|
1)
BAŞLARKEN Hepinize iyi günler, sevgiler, selamlar... En güzel bahar sabahları... Arı duru ırmaklar... Güzel bir yaşama sevinci, çekip götüren bir mavilik ve hayırlı uçuşlar diliyorum. Ben bir çalışma yaptım ve şimdi size sunuyorum. Bu tür kitapların hemen hepsinde bir "Takdim" "Sunuş" "Açıklama" ya da benzeri bir şeyler görürsünüz. Doğrusu, ben size bir "Önsöz" yazmıyorum burada. Açıklamam gerektiğine inandığım ve sizin daha bu çalışmayı okumaya başlamadan önce bilmenizi gerekli gördüğüm bazı şeyleri söylemek istiyorum. Öncelikle burada ne yaptığımı söylememe izin verin: Ben bu çalışma ile Hans Aiberg'in "Akıl gözü" ile görülen resmini çizmeye çalışıyorum. Daha bir anlaşılır Türkçe ile bu, onun ruh ve misyon topografyasını belirleyip netleştirmektir. Temel olarak bunu yaptım. Peki bunu nasıl yaptım? Hans'ın 7 kitabını ve 2002 Ağustos'una kadar olan "çetlerini" taradım. Hans'ın resmini çizerken kullandığım temel malzeme budur. Size Hans'ı anlatırken ne Hansın reklâmcılığını ne de avukatlığını üstlendim. Ben bir "Sahibinin sesi" değilim! Hans'ı sevdim, takdir ettim ama bu çalışmayı yaparken asla bir "Hans'çı" olmadım! Size Hans'ı anlatırken kendime bir "Bilinç Prizması" görevi verdim. Başkası tipime uygun değildi. Böylece Hans'ı önce içime alıp sonra da prizmamdan geçirerek size sundum. Bunun getirdiği bazı sonuçlar oldu. Burada onlardan da söz etmeliyim. En tipik, en göze batar sonuç, kendimi Hans'ın üstüne örtmek oldu. Yani kendimi öne çıkarmış oldum. Sanırım bu "prizma olmanın" getirdiği bir zorunluluktu. Diyeceğim şu; bu çalışmayı okurken, asla doğrudan Hans'la konuşuyor olmayacaksınız. Önce benimle konuşuyor olacaksınız! Bu durum da sık sık sizi benim mi Hans'ın mı konuştuğunu ayırt etme çabasına sokabilir. Bu konuda yeteri kadar özenli davranmaya gayret ettim efendim. Bu arada, ister istemez Hans'ın size kendi dili ile aktardığı bilgilerin düzey ve kalitesinde bir düşme olmuştur. Bu kaçınılmazdı. Yine de bu durumun, fazla kötü not almama yol açmaması gerektiğini düşünüyorum. Neden derseniz, böylece Hans'ı popülarize ettim! Halka daha çok yaklaştırdım! Hatta benim yazdığım bu kitabın, onun kitaplarından daha çok okuyucu bulabileceğini bile düşünüyorum bu yüzden! Sanırım Hans'a ve misyonuna hizmet ve katkım da tam bu noktada olacak. Büyük bir olasılıkla, bu güzel insan, kendisini halka yaklaştırdığımı söylememe kızacak. Çünkü kitaplarında, ne denli irtifa düşürerek konuştuğunu o da biliyor bende biliyorum. O, kolayca bir ortaokul çocuğuna "Genel Görecelik Kuramını", çocuğun anlayacağı biçimde anlatabilir. Bunu yapabilir ve bunu yapabilmek pek de öyle herkesin harcı değildir ama yine de kitapları, nefis bir Türkçe ile yazılmış olmasına karşın, ulaşılabilir değil. Kitaplarındaki didaktik ustalığı da görmemiş değilim ama bir lise ders kitabı formatında yazılmış değiller. Bu yüzden, onun anlatımı, hiç hoşuma gitmedi. Sırf bu yüzden, onu toparlayıp sistematiğini çıkarayım derken Dünyanın otunu yoldum. Asabım bozuldu, kilo bile verdim! Hans'ın dil problemi yok ama ulaşılmazlık problemi var. Hemen hemen yedi-sekiz alanda üst düzeyde bilgi performansı ile konuşuyor. Bu yüzden de, kendisine birebir muhatap olabilecek kimi kimse görünmüyor