4) İKİ EK:

 

Burada iki ek yapmak istiyorum.Bunlardan birincisi "Ortak bilinç ve Ortak Bilinçaltı" ikincisi ise, "Meryem'in Öyküsü" yani İsa'nın babasız doğumu hakkında Hans'ın getirdiği açıklama

 

 4A) ORTAK BİLİNÇ VE BİLİNÇALTI

 

Bir çok parapsikolog, insana ilişkin olağanüstü olayların açıklanmasında bu iki kavrama başvurur. Oysa bu kavramların da yeteri kadar net olmadığı gözlenmektedir. Hans'ın bu konuda söyledikleri, tam bir quantumcu ağzı ile fiziksel açıklama özelliği göstermektedir. Onun açısından da bu iki kavramın açıklayıcı değeri vardır.

Modaya uyup, ortak bilinç için "Kozmik Bilinç", ortak bilinçaltı için de "Kolektif  Bilinçaltı" diyebiliriz.

Kozmik Bilinc'e ben sezgi yoluyla "Canlı Deniz" demiştim. Bir çok kabile ve eski kültürde farkına varılmış ve değişik isimlerle anılmıştır. Örneğin bazı Kızılderili kabileleri "Manitu" demişlerdir. Wilhelm Reich "Acunsal Enerji" ya da "Orgon" diyordu. "İnerji" deyenler de var. Zamanımızda daha dar anlamda "Ortak Bilinç Alanları" deniyor.

Kolektif Bilinçaltı'na gelince.... Önce şunu söyleyeyim: Uzun zamandır Psikanalistler "Bilinçaltı" deyimini kabul etmiyorlar. Bunun yerine "Bilinçdışı" demeyi yeğliyorlar ama yine bilimsel söylemde "Bilinçaltı" sözcüğü yerleşmiş ve zaman zaman kullanılır durumda.

Pek çok insan bilir; bilinçaltı kavramı Freud'a ait bir kavramdır. Sıkı bir sezgileme ve kurgulamanın dışında bir dayanağı da yoktur. Yani fizikteki "enerji" kavramı gibi gayet metafizik ve ne idiğü belirsiz bir kavramdır. Freud'u dinledikten sonra da onu kafanızda biçimlendiremez, herhangi bir biçime bağlayamazsınız ama siz de onu dinledikten sonra öyle bir şeyin varlığından kuşku duymaz hâle gelirsiniz. Kompleksler, dil sürçmeleri, rüyalar, çağrışımlar, güdülenme konularına girince, önünüze konan örnekler, sizi de bilinçaltının varlığına  kolayca inandırır.

Ne ki, Freud tek bir insanın bilinçaltından söz ederken, Jung bütün insanların ortak bilinçaltından söz etmiş,  düşlerdeki, mit ve masallardaki ortak "arşetipler" kavramı yoluyla bu tezini inanılır kılmaya çalışmıştır. Bunu fazla metafizik, fazla ruhçu bulan Freud bu yüzden Jung'dan yolunu ayırmıştır.

İlginç olan şu: Jung ilk kez, UFO'ların "Ortak Bilinçaltından" geldiğini söylemiştir. Bilinci anlamazken, bilinçaltını tasarlayamazken "Kolektif Bilinçaltı"! Ve UFO'ların buradan gelişleri! En hızlı, en ince, en keskin sezgi bile bunu kavramaya yetmiyor!

Hans'a gelince, gerçi anlamanın ne olduğunu o da anlamış değil ama bireysel bilinç, ortak bilinç ve ortak bilinçaltı kavramları onda daha bir fiziksel durmakta, Hans'ın dili söküldüğünce netlik kazanmaktadır. Bu nedenle önce Hans'ın ruh ve nefis kavramlarını görelim:

Ruh, tümel ruh olarak, Berzah'ta yani evrenimizi yutacak olan karadelik tekilliğindedir. O, buna "Sur Borusu" da diyor. Ruh, nefis, akıl, bireysel bilinç, orada oluşturulan manyetik kalıplarla bireyleştiriliyor. Karadelik tekilliğine yukarıdan gelen bir etkime ile oluyor bu. Tanrı'nın "üflemesi" bunu anlatıyor.

