|
21 a)
THULE
Peki
nedir "THULE"?
Sanırım, önce buradan başlamak gerekiyor.
Thule;
İzlanda'ya ilişkin söylencelerden bir söylencenin adı...
O, söylence olarak, Atlantis gibi kayıp bir ülkeye ilişkin
bir mittir. Çünkü; Thule; İzlanda söylencelerindeki batık
bir kıtanın adıdır da...
Thule;
Bugün Grönlandın batısında, büyük bir Amerikan
hava şirketinin bulunduğu bir kentin de adıdır...
Hans'ın söylediğine bakılırsa, bir coğrafî
mekân olarak bu kent, bir coğrafi mekân olarak o asıl Thule
kenti ya da kasabası değildir. Bir coğrafya ve bir yerleşim
yeri olarak Hans'a göre Thule, Kur'an'da adı geçen "Zülkarneyn"le
birlikte var olan, kutupların kayması ile birlikte, şimdi
koordinatları bilinmeyen bir yerleşim yeri, bir kasabadır.
Bizim
söz konusu edeceğimiz Thule ise, zamanla ilgili bir ezoterik öğreti
ve örgüt.
Bu
öğreti ve örgüt bizi neden ilgilendiriyor? Bunun iki nedeni var
:
a)
Zamanla olan ilişkisi
b)
Hitler'le olan açıklayıcı bağlantısı
Aslında
sözcük "Thule"den ibaret değil. Literatürdeki asıl
sözcük "Thule Kornen"dir. Kornen ise, hem yarımada
hem de boynuz anlamına gelmektedir. Thule Kornen, Thule
Yarımadası anlamına gelmekle birlikte, kent olarak
Thule'nin gerçek adı, Thule
Qaanaak'tır. İki ismi beraber okuduğumuzda Zülkarneyn
açıkça görülmektedir; çünkü Thule, "Zül"ün;
Qaanak da "Karneyn'in karşılığıdır. Böylece
"Thule Qaanak"ın "Zülkarneyn" olduğunu
anlıyoruz. Zülkarneyn yani "çift boynuz"; bir başka
deyişle, "Çift Zamanlı"...
Şurası
hiç de ilginç değildir ki, Thule
Örgütünün sembolü, çift boynuzlu Viking miğferidir. Söylemsel kökleri, kayıp kıta Mu'ya dayanan bu öğretinin temel konusu, insan psikolojisinin derinlikleri
ve zamandır.
İşte o çift boynuzlu miğfer, "Zülkarneyn"i
yani çift zamanlılığı temsil etmektedir. Hans'ın
deyimi ile "Kriş zaman"ı
temsil etmektedir.
Kiriş
zaman? Yine Hans'tan aktarayım; Kiriş zaman diye bir zaman türü
yok ama hortum gibi ve boynuz görünümlü karadelikler var. Böyle bir
çift boynuz gibi duran iki karadelik arasında zaman sıçraması
yapılmakta ve bu iki boynuzun iki ucu arasındaki sıçramalarla
ilgili zaman olaylarının topuna birden Hans "Kiriş
Zaman" demektedir. Sözü edilen boynuz sembolünün aslı
budur.
Zülkarneyn
işte bu çift boynuz temeline dayanan bir zaman gezmenidir ve bir
tane değildir. İşin ilginç yanı, bu tür zaman
gezmenliğinde yaş farkı olmamakta, yanınızdakilerle
birlikte bir zamandan başka bir zamana sıçrayabilmektesiniz!
Bu yanınızdaki, bir çakmak da bir uçak da bir uzay gemisi de
bir fabrika da olabilir!
Thule
örgütü'nün amaçlarına gelince ; bunlar
özetle :
·
Zamanda gidip gelen üstün yaratıklarla
ilişkiye geçmek,
·
Üstün bir Âri ırk oluşturmak
: (Bunun için de saf bir Cermen ırkı oluşturup
pan-Cermenik bir Alman Imparatorluğu'nu kurmak ve bu imparatorluğu
Âri ırkın oluşturulmasında kullanmak) ve bu arada,
·
Hıristiyanlık öncesi antik
Alman kültürünün yeniden uyandırmak,
·
Böylece dünyanın yazgısını
değiştirmek ve
·
Mu uygarlığına ulaşmaktı.
Gizlici örgüt ve öğreti olarak
Thule'un felsefesine gelince;
Bunu Eckart, şöyle açıklıyordu: "Tule'un tüm sırları,
eski bir kayıp uygarlığa dayanır.
İnsanoğlu ile dış zekalar arasında bazı varlıklar,
bu sırlara erenlere büyük bir güç kaynağı oluşturmaktadır.
İşte bu güçtür ki, Almanya'yı dünyaya egemen kılacaktır".
Bu sözler, Nazizmin de temelini oluşturuyordu.
KÖKLERİ
:
Gizlici
öğreti ve grup olarak Thule'un dayandığı kökler de ilgi çekmektedir. Bu kökler
kabaca Tapınakçılar ve Masonlardır. Biraz daha ayrıntılı
verilecek olursa, bu kökleri, kısaca, Theosophical Society, Viril,
Armanenschafft, Ordo Templi Orientis, Ordo Novi Templi, Germenorden
olarak belirtebiliriz. Bu kökler aynı zamanda Nazi Partisi'nin de
gerçek kökleridir.
Dikkat
edilirse bu sıralamada adı geçen öğreti ve örgütlerin,
aslında yeterince heterojen bir kök ve geçmişe sahip olmadıkları
görülür. Üyelerin çoğunluğunun Hristiyan görünmelerine
karşın, Thule için bu bile gerek ve yeter bir koşul değildir.
Açıkçası, Thule'un üye ve öğreti olarak içeriğini
netleştirmek oldukça zordur. Bu içerik içinde Pagan, Cermen,
Gnostik, Kabalacı-Siyonist-Mason, Âri ırk ve bolca Katolik
unsurlar vardı. Yani, Thule'un oluşumu tek tip ve homojen değildi.
Bir kök Tötonlara giderken öbürü Cermenlere, bir başkası
Mu'ya, bir başkası Hint ve Tibet Aryenlerine, bir başkası
Tapınakçılara, bir başkası ise, doğrudan
Masonlara gidiyordu. Saydığım ve saymadığım
bir çok öğe ve etken, kolayca Thule'da bir araya gelebiliyorlardı
; çünkü ortak ve temel bir konu vardı: Zaman gezmenliği!
Biz
yine de kök ve kuruluş
aşaması olarak Thule'u elden geldiğince net bir biçimde
kavramak için Germenorden'e bir bakalım. Onu tanımak, Thule'u
ve Nazileri tanımak için önemli bir yol gösterici olabilir.
