B) YAZILI METNE DAYALI GELECEĞİN BİLİMLERİ

      VE

    HANS

      

Hans, "Geleceğin Bilimleri" derken yalnızca parapsikolojiyi kast etmez. Yazılı metne dayanan gizli bilimciliği de kast eder. Bu alanda insana özgü açığa çıkmamış ya da az bilinen yetenekler söz konusu değildir. Olağandışına ilişkin, yazıya dökülmüş ve asırlardır insanlardan saklanan o gizli bilgiler söz konusudur. Burada her zaman yazılı bir metin vardır ve bu metinlerden hareketle büyü, ruhsal şifa gibi parapsişik yetenekleri de zaman zaman işin içine katan uygulamalar yapılır. Ama gene de temel, yazılı metinler ve o metinlerdeki bilgilerin doğru kullanımıdır. İlmi Ledün, Havas, İslâm Okültizmi, Gizli Bilimcilik gibi bir çok isimlerle anılabilir görünüyor ama hiç kuşkusuz bir kavram kargaşası kapıda hazır bekliyor. Bu kavram kargaşasına düşmemek için, "Yazılı metne dayalı geleceğin bilimleri" deyimini seçtim. İnşallah tutar! 

Sonuçta bunlar da olağanüstüye ilişkin ve Hans'ın deyimi ile geleceğin bilimleri içindedirler. Bu bölümde az sayıda örneğe başvuracağım: Astroloji-Remil-Cifir.

B1) ASTROLOJİ

Hans astroloji ile de ilgili. Hatta piyasadaki astroloji kitaplarındaki genel ve ortak bilgileri zaman zaman kullanıyor. Gençliğinde Günaydın gazetesinde astrolojik falla uğraşırdı. Dünyanın tozunu kaldırmıştı. Daha sonraki yıllarda o gazetenin genel müdürü olan Tevfik Yener durumu açık açık anlatmıştır. Onun anlattıklarını bu günlerde Hans sitelerinde bulabilirsiniz.

Hiç kuşkusuz, Hans'ın astroloji uygulamalarında bir farkı var: Piyasadaki astroloji, fal olmayı aşamazken, Hans'ın kullandığı astroloji, Hans tarafından hesabî temellere oturtuluyor. Böylece bilim olma yolunda ilk adımını atmış oluyor.

Herkes gibi ben de falla ilgilenmişimdir. Sonunda halkın dediği yere gelmişimdir. "Fala inanma, falsız da kalma!" Ne vardır şu fal olayında? Uygulama sırasında, uygulayıcının temelsiz desteksiz attığını görür durursunuz ama tutma oranı her zaman, herkesin aklını başından almağa yetmektedir!

Buradan ilerleyerek bazı şeyler düşünmüşümdür. Düşünceme göre, bu bilgiler, bu günkü insanın bilinç düzeyini çok aşan bir yerlerden gelmektedir. Uzayın ya da uzaydaki sistemlerin kurucu ve işleticilerinin sahip oldukları gerçek ve sağlam bilgiler ya da bilimler olabilirdi bunlar pekâlâ ve aşağıya indirmelerinin nedeni, kendi elemanlarını aşağıda iş görürken, bilgilendirmek ve yetkinleştirmekti heral! Bunlar pekâlâ içsel ve kişisel gelişme yollarının araçları da olabilirdi.

Sonunda nitelik ve nicelik kavramlarını keşfettim! Okuduğum spritüel yayınların oluşturduğu zeminde şöyle bir şey kurgulamaya başladım: Üst katta birileri vardı. Bunlar oyun kurucular ve görüp gözetenlerdi. Onlar mekân ve dolayısı ile zaman dışıydılar. Bu yüzden ne uzayları ne de coğrafyaları vardı! Oyunu düşünsel planda kuruyorlardı. Ellerinde nitelik de yoktu nicelik de! Bütün oyunu nicelik, sayısallık, birimlilik ve şekil üzerinden kuruyorlardı! Matematik ve geometrinin kaynağı da buydu! Hans Kur'an'dan aldığı biçimiyle bunlara "Rakim" ve "Kehf" diyor. Kimse fark etmiyor ama aslında bütün söylediklerinin temelinde bu iki kavram var ve bütün söyledikleri bana bu iki kavramın açılımı gibi geliyor. Böylece o kadar çok konuşmuş oluyor ki, bu iki kavramın tanımı da, anlamı da sezgisel bağlantıları da olanağın dışına kaçıyor. Meraklısı için şimdi burada Hans'ın Rakim ve Kehf kavramlarının açılımı sayılabilecek yüzlerce konuşmasından birini aktaracağım:

3 Ekim 2001 Çarşamba... "Evet Kur'an'da her kelimenin bir mantığı vardır (De Morgan mantığı). Buna rakim denir. Her Rakim'in de bir grafiği vardır. Buna da Kehf denir. Meselâ, bir grafik çizelim: Burç kuşağı bildiğiniz gibi Koç'tan Balık'a kadar gidiyor... Bunu lineer olarak yazınız. 12 burcun 12 yıldızı vardır. Koç'unki Mars, Boga'nınki Venüs, İkizler'in Merkür, Yengeç'in Ay, Aslan'ın Güneş, Başak'ın Dünya (İkincil olarak yine Merkür), Terazinin Asteroid kuşağı (Parçalanmış gezegen. İkincil olarak Venüs), Akrep'in Pluto, Yay'ın Jüpiter, Oğlak'ın Satürn, Kova'nın Uranüs ve Balığın Neptün...

