8)  ZİG-ZAG'DA YENİ OLUŞUMLAR

 

Buraya kadar anlattığımız ZİG-ZAG, 1987 yılı itibariyledir. Yıllar 2004 olduğuna göre, kolayca tahmin edebileceğiniz gibi, Zig-Zag'ta da bazı değişiklikler olmuştur. Bu değişiklikleri kısaca;

Jana’nın ortaya çıkışı

Grupta çatırdama

Milatyum

Hanif kavramının ortaya çıkışı

Kazanılan 50 yıl

Zip-Zap ve Tic-Toc olarak özetleyebiliriz.

 

 JANA  (Messenger-passenger)

Burada önce biraz "Jana"dan söz etmeliyiz. Çünkü o, son zamanlarda Zig-Zag'taki bir çok değişikliğin başlangıcı ya da tetikleyicisi.

Jana kim? "Jana 23.yy çocuğudur. Geçmişe gelerek küçülmüş, yeniden doğmuştur." diyor Hans. Hawking'le aynı akademinin çocukları olduğunu söylüyor (12'li WEMB düzeninin yaşandığı, gelecekteki Dünya’nın o ünlü akademisi). Jana'nın Dans yeteneğinden, Çağdaş Meryem olduğundan, Şi'ra'da 20 yaşında olduğundan ve Huri (Walkry) gibi özelliklerinden söz ediyor. Bu nitelikleri aynı zamanda ipucu sayıp, bu verilerden ilerleyerek Jana'nın gelecekte  Mehdî'nin annesi olacak "Dancing Queen" olduğunu çıkarıyoruz. Bu konuda acaba Hans ne der?

Bir başka ilginç nokta da Billy Meier'in çektiği UFO'lu kadın resmi. Jana da Hans da bu resimdeki kadının "Jana" olduğunu doğruluyor. Hans, Meier için "parazit alıcısı" diyor. Onu "Siyahlı Adamlar" kategorisine alıyor. "Black Kohens" deyip bu siyah takım elbiseli adamlar hakkında tüyo veriyor. 

Gelelim bir de burada, Dünya'da yaşamış olan Jana'ya... Burada, Dünya'da yaşamış olan bir Jana var. Gerçi, 2004 itibariyle, Jana'nın geleceğe gönderildiği söyleniyor ama ben buna inanmadım. Bu haberin daha çok Jana'nın korunması ile ilgili bir şey olduğunu sanıyorum. Hans bu kitaba tepki göstermek ister de bu konu ile de ilgili bir açıklama getirirse rahatlarız! Eğer Jana'nın geleceğe gönderildiği doğru ise, şu satırların yazıldığı sırada, yeryüzünde artık var olmayan bir Jana'dan söz ediyoruz. Bunun Hans'ı etkileyeceği açıktır. Bu durumda sadece çok önem verdiği bir ruhsal akrabasını yitirmiş olmayacak, pusula sorunları ile de karşılaşmış olacak. Bu konuda da açıklama yapsa iyi olur.

Biz yine de burada yaşamış olan Jana'dan söz edebiliriz. O, Alman asıllı, Brezilyalı bir Katolik aileden yeniden doğdu. Hristiyan olarak 20'li yaşlara kadar kiliseye gitti, domuz eti yedi, günah çıkardı... Hans'a göre, gelecekte su katılmamış, müthiş bir Hanife. Muhteşem Müslime ve Müminedir. Ama geçmişte yeniden doğduğunda, bir Brezilyalı Hristiyan ailenin Hristiyan dindarı ve fotomodeldi. Anne ölü, baba üvey... Babanın kıza kalan malda gözü var. Fellik fellik Jana'yı arar ki, hayatı boyunca tımarhanede tutsun ve mirasını yesin... Ve Jana saklanır.

Hans, Jana'nın çok da marifetli olduğunu söylüyor. Çok iyi bir nişancıymış. Pompalı tüfeği bile varmış. "Ayrıca yüzücü, kayakçı, biraz da okçuluk ve iyi derecede dans bilgisi var." diyor. En önemli marifeti olarak, Hans Janan'ın beyin okuduğunu söylüyor: "Jana beyin okur. Hatta rüyaya da girer." diyor.

Hans'ın Jana'yı çok sevdiği ve ona bağlı olduğu, sık sık Jana'ya düzdüğü övgülerden belli olmaktadır. Ama bu övgüler içinde Jana'nın önemini vurgulamaktan da geri durmamaktadır. Hans'a göre Jana, pek bi muhabbet duyduğu "cadı"dır! Burada "cadı" üstün yetenekli,  olağanüstü, minik kız kardeş anlamına geliyor! Bu nitelemeden sonra Hans'ın Jana'ya ilişkin övgü ve nitelemeleri özetle şöyle: Hans'a göre, "O bir Jan Dark! İnsanlığın bilincinin de bilinçaltının da Zion  (Montauk) esaretinden kurtarıcısı. Gelmiş geçmiş en büyük üç telepattan en güçlüsü. Siyonizmin en büyük paraziti! Mehdî'nin 300 yıl geçmişe çalışan telefonu! O, çağımıza Allah'tan bir rahmet! Onun bir dediğini iki etmemek lâzımdır! "O bizim aradığımız Sceriffin (Bayan Şerife)'dir..."diyor.

Jana'nın öyküsüne gelince... Jana'nın bir de öyküsü var elbet ve alabildiğine uçuk. Kısaca bu öykü şöyle: Hans "Onu bulamıyorduk, nerede olduğunu, kimden tekrar doğduğunu, mesleğini,  hiçbir şeyini bilmiyorduk. Fotomodelmiş, sette yığılmış kalmış... kendine gelince gelecekten söz etmiş. Hiç tanımadığı ve hatta duymadığı halde adımı vermiş. Beni istemiş. Ardından Hawking'i sormuş." diyor. Hawking'in "baş asistanları", Hawking'e konuyu götürmeye bile gerek görmeden kızcağızı "Maalesef sizi tanımıyor!" diye geri çevirmişler. "Bunun üzerine öyle bir çığlık attı ki Jana, bu sessizliğin çığlığını, hiç telepat olmadığım halde ben de duydum! "Yetiş Tudor" diyordu bana. Tudor, iki kapı demektir. Bu ismi benden başka bilen yoktu...Beynimiz kilitlenmişti... Beynimden Yahoo Messenger'in özel numarasını verdim/veya çekti aldı... İlk bilgisayar eline geçtiğinde hastanede bana Messenger’dan mesaj geldi... Özel sorular sordu (test için). Özel anıları sordu. Yanına gitmemi engelledi... Sadece benden bir laptop istedi..." diyor.

Hans bütün bunları, günlük hava raporu okur gibi sakin ve sade bir dille anlatırken, ilginç bir şey daha söylüyor: "Gurdjieff isimlerimizi zaten vermişti hastabakıcı ve ilgililere..." diyor. Bunun ne anlama geldiğini açıklamalıdır!

Jana'nın bayılıp düşmesi, hastaneye kaldırılıp felç tedavisi görmesi, Hans'ın birkaç e-söyleşisinde geçiyor. Bizde buradan onun Jana ile olağanüstü bir ilgi ve yakınlık içinde olduğunu anlıyoruz. Bu konuda yaptığı açıklamalar ilginç olduğu için burada bu açıklamalara da yer vermek istiyorum:

"Zaman gezmenleri "henüz" gelecekteki hafızayı edinmediklerinden, felç döneminde "birisi" onun bakıcılığını yapar. Bu bakıcı kimse, mutlaka yaşça büyük olandır. Meselâ Kozyrev, Gurdjieff, Borges vb. arasında öyle fazla bir zaman farkı yoktur (Yaş farkını 14'e bölünüz, gerçek odur). Önce gelen kimse daha önce "bilinçlenecek", yani felç geçirecektir. Ondan sonrakilere ise, "Hamilik" yapacaktır" diyor.

Hans, Jana ile ilgili olarak bu açıklamayı yaptıktan sonra, genel olarak zaman gezmenleri ile ilgili ilginç açıklamalara girişiyor. Meraklısı için ilginç geleceğini umduğum bu açıklamayı da veriyorum:  

"Felci belirleyen yola çıkma yaşınızdır. Yani felcin gelme ânı demek, yola çıktığınız ânın (ve o yaşın) ta kendisi gelmiş çatmıştır demek. Diyelim ki Jana bunların sonuncusu... İyi ama Gurdjieff var önce... Ve UFO (Tarık) onunla yaşıt... Demek ki, önce Gürcüoğlu servis aracının tek pilotudur (ufonotudur), sonra diğerlerini toplayacaktır. O Ufo bir tek ufo'dur. Ancak tanıklara ayrı ayrı zamanlarda göründüğünden, onu bir çok UFO'dan biri sanır tanıklar... O bakımdan "kaba çan" ya da "kule" biçimli olanları aslında bir tek UFO'dur (Diğerleri uydurma da olabilir, Cinnî de... Uydurmalar özellikle çok ayrıntılı ve kibar maketlerden tanınır. Bunlar uydurmadır).

O UFO'yu kullanan kişi "bir diğer felçli"yi, yani dönme sırası almış olanı "zaman içindeki durağında" toplar. Bu toplama işinde, 70 cm ve bunun karşılığı olan üç asır vardır. Binen biner ve gider. Yani 70 cm. yukarı sıçrar ve yola çıktığı yaşta olarak kendini 310 yıl sonraki aynı yerde buluverir. 70 cm aşağıda her şey tarihtir ve tüm çağdaşı canlılar "o saatte" ölmüşlerdir.

Bunları, toplama işlemi "PUPU"nun mekanizmasını anlatmak için anımsattım... PUPU: Pick-Up+Pack-Utility demek. Toplama, paketleme gereçleri gibi... Zaten biz de bazı kamyonet türlerine "pikap" demiyor muyuz? Toplama zamanı için herkesin bir "Mark"ı vardır. O şey (meselâ bir fotoğraf ya da anahtarlık ya da kimlik vb.) UFO içine konur. O şey yani nesne ile o kişi (ufonot) yaşıttır. Gurdjieff'in UFO'sunda meselâ Hawking'in ilk biberonu/emziği yoktur. Çünkü bir tek yaşın 14 yaşa eşdeğerliği yüzünden henüz emzik ile tanımlanan TiMark=Zaman markası UFO'da teşekkül etmemiştir. Kişi yola çıktığı yaşı ikiye katlar. Yani önce zaman enerjisi onu yaşlandırırken (20 yaşında yola çıkan biri için kırk yaşına geldiğinde, felcinin 20. yıldönümünde), o kişinin "mark"ı , UFO içinde birden var olur! Bu onun yola çıkacağının işaretidir.

Mark ile birlikte UFO (Tarık) gidecek olanın çevresinde belirir. Yani birden var olur. Bu Pick-Pack Up zamanıdır. 3M denen üç ayrı marka bir araya geldiğinde JUSTIME oluşur. 3M (Master Mark, Muster Marc ve Mister March üçlüsüdür). 3 markanın yanyana gelmesi demek, o kişinin son şansı demektir. Yani o anda "gitmeye" ya da "kalmaya" karar verir. Dönmeye karar verdiyse 70 cm / 3 yy. mesafeyi birden kat eder.

Kalmaya karar verdiyse ki başka hiçbir şansı da yoktur, artık geçmiş çağda kalacaktır. Bu kişi için zaman enerjisi "fazlası" kalmıştır. Eğer gitseydi zaman zelzelesi yani "ZİL" denen ve zamanda ileri akan zaman ile buna ters olan ve "ZAL" denen geriye akan zaman enerji gel-gitleri, gideni 20 yaş daha gençleştirir. Böylece enerji sakınımı korunmuş olur. Ama kalan kişi için enerji sakınılmaz. Çünkü artık 20 yaş gençleşmeyecektir. Pekiyi bu enerjiye (artık enerji ZAL'a) ne oldu? Bu enerji 3 Q ile zamana yayılır. Yaymanız gerekir. Zaman zelzelesi o kişinin üzerine yürür. Zaman enerjisi denen henüz bilinmeyen enerji türü, diğer enerji türlerinin tersine radyasyonsuzdur. Yani radyasyonu tüketmektedir. Bu yüzden zaman gezmeni olan kişi belli aralıklarla kanserliler gibi şua tedavisine girerek, radyasyonunu "normal seviyede" tutmak zorundadır. O kişi eğer bunu yapmazsa, zaman enerjisi gelip onu vuracaktır. Çünkü ZİL-ZAL (Zelzele) bir gel-git dalgasıdır. Eğer Zil-Zal dengelenmezse, bir başka gün sayacağım türlü felaketler olur.

