Örgütü"nün kuruluşunda ve Hitlerin "Ari Irk"
kuramlarında bu kitabın etkili olduğu bilinmektedir. "Time-Life"
yayınları
arasında yer alan "Mysteries of The Unknown" (Bilinmeyenin
Gizemleri) serisinin "Mystic Places" (Mistik Yerler) adlı
kitabında, bu konuda şöyle denilmektedir: "Vril
Örgütü, Lord Lyttonun "The Coming Race" yani "Gelen
Irk" adlı kitabında yazılanları gerçekleştirmek
üzere kurulmuştur. Aynı amaçla kurulan diğer bir
organizasyon ise, Bavariadaki "Thule Örgütü" idi.
Bu örgütün üyeleri arasında, Nazi filozofu Alfred Rosenberg ve
Führerin yardımcısı Rudolf Hess de bulunmaktaydı.
Bir medyum karakterinde olan Hitlerin, söz konusu kitapta anlatılan
yeraltı uygarlığından bir Büyük Ruha inandığı,
bu Büyük Ruhun geceleri ona görünerek çılgınlık
krizleri yaşattığı söylenmiştir." Hitlerin
yakın çevresinden Danzig Hükümet Başkanı Herman
Rauschiningin "Hitler Bana Dedi Ki" isimli kitabında,
Hitlerin bir Büyük Ruh ile konuştuğu
ve bu ruhun ona yaşattığı çılgınlık
krizleri ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
Bu kitapta, Rauschining, Hitlerin, kendisine şunları söylediğini
yazmıştır: "Aramızda yaşayan yeni biri var!
O burada! Sana bir sır söyleyeceğim: O korkusuz ve zâlim!
Ondan korkuyorum." Acaba Hitler ve Stalin, savaş sırasında, başka bir "gizli savaşın" kuklaları mıydılar? Elimizdeki bilgiler, onların yakın çevrelerindeki "başkaları" tarafından çok iyi kullanıldıklarını göstermektedir. Şöyle ki, Hitler, bir Büyük Ruha inanarak savaşı yönlendirmiştir. Onun bu "Büyük Ruh" gizemciliği serüveninde, yanından pek ayırmak istemediği iki telepatı vardı. Bunlardan birincisi, 1920li yıllarda İstanbulda kaldığı süre içinde, Gurdjieff tarafından Müslüman yapılarak Zig-Zag Grubuna alınan "Eric-Jan Hanussen"; diğeri ise, yine İstanbulda kaldığı sırada Müslümanlığı öğrenerek Zig-Zag Grubuna girmiş olan, general "Karl Haushofer"dir. Bu
durum bize Hitler'in hem kişisel olarak medyumik tuhaflıklar gösterdiğinin
hem de etrafına bir takım gizemcileri topladığının
apaçık kanıtlarıdır. Onun yorumuna göre, bir Büyük
Ruh vardı. Özellikle geceleri kendisi ile konuşmaktaydı
ve onu korkutmaktaydı. Bir çok geceler, bu büyük ruhun onunla
konuştuğunu, konuşurken korkuttuğunu, bir tür çılgınlığa
varan krizler yaşattığını, normal günlük
hayat içinde Hitleri etkileyip yönlendirdiğini görüyoruz. Örneğin, Hitlerin, Berlin metrosuna
doldurarak su baskını ile boğdurttuğu 300 bin
Almanı, Büyük Ruhun isteği üzerine öldürttüğü
ileri sürülmektedir. Onun
koca Alman ordusunu Moskova yolunda soğuktan donarak katletmesinde,
yine bu Büyük Ruhun parmağı vardır; çünkü Büyük
Ruh, onu, kış ortasında anî bir yazın geleceğine
inandırmıştı. Kış faktörüne karşı
hiç bir ciddi önlem almayan Hitlerin Rusya seferindeki acı
yenilgisine, Büyük Ruha olan sarsılmaz inancı neden olmuştur. Bütün
bu çılgınlıkların arkasında Hitler'in "Büyük
Ruh" inancı ve "Thule" örgütü vardı. Bu örgütün
kurucuları, şair ve gazeteci, Dietrich Eckart, 1920lerde,
mimar Alfred
Rosenberg ve Karl Haushofer ile birlikte, Hitlere, mistik Doğunun
gizemlerini öğretmiş ve Hitlerin, o yıllarda bu örgüte
katılmasını sağlamıştı. 1923 yılında
kurulan Milliyetçi Sosyalist Partinin yedi kurucu üyesinden biri
olan Eckart, aynı yıl içinde öldüğünde, elindeki tüm
bilgi birikimini Karl Haushofere bırakmıştı.