Şimdi burç kuşağının karşısına dikey olarak bu gezegenleri yazdığınızda yani bir işaretle (nokta) kareli kağıt üzerinde düzgün olarak işaretlediğinizde, ortaya Arapça Allah kelimesi çıkacaktır (hani sol avucumuza baktığımızda ortaya çıkan parmaklarımızın durumu gibi). Bunu ters de grafik edebilirsiniz. O zaman iki hörgüçlü bir deve grafiği çıkacaktır. Jüpiter-satürn-Uranus-Neptün'ün bir hizaya dizildiğini ve keşfi beklenen iki gezegenin yerlerini de bu grafikten bulabilirsiniz. Eğer zorluk çıkarsa, bunu Zigzagtr'ye hemen ulaştıracağım Allah İnşa....

Evren böyle rakimlerden çıkan kehf geometrileriyle imzalıdır, Kur'an da... Büyük Ayı ve Küçük Ayı kepçeleri orada boşu boşuna durmuyorlar. Onun da grafiği var. A+L+L+A+H+u dediğimizde, A=1, L=0 değerleri gereği, A ve sesli harfler üst satıra, L ise alt satıra yazıldığında Büyük Ayı’yı göreceksiniz (ya da Küçük Ayı’yı). A, H ise, en üste yazılacaktır. Yani üç satır hâlinde bir kepçe göreceksiniz."

Yukarıda söylenenleri anlayabilmek için Hans'a ve diline daha doğrusu kavramlarına yatırım yapmış, zaman ayırmış olmak yetmez; benim gibi "Acaba böyle olabilir mi?" diye sormuş olmanız da gerekir.

Sanırım bir "Kutsal geometri" ile "Kutsal Aritmetik" kurmanın zamanıdır. Bildik bilim dünyasının böyle bir şeye karşı çıkacağı açıktır. O zaman sözcükleri değiştirelim. "İlk geometri" ya da "İlk aritmetik" ya da "Orijin aritmetiği", "Orijin geometrisi" de denebilir. Eli kulağındadır!

Bunları niye anlattım? Hans astrolojisinin oturduğu zemin bu da ondan!

Rakim ve Kehf yalnızca astrolojinin tabanı değil tüm evrenin ve evrene ilişkin açıklamaların başı ya da anahtarıdır. 

Eğer bilimde topyekün bir devrim yapmak istiyorsanız, hemen Hans'ın rakim ve kehf üzerine söylediklerini toplamalı, düzenlemeli ve gerekli açıklama ile birlikte açılımlarını sağlamalısınız. Bunu yaparken de Hans'ta niceliğin karşılığının Tardyon, niteliğin karşılığının Arapça "sıfat" değil, Tanrısal üfürük "üfrüntü" olduğunu, onun da "manyetizma" olduğunu, manyetizmanın da evren aortundaki karadelik tekilliğinin  (Berzahın) bizim yakadaki bir etkimesi olduğunu unutmamalısınız. Hatta, ruhun Tanrısal bir üfrüntü olarak takyon evreninde oluşturulmuş ve berzahta bekletilen manyetik bir matrix olduğunu da bilerek başlamalısınız. Bütün oyunun süper uzay, misâl âlemi ya da takyonik katta gerçekleştirilen manyetik matrixlerle oluşturulan bir hologeometriden kaynaklandığını da anladınız mı, yukarıdaki devrimi yapmanız işten bile değildir!

Bilmem bu dediğim, konunun önemini açıklamaya yeter mi?

Özellikle de hologeometri kavramına dikkat ediniz. Niteliğin ve niceliğin hatta bedenli canlılığın ya da beden sahibi ruh kavramının sentezlenerek bire indirgenmişliğidir bu.

Şimdi silkinerek biraz kendimize gelelim. Ne diyorum, ne anlatıyorum ben size?

Astrolojinin bir bilim olarak temellerinden söz ediyorum. Bu Pisagor'un sayı mistisizmi değil, Hurufiye, ebced, cifir işleri de değil, onların ve daha pek çok bilgi alanının da içinden çıktığı bir temel ve genel düşünceden ya da yerden söz ediyorum.

Rakim ve kehf...