GERMENORDEN
:
19.
yüzyılın başında, Almanya'da aşırı
sağ eğilimleri ve birbirleriyle de yakın ilişkileri
olan Tapınakçılığa bağlı üç örgüt
kurulmuştu: Armanenschafft, Ordo Templi Orientis ve Ordo Novi
Templi. Her üçü de Tapınakçıydı. Burada Tapınakçılar
hakkında bilgi vermek istemiyorum ; çünkü bu günlerde yeteri
kadar yaygın biçimde var. Yalnızca İnternette Google'a
gelip Tapınak yazmanız yeterli. O nedenle, Tapınakçıları
atlayarak devam edebiliriz. Bu üç örgütün en önemli işlerinden
biri, Germenorden (Alman Tarikatı) adlı örgütün kurulmasına
katkıda bulunmalarıydı. Bu Alman Tarikatı 1912'de
kuruldu ve Âri ırkın varlığına ve üstünlüğüne
inanıyordu.
1. Dünya Savaşı sırasında
ateşli Alman milliyetçilerini organize
etmişti. Onu önemli kılan asıl şey ise, Tuhule örgütünün
oluşmasına önayak olmasıydı. Thule Derneği ya
da Almanca adıyla "Thule
Gesselschaft".
Thule Derneğinin
kurucusu "Baron Rudolf von
Sebottendorff"tur. Diğer adı, Rudolf Glauer. Asıl
adı, Adam Alfred Rudolf Glaıuer. 9 Kasım 1875 Deresden doğumlu.
Babası lokomotif makinistiydi. 1910'larda
bir soylu Alman ailesi tarafından evlat edinildiği için
"Baron" deniyordu. Bu ailenin çabası ile yüksek öğrenime
başlamış ama devamını getirememişti.
Yüksek öğrenimini yarım bırakıp,
gemilerde üç yıl elektrikçi olarak çalıştı. Böylece
bir çok yer gezmiş oldu. Uzak Doğuya, ezoterik öğreti ve gruplara da
ilgisi bu sayede oluştu.
Bu gezileri sırasında
simya, astroloji ve Kabala üzerinde çalışmış, Gül-Haç
felsefesi üzerinde de uzun araştırmalar yapmıştı.
Kahire'de Hidiv Ahmet Paşanın
hizmetindeki Hüseyin Paşa'nın mahiyetine katılarak bir yıl
da paşanın Bursa'daki çiftliğinde çalışmıştı.
Burada Abraham Termudi adlı bir Yahudi
bankerin aracılığı ile Memphis adıyla tanınan
Mason locasına üye yapılmıştı. Oysa 1901 yılında
katıldığı, Fransız Grand Orient'e bağlı
olan bir mason locasının
da üyesiydi. Bu loca, politik amaçları olan bir locaydı
ve Abdülhamid'i halletmeğe çalışan İttihat ve
Terakki Derneği ile de
çok yakın ilişkileri vardı. Kısacası Baron'un
sıkı bir Mason kariyeri vardı. Bursa'da bulunduğu
yıllarda yaptığı işlerden biri de "Türk
Masonluğu ve Bektaşilik" adlı bir kitap yazmak oldu.
Türkiye'de
onu "Gizli Müslüman Baron" olarak biliyorlardı. Sufizmi
ayrıntılı biçimde biliyordu. Birçok tarikatla ilişkisi
vardı. Güçlü bir Mason kariyerine sahip olarak özellikle, Bektaşilikle
ilgilenmişti.
1933'de
"Before Hitler Came" (Hitler
Gelmeden Önce) adlı
bir kitap yazdı. Burada Nazi liderlerinin gizemli çalışmalarını
anlattığı için Hitlere ters düştü ve Hitler de
kendi imzası ile yakalanmasını emretti. Oysa Hitlerin
önemli akıl hocalarından biriydi. Bunun üzerine, Baron
İstanbul'a kaçarak derneğin merkezini de buraya taşıdı
ve bir süre sonra intihar etmiş süsü vererek Nazilerin ekranından
çıkmayı başardı.
Bir
söylentiye göre de Almanya-Osmanlı arasında çift taraflı
casusluk yapıyordu!
Alman
tarihçileri "Baron 1934'te Hitler'le çelişkiye düştü
ve öldürüldü" dedilerse de, ölmemiş ve İstanbul'a kaçırılarak
1934-45 yılları arasında Alman istihbaratı görevlisi
olarak çalışmıştı. Burası onun karanlık
noktalarından biridir. Ama İstanbulda Taksim ve Teşvikiye'de
yaşadığı, Türk önde gelenleriyle dostluklar kurduğu
kesin. İngilizler "1945'te Almanya teslim olunca baron intihar
etti" diyorlardı. Aytunç Altındal ise, "Baronun
hayatını araştırdım. Ve Baronun 'öldüğü'
söylenen tarihten 12 yıl sonra, bir başka soyadı ile
1957'de Balıkesir'den Antalya'ya gelen 3 kişilik bir Alman
heyetinde yer aldığını, Antalya'da iki gece
Cumhuriyet Oteli'nde kalarak Adana'ya geçtiğini saptadım.
Sebottendorf'un 1945-57 yılları arasında Türkiye'de 'Görünmeyen
ellerce korunduğu sanılıyor..." diyor.
Bu görünmeyen
ellerin ise "Manevi Cihazlanma Derneği" olduğu düşünülüyor.
Bu dernek, Neo-Nazi masonların üye olduğu
Moral Re-Armament Derneği'nin Türkiye'deki koludur.
Kısaca
ve kabaca Baron'un öyküsü budur. Şimdi gelelim, Baron'un Thule
örgütünü kurmasına :
BARON
VE THULE'NİN KURULMASI
Baron,
1910 yılında, İstanbul'da bulunduğu sıralarda,
Masonluk ve simya prensiplerini antikomünizm ve aşırı sağ
ile birleştiren, kendine bağlı yeni bir örgüt kurmaya
karar verdi. 1916 yılında Germenorden ile bağlantıya
geçti ve sonraki iki yıl içinde örgütün en etkin üyesi haline
geldi. Sonuçta, 1918 yılında Germenorden'in adı
"Thule Gesselschaft"a dönüştürüldü ve Sebottendorff
da örgütün büyük üstadı oldu.
Örgüt
kurulduktan sonra hızla büyüdü. 1918 yılında yalnızca
Münih kentinde 250, tüm Bavyera'da ise, 1.500 üyeye sahipti. Üyeler
arasında yargıçlar, avukatlar, polis şefleri,
aristokratlar, doktorlar, üniversite hocaları, bilim adamları,
subaylar, sanayiciler ve iş adamları vardı. Önde gelen
üyelerden Bavyera Adalet Bakanı Franz Gurtner, aynı makama
Nazi rejimi sırasında da atandı. Thule üyelerinden polis
şefi Wilhelm Frick ise, Nazi Almanyası'nda İçişleri
Bakanlığna getirildi.
