8) NEFS - KİRLİAN

 

Fizyolojik beden, enerji beden ve takyonik kalıp yani ruh... bu üçlünün oluşturduğu temel enerji birimi: İnsan! İnsana girip çıkan enerjiler ve bunların fizik evrenimizde yansımaları... Bunları konu alan bir yarı bilim: Parapsikoloji!

Bu kere de size insanın bu enerji beden yönünden söz edeceğiz. Onun becerileri, yetenekleri ve enerji etkinlikleri içinde parapsikolojiyi ilgilendiren bir çok olay ve konu var. Bu nedenle de parapsikoloji, bu konu ile yakından ilgileniyor. O da hiç çekinmiyor ve duraksamıyor, her gün yeni bir yetenek ve becerisini bize gösteriyor. Böylece, her gün yeni ve şaşırtıcı bilgiler edinmemizi sağlıyor kendisi hakkında.    

Aslında yukarıdaki başlığa bakarsanız "nefs", hiç de parapsikolojinin ilgilendiği bir konu değildir. Kaldı ki, o Müslüman dünyasına özgü ahlâkî alanla ilgili bir sözcük. Gerçekten de Müslüman dünyasında "nefs", parapsikolojik olmaktan çok, ahlâkî bir kavramdır; kişisel haz ve güç düşkünlüğü anlamında kullanılır. Şeytan gibi dışımızda değil, içimizde varsayılan bir saptırıcıdır. "Ene"nin yani "Ben"in yol vurucu işlevler bütünüdür.

"Nefs", günlük kullanımda bu anlam yüklemesi ile birlikte kullanılır ama ben genellikle onu "ta kendilik" olarak algılarım. Bu belirlenimleri içinde onun hiç de parapsikolojik bir şey olmadığı açıktır. Bu yüzden, her iki konudan da haberli olanlar, "nefs" sözcüğünü Kirlian'la birlikte görünce biraz şaşıracaklar ve "Kirlian'la nefsin ne bağlantısı var?" diye sormadan edemeyeceklerdir. Bu bağın nasıl bir şey olduğunu anlamak için, önce Kirlian'dan başlamalıyız:

Semion Kirlian; Bir Rus fotoğrafçısı! Bunlar karı koca birlikte anılıyorlar. Birlikte çalışmışlar da ondan! Yaptıkları iş, yüksek voltajlarda organik cisimlerin  fotoğraflarını çekmek. 

Bu resimlerde organik cisimlerin enerjik yapılarının görüntüleri ortaya çıkıyor. Bu görüntülerde, organın eksik kısmının da görünmesi ilginçtir. Örneğin, sol eliniz bilekten kopmuş ya da kesilmişse, bu enerjik alan fotoğrafında sol eliniz de enerjik alan olarak görüntü veriyor. Yeşil yaprakların da enerji beden resimleri çekilmiş ve kesilen kısımların da enerjik alan fotoğrafları çekilebilmiştir. Yaprağın 1/3 kısmı kesilinceye kadar bu görüntü fotoğraflarda görünmeye devam etmekte ancak 1/3'ünden daha fazla kesildiğinde, eksik kalan kısım enerji beden fotoğrafında görünmez olmaktadır.

 

 

Burada "Fantom His"ten de söz etmeliyiz. Fantom his, eksik bir organa ilişkin tepkimedir. Örneğin, kesilmiş sol elinizin avucunun kaşınmasıdır. Olmayan bir sol elin avucu kaşınıyor ve sonra Kirlian fotoğraflarında bu olmayan elin enerjik alan olarak var olduğu görülüyor. Bu da bizi, örneğin bir avuç içi kaşınmasının, bildik bir olay olmadığı düşüncesine sevk etmektedir. Biz kaşınmanın sinirsel bir şey olduğunu düşünürken, bu Rus bize daha başka şeyler düşünmemiz gerektiğini söylemektedir!

Semion Kirlian'ın çalışmalarının kökleri Tesla'ya kadar uzatılabilir.  O da yüksek gerilimde  cisimlerin etrafında bir avranın garip bir ışıma yaptığını görmüştü. Bu durumda cisimlerin etrafında bir elektromantetik alan oluşuyordu. İnsanda ise, elektriksel, enerjisel bir beden, gözlenebilir bir ışıma ortaya çıkıyordu. Tesla bunların tümüne birden "Corona Effect" diyordu.

Aşağıdaki resim, Tesla'nın çekmeyi başardığı "korona"lardan biridir.

  

 

Öyle görünüyor ki, bu elektriksel ışımanın, canlılar üzerindeki yüksek gerilimli resimlerinin alınması, Semion Kirlian'larla başlıyor. Daha sonraki araştırmalarda, bazen Aura, bazen elektriksel beden ya da enerji beden, ya da biyoenerji olarak adlandırılan bu yüksek gerilimde ortaya çıkan elektromanyetik alan, bu gün bir çok fen alanlarının birlikte inceledikleri, aynı zamanda yıldızı gittikçe parlayan parapsikoloji konusudur da!

Daha önce insanın çeşitli türden bir çok enerjinin oluşturduğu bir küme olduğunu söylemiştik. Fiziksel, elektriksel, biyoelektriksel, biyoenzimatik enerjilerdir bunlar.

Özellikle biyoenerji ve ışınsal beden enerjisi (Kirlian Beden olarak da bilinen bu enerji) bedenin, damarlarındaki kanla akışmayıp, sinirlerde akıştığı ileri sürülmektedir.

Akupunkturun temeli olan Çin Tıbbı kesin bir tavır alarak bu enerjinin insan bedeninde sürekli olarak tek yönlü aktığından söz eder. Bu enerji insan bedeninin sinir ağı boyunca daima akmaktadır. Dediklerine göre, kendi başına bir varlık olarak izole edilmiş halde onu asla bulamayacağımızdan dolayı bu sinirsel enerjiyi aramak zaman kaybıdır, çünkü biyoelektrik türden son derece süptil bir enerjidir. Ancak, kimyasal ve biyokimyasal değişiklikler oluşturarak varlığını hissettirir. Bununla beraber öyle görülüyor ki, insan bedeninin dış yüzünde cilt üzerinde akış yolları boyunca da kendini gösterebilir. Bu akış yollarında, elektrik akımının geçmesine karşı daima daha az direnç mevcuttur.

Bu biyoelektriksel beden, kimi araştırıcılarca astral beden, kimilerince duble beden olarak adlandırılmaktadır. Kimileri ise bunun psişe-can olduğunu söylemektedir. Bu psişe-can'ın Aura olduğunu söyleyenler de vardır. Onlara göre, Fizik bedenin içini doldurup dış yüzünü de sarar. Bu durumda bir biyoenerji diğer bir biyoenerji ile temas etmiş olur ve böylece, bir enerji alışverişine yol açılır. Cansız