Geriye (geleceğe) dönecek olan zaman gezmeninin dönüş tarihinin sırrı 3 Quark'daki üç MARK'da... Bu üç mark bir araya geldiğinde JusTime oluşur. Bundan öte bilgi vermeye mezun değilim. Ama dikkat: 3 Quark ve 3 Mark ve 3 Usta (Master, Mister, Muster). Quark burada, bildiğimiz kuarklar değil. Bretzel çöreği... Bir alman kurabiyesi, sır orada, onun şeklinde. Fazlasını söyleyemem... Çünkü Leptokuarklara giden yol açılıyor. Bir elektron ve bir kuark bir üst sistemde, "LQ"(Lepto Kuark) olarak birleştirildiğinde ortaya zaman enerjisi birimi olan "Chronon"lar oluşturulur. Bir bozon türü... Bu da inanılmaz bir silahtır. Yani bir çift lepto kuark ile San Andreas'ı ta Alaska'dan California Yarımadası’na kadar koparıp denize itebilirsiniz. Himalayaların yükselmesini ve Hollanda'nın yarısının sular altında kalmasını sağlayabilirsiniz. Grönland'ı batırabilirsiniz.

Bretzel Çöreğinin diğer kod adı Quark'tır. Zamanı lineer değil, çekim etkisiyle birlikte birbiri üzerine dolanmış ve üç oda halinde düşünün. Bu 3 quark gibi masum değil; 3 MARK-Master'dır aynı zamanda... O çörek değil artık... Üçlü bir zaman kombinasyonu. Zaman enerjisi Zil-Zal, ZAL olarak geri döndüğünde uzay-zamanı bu biçimde yapar. Yani çöreğin oluşturduğu biçimde...

Uzay-zamanı eğen iki güç vardır.

1. Uzayı eğen Gravitation gücü... Karadelik tekilliklerini oluşturarak en aşırı halini alır. Bunlar halka tekilliklerdir. Halka tekillik, sadece halkadır.

2. Zamanı eğen zaman enerjisi ZAL gücü: Bu da uzayı eğmez ama zamanı eğer. O zaman, Bretzel 3M biçiminde bir zaman tekilliği olur.

O çörekte çok sır var. Üç dolanımlı bir halka-tekillik. Her birinde bir MARKA vardır. Üç "mark" bir araya geldiğinde, yani 3M ustalar bunu yaptığında.... James Joyce'u inceleyin... Benden bu kadar" diyor.

Bu konu dışı açıklamalardan sonra tekrar Jana'ya ve onun yaptığı işlere dönebiliriz.

 

Jana ve Karşı Bağ

Jana'nın çok önemli etkinliklerinden biri, "Karşı Bağın"  (Siyonistlerin) parapsikoloji alanında yürüttükleri plânlarını bozması, bu alandaki savaşı, "Hanif Proje"yi güçlendirerek kızıştırmasıdır. Hans bir e-söyleşisinde "Jana'nın Allah'tan bir rahmet olarak çağımıza gelmesiyle Millenium Şavaşları da "iki bağ" arasında kızıştı ama Jana çok üzgün. Çünkü bir zamanlar Messing'in Hitler'e yaptırması gibi, Ariel Sharon'a verdiği telkinler hata yapması yönündeydi. Ama bu Filistinliler'in canını yakıyor. Bunun için çok üzgün. Fakat kendisine Ali İmran içindeki âyetleri gönderince rahatladı." diyor. 

"Bu daha felçli hali Jana'nın... Bir de tam iyileşince görün siz Dünya’yı. AUK üzerinde parazit yapması yani yayını bozması ona 1200 kaloriye mal oluyormus. Yani çok basit işmiş, benden duyurması" diyor. 

Burada "AUK" sözcüğünü biraz açalım. Hans'ın "AUK"la anlatmak istediği "Montauk Projesi"dir. Montauk Projesi, Uri Geller'in başında bulunduğu ve Microsoft'un desteklediği bir projedir. "Bu projeye göre, Uri ve diğer iki majisyeni (Puharich ve Copperfield), uyduları ve evdeki TV’leri kullanarak, bizlerin beynine gireceklerdi. Yaşamda bu bir felaket... Tele-hipnoza girmiş kiralık katiller mi, neler neler düşleyebilirsiniz? Canından çok sevdiği kocasını öldüren ve neden öldürdüğünü bilmeyen bir kadın... Böyle bir evde evlilik bile güvencede olabilir mi? Öz çocuğunuzu öldürebilirsiniz.

Şöyle bir örnek: Şimdi Uri Geller diyor ki: Evinizdeki bozuk saatleri (parçası eksik olmayan bozuk saatleri) çalıştıracağım. Herhangi bir evde ve TV başında, üstelik de bir kenarda, önceden kullandığınız, bozuk fakat hatıra bir saat vardır. Israr eden URİ, öyle olunca, kalkıp saatinizi getiriyorsunuz. O sırada ekranda kocaman bir kafa ve iki tane göz. Uri bir şeyler söylüyor... Vericiden alıcıya bu psikomanyetik güç naklediliyor. Evdeki alıcıdan (TV monitöründen) deli gibi fışkıran doğal x ışınlarına yüklenmiş bu güç... TV'nin statik olarak, örneğin elimizdeki tüyleri çektiği bir mesafe var ya... İşte o saati o alana yaklaştırıyorsunuz. O da ne? Saat çalışıyor! Evdeki epeydir bozuk olan minik bir pilli radyo da çalışıyor içeri odada... İşte adı batası Montauk projesi, böyle bir şey...Niyet, zihinlere hükmetmek. İnsan iradesini felç etmek. İnsanları sürüleştirmek. Bu yolla Yahudi'yi Dünya egemeni kılmak.

Ama neyse ki, Jana gelmiştir! Bilinçaltımız da bilincimiz de kurtarılmıştır!

Aslında Uri çok güçlü. Şu Hutu ve Tutsi savaşlarını Uri Geller'in yaptırdığını bir şekilde biliyoruz (Onları laboratuar deneği olarak kullandı). Komşu komşuyu öldürmeye başladı. Önüne geçilmez bir kollektif çılgınlıkla... İki kardeş ve içiçe yaşayan kabile birbirlerini kırdılar, sonuç bir milyon ölü! Şu son on yılın en büyük toplu katliamı. O kollektif çılgınlığa "İki kabile etnik savaş yapıyorlar" havası verildi."

20 Mart 2002 Çarşamba e-söyleşisinde Hans şöyle diyor: "Siyonizm bir ekonomik-politik güç olmakla birlikte, 70 + 3 düzeninde parapsikolojik savaşlar vardır. Onların da üç majisyeni var. B'ni'ler... Gerçek majisyenler. Uri Geller gibi (o da işin bir parçası). Üç Sabbatist büyücü tarafından Dünya toplu hipnoz içinde. Geller doğrudan maddeye ve insan beynine hükmediyor. Copperfield değil, ancak Uri Geller zaman gezmenidir. Daha da ileri giderek, Montauk ve Microsoft aracılığıyla Dünya’dan haberliler. Microsoft'un "spyware"leri bu iş için yapılmış...

Montauk etkili bir silah idi. Tek başına Jana var onu durduran. Artık Montauk ve HAARP gibi projelere karşı HANİF PROJESİ var. Tam bir zamanlamaydı. İyi bir zamanlama. Jana Siyonizmin gelmiş geçmiş ve gelecek en büyük parazitidir. Kitle hipnozlarını gideren ve insanı tam özgür bırakan yegane kurtarıcılardan biri.

 Jana şunu yapıyor: Üç majisyenin Pentagon’unu vuruyor. Dünya dolusu insanın hatta hayvanın yönetmeni olan üç majisyenin merkezî yayınını bozuyor. Yani o sistem artık ON AIR diyemiyor. Jana'nın temel görevlerinden ikincisi buydu zaten. Ona bir MIB de dokunamaz, çünkü, bu kez külahlar değişmiştir. MIB'in telepatisini evrenin öteki ucundan alır ve tam tersine onları çıldırtacak geri tepmeli "Tachyo-pathic" pulslar verir ki, beyinlerde darbeli matkap etkisi yapıyor ve kurtulmak için tek çare "İntihar" etmektir" diyor.

14 Nİsan 2002 Pazar e-söyleşisinde ise şöyle diyor: "Jana, Geller'i paçavra etti. Montauk projesi bitmiştir, rafa kaldırdılar. Çünkü bu doğrudan Geller'e bağlıydı. Lokomatif devrilince vagonlar hapı yuttu. 13 milyar dolarlık proje çöpe gitti. Bunlar uydu ödeneğiydi. Ama uyduya mesajı kim yükleyecek? Geller elbette... Fakat beyni durdu Geller'in... Neyi yükleyecek uydulara? Eğer Jana'ya meydan okursa, bu kez "bunayacak". Bir laser demetine ayna tutarsanız, o aynayı delmez, geldiği açıyla geri yansır... Biz buna MS diyoruz (Medusa's Shield). Ne yaparsa Geller, bizim cadı Jana onu amplifike edip sahibine çeviren bir aynadır. Meydan okuması mümkün değil Uri'nin. Aynaya bakamaz hale geldi iki haftada. Onun geldiği zamana away gitmesi gerekli. İşi kalmadı artık bu çağda Geller'in... Jana'nın lakabı Cadı'dır. O cadı herşeyi yapar... Geller intihar ederse şaşırmayın, benden söylemesi..." diyor.

21 Nisan 2002 Pazar e-söyleşisinde ise, "Geller aniden bir kliniğe kaldırılmış. Aşırı sürmenaj teşhisiyle... Mrs.cp’nin asistanı Devon telefon etti. "Had safhada sürmenaj". Aşırı beyin yorgunluğu diyebiliriz. O, zaman yolcusu ve telepattır. Bu insanların beyni en şiddetli narkoz altında bile çalışır. Bayılma, bilinç yitirme falan olmaz. Telepatların (Messengerlerin) kaderi budur: Eric Hanusen, Karl Haushoffer... İki Zig-Zag telepatı da hiçbir biçimde narkoz/morfin vb. etkisine giremedikleri için çıldırıp kendilerini öldürdüler. Bu bilinçli bir intihar değil ama tahammül sınırları ötesi bir şey...

Başınız çok ağrıyor ve hiçbir ilaç kâr etmiyor. Öyle bir an geliyor ki, siz başınızı keserek, kopararak, baş ağrısından kurtuluyorsunuz (Hem de ebedîyen). Ve benim en korktuğum şey ise, gizli telepati savaşları, parapsikolojik harptir. Wolf Messing'in intihar ettiremeyeceği hiç bir varlık yoktu. Messing Jana'yı da intihar ettirirdi ama çağına döndü. Meydan Jana'da... En büyük telepat bizim Miss trespass. Yani Cadı Jana... Amazonumuz, zaten Brezilyalı, tam Amazonlardan. Uri Geller’in durumu da Cadı'nın marifetidir. Meduza'nın kalkanını kullanmıştır. Ortaçağda olsa, bu cadıyı yakarlardı papazlar veya hahamlar."diyor.

Meduza'nın aynasını kullanmak,  yansıtmaktır. Böylece gelen tesirler gönderene yönlendirilir ve saldıran büyücü, geri dönüş şoku yaşar. Kurtuluş hemen hemen sıfırdır. 

5 Mayıs 2002 Pazar e-söyleşisinde Hans'ın söyledikleri yine ilginç: "Uri'nin on gün önce aklî tedavi gördüğünü söylemişti Jana... Jana bir ayna, kötülüğü yansıtıyor geriye... Kötü olan kendini vuruyor. Uri de kendini vurdu... Ve Jana isteseydi toplu halde intiharlar ettirirdi. Yani bu neye benziyor? Hans da istese, makineliyi eline alır, herkesi tarar. Ama Hans veya Jana bunu yapmaz/yapamayız. Biz katil değiliz. Barış ve Barış'a iki kez iman etmişiz.

Uri şu an özel bir klinikte panik atak tedavisi görüyor ve tedaviye dirençli. 24 saat kalbi sıkışıyor ve daralıyor. İsrail’den bir arkadaşımdan öğrendim, paranoid şizofreniye doğru gidiyormuş.