Nefis de aynı yerde ve tümel. Yine Tanrısal bir üfleme ile kalıp oluşturuluyor. Bu kalıp tardyon evreninde yani maddî evrende bir enerji kalıbı olarak, Kirlian beden olarak yansıyor. Temelde o da elektrik ve manyetik malzemeden yapılıyor. Ancak, bildiğiniz gibi enerji beden tam da elektrik kökenli değil. Daha küçük atomaltı parçacıklardan oluşuyor. O yüzden de "enerji beden" deniyor.

Bilince gelince... O da tümel ve tek. Bireysel ruh ve nefsle bağlantı kurunca, bireyselleşiyor. O tümel ve tek bir şey olarak 11 boyutlu evrenimizin beşinci boyutu aslında. Düşler, düşünme, anlama onun işi. Yeri Süper uzay. Buna Hans'ın söyleminde Uzay üstü uzay, Kurşuni Hiçlik, Gri Hiçlik, takyonik evren, soyut evren, Hilbert Uzayı, Misâl Âlemi, Âlemimânâ da deniyor.

Kısacası, 11 boyuttan  (Kuvve-i Irktan) biri olarak, takyonik evrenin kendine özgü yapılanmış bir sonsuz özünlü enerji türü! Aynı zamanda boyut. Bireysel bilinçlerimiz, onun nefislerimizdeki ve ruhlarımızdaki payları.

Bilinçaltına gelince... Doğrusu Hans bu konuda pek net değil. "Misâl âlemi dediğimiz kollketif bilinçaltı (Süper Uzayımız) bizim psikolojik ve psişik yeteneklerimizin arenası gibidir" diyor. Bundan da bilinçaltını, Süper Uzay'la, Takyonik Evren'le, esîrle, Misâl âlemi ile, Hilbert Uzayı ile bir tuttuğu anlaşılıyor ama kolektif bilinçaltının nasıl bireysel bilinçaltlarına dönüştüğünü açıklamıyor.

Bu arada telepatların bilinçaltı seviyeden, yani benim canlı deniz dediğim, Takyonik Evren aracılığı ile linkleştiklerini söylüyor. Günlük yaşamda yani bireysel bilinç düzeyinde yine beynin 1/7 oranıyla işlerini sürdürdüklerini, işte bu linkleşme sırasında 2/7 oranına yükseldiklerini söylüyor.

Bu yarı buçuk anlatılanlardan çıkarabildiğim sonuçlar şunlar:

1.      11 boyutlu evrenimizde her şeyden haberli ve gerektiğinde işlere ve günlere düzen veren, anlayan, anlam veren 5. boyut denilen bir kozmik ve tümel bilinç var.

2.  Diğer on boyutla birlikte takyonik evrende bulunuyor ama yapı ve işlevce öbür boyutardan farklı.

Kolektif bilinçaltına gelince... O da Misâl âlemi'nden başka bir şey değil. Yani Süper Uzay ya da Hilbert Uzayı olarak bilinen soyut ve Takyonik mekân. Takyonik mekânın özelliği, elektrik (elektron) içermemesi. Manyetizma içermesi ve süper sicimlerden oluşması. Örümcek ağı biçiminde yapılanmış olması.

Kozmik Bilincin de Kolektif Bilinçaltı'nın da bulunduğu mekân Âlem-i Mânâ, Misâl Âlemi ya da Soyut Uzay (Süper Uzay). Elektrik dolayısıyla madde üzerinde çok etkili. Tünel süreci olarak manyetizma yeteneği tümel bilincin de Kolektif bilinçaltının da parapsikoloji ve olağanüstü doğa olaylarının oluşmasında birinci derecede etkili.

Hans bilgilerine göre, UFO'ların Kolektif Bilinçaltı'ndan geliyor olmaları, pek de gizemli bir yerden geliyor olmaları değil, karadeliklerden geliyor olmaları, Süper Sicim denen tünellerden geliyor olmaları ve dolayısıyla Süper Uzaydan, Gri hiçlikten (Âlem-i Mânâdan / Kozmik Bilinç'ten ya da Kolektif Bilinçaltı'ndan geliyor olmaları demektir. Ve de manyetizmayı ustaca kullanıyor olmaları demektir. 