Rakim doğrultusunda nicelik, sayı, aritmetik, 1, tardyon ve elektrik, kelam bağlantılarını...

Kehf doğrultusunda boşluk, 0, anlam, nitelik, biçim, geometri, manyetizma, Tanrısal üfrüntü ve hologeometri bağlantılarını kurabiliyorsanız, astroloji için de ve Hans'ın gelecekte kurulacağını söylediği öbür bilimlerin de temelindesiniz demektir.

Buradan hareketle Astrolojinin temellerine ilişkin olarak söylediklerine bakalım: 12 Mayıs 2002 Pazar e-söyleşisinde şöyle diyor: "Nasıl ki, kuarklarda renk dinamiğinde üç renk izaf ediyorsak ama aslında bu renkler yoksa, pan-spermia teoremimizde de X ve Y'yi kromozomların biçimi gibi düşünüyoruz.DNA sarmalı maddi olarak iki tanedir ama öteki soyut bedenimin de bir çift sarmalı var. Ruh ve beden birbirine tam bu noktadan tutunuyorlar. Bedensel özellikler çift sarmaldan geliyor ama arka-gizli planda ise, ruhsal özellikler geliyor. Onlar da bir çift sarmal. Helix zaten her şeyde var. Şöyle daha kolay anlatabilirim:

-70j bedenime ait bir çift sarmal var. Bir de normal bedenime,+70 kg olan bedenime ait bir çift sarmal var. Bunlara dört direk diyoruz. 7 ve 9 direkleri ruh yani eksi bedenimize ait. Bildiğimiz öteki çift sarmal ise 1 ve 3 direkleri. Maddi yani babadan anneye geçen ve orada sarmal olan bir çift bizim fiziki özelliklerimizi belirler (Negro, Mongol vb.)."

"Bildiğimiz iki sarmal ikisi de birer tane olarak anne ve baba adaylarına (eşlere) bölüştürülmüş. Cinsel buluşma ile bu ikisi de birbirini buluyor ve birbirlerine dolanıyorlar. İkisi de buluşuyor: Tuhaf ama doğru olan şu ki, aslında anne ve baba cinsel olarak buluşmuyor. Aslında kalıtım materyali olan bir tek sarmal buluşturuluyor. Bu sarmal ötekiyle sarmaşıyor. Sonra "İyi ki doğdun bebek" esprisinin startı verilmiş oluyor. Buluşanlar 3 ve 1 direkleri ama görmediğiniz arka planda bakalım neler oluyor? Berzah yani ruhların bulunduğu yer ile Dünya’mız arası 50 bin yıl tutan 1 tek gündür. Ruh (ve özel melekler) ona bir tek günde çıkarlar ve/veya inerler. Bu yola "Gümüş kordon mesafesi denir" ve eksi bedenimizin bildiğimiz göbek bağı yerinden çıkar. Tek farkı, boyunun 50 000 yıla eşit bir tek gün boyunda olması, yani çok uzun... Göbek bağımız gibi o da aynı öneme sahip. İkisi de göbek bağı zaten. Biri gümişî renkte, öteki bildiğimiz organik renkte, biyolojik renkte ve yer ile gök birbirinin yansısıdır.

Yerde ne oluyor bir bakalım? Söylediklerimi müstehcen olarak almayınız. Cifir bilimi gereği söylemek zorundayım. Erkek testislerine, bir tek DNA sarmalı olan mesajcısını yüklemiş. Erkek Rakim (Zeker) ve kadın Kehf (Mağara). Rakim, Kehf'i aşıyor ve Allah'ın dişi cinse verdiği kendi şubesi olan Rahim'e doğru gitmesini sağlıyor. Rahim, Er-rahim olan Allah'ımızın yukarıdaki asıl rahminin yerdeki şubesi. Rakim, materyalini Kehf'e (Vagine) devrediyor. Anne adayı bunu alıyor, Rahime yani Kehf arkasındaki bir Berzah'a taşıyor. Rahim ağzı bilinir ki, pek dardır. O da insanın Berzah'ı yani genital olarak en dar yeridir. Emanet (döllenmiş over) yeni mağaraya giriyor ve artık "50 bin yıllık bir yola" yukarıya çıkıyor."

"Cinsel buluşma küçük bir alanda gerçekleşirken, aslında süper makro kozmosda daha geniş ölçekte cereyan etmektedir. Bunu şöyle kıyaslayalım: Bebeğin göbek kordonunun boyu ile 1 gün yani 50 bin yıl olan bir göbek kordonu... Yani astronomik bir thales teoremi... O küçük alanda herşey olurken, yukarıda aynısı olmaktadır. Aşağıda 3 ve 1 direkleri (çift sarmal) iş görürken, yukarıda 7 ve 19 direkleri iş başındadır. Kaçınılmaz olarak yukarıda psişik profil çıkarılmaktadır ki, adı Burç Davranış Bilimi gibi bir şey... Aşağıda anne ve baba ortak benzeri bir cenin oluşurtururken, ceninin (Embrionun) ruhsal karakterizasyonu ise, yukarıda yapılanmaktadır. Bu kesinlikle burçlarla ilgilidir. Size ait işlem, doğum gününüze üç ay eklediğinizde ortaya çıkar.

