|
5) UFO-TÂRIK
Buraya
kadar zamandan, zaman gezmenliğinden ve zaman gezmelerinden söz
ettik. Şimdi de zamanda gezme aracı olan UFO'lardan söz
edelim. Bunlar
gerçekten de var mıdırlar? Hans'a
göre UFO'ların varlığının temel kanıtı
Kur'an'dır! Onun Kur'an bağlantılı UFO söylemini
şöyle özetleyebiliriz: O, bu konuda öncelikle şaka yapmadığını, çünkü Kur'an'ın şakaya gelmediğini söylüyor ve hele hele bilim kurgu hiç yapmadığını söylüyor. 3 Ekim 2001 Çarşamba e-söyleşisinde "Yazılanlar bilim-kurgu değil. Şu bir gerçek ki, bilim kurgu yapmıyorum. Yapsanız belli olur. Ben sadece "geçmişin" kayıp ya da boşluklarını, "Geleceğin" geri besleme sistemiyle onarıyorum. Bilim kurgu ya da fantastik gerçeklik daha başka bir şey. Dikkat edilirse, en kaçındığım şey bilim kurgu. Oysa yazdıklarım bilim kurgu gibi görünüyor. Ama değil. Olmayacak da, izin vermeyeceğim ve bilim kurgu bünyemizde asla yer almayacak. Târık Suresinin bir Ayeti ne diyor biliyor musunuz? [Bu Kur'an bir şaka değildir]" diyor. Bu belirlemeden sonra UFO'yu Kur'an ve "Târık" bağlamında ele alabiliriz. Kur'an'da adı geçen Târık "yıldız" olarak Türkçeleştiriliyor. Hans burada hemen etimolojiye giriyor ve Târık'ın Sanskritçe "Dhurak"dan geldiğini söylüyor. Onu da eski Hint söylemine bağlıyor: Böylece, Kur'an'daki Târık'ın Hintçede Durakhapalam ve Tibetçede ise, Turakapalam olduğunu söylüyor. Sözcük, "altın gibi ışıklar saçan" demekmiş. Hans hemen bir parantez açıp (Kendine parlayan) diyor! Sonra da Durakhapalam hakkında bilgi vermeye başlıyor: 3 Mart 2002 Pazar e-söyleşisinde: "Bu
araç öyle bir şeymiş ki, defne külü ve yağından
bir karışım ile yakıtı varmış. İçinde
çekiçler biçiminde düzenlenmiş bir düzenek varmış.
Bu araç uzay üstü uzaya çıkar ve oradan dilediği galaktik
göğe girerek istediği coğrafya ve tarihe yeniden dönermiş.
Vimana, altın ışık saçan gizli demektir (Kont
Sedir). Gizliliği sadece kendisini aydınlatması. Defne yağından
yakıtıyla ve çekiç sesleri çıkararak hareket eder.
Peter Colossimo: "Hint Dhurakapalam'ını son Rus çarı
ikinci Nikolai, Rus devriminden kaçmak için aratıyordu. İnanışa
göre bu araç Tibet'teydi ve resmen Çin hükümetine başvurarak,
o aracın bulunması için acil ve sınırsız imkân
vereceğini bildirdi. Rus çarının kızı
Anastassia bu aracı bulmak üzere Tibeteki Himalaya sisteminin
gizli bir bölgesine hareket etti. O günden sonra da kimse çarın
kızı Anastassia'yı görmedi. Çin arşivlerinde
Targ-Tang diye geçen ve Tibet'de bulunduğu iddia edilen araç
sadece defne külü ile çalışır... Bu alet cam bir fanus
içindedir. Silindir biçimindeki bu fanus içindeki mekânların
yolcusu, üst uzaya çıkar ve oranın ebedi loşluğunda
saklanır sonra yeniden istediği zamana dönerdi." diyor. UFO'LARIN
İŞLEME-ÇALIŞMA BİÇİMİ Burada,
Nur 35'deki Durakapalam'ın (Târık'ın) işleme-çalışma
biçimi ve mekanizması anlatılıyor. Bu zaten bildiğimiz,
torunlarımızın bulacağı UFO 'dan başkasi
değil. Nur
35'te "Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun örneği,
içinde çerağ bulunan bir kandile benzer. Kandil, bir sırça
içerisindedir. Sırça, inciden bir yıldız gibidir ki, doğuya
da batıya da nispeti olmayan bereketli bir zeytin ağacından
yakılır. Bu ağacın yağı, neredeyse ateş
dokunmasa bile ışık saçar. Nur üzerine nûrdur o.
Allah, dilediğini kendi nûruna kılavuzlar. Allah, insanlara
örnekler verir. Allah herşeyi bilmektedir" deniyor. Gök
ve yer aynı zamanda kutuplar "O'nun nuru, içinde
ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer".