Ayrıca Tetari hali de varmış Uri'de. Histerik biçiminde kilitleniyormuş. Daha önce bunlar hiç olmazmış (Jana'dan beri var açıkçası).

Gece nefessiz kalıp pencerelere koşuyor ve kafasını duvarlara vuruyormuş. Doğrudur, çünkü Eric Hanusen ve Karl Haushoffer bu söylediklerimin aynısını yaptılar (Bunlar bizim taraftan ölen Messenger'lar)."

 

Jana ve Zig-Zag

Buraya kadar Jana'nın "Karşı bağ"la olan savaşımından söz ettik. Oysa onun asıl anılmaya değer yanı, Zig-Zag üzerinde oynadığı roldür. Bu rolün daha bir net anlaşılması için önce Jana'nın Hans ve Hawking'le olan ilişkisine bir bakmamız gerekiyor. Sette bayılıp düştüğünde, sonra kendine gelip konuşmaya başladığında neden önce Hans'ı ve Hawking'i istedi dersiniz? Bu bir rastlantı mı? Bunlar WEMB'de yaşayan aynı dönemin, aynı akademinin aynı dönem çocukları! Ve çok özel bir programla Dünya'daki geçmişlerine gönderilmiş zaman gez menleri!

Burada onların özel işlerini, özel programlarını sezdirmeye girişmeden önce, yukarıdaki konuyu tamamlayalım: Neden Jana ayıldığında ve konuşmaya başladığında Hans'ı ve Hawking'i istemiştir?  Aralarında çok özel bir ilişki, çok özel bir konu, çok önemli bir misyon söz konusudur da ondan!

Şimdi önce, setteki bayılıp ayılmadan sonraki günlerde, bu üçlünün arasındaki duygusal yakınlaşmayı küçük fragmanlarla vermeye çalışayım:

27 Mart 2002 Çarşamba e-söyleşisinde Hans, "Jana'nın felci solda % 33'lerde, iyileşme hızlı seyrediyor. Mesleğini yapamıyor elbette. Zaten yaptırmayacağız. Şu sırada Jana'nın zorunlu velayetini (veliliğini) üstlendim. Ne de olsa çok genç bir kız. Velisi olmak zorunda kaldım. Bilgisayarımı, eşimin giysilerini bile ona gönderdim. İçinizden bazılarını görüyor, buluşmak istiyor" diyor.

29 Mart 2002 Cuma tarihli e-söyleşisinde "Hawking ondan sadece üç yaştan daha az büyüktür. Yani akranlar, aynı Nextranssciencenter'in ve Centerminal'in ya da bugünkü diliyle Akademi'nin çocuklarıdırlar. Onlar Walhalla'dan değil; Allahlaw'daki Centerfold'dan... Şi'ra ki, orası asla karşı bağ tarafından ele geçirilemez! Orası, Nûr-36'daki kolonizasyondur. Ama bu üç yaş kadar fark 14 ile çarpılınca araya 42 yaş (Aslında daha az ama rakamları yuvarlamak için böyle dedim) çıkıyor. Şimdi burada biri 60 yaşında diğeri 22 buçuk yaşında. Oysa aynı yılın çocukları gelecekte. Ama geçmişte aralarına 40 yıla yakın zaman giriyor. 40/14 = 3. Evet üç ay 40 yıl ediveriyor. Zaman paradoksları böyle bir şey işte... Aklım şaşıyor. Bu konunun tek uzmanı olduğum halde tuhafsıyorum. Aralarında yaş farkı çok az ama 14 faktörü nedeniyle doğum tarihleri arası çok büyüyor. Jana ile Tesla arasında kaç yaş oldugunu aradaki farkı 14 'e bölerek bulabilirsiniz" diyor.

5 Mayıs 2002 Pazar tarihli e-söyleşide ise, kısa zamanda aralarında gelişen yakınlaşmayı görüyoruz. Hans: "Jana bize çok lâzım. Onu kollamalıyız, bir dediğini iki etmemeliyiz. Onun Jean d'Arc olduğunu şimdi hissetmiyorsunuz. Bu daha filmin başı. Filmin bu kısmında, bir kenarda önemsizmiş gibi duran bir cadı o. Bunu Mrs.cp  (KMA Hawking) taktı, "Witch" diye. Bana da "Iz no goud" diyor Mrs.cp. Bize böyle lâkaplar takarak eğlenir. Biz de Jana ile kendisine "Big Little men" diyoruz" diyor. Burada çok ciddi bir duygusal yakınlaşmanın olduğu görülüyor.

8 Mayıs 2002 Çarşamba: "Bende Webcam var, Jana ile yüzyüze görüşüp konuşuyoruz. Hawking katılmıyor, öleceğine üzülüyor. Bir de avurtları çökmüş, deri kemik kalmış.  Böyle görünmeyi istemiyor. Bunlar kompleks elbette... Jana ve ben onun en iyi iki dostuyuz diyebilirim. Motor Nöron hastalığı onun suçu değildi ki? Jana kolayca atlatıyor şu sıralar. Ama KMA'ya aniden gelmedi felç... Yavaş yavaş geldi ve iki tarafına geldi, yani zaman enerjisi fazlasını atamıyor, o da hatları (sinir sistemi kablajını) mahvetti.

Jana iyileşirken, Hawking fenalaşacak... Nöbet devredecekler. Eğer Hawking giderse (ölürse) üzülür müydünüz? O zaman hazır olunuz. Çünkü nöbet artık Jana'nın. Evet Hawking kısa bir süre sonra gidici. Görevi Jana'ya kadardı... Ve Jana artık Karl değil Carol M. Allein olacak. Brezilyalı olduğundan Carol Allende olacak. Zig-Zag tarihinde ilk kez bir bayan K. M. Allein. İkisinin görevleri farklı ve biri iyileşirken ötekisi aynı miktarda yaşam faktörlerini yitirecek." 

Bu arada Hans, Jana'yı gidip hastahanede bulur, ziyaret eder. Birlikte iki gün geçirirler. Jana çeşitli gösterileri ile Hans'ı şoklar. Hans, "Bana her şeyi unutturdu. İki gün yanında liseli çocuklar gibiydim!" diyor. Ve bir çok anılarını e-söyleşide yazmaya başlıyor. Aslında anlatmamaya kararlıymış. Sonunda, Jana'nın bu kararını da unutturduğunu, bu unutturma için Jana'nın "Kaptan"la bahse girdiğini söylüyor. Kızıyor Jana'ya ve o kızgınlık içinde, kendisiyle ilgili (kendi majisyenliği ile ilgili) şu büyük tüyoyu veriyor: 

26 Mayıs 2002 Pazar: "O karşılıklı restleşme... Yanlış yapıyor. Habersiz yapıyor. Bizden Jana'nın akademisinden Haushoffer ve Hanusen intihar ettiler. MIB gerektirmeksizin kendi kendilerini öldürdüler. Bu ikisi bilmeyerek intihar etti, şehid oldular! Bizim beyinlerimizle oynamasınlar! Özellikle benim beynimle! Ben geleceği oluşturuyordum. Bunu yazdığım anda okundu ve oluştu, okunup-oluşturuldu! Siz Rasulullah'ın getirdiği Kur'an'ı şu anda okumuyor musunuz?

Cadı'ya kızıyorum. Çünkü o göründüğü 22 yaşında ama deneyimi itibariyle iki mazi itibariyle 66 yaş bilgisine sahip. Onun hata yapması affedilemez. Kazanılmış 50 yılı geri verebilirdik. Eğer bana bir şey olsaydı, zihnime, dimağıma bir şey olsaydı, dururduk birlikte! Hep beraber! Çünkü yazılmamış daha bir milyar bilinmedik var!" diyor. Acaba Hans'ın kendisine ilişkin söyledikleri, Hans'ın sözünü ettiği majisyenliğin dışında bir şey midir?

 

Jana ve Diğer  İki M 

Hani nasıl derler? "Bu üçlüye dikkat!"... Siz şimdi bu üçlüden dikkatinizi ayırmayın. Bu arada ben size 3M hakkındaki daha önce söylediklerimi hatırlatayım.

3M, üç majisyen demek. Majisyen büyücü demek ama Hans bildiğimiz fal bakan, muska yazan, üfürüp tüküren anlamında bir büyücüden söz etmiyor. O daha çok, üstün parapsikişik yetenekli insanları kastediyor. Gerçi o büyüyü de bizim bildiğimiz anlamda ele almıyor. Ona göre büyü, üfürük tükürük işi değil, "ledün ilmi" ve bir çeşit teknoloji. Daha çok da düşünce ve irade yoluyla dış Dünya'yı etkileme bilimi ve tekniği. İşte bu bağlamda Hans, çetlerinde sık sık 3M'den söz ediyor. Bunlar aslında her dönemde parapsişik yetenekleri çok güçlü iki kampın üçer elemanıdır.

Gerçekten de dönem diye bir şey var mıdır? Yoksa sürekli bir devinim vardır da, bu devinimde, her iki kamptan da yüksek parapsişik yetenekli, yüksek enerjili insanlar Dünya sahnesine sürülerek bir dinamik denge mi sağlanmaktadır? Ben işin o yanını bilemem. Eğer Hans, bu işlerin hesabının yapıldığı bir yer ve sözünü ettiğim dinamik dengeyi sağlayan birilerini biliyorsa ya da bu dinamik dengelerin hesabını biliyorsa, bize bu konuda da bilgi verse makbule geçerdi. 

Efendim olay şu; Hans'ın tezine göre, her dönemde iki kampın da üçlü majisyenleri Dünya sahnesinde bulunmaktadır. Bu dönemin Siyonist majisyenlerini açıklıyor: Uri(ah) Geller, Puharich ve Copperfield. Ama Hanif Proje'nin majisyenlerini söylemiyor. O zaman da bu konuda çıkarım yapmak bize düşüyor.

Yukarıda anlatılanlara göre, zamanımız için Hanif kampın birinci majisyeni Jana oluyor. Ben ikinci isim olarak Hansı, üçüncü isim olarak da Hawking'i ileri sürmek istiyorum. Hans'ın büyücülüğü bilgiye ve buluşa dayanıyor. Bir çok üniversite hocası, onun buluşlarını ve madde ile oynayışını büyücülükle eş tutuyor. Hatta açıktan Hans'ın cinlerinin olduğunu söyleyenler var! Bu iki yeteneğinden dolayı onu kolayca majisyen sayabilirim.

Hawking'e gelince, onu da bilim alanının büyücüsü sayabilirim. Öyle şeyler söylemiş ve o söyledikleriyle bilimin önünü öylesine açmış, bilimi öylesine etkilemiştir ki, bu yüzden, Hans onu geçmiş ve gelecek en büyük üç bilim adamından biri olarak göstermiştir. Bu hiç de arkadaş dayanışması(!)  değildir.

Şimdi, 29 Mart 2002 Cuma tarihli şu e-söyleşiye bir bakın bakalım: "İkinci olarak, bizlerin, Mighty ve Messiah'ın zaman boşluğunu dolduran ve tarihin zaman Kehf'ini dolduran yegane güç olduğumuzu öğrendim. Öğrendik ki, biz 300 yıl boşluğuna düşmüş Mighty ile 2000 yıl boşluğuna düşmüş Messiah'ın da bu boşluklarını gideren tek operatör güçleriz" diyor. Siz bu sözlerden ne anlıyorsunuz? Benim anladığım, bu üçlünün hiç de tekin olmadığı...

  

Jana, Mehdî, İsa ve 50 yıl:

Bu üçlü "tekin değil" dedim ya niçin tekin olmadığını anlatmaya devam ediyorum!

20 Ocak 2002 Pazar e-söyleşisinde Hans şöyle diyor: "Teletense messengerleri birer majisyendir. Wolf Messing'den daha güçlüdür. Mehdî ile Âli İmran birleşik ligi arasında direkt telefondur." Bu sözler ne anlama geliyor dersiniz? Hans burada, "uzaduyum" iliteşimcisi olarak Jana'nın Wolf Messing'ten daha güçlü olduğunu söylüyor. Mehdî ile Âli İmran  (Hz. İsa) misyonluğuna bağlı olduğunu, onlarla telepatik bağ kurduğunu ve onlardan haber getirdiğini söylüyor.