ortalıkta! Bu durumu dikkate alsa iyi olur! Hans'ın karşısında nasıl durduğumu ve bu duruşun sonuçlarını anlatıyorum... Hans'ın karşısında "Bireysel Bilinç Prizması" olarak durdum. Yani önce onu içime alıp sonra size tayf ederek sundum. Bunun için uzun ve çetin bir öğrencilik yapmam gerekti. Bu duruşun, beni çetin bir öğrenciliğe zorlamasından ve yukarıda saydıklarımdan başka sonuçları da var. Bu sonuçlardan bir tanesi de Hans'ın söyledikleri ile yetinmemek, yeri geldiğinde onu eleştirmek, yorumlamak ve farklı alternatif düşünceler ileri sürmektir. Bunu da yaptım. Bunu yaptığım için beni Hans karşıtı sananlar olacak. Hans'ı eleştirdiğim için birilerine, zaman zaman Hans'ın sesini duyurmak değil de sanki onun sesini kısmak istiyormuşum gibi görünebilir. Hayır tam tersine, onun bu ülkede farkına varılmasını, onun sesinin duyulmasını, söylediklerinin tartışılmasını istiyorum. Ben "Hans'çı" filan değilim. Hans'ın ne reklâmcısı ne de avukatıyım. Size Hans'ın resmini çizerken, onunla ilgili bir çok karşıt yorum, eleştiri ve alternatif düşünce de ileri sürdüm. Bütün bunlar doğru. İyi de böyle yaptım diye Hans'a düşmanlaşmam neden gereksin? Hans'a düşmanlaşmam da Hans'çı olmam da gerekmiyor. Sizi sevdiğim gibi onu da seviyorum! Hem böyle deyip hem öyle eleştirmemde aykırı olan nedir? Bu adamın çektiği acıları düşündükçe burnumun direği sızlıyor! Onun Türkiye'de yaşayarak katlanmak zorunda olduğu acıları, ulusal bir ayıp sayıyorum! Peki bu böyle diye, onun ileri sürdüğü bilgi ve düşünceler için farklı düşünceler ileri sürmeme engel olan nedir? Benim açımdan hiçbir engel yoktu ve onun için de söyledim! Sevgili okurlarım! Sizinle paylaşmak istediğim bir başka konu da Hansçı ya da Hans karşıtı olmadığım halde neden bu çalışmayı yaptığım. Hans hakkında bir çok şey söylendi ve doğal olarak daha söylenecek de... Ne ki, bu toz duman arasında Hans'ın "Alternatif Bilim" yoluyla Müslüman dünyasına yaptığı yüksek bilinç transferi gözden kaçırılıyor. Bence asıl konu budur. Bu onun işidir ama yalnız onun işi değildir, isteyen herkesin işidir. Boşuna bu topraklarda var olmadık. Kur'an, İslâm, din deyince surat asmak, burun kıvırmak kolay ama Müslümanların da çağdaş bilinç düzeyinde yerlerini alması için, Müslümanların da içten dıştan gelişmeleri, büyümeleri için bence var olmaları yeterli. Onları yok sayarak "Sürünsün örümcek kafalılar!", "Din realitesi çoktan bitti" diyerek sırt dönmek ve onları geri, yalnız ve umarsız bırakmak doğru değil. Neci olursanız olun, Müslümanları yardım edilmesi gereken kardeşler olarak görmek, en doğru olanı. İşte bu düşüncelerle ve de Hans'ı "kullanarak" Müslümanlara yardım etme, hizmet verme adına bu çalışmayı yaptım. Rahmetli babam hayatta olsaydı: "Oğlum, doğru dürüst Müslüman bile değilsin! Ne alıp veremediğin var benim gariplerimle?" diyecekti. Ben de ona "Baba, dediğin doğru ama bütün insanları sevdiğim gibi, ben Müslümanları da seviyorum. İçinden çıktığım toplum ve kültür olarak bu insanlara su taşıyorum, hizmet sunuyorum ve minnet borcumu ödüyorum. Bunu ister anla ister anlama, ister inan ister inanma ama böyle!" diyecektim. Anlaşıla ve biline... Mustafa Öz 26 Şubat 2004 Bursa
|
| önceki bölüm Kitap Ana Sayfa sonraki bölüm |