Örneğin 01.12.1971... Doğum yerinizi belirleyen başta boylam sonra enlemdir. Bunun gökyüzüne yansısına kliminasyon ve decliminasyon denir ki, gök paralel ve meridyenleri demektir. Doğum yeriniz çok önemlidir ve doğacağınız yeri belirleyen yukarıdaki Cul. Ve Dec. Yani enlem ve boylamın kesiştiği yer, 1 günlük dikme ile aşağıda tastamam doğduğunuz yere ulaşır. Onun karşısına uçak bile çıksa, o kişi uçakta doğar."

"Dünya’dan baktığınızda ve "şu burç" dediğinizde onu oluşturan takım yıldızlar bir düzlem yani kâğıt üzerindeki noktalar gibi değildir. Kimi evrenin 10 milyar yıl ötesinde bir kuazar, kimi galaksinin Orion (Avcı) kolunda, kimi doğrudan bir başka galaksinin ta kendisi... Bu üç farklı şey aynı düzlemde imiş gibi algılanır. Oysa aralarında üçüncü boyutta inanılmaz uzaklıklar vardır. İşte biz ona Müzeyyen Sema ya da Burç Çarkı diyoruz."

"Müzeyyen Sema'dan sonra bizim evren yerini Süper Uzay’a bırakır, sonra o bir günlük yol ve yukarıda devasa bir burç çarkı. İşte o da evrensel bir analog saatin sanki en büyük çarkıdır."

"Yukarıda Aralık 1'de doğan biri için bakalım en büyük çark ne diyor? Önce anne-baba işlemi doğum tarihinden üç ay sonra olmuş. Yani 1 Mart 1971 yılında... Buna 9 ay gün eklerseniz, 01.12.1972 olacaktır. O gün arkadaşımız doğacaktır. Arkadaşımızın dört direğe göre belirtici (karakter belirleyen) özellikleri şunlar:

1 direği için Yay Burcu'ndan, 3 direği için (1 Mart)  Balık Burcu'ndan ve yukarıdaki 7 direği için doğduğu coğrafik noktadaki zaman önemlidir ve bu onun ikinci karakteridir. Yani arkadaşımız bir gün bir şekilde kişiliği bölünürse, Yükselen Burcu ne ise, o karakterde olacaktır ve 9/19 yani dördüncü direk için batan burç önemlidir. Eğer yükselen burcu Koç ise alçalan (ufukta batan) burcu 180 derece tersiyle Terazi’dir. Arkadaşımız Terazi özelliklerini alamayacaktır. Terazi nasıldır? Ayrıntıcı, kararsız, sanata ve rahata düşkün, böbrekleri (hanımlarda yumurtalıkları) sıkıntılı vb.dir. Yükselen burç Koç demiştik. Yay burcundan olan bu arkadaşımız yükseleni Koç ise, sabırsız atılgan, çok aceleci ve çok kararlıdır, saniyede karar verir ki, alçalan burç Terazi bu kararı 365 günde bile veremeyebilir. Karakteri getiren özellik sanal bir çift DNA (Göbek kordonu olarak düşünün) ile belirlenir. Meselâ babada ressamlık yeteneği varsa bu 12 ayrı burçtan olan 12 çocuğunda şunlar da çıkar. Önce Boğa, Terazi, Balık, Yay... Yani babanın (dili şivesi dahil) her bir özelliği 12 çocuğundan uygun olanda çıkar. Tümü ressam, müzisyen değillerdir.

Yukarıda neler oluyor devam edelim: Baba adayı anne adayını aşınca, bir günlük yolu da aşmış oluyor. Rahim Berzah’ına emanet bırakılınca, yukarıdaki Sur Borusu Berzah’ına ulaşılmış oluyor. Yumurta aşılanıp foliküllere hareket ettiğinde, yukarıdan burç özelliğini havi olan ve doğum sırası bekleyen birey (Bilinç, ruh), Allah'ın emrini alıyor. Allah'ın emri ise, onun üfürülmesidir. Böylece, biraz önce Allah'ımıza Kalu bela / elestiküm mîsakı veren ve daha hiç doğmamış ruh, seçilmiş olarak Rabb’in emri gereği ruh olarak ve ana rahmine bağlı bulunan (Göbek kordonu) bağını izleyerek bir tek günde embrio içine üfleniyor... Ve hoş geldin bebek! 1, 3, 7, ve 9 (19) direklerinin dörtlü spirali, sarmalı, helisi bizim fizyolojik ve de psişik yapımızı Burç dosyası içinde oluşturuyor.

