GELECEKTE  KUR'AN  VE  İSLÂM

 

 

    MUSTAFA ÖZ

 

 

Her ideoloji, her toplumsal hareket, her öğreti önüne parlak günler koyarak yola çıkar! Ama konu Kur'an'a ve İslâm'a gelince, durum hiç de iç açıcı görünmüyor artık! Çok açık, nice zamandır artık Kur'an'ın ve İslâm'ın zaferlerinden, gelecekteki dünyayı teslim alışından, insanlığı bir kere daha kurtarışından söz edilmiyor.

Hans'ta bile belirginleşen resim, göz alıcı bir geminin ihya etmek üzere kasabanın iskelesine yanaşmasını göstermiyor; o kasabadan ayrılan bir geminin resmi var ortalıkta. Kendi müşterisini beklemiş beklemiş de artık demir alıyor gibi. Son ziller, kampanalar çalmış, gemi iskeleden ayrılmağa hazırlanıyor gibi. Birkaç tayfa belki bir gelen olur diye ağırdan iskele ile gemi arasındaki yolcuların geçmesini sağlayan o küçük köprüleri kaldırmağa doğru gidiyor. Sonra o gemi hızla kalkacak ve kısa bir süre sonra görünmez olacak belki!..

Acaba öyle mi olacak gerçekten? Kimse bu konuda net ve kesin konuşamaz ama Hans'ın hesaplarına bakılırsa, bu konuda her şey en geç üç yüz sene içinde belli olacak!

Evet, içinde Allah adının geçtiği "Büyutîn"... o tek tük evler...Aman Tanrım! Teknoloji zaman gezmenliğini olanaklı kılıyor ama Kur'an ve İslâm birkaç ihtiyarın, birkaç toplumsal kaçağın yani sosyal aktivitesi kalmamış insancığın elinde... biraz elinde biraz dilinde...

Bu vizyonu gördüğüm zaman doğrusu içim burkuldu. İsyanlara geldim. Tek başıma  koca kentin arka sokaklarına dalıp "Öyle olmaz, böyle olur!" diyerek ortalığı ateşe vermek geldi içimden! Sonra nasıl olduysa birden sakinleştim. Tam bir kel alâka ile kendimi elimde ince bir fışkı ile Müslüman bir kalabalığı sopalarken gördüm. İnananları ve inanmayanları döve döve ayıklıyordum! Ne kadar da çok inanmayan vardı! Sonra bir ses "Onlar Müslüman değil ki!" diye bağırdı. Sesin geldiği yöne döndüm. Gene o çok bilmiş ak sakallı dedem. "İyi ama  bunlar ne zaman bu kadar çoğaldı?" dedim. Gülümsedi ve "Yavaş yavaş!" dedi. Birden çöküşün mekanizmasını kavradım. Kimse ne Kur'an ne İslâm üzerine tartışmıyordu. Tartışma çıkarmamağa özen gösteriyordu ama böylece başka bir şeyle ilgileniyorlardı. Kitlenin ışıldağı bireysel güce ve güç oyunlarına yönelmişti. Kur'an ilgi çekici gelmiyordu. Bu yüzden besleyici de görünmüyordu. "Eyvaaah!" deyip hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım, öylece uyanmışım. O geceyi ve sahneyi anımsadıkça içim hâlâ burkulur.

İyi de baba, romanın sonuna gelinmişse, iş bu romanı uzatmağa çalışmanın pek bi anlam manası da yok. Pekâlâ bu da yol vuruculuk, bu da oyun bozanlık. Bu dönemde belki de yapılacak en iyi şey, "ak basen", "kara basen" ayırımını hızlandırmak. Yani iman ettiğini söyleyenlere ulaşıp onlara o ürkütücü hitabı ulaştırmak: "Ey iman edenler! İman ediniz"!  Dedim ya belki de yapılacak en iyi şey, bunu işletmek, bunu (bu sesi) kulak kulak dolaştırmak.

Giderek Şeytan'ı daha iyi anlıyor ve onu kutsuyorum! Onunki, sayı yapmak için tersten dalmak!  İyi yapıyor. Hem de çok iyi yapıyor. Kavrulan fıstıkların düşmesi için eleğin sallanması gerekiyor. Bu kaçınılmaz. Bunu şeytandan daha iyi yapacak kimi kimse de yok! O işini iyi yapıyor.

Önümüzdeki "Çeyrek kala" süresi, o kadar uzun görünmüyor. O halde herkes artık işini bilsin ve iyi yapsın! Ve bilinsin ki, zafer, kendimizleştirerek okuduğumuz Kur'an'ınn değil, yüce Allah'ındır!

 

 

Elestiri ve yorumlariniz icin: e-mail mozhoca@softhome.net