Sonra da şu açıklamayı yapıyor: "Bugünün önemi şu: "Tele-tensor" (Zaman içinde ulaşım ve erişim menzili) günümüz ile MMM majisyenleri (Mehdî (Mighty) –Mesiah (İsa) - Maitrea (Hızır) arasında ölü mesafedeydik, menzil dışıydık. Bu mesafenin 2050'lerde alınacağı sanılıyordu ama Allah lütfetti... Yarım asır kadar bir kazancımız oldu birden bire, zamanın doğası gereği, bize bir ikram oldu. Geleceğe 45 yıl daha yaklaştık ve düşünce hızı ile çalışan telepati için gereken ünlü 300 yıl mesafesi alındı. Misyonumuzun bağlı olduğu Mighty (Arapça Mehdî) ile aramızda bugün gereken menzil için tam irtibat sağlanmış oldu."

Sanırım bu açıklamalardan sonra, sözünü ettiğim üçlünün  artık tekin olmadığını siz de anlamışsınızdır. 

29 Mart 2002 Cuma tarihli e-söyleşisinde de Jana'nın bu İsa-Mehdî bağlantısını tekrarlayarak pekiştiriyor. " Mighty ve Messiah ile "bağlantı" kurabiliyor" diyor.

20 Ocak 2002 Pazar e-söyleşisinde ise şöyle diyor: "Messenger'in (Jana'nın) işbaşı yapması demek, MMM ile arada tam 300 yıl olması demek. İşte bu kesirsiz, küsursuz tastamam sabit zaman aralığı yakalandı bugün... Belirsizlik ortadan kalktı."

 

Zig-Zag'da Çatırdama Noktası:

                                              MILATYUM VE HANİF

 

Hans, Hristiyanların "Milenyum"una karşılık "Milatyum" diyor. Milatyum sözcüğü ile de iki doğuştan, ortaya çıkan iki şeyden söz ediyor. Bunlardan birincisi, messengerin yani Jana'nın Mehdî ile telepatik bağ kurması, ikincisi de "Hanif" kavramının ortaya çıkması.

20 Ocak 2002 Pazar e-söyleşisinde Hans, "Bugün Aquarius Kova evresi. Güneş Kova burcunda ve Galaksi de Kova burcundaki son 309 yılına girdi. Bu sürenin bitiminde Majisyenler aramızda olacak. Maitrea, Messiah ve Mighty. 3 Majisyen... Tüm kutsal kitapların hatta Hinduların, Budistlerin de bildiği, Mitra dininin de çok iyi bildiği Mesih, Mehdî de dediğimiz o MMM Miladı başladı. Hz. İsa'ya sadece 309 yıl kaldığı kesinkes belirlendi" diyor. 

Jana ile 3M miladı arasındaki bağlantıyı da şöyle dile getiriyor: "Messenger'in işbaşı yapması demek, MMM ile arada tam 300 yıl olması demek. İşte bu kesirsiz, küsursuz tastamam sabit zaman aralığı yakalandı bugün... Belirsizlik ortadan kalktı.

Jana bizim aradığımız Sceriffin'dir... Scheriffin yani bayan Şerif ya da Şerife. Kendisi ile Mehdî arasında tam 300 yıl ve İsa ile arasında tam 309 yıl fark vardır. Mehdî'nin telefonu o..." diyor.

İkinci milât olarak da "Hanif" kavramından söz edelim: Milat... İkinci doğuş... Neyin doğuşu? Hanif'liğin. Haniflik ne? Başlangıcı, İbrahim peygamberin ümmetinde yer alan bir dindar grubu.

Müslümanlıktan farklı bir şey mi? Tam olarak değil. Hans'a göre, din olarak bütün dinler İslâmiyettir. Ama Haniflik, kökleri İbrahim peygambere uzanan bir Müslümanlıktır. Sonuçta, İbrahim peygamberden Müslümanlığa uzanan ve bozulmamış yönleri ile bütün dinleri içine alan ama 1500 yıldır yaşanan Müslümanlık da dahil sapkın olan hiçbir dinle örtüşmeyen özel bir İslâm, özel bir Müslümanlıktır Haniflik. Burada çok ilginç bir noktaya zum yapıldığını, böylece Kur'anın içinde olan bir kavrama yaslanılarak, öncelikle 1500 yıllık Kur'an yorumu içindeki Müslümanlığın protesto edilmek istendiğini görüyoruz. Bu duruş ve hareketin temeli, gerçek Müslüman olduğunu söyleyen ve mevcut yorumları içindeki Müslümanlığın bir sapma olduğunu ileri süren protest bir İslâmcılıktır. Bu aynen böyle görünüyor ama öbür taraftan, 2002'ye kadar olan notlar içinde, Hans'ın Hanif söylemini sıkıca taradığınızda, hiçbir tanımı, temellendirilmesi olmayan, derinliksiz, bu yüzden de  bir parti adı olmayı aşamayan, basit bir slogandan öteye gitmeyen bir kavramla karşılaşıyorsunuz. O, bu haliyle sadece Müslüman dünyasında ve Zig-Zag'ta kopuşları imleyen ayrılıkçı- karşı çıkıcı bir haber niteliğini taşımaktadır.

Öbür kitaplarda daha ayrıntılı inceleyeceğimiz için, şimdi burada Hanif kavramına, söyleşi tarihleri sırası göz önüne alınarak "kısaca" bir bakalım:

30 Kasım 2001 Cuma e-söyleşisinde, Hz. Muhammed'in Hanif'liğini yargılıyor Hans: "Gelelim umulur ki ve Rasulullah Hanif miydi sorusuna. Rasulullah bize yeni hiçbir şey getirmedi. Ne getirdiyse eski dinden idi. Kâbe'yi yapan, orucu ve namazı seçip bize farz olarak yaptıran, zekatı tarihte ilk kez uygulayan ve muvahhit dinin La ilahe illallah'ını ilk akıl eden Hz. İbrahim atamızdı. Besmele ilk ona indi. Sonra Tevrat'ta da yer aldı. "İnnehu Süleymane bismillahirrahmanirrahim" âyeti, biliyoruz ki, İbrahim'den Süleyman'a intikal etmiştir. Yani Rasulullah bize Hanif dinden başka hiç bir şey getirmedi ama soru şu: Acaba uygulamada Hanif miydi?"

Abese Suresine göre: Hayır!

 "Umulur ki" âyetine göre ise, "evet".

Umulur ki: 2/21: Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki, böylece korunmuş olursunuz.

Umulur ki: 2/63: Sizden sağlam bir söz almış, Tur Dağı'nın altında, size verdiğimizi kuvvetle tutun, onda bulunanları daima hatırlayın, umulur ki, korunursunuz."

Aynı ifade Rasulullah'ın Hanifliği için de geçerlidir. "Umulur ki, kelimesi hakikaten önemli" diyor. Bu önem nereden geliyor dersiniz? "Umulur ki"nin %50'si umut, %50'si belirsizlik de ondan. Böylece Hz. Muhammed'in ahiretteki geleceği hakkında bir belirsizlik ortaya çıkmış oluyor. Peki, gerçekten de bir belirsizlik söz konusu mudur?

Hiç kuşkusuz böyle bir tartışma bizi, elçi olarak Hz. Muhammed'in kalitesini sorgulamaya götürür. Bu "umulur ki" durumu, prensip olarak herkes için geçerlidir ama ümmet psikolojisi açısından, "Tanrı elçisi" diye bağlandığınız bir insan üzerinde "Umulur ki" kuşku ve fesat üretmekten başka bir şey değildir. Eğer o benim peygamberimse, benden önce paçayı kurtarmış olması gerekmektedir. Biatın doğasında bu yargı her zaman potalsiyel olarak vardır. Temizliğinden ve getirdiğinin de Haniflikten başka bir şey olmadığından kuşku duymuyorsam, bağlandığım, teslim olduğum peygamberim üzerinde böyle bir şeyi tartışmam. Böyle bir tartışma beni sinirlendirir. Ama Hans tartışıyor ve "umulur ki" üzerinden yorum yapıyor.

"İsra 79: Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir ibadet olarak Kur'an’la meşgul olmak üzere uykudan kalk. Böylece umulur ki, Rabb’in seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırır.

Gördünüz mü: Burada da "umulur ki" diyor. Umulur ki, makamı Mahmud'a yükseltilirsin.. Ama vaad etmiyor Allah. Üstelik Makamı Mahmud Sabıkun (naim) da değil Adn içinde.

Rasulullah şefaat arıyor. Rasulullah Makamı Mahmud'a razı. Yani Firdevs ve Adn gibi cennetlere razı... Sabıkun'dan habersiz gibi davranıyor. Oysa Allah onu uyarıyor: "Atan İbrahim'in dininden ol" diye. Makam-ı İbrahim'i teklif ediyor Allah resulüne ama Resul habersiz gibi, bir alt kattaki Cennet’in en yüksek yerini istiyor."

"Rasulullah'ı yüksek makamdan men eden şey ise, Abese Suresidir" diyor Hans."Bu aynı zamanda Hanif olmadığı anlamına da geliyor. Abese ve tewella, "Ulan defol" ya da "Yakaya yapışmak" oluyor ya da "Gel lan buraya" oluyor... Yani "Artık içmiyorsunuz değil mi?" diye bize nezaketle soran Rabb’imizin bu surede celâllendiğini görüyoruz. Aniden ve bizzat Allah gelmiş ve Rasulullah'ın yakasına yapışmış ve onu aşağılamıştır... Bunu Abese Suresi'nde görüyoruz" diyor. 

Abese Suresi şöyle: "Yüzünü ekşitti ve geri döndü; körün kendisine gelmesinden ötürü. Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek. Kendini muhtaç görmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysa ki, onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen ve korkarak gelenle ilgilenmiyorsun."

Kısacası Hans, Hz. Muhammed'in kör Maktum'la ilgilenmemesi üzerine inen bu âyeti, peygamberin Hanif olamamasının dayanağı haline getirmektedir.

Sonuç; büyük bir olasılıkla Hz. Muhammed'in Hanif olmadığı. Peki o zaman Hans'ın şu sözünü ne yapacağız? "Rasulullah bize yeni hiçbir şey getirmedi. Ne getirdiyse eski dinden idi" diyor. O eski Hanif dinini getiren bir peygamberin, Hanif olmaması nasıl olanaklıdır? O getirdiğinden habersiz, sıradan bir "taşıyıcı" mıydı?

Bence Muhammed'in Hanif'liğini tartışmanın da Hanif olmadığını çıkarsamanın da pek bir anlamı yok; çünkü Hans'ın sözünü ettiği Hanif'in ne olduğu belli değil. Hz. Muhammed "Hanif değildi!" Yani temiz değildi de batağın teki miydi? Hiç kuşkusuz Hans bunu demiyor, demek de istemiyor. O zaman asıl, Hans'ın Haniflik kavramını sorgulamak gerekiyor. Haniflik yeni bir din mi? Hayır. Eski bir din mi? Hayır.

Bir ahlâk biçimi mi? Havet! Eğer bir ahlâk biçimi ise, tanımı ve betimlemesi (edebiyatı ve yorumu) yapılması gerekmez miydi?  

Bir insan tiplemesi mi? Eğer bir insan tiplemesi ise, tanımı ve tanıtımının yapılması gerekmez miydi?

Kur'an İslâmı'nda bir hizip (klik)  ya da bir parti mi? Hans'ın 2002'ye kadar olan söyleminde en ağırlıklı biçimi ile böyle görünüyor.

Haniflik, içsel gelişme  (arınma) skalasında bir düzey mi? Tasavvuf dili ile soralım: Nefsin bir mertebesi mi? Hayır.

Peki Hanif'i belirleyen ne? İbrahim ümmetinde bir topluluk. Böyle bir belirleme olmaz. Böyle bir ifade, Hanif'i belirleyip tanımlamak için gerek ve yeter koşuldan uzaktır. "İbrahim ümmetinde bir topluluk", Hans'ın sözünü ettiği Hanif'i tanımak, tanımlamak için geçerli bir referans (dayanak) değildir. Bir Müslüman kafası için geriye, sadece Kur'an kalmaktadır. Buna göre Hanif, Kur'an'ın yap ve yapmalarına en çok uyandır. Zühd ve takva ehlidir. Yani yanlış yapmaktan kaçınanlar ve doğruyu yapmak için özen gösterenlerdir. 