Önce burç dekodu: 27 kasım 1972 Türkiye ortası doğumlu biri için (1-99), Burcu Yay. Güneş Yay Burcu’nda. Güneş demek Akdelik olarak temsil ediliyor. Yani o gün bebek gün ışığını görüyor. Yaklaşık bir hafta önce doğmuş. Sağ ayak baldırı doğuştan hassas, sportif bir kaza geçirebilir. Ben fal bakmıyorum kaba bir havas çözüyorum. 73-99 durumunda ve bununla kesişen Balık burcu çizgisi 47 konumunda. İnanılmaz derecede özgürlüğüne düşkün bu candaşımız. Çok bol uyku uyuyor, uyku öncesi uzun hayaller kuruyor ve çok sayıda rüya görerek, dinleneceğine biraz yorgun kalkıyor. 97-83 çizgisinde, "asla eleştirmeyiniz" tamamen arkadaşlığı kopartır ve sertleşir ve ağır eleştirir karşısındakini. 97-89 çizgisinde ise, son derece neşeli, konuşkan ve grubun gözbebeği... Her perşembe neşelidir ama çarşamba günleri somurtur, sıkılır, yenilik coşku arar. Çok iyi bir âşıktır. Din duygusu gelişkindir ve bu yolda felsefenin tüm kapılarını çalıp, 2002 yılında tatmin olmuş. 47-71, Terazi ve Kova burçlarına çok düşkün. Bu iki burçtan kadın-erkek gördü mü o tarafa çekiliyor. Zarar gördüğü burçlar ise 37-61. İkizler burcunu gıcık buluyor. Başak’tan ise nefretleri okuyor ama büyük aşkı da Başak olmaz mı? Bak şimdi!

Bundan öte bir kitap bile yazılabilir. Bu bilgiler, Harut ve Marut'un Geldanilere Kaldelilere yani Babile öğrettiği göksel bilgilerdendir. Bunlar moral bozucu da olabilir: "Bu hanım olmaz, boşanacaksın, ölümüne sadece 3 yıl kaldı" diye söylerseniz o insan ne olur bilin bakalım? Ben olsam ölmeden kendimi bir şekilde öldürttürürdüm herhâlde."

Çok uçarı, çok eterik, konuşur gibi, çok akıcı ve alabildiğine anlaşılmaz görünen bu metin bize artık astrolojinin giderek bir bilim olma niteliği kazanmasına az bir gayret kaldığını gösteriyor.

  B2) REMİL

Hiç kuşkusuz, Hans'ın geleceğin bilimleri arasında gördüğü en önemli ve ilginç konu astrolojidir. Aslında pek çoğumuzun fal diye bildiği bir başka konu da "Remil"dir. Hiç kuşkusuz, remil de fal gibi görünen ve geleceği bilmede işe yarayacağı ümit edilen bilgi alanlarından biridir.

Burada uzun uzun remilin içeriğine ya da nasıl uygulandığına ilişkin şeyler söylemeyeceğim. Yalnızca bu konuda Hans'ın söyledikleriyle yetineceğim:

25 Ocak 2002 Cuma e-söyleşisinde, bu konuda şöyle diyor: "Remil digital bir sistem. Meselâ //./ ya da /../ gibi. Aruz veznini anımsatıyor. Danyal Aleyhisselam bunu Tevrat içinde keşfediyor. Çizgiler (1) ve noktalar 0 (sıfır). Saat çok önemli. Sana Remil için gelen birinin geldiği dakikaya bakıyorsun (0244). Ay'ın hangi menzilde olduğuna bakıyorsun (İklil Süreyya gibi). Sorulacak sorunun ne olduğunu veriyor sana. Örneğin "Sana bu saatte (anda) gelecek olan birisi der ki ben çok kıymetli ve hatıra olan bir şeyimi kaybettim". Onu soran kadına de ki, "Onu görümcesi düşmanlık için almıştır, çalmamıştır, yerine koyacaktır". İşin tuhafı Remilde gelecek olanın sana hangi soruyu soracağı kitaba yazılmış. İkinci olarak gelenin kadın olacağı önceden belirtilmiş.

İşte eğer bu ilahi digital sistemi (Remil)i kullanıyorsan bana şaşmayacaksın. O kitabı yazan Muhyiddini Arabi'ye şaşacaksın. Kitabın çok az bir bölümü "Saatlerin Hazinesi" diye piyasada var."

Hans'ın söylediklerinden, Remil'in de Biyoritim ve Asroloji gibi sınırlandırılmış, düzenlenmiş ve içine benzer model ve malzemeler konmuş kozmik zaman dilimleri anlayışına ya da olgusuna dayandığını görüyoruz.