UFO'daki eksi yüksek kutbun (topuzun) ta kendisi. "O
ışık bir cam içindedir", silindir ve cam bölme;
"cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır",
yüksek artı mercek kutbu. Elektroskop topuzu elektron tabancası
gibi davranan eksi kutuptur, alttaki mercek de (çember biçiminde) artı
kutuptur ve sanki monitor ekranı gibi davranmaktadır ve iki
kutup, Kuzey ve güney (N-S) bu ne doğuda ve ne de batıda
bulunan Ayetiyle geçiyor; "bereketli zeytin ağacından
yakılır" sırrını defne külü ve defne yağı
ile hareket eden Dhurakhapalam ile özdeşleştirebilirsiniz.
Merak etmeyin, asla bilim kurgu yapmıyoruz. apaçık ve dosdoğru
Kur'an'ı yorumluyoruz. Güvenin, içiniz rahat olsun. Defne
ve zeytin bitkilerini karşılaştırın inanılmaz
bir benzerlik göreceksiniz. Aynı zamanda, üçüncü bir zeytin
meali var: Zaid, yani artı anlamında üçüncüsü, (Anod,
Katod, Anti anod). Ve "Ateş değmese bile, nerdeyse yağın
kendisi aydınlatacak!" bölümlerini daha önce anlatmıştım.
UFO motorlarında böyle renkli ışıklar veren motor
fonksiyonu çizgiler vardır, izdüşümler vardır. Yeşil
ve turuncu ağırlıklıdır. Nur
35 ve 36'nın 6. anlamı Adiyat Suresi'nin üçüncü anlamı
aynı araç yani Târık ve de Necm suresi 1. ayetteki
"konan araç" da Târık. Konduğu yer Şi'ra. Aynı
surede geçiyor, Şi'ra yıldızının da Rabbi
O'dur diye. Burak ve Târık arasında yakıt farkı
var. Birinde antimadde ile madde birbirini magnetik şişede
(tepkime bölümünde) yok ediyorlar. Bu da ışık hızıyla
tepkimeye yol açıyor. Ona da nur deniyor. "İndiği
zaman o parçalar halinde ağır ağır gelene".
İşte bu doğru yanıt. Bu magnetik şişede
bir anti hidrojen atomu üretiyorsun, bu hemen karşıtını
buluyor ve ikisi birbirini yok ediyor (Annihilation). Ortaya fotonlar
tepkimesi çıkıyor, o da aracı ışık hızında
itiyor ve araç ışık hızına çıkıyor.
O anda zaman tersine çalışmaya başlıyor. Kitaplarımda
daha önce şu kocaman sırrı vermiştim: Eğer bir
halka tekillik bulur da onun tam yatayından ve dönme yönüne ters
olarak girerseniz, "Yola çıkmakta olan kendinize"
rastlarsınız. Sonra ikiniz geri dönerken, "Yola çıkmakta
olan iki kendinize rastlarsınız ve bu kez dördünüz,
sekiziniz,... meleklerin mültikopya (Multycopy) olduğu gibi saf ve
sıra halinde çoğalırsınız. Hepsi kendinizdir. İşte
bu aynı mekanizma ile geçmişe târık yolculuk
yapabiliyor. Yola çıkmakta olan kendinize rastlayıp kendinize
yolculuğun nasıl geçtiğini anlatabiliyorsunuz. Kaç Paul
Kamensberg kaç! Sen kimsin? Ben senim!" Hans'ın bu açıklamalarından sonra, Kur'an'daki Târığın incelenmesine geçebiliriz. Önce Târık Suresi: 1. Andolsun o göğe ve Târık'a. 2. Târık nedir idrak ettin mi? 3. Parlayan, ışığıyla karanlığı delen yıldızdır o. 4. Hiçbir nefs (benlik) yoktur ki, üzerinde bir koruyucu-gözetici bulunmasın. Önce "Gök"ten söz edelim. Hans, Sema ve Gökün farklı olduğunu söylüyor. Sema, yıldızların, gezegenlerin gökleri. Kur'anî deyimle "Arz'ların gökleri". Gök ise Süper uzay, Gri Hiçlik. Gökler gökü! Geçmiş ve geleceğin, neden ve sonucun bir olduğu kubbeler kubbesi! Gelecekte üzerine çok konuşulacak olan, her türlü sırrın kendisinden devşirileceği, malın gözü bir gök! Âyet, "Hani işte o göğe!" andolsun diyor. O göğe ve Târık'a... birinci kat kaba anlamında âyet, bildiğimiz göğe ve yıldıza yemin veriyor. Târık "yıldız" demek çünkü. Acaba öyle mi? Hans, göğün bildiğimiz gök olmadığını, Gri Hiçlik olduğunu, Târık'ın da ışığı karanlığı delen bir yıldız olmadığını, o Gri Hiçlik'teki var olan her nesnenin kendine parladığı gibi, Târığın da kendine parlayan, el yapımı bir uzay aracı olduğunu söylüyor. Yani