THULE'UN ÜNLÜ VE MİMLİ ÜYELERİ
Bunlar,
11 kişi ve konuyu bilmeyenler için oldukça sürpriz isimlerdir:
Rudolf Hess, Göring, Göbbels,
Karl Haushofer, Alfred Rosenberg, Himmler vs. Bunlar, Thule Derneğinin
de Nazi Partisinin de kurucularıydılar. Aynı zamanda
Hitlerin yakın dostları ve akıl hocalarıydılar.
Rudolf
Hess: Bu topluluğa ilk katılanlardan
biri kimdi dersiniz? Rudolf Hess;
Hitler'in kötü yoldaşı! Antisemitik düşünceleriyle ünlü,
"Oyuk Dünya Kuramı"nın babası, Aryan ırkının
varlığına ve üstünlüğüne inanan, ezoterik ve
inisiyatik tarikatlarla bağlantılı bir bilim adamıdır.
Barış
görüşmeleri için İngiltereye gönderildi ama orada
tutuklandı. Spandau cezaevinde ömür boyu hapse mahkum edildi.
Haushoffer:
Thuleun en önemli ve etkili üyelerinden
biri. 1869 doğumlu. Bir bilim adamı, Münih üniversitesinde
profesör. Profesör ve general.
Hitlerle
onu tanıştıran Rudolf Hess'ti. Kavgam'ı Hess ve
Haushoffer yazdırmıştı Hitler'e. Nazi Partisi için
Gamalı Haçı seçen de oydu.
Deitrich
Eckart'tan sonra Hitleri en çok etkileyen ikinci insandı.
1934'de
genç bir general ve çok güvenilir bir kâhindi. Düşmanın
saldıracağı yeri, saati ve mermilerin düşeceği
yerleri söylüyordu. Hitlere de Parise ne zaman gireceğini, nerede
ne kadar dirençle karşılaşabileceğini söylemişti.
Rooswelt'in ölüm tarihini de doğru olarak vermişti.
Uzak doğuda uzun yıllar resmi görevde
bulundu. Japonca biliyordu. Ona göre Alman ırkının kökleri
Orta Asya'da idi.
Aslında
o da bir Gurdjief öğrencisiydi. İkisi de Tibet Locası'na
üyeydiler ve bu Tibet Loca'sının dünyanın altında
yaşayan ve insandan daha üstün bir tür ile ilişkisinin olduğuna
inanıyorlardı. Hitler, Himmler, Goring, fizikçi Morell de aynı locanın
üyeleri idiler.
Oğlu,
Hitlere suikast düzenleyen bir grup içinde yakalandı ve idam
edildi. Ceketinin cebinde şu yazı bulundu : "Babam kötülüğün
sesini duymadı. Şeytanı dünyaya saldı."
Tibetli
gizli öğreti örgütü ile yaptıkları anlaşmaya göre
Thule üyeleri, bir yanlış yaparsa Japon usulü ölmeye yemin
etmişlerdi.14 Mart 1946 da Haushoffer, önce karısını
öldürüp sonra da harakiri yaparak kendini öldürdü. Bir yanlış
yapılmıştı hem de büyük bir yanlış...
Dietrich
Eckart:
Şair ve gazeteci. Kuruluşundan itibaren Thuleun içinde.
Hatta Thuleun da Nazi partisinin de kurucularından. Hitlerin
çok yakın akıl hocası.
Thule
derneğinin özünü şöyle açıklıyordu: Thule'un
tüm sırları eski kayıp bir uygarlığa
dayanmaktadır. İnsanoğlu ile dış zekaların
arasında bulunan bazı aracı varlıklar bu sırlara
erenlere büyük bir güç kaynağı oluşturmaktadırlar.
Bu güç Almanya'yı bütün dünyaya egemen kılacaktır.
Yine bu güç ve bu gücün kaynağı, geleceğin üstün
insanının ortaya çıkması için imkan sağlarken,
insan türünün de değişimine yol açacaktır.
İşte bu ifadeler özet olarak Thuleun da Nazizmin de
temelini oluşturmaktadır.
Yaşlı
bir okültist kadının kendisine yıllar önce
anlattığı "Almanya'yı kurtaracak Mesih
"prototipini Hitler'de görmüştü. Bu nedenle bu genç adamın
elinden tuttu, onu Thule'nin
zengin ve etkili üyeleri ile tanıştırdı. 1923 yılında
kurulan Milliyetçi Sosyalist Partinin yedi kurucu üyesinden
biriydi.
Aynı yıl öldüğünde, elindeki tüm bilgi
birikimini Karl Haushofere bırakmıştı.
Vasiyetinde ise, şöyle diyordu: Hitleri izleyiniz.
Dans edecektir; ancak müziği ben yazdım. Onlarla temasa geçmesi
için gerekli araçları kendisine verdik. Bana da sakın acımayın.
Tarihi herhangi bir Almandan daha fazla etkilemiş olacağım.
Eckart ve Rosenberg 1920'de Hitlerle tanıştılar
ve onu üç yıl sıkı bir eğitimden geçirdiler.
Hitlere doğu ezoterizmini, gizli dilini
ve bu dille konuşmayı öğreten Eckart'tı. Öğretisini
iki bölümde Hitlere aktarmıştı : Gizli öğreti ve
propaganda.
Bu da gösteriyor ki, Hitler üzerinde birinci derecede
etkili olan bir isimdir. 1923'de Nazi partisi kurulduğunda Kurucu
yedi üyeden biriydi.
Hanussen:
Bir de Hanussen var. Hitler'in kâhin ve telepat danışmanı.
İstanbul'da Gurdjief tarafından İslam'a ve Zig-Zag'a
inisiye edilmiş! Sonra bir biçimde onu Hitler'in yanında görüyoruz.
Bir söylentiye göre, yanlış ve kötü bir kehaneti yüzünden
ertesi gün öldürülmüş. Hans'ın dediğine bakılırsa,
general de Hannusen de Stalin'e çalışan güçlü telepat ve
zaman gezmeni Volf Messing tarafından intihar ettirilmişler.
SS'ler içinde özel bir araştırma grubu da oluşturdu;
bu grup, Tapınakçılar'ın ve diğer okült
derneklerin tarih içindeki yerini araştırmakla görevliydi.
SS'ler aynı zamanda Tapınakçılar'ın belirgin özelliği
olan anti-Hiristiyan ritüellere de sahiptiler. Himmler'in liderliğinde
yapılan SS törenlerinde, Nasyonal-Sosyalist marşlar söylenerek
Hıristiyan haçı yakılır ve
yerine gamalı haç yerleştirilirdi.
