ESNEYELİM BEYLER!

 

MUSTAFA ÖZ

 

Biraz esnesek nasıl olur? Bence herkesin romatizmasına iyi gelecek bir şey bu ama galiba önce sorunun ne dediğinin yeterince net bir biçimde anlaşılması gerekiyor.

Esnemek... yani oryantal mi yapmak? Tam bir iki yüzlülükle adamakıllı kaypaklaşmak mı? Sonra hepsinden önemlisi bu esneme uyanırken mi olacak, uykuya doğru giderken mi? Yani uyumaya yönelmenin işareti mi, uyanmanın işareti mi olacak?

Bunların hiç biri değil; düşünme kireçlenmesine karşı bir şey bu. Dar kafalılıktan çıkma. Bol alternatifli düşünme. Bir tek yorumla, bir tek algılama biçim ve düzeyi ile yetinmeme... Tolere etme yetisini geliştirme...

Hâlâ düşmedi değil mi jeton? Peki örneklere geçelim o zaman.

Geçmiş yıllarda kendi aramızda Hans'ı eleştirirdik. En çok da Hawking ve Borges üzerine söyledikleri sinir yapardı!

Hawking Zig-Zag'çıymış da Zip-Zap'ın başıymış da... Bilmemneymiş de bilmem ne! Papaya söyledikleri tipik bir ateisti gösteriyordu işte! Her tarafı Kelimei şahadet olsa ne olacaktı? Hele o Borges denen adam!  İşte Hans'a yağ yakmış diye Hans da ona koltuk çıkıyor, kıyak yapıyordu açıktan. Olay buydu. Adam İspanyol edebiyatçısıydı ve ne Hans'ı tanıyordu ne de Zig-Zag'ı. Hans bu konularda oturduğu yerde halleniyor, bol miktarda yelleniyordu! Adamların hele Müslümanlıkla bulaşık suyu kadar bile ilişkisi yoktu! Ne kelimei şahadet getirmişlerdi ne de secdei rahmana baş koymuşlardı. Aman geri dursundu böylelerinin Müslümanlığı... Bu arada Allah'ın işini ustaca ellinden kaptığımızı göremiyorduk tabi!

Kelimei şahadet ve secde. Ölçü buydu. Gerisi fasafiso! Bu arada ölçüyü bulmuş olmanın ve aldatılmazlık mertebesine ulaşmanın dayanılmaz hafifliği de işin cabası idi!

Daha sonraki yıllarda Hilbert'in süper uzayı ileri sürerken nasıl Einstein'ı ve onun dört boyutlu evrenini aştığını anlayınca, Allah'ın bildiğini şimdi sizden saklamayayım, "Bu herif büyük oyuncu. Yaptığı şey ise, Quantum Fiziği çerçevesinde Müslümanlık!" demiştim.

Şimdi bir çok kireçlenmiş kafanın "Höst bre hoca! Müslümanlığın Quantumcası mı olurmuş?" diyerek üstüme yürüyeceğini biliyorum. Bilenler bilmeyenlere anlatsın lütfen. Hilbert, Hawking, Borges gibiler nasıl bir ortamdalar? Nasıl kuşatılmışlar? Ancak nereye kadar konuşabilirler?

Hilbert maddeciliğin dört boyutunu aşarken Süper Uzay'ı Tanrılaştırmak tuzağına düşmüş. Yani çok riskli biri. "Tuzakçı kalleşin teki" diye de algılanabilir, "E ne yapsın o kadarını yapabilmiş!" diye de algılanabilir. Ama Borges'in o tıkanıklığı açmak için getirdiği "Elif Noktası" kuramı, öyle böyle değil. Matematik dünyasında yeterince ötelenmiş  (tenzih edilmiş) bir Tanrı fikrine yer veriyor ve sonsuzluğun ötesinde bir noktayı, sonsuzluğun kuşatıcısı olarak bize sunuyor. Ve bu noktanın sonsuzluğu oluşturan her noktada var olduğunu da söylüyor. Bunun matematik bir kafa ve dille söylenmesi ya da bu söyleme ortam hazırlanması, Allah biliyor ya, kafamda bir çok din büyüğünü solluyor! Adam hiç duraksamadan kafamın içinde doğru Müslümanların safına katılıyor.

Yoo... Durun hele... Öyle birilerinin sanacağı gibi değil. Yani ünlü bir bilim adamı olduğu için viran bir Müslüman olarak adama ve başarısına sığınmak gibi bir derdim yok. Hans Kitsan'dan konuşmağa başladığında bazı fukara Müslümanlar yapmışlardı bunu. "Görün laayn! Müslümanlık ve ben böyle harika bir şeyiz işte! Kanıtı da Hans Ayberg!" demeğe getirmişlerdi. Sonra Hans mızrağı ellerindeki çuvala sığmayınca "Vur gâvura, gitmez yabana!" oynamağa başladılar. Bu günkü Hans karşıtlarının çoğu bu Hans'ın ilk hayranlarıdır. Sanırım Hans'ın da bunu bilmesi gerekiyor. Muradına eremeyen aşk saldırıya geçiyor. Durum budur.

Evet... gerçekten de garip bir şeyden söz etmeğe çalışıyorum. Galiba asıl konu "Yükselen zihinlerin farklı algılaması" ile ilgili. Dar ufukla geniş ufuk arasındaki farklardan birinden söz ediyorum galiba.

En son deneyimim Ecevit'in ölümünden sonra oldu. O televizyonların mal bulmuş mağribi gibi Ecevit'in ölüsüne saldırdığı günlerde, kanallardan biri onun ölüm karşısındaki bir güzellemesinden söz ediyordu. Orada Ecevit şöyle diyordu: "Gidiyorum... Boş eller ve ümit dolu bir kâlb ile..."

Bre aman! Ölüm karşısındaki sıfırlanmadan sonra bir Müslüman'ın da bundan farklı mıydı ki, söyleyebileceği? Kendi kendime "Bu adam Müslüman yahu!" dedim. "Boş eller ve ümit dolu bir kâlb..." bana yetiyordu, Ecevit'i Müslüman saymak için! Biliyorum bunun karşısında bir de "Aptezi, namazı vaa mıydı? Kelimei şahadet getirmiş miydi?" diye soran bir kafa daha var. Benim onlara diyecek tek bir sözüm var: "Evet biz o tür insanları Müslüman saymakla yanılıyor olabiliriz ama Ecevit, Hilbert, Borges ve Hawking gibiler cennete giderse bunun size ne zararı olur?"

  

 

 

Elestiri ve yorumlariniz icin: e-mail mozhoca@softhome.net