onun bir UFO olduğunu söylüyor. Bir başka söyleşisinde ise, Kur'an'daki sözü geçen Tarığın, Ş'ira adlı gelecekteki uzay kolonisi olduğunu söylüyor. Üzerinde gözetleyicileri olduğunu söylüyor. O, orada yani ışık hızının aşıldığı o Gri Hiçlik'te, kendine parlayan tek bir Cerenkov ışıması gibidir! Orası aslında "Siyah cismin" ta kendisidir! Orada sizin ışığınız da bir başkası tarafından görülmez. O yüzden yalnızca kendinize parlarsınız! Işığınızı yalnızca siz fark edersiniz. O ışığın arkasından baktığınızdan, o karanlık size gri görünür. O orada ebedi gibi durur ama onun da ölümü vardır. Sonuçta Târık bir yapay yıldızdır. Şi'ra adlı ve gelecekte açığa çıkacak bir uzay kolonisidir. O zaman geldiğinde, Şi'ra, Dünya WEMB düzeninin merkezî ve 13. kolonisi olacaktır. Hans,
1 Şubat 2002 Cuma e-söyleşisinde, "Yapay
yıldıza bir örnek de NUR 35. âyettir" diyor. Sonra
şöyle devam ediyor: "Nur
35. âyet şöyle: "Allah, göklerin ve yerin nurudur.
O'nun nûrunun temsili, içinde lâmba bulunan bir kandil gibidir. O lâmba
bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız
gibidir ki, doğuya da batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir
ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. Yağı,
nerdeyse, kendisine ateş değmese bile ışık
verir. Nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruyla hidayete
iletir. Allah insanlara misal verir; Allah her şeyi bilir. Hemen
yorumlayalım: Allah semâvâtın yani arz göklerinin ve yerin
(galaktik uzayın) nurudur. O'nun nûrunun misali bir fânus içindeki
ışık kaynağı (Fusion reaktörü) gibidir. Bu
yapaydır; çünkü kristal içine alınmıştır (Züccac=Kuartz
dahil tüm kristaller). Laser'in elde edildiği quartz kristaliyle
aynı ve sırada Laser'in kohorent (tek dalga boyu) noktasal
ışıması var ki, şöyle anlatılmış:
Billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir. işte sâkıb
ve necm (Yıldız) yani foton kelimesini ve yanında da
bonus olarak Laser ışığının
bir noktacığını yakaladık. Bunun
yapay yıldız olduğunu şuradan da anlıyoruz:
Bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nisbet
edilemeyen, diyor âyet. Doğuya ve batıya değil diyor
âyet ve kuzey-güney kutuplarını haber veriyor (elektrikte +
ve - , mıkratısta N ve S kutupları). Nur-35'e döneceğiz
Allah inşaa... Şimdi
şuna mutmain olduk mu? İçinde Sâkıb ve necm geçen âyetler
artık yıldız değildir. Fotondan başlayarak
yapay bir alete kadar uzayan bir misâldir. Ayette
iki kez misal geçince oldu 49 anlam ve "necm" bu kez yapay
yani insan eliyle yapılmış bir araç oluyor. Manyetik
şişeli (Laser fotonlu), ışık hızı
tepkimeli cam-pencere içinde bir âlet. N-S nedeniyle "iki kutbu
" olan ve elektromagnetik özellikli bir âlet. Ve biz bu âleti
daha sonra incelemeye alalım. Şu anda önemli olan Târık'taki
Necm (Foton) örneği olan Sakıb ve bunun yapay bir âlet olduğunu
kanıtlayan Târık ismine yoğunlaşalım. Târık
nedir idrak ettin mi? diye soruyor Rabbimiz. Bir de ben soruyorum:
Şimdi bildik mi? Kapıyı araladık mı? O
karanlığı delen bir yıldızdır", diyor
âyet. Hemen düzeltelim: "Sadece kendine parlayan bir foton veya
bir evren gezmeni âlettir. Karanlığı delen değil,
karanlık değil zaten... Kurşuni hiçlik o. Delen de
değil, "Kendine parlayan bir yıldız". Şimdi
âyetteki Târık daha da belirginleşti. Işık hızıyla
gittiği ve bu yüzden saf enerji konumunda olduğu, dolayısıyla
da sadece kendine parladığı ve kendine parlayan her