THULE
VE HİTLER
Hiç
kuşkusuz, Hitlerin ve Nazi Partisinin Thuleun bir ürünü
olduğu söylenebilir. Onun da Thulea derin ilgi duyduğu,
onayladığı, çalışmalarını yakından
izlediği, zaman zaman derneği ziyaret ettiği doğrudur.
Hiç kuşkusuz, onun akıl hocaları ve yaratıcıları
oradaydı. Hitleri tetikleyen, eğiten, ideolojisini, düşünce
yapısını veren, hedeflerini belirleyen onlardı.
Eckart başta olmak üzere Alfred Rosenberg ve Karl
Haushofer Hitlere çok zaman ayırmışlar, ilgi göstermişler
ve onu eğiterek hazırlamışlardı. Özelikle
Eckart, Hitlere mistik
doğunun gizemlerini öğretmiş ve Thuleun temel
değer ve öğretisini benimsetmişti.
Thulede Güneş, Aryanların kutsal sembolü
olarak bilinirdi. Bir Tibet söylencesine göre, üç-dört bin yıl
önce, Orta Asyada, Gobide çok büyük bir uygarlık vardı.
Bu uygarlık yıkıldı ve Gobi de bir çöle dönüştü.
Buradan canını kurtarabilenler, Kuzey Avrupaya ve
Kafkasyaya göç ettiler.
Thule Örgütünün
ermişleri, bu Gobi göçmenlerinin, insanlığın temel
ırkını (Âri soyunu) oluşturduğuna inanıyorlardı.
Bu yüzden General Haushofer, kaynaklara dönmeyi istiyor, bunun için
de Doğu Avrupayı, Türkistanı, Pamiri, Gobiyi
ve Tibeti ele geçirmeyi planlıyordu. Ona göre, bu bölgeleri
ele geçiren, Dünyaya egemen olacaktı.
Hiç
kuşkusuz, Hitler'i siyasete sokan, yükselten ve ona mali destek
bulan da Gamalı haçı Nazi bayrağı yapan da Thule
idi.
İyi
de Thule Çocuk Esirgeme Kurumu muydu? Hitler de
yolda buldukları bir sokak çocuğu muydu? Hiç de değil!
Tuhule, her ne kadar paçalarından kan damlasa da temelinde, (şakayla
karışık söyleyelim) o bir tür Zaman Gezmenleri Derneği
idi! Hitleri seçmesinin temel nedeni, Hitlerin bir çok özelliklerinin
yan ısıra onun zaman gezmenliğine duyduğu ilgi idi.
Zaman
gezmenliği ve Hitler bağlantısı üzerinde biraz konuşalım.
Elbette
Hitlerin Thuleu oluşturan akıl hocaları ile asıl
bağlantısı, yalnızca onun doğu ezoterizmine, Âri
ırka, dünya egemenliğine duyduğu ilgiden gelmiyordu. En
başında, zaman gezmenliğine duyduğu ilgiden
geliyordu. Hitler ve zaman gezmenliğine ilgi! Size de biraz garip
gelmiyor mu? Gelsin, gelsin!
Hitlerde bu ilgi vardı ve bu ilgi babasından
geliyordu. Ve onun bu ilgisi aslında bir çeşit köklerine dönüş
güdülenmesi idi. Ne demeğe çalışıyorum? İlginizi
Hitlerin babasına çekmeğe çalışıyorum.
Zero-Nle gelen Bir Zion grubu var. Adlerin (Mehdînin)
kurmağa başladığı 12li WEMB düzenini bozan
ve onun 300 küsur yıl geleceğe alınmasına yol açanlar
bunlar. Yedi kişiler. İşte onlardan biri Adlerin
yerine geçirilmiş. Bu kim biliyor musunuz? Hitlerin babası!
Hitlerin ailesini ve geçmişini bilinçli bir biçimde alalamasının
nedeni burada.
Hitlerin zamanla ilgili karın ağrısı
da buradan geliyor. Ve Thule, Hitlerin bilinçaltında, babasına
duyduğu özlemi, onun dünyasına katılma isteğini
karşılama heyecan ve ümidini veren tek varlık!
Bu durum Hitlerde Thulea karşı direnilemez
bir çekim oluşturuyordu. Ayrıca Hitler
sıkı bir ezoterikçi idi. Öne çıkmağa, kahraman
olmağa meraklıydı ve tipik bir medyumdu! Onun bu özellikleri
de Thuleun ona çekilmesini sağlıyordu.
Şimdi
Hitlerin biraz da medyumsal-parapsişik yönünden söz edelim: Zaten
tamamı kırklara karışmış bir kasabada doğmuştu.
O kasabada ruhlardan, medyumlardan geçilmiyordu! Kendisinin de medyumik
yeteneği vardı. Bir çok vizyonlar gördüğü, bir çok
bilgiler ifade ettiği bilinmektedir. Hitler' in çevresindekilerin
görmediği fakat kendisinin gördüğü, bir çok varlıktan
söz ettiği kayıtlara geçirilmiştir. Hatta bu yüzden
şizofren olduğundan bile kuşkulanılmıştır.
Onun hitabeti ve kitleleri etkilemesi de bir çok kişilerce parapsişik
bir yetenek olarak algılanır.
Hans onun parapsişik yeteneğini yadsımamakla
birlikte konuyu daha çok Volf Messinge bağlar. Ona göre,
Hitler'in geceleri çırpına çırpına konuştuğu
ve talimatlar aldığı "Büyük Ruh" da
Messing'ten başkası değil.
Messing Yahudi. Hitler'le ilgili aykırı bir
kehaneti yüzünden, tren altında Rusya'ya kaçmış ve
Stalinin yakınında yer almıştır. Hatta
Hitlerin general Haushoffer ile düzeltip güçlendirdiği doğu
ilişkilerini bozmak üzere Stalin onu zaman zaman doğuya gönderirdi.
Hansa göre, Hitlerin baş belası Stalin değil,
Messingti. Rusyadaki parapsişik çalışmaları
anlatan bir kitapta, Messingin gösteri izni kopardığını,
bu yüzden de çabucak zengin olduğunu okumuştum. Beş
sene de Messing'in üç uçak bir şu kadar tank Rus ordusuna hediye
edecek kadar parası olduğunu yazıyordu. Hepsinden önemlisi,
telepati yoluyla Hitlerle oynamasıydı. Hitleri tam anlamıyla
perişan etmişti.
Bu bilgilerden sonra büyü, mitler, Büyük Ruh, Mu,
Tuhule, Çift Boynuz, zaman gezmenliği, Şamballa derken,
Hitlerin nasıl bir zihinsel batağa saplandığını
açıkça görüyoruz.