 

 

  4B) MERYEM'İN  ÖYKÜSÜ

 

Bugün bir çok ülkede, üniversitelere bağlı, parapsikoloji departmanları var. Buralarda laboratuvarlar, psişik yeteneği olan insanlar, araştırmacılar var. Zaman zaman da bunlar paneller, toplantılar düzenler ve bildiri yayınlarlar. Her birinin de kendine göre çalışma programları filan vardır. Ne ki, bu insanlar bir araya gelip parapsikolojiyi tanımlamış değillerdir. Bu yüzden de parapsikolojinin tanımı ve alanı belli değildir. Bu durum genelde parapsikoloji ile bilinmeyen düşkünlüğünü kolayca birbirine karıştırmaya yol açmaktadır. Bu cümleden olarak diyeceğim o ki, parapsikolojinin konusu, Meryem'in İsa'yı nasıl doğurduğunu açıklamak değildir ama parapsikolojiyi benim gibi "olağanüstünün" dünyası ya da "bilinmeyen düşkünlüğü" olarak anlıyorsanız, her türden mucize gibi İsa'nın babasız doğuşunu da parapsikolojinin kapsamı içine kolayca alabilirsiniz. Ben de öyle yapıyorum zaten!

Öbür taraftan, "geleceğin bilimlerinden" söz ediyoruz. Geleceğin bilimlerinden biri de Parabiyolojidir. Hiç kuşkusuz, gelecekte parabiyolojinin açıklayacağı konulardan biri de İsa örneğindeki "babasız doğan çocuklar"dır. Dolayısıyla şimdi burada konuşacaklarımız hiç de damdan düşmece, bağlantısız değil yani.

Peki şimdilerde tıp hiç mi babasız doğumu kabul etmiyor? Edenler var ama bu durum hâlâ Hristiyan savunmacılığı çerçevesini aşamıyor. Onun için de, tüm bilim dünyasınca kabul edilmiş bir açıklama olarak kabul görmüyor.

 

Âdem'den başlayalım...  

Hans'ın bu konudaki açıklamasına gelince...

O bu konuya Âdem'in doğuşundan başlıyor. "Âdem anne (Rahim) ve baba (Rahman) tarafindan doğuruldu. Çamurla yoğuruldu. O çamur bir yumurta içi malzemesidir. Rahmin dışında olana yumurta; içeride olan hamileliğe de doğurma diyoruz. Çamur bir yumurta malzemesiydi. Âdem'in toprağı nicelik idi ve "ol" emriyle olduruldu. Ona can veren ise,  ruh idi. Yani Allah ruhundan üfledi ve nicelik bir niteliğe büründü" diyor. Burada niceliği, sözünü ettiği yumurta içi malzemesi olarak anlamamız gerekiyor. Bu malzeme "salsal" adı verilen ve içinde dört birim, dört eleman bulunduran çamurdur (adenin, guanin sitosin ve timin). Bu çamur, bir nicelikler toplamıdır ve üflenen ruh, kazandırılan can sayesinde, bu nicelikler, insan niteliğine dönüştürülmektedir. Bunu iyi anlaşılması için mıknatıs ve demir tozları ile de örnekliyor. Bu örnekte, bir kâğıt üzerindeki demir tozları bir mıknatıs ucunun etkisine sunulmaktadır. Demir tozları bir nicelikler topluluğudur ama mıknatısın etkisi ile biçim alır ve bir niteliğe bürünür.