şeyin de Gri Hiçlik içinde kaldığı iyice anlaşıldı..." Özet olarak, şunu demek istiyorum: Hans UFO karşılığı olarak Kur'an'da Târık'tan söz ediyor. Değişik söyleşilerde Târıkların bazı özelliklerini de veriyor: Ona göre gerçek UFO'lar çan ya da koni biçimlidirler. Yalnızca zaman gezmenliğinde kullanılmaktadırlar. Onlarla dünyamıza gelenler, torunlarımızın torunlarıdırlar! Sirius'la yakın bağlantıda olanları da vardır. Asıl gezmenler, Şi'ra'dan Walhalla ve Allahlaw'dan gelenlerdir. Kök Şi'ra'dır. Bu anlayış, Hansel Heiberg'in Dr. Jessup'a verdiği Uçandaire bilgilerinde de ortaya çıkar. Bu anlayışın kökü, Hızır Tezkiresi'dir. Hans'a göre, çan ya da huni biçimli olmayan UFO'lar ya el yapımı maketler ya da Cinlerin, insanların ilgileri yüzünden tezahür ettirdikleri gösterilerdir. Ona göre, gerçek UFO'ların çok kaba, monoblok bir yapıları vardır. Tek parça bir dökümdür. Monoblok olmasının nedeni, zaman içinde geriye giderken ayrı tarihlerde üretilmiş ayrı parçaları olmaması içindir. Bu yüzden, bu malzeme, çok aşırı kabadır. Öyle Star Trekdeki gibi ince malzeme değildir. Tüm parçalar eşanlı olursa, zaman yolcusunun yeniden geleceğe getirilmesi bir o kadar güvenceli olacaktır. Bu yüzden Târık (Dhurakapalam)'ın malzemesi (parçaları) aynı zamanda üretilmiş olmalı ve en az çeşitten oluşmalıdır. İki bağ sahiplerinin malzemesi maksimum ve de minimum üç çeşittir: Wanenium, Tektit ve Borazan taşı. Gelecekte bu üçünün alaşımına IUMIUM adı verilecektir. Tektit, cam lumbozların yapımında kullanılır. Borazan taşı ise, elektrik donanımında kullanılır. Kaba ve monoblok olmasının bir diğer nedeni ise, uzaydaki turlarında en az tahribata uğramasını sağlamak, kozmik ışına karşı en az riske edilmek istenmesidir. Malzeme ışık hızına doğru giderken, tıpkı bir Satürn Roketi biçimindedir. Farklı olarak, demir ve üzeri bakır kaplıdır. Elektronların maksimum hızına ulaştığında, canlı enerji olan insanlar bölgesine yani cinlerin dünyasına hemzemin olmaktadır. O malzeme bir firewallun sahte hedef oluşturması gibi, cinlerin dünyasına bırakılır. Işık hızında içteki malzeme ise, çan ya da tencere kapağı gibi kısalır. Bu yüzden bir UFO, tencere kapağı biçimindedir. Işık hızında herşeyin boyu hareket doğrultusunda kısalıp enine yayılıyor ya, âlet ışık hızına çıktığı anda, biçimi ne olursa olsun UFO biçimini alır. Yani sivri bir roket, kalem gibi bir araç da olsa, sonunda tencere kapagı biçimini alacaktır ve çok kaba olmak zorundadır. Adamski'nin UFO resimleri gerçektir. Hantal, kilise çanı gibi kaba ve dökme bir malzeme benzerindedir. Bir
UFO'nun temel maddesine gelince; bu, gelecekte bulunacak olan
"Vanenyum"dur. Vanenyum
(Wanenium) doğada hiç yoktur, yapaydır ve kararlıdır.
114 sayılı kararlı bir elementtir. Henüz bulunmadı.
Bulunduğunda adı VANENIUM olacaktır, önceden
duyurulur! Bu element, son derece ağır, hantal ve serttir.
Elmasa göre sertligi 24'tür. Hans
3 Mart 2002 Pazar e-söyleşisinde, uçandairelerle ilgili açıklamasını
şöyle sürdürmektedir: "Işık hızında
içteki malzeme ise, çan ya da tencere kapağı gibi kısalır.
Bu malzeme Wanenium'dan ibarettir. Kabaca tencere kapağı biçimindedir.
Altı ise hareket doğrultusunda kısaldığından
tencere kapağı gibi oyuktur, ancak iniş takımına
benzer üç kondansatör vardır. 120 açı derecesiyle üçlü
yarım küre biçimindeki bu kondansatörlerin görevi ve işlevi
çok önemlidir. Bu üç kondansatör tripole denen bir düzenek oluştururlar.
Doğada tek kutuplar yasaklanmıştır ama yine de adı
böyledir. Doğa sistemlerinde bulunan elektromanyetik kuvvet (Tesla
Kondansatörü) kablo vb. gerektirmeksizin emilebilir. Yani evrenin her
yeri doğal olarak doğanın dört kuvvetiyle doludur.
Elektromagnetizmal kuvvet her yerde hâzır ve nâzırdır.
