|
GÜLÜMSEYEN
TARTIŞMA MUSTAFA ÖZ Arada Hans karşıtı sitelere de bakıyor musunuz? Bakın, bakın... Romatizmalarınıza iyi gelir! Bayağı çatık kaşlı ve ciddi şeyler ha. Belli ki Hans çok kötü biri... Bunu durup durup söylemek onların hayatlarının en önemli işi olmuş! E... bir de hazır işe çıkmışken ne yapmalı? Dünyayı Hans'tan kurtarmalı! Dikkat edin, tam da sözün burasında insan kendisine bile çaktırmadan bir küçük vücut çalımı yapıyor. Böylece konu Hans'ın itlaf edilmesi olmaktan çıkıyor, konu koskocaman dünya oluyor... E o koskoca kafalara, o kocaman gönüllere de tabi dünya ile uğraşmak yakışır. O yaramaz canparelerin Hans deyince ciddileşmelerinin ardında yatan asıl neden sanırım, Hans gibi küçük bir iş değil, dünya gibi bir kocaman iş tutuyor olmak var! Haa... sanki Hans'çı siteler onlardan daha mı az ciddi? Ne münasebet? Ama tabi onlar da haklılar. Çünkü onlar da "En kahraman Rıdvan" modundalar! De get lo! Hayat bu kadar ve hele hele böylesine ciddiye almaya değmez. Tabi bu arada belden aşağı vurmalar ve kişiselleşmeler de oluyor. Bunlar da ciddiyeti kışkırtıyor. Ve insanlar yaşamlarının en ciddi işi olarak düşen onurlarını kaldırmayı bellemişler. Özellikle televizyonlardaki tartışma programlarını iyi izleyin. Tam ibretlik muhteremler! Hele o posbıyıklı "Parçala Behçet" yok mu? Nasıl da yırttırıyor ortalığı? Benzerleri de hayli var tabi. Peki ne yapıyor bu insanlar? Nefis pazarlıyorlar efendim! Pardon mils, siz nefsin sözlük karşılığının, ağızdan çıkan koku olduğunu biliyor muydunuz? Tam bu tanım üzerinden, o tartışmaları izleyin de görün nefis neymiş! Televizyondaki mega kahramanlarımız bir yana, gençliğimde okuduğum ama şimdi adını unuttuğum bazı kitaplar var. Baba isimler yazmış. Hepsi yakından bildiğimiz din ve bilim kahramanları. Kimi mezhep imamı düzeyinde, kimisi de tasavvuf büyüklerinin bir konudaki kendi düşünce ve inançlarını savunmalarına ilişkin. Breee!.. Adamlarda küfrün bini bi paraya! Kefir, küfür duman dumana... İyi de yakışıyor mu? Şu soruyu sorabilseler hiç de öyle sövüp saymayacaklar elbet. Ama galiba insanı bir kahramanlık güdüsü sarıyor, bir de çaresizlik yüklenince insanın omuzlarına, ver Allah ver küfrü! Sanki bir tür islim atmak gibi bir şey bu. Galiba bu arada buhar kazanını patlatmaktan kurtuluyorlar ama burada çok kalleş bir seçimin yapıldığını görmeliyiz. Şu çok açık; muhterem "Ben patlayacağıma dünya patlasın!" diyor ve de sanırım bunu dediğini fark etmiyor. Kendi payıma bu konuda farklı bir tarz getirmeyi isterdim: "Muzip çizgide tartışmak!" ya da "Gözlerinin içi gülen tartışma!" Nasıl? Bunu kesinlikle "Hicivle" karıştırmayın. Burası çok önemlidir. Hiciv, bir dille saldırmadır. Küfürsüz kendini çok güçsüz hisseder! Belden aşağı vurmadı mı, amacına ulaşamadığını düşünür. Bunun için hayır. Hiciv yok. Ama muziplik var. Komik, gülünç şeyler söylemek var. Öyle bir komik olmalıdır ki, onu, o sözü duyan herkes gülümsemelidir. Yani şahsi saldırı olmamalı ve kendi egomuzu öne sürüp üste çıkarmağa çalışıyor olmamalıyız. Bu iki noktayı sağlayan, versin coşkuyu, bakalım ortaya nasıl bir şey çıkacak? Ha... Bu arada beni de merak edenleriniz olabilir. Yahu kuyruk acısı olmasa niye bu yazıyı yazayım? Bir kere, söz konusu, kalın kafalı Müslümanlar oldu mu, fena coşuyor, hızla köpürüyor ve arada kefir küfür kaynayıveriyorum. Bundan dolayı kendime çok kızıyorum. Buraya kadar pek incitici saldırı olan yazımı okumadıysanız sanmayın ki, küfür bilmez, doğuştan centilmen bir tipim. Ne gezer? Üzerinize afiyet, ben hâlâ sövüyorum. Hatta küfürbazlığı Milli Eğitimce tescilli biriyim. Bilirsiniz, bazı öğrenciler pek şekerdir. Onları cebime doldurup, yolda belde canım sıkıldıkça çıkarıp çıkarıp yiyesim gelir ama bazıları da vardır ki, hafazanallah! Her biri anasından bir avuç cam kırığı ile birlikte doğmuştur. Günde üç öğün sopalasam doymam. Böyle bir fırlama, bir gün dersin başında bana afilenerek karizma çekti. Demek ki katlanma katsayımın üstüne çıkmış. Defteri imzalayıp, çocuğa döndüm: "Bana bak!" dedim. "Sınıfın önünde hava yapıp şansını deneme. Sen daha babanın deldiği büzükle osuruyorsun. Ne karizması bu?" Bree! Sen misin söyleyen? Sınıf yıkıldı gülmekten. Bizimki yerlere yatıyor, kasıklarını tuta tuta. Eh, buraya kadar iyi de, 20 gün sonra o müfettiş gelmeseydi tabi. Adamın ilk sorusu "Bu sözü sen mi söyledin?" oldu. "Bu cıvarda bu sözü benden başka bilen yoktur. O zaman ben söylemişimdir" dedim. Yakınmanın bir başka maddesi de "İçinizdeki hayvanı sıkıca zaptedin" sözümdü. Yok ben öyle demiyor muşum da "İçinizde bir hayvan var!" diyormuşum. Onlar da bundan çok korkuyorlarmış! Bir insanın mayası piçlikle karılmayagörsün... Gerisini bilirsiniz... Ve sonuçta o yıl küfürbazlıktan bir adet ihtar almıştım. Yanına bir de şerh düşülmüş: Dili iyi kullanamıyor muşum! Hani müfettiştir, ne dese yeridir! Kısacası demem o ki, küfür konusunda ben de icazetliyim. Bıçağım pek keskindir. Ama bu işi gerçekten de beğenmiyorum. Ne yapıcam edicem size o güleryüzlü tartışmaların örneğini vericem. Yani beni izlemeğe devam edin. Aaazzz sonraaa!
Elestiri ve yorumlariniz icin :e-mail mozhoca@softhome.net |