Hess, Oyuk Evren kunamı yanında bir de buzul
kozmozdan ve bir Buz Çağı'ndan söz ediyordu. Hitler kendi döneminde
bu buz çağının ateş çağına dönüşeceğine
inanmıştı. Üstelik bu çağı başlatmak için
de kendisi seçilmişti! Rusya buzuluna orduyu yazlık elbiseyle
göndermesinin nedeni buydu!
Peki ya metroya su basıp binlerce insanı boğdurmak
neyin nesiydi? O Buz Çağını Ateş Çağına
dönüştürecek En kahraman Rıdvandı ya... Ve de
savaş yitirilmişti ya... Şamballanın ve öbür
kara güçlerin harekete geçip kendisine destek vermesi için kurban
gerekiyordu. İşte o da kendisine başarı için güç
takviyesi yapılmasını sağlamak üzere o
metrodakileri kurban seçmişti!
Hep bunlar, kara büyünün, Şamballanın, Büyük
Ruhun (aslında Einstein grubuyla gelen, zaman teröristlerinden
Ziontik Volf Messing'in telepati gücünün)
marifetiydi.
Böyle bir kafadan, böyle bir üstünlük ve güç hırsından,
böyle bir gidişat ve böyle bir yazgıdan daha başkası
beklenemezdi.
Thulea ilişkin ilgi ve bağlantısına
gelince, temelinde babasına ve onun dünyasına ulaşma güdüsü
vardı. Bu güdü onu Thuleye götürüyordu. Thule aracılığı
ile de bu güdüsünü doğulu gizlicilik, ırk kuramı ve
siyasi öğreti ile zenginleştiriyordu.
İşin doğrusu, Thule onun sözünü ettiğim
bu temel motivini doyurmayı ümit ettiği tek seçenekti. Ve
galiba Thule de bunu hak ediyordu.
Böylece süreç tapınakçılardan başlıyor,
Masonlara bulaşıyor Germonerdeni (Alman Tarikatını)
doğuruyor ve o da Thuleun doğuşunu hazırlıyordu.
Sonra Thule alıyor sazı eline ve zaman gezmenliği uğruna
Hitleri ve Nazi Partisini yaratıyor. Âri Irkla dünyanın
kurtuluşu ve zaman gezmenliği uğruna Naziler, Doğu
gizliciliğine bulaşıyor ve sonunda II. Dünya Savaşı
katliamı ortaya çıkıyordu
Bir çok başka amaç ve ideallerle kuşatılmasına
ya da zenginleştirilmesine karşın Thulenin merkezî
konusu yine de Zamandı ve bu durum Hitlerin onlarla göbek
bağı kurması için yeterliydi.
Bu Thule bağlantısı yüzündendir ki, Hitler
SS birliklerini Cizvit, Tampliye ve öbür haçlı örgütlerine
göre düzenlemiştir. Hatta, 1937'lerden kalma bir poster, onu zırhını
kuşanmış bir Tampliye şövalyesi kılığında
göstermekteydi.
Hitlerin eski uygarlıklara, mitolojilere olan
ilgisi de Thule ile örtüşüyordu. Doğa yasalarının
üstüne çıkmak istemesi ve bu yüzden büyü ile ilgilenmesi de
öyle. Bir farkla ki, Thule ileri gelenlerinin hiç biri kendini böyle
ortaya atmamasına karşın Hitler, güç ve imperium uğruna
kırklara karıştığına ve seçilmiş
olduğuna inanıyor ve dünya egemenliği fikrine lâpinler
gibi atlıyor ve öne çıkıyordu.
Germen Mitolojisindeki Thule söylencesinden etkilendiğini
de saklamıyordu.
Hitler, böylesine içten bir biçimde Thule ile canciğer
kuzu sarması olmasına karşın yine de bu örgütle
arasında derin ve sinsi bir ayrılık vardı. Hatta bazı
yazarlar, Hitlerin bu örgütün hiçbir zaman üyesi olmadığını
bile söylüyor. Bunun ne denli doğru olduğunu bilmem ama
aralarında ince bir kara çizginin olduğu kesin. Bunu
Baronun yazdığı kitapla ve sonrasında başına
gelenler sayesinde anlıyoruz!
Aslında Baron Nazi Partisinin öncüsü ve hatta gerçek
kurucusuydu. Thule kendi bağımsızlığını
korumakla birlikte, Nazi Partisinin, onun siyasi bir görünümü
olduğu söylenebilir.
Böyle bir görünüm alma yada Thulenin Nazi Partisine dönüşmesi,
bir
dizi olayın sonucunda gerçekleşmişti. O, her ne kadar
gizlici bir örgüt ve öğreti ise de aktualiteden ve hele hele
siyasetten hiç uzak kalmadı. Belli ki, bu
onun Masonik mayasında vardı. Şöyle ki; Thule
kurulduğu günden itibaren komünistlerle sürekli çatışma
halindeydi. 1919'daki komünist ayaklanma sırasında yer altına
çekildi ve aşırı sağcı, karşı-devrimcileri
organize ederek silahlı bir terör gücü oluşturdu. Komünistlere
karşı halk desteği kazanmak içinse, Alman İsçi
Partisi'ni kurdu. Hitlerle Thulenin ilişkilerinin sıklaştığı
ve sıkılaştığı dönem burasıdır.
Hitler, savaş öncesi dönemde okültizmle yakından
ilgilenmiş, özellikle Armanenschafft'ın kurucusu Guido von
List'in kuramlarından çok etkilenmişti. Bu nedenle, bir Tapınakçı
örgütü olan Thule'ye kolayca adapte oldu.
Onun hiçbir zaman bu derneğin üyesi olmadığı
söylenir. Ama sonuçta Naziler, 1314 yılında kesin olarak
yasaklanmalarının ardından yer altına giren ve Gül-Haç
ve Masonluk gibi örgütlerle yeniden ortaya çıkan Tapınakçı
geleneğin yeni bir varyasyonundan başka bir şey değildi.
Bunu açıkça ifade etmekten de çekinmediler. Hitler, Nazi parti
sistemini Mason localarının sistemine uygun bir biçimde düzenlemiş
ve bunu da açık açık söylemişti. 1934 yılında
ise, şöyle demişti: "Biz bir örgüt kuracağız,
saf kan ilkesinin etrafında toplanmış Tapınak Şövalyeleri
Biraderliği."
Bu ifadeler yeteri kadar net bir biçimde Nazilerin hem Tapınak
hem Mason hem de Tuhule bağlantısını vermektedir.
Belki buna tam olarak Bağlantı da dememek gerekecek ama
en azından bir ilgi ve etkilenmenin olduğu kesindir.
İşte bu ilgi ve etkilenme içinde 1920 yılına
gelindi ve Alman İsçi Partisi'nin adı Nasyonal Sosyalist
Parti (Nazi Partisi) olarak değiştirildi. Partinin lideri ise,
elbette Hitler'di. Hitler'in bu hızlı yükselişi ise,
Thule'un desteği ile olmuştu.