Peki mevcut Remil bilgileri, teknikleri ve uygulamaları, bizi kesin ve güvenilir bir gelecek bilgisine götürebilir mi? Elbette ki, hayır!  Ebced, Cifir, Biyoritim ve Astroloji için de aynı durum söz konusu. Bunun nedeni, yaşamın matematik, mekanik kesinliğe uymaması değil, bilgilerin ve tekniklerin ikna edici bir mantıksal ve bilimsel bilgi temeline dayanmıyor olması.

Yoksa yaşamla matematiği, bilinçle mekaniği uzaştırmak, o kadar da zor değil. Bu yüzden, aşılmaz gibi görünen cebriye çıkmazı, geleceğin bilinebilmesi konusunda sanıldığı kadar büyük bir engel değil.

 

  B3) CİFİR

Öyle görünüyor ki, Hans'a göre, geleceği kestirmenin araç ve yöntemlerinden bir tanesi de Cifir.

Burada hemen şu açıklamayı yapmalıyım: "Geleceği bilmek" derken, Edgar Cayce gibi, medyumik tören ve translarla geleceğin her noktasını bilmek gibi bir kehanetten söz etmiyorum. Oradaki mekanizma, Hans'ın getirdiği bilimsel açıklamanın dışında hâlâ ikna edici bir açıklamaya sahip değildir. O yüzden de mükâşefeye dayanan, medyumik translara dayandırılan kehanet ya da önceden bilme temelsiz atıp tutmaya çok açık görünmektedir.

Hans'ın getirdiği açıklama şudur: Bir degajman olayı vardır. Bu, ruhla beden arasındaki bağın gevşemesidir. Hans buna "Dipole olmak" diyor. Yani elektrik bedenin yatay, manyetik kalıbın dikey duruma gelmesi ve manyetik kalıbın, ışık hızından çok yüksek hızla göğe düşmesidir. Bu durum, mekânda hızla genişleyen bir ufuk ve bu ufkun istenildiği noktada algılanması sonucunu doğurur. Bu, durugörü ve astral seyahati de açıklayan bir açıklamadır. 

Bu durum yani Hans'ın Dipole olmak dediği durum, duyu dışı algılama eşliğinde zamanda ileri ve geri gitmeyi de baraberinde getirir. Çünkü, Tanrısal bir üfürük olan manyetizma, evrenimizin karadelik tekilliğinin bizim yakamızdaki bir etkisidir. Burası aynı zamanda beşinci boyut olan bilinç boyutudur. Kolektif bilinçaltının bulunduğu, benim canlı deniz dediğim, geçmişteki bir çok kültür ve uygarlığın fark ettiği ve zamanımızda da orgon ya da "inerji" denilen bir yer, boyut ya da varlık tabakasıdır.

İster normal olsun, ister yapay olsun herhangi bir uyku durumunda dipole olunca algı ufkumuz genişlediği gibi, bu durum zamanda ileri gitmeyi de sağlar. Çünkü ışık hızının çok üstüne çıkılmıştır.

Sadece Hans'ın bize kazandırdığı bu bilgiler, bu anlatılanlar, haberci rüyalar ve diğer geleceği bilme durumları durugörü ve astral seyahat (OOBE)'yi de açıklar.

Ancak bu açıklamalardan sonra, medyumik karakterli kehanet  (geleceği bilme ya da kestirme)  ile hesabî kehaneti ayırmamız da gereklidir.

Medyumik  (Keşfî) kehanet, degajmana yani dipole olmaya dayanır ve antrenmanlarla uygun rehberliklerle yetkinliğe ulaşır. Bu yolla yapılan gelecek kestirimleri de güvenirliğini kahinle ilgili kehanetlerin gerçekleşme oranından alır. Yani bu tür kehanetlerin güven dayanağı istatistiktir. Aracının  (kâhinin) kestirimlerindeki gerçekleşme sayısı bizim güven dayanağımız olur. Böylece, bu tür kehanetlerde her zaman "tutturamamak" yani "uydurmak ya da atıp tutmak" gibi bir sorun vardır.

Hesabî kehanetlere gelince, bunlar biyoritim, astroloji gibi şeyler olup, şimdilik hâlâ "Fal-Bakı" kategorisinde olan şeylerdir. Bunların ötekinden farkı, gelecekte bilim olma şanslarıdır. Bir diğer fark da geleceğin belli konu ve alanlarında kestirimde bulunma olanaklarına sahip olmalarıdır. Medyumik kehanet (degajmana-polarizasyona dayanan kehanet) geleceğin her noktası ve her konusu için işler ve çalışır görünmesine karşılık, hesabî kehanet her zaman belli konu ve alanlar için işlerliğe sahip görünmektedir. Aslında Hesabî Kehanet'in de güvenilirliği, her ne kadar mantıksal, matematiksel bir çerçeve içine alınsalar da sonuçta istatistikten gelir. Yani her ikisinde de belirlenmiş gelecek, sadece bir olasılıktır. Bu da bilincin özgürlüğünü kurtarmak bakımından çok önemli ve gereklidir.