Vasiyetinde ise, şöyle diyordu: Hitleri izleyiniz. Dans
edecektir; ancak müziği ben yazdım. Onlarla temasa geçmesi için
gerekli araçları kendisine verdik. Bana da sakın acımayın.
Tarihi herhangi bir Almandan daha fazla etkilemiş olacağım." Örgüt, adını "Thule Kornen"den almıştı. Thule Kornen, "Zülkarneyn"den başkası değildir. Zülkarneyn, çift zamanlı, çift boynuzlu anlamına geliyor. Bunun ne anlama geldiğini anlamak için ise, önce Hans'ın "Worm Hole" yani "Kurtçuk Deliği" kuramını diğer adıyla "Karadelik" Kuramı'nı bilmek gerekir. bilmek gerekir. Bu karadeliklerin, zaman gezmenliğinde niçin ve nasıl araçsız bir imkân olduğunu öğrenmiş olmak gerekir. Sonra boynuz ve kiriş oluşturan karadeliklerin zaman gezmenliğinde kullanılabilirliğini anlamış olmak gerekir. Kur'an'da sözü geçen Zülkarneyn'in, araçlı ve araçsız olarak zamanda ileri geri gezebilen bir zaman gezmeni olduğunu bilmek gerekir. Bir çok Kehf elemanının da Hans'ça çift zamanlı sayıldıklarını, Zülkarneynlerin aslında bir tane olmadıklarını bilmek gerekir. Bunların çoğunu daha önce anlatmıştım. Tuhule Kornen'in batıdaki anlamı ise şudur: "Thule", İzlanda efsanelerindeki batık bir kıtanın adıdır. Ayrıca, Grönlandın batısında, halen bir Thule kenti bulunmaktadır. "Kornen" ise, hem yarımada, hem de "boynuz" anlamına gelmektedir. "Thule Kornen", Thule Yarımadası anlamına gelmekle beraber, Thule kentinin gerçek adı Qaanaak'tır. İki ismi beraber okuduğumuzda "Zülkarneyn" kelimesi açıkça görülmektedir. Thule Örgütünün sembolü, çift boynuzlu Viking miğferidir. Kökleri, kayıp kıta "Mu" uygarlığına dayanan bu öğretinin temel taşları, insan psikolojisinin bilinmeyen yanları ve zaman boyutları idi. Amaçları, "zamanda insan ve taşıt naklini" gerçekleştirerek, Dünyanın kaderini değiştirip üstün bir ırk meydana getirmek ve "üst zekalılarla" diyologa geçmekti. Bundan da anlaşılacağı gibi, Thule örgütü, gidip gidip zaman gezmenliği konusuna dayanmaktadır. Burada şimdi Hitlerin "Büyük Ruh" inancına yeniden dönmenin tam zamanı! Büyük Ruh kimdi ve Hitleri nasıl bu denli etkilemişti? Büyük Ruh, Şi'ra'dan sızıp gelen Yahudi zaman teröristleri grubundan, ilk gelen grup olan Ayneşşeytan grubundan biri olan Wolf Messing'ten başkası değildi. Bu güçlü telepat, Hitleri telepatik yolla etkiliyor, kendini onda Büyük Ruh olarak ifade ediyor, sonra da ona türlü krizler yaşatarak türlü hatalar yapmasını sağlıyordu. Sanırım böylece uçların nerede toplandığını anlıyorsunuz. Thule Örgütünde, Güneş, "Aryan"ların kutsal sembolü olarak bilinirdi. "Aryan"ın lügat anlamı, "Arî Irk" ve Hint-Avrupa dilini konuşan tarih öncesi kavim (Hint-Avrupalı) demektir. Bir Tibet efsanesine göre, üç-dört bin yıl önce, Orta Asyada, Gobide çok büyük bir uygarlık vardı. Bu uygarlık, bir felaket, belki de bir atom savaşı sonucu yıkılır; Gobi bir çöle dönüşür. Bu felaketten canını kurtarabilenler, Kuzey Avrupaya ve Kafkasyaya göç ederler (Bu olay, tarih kitaplarında okuduğumuz, Orta Asyadaki kuraklık ve göçler konusu ile uyumludur).Thule Örgütünün ermişleri, bu Gobi göçmenlerinin, insanlığın temel ırkını (âri soyunu) oluşturduğuna inanmaktaydılar. Haushofer, "kaynaklara dönmeyi", yani Doğu Avrupayı, Türkistanı, Pamiri, Gobiyi ve Tibeti ele geçirme gereğini savunmaktaydı. Ona göre, bu bölgeleri ele geçiren, Dünyaya egemen olurdu. Hint-Tibet mitoslarında "Dhurakhapalam"a "Vaidor", uzay üstü uzaya çıkıp zaman yolculuğu yapan UFO benzeri uçan disklere de "Vimana" denilmekteydi. Hint söyleminde Vaidorların, Turan Dağında; Vimanaların