HİTLER
NAZİLER VE SEKÜLERİZM
Peki din ve dindarlık bakımından Hitlerin
durumu neydi? O, sağın neresine düşmekteydi?
Düz tarih bile, Hitler ve Naziler konusunda, din söz
konusu olduğunda, bir garipliğin olduğunun farkındadır.
Ortaya konan fotoğraflarda bir tuhaflık vardır gerçekten
de... Marksizmle silahlı mücadele, yoğun bir Yahudi katliamı
ve kiliseye çok soğuk bir yüz. Sağın
da solun da neresine
düştüğü belirsiz bir kimlik bu.
Bence güce soyunmuş bir ezoterizmin tipik örneği.
Tapınakçıların da soğuk ve din dışı
bulunmalarının nedeni sanırım buradadır.
Hitlerin de tapınakçıların da hatta artık
Masonların da hangi tanrıya taptıkları belli değildir.
Belli ki, bunlar önce güç tanrısına tapmaktadırlar.
Evrenin ne genel müdürü ne patronu bunları ilgilendiriyor; çünkü
genel müdür de patron da kendileri olmak istiyorlar. Sanırım
Tapınakçıların da Hitlerin de Nazilerin de sekülerizmi
burada başlıyor.
Bunlar bu ortak özellikte bir ittifak halindedirler.
Naziler de Hitler de bu ittifakın bir parçası. Ama bunların
ötekilerden bir farkı var: Kabalistinden Tapınakçısına,
Tapınakçısından Masonuna hepsinin Yahudi üzerinde
apaçık bir diz çökme ve onaylama sergilemelerine karşın,
Hitler de Naziler de Yahudiyi görünce tüyleri diken diken oluyor.
Büyük bir olasılıkla Thule ile Hitlerin derindeki yol ayırımı
da buradadır. Ve Sebbettandorff Hitler Gelmezden Önce adlı
kitabı ile onunla yolunu burada ayırmıştır.
Hitler de hiç gözünün yaşına bakmadan tutuklanmasını
emretmiştir.
Ne ki, sonuçta Hitler de tüm güce soyunan ezoterik öğreti
yandaşları gibi, sekülerliğini korumaktadır. Güç
isteğinin girdiği yürekte Tanrı barınamamaktadır.
Açık olan budur. Tanrının çıktığı gönle
de genellikle güç isteği egemen olmakta ve bu da çoğunlukla
kendini ırkla-soyla kamufle etmektedir. Bu ne tapınakçıların
ne Siyonistlerin ne de Nazilerin sorunudur... Bütün güce soyunmuş
gizlici örgüt ve öğretilerin ortak özelliğidir.
Tanrı yerine ırkı gündeme getirmek: Bu,
bilinçaltı yolla kendini meşrulaştırma politikasıdır
ama aslında bu politika ırkı kullanmaktadır.
Bu, ırka yaslanmak, güya ırkı temele almaktır.
Güya, Tanrının yerine ırkı koymaktır. Ama sekülerleşmenin
tastamam başladığı yerdir de. Sekülerleşmenin
gerçek kaynağı, ırkçılık değil, güç
isteğidir ve bu güç isteği, zamanımızdaki bazı
gizlici örgüt ve öğreti yandaşlarını bugün, dünya
imparatorluğuna soyunma noktasına getirmiştir. Dünyaya körlemesine
müdahale ve saldırının kaynağı işte bu güç
isteme ve gösterme güdüsüdür.
Ramtha 200 yıldan beri devletlerin kendi aralarında
savaş kararı alamadıklarını, savaş kararını
bu güç efendilerinin aldığını söylüyor. Demek
ki, 200 yıldan beri savaş çıkaranlar, işte bu güç
efendileridir. Rasyonel değil de güdüsel güç isteğinin
sonuçları daima savaştır. Bunun artık görülmesi
gerekir.
Aslında Tanrıya inanmamak diye bir şey
yoktur; kişisel güç isteme vardır. Bu politikayı güdenler,
tarihin her döneminde savaşı canlı tutmayı başarmışlardır.
Aslında Sekülerizm diye bir şey de yoktur;
kişisel ve grupsal güç isteme ve edindiği gücü göstererek
duyumsama isteği vardır. Kısacası, güce saptınız
mı Tanrı gider, savaş gelir! Sekülerizm bunun adıdır.
Peki Hitleri ve Nazileri,
seküler saymamıza neden olabilecek, güce düşkünlük
ve ırkçılıktan başka ne var?
Thule ile ilgilenmiş bazı araştırmacılar,
Okültizm, Simyacılık ve Kilise karşıtlığını
Thule'nin temel özelliklerinden
sayarlar ve bunların Hitlerin de Nazizmin de seküler yanını
oluşturduklarını söylerler.
Bence çok önemli işaretlerden biri de Haça karşı
Swastikanın gündeme gelmesidir.
SIVASTİKA
(Gamalı Haç)
Peki Sıvastika nedir ve neden Hitleri de Nazileri de seküler
olarak anlamamıza yol açmaktadır?
Gamalı Haç'ın NSDAP'a Thule Örgütü tarafından
yerleştirildiği doğrudur. Ama aslında o, arşetipik
bir şeydir. Onda paganik kökler de bulmak olanaklıdır
ama paganlığa mal etmek de yanlıştır. O, yalnızca
Kabalacılığın tekelinde de değildir. Onun
umulmadık kadar gerilere giden bir tarihi olduğu doğrudur.
Söylentiye göre, Thule bu sembolü Mu uygarlığından alıp
Nazi Partisine amblem yapmış. Mu tabletlerinde gerçekten
de bu sembol vardı ve Mu'ya özgü gizli bilgiler içeren çok önemli
bir semboldü. Bu sır, çok sıkı eğitimden geçmiş,
eski Mısır ve Tibet rahiplerince de biliniyordu ve onlar tarafından
korunuyordu.
Bu sembol bir de iki yeraltı uygarlığı
olan Şamballa ve Agartha'da kullanılıyordu. Nazilerin önde
gelenleri de (yedi kurucu üye) bu sırrı öğrenmişlerdi
ve bu bilgi de doğal olarak Tibet'le olan ilişkileri sayesinde
ele geçirilmişti. Onların gamalı haç hakkında
edindikleri bilgi Şamballa'dan geliyordu ve Şamballa pek de hırlı
bir uygarlık ve güç olarak bilinmiyordu. Temeli şer ve
karanlıktı. Bu da bize Hitler'in haklı olarak, nereye
yakalandığı ve nereye hizmet ettiği hakkında
bir fikir vermektedir.