İşte Hans'ta gördüğümüz Cifire gelince... Bazen yorum tekniği olarak görünse bile, sıklıkla geleceğin bulgulanması için izlenen hesabî kehanet yollarından biridir. Burada mevcut cifir bilgilerine, uygulamalarına ve tekniklerine girecek değilim. Yalnızca Hans'ın bu konuda ne dediğini size aktarmaya çalışacağım:

Hans'ın söylediklerinden anladığıma göre cifir; tüm evreni ve içindekileri, zaman içinde başından sonuna kadar, yani geleceği ile birlikte yorumlayabilen, belirleyebilen, Kur'an matematiği ve rakim yani sayılar bilimidir. Kısaca o, Misâl Âlemi'ni ve Kur'an şifrelerini açıklayan evrensel kodekstir. Hızır tarafından insanlığa indirilmiş, Misâl Âleminin şifre çözücüsüdür. Aritmetiğin ve geometrinin, Rakim ve Kehf'in bilimidir.

Önce yorum aracı olarak Cifir hakkında fikir vermeye çalışalım.

Yorum aracı olarak Cifir'in kullanılması

Cifir konusunda Hans'ın en önemli özelliği, cifiri geleceği bilme aracı olarak kullanmaktan çok, Kur'an'ı yorumlama aracı olarak kullanmasıdır. O Kur'an ve Cifir bağlantısında şöyle demektedir:

"Çoğu okurumuz "Kur'an Matematiğini" duymuş, okumuş ve şaşırmış olmalıdır. Kur'an'da genellikle 19 sayısına bağlı, bu sayısal düzeni de içine alan cifir sistematiği, Kur'an'ın başka sayısal düzenlerini de kapsamaktadır. Arapça kökenli olan cifir batı dillerine şifre (Chifree) adıyla geçmiştir. Cifir, fal dışında kalan her şeyi (Burçlar, tılsımlar, Yıldızname, Remil kehanetleri gibi fanteziler yanında) Batınî (ezorerik), Ledünnî, Havas ve bütün gizli bilimleri kapsamaktıdır.

Mükaşefeye baş vurmadan özel matematiğiyle net sonuçlar verebilen cifir, mükaşefe gibi müphem, muğlak değildir. Aslında cifir bir beşinci işlem matematiği öğretisi olup bunun kullanım alanı levh-i Mahfuz'un tüm sırrını içeren Kur'an'ı konuşturabilmesidir.

Önceki cifir anlayışı küçük çapta sırlara kullanılabiliyordu. Günümüz öğretisinde (matematik beşinci işlem sayesinde) sırların geniş çapta çözümlenmesi mümkün olmaktadır."

15 Mayıs 2002 Çarşamba e-söyleşisinde, "Çok kolaydır Kur'an... Bir kelimesi, tüm kelimeleri gösterir. Hologram teoremi de böyle değil midir? Cifir dehşet bir bilim dalı. Ve öyle zor ki! Ardı arkası kesilmiyor. Yani bir sonuçtan exp (üstel olarak çok sayıda sonuç çıkabiliyor). Etimoloji ve Sanskritçeyi bildiniz mi bu iş kolay oluyor" diyor.

Cifir'in geleceği bilmede kullanımı:

Peki Cifir'in geleceği bilmede kullanımı yok mudur? Burada Cifir'in geleceği bilmede nasıl kullanıldığını anlatacak bilgim yok ama şu kadarını söyleyeyim: Hans Muhiddin-i Arabî'nin onu "Sana şu gün, şöyle biri gelecek ve şöyle soracak. Sen de ona şöyle söyle" tarzında ve düzeyinde kullanabildiğini söylüyor.

            Cifir'i biraz daha tanıyalım   

            Buraya kadar yazdıklarımdan, cifrin ne ve nasıl bir şey olduğu hakkında kafanızda her hangi bir anlaşıyın ya da resmin oluştuğunu sanmıyorum. O yüzden yine Hans'ın söylediklerine bağlı kalarak en temelinden size onu anlatmaya ve kafanızda bir anlayışın belirginleşmesine çalışacağım.

            24 Mart 2002 Pazar e-söyleşisinde Cifirin temellerini şöyle anlatıyor Hans:

"Herşey sayıdır (Rakim). Sayılar iki tanedir (Al ve LA) Her digitAll sayının mutlaka bir hologramı (Kehfi, Cave'si, ifade ettiği bir biçimi) vardır. Bu ruhun, meleklerin vb. her nesnenin biçimidir.  Aslında ister somut ister soyut olsun, her şey xyz koordinatlarının belirlediği somut ve Xj,Yj,Zj soyut koordinatlarının belirlediği iki uzaydan (iki Kehf'ten) oluşur. Bir de bu iki Kehf'in (uzayın ya da boşluğun)  oluşturduğu değme noktası vardır. Bu değme noktasının bir çok isimleri var: Mirror, osmos bölgesi, tünel bölgesi, ödeme-dengeleme bölgesi, Serp,  EPR, hemzemin geçitleri, 7 mesanî, Superstring'lerin tünel-içi, şahdamarının içi, Quantum teoreminin tünelleme süreci vs. vs.

