E)    HIZIR

 

Sıralama hakkında bir açıklama yaparak başlamak istiyorum. Hans'ın "Çeyrek Kala Çeyrek Geçe Kıyamet" adını verdiği, basılmamış bir çalışması var. Sanırım orada  kendi inisiyatifini kullanarak Kıyamet'in Gizli, Küçük, Ortanca ve Büyük işaretlerini sınıflamış ve sıralamıştır.

O çalışmaya ulaşamadım. O yüzden de onun kitaplarında ve e-söyleşilerinde söylediklerinden yola çıkarak Kıyamet konusunda söylediklerini toparlamaya çalıştım. Doğrusu pek de başarılı olduğumu sanmıyorum.

İlk uyumsuzluk Dabbe konusunda oldu. Sanırım bunun nedeni, Dabbe'yi kendine özgü bir tarzda yorumlaması. Böylece sıralamada bir düzensizlik oluştu.

O, Büyük İşaretlerin ilki olarak bir yerde İsa'nın geri dönüşünü, başka bir yerde de kendi sözünü ettiği Dabbe'yi ileri sürüyor. Böylece ne onun Dabbe'sinden vaz geçebildim ne de sırayı düzgün tutabildim. Tuttum Dabbe'yi Mehdî'nin önüne koydum. Böylece Dabbe, ortanca işaretlerin sondan ikincisi oldu. Oysa, Hans'ın dediğine bakılırsa, Büyük işaretlerin ilki olması gerekiyordu.

Sonunda yine onun dediğine uyarak İsa'nın ikinci gelişini Büyük işaretlerin ilki olarak belirttim. Bu kitaptaki sıralama böyle oluştu. 

Sıralamada bir başka bozukluğu da işte bu okumakta olduğunuz Hızır'la yaptım. Büyük İşaretlerin sonuncusu gibi bir görüntü aldı. Sonuçta benim yazdıklarımda şu sıralama ortaya çıktı: Dabbe-Mehdî-İsa-Deccal-Ye'cüc Me'cüc-Şeytan-Hızır.   

Hızır'ı nereye koymalıydım?

Aslında Hızır her yerde. Her yerde ve bütün zamanlarda! Peki işin aslı böyle iken ben neden Hızır'ı sona aldım? Sona aldım; çünkü bu kitap için öngördüğüm planın akışı böyle gerektiriyordu. Hızır'dan sonraki bağlantılarla Hans'a ulaşacağız; işte o zaman Hızır'ı neden sona aldığımı anlayacaksınız.  

Ve Huzurlarınızda Hızır. Bakalım Hans ne diyor onun için...  

 

Hızır'ın Özellikleri:

Hans Hızır'ı zaman gezmeni olarak tanıtıyor ama başka zaman gezmenlerinin olduğunu da söylüyor. Bunların içinde Hanif ekolüne bağlı olanlar da Zion grubuna bağlı olanlar da var. Zion grubundan olduğunu söylediği zaman gezmenlerine  "Zaman Teröristleri" diyor ve Marks, Freud ve Einstein gibi  bazı ünlü isimleri bunlar arasında gösteriyor. Bunların, Zion projesine göre tarihi değiştirme çabasında olduklarını söylüyor.

Hans'a göre Lokman peygamber, Deccal, Şeytan, Zülkarneyn, İsa da cinnî olmayan UFO'lar da birer zaman gezmenidirler. Hızır'a gelince, bazı yerlerde ona "Zamanın efendisi" diyor.

Hans'a göre, Hızır'ın birinci özelliği "Bilim"dir. Çünkü o bilginin suyunu kaynağından içmektedir. Çünkü o, Arş'ın Zeğ-Zağ katının ilmini almıştır.  Arşın en altındaki bu katta Levhi Mahfuz vardır. Yani Hızır, bilgisini Levhi Mahfuz'dan almaktadır. Allah tarafından Levhi Mahfuz'a bakma izni verilmiş olan tek bilinçli varlık odur. O yüzden onun bilgisi peygamberlerin bilgisinden bile fazladır. 