 

Kayıp genler

Hans Meryem'in öyküsüne neden Âdem'den başlamaktadır? Âdem'le İsa'nın bağlantısı, genlerdedir. Âdem ve çocukları ile birlikte, ortaya bir cinsiyet ve gen modeli çıkmaktadır. Âdem erkek olarak xy genlerine sahiptir. Havva ise, dişi olarak xx'tir. Hans burada "xx varsa, yy de olmalıdır" diye düşünür. Oysa bu cinse rastlanmıyor insanların dünyasında. Bu bir kayıp gen, kayıp cinstir. Bu kayıp cins Hans'a göre Huri genomudur! Bunun üzerine şöyle demektedir:

"Şimdi yeniden geriye dönelim: Kovulmuş Âdem (xy), kovulmuş Havva (xx)'tir ama cennetteki Âdem (xxy) ve Cennet'teki Havva (xxx)'tir. Cennet'te kalan diğerlerinin erkeği Gılman (yyy)  ve dişisi Vildan (yyx) 'tir. Böylece dört kayıp cinse ulaşıyoruz: xxx, xxy, xyy ve yyy. İki erkek iki dişi. Hepsi bir tek ve çamurdan insan ama kayıp."

Bu kayıp genlerin ipucunu Hans 6/84'de buluyor: "Biz ona İshak’ı ve Yakub’u hediye ettik. Hepsini doğruya ve güzele kılavuzladık. Daha önce Nuh’a ve onun soyundan olan Davud’a, Süleyman’a, Eyyüb’e, Yusuf’a, Musa’ya, Harun’a da kılavuzluk etmiştik. Güzel düşünüp, güzel davrananları böyle ödüllendiririz biz."

"Daha önce Nuh'un soyundan... Daha önce??? İşte o kayıp genler!" diyor Hans. Sonra devam ediyor: 

"1. Âdem'in soyundan,

  2. Nuh'un soyundan (gemidekiler Nuh'un soyundan değil), 

  3. İbrahim ve İsrail soyundan... Bu ayırımları farkettiniz değil mi? Daha önce hiç düşünmüş müydünüz? Allah niçin soyları ayırıyor? Zaten hepimiz Âdem'in soyundan değil miyiz? Âyet diyor ki: Âdem soyu + nuh soyu... İşte gizli gen (yy) ortaya çıkıyor. Tevrat bağıra bağıra ne diyor: "Nuh'un görünüşü dünyada bilinen hiçbir görünüşten değildi". Bu ne demek acaba?"

 

Hassas konu... 

Hans sonra Kur'an'dan Nuh'u okumaya başlıyor: 

11/43. Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım, dedi. (Nuh): "Bugün Allah'ın emrinden (azabından), merhamet sahibi Allah'tan başka koruyacak kimse yoktur" dedi. Aralarına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.

11/45. Nuh Rabbine dua edip dedi ki: "Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vadin ise, elbette haktır. Sen hakimler hakimisin."

11/46. Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O hâlde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamani tavsiye ederim....  

 "Ey Rabbim! Süphesiz oğlum da ailemdendir”. Dikkat ediniz Allah'a dikte ettirmeye çalışıyor. Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden degildir." Çünkü Nuh Huri dominand idi. Devam ediyorum: "Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O hâlde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme!". Âyete baktım yaptığı iş değil, kötü olan kötü genleri (Kabil genleri). O hâlde hakkında bilgin olmayan diyor Allah... Bu cümleyi Rasulullah'a da kaç kez söylemişti... Hakkında bilgisi olmadığı konu, gizli gen konusudur!"

 

Gen etimolojisi...  

Hans bundan sonra müthiş bir etimoloji döşeniyor:

"Gizli GEN = Gen NEG. Bu sankritçedir. Tüm Arî-Avrupa dillerinde de aynen vardır.

GEN Neg: Nagar, Nigar olarak kadın ve şehir isimleridir.

GEN, CAN, CEN, CİN saklı anlamını içermektedir.

GEN+NİGAR, GEN NEH-G'tir. Arapça yazalım: CenneH.

Bu size neyi hatırlatıyor? Arapça bilenler için yazıyorum: Kelime "Cennetü" diye yazılır. Ancak Cennetü kelimesi sona getirildiğinden orada durulur. Lamelif olursa devam eder. Durunca Cennetü, CenneH oluyor. Genneg bu işte... Zaten cehennem kelimesini Araplar biliyorlardı ama "Saklı belde" olarak Cennet kelimesini ilk olarak Kur'an'dan öğrendiler. Bunun için, Sanskritçeyi üzerine basa basa buraya alıyorum.

"Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O hâlde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme!" Hakkında bilgisi olmadığı konu ise söyledim, gizli gen konusudur! Yani GENNEH'den gelen kalıtım..." Bu genler var ama kayıp! Bu genler Huri ve Huriye genleri. Cennetliklerin genleri. Buna göre Huri, güzel huylu, Cennet soylu demek!

Bu genler Cennet'te iken Âdem'de vardı. Peki gelirken getirmiş olamaz mı? Niye olmasın? Hans'a göre Nuh da Yusuf da Meryem de Huri genomuydular. Huri genomlu insanlardılar. Bu kayıp genler, tarih boyunca, Âdem soyunda arada bir ortaya çıkıyordu ama insanlar bunu anlamaktan uzaktılar. Âyette Nuh'un da Muhammed'in de bilmediği söylenen konu buydu! Şimdi bu konu Hans'la açıklığa kavuşmuş oldu!

 

Huri genomundan babasız çocuya...  

İyi de bunlardan niye söz ediyoruz? Bu bilgi ne olacak şimdi? Ne işe yarayacak?

Hans işte bu huri genomu konusunu İsa'nın doğumuna ya da babasız doğumlara bağlıyor. Bu huriyanımların farklı bir rahime sahip olduklarını, farklı bir döllenme ve hamilelikleri olduğunu söylüyor. 

Burada Hans'ın hurilerle ilgili ilgi çekici bir açıklamasını buluyoruz. Ona göre huriler:

a)      Farklı rahime sahip.

b)      Bu rahimde döllenme de farklı.

c)      Zaman gezmenleri belirlenmiş zamana ve mekâna tutunabilmek için bu Huri soyundan olan bir kadına ihtiyaç duyuyorlar. Hans'ın dediğine göre zaman gezmenleri, omurga-kaburga arası bölgede, enerji düzeyinde dölleme yapan huri genomlu insanlara gereksinim duyuyorlar!

            Buradan da kolayca anlaşılabileceği gibi, babasız doğum yalnızca İsa'da görülen bir şey değil, geçmişe giden tüm zaman gezmenlerinin başvurduğu bir yöntem!

         Gerçekten de enerji düzeyinde yani astral bedende böyle bir dölleme-döllenme var mıdır? Bu konuda Hans önce Târık Suresi'ne yöneliyor. Orada "omurga-kaburga" arasındaki boşluktan ve o boşluktaki döllenmeden söz ediliyor. 

Hans, "Burası ikinci rahimdir. Yani orada biri müennes diğeri müzekker iki şey gizli: Erkek diye belirtilenin, kürek kemiklerinin hızasına gelen sırt tarafındaki omurlar ve bunun kadındaki göğüs kemiklerine denk gelen genelde boş bir bölgedir. Bir tür dış gebelik var burada... Yani bildiğiniz belden aşağı doğum-genital organları yok. Belden yukarıda..." diyor ve devam ediyor: "Kadınların göğüs bölgesinde ve erkeklerin buna denk gelen sırt arka belkemiği bölgesinde yeni bir hayat türü var. Bir gizli gen bölgesi var. Allah asla şaka ve şaklabanlık etmez. Şarlatanlık da... Cahil de değildir. O hâlde şu Kur'an'da neler oluyor? Ne oluyorsa şaka yok, ciddî ciddî oluyor... O yönde bir dış gebelik ile modüler doğum oluyor. İnsan "Neden yaratıldığına bir baksın." O bildiğimiz belden aşağı bölgedeki sıvı oluşumlardan... ama konu birden belden aşağıyı değil tersine belden yukarıya yöneliyor. Târık Suresi'nde şöyle söyleniyor: 

5. Onun için insan neden yaratıldığına bir baksın.

6. Atılan bir sudan yaratıldı.

7. O su, erkeğin sulbü ile kadının gögüs kemikleri arasından çıkar.

Yedinci âyet, artık tıbbın bildiği aşağı yöne değil yukarıya yöneliyor. Zaten orada anlatılan da Zaman yolcusu... Meselâ 8. âyeti ele alalım:

8. “Elbette Allah'ın onu döndürmeye gücü yeter”. Zamanda geri döndürmeye...