Bu iki boşluk, bu iki mağara, bu iki Kehf çift mağara biçimindedir. Bu iki mağara birbiriyle boğazlaşır (Berzah’da değer) ve dolayısıyla iki tane boynuz (Corn) kum saati gibi birbiriyle birleşir. Mikro ve makro sistemlerde bu karneyn vardır. Zülkarneyn'in sırrı da budur" diyor. Sonra şu bilgileri buluyoruz Hans'ta:

"Allah rakamları yaratırken onlara bizim gibi ruh verdi.

1=Ahin adlı bir ruhtur.

2=Bikatriyalin

3=Celisin

4=Demyalin, gibi...

Aynı zamanda ABCD harfleridir bunlar. Rakim (1, 2, 3, 4) ile Kehf (A, B, C, D) birbirine dönüşebilir. Ebced denen numeroloji de budur zaten. Meselâ ben 2121 yazarsam anlamı babadır (Rahman). Âdem babasız doğduğundan 2121 yerine BABA dedi (aslı 121 eba gibi). Allah babasız kuluna isimlendirmeyi öğretti. O melekler gibi 2121 değil, BABA demiş oldu. Ve melekler bu eşdeğerlik ilkesine çok şaşırdılar ve secde ettiler."

"Bütün uygarlıklarda ve ve dillerde ilk harfin (A) yani (elif)  olması ilginçtir. Yaradılışın ilk zamanlarında nasıl her şey bir şey olarak bir bütünlük arz ediyor ve çoğalma nasıl bir düzen içinde parçalanmayı  (bölümlenmeyi) gösteriyorsa alfabe de ilk dört harfinde bütün dillerde aynıdır. ABCD. Cifirdeki sözü edilen EBCED budur. Harflerin dört temel köküdür, başlangıcıdır."

Bu bilgilerden sonra "Cifir ne?" diye sorabiliriz. Buna göre Cifir,  EBCED'i kullanarak yani sayıları harflere, harfleri sayılara dönüştürerek, bir bilginin açılımını yapma yani yorumlama ve bazı konularda geleceği hesaplama yoluyla bilme olanağı sağlayan bilimdir. Hans'a göre, Âdem'e eşyanın isimlerinin öğretilmesi sırrı ile ilgilidir ve Melekût kaynaklıdır.

19 Ekim 2001 Cuma e-söyleşisinde de şu bilgileri veriyor:

"Cebiri Alcabir (Algebra) bulduğu gibi Cifiri'de ALŞİFR buldu (Muhyiddin'i Arabi). Cebir gibi Cifir de bulundu. Yani var olan keşfedildi ... Cifir ders kitabı gibi. İlk olarak "İbni Haldun Mukaddimesi”nde kullanıldı. Arabi ise "Saatlerin Hazinesi" kitabında Cifir'i kullandı. Nostradamus bu işi yıllar sonrası için kullanırken, Muhyidddin’i Arabi, "Sana şu saatte şu soracaklardır, şöyle de" diye determine edebiliyordu. Saatlerin Hazinesi adlı kitabında "Hızır'ın emriyle" saatlerin kaç olduğunu kaldırdı. O kitap şimdi "saatsi" olarak piyasada var ama adı Saatlerin hazinesi. Buna rakim de deniyor (Rakam bilgisi). Ancak bunun devamında tılısım (Talisman) diye bir Kehf (Geometri) bilimi daha var. İbni Haldun Mukaddime'sinde işte bu Talismanı (Tılsımı) kullandı. Ama çok kısıtlı. Cebir ondalık sisteme, Cifir ise ikili sisteme tabiidir (Cifir digitaldir)" diyor.

Hans'ın cifir söyleminden edindiğim izlenim şu: O Cifir'i kuran yorumunda kullanıyor ama bu Cifir'in bir çok özelliklerinden biri. Kısaca Hans'a göre Cifir, gelmiş geçmiş bütün varlıkların, evrendeki her özün kıyamete kadar bütün Levh-i Mahfuz yazgısını sonsuz set kavramları içinde tespit ederek en özel adresleri bile bulabilmektedir. Onun bu niteliği, geleceği bilme konusunda Cifir'in, gelecekte çok daha büyük olanaklara sahip olabileceği anlamına gelmektedir. Yeter ki, yetkin ellerde bulunsun. Yine Hans'ın dediğine göre, evrende onu en yetkin biçimde kullanan Hızır'dır.