 O bu yetkin bilimle, geçmişi değiştirerek, geleceği  Tanrının buyruğuna uygun olarak yönlendirmektedir.

Hazreti Hızır’ın belirli bir yaşının olmadığını, hangi çağdaysa o çağın yaşı ve görüntüsü içinde olduğunu, yani çocuk veya yaşlı olabileceğini belirtelim. Kişilik yapısınin temel özelliği, barışseverlik, olgunluk ve aşırı merhamettir.

 

Hızır Zamanı

Hans'a göre Hızır'ın en önemli özelliklerinden biri de "zaman gezmenliği" dir. Hatta o Hızır için "zamanın efendisi" der. Bu da bize Hızır'la zaman arasında ilgiye değer bir ilişkinin olduğunu göstermektedir. Bu konuda Hans'ın yaptığı açıklama şudur: 

Varlığı uzaydan bağımsız deneylenemeyen, daima uzayla birlikte anılması gereken,  zaman diye bir şey vardır. Bu, fizik evrende görülen enerji çeşitlerinden hiç birine benzemeyen bir enerji türüdür. Hans ona "boyut enerjisi" de diyor. Onun da üç boyutlu fakat sanal bir uzay olduğunu söylüyor.

Artık zamanın biçimlerinden de söz edebiliyoruz. Bu, öyle geçmiş, şimdi ve gelecek türünden bir çeşitlendirme değildir. Hans, temelde bir nehir gibi akan doğrusal zamandan, bir de küresel zamandan söz ediyor. Küresel zamanın formüllerini o çıkarmıştır. İlgilenen ve anlayan biri olursa, insanlık yeni bir patlamaya daha tanık olabilir. Öbür taraftan, "CPT denen simetri yasaları var. T=Zaman dört yollu. İleri giden, geri giden. Bir ileri bir geri giderek sürekli osilasyon yapan zaman ve bir de Dehr yani dilediğin gibi kullanacağın, Master'i olduğun bir zaman 'dehr" var." diyor. 

İşte Hızır'la zamanın ilişkisi de bu "Dehr" kavramında. Peki nedir bu "Dehr"?

"Dalga mekaniğine göre iki dalga eşit ve aynı düzlemde birbirleriyle 180 derecelik açı ile çarpışırlarsa ne olur? Duran dalga olurlar. Buna, eylemsizlik çatkısı da denir. Duran dalga iki yöne de ilerlemez. Zaman enerjisinin böyle karşı karşıya gelmeleri, duran zamanı, Fizik bilimindeki adı ile, blok zamanı, yani eylemsiz zamanı oluşturur. Buna Dehr denir.

Dehr zamanında her şey "Tıp" diye durur. Saniyeler ilerlemez. Mağaralarında 8 saat uyan Ehli Kehf, blok zamana düşmüşlerdir. Dünya zamanı ile 300, kendi zamanları ile 8 saat uyumuş gibi olmuşlardır. Âyette ne diyordu? "Sen onları öylece donmuş bir halde görseydin, dehşetle dönüp geri kaçardın" Yani dışarıdan mağara ağzına bakan biri için Âyet şöyle diyor:  "Resmi, filmi dondurmak gibi siz bir blok zamana düşersiniz. Kuş havada donar ve düşmez. Ağaçlar örümcek ağı, pamuk, pamuk şekeri veya her bir şey donar ve kalırlar. Eğer siz o donan (Blok evren, blok zaman) içine girseydiniz. Görecektiniz ki, bir örümcek ipini bile kopartamıyorsunuz. Yekpare donmuş her şey. Sanki her şey bir tek parçaymış gibi donmuştur. Pamuk helvayı yiyemezsiniz; çünkü o bizim evrendeki en sertten de serttir."

Bu blok zaman aynı zamanda "Blok evren ya da Blok Uzay" anlamına da geliyor ve Hans "Bu bloke edilmiş uzayın zamanına Dehr denir" diyor. Bu bloke edilmiş uzaya "Gri Hiçlik" de diyor. "Şimdi"nin filii olarak sonsuzlaştığı bir durum yani.