9. “O gün bütün sırlar yoklanıp, meydana çıkarılır”. Her çağın kitabı olan Kur'an zaman yolculuğu mekanizmasının bulunacağı o gelecek gün için konuşuyor ve ileri bilgi ve sırların ortaya çıkacağını bildiriyor. Mahşeri anlatmıyor, Dünya’dan söz ediyor. Zamanda geriye yolculuğun başladığı ilk galayı yani siftahı anlatıyor.

Sır dediği, zamanda geriye yolculuk mekanizması; yoklamak dediği, sırların denenmesi;  açığa çıkmak ise, teori yerine tatbikata geçmek.

10. “İnsanın o gün ne bir gücü vardır, ne de bir yardımcısı”. Koskoca bir insanın zamanda küçülerek yaşça geriye giderek çocuk-bebek-embriyo olmasındaki o acizliği ve güçlüğü hele hele zamanda geriye gittiği için "hiçbir şey hatırlamaması, yola hangi amaçla çıktığını hiç bilmemesi, hatta yola çıkma kavramını bile bilememesi... Yeniden doğmak... zahmetli bir iş. Büyük fedakarlık gerektiriyor. Ömrünüz uzamıyor ki. O sıkıcı ve cahillik ile dolu çocukluk günlerine dönülüyor. İkinci hatta üçüncü kez askerlik yapmak gibi istenmeyen bir şey ... Zaman yolcusu gerçekten fedakârdır. Üstelik yola çıkarken "Felç" geçireceğini ve belki de hiç kurtulamayacağını da biliyor."

Hans başka bir söyleşide 7. âyete zum yapıyor. 7.  âyet şöyle diyor: "O su, erkeğin sulbü ile kadının gögüs kemikleri arasından çıkar." Bunun üzerine Hans şöyle ek getiriyor:

"Orada erkeğin omurgası ile kadının kaburgası yazılı ve su ile ilgisi de yok. Su burada "Arş'ın altındaki su" anlamında, yani “etheric”. “Sulb” hep "belkemiği" gibi algılanmış, "bel" denmiş. Arapça (Kureyşçe) kaamuslar sizi yanıltmasın. Arabist düşünmek zorunda değiliz.

Şimdi ne demek istediğimi anlamak için önemli ipucu var: Cebrail Meryem'in nasıl "hamile" kalmasını sağladı? Âyetleri anımsayınız. Babasız bir İsa... Anne ise nasıl hamile kalabilir? Bu bizi "kadının genital olmayan" göğüs kafesine götürecek. İsa ve benzerleri çok ender kimseler YYx ve YYy formatı üzerine doğarlar. Havva'nın kızı üst modülde oğlu ise,  bildiğimiz rahimde idi. İsa 9 ay gibi bir sürede değil, "birden" gelişti. Yani Meryem suya giderken bakireydi. Dönüşte tamamen hamileydi. Ertesi gün ise bir palmiye ağacına tutunup doğum yaptı. Bu oluşum dış uzayda ve iç uzayda farklı takvim gösterir."

"7. O su, erkeğin sulbü ile kadının göğüs kemikleri arasından çıkar. Burada genital bir organdan söz edilmiyor. "Kaburga kemikleri arasından çıkar" diyor yani buna neredeyse üst solunum yolları da dahil. Üstteki bir bölümden söz ediliyor. İnsanın en büyük boşluğu göğüs kafesi değil midir? Göğüs kafesi neyin üzerine bina edilmiştir? Yani kaburga tarakları nereye raptedilir? Belkemiğine... İşte bu bir dişi ve erkek koalisyonudur.

Bir tek günde hamilelik olur mu? Kehf (mağara) ehli 309 yılı 8 saatte aldılar. Buna göre 10 ay ne kadar zamanda alınır? 1.2 dakika... Ve bizler de mahşerde böyle "ot biter gibi" yeniden yaratılacağız. Ölüm-kıyamet ve yeniden yaratılış bu kadar sürer" diyor.

Acaba Hans bunları anlatırken gerçekten de parapsikolojik bir konudan söz etmiş olmuyor mu?