Bence durum şudur: Jana'dan mesaj gelmiştir. Bir biçimde "Hanif'e vurgu yap", "Hanif kavramına zum yap", "Hanif kavramını açığa çıkart ve odaklanmayı sağla" denmiştir. Hans da bu direktif doğrultusunda, kafasındaki bilgi malzemesini kullanıp bir şeyler söylemektedir. Bu onun "emir kulu" yanına uygun ama derinliğine ve duyarlığına pek uygun değildir!

Aynı söyleşide Hans, Haniflik konusunu İsa ve Mehdî üzerinden de değerlendirerek,  "Mehdî Hanif olduğu için Hanif olacak ama dünkü İsa Hanif değildi. Bugünkü İsa, bir günün bin yıl olduğu bir paralel evrende umulur ki tam bir Hanif olan Mehdî ile buluşunca onun dininden olacaktır, üç asır sonra, İsa insanoğlu sıfatıyla yani sıradan biri olarak gelecektir. Yaptığı eylemler  onun İsa olduğunu bize kanıtlayacaktır" demektedir.

27 Şubat 2002 Çarşamba e-söyleşisinde ise Hans, yine Hanif'e değinip, sözü "ayrılığa" getiriyor ve "Janna şunları söyledi: Kur'an indiğinden beri, Allah Hanif kelimesinin anlamını tüm Müslümanlara unutturdu". Tüm Müslümanlar Hanif kelimesini, eski ve batmış bir din ve arkeolojik bir inanç saydılar. Hanif kelimesi yok oldu. Ta ki, Allah'ımız o kelimeyi hatırlatana kadar. Adı Millenium, İslâm milâdı: Sırrı Â'la Suresinde... "Hanif kelimesi unutturuldu". Rasulullah'a bile unutturuldu. "İbrahim milleti" kelimesiyle birlikte unutturuldu, İbrahim sevgisiyle birlikte unutturuldu" diyor. Sonra da sözü "ayrılığa" getiriyor:

"Gün o gün ki, Âli İmran 104 ile birlikte "ayrılın" diye ima edilmişti. İki doğunun ve iki batının Rabb’i tarafından 114, öncelikle klasik Hristiyanlıktan ayrıldı ve sadece İslâm olmadı, Hanif Müslümanlar oldular... Hanif kelimesinin doğu tarafından bilinmesi istenmedi, araya kesin bir uçurum kondu. Batın batı / 114 grubu "Hanif" Müslümanlık yerine Hafif Müslümanlığı gündeme getirdi. Allah'ın emir ve kazasının inmesini beklediler.

Söz konusu kaza şuydu: "Âli İmran 104, ayrılacaklar"ın çekirdeği olan doğru doğunun atakları bekleniyordu. Ama ortada kimse yoktu... 114'lerin ise, "Hanif" kelimesini kullanması için bir oluşum gerekiyordu. "Bir kavim/zümre kendini düzeltmezse Allah da onları düzeltmez" âyeti uyarınca 1965'den beri çok uzun bir süredir bekliyordum. Tüm kitap dinlerinin protestantlığı yaşanmıştı: Her din kestane şekeri hızıyla bozulduğu için, en son gelmesi gereken protestantlık olmuştur. Ancak İslâm dini özde tamamen bozulmasına rağmen zikr (Kur'an) korunduğundan Haniflik de korunmuştu. İslâm protestantlığı olan Haniflik, dinin bozulmasına bir tepki olarak çıkmadı. Haniflik, İbrahim İslâmiyeti’nin Kur'an çerçevesinde yeniden açığa çıkmasıdır. Bir öze dönüş olayıdır. Âli İmran 110. Âyette yer alan din, Hanif dindir. Rasulullah'a da emredilen dindir.

Size bir ilahi messenger'dan mesajı "açarak" iletmeyi sürdürüyorum (ilâhi derken, biyolojik bir radyodan, organik bir yayından söz ediyorum). Messenger diyor ki: "Haniflik kelimesi ve 104, ayrılanlar" fenomeni (Allah'ın kazası) gerçekleşmiştir. Unutturulan Haniflik bizlerin miladıyla, ilk kez, Kur'an tarihinde ilk defa hatırlatılmıştır. Bizler yani sizler bu muhteşem haberin var edicisisiniz. Sizlere teşekkür ediyorum".

İbrahim Milleti, Rasulullah Ümmeti olarak ve Hanifcandaşlar olarak ortaya çıktık. Âlâ Suresi'ni anımsadınız mı? "Sana bu âyetleri okutturacağız ve sen onları asla unutmayacaksın. Ama Allah'ın unutturacakları müstesna". İşte o müstesnayı yaşıyoruz. Petrol gibi, Haniflik çağı da bizim için unutturuldu ve konserve edildi. Milat ile birlikte ve Şi'ra (şuurlu) olarak hatırlatıldı. Şuurlandık, bir kavim (İbrahim milleti) kendini düzeltti ve Allah da o milleti düzeltiyor. O millet biziz, zerrece kuşkunuz olmasın. Kuşku duymayın çünkü messenger "target-response" hattını kurdu ve ilk meyveleri geldi.

Şu an, benim laptop'um onda ve açık. Bu bir naklen yayın gibi oluyor, "geçmiş ve gelecek" ya da en doğrusu, neden ve sonuç birbiriyle ilişkilendi. Yani bunu ilk kez yaşadığımız için "kuşku duymaksızın", yaptığımızın doğru olduğunu ve Hanif olarak adreslenenlerin biz olduğuna,  Allah'a inandığımız gibi inanıyoruz" diyor.

Burada yorum yapmaya gerek yok. Sadece bir "ayrılıktan" söz edildiğini anlamamız yeterli. Bu ayrılık, bu bölünme, yalnızca Müslümanlar arasında bir bölünme değil, Zig-Zag'taki bölünmenin de sinyalidir!

1 Mart 2002 Cuma e-söyleşisinde şu açıklamayı buluyoruz: "Hanif kelimesinin sadece bize saklandığını ve şimdiye kadar İbrahim'den sonra kimseye verilmediğini Mighty-Messenger hattından öğrendiğimden beri (evvelki gün) Allah ile girift oldum. Messenger söylemeseydi, bunu hiç aklıma getiremezdim. Bizlere saklanmış Hanif kelimesi, İbrahim Milleti kelimesi ve yeryüzü tarihinde ilk kez bizler kullandık Millenium'a doğru ve sonrası. Bu Allah'ın bir lütfudur. Hissedin, Allah sizlere sakladı bunu ve tuhaf olan o ki, Mighty ile iletişim doğdu.

İlk mesajı da şuydu: "Hanif kelimesini Allah 2000 miladına saklamışmış meğer". Bizler saklı bir kelimeyi üstlendik.

İkinci mesaj da şu: Wemb, We 3M biçiminde olabilirmiş. Yani We=Biz 3M (Mighty, messiah, maitrea). Torunlarla konuşulabiliniyor. İnanılır gibi değil! Hele onun adı Adler ise... Bu da imkânsızın ötesine geçmek oldu resmen. Biz şanslıyız. Şu ömrümde beni en vuran şey "Hanif" kelimesinin Âlâ Suresi'ndeki sır uyarınca sadece bizlere rezerve edilmesi ve kullanma izni verilmesi... Öyle ya Âli İmran 104'de "İçinizden iyiliği emreden, kötülüğü yasaklayan bir grup ayrılsın" her çağ için geçerlidir. Ama muhatabı kimdir? İşte onun yanıtı geldi: O bizleriz. O âyet bizim için yazılmış ezelden. Bunun için secde ettim ve siz de ediniz."

"Toplam 23 redaktör, editör var. Daha da önemlisi Mehdîst düzeni bizler yazacağız. Mehdî üç asır sonra (ki bir messenger kadar yakın) onu uygulayacak. Başka nasıl bir kaynak arayacak Mighty? Hadislerle karşısına dikilen Süfyanistlere karşı? Madem ki ilk Haniflik bize saklanmış, bunu yapacak olan bizleriz. Allah ruhsat verdi, aşikar. 110 tamam ama, 104 ve 113-115 artık bal gibi belli Hanif'ler için, şimdiki Hanifcandaşlar için. Bir biçimde Kur'an'da yer alıyorsunuz, buna da secde ediniz. Ben ettim" diyor.

Burada ilgimi şu ifade çekiyor: Hans, " Öyle ya Âli İmran 104'de "İçinizden iyiliği emreden kötülüğü yasaklayan bir grup ayrılsın" her çağ için geçerlidir. Ama muhatabı kimdir? İşte onun yanıtı geldi: O bizleriz. O âyet bizim için yazılmış ezelden" diyor. 

Hans bunu bir e-söyleşide söylüyor. Yani kendisini "dinleyen" bir gruba söylüyor. Bu dinleyici grubundaki insanların "Hanif" olduğunu nereden biliyor? "Ben Hans'çıyım" demek, ya da "Ben Hanif Grubu'ndanım" demek, Hanif olmaya yetiyor mu? Bir parti ya da futbol takımı için "Ben şu partidenim" ya da "Ben Fenerbahçeliyim" diyebilirsiniz. Bunda anlaşılmayacak bir şey yoktur ve öyle dediğiniz için ve öyle dediğiniz anda şu parti ya da bu takımdan olursunuz ama "Ben şu dindenim" ya da "Ben Müslüman'ım" dediğiniz anda o dinden olur musunuz? "Ben iyiyim" ya da "Ben iyilerdenim" demekle iyi olunur mu? "Ben Müslüman'ım!" dediğiniz zaman, siz Kur'an'ın aradığı insan olur musunuz?

Dini bir içsel gelişme programı olarak değil de parti olarak anlıyorsanız, bu anlayışa göre siz haklısınızdır. Ama "Ben Müslüman'ım" dediğiniz zaman gerçekten Müslüman olur musunuz? Yani siz inandım demekle salınıverileceğinizi mi sanıyorsunuz? Peki "Ben Hanif'im" demekle Hanif olabileceğinizi sanıyorsunuz? Ben sanmıyorum; çünkü Hanifliği, kökü İbrahim'e dayanan bir parti ya da dinsel grup olarak değil de, içsel gelişimin bir düzeyi olarak anlıyorum. Bana Hanif, "temiz" yani "arınmış" kişi olarak görünüyor. Tasavvuf terimi ile söyleyecek olursam, bana Hanif, son aşama yani "Nefs-i Zekiye" olarak görünüyor! Buna göre de bize düşen "Ben Hanif'im" demek değil, "Hanif olmak istiyorum" ya da "Ben Hanifliği seviyorum" demektir. Bu ancak böyle söylenebilir. Böyle söylenir ve bununla insan ancak arınmanın yolunda olduğunu ifade etmiş olur; o arınma yolunu bitirdiğini değil. Bu arada, temizlenmiş bir insanın "Ben temizim" dediği de görülmemiştir! Sanırım Hans, Hanifliği bir tür "parti" olarak alıyor ve ben Hânif'liğin asla bir parti ya da takım olabileceğini sanmıyorum. "Genç Parti'li olmak", "genç olmak" değildir! 

10 Mart 2002 Pazar e-söyleşisinde Hans, ayrılıkçı çizgiyi sürdürüyor ve "Hanif'liğin tüm yasaları bambaşka ve değişiktir. Bunun için zordur Hanif olmak... Hanifliği yaşamak... Aslında dinlerin en kolayı Hanif İslâm dinidir. Bilselerdi! Dünya’daki tüm dinlerin adı İslamiyettir. Tüm İslâm dinlerinin en güzeli ise Hanifliktir.

Allah'ın en sevdiği tek şeyi yani Hanif İslâmı insanlar nefretle anıyorlar. Hanif İslâm'ı nefretle karşılayanlara Süfyani deniyor. "Onlar kinleriyle ölsünler" buyuruyor Allah. Rasulullah'a ilk uyanlara da babaları ve yakınları "Sapık, putlarımızı bırakan kafir, Muhammedçi" dediler. Ve şu Âyeti unutmayın: "Sen onların çektiklerini çekmeden cennete gideceğini mi sanıyorsun?" diyor.