Hızır işte böyle bir zamanın kullanıcısı. Hans, "Hızır'ın zamanı Dehr tipi zamandır. Yani bir tek noktada her yere değen zaman, "Her yere girebilen" teğet zaman. Bunu göz önünde canlandırabilmek için Satelit örneğini vereceğim:

1. Uzaya attığımız bir cismin 9,81 değerini aşması gerekir, yoksa atılan balistik (Mermi, roket, taş vb.) geri düşer.

2. Bu değerden yukarı bir ivme verilmelidir: Bu da 11 değeridir. Bundan büyük bir değer de attığımız balistik araç uzayda sonsuza açılır ama tam olarak 11 değerinde ise, Dünya yörüngesine oturur. Bunun anlamı şu: Roket/uydu vb. her neyse kritik orbitale oturmuştur. Yani ne uzaya açılabiliyor, ne de yeryüzüne düşebiliyor... Zaten yörüngeye oturmak demek şudur: O araç Dünya'ya her noktadan düşmek istemekte, fakat hiçbir noktadan düşememektedir.

Dehr budur işte... Dehr = Hızır'ın her zamana düşmesi'dir. Sayısı yoktur, sonsuz zamana girebilir. Her zamana noktasal olarak değer. Teğet, yani noktasal olarak tüm zamanların hakimidir.

Bizim gibi zamanda ileri gidebilir.

İblis ve anti madde evrenindeki gibi zamanda geri gidebilir. 

Tüm zamanlarda ve blok evrende (zamansız uzayda) bulunabilir.

İki zamanlı da olabilir. Ama onun iki  zamanlılığı Zülkarneyn'inkinden farklıdır. Zülkarneyn, iki boynuz, iki huni ucundan geçen bir kirişi kullanır. Oysa Hızır, Dehr'in sağladığı olanakla, istediği her zamana bağlı olduğu teğet noktasından yani tepeden ve doğrudan girer. Onun için zamanın efendisidir." diyor. 

 

Hızır'ın İşlevleri:

Hızır'ın yaptığı işlere gelince, bu konuda Hans'ın verdiği bilgilerden çıkarabildiklerim şunlar:

1)   Peygamberlerin misakına şahitlik.

2)   Vahyin indirilişine yardım.

3)   Levhi Mahfuz'un okunması ve buna bağlı olarak:

A)  Tanrının iradesi doğrultusunda zamanın ve tarihin düzenlenmesi.

B)  Hızır sektöründe çalışanlara ekstra bilgi ve teknoloji yardımı.

4)   İslâm yenileyicilerini eğitip yetiştirmek.

5)   Şi'ra'da Kırklar Meclisine başkanlık etmek ve yılan yarığından ya da "Gök Çatlağı"ndan paralel evreni ve oradan gelecek olan Deccal'ı gözetlemek.

6)   Erenler, azizler, tarih yapıcılar ve tarih değiştiriciler, peygamberler, zaman gezmenleri arasında koordinasyon ve eğitim.

Hans, Hızır'ın son işinin de Deccal'ı önlemeğe çalışmak ve sonunda Deccal tarafından öldürülmek olduğunu söylüyor.

 

Hızır ve Deccal

Şi'ra... kendine parlayan yıldız! Yıldız gibi bir şey yani... Aslı uzay kolonisi... Gelecekte paralel evrenin değme noktası. Armagedon savaşlarının başlayacağı yer. Kırklar Meclisi'nin karargâhı. Paralel evrenden Deccalın ilk bizim evrenimize gireceği yer.

Silisyuma karşı Karbon... Nışadıra karşı su...    

İki saniyelik asenkronizasyon yüzünden Hızır'ın az bir farkla önde olması ve Deccal'a karşı insanları uyarması. Sonunda Deccal'ın Hızırı yakalaması ve öldürmesi... Böylece Zion'un bir sıfır öne geçmesi ama İsa ile dengenin tekrar kurulması ve İsa'nın da Deccal'ı yok etmesi...    

 

Hızır'ın Kur’an’da yeri var mı?