UFO dediğiniz araçların kubbesinde gördüğünüz bir
futbol topu kadar topuz vardır, o aslında elektroskoptur. Doğadaki
(her yerdeki) elektromagnetik kuvveti alır. Öteki adı yüksek
eksi kutuptur. Toplanan bu elektromagnetik-aşırı yakıt
(Philadelphia Deneyininkine eşit) kubbenin tam altındaki ve
dibe kadar gelen bir tektit (Cam, saydam cam) silindir içindedir. En
altta ise, bir mercek vardır. Mercek ise, yüksek artı
kutuptur. Yani topuz olan yüksek eksi kutbun emdiği kuvvet
birikimi, bu silindir içinden geçer ve dibindeki merceğe akar.
İşte bu UFO'nun temel ilkesidir. O mercek aynı zamanda
Tektit olduğundan seyirliktir yani aşağıyı
seyredersiniz. Üçüncü kondansatör de buna bir mercek daha yakınlaştırıp
uzaklaştırarak, hem nükleer tepkimeyi kontrol eder, hem de o
yuvarlak alt pencere kenarının yanındaki oturma grubundan
dürbün gibi aşağıyı seyredersiniz. Seçtiğiniz
bir insanın göz rengini veren pigmentlere kadar tek tek büyütebilir,
görebilirsiniz (Hiç bir nefs olmasın ki üzerinde gözetleyeni
olmasın). Bu
anlattığım Taksi ya da Cargo fazıdır.
Bu durumuyla bir UFO Dünyadaki momentumlara, impulslara ve bunların
sakınım ilkelerine tâbidir. Yani viraj alan bir otomobil gibi
manevra sırasında dışa savrulur. Çünkü Dünyanın
9.81 olan gravitasyon ivmesinin kapsamındadır. İkinci faz
ise bunun dışına çıkar: 11.8 Dünyadan kurtulma
ivmesini oluşturur. Nasıl ki, lunaparklardaki rotor denen ve
kendi çevresinde dönen silindirlere giren insanlar yatay oldukları
halde düşmüyorsa, sistem kendini döndürerek kendi rotorunu oluşturur.
Bu elbette mekanik değildir: Fotonlar bir çember duvar oluşturmuşlardır.
O duvarın bir yerinden sadece bir tek yerinden foton deliği açılmıştır,
dolayısıyla sistem inanılmaz bir hızla (ışık
hızıyla) kendi çevresinde dönmüştür. Ayrıca
kolbozyon ve korrezyon kuvvetler etkisiyle kendi çevresinde dönerek de
ileri geri gidebilmektedir. UFO'ları
kovalayan jetler Dünya yasalarına tâbidir ama torunları olan
ufonotlar 11.8 G yasasına yükselttikleri araçlarında hiç sağa
sola savrulmadan zigzaglar çizerek dedelerinin stinger roketlerinden
kurtulurlar. Dedeleriyle dalga geçmezler, yanlış anlaşılmasın!
UFO'ların bu zigzag çizmelerini, görenler bilirler, şaşkınlıkla
izleriz. İçindeki insanlar (torunlar) nasıl olur da böyle sağa-sola
savrulmazlar diye kafa yorarız. Aslında UFO'nun içi Dünya çekiminden
daha ağır olmuştur. Hepsi bu... Örneğin, bir
silindir yol üzerinde takla atan bisiklet, ya da bir silindir duvarda hızla
dönen motorsikletin yerçekimine dik değil yatay olması, yani
yerçekimini yenmesiyle aynı kural paylaşılmaktadır.
Acaba motorsiklet neden aşağı düşmüyor diye hayret
etmenin bir anlamı yok. Çünkü merkezcil kuvvetin üstündeki bir
merkezkaç kuvvet ile dönmektedir. Çekimi yenmiştir. Artık o
silindirin dibine düşmez, kendi yasaları gereği,
silindirin eğri yüzeyinde yerçekimi edinmiştir. Ve
üçüncü bir faz daha vardır: Magnetik şişe bölmesi...
Böyle bir şişe var mı? Varsa hangi metalden? Şimdi
size Dünyanın ısıya en dayanıklı
maddesinden söz edicem: Madde ve antimadde oluşturunuz, bunlar
birbirini yok etsin. Yok olma basıncından dolayı
birbirine zıt yönde iki fotona dönüşeceklerdir. İçeri
bakan foton rüzgarı antimaddeyi itecektir ve orada hapis tutacaktır.
Foton basıncı antimaddeyi içeride tutarken, zıt diğer
fotonla basıncı da maddenin içeriye girmesini önler. Yani çifte
foton duvarı oluşturulmuştur. Bu çifte foton duvarı
bir metal, maden, tungsten, ya da wolfram değildir. Evrenin ilk
yaratılma ânındaki yüz trilyonlarca C° ısı
derecesine dayanıklı fotondan bir duvardır sadece... Örneğin,
Tungsten 4000 C°'de erir, 7000'de buharlaşır ama bu fotondan
bir duvardır, görünmez bir duvardır. Nasıl iyi fikir değil
mi? Üstelik de fotonun doğasında var. Ve
UFO'nuz ışık hızına çıkar. Kaappa-Dok'ları
geçiyoruz bu arada, iyi saatte olsunlar. Kappa doku Kafdağı,
Kapadocia... İfritleri (Ephrates'leri) şöyle bir solluyoruz.