Burada duralım biraz. Hans, "Hanif'liğin tüm yasaları bambaşka ve değişiktir" diyor. Bu gayet tedirginlik verici bir ifade. Sanki, Kur'an ilkelerinden, mevcut Müslümanlıktan ve batılı Zig-Zag grubundan farklı bir söyleme yöneliyor gibi. Yukarıdaki sözü söylerken ya bu farklılaşmayı daha doğrusu ayrılıp bölünmeyi kabul etmek ya da şu soruya cevap vermek zorunda kalıyor: Ortada Kur'an ve onun değişmez ilkeleri varken ve bu ilkeler Hanifliği de içerirken, apayrı bir şeymiş gibi Haniflikten söz etmenin ne gereği var? Hans bu nokta ile ilgilenmeli ve bir cevap vermelidir. Eğer yaptığı şey, Hanifliğe övgü düzerken, coşup kontrolu yitirerek dil çatallaşmasına düşmek değilse, yukarıdaki soruya bir cevap vermeli ve bu sorunu hazmedilir biçimde çözümleyip bir ortak uzlaşım sağlamalıdır. Ya da?... Hımm...  

Hans, 13 Mart 2002 Çarşamba e-söyleşisinde de Hanif - Mehdî – İsa bağlantısına değiniyor ve "Mehdî ve Mesih şu satırlardan haberdarlar. Onların kütüphanesi bizleriz. Yazılanı okuyorlar, sen yazdığın anda... Yazılan tarihe geçiyor. Hangi tarihe? "Hanif kelimesinin yeniden keşfedildiği" bugünlere... 6 bin yıl aradan sonra bugün keşfedilen bu kelimenin şu satırlarla nasıl belirlendiğini ve belirginleştiğini gelecek ve onun üç majisyeni birlikte okuyorlar.

Allah o kelimeyi bize sakladı, 6000 yıl sonra bize ihsan etti. Gelecek size çok şey borçlu. O geleceği siz kuruyorsunuz. Hanif'liğin çıkış tarihi 2001 yılı kabul edildiğinden, geleceği ismen tek tek sizler inşa ediyorsunuz.

6000 yıl önceki "arkeolojik kalıntı" sandığınız Hanif din, milletin babası İbrahim ile birlikte şimdiden başlayarak sizlerin geleceğinde... Sizlerden örnek alarak Mesih Hanif oldu, Mehdî Hanif oldu. Siz daha önce Hanif oldunuz...

Allah'ın indinde Hanif dinden daha güzel bir din var mıdır? Tüm dinler İslâm ama birbirinden çirkinleştirilmiş. Hanif dinden güzel bir İslâmiyet daha var mı? İki kez iman eden, iki kez selam (barış) diyen, ikinci cenneti isteyen, iki kez razı olan ve rıza veren, itikatta, imanda, insanlıkta, iyilikte, irfanda ve ilimde iki defa başarılı, iki kez Müslüman. İşte bu bizleriz, Hanif'ler...ve Haniflik kıtasını keşfettik ya, artık o kıtaya Mehdî yerleşecek, Mesih yerleşecek. Ama Kristof Kolomb olmak bize düştü, biz keşfettik. Geleceğin "The Khaniff World"ü onlar tarafından kurulsun. Tek din, tek mezhep, tek şeriat, tek adres, tek yarışmayan, tek yakışan din Hanifliktir" diyor.

29 mart 2002 Cuma e-söyleşisinde ise, Hanif ve Zig-Zag ilişkisine yöneliyor ve "Her batılı Müslüman bilim adamı Zig-Zag'çı, Hanif değildir. İki yüz kadarı Cat Stevens kafasından hareket ediyor. Doğu-batı yok "Bizler" varız: adımız Hanif'ler! Batı içinde 200 kadar Müslüman'ın Hanif olmayışı, sizlerin Allah katındaki üstünlüğünü gösterir. İslâm olmak herkese nasip olmadığı gibi; İslâm olanların içinde Hanif olmak da herkese nasip değil! Ben Bağdadi'ye değil; Hanifliğe bakıyorum (Allah da ona bakıyor kuşkusuz). Doğu-Batı ayrımına gerek yok, birlik Hanif olmaktan ibarettir. 104 ve 114 Hanifler birliğidir."

" İlk mesajı Jana getirdi bize: "Haniflik kavramı binlerce yıl boyunca unutturulup, sadece 2001, 26 Ağustos'unda hatırlatıldı. Allah bu kavramı ve makamı sadece Milleniumlulara saklamış" diye geleceğin tarihinin bizleri yazdığını öğrendim önce...

İkinci olarak, bizlerin, Mighty ve Messiah'ın zaman boşluğunu dolduran ve tarihin Zaman Kehf'ini dolduran yegane güç olduğumuzu öğrendim. Öğrendik ki, biz 300 yıl boşluğuna düşmüş Mighty ile 2000 yıl boşluğuna düşmüş Messiah'ın da bu boşluklarını gideren tek operatör güçleriz" diyor.

İlginç şeyler söylüyor ve Zig-Zag'taki çatlamanın görmezden gelinemez sinyalini değil, göz ardı edilemez haberini veriyor. Şimdi şu ifadelere bir bakalım: "Doğu-Batı yok "bizler" varız: Adımız Hanifler!" Bu ne demektir? Bu, "Bağdadî de Tezkire'deki Hızır plânı da Zig-Zag da bitti" demektir. Bu Zig-Zag'da zorlanmaya ilişkin çıtırtı değil, bölünmeye ilişkin kütürtüdür! "Batı içinde 200 kadar Müslüman'ın Hanif olmayışı, sizlerin Allah katındaki üstünlüğünü gösterir" diyor. Bundan da aslında Zig-Zag içinde Kıyamet'in koptuğunu, bölünmenin çoktan gerçekleştiğini, olayın üzerinden biraz zamanın geçtiğini bile anlıyoruz! Bu ifadeden, Zig-Zag'ın artık bölündüğünü, Hans ve o üçlü ekibine (Hans-Jana-Hawking) majisyenler grubuna, Zig-Zag içinde 100 cıvarında Zig-Zag üyesinin katıldığını da anlıyoruz. Açıkça "Ben Bağdadi'ye değil; Hanifliğe bakıyorum" diyor. Böylece Haniflik kavramının Müslüman dünyasına olduğu kadar Zig-Zag camiasına da iri bir meteor gibi düştüğünü ve ayrılmalara, bölünmelere yol açtığını görüyoruz.

"İkinci olarak bizlerin, Mighty ve Messiah'ın zaman boşluğunu dolduran ve tarihin Zaman Kehf'ini dolduran yegane güç olduğumuzu öğrendim. Öğrendik ki, biz 300 yıl boşluğuna düşmüş Mighty ile 2000 yıl boşluğuna düşmüş Messiah'ın da bu boşluklarını gideren tek operatör güçleriz" diyor. "Bizim" derken neyi ya da kimleri kastediyor dersiniz? Zig-Zag'tan ayrılanları ve onların başında bulunan üçlüyü! O üçlü de daha önce dediğim gibi Jana, Hawking ve Hans. Bu arada iddia da müthiş; gelecek olan Mehdî ve İsa'ya kadar gerekli olan zaman süresinde operatör güç olmak! Böyle bir iddia, kendiliğinden Hızır ve Bağdadî misyonunu bitiriyor ya da iptâl ediyor. Bir başka deyişle, geçersizliyor.

Anlaşılan o ki, Jana ile birlikte Zig-Zag'ta bir bölünme başlıyor. Bu bölünmenin kaynağında, gelecekteki İsa ve Mehdî için köprü olma, yegane operatör güç olma iddiası var. Bunların birinci derecede bağlantısı Mehdî'yedir. O yüzden de "Hanif" kavramına önem veriyorlar. Doğrudan bu kavrama bağlanıyorlar. Aslında kurguda bir tutarsızlık ya da aykırılık yok. Ama ortaya çıkan deprem ve çatırdama büyük ve kaçınılmaz. Çünkü mevcut Müslüman dünyasını derinden ve şiddetle sarsmakla kalmıyor Zig-Zag'ın da sonunu getiriyor.

Peki ya önceki kurgular ne olacak? Mehdî 2050'de gelmeyecek miydi? Zig-Zag, o gelince açığa çıkıp kendini fesh etmeyecek miydi?   2050'ye kadar Kürsi quantları bulunup, zaman gezmenliğine başlanılmayacak mıydı? Sanırım onlar da bir biçimde gerçekleşecek; çünkü Zig-Zag tamamen kendini feshetmiş değil. Bir biçimde o geleceğe ilişkin plân yürütülebilir. Ama asıl Hans'ın işi zor görünüyor. Çünkü kendi başına geleceğe ilişkin bir plan yapamaz. Bütün ümidi Jana ile ilişkisinde. Açıkça "Bundan sonra Zip-Zap'ın işi Jana'dan gelecek olan mesajlara bağlı" diyor. Demesine diyor da ya gerçekten Jana 2054'e gönderildi ise ne olacak? Hans bu soru ile de ilgilenmelidir.

5 Nisan 2002 Cuma e-söyleşisine gelindiğinde Hans yine Hanif'likle ilgili şu açıklamayı yapıyor: "3M ile kurulan ilk irtibatta (Miss-Trespassenger aracılığıyla), aldığımız inanılmaz mesaj şuydu: "Allah'ın kitabında yazılı olan Haniflik, kurucusu İbrahim'den beri Allah'ın unutturduğu Âyetlerinden biriydi. Haniflik, bundan 310 yıl önce (Yani 2001'de) Âli İmran ailesinin üç dalı olan 104-114 ve bunların buluştuğu 110 (Zip-Zap) aracılığıyla gündeme getirilmiş, daha doğrusu Allah tarafından ambargosu kaldırılmış protestan bir İslamiyet’tir" diyor. Bunu söylerken de Zig-Zag'taki bölünmeyi dış dünyaya açıklamış oluyor.

Burada da biraz duralım. Hans, açıklanması gereken ilginç şeyler söylüyor.

"Haniflik, bundan 310 yıl önce (Yani 2001'de)" derken bir zaman kaymasından ve böylece kazınılmış olan 50 yıldan söz ediyor.  

"Âli İmran ailesinin üç dalı olan 104-114 ve bunların buluştuğu 110 (Zip-Zap)" derken de 104 doğulu, 114 batılı ve 110 Zip-Zap yani Zig-Zag'tan ayrılanlar kastedilmektedir.

Buradan öğrendiğimiz ilginç şey, Hans-Jana-Hawking çekirdek grubuna 110 Zig-Zag üyesinin katıldığı ve kendilerine "ZİP-ZAP" dedikleri. Bu bölünme ve ayrılmanın bir tür resmîleştirilmesi anlamına gelmektedir.

Kazanılan 50 yıl ve ZİP-ZAP'tan ayrıca söz edeceğim. Şimdi hızla 7 Temmuz 2002 Pazar tarihli e-söyleşiye gelmek istiyorum. Hans şöyle diyor, "Jana konferans hattında ve şunları yazmamı istiyor:

Hanif olmanın ölçüsü şudur: Hanif İslâm ile ilgili Âyetleri bilen ve uygulayan, salih ameller işleyen ve takva sahibi olan Hanif Müslümanlık, kimsenin tekelinde ve yargısında değildir. Onu yargılayan Allah'tır. Görev, Hanif olduğunu söylemektir. Yargısı daima olduğu gibi Allah'ımıza aittir. Allah ve kulu arasında kimse kimseyi "Hanifsin" değilsin gibi yargılamamalı. Haniflik "Niyet ettim ... Namazını" kılmaya der gibi, niyet etmek ve onu ifa etmekten ibarettir. (Mesajın sonu)

Geleceğin majisyenlerinin üç yüzyıllık deneyimlerinin tortusu budur... Mesaj Jana'nın kendi fikri değildir, nakilden ibarettir... Ve şimdi bir daha soruyor: Zip-Zap da çatlıyor, bölünüyor mu? "Zipzap üçyüz işaretli şehittir" diye ekleyerek...

Benim fikrim, nifak bizleri Allah, kul ve gelecek nezdinde rezil eder. "Barış ve barış"ın şartı, sonsuz hoşgörüyle tolere etmektir. Anlayış olmazsa kavrayış olmaz. Eğer "Rabbim ilmimi çoğalt" diyorsak, önce bilime adanmış olmalıyız.

Haniflik İbrahim Milleti'nin kesin söylemidir. İbrahim "Romantiktir", İbrahim atamız şairdir. "Materyalizmi hiç sevmez, radikal değildir, fundementalist değildir. İbrahim bize şimdiki 5 İslâm şartını kendisi getirmiştir. Allah'tan istemiştir:

1.      Hanifliği (Kelimei şehadeti/tevhidi) hem de binary olarak

2.      Kendinden önce sadece secde halinde olan ibadeti şimdiki namazımız haline getiren (rüku, kıyam, kade, secde), günün iki tarafında ve bütün gece olmak üzere üç vakit olarak belirleyen, iki rekat olarak (korku halinde bir rekat) empoze eden İbrahim atamızdır. Ondan önce secde dışında (Adem'inki gibi) hiç namaz yoktu. Salat, İbrahim babamız ile birlikte var edilmiştir.