Hans, Kur’an’da açıkça isim vererek Hızır’dan söz edilmediğini kabul ediyor ama Hızır’ı Kur’an ile temellendirmekten de geri durmuyor. Bu temellendirme ya da bağlantıyı birkaç biçimde deniyor. Örneğin; Kehf 65'ten söz ediyor. Bu âyet, "Orada kullarımızdan öyle birini buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, lutfumuzdan bir ilim öğretmiştik" demektedir. Burada sözü edilen kişinin Hızır olduğunu söylüyor. Ona göre, bazı âyetlerde "Kitabî bilim sahibi" olarak nitelendirilen kişi de Hızır’dır. Örneğin, Neml-40'da sözü geçen "kitabî bilgisi olan", ne Süleyman ne de veziri Âsaf'tır; Hz. Hızır'dır.

Hans bir başka e-söyleşisinde, Hızır-Kur’an bağlantısını, "Misak Şahitliği" kavramı ile deniyor. Ona göre Hızır’ın en önemli özelliklerinden biri bu "Misak  Şahitliği"dir. Peki "Misak Şahitliği" nedir?

Misak şahitliğini Âli İmran-81'den öğreniyoruz. Bu yüzden Hans da bu âyetle başlıyor anlatmaya. Âyet şöyle: "Hani Allah, peygamberlerden, "Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz" diye söz almış, "Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?" dediğinde, "Kabul ettik" cevabını vermişler, bunun üzerine Allah, O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu."

"Buradaki resul, mürsel'dir. Öncekiler ise sadece tüm peygamberlerdir. Resul ise, çoğul değil, tekil'dir. Bu ipucundan yola çıkarak tekil bir resulün yani bir ayrıcalıklı kişinin olduğunu görürsünüz. Bütün nebilerin de O resule misak verdiği anlaşılıyor.

Rasulullah efendimiz de Misak veren nebilerdendi." diyor.

Sonra Kur’an’ın, Arş'ın tek sahibinden Levhi Mahfuz'a geldiğini, oradan da mürsel aracılığıyla Dünya seması denen Cebrail kurumuna indirildiğini söylüyor.

"Cebrail asla LEVH'e çıkamaz. LEVH'den ona indirilir. O da semaya indirir. Pekiyi Levh’den onu kim indirir? Mürsel kimdir?

Aslında biliyorsunuz, Hızır. O, 7500 yıl boyunca indirilmiş tüm kitapların şahididir. İbrahim'in suhufları ile Haniflik başlamaktadır; İdris'in, Şid ve Ademinkilerle değil. İbrahim'in kitabından itibaren, Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an'ın tek şahidi Hızır'dır." diyor.  

"Burak ve Rafraf'ı kullanan resul yani elçilerin başı tek elçi Hızır'dır. Rasulullah'ı da götüren pilot yine Hızır'dır Mir'ac'a..." diyor. 

"Tevrat bir kerede indirildi ve tabutüssekine yani misak / ahit sandığı içinde indirildi. Kur'an ise 23 yılda... Cebrail Tevrat'a tanık / şahit değildi, 23 yıl boyunca onu âyet âyet indirmedi. Ama illa ki bir şahit / şehid  (hep diri) resul gerekliydi. Tevrat ve Misak Sandığı birlikte kayboldu. Hahamlar ise hâdis dini yaratarak, tahrif ettiler... Tevrat hâdis dinidir, kitabıdır ama tek şahidi Hızır'dır. Mahşer'de Musevilere sorulacaktır. Onlar da "Bu tevrat değil miydi?" diyecekler ve isbatını isteyecekler. Şahid çağrılacak. Musa "Ben bilemem yarabbi, inandım ve aldım", diyecek. "Doğrusunu misakçı resul bilir. O onu bizzat getirdi..." diyecek.

Dikkat ediniz şahit dediği tek resul var: Misak sahibi resul! Misak Sandığı'nı getiren resul. Cebrail'in işini yapan ve melek olmayan tamamen insan! Bunu hissettiniz mi? Orada nebilere (tüm peygamberlere) verilen / verilecek tüm göksel kitapların tasdikçisi / şahidi bir misak resulünden söz ediliyor... Ve ona ruh / cebrail / melek vb. denmiyor. Basbayağı bir tek insan! Hızır resulü kokladınız mı âyette? Ben zaten baştan belirttim: Hızır'ın adı Kur'anda geçmez. Burada da geçmiyor işte!