Târık ile, ışık hızında GÖK'e yani Kurşunî
Hiçliğe (uzay üstü uzaya) çıkıyoruz... Ve sadece
kendimize parlıyoruz. Altın ışıklar saçan
Dhurakhapalamı idrak ettiniz mi? Sonrası mâlum: Zamanda
geriye yolculuk. Kaburga-omurga..." Hans böyle anlatıyor UFO'nun iç yapısını ve UFO'larla ilgili olarak şu özelliklerinden de söz ediyor: "Taksi-Kargo olarak (Düşük hızda) dev uçan kentler bile var. Ama zaman yolculuğunu zamanda geriye olarak yapacak aygıtta en fazla (lumboz sayısı 9 ise) 9 kişilik mürettebat bulunur" diyor.
Resim altı not:
Söylendiğine göre Hans bu
şemayı beğeniyor. Aslında George Adamsky'nin anlattıklarından
yola çıkılarak oluşturulmuş bir şemadır.
Özellikle statik elektrik toplayan ve iniş takımı olarak
tasarlanan dipteki üç küreye dikkat etmek gerekiyor.
* * * Hans'ın söylediklerine devam edelim. Hans,
Târık Suresi'ndeki "ışığının
karanlığı delip geçmesi" ile bir UFO'nun gri hiçlikte
"kendine parlaması" üzerinde özellikle duruyor. Bir
UFO'nun bize görünmesi de çoğunlukla yıldız gibidir. Işığı
karanlığı delip geçmektedir. Bizim atmosferimizde gece böyle
görünmektedir. Öbür taraftan Hans'ın ısrarla "kendine
parlamadan" söz etmesi, Târığın Gri Hiçlikteki görünümüyle
ilgilidir. Gri Hiçlik'teki Târıkların aslında
ışıkları da yoktur. Onlar Gri Hiçlik'te kendilerine
parlarlar. Başkasına
ışırsa Gri Hiçlikte değil demektir. O zaman, uzay
üstü uzayda (tek gökte) değildir, bizimledir. Bizimle olanı
biz de görürüz ve ışığı karanlığı
delip geçer. Yıldız gibidir! O, bu durumda kanat kırmış
yani titreşim düzeyini (hızını)
düşürmüştür. Bu durum, genellikle müşteri indirirken
(!) ortaya çıkar. Bazen de özel amaçlarla bunu yapabilirler. O
zaman da biz onu gecenin karanlığında,
ışığı, karanlığı delen bir yıldız
gibi algılarız. Işık hızına ulaştığı
anda da gözden kaybolur! Bizim göklerimizden çıkar. O zaman gri
hiçliğe geçer. Söz fazla yayıldı! Size Hans'taki UFO fikrinin köklerini anlatıyordum. Bunlardan birincisi Kur'an'dır. Özellikle de Nur 35 ve Târık'a dayanıyor. Yukarıda bunu anlattım. Onda UFO fikrinin ikinci kökü Hızır Tezkiresi'dir. Orada Ay'daki buluşmadan ve Kur'an okumadan söz ediliyordu. Birinci kitapta uzun uzun anlattım. Üçüncü kök ise, iki grup arasındaki son zaman savaşıdır. Söyleminden anlaşıldığına göre, Hans da bu zaman savaşında bir Dabbet olarak yerini almaktadır. Hanif gruptandır, hatta Hanifliği yeniden canlandıran odur. Temasta olduğu zaman gezmeni ve en yakın grup arkadaşları Hawking ve Jana'dır. Grubuna ilişkin olarak, bu ikisinin dışında ne bir isim vermekte ne de bir olay anlatmaktadır. Belli ki işin içindedir ve UFO'lar hakkında benim gibi ikinci elden konuşmuyor. Son zaman savaşlarını onun anlattıklarından aktarırsam, Hans'ın zaman gezmenliği açısından UFO konusunun ne denli içinde olduğu biraz sezilebilir: "Üç
Târık yapılmıştı. Birincisi 1+K (Wan-ki) idi.