Gamalı Haç'ın, Thule'nin
Tapınakçı kökenine uygun olduğu da doğrudur ama bu
sembol Tapınakçıların da tekelinde değildir. Ona
eski Hint mandalalarında da Cengiz Han'ın yüzüğünde de
rastlıyoruz! Öbür taraftan, Kabalistik ve Masonik kaynaklarda,
Siyon yıldızı ile iç içe kullanıldığı
da doğrudur.
Haushoffer'ın Hindistandaki çalışmaları
sırasında bu sembolü görüp etkilenerek aldığı
ve Nazi bayrağı yaptığı da söyleniyor. Aslında
Gamalı Haç şekil olarak başka bir şeymiş de o
şekli ters çevirerek Gamalı Haç yapmış. Hah!
İşte burası ilginçtir.
Ters çevirdiği orijinal örnek acaba neydi dersiniz? Bu
sorunun yanıtı Hans'ta: Onun verdiği bilgilere göre,
Gamalı Haç sembolü öyle Hindistan'dan gelme filan değil.
Adler adıyla batıda yaşayan Mehdî'nin kurmuş olduğu
12'li WEMB düzeninde! Bu öykü çok fantastik ama tutarlı.
İşin aslını öğrenmek istiyorsanız Hans
sitelerine tıklayın karşınıza çıkacaktır.
Ya da yazmış olduğum kitabı okuyun. Sanırım
benim kitapta biraz daha derli toplu ve kolay anlaşılır
biçimde anlatıldı: Bir Kıyamet İşçisi: Hans
Von Aiberg. Okuyun ve arada kendi reklamımı yapmama alışın!
Thule ve onun bir uzantısı olan Nazi Partisi, aktüel
ve siyasi alanda dünyayı ateşe vermişti ama bunlar başında
da sonunda da ezoterik içerikli ve nitelikliydiler.
Hess Oyuk Dünya kuramı geliştirmişti.
1930'larda tümüyle Atlantis gibi kayıp
kıta ve toplumları araştırmaya adanmış
dergiler çıkıyordu. Otto Rahn 1938'de Güney Fransa'da
"Kutsal Kâse"yi aramaya girişmişti. Bu kâse son
yemekte kullanılan şarap kabıydı ama olağanüstü
bir sırrı da beraberinde taşıyordu. Ahit Sandığı
gibi bir güç yaydığına inanılıyordu.
Thule'un Tibetli rahiplerle de ilişkileri
vardı ve Dalai Lama ile iyi ilişkileri olmuştu.
Bu uzak doğu ilişkilerinin
temelindeki nedenler;
·
Âri ırk
·
Ezoterizm ve
·
Zaman gezmenliği
idi.
Thule de Nazi ileri gelenleri de tarih öncesi Ariyan
ırkının Hindistan ve Tibet'te hâlâ var olduğuna
inanıyorlardı. Önce Cermen ırkını saflaştırıp,
bu ırkı Âri ırkın ortaya çıkması için
hizmete koşacaklardı. Yani doğu ezoterizmini tanımak,
oraya bağlanmak ve orayla ilişkide olmak zorundaydılar.
İşte o nedenle,Thule Örgütü 1943 yılına kadar
Tibet'le yakın ilişkisini sürdürmüş, birbirlerine karşılıklı
heyetler göndermişlerdir.
Bu ilişki çok derin, anlamlı ve yoğundu;
çünkü temelinde Âri ırk, uçandaireler ve zaman gezmenliği
vardı! Bu Thuleyi de Hitleri de çok yakından
ilgilendiriyordu. Bu ilişki konusunda ümitlenip heyecanlanmamaları
olanaklı değildi. Çünkü uzak doğu yalnızca
ezoterizm yönünden değil, uçandaireler ve zaman gezmenliği
bakımından da görmezden gelinemez bir kaynaktı.
Hint-Tibet mitlerinde, zaman yolculuğu yapan
Dhurakhapalama, Vaidor; UFO benzeri uçan disklere de
Vimana denilmekteydi. Hint mitlerinde, Vaidorların, Turan
Dağında olduğu; Vimanaların ise, Tor Dağıında
bulunduğu, daha doğrusu inip, kalktıkları yazılıydı.
Hatta, Çinlilerin, Fransızların (Kont Sédir) ve
Rusların (Çar Nikola) büyük paralar harcayarak kurdukları
ekiplerle Dhurakhapalamı arattırdıkları söylenir.
General Haushofer da Tibette bu konuda araştırmalar yapmıştı.
Hansın söylediğine bakılırsa, onu
Gurdjief bulmuştu ve Kamensky diye birini iki yıl ileri yani
zamanda iki yıl geleceğe göndermişti. Bu konuda daha ayrıntılı
bilgi kitabımda var. İsteyen alıp okusun.
Şu da var, Thule ve Nazi partisinin bu uzak doğu
ilişkisi pek tekin bir şey değildi ve Hitlere de
Almanlara da pahalıya patladı. Çünkü bir çok araştırmacı,
Nazilerin, aslında çok daha karanlık bir örgütün görünen
yüzü olduğuna inanmıştır. Bunun için nedenler yok
da değildir. Çünkü bir çok toplantıda, Nazi Partisi'nin
ileri gelenlerinin yanında doğulu, şeytani, ucube tipler
görülmüştür. Bunların Nazilerin iplerini ellerinde tutan
Tibetli rahipler olduğuna inanılıyordu.
1840'larda Almanya'da
"Agarta"dan söz ediliyordu. Bu söylenceye göre, yer
altında bir krallık vardı. Buranın kralı, dünyadaki
bir çok kralı denetiminde tutuyordu. O, dünyanın efendisiydi
ve çok yakında da Dünya krallığını gerçekleştirecekti.
Yaygın kanıya göre, büyük bir olasılıkla
Hitler onun bir numaralı adamıydı. Doğrusu Hitler de
buna hiç hayır diyecek gibi görünmüyordu; çünkü elinde
Amerika'nın bile işgali ile ilgili planlar vardı. İtalyanlar
Afrika'yı, Japonlar Asya'yı yöneteceklerdi.
1926'da Berlin ve Münih'e küçük bir Hintli kolonisi
yerleştirilmişti.
Ruslar Berlin'e girdiklerinde ölüler arasında bin
kadar alman üniformalı ama kimlikleri olmayan Tibetlili ile karşılaşmışlardı.
Nazilerin "Odessa" adlı bilim örgütünde,
üst rütbeli Tibetliler de bulunuyordu.
Thule'nin, Tibet kökenli "Yeşil Ejjder" örgütü
ile de bağlantıları
bilinmektedir.
Çizmeğe çalıştığım
Thule neye benzedi bilmem. Oldukça gölgeli, oldukça bulanık ve
son derece tehlikeli! Bu, yanlış bir resim değil ama
eksik bir resimdir. Böylece onun ana konusunu sanırım elden
kaçırdık. Onun ana konusu, Zülkarneyn yani Çift zamanlılık.