3.      İbrahim babamız Dünya’nın en fakir yerine gitmiştir. Bir yıl içinde bir tek damla yağmur düşmeyen kum çölüne kendisine uyanları yerleştirmiştir. Zorunlu oruç şartını Rabb’imiz değil İbrahim atamız koymuştur. Ramazan ayını ve imsak-iftar arası mutlak açlığını İbrahim babamız koymuştur. Savm'ın da kurucusu İbrahim babamızdır.

4.      O yoksullukta, bir sosyal denge eseri olarak zekatı farz ettirten de İbrahim babamızdır.

5.      Evrensel kıble olan Beytullah'ın yerini bulan ve onu Allah'ın evi olarak inşaa eden, sonra onu tavaf ederek Hacc şartını da Allah'tan isteyen odur.

Rabbimiz sadece tek dostu İbrahim'in hiçbir arzusunu kırmamıştır. İbrahim eğer 5 vakit namaz deseydi onu öyle kılacaktık. Fakat dememiştir! Tersine Kur'an'da ikame edilen namaz üç vakittir. İbrahim eğer gidip de Babil'de Allah'ın evi olan kabeyi inşaa etseydi, biz de oraya yönelecektik. Eğer İbrahim, on gün ve meselâ sadece gece oruç tutsaydı, biz de öyle yapacaktık.

Önce bunu anlamalıyız: Farz eden Allah'ımız fakat farz ettirten ise, dostu İbrahim atamız! Allah'ımız Hanif İslâm dinini sadece İbrahim dostu için, onun istediği biçimde deruhte etmiştir. İşte İslâm ile Hanif İslâm farkı budur. Bu bilinçle Hanif'siniz ya da değilsiniz. Kuşkusuz Müslümanların yeri cennet'tir ama Hanif Müslümanların yeri cennet değildir. Cennet o seçkin yerin yanında cehennem kadar zevksiz kalır.

Allah kullarını üç sınıf yaratmıştır: Altta sağ ve sol, bir de üstte bir yer. Altta "selam" denir, üstte "selam ve selam" denir. Altta bir tek iman yeterlidir, üstte iki kez iman gerekir, vs... Ve gelecekten geriye; yani günümüze değin bir flashback yapıldığında sosyal hareket olarak Hanif’liğin beklenen, özlenen, istenen, nihayet dedirten protestanlık olduğunu bilmeliyiz. Geçmişteki örneğiyle sanki Martin Luther'in Vatikan ve Fener'e başkaldırması gibi.

Bilmeliyiz ki, biz atamız İbrahim gibi protestocuyuz. Elimizde balyoz, özbabamızın bile putlarını (bidatlatını, mukallitliğini) kırarak bizler Hanif olacağız. Atalarımızın dini kendilerine, bizim dinimiz bize. Beklenen İslâm protestanlığını oluşturarak tarih yazıyoruz!.. Biz protestan İslâm'ı yapıyoruz. Protestan İslâm, Hanif dinden ibarettir.

Şunun önemini kavradık mı acaba? Hanif kelimesini 14 yüzyıldır Kur'an'da okuduk geçtik. Eski bir din, İbrahim'in ilkel dini sandık, öyle zannettik. Onu Rabb’im ARZ'dan bir Dabbet çıkarana kadar sakladı. Âlâ Suresi’ndeki gibi: "Sana Kur'an'ı okutturacağız, bunu unutmayacaksın". Fakat "Rabb’inin unutturdukları müstesna...". Haniflik de (şeytan tarafından değil), Allah tarafından unutturuldu ve ta ki bir Dabbet bunu yeniden hatırlatana kadar Kur'an içinde saklanmıştı. 14 asır bunu kimse farkedemedi. Kimse orada "haniyfa" kelimesini, "Milleti İbrahiym" ibaresini göremedi. Dabbetül arz'dan başka hiçbir kimse bunu söylemeyecekti... Gören olsaydı, mangalda kül bırakmaz, Hanifliği ta bin yıl önceden mezheb gibi kurardı. Gören de olmadı. Gören olsaydı zaten "dabbetül arz" o gören kişi olurdu."

Burada ilkin şu ifadenin üzerinde durmak istiyorum: "Haniflik, niyet ettim ................    namazını kılmaya" der gibi, niyet etmek ve onu ifa etmekten ibarettir" deniyor. Şurada ısrar etmek istiyorum: Niyet etmekle "temiz" olunmaz, temiz olmaya çalışanların grubundan olunur. Böyle bir gruptan olmak, insanı Hanif yapmayacağı gibi, taklit yoluyla Hanif'liğin tepkilerini vermek yani Hanifliği ifa etmek de insanı Hanif yapmaz. Doğrusu ya... Yukarıda yapılan açıklamadan ben, Hanif'liğin Hans ve grubunca, bir grup, bir küme olarak anlaşıldığını anlıyorum. Hanif takımı diye bir takım, Hanif partisi diye bir parti olamaz. Böyle bir gruplaştırmayı, cemaatleştirmeyi ya da takımlaştırmayı ancak, o grubun içinde olmayan birileri yapabilir. Hiçbir temiz "Biz temizler" demez. Çünkü hiçbir temizin gözünde "temizler grubu ya da partisi" diye bir cemaat ya da öğreti yoktur. "Döndüm kıbleye, uydum Hans'a, niyet ettim, niyet eyledim temizler partisinden olmaya!" Böylece, kendisine "Hanif" diyenler grubuna girersiniz ama bu Hanif olursunuz demek değildir! Bence Hanif kavramının içine etmenin en etkili ve garantili yolu, onu bir grubun simgesi haline getirmektir.

Peki, acaba Hans'ın sözünü ettiği Hanifliği, 1500 yıllık Kur'an yorumu olan Müslümanlığa karşı bir "protesto" ve "sorguculuk" olarak anlasak nasıl olur? Aslında, Hans'ın sözünü ettiği Hanifliğin en net, en belirgin tanımı bu görünüyor. İyi ama bu iki kavramın işaret ettiği kavram neden Hâniflik olsun? Karşı çıkma ve sorgulama, her içinde bulunduğu gruba, görüşe, öğretiye doyan ya da bıkan insanın klasik hâli ve tepkisidir. Dolayısıyla buna, bu duruma, Hâniflik değil "Gınâcılık" denmelidir ve her gınânın bir kopuşu simgelediği çok açıktır. "Hânif" sözcüğünü "temiz" dışında bir sözcükle karşılamak, bana olanaklı görünmüyor. O "temiz"i ya da "temizliği", davranışlarda Kur'an ilkelerinden başka ilke kullanmamak olarak anlamak da yanlıştır; çünkü bir komünist için de arınma söz konusudur ve bu, komünist ilkelerden başka ilkeye dayanmamak, başka bir ilkeyi referans almamak demektir. Temizliği "arınma" ile tanımlamak, arınmayı da özdeşleştiğimiz kimliklerin davranışlarımızı yönlendirmesinden kurtulmak olarak anlamak gerekiyor. Bloke edilmemiş saf farkındalığı ile davranan, arınmış ya de temiz insandır. "Ben Müslümanım!" demek bile insanın kendisine eş koşmasıdır! Oysa arınma ya da temizlik, tüm özdeşleşmelerin dışında davranabilmektir. Ben arınmayı böyle anlıyorum. Bu "Hânif" ile Hans'ın Hanif'i arasında ise, hiçbir yakınlaşma ya da uzlaşma göremiyorum!

İkinci olarak değinmek istediğim nokta şu: İslâm'ın beş şartı yerine Hanif'liğin beş şartı. Bu bir belirginleştirme çabası elbet ama bu haliyle yeterli değil. Ciddî ciddî Hanif'liğin İslâm'dan (Kur'an ilkelerinden) ve bugünkü Müslümanlıktan farklarını ve benzerliklerini listelemek gerekiyor. Hans'ın sözünü ettiği haniflik konusunda, şimdilik, Hanif kavramına zum yapıldığını ama bu benzerlikler ve benzemezlikler üzerine yeteri kadar güç ve cesaretle gidilmediğini görüyorum. Yalnızca "Hanif" kavramı etrafında, Müslüman doğu dünyasından ve Zig-Zag'tan adam devşirilip, Mehdî'ye yandaş sağlamak üzere bir tohumun atıldığını görüyorum, hepsi bu.

 

Kazanılan 50 Yıl, Zip-Zap Ve Tic-Toc

Hans 2002 başlarında zaman zaman "Kazanılmış 50 yıl"dan söz ediyor. Şimdi önce bunun üzerinde duralım, sonra da "Zip-Zap" konusunu görelim. 

20 Ocak 2002 Pazar e-söyleşisinde, "Bugünün önemi şu: "Tele-tensor" (Zaman içinde ulaşım ve erişim menzili) günümüz ile MMM majisyenleri arasında "Ölü mesafe"  idi. Yani menzil dışıydık. Bu mesafenin 2050'lerde alınacağı sanılıyordu ama Allah lütfetti... Yarım asır kadar bir kazancımız oldu birden bire (zamanın doğası gereği, bize bir ikram oldu). Geleceğe 45 yıl daha yaklaştık ve düşünce hızı telepatisyenliği için gereken ünlü 300 yıl mesafesi alındı. Misyonumuzun bağlı olduğu Mighty (Arapça Mehdî) ile aramızda bugün gereken menzil için tam irtibat sağlanmış oldu" diyor.

Burada bir "Zil-Zal",  zaman indi-çıktısı ya da bir zaman kayması-kırılması söz konusudur ve bu kayma ile birlikte Jana gündeme gelmektedir. Bir başka deyişle, Zil-Zal ve Jana'nın messenger olarak ortaya çıkması, yakın zamanlı olaylardır. Bunu 50 yılın kazanılması izlemektedir. 50 yıllık kazanım konusunda, 29 Mart 2002 Cuma e-söyleşisinde Hans, "Jana, Haniflik kelimesinin bizlere "copyright" olduğunu... Mighty'nin geleceğin İslâmı ile ilgili ivedi doküman beklediğini, Allah'ın bize kazandırdığı 50 küsur yılın Jana'nın felcinden hemen önce oluştuğunu bildirdi" diyor. Buna göre, 50 yılın kazanılması demek, Mehdî ile bağlantı kurabilmek için gerekli 300 yıllık mesafeye düşmek demektir. Bir başka deyişle 50 yılın kazanılması demek, Jana'nın Mehdî ile bağlantı kurabilmesi demektir. Jana'nın Mehdî ile bağlantı kurması demek, Zig-Zag'ın çatlayıp bölünmesi demektir. Zig-Zag gerçekten de çatlayıp bölünmüş ve bu bölünmeden Zip-Zap çıkmıştır.

Öyle görünüyor ki, Zip-Zap; Hans, Jana ve Hawking çevresinde oluşan ve hem doğuyu hem batıyı içine alan, kendilerine Hânif deyen, Mehdî bağlantılı grup demektir. Ve doğal olarak bu, aynı zamanda Tezkire'den kaynaklanan ve Zig-Zag'ın uyguladığı Hızır ve Bağdadî planından farklı bir oluşum, farklı bir plan da demektir. Bu farklı oluşum içinde Hans, bir yandan kendi Zip-Zap grubu için 310 kişiye tamamlanma gayreti içinde görünüyor, bir yandan Hanif Müslümanlığın temelini oluşturacak Kur'an Tefsiri'ne soyunuyor, bir yandan kitap yazacak "mürsellerini" arıyor. Bir yandan da 300 sene sonra Mehdî ile buluşacak Tic-Toc grubundan söz ediyor.