Walhalla'da yapılmıştı. Bununla ilk zaman gezmenliği
denendi ve başarılı oldu. Diğer iki aracın
birincisi yine Walhalla'da yapılmıştı. Adı, 1L
(Wanel) idi, Kafdağı'na düştü. Herhangi bir hatada can
kaybına yol açmamak için aracın içine yine insan değil,
Hibrit konmuştu. Araç, Kaf Dağı'na düştü. İfritlerle
çarpışıp kaza gördü. Androidler feda edildi. Hibrit,
Kur'an'da Kıtmir diye geçen varlıktır. Kısır
dişidir. İnsan tepkileri verebilen gelişmiş
androitlerdir. "Roswell
Olayı" diye bilinen olaydaki "uzaylı" da
Hibrittir. Araç Zero-n tipidir. O araç aslında Uriah Geller için
gelmişti. Uri onun son yolcusuydu. Zaman
turbülansı (Zilzal) geri tepmelidir. Zero-n geri tepmeli olarak
siloya düştü. O götürecekti Geller'i, sırf onun için vardı.
Böylece, Uriah Geller de burada kaldı. Artık onun gerçek bir
mezarı olacaktır. Uri onun son yolcusuydu. Köprüler atıldı,
geri tepmeli olarak taa Eisenhower dönemine kadar geri gitti. Orada düştü.
Tarih de bunu yazdı. Meksika üzerinden geldi. Onların merkezi
MERU dağıdır. Meru, Zion'un İspanyolcasıdır.
MERU yöresinde yaşayan herkes çok sayıda UFO görür.
UFO'lar o bölgenin günlük yaşantısından bir şey
olmuştur. Monte Meru da olabilir, O UFO aracı, Area
51e yani 51. bölgeye kadar sekti (Geri tepti). Böylece yolculuğu
sona erdi. Bunu tarih yazınca, zamanda yolculuğun olası
olduğu anlaşıldı. Üçüncü
araç Walhalla'da yapılmıştı. Adı, 1M
(Wan-Em)di. Einstein ekibi kaçırdı. Hemen ardından
Şi'ra (Allahlaw) Timebulance'ı 1N (Wanen) yola çıktı
ama 14 faktörü yüzünden yeryüzünde tarih önemli ölçüde değişti.
Biraz geç kalınmıştı. Adler'in yerine Hiedler'i
koymuşlardı. Daha sonra Hânif Grup adına sonuncu ekip işte
bu 1N (Wanen) ile geldiler. Bir daha da zaman yolculuğu yapılmayacak"
diyor.
Başka bir söyleşide yine aynı konuda konuşurken, sözü orada sözü edilen zaman gezmenliği araçlarının yani UFO'ların çizimine getiriyor ve "Çizim oldukça doğru ve bunun tam anlatımı Nur-35'in içindedir. Târıktır o ve biz ona 0N (Zero en) ya da paramedic 0N diyoruz. Bu ilkini izleyerek yapılan diğer seri 1N (Wan-en) ise TimeBulance'dır. İkincisi Mehdistlerinkidir. Yani Wanen-Time/ambulance (1N TimBulance) bunun az daha gelişmişidir. O parçaların tamamını çizim ile verebilirim. Daha önce yüksek artı kutup topuzu ve yüksek eksi kutup merceği ve transistorlardan söz etmiştim. Onu çizer ve size ana parçalarını tanımlayabilirim" diyor. 30
Ocak 2002 Çarşamba e-söyleşisinde ise, UFO motorlarından
söz etmeye başlıyor ve "UFO motorunun yakıtı
magnetik şişe (madde-antimadde annihilationundan ortaya çıkan
birçift foton, ışık hızıyla hareket ediyorlar
ve araca tepkime veriyorlar). Magnetik şişe bir deyimdir...
Burada meselâ, bir proton ile antiproton oluşturuluyor. Bunlar
birbirlerini bulup yok ediyorlar ve bir çift fotona dönüşüyorlar.
Bu da foton basıncı adıyla yakıt yerine bir itme yapıyor.
İtmenin hızı ise, tam ışık hızı.
Üst uzaya çıkıyor ve blok evreni/kursunî hiçliği
yakalıyorsunuz. Orada tüm gelecek ve geçmiş zamanlar hazırdır.
Hız fazınızı ayarlayarak istediğiniz zamana
giriyorsunuz. Madde
ışık hızında gidemeyeceği içindir
ki,"enerjiye" dönüşür, yani "madde sonsuz kütleli
olur" diye olmayana ergi metodu kullanmak, en baştan beri bir
yanlıştır. Genel Relativite'nin ölçeği ve kapsamı
yakın galaksilere göre geçerlidir. Atomaltı dünyada bu
kriterler çok başkaır. Relativite evreni kapsar ama kuantum
teoremini kapsamaz. Makro kozmosda geçerli olan relativite,
mikrokozmosdaki katı relativistik bölgede geçersizdir. Bir örnek:
Alfa ışımasını bilirsiniz: Tamamı kurşun
kabtan çıkamazlar. Alfa taneciği demek, bir Helyum çekirdeği
demek, yani dörtlüden oluşmuş bu çekirdek bir maddedir ve
kurşun bir kaptan (kalınlığı ne olursa olsun)
çıkmaması gerekirken, alfa parçacıklarının
birkaçı "Duvardan geçen hayalet gibi", bir nötrino
gibi kurşundan dışarı çıkmaktadır. Bunun
anlamı şu: Radyoaktivitede maddenin yarı ömrü var. Bir
kilo radyoaktif madde yarı ömrü sonucunda "yarım
kiloya" iniyor. Çünkü radyasyon vererek, maddesini buharlaştırıyor.