Ve haberiniz olsun ki, bu konuyla ilgilenen birileri daha var: Zig-Zag
ve Hans!
Bu öykü uzun, derin ve dudak uçuklatıcı.
Yeterince net ve özet biçimi ile kitabımdan öğrenebilirsiniz.
Ama yine de haberli olasınız diye ben size kısaca özetlemeyi
deneyeyim:
Konu, Kuranda anlatılan İki
Bağ la ilgili. Hatta onunla başlıyor. Sizin anlayacağınız,
Matrix Roloated! Tastamam o! O filmi anımsayın: Orada
bir Zion Ekibi vardı. Peki karşısındakiler
kimlerdi? Mimarın (!) sanal evreni ve içindekiler! Acaba öyle
mi? Hayır. Aslında bir matriks ve ona bağlı bir
sanal evren-varlık-dünya var. Orada zaman da var ve geleceği
belirleyecek olan, zamanın akışındaki sapmalar.
Oraya (o sanal dünyaya) dadanan, bulaşan, müdahale eden ve böylece
zaman savaşları veren iki grup var. Hansın söylediğine
göre bunlar Zion ve Hanif grupları. Bunlar Kuranda adı
geçen İki Bağ ya da iki kampüs.
Aslında bunlar, bizim şimdiki
zamanımızdan 300 küsur yıl ötede
yani gelecekte bir aradalar. Kuranda Şira adıyla
anılan bir yıldız var. Dünyaya yakın. Aslında
o bir yıldız değil, ışığı
kendine parlayan bir uzay gemisi, bir koloni. İki yanında
birer karadelik tünel ağzı var. İkisinden de Dünyaya
ulaşılıyor. Sol tarafındaki tünel ağzı
Walhalla, sağdaki ise Allahlaw.
Zaman gezmenliği yeni başlamış.
Dünya 12li WEMB düzeninde. Şira yönetimin merkezi.
Zion ekibinden yedi kişi Zero-N
adlı zaman gezme aracıyla, dünyaya ve 1800lü yılların
sonlarına sıçrıyor. Amaçları zamanı saptırıp
gelecekteki dünyada Zion egemenliğini sağlamak. Bunun bir başka
adı Siyonist hareket. Siyonizmi kuran Herzl de o yedi kişilik
grupta. Sonra bilimde, ekonomide ve siyasette vur Allah vur!
Hanif grup da boş durmuyor elbet.
Bir gün sonra onlar da müdahil ekibini gönderiyor dünyaya ama aradan
14 yıl geçmiş ve Mehdînin (Adlerin) başlattığı
12li Wemb düzeni dağılmıştır. Kendisi de
300 küsur yıl geleceğe alınmıştır.
Vanenle (One-N)le gelen Hanif grup hâlâ mücadeleye devam
ediyor. Ve bunlar çoğunlukla Zig-Zag grubunun içinde.
Peki Zig-Zag ne?
Zig-Zag; Bağdadînin batı
kolu. Zamanının efendisinin (Hızırın)
Halid-i Bağdadîye yazdırdığı bir broşürü,
batıda çözümleyerek, bilimsel gelişmeleri sağlayan, bu
uğurda uğraş veren, bilim adamlarından oluşmuş
bir topluluk. O da gizli. Hem de ne gizli!
Zig-Zag bu bilim adamları ile,
gelecekten gelen Vanenli Hanif grubun birlikte oluşturduğu
topluluk. Quantum Fiziğinin asıl babaları! İster
istemez zaman ve zaman gezmenliği konusuyla ilgililer. Bu yüzden
bir ara Thule örgütüne onlar da yanaşmışlar. Ama
Masonik, Siyonist grup ağır basınca geri çekilmişler.
Bir Hansçı
sitede, Zig-Zag Grubu ile bir süre bağıntılı
olarak çalışan Thule Örgütünün Hitler tarafından
Nazileştirilmesinden sonra, Zig-Zag Grubu bu örgütle ilişkisini
kesmiştir deniyor.
Zig-Zag grubu Thule ile ilgisini kesmemiştir. Çünkü
bunu yapamaz ama Zig-Zag elemanlarını geri çekmiştir ve
ilgisini dışarıdan sürdürmüştür. Bunun biricik
nedeni de hiç kuşkusuz, Nazilerin, zaman yolculuğu
teknolojisini siyasi amaçlarla kullanmak istemeleridir ve Hans da bunu
bir yerde söylemiştir.
Güzel ama Hansın Çetlerini okumaya devam
edince daha başka şeyler de görüyoruz. Örneğin satır
aralarında, zaman gezmenliğinin fazla uzak olmayan bir zamanda
başlayacağı... Bunun için Quercie (Kürsî) quantlarının
bulunması gerektiği, bu konuda her şeyin Thuleun
yapacağı deneylere bağlı olduğu filan.
Bu ne demek? Thuleun
var ve devam ettiği demek. Zaman üzerine deneyler yaptığı
demek. Durun hele daha da çarpıcısı var: 16 Şubat
2003 Pazar e-söyleşisinde Hans şunları söylüyor:
Müslüman olup da bu localara girenlerin
kafir olacaklarını söylüyor ayetler... Ben böyle, pek çok
dostuma ağlamışımdır. Çünkü ilişkimi
kesmek zorundayım. Onların insani tarafını görmemek
zorundayım. Thule'yi böyle ellerine geçirdiler: Onları sevdiğimiz
için (Onlar
bizi hiç sevmemişti). Şu anda benim yönetimimde olan Thule
Qaanaak ise, en muhkem örgüt durumunda.
Temiz bir telepati alanıdır orası. Eskiden tam olarak Axel
Heiberg adasında idi. Zamanla şimdiki yerine yürüdü kutup.
Sverdrup ve Thule (Qaanaak) da aynı magnetizmal alan içinde. Eski
adıyla Thule Qarnaak tek bir yerdi. Ama oraya havaalanı
kurulunca, kent rahatsız oldu. ABD de üssünü şimdi Adı
"Thule Aır Base" olan yere taşıdı. Yani
Thule Hava Üssü yenidir, ama Thule Karnaak Zülkarneyn'den beri
var...
Peki ne anlamamız gerekiyor bu söylenenlerden?
Yer olarak, coğrafya olarak Thuleu anlatıyor bir, bir de
Thuleun başkanının o ara kendisi olduğunu söylüyor!
Bu Hans insanı çıldırtır! Söylediklerinin hiç
birinde yalan yok. Bu vâki değil. Ama söylediklerinin yüksek
meali neyi gösterir, işte orasını Allah bilir!
Benim anladığım
oyunun devam ettiği ve Haniflerin maçı almağa kararlı
oldukları. Benim oyum, uyum ve barıştan yana!
|