İşte bütün bu oluşumları anlatan e-söyleşiler şunlar:

30 Eylül 2001 Pazar e-söyleşisinde, "Bir önceki KMA "Hans Von Aiberg, insanlık için bir nimet ve Allah'tan rahmettir." yazmıştı ve ben de yayınlamıştım. Ben önce benden başkasından bahsediyor diye okudum, bir dakika sonra, "Yav bu benim" diye zıpladım. İşte o gün kendimi şımarttım. Çünkü bunu yazan insan çok çok çok çok çok yüce bir insan. Onun ölümünün üzerine (Eğer ölüm ise), 17 yıl geçti. O arada bu kurum (KMA) askıya alındı. Dr. Sigefried Saga tarafindan yönetildi. 26 Agustos 2001'de Sieg Saga çekildi. Böylece, Zig-Zag enterne edilmekten kurtuldu. Ekim Bey kurumu dağıtıldı. Yerine Zip-Zap geldi. Zip-Zap başında iki kişi var. Ekim bey yerine ben bakıyorum gibi oldu. Çünkü Doğu'ya en yakın batılı benim" diyor. 

20 Ocak 2002 Pazar e-söyleşisinde ise, "Bugün bir şey farklıydı... Kur'an tevili ya da yorumu, Allah'ın izniyle Zig-Zag'a verildi. Ben Zig-Zag'ın ikinci kaptanıyım"diyor. Böylece ilk kez tefsirden, Hanif kavramını işleyecek kitap yazarlarından söz ediyor. Bu yazarlar için de "Mürsel" deyimini kullanıyor. "Sizlerden bir çoğu yazar oldunuz ve Mürsel/risale vereceksiniz. Bir ortaklık ve seri halde kitap çıkacak. Kur'an meali benim üzerime yıkıldı" diyor.Aynı söyleşide, Zig-Zag'taki bölünmeyi de açık açık dile getiriyor ve "Maalesef 74 kişi aramızda değil. Olmayacaklar da... 313'den 74 eksiğimiz var. Çabucak mürsel olacak yetenekte Hanif ile Zip-Zap misyonu tamamlanacak, Allah inşa. Zick-Zack maalesef bizden ayrılmak üzere. Kaptanlara isyan ettiler. Bağdadî sevgisi ağır bastı, oriyantalize oldular. Zamanında Thule Qaanaaq cemiyeti de böyle bir sarsıntı geçirdi ve Thule, Siyonist/nazi güçlerin eline geçti. 74 kişi Zig-Zag'a geri dönmüyor ama Bedir Savaşı devam edecek...

313 mürselleri duydunuz mu? Mehdî resul... Mürsel de Resul ile aynı kökten "RSL". Mehdî Resul, 313 de resul. Mürsel, risale, broşür, kitap getiren. Bedir savaşında kimse kitap yazmadı... Okuma yazma bilen bile yoktu. Bu 313 mürseller kimlerdir acaba? İşte bu mürseller, sadece Kur'an'ın detaylarını çok iyi bilirler ve anlatırlar. Bir tek batıl, bidat sokmazlar o kitaplara. Hadislerden ve klasik öğretilerden yararlanmazlar. 313 mürsellerin biri benim.

74 eksiğin yerini siz Hanif'ler yani mürseller tamamlayacaksınız. Bu Allah'ın emridir, Hanif'lere görevdir. Onun için hayatımda ilk kez bugün kaptan dedim. Captain=İmam, ama lider değil. Gemi sahibi liderdir, kaptan değildir, armatör geminin sahibidir. Kaptan geminin sahibi değil emanetçisidir ve sadece o geminin imamıdır (Namaz kıldıran anlamında değil, yol ve yel veren yelken tutan, dümen kıran anlamında). O yüzden artık arkamızda 5000 işaretli meleği hissedince tevazu kurallarımın, doğal alçak gönüllülüğümün dışına çıkarak "captain" oldum, izninizle Hanifcanlar... Unutmayın ben armatör değilim, komodor (Lider) da değilim. Ben sadece kaptanım, serdümen sizsiniz, makinist sizsiniz... Allah yardımcımızdır.

O yüzden Hanifcanlar. Beni kınamayın, şaşırdı falan demeyin. Bu Hans von Aiberg'in serüvenidir. Bu bir Mürseller misyonudur. Allah'ın sözü Kur'an ve onu eliyle teslim eden Rasulullah'ın duası arkada 5000 melek, 313 Mürsel ve gelecek güzel gelecek..." diyor.

31 Ocak 2002 Perşembe e-söyleşisinde de yine tefsirden söz ediyor ve "Kur'an tefsiri çalışmalarım başlamıştır. 64 sayfayı (Matbu fasikül) bir haftada yazabildiğimi gördüm. Aslında çok daha hızlı yazarım ama, bu elimdeki Kur'an,  şakası yok. Çok dikkatli tefsir etmeliyim. Onun için 64 sayfa dedim.

Ben ilk cildimi 8 günde yazdım 350 sayfaydı ama bu Kur'an ve 7 anlamı var. Önce birinci anlamları ve ikincileri bir arada vereceğiz inşaallah. Birinciler ve ikinciler bitince de üçüncü anlamlar devreye girecek. En zorlaşan anlamlar ise dördüncüsü... Böylece Allah'ın izin verdiği yere kadar Kur'an ilk ve tek olarak birkaç yüzyılın bilgisini de içererek tüm anormalleri "Normalize" ederek ortaya konacaktır.

İnsanlık böylesini hiç görmedi. Digital bir Kur'an. İkili sistemde, içinde doğal 7 nota olan ve yukarıdan aşağıya yazıldığında cinlerin de mealini kapsayan bir Kur'an. Tüm teknik açıklamaların yer aldığı bir Kur'an ve ayrıca İngilizce" diyor.

27 Şubat 2002 Çarşamba e-söyleşisinde de aynı konudan söz ediyor ve "Artık birlikte yazacağız ve yayınlayacağız. Bizler yazacağız, kollektif yazacağız" diyor.

10 Mart 2002 Pazar e-söyleşisinde de aynı konuya değiniyor ve "Haniflik kitlelerin malı olabilir, bir tefsir ya da Haniflik adıyla yazılı bir tek kitap bu akımı oluşturacak güçte. İşaretimiz Messenger idi. Yani başlama vuruşu Messenger idi. O da oldu" diyor. 

10 Mart'tan sonraki günlerde "Şura"dan söz ediyor, şuraya gelmeyenlerin olduğunu söylüyor ve bundan yakınıyor. Aslında Zig-Zag'taki bölünmeyi ve Hanif'liğin açığa çıkışını anlatıyor. "Zig-Zag 78 fire vermiştir ve maalesef "Evliyalık" yasaklandığı halde , Mevlâna Halid-i Bagdadi'yi Gavs-ı Azam (En büyük kutub) ilan etmişçesine Şura'ya dahil olmuyorlar.

Böylece Bağdadî, Zig-Zag ve Zip-Zap üçgeni ikiye inmistir. Artık bire inecektir, artık birlenecegiz. Doğu-Batı ambargosu kalkmıştır. Protestant (Hanif) hareket başlamıştır ve mezhepçi ortodoks (Sünni) ve Katolik (Şii) İslamiyet ile ilgimiz kalmamıştır. Bu bir manifesto, ültimatom, beylik bir bildiri değildir. Ben ideolog ya da politikacı hele hele önder-lider değilim. İçinizden biriyim, aynı safta divana durmuşuz ikame-i salat ediyoruz. Yani ben kimseye beylik nutuk atmıyorum. Sadece Protestant İslamiyetin (Haniflik budur!) Miladi-Millenium'unun başladığını söylüyorum.

Hamdolsun ki, 2050 demeden (Kim öle kim kala) Milat, 2001 Agustos sonunda başladı. Haniflik izlencesini Rabb’imiz bize biran önce bahşetti. Hanif İslamiyet Hafif ve Hadis olan muarızlarından ayrıldı. Bu bir elektroliz olayıdır" diyor ve Haniflik için kitap yazımından ve yine tefsirden söz ediyor.

"Haniflik için ilerisi kalmadı... Hemen, derhal yurtdışı bir yayın evi şirketi oluşturup, iki haftada bir çıkan fasiküller halinde Haniflik başta olmak üzere, tüm Kur'an'ın sırayla 1-2-3-4-5-6-7. anlamlarından 7 takımlık bir devasa eser oluşturacağız. Aramızda redaktörler var, çevirmenler var. Bunun Dünya'da en çok satan kitap olacağını söylersem buna inanır mısınız?", "Bu kitabın ABD çıkışlı olması Dünya'da patlama yapacaktır. Batılılar yanında, bizim Müslümanlar da Kur'an'ın anlamını ilk defa öğrenecekler" diyor ve ekliyor "Aslında 50 yıl sonra olacaktı. 2050'de Zig-Zag yerini Tic-Toc'a bırakacak kendini lağvedecekti ama bu 26 Agustos 2001'de oldu, yaklaşık 50 yıl kazanıldı. Yani yarın 359 yıl sonra olacağına 310 yıla indi." diyor.

Ve geliyoruz 29 Mart 2002 Cuma gününe... Bugün Zig-Zag'ın bölünmüşlüğünün tescil günüdür! Şöyle anlatıyor Hans:

"Zig-Zag hakkında son oluşumları "zapta" geçmem gerekiyormuş. Zig-Zag'da bölünme tamamen kesinleşti. Ama bunda hayır var: "Bağdadî vasiyetçilerinin sayısı 200 civarında... Bu gruba "Zick Zack" da bağlandı. Ayrıca klasik "Doğu grubu" da "Eski Zig-Zag’ı" destekledi. Ancak beni Ekim/Hekim Bey olarak ilan ettiler. Hızır tezkirelerini Bağdadî'nin yazdığını kabul ediyorlar. Oysa bizler -adı üzerinde- Hızır Korkut'un yazdığını biliyoruz. Zaten tezkirelerde "Tarih" açısından bir tutarsızlık vardı: Bağdadî'nin "Ölümünden sonra" bile devam ettiği söylenegeldi. Bağdadi "evliya" olmaktan kaçındığı halde, maalesef Klasik Halidilik ve şimdiki "Ayrılıkçı Zig-Zag" ona velilik isnad ediyorlar.

Son oluşumda Mrs.cp/Miss.ccp/Miss.tres.passinger (Kaptan-yardımcı kaptan ve Jana) üçlüsünden oluşan K.M. Allein (Alias Allende) Şerif ül İslâm kurumunu, geleneklere ters buluyorlarmış. Tezkirelerin kullanma hakkını ve Zick-Zack adının kullanma hakkını diğer gruba verdik, Zig-Zag adı bizde kaldı. Zip-Zap ve Tic-Toc da bizim (sizlerin) mirası oldu.

Bu arada 1N Time Team'in mürettebatından bir kişi "Bu çağda" bırakılacak, diğerleri de dönecekler (ölecekler). Mezarsız ölecekler... Ama "Yolcu yolunda gerek" demeyecek bir kişi burada kalacak. Yani sarsıntı ardından "Eskisi gibi" ancak, yeni oluşumla (Hanif Batılılar ile Hanif sizler) bu oluşumda birlikte ilerleyeceğiz. 300 kişi olana kadar çabalayacağız. Şu sıralarda sizlerin ivedilikle katılması gerekiyor. Zig-Zag artık sır olmayacak, Bağdadî ismiyle anılmayacak ve en önemlisi Zig-Zag "Batı dalı doğulu ile buluşmasın, ahlâkları bozulur" diye bir vasiyet ya da safsataya uzak kalacağız.

Her batılı Müslüman bilim adamı Zig-Zagçı, Hanif değildir. İkiyüz kadarı Cat Stevens kafasından hareket ediyor. Doğu-Batı yok "Bizler" varız: adımız Hanif'ler! Batı içinde 200 kadar Müslüman'ın Hanif olmayışı, sizlerin Allah katındaki üstünlüğünüzü gösterir. İslâm olmak herkese nasip olmadığı gibi; İslâm olanların içinde Hanif olmak da herkese nasip değil! Ben Bağdadî'ye değil; Hanifliğe bakıyorum (Allah da ona bakıyor kuşkusuz). Doğu-Batı ayrımına gerek yok. Birlik Hanif olmaktan ibarettir. 104 ve 114 Hanifler birliğidir.

İşte durum bu: 300 kişi olup 300 yıl sonraya şimdiden direkt bağlanacağız. Bize yolumuzu "Geleceğin mesajları" çizecek. "Bağdadi'ye Allah rahmet etsin". Geçmiş öldü, gelecek ise dirildi. Doğmamış torunlar ile ölmüş atalar arasında bağlantı kuruldu. O bağlantı Miss.tress.passing..." Yani Jana demek istiyor.

 

 

 

 

 

önceki bölüm                               Kitap Ana Sayfa                                    sonraki bölüm