Biz gelelim yeniden Misak'ın resulüne yani mürsel el misak'a. Tek mürsel / elçi / resul olan bu kişi, Tevrat'tan sonra gelen Zebur'u da getirdi. O da şiir kitabı gibi bir hâdis haline sokuldu. Yani tahrif edildi.

Cebrail ise, bayan nebi(ye) olan Meryem'e geldi, göğsüne üfledi. Kaburga arasında bir kehf oluştu. İsa doğdu. Allah yine Cebrail'i by-pass ederek kendi kelimesini kendi dile getirdi. İsa böylece annesine vahyedilmesine rağmen, kendisi Kelamullah oldu" diyor. 

Sonra şöyle devam ediyor: Cebrail üfledi ama kelime bizzatihi Allah'ın kendisi, Allah'ın sözü... Cebrail'in bunu getirmesi gerekmez. O sadece kaburgasına yani göğsüne üfledi Meryem'in... Sırf bu yüzden İncil, Tevrat gibi bir kerede inmedi. Tevrat matbu indi, basılı indi, yazılı indi. İncil tam tersine yazılmadı. Kitap değil hitap olarak kaldı. Bu da bir hâdis dinidir. Allah'ın kelimesi İncil’lerin tahrifatı altında yok edilmiştir. Allah'ın orada yasakladığı her şey inadına papazlar tarafından bugünlere taşındı. "üçlemeyin" diyor Allah; buna rağmen üçlüyorlar, inat değilde ne? Yani Hristiyanlar işi baştan berbat ettiler ve bilerek bozdular bunu. Çünkü İncil asla yazılmadı! Tevrat gibi yazılı inmedi, Kur'an gibi 23 yılda parça parça inmedi. Peki İncil'in gerçeğinin tek şahidi kim? Tevrat gibi İncil de yok oldu. Var mı şahitsiz-tanıksız yok etmek? Misak Mürseli o işin de şahidiydi. Zaten oradaydı, İsa'yı göğe götürmek üzere...

Ve son kitap geldi... Şahit yine oradaydı. Kitabı çoğunlukla Cebrail getirdi. Yani direkt kelime olarak bir tek "Abese" suresinin başları hariç, tamamını Cebrail getirdi, birazını da Mikail aleyhisselâm. Şimdi bu kitap nereden geldi? Evrenimiz semasından. Oraya nereden geldi? Sidretül Münteha'dan. Peki Sidretül Münteha'ya nereden geldi? Levhi Mahfuz'dan... (Cebrail Sidre'den yukarı çıkamaz). Cebrail'e kim hangi misak resulü getirdi? Ya da şöyle sorayım: Cebrail ve başka hiçbir kimse bilmediği halde, Hızır, bir gemiyi delmek, bir bebeği öldürmek, bir duvarı onarmak emrini nereden aldı? Cebrail'den mi? Hızır sözü edilen misak alınan resuldür ama Nebi, peygamber vb. değildir. Nebiler Enbiya adı geçen ve sayılanlardır. Hatemül Enbiya olan Rasulullah'a kadar tümüdür. Nebilerin tümünün üzerinde bir tek kişi var ve nebi değil. O şahid sadece ve o tek resule tâbi olanlara mürseller deniyor. Mürseller... Mehdî Resul gibi, 313 Mürseller gibi..."

Hans böyle söylüyor. Burada misak ve şahit yanında bir kavram daha öğreniyoruz: Mürsel! Hansın söylediklerine bakılırsa, "Mürsel" kim ve ne oluyor? Hızır'a ve Hızır misyonluğuna takılanlara "Mürsel" diyor. İşin tuhafı Mehdî'nin de ünlü mürsellerden biri olması.

 

 

 

 

 

önceki bölüm                               Kitap Ana Sayfa                                    sonraki bölüm