Bunun bir tek açıklaması var: Kurşun kaptan dışarı
kaçan Alfa tanecikleri ışık hızını aşmışlardır
ve negatif uzayda zamanda geriye gitmektedirler. Dolayısıyla
karşılarında bir kurşun kap seddi yoktur, yani
serbesttirler. Blok evrende tüm zamanlar aynı anda ve eşit
olarak vardır. İşte manyetik şişe de bunu yapıyor.
Uzay-zaman seddinden dışarıya
(kurşun şişeden dışarıya) çıkan bir
UFO/naut, blok evrende (kurşunî hiçlik de) bekliyor. Özel
durumunu kullanabilirse ışık hızını aşmış
gibi zamanda geriye
yolculuk yapıyor ve bir filmin tersine oynatılması gibi,
araç ve içindekiler hiç yaratılmamış gibi mümkün
olan son noktaya küçülüyorlar. Cenin oluyor ya da araç imal edildiği
maden ocağına dönüyor." diyor. Hans,
bir UFO'nun temel yapısı ve işleyişini bilimsel
olarak açıklamakla kalmıyor; gerçek olanlarının
yeryüzünde ve bizim zamanımızda gözlenirken saçtıkları
ışıkları da açıklıyor. 24 Mart 2002 Pazar
e-söyleşisinde "Görünürlük
frekansına inen UFO'lara bakınız: Turuncu yeşil
ışık izleri vardır. Bunlar spekturm renkleridir;
motor ya da ışık-ampul fonksiyonları değildir;
çünkü morötesi titreşimden giderek yeşile ve sonra netleştiği
anda turuncuya dönmektedir elektromagnetik spekturum. Daha iyi bir örnek
olarak, bir CD'nin etiketsiz yüzünü ışığa tutun
ve bakın, renkleri göreceksiniz." diyor. Bütün bunlar Hans'ın işin içinde değil de konu ile ne denli ilgili ve bilgili olduğu biçiminde yorumlanabilir. Bu durumda onun şu sözlerine çok dikkat etmek gerekecek: "Arz'dan Arşa" dizisinde C:1 Bant:1 S:155'te: "Öğrenciliğim sonrası NASA bu çok özel konuyu araştıran 120 bilim adamı ve teknisyen grubuna beni de çağırmıştı. Böyle bir teklifi, verdikleri konudan değil, sırf uzay teknolojisini görmek için kabul etmiştim. Umduğumdan fazla şey de gördüm!" diyor. C:1
Bant:1 S:1'de ise "Halka
kapalı tutulan UFO araştırmalarına NASA bünyesinde
sözleşmeli olan bizler, akıl almaz insan yapısı taşıtlardan
birini bizzat uydu aracılığı ile izledik. Bunlardan
birisinin resmini bizzat uydu çekmiş ve üssümüze göndermişti.
Uydu 650 km yukarıdaydı ve uçan daire biçimi taşıtı
yukarıdan sürekli izledi ve video teype kaydetti.
Sonuçta
bu uzaylıların Lâtin alfabesi kullandıklarını
hayretle gördük. Çünkü taşıtın üzerinde, boya ile
değil likit kristal ile yazılmış
"Durakhapalam" ismi, son Rus Çarı'nın arattığı
zaman yolculuğu yapabilen aracın da ismidir. Ve Hint-Tibet
ortak mitoslarında yer alır. Bu
yazının altında yine spektral bir "Volvo-Wanen"
yazısı ve yanında da bir modelin ya da yapım tarihi
yer alıyordu: 2147. . . Germen mitoslarında "uçan wanen"lerden söz edilir. Demek ki, bu uzaylılar Lâtince yazıyor ve Almanca konuşuyorlardı!" diyor. Hans'a göre 2147 sorunu çözüyordu: Uzaylılar, bizim zaman yolculuğu yapan torunlarımızdı. Bunlar gelecekten geçmişe zaman gezmenliği yapabilecekleri teknolojiyi bulmuş olmalıydılar. Bu düşünceden yola çıkarak,TT (Time Travelling) hipotezini kurduklarını söylüyor. "O zaman efsanelerdeki, Wanenler, Durakhapalamlar da birer masal değildi. Germenler Wanen diyordu. Tibetliler Vaidorg ve Hindular Vimana... Hepsi de uçan ve pilotları olan aletlerdi kayıtlarda" diyor.
|