ise Tor Dağıında bulunduğu, daha doğrusu inip, çıktıkları yazılıdır. Hatta, Çinlilerin, Fransızların (Kont Sédir) ve Rusların (Çar Nikola) büyük paralar harcayarak kurdukları ekiplerle Dhurakhapalamı arattırdıkları söylenir. Hitler'in yakın elemanlarından General Haushoferin de, Tibette bu konuda araştırmalar yaptığı söylenmiştir. Diğer taraftan Dhurakhapalamın Tibetteki Lama rahiplerinin ağızbirliği ile sakladıkları bir sırra göre, kutsal beldeden çalındığı ileri sürülmüştür. Bu konu ile ilgili olarak, Aibergin kitaplarından birinde, satır aralarında sadece şöyle bir cümle yer alıyor: "Gurdjieff'in bu aygıtı bularak, Rusya üzerinden Grönlanda taşıması ve Paul Kamensberg isimli birini zamanda iki yıl geri göndermesi ile ilgili olarak süper devletleri şok eden deneyler". Ancak ne yazık ki, Aibergin kitaplarında bu konu ile ilgili daha fazla bilgi bulunmuyor. Thule Örgütü, 1943 yılına kadar Tibetle yakın ilişkiler içinde olmuş, karşılıklı heyetler gönderilmiştir. Hatta, 1926 yılında, Berlin ve Münihe, küçük bir Hindu kolonisinin yerleştirildiği bilinmektedir (Rusların Berline girişi sırasında, ölenler arasında, Himalaya ırkından gelme, Alman üniforması giymiş, üzerinde kimliği ve rütbesi bulunmayan bin kadar cesede rastlanmıştır). Nazilerin "Odessa" adlı bilim örgütünde de, üst rütbeli Tibetlilerin çalışmış olduğu saptanmıştır. Tibet kökenli "Yeşil Ejder" adlı bir örgütün de, Thule Örgütü ile bağlantılı olduğu bilinmektedir. Thule Örgütünün merkezi, Birinci Dünya Savaşından sonra, İstanbula taşınmıştır. Örgütün başkanı, Hitler tarafından İstanbula gönderilen, ancak daha sonra İstanbulda intihar süsü verilerek öldürülmüş olan (Türk literatüründe "Gizli Müslüman Baron" diye anılan), "Baron Rudolf von Sebottendorff" (diğer adıyla, "Rudolf Glauer") dir. Araştırmacı yazar Jason Bishop, Baron Sebottendorffun, İslâm mistizmi ve süfizmini tüm ayrıntıları ile çok iyi bilen ve tarikatlarla doğrudan teması olan bir kişi olduğunu belirtmektedir. Baron Sebottendorff, 1933 yılında yayınlanan, "Before Hitler Come" (Hitlerden Önce) isimli kitabında, Nazi liderlerinin gizemli çalışmalarını konu almış ve kitap, bu nedenle Gestapo tarafından yasaklanmıştır. Haushofer ve Hanussen ile birlikte, Gurdjieff de Müslüman olmadan önce bu örgüte mensuptu. Diğer bir örgüt üyesi olan Rudolf Hessin de Müslüman olduğu ileri sürülmüştür. Hitlerin, Thule Örgütüne 1920 yılında katıldığını daha önce belirtmiştik. Zig-Zag Grubu ile bir süre bağıntılı olarak çalışan Thule Örgütünün Hitler tarafından Nazileştirilmesinden sonra, Zig-Zag Grubu bu örgütle ilişkisini kesmiştir. En büyük hedefi, zaman yolculuğunu gerçekleştirerek Dünyanın kaderini değiştirmek olan Thule Örgütünün, bu amaca ulaşacak teknolojiye erişebilmek için, tarih öncesi üstün Aryan uygarlığının yaşadığı Hindistan ve Tibete kadar uzandığını görüyoruz Hazreti Hızırın öğrencisi olarak zaman yolculuğunun sırrına eren Mevlâna Halid-i Bağdadiye de Mekke-i Mükerremede kendisine Hindistan yollarına düşmesi söylendiğini ve Cihanabadda irşad edildiğini biliyoruz. Dolayısıyla, görüyoruz ki, zaman yolculuğu konusu batıda da Hindistan ve Tibet'e doğru uzanmaktadır. Diğer taraftan, Gurdjieff ve Haushoferin hem Thule, hem de Zig-Zag mensubu olmaları, Thule Örgütünün, Bağdadinin zaman yolculuğu etkinliğinden haberdar olduğunu akla getiriyor. Zig-Zag Grubunun, Thule Örgütü ile ilişkisini kesmesi, Nazilerin, zaman yolculuğu teknolojisini siyasi amaçlarla kullanmak istemelerinden kaynaklanmış olabilir. L.
Pauwels - J. Bergier ikilisinin, yukarıda belirttiğimiz "Le Matin des Magiciens" (Büyücülerin
Sabahı) adlı kitabında, Thule Örgütü ile ilgili
daha ayrıntılı bilgiler bulunmaktadır. Burada
ilginç bir noktaya daha değinelim: Size Dünya
zamanı içinde daha önce yaşamış bir Mehdî'den söz
ediyordum! Adı, Alias Olof Adler. Zaman gezmeni olan bir Zion grubu
tarafından, 300 küsur yıl geleceğe sektiriliyor. Onun
yerine Hitler'in babası olan Alois Hiedler getiriliyor. Bu adam,
WEMB armasını Gamalı Haç'a döndürüyor. Oğlu
Hitler ise, Yahudi kökenli bir insan olarak, Almanya'nın başına
geçiyor ve Yahudi kıyımını
gerçekleştiriyor. Burada Hitler'in hem Yahudi olması hem de
Yahudileri kıyımdan geçirmesi, ilginç görünüyor. Hans
bunun açıklamasını şöyle yapıyor: "Alois
Hiedler'in oğlu Adolf Hitler, 4,5 milyon Karaim Türkünü (Musevi Hazerleri) fırınlarda
yaktı. Beş milyona yakın Karaim Türkü fırınlara
gönderilirken, gerçek Museviler ise trenle İsviçre'ye kaçırılıyordu.
Hem de Naziler ücret karşılığında kaçırıyorlardı.
Ukrayna, Beyaz Rusya ve bilhassa Polonya'dan getirilen Türkçe konuşan
Yahudi Hazer Türkleri fırınlarda yok edilmiştir. Hans,
Hitler'in babası Alois Hiedler'in Musevi mezarlığında
gömülü olduğunu söylüyor. Bu gerçektir. Auscwitz kampındaki
bir tutanak: "Polonya üzerinden gelen Yahudilerin tamamı öz
dilleri İbraniceyi bilmiyor, Kıpçak Türkçesi konuşuyorlardı..."
diyor. Bu da gerçektir. "En iyi sabun Lodz Karaimleridir", bu
da gerçektir. Arthur
Koestler bir Yahudi tarihçisi ve safkan Yahudidir. Kitabında
şöyle diyor: "Bir Yahudi, Musevidir. Hiç bir başka
ırk Musevi olamaz ve oldurulmamalıdır. Bunun için böyle
Musevi toplulukları yok etmek Tevrat emridir. Alois Hiedler'in oğlu
bunu yapmıştır" ve onaylıyor. Alois Hiedler de
safkan Yahudidir. Oğlu Hitler'in bir kere olsun kiliseye gittiği
görülmemiştir. Hristiyan bile değildi. Bugün bile Braunau
am Inn kasabasına gidip bakın, sadece Musevi mezarlığı
vardır. Halkı hakkında size mezarlık fikir verir.
Üç-beş katolik ise, bahçelerde gömülü."
Umarım bu satırlar, Hitler'in hem Yahudi olup hem de nasıl
bir Yahudi karşıtlığı yaptığını
açıklıyordur! Benim asıl ilgimi çeken, yeterli bir netlikte olmasa da Hitler'in ulaşılabilen ve görünebilen arka yüzünde, gizemli konulara takık olduğu ve ilgilerinin zaman gezmenlerine uzanmasıdır. Bu da Hans'ın Adler'le ilgili açıklamalarına onaylayıcı bir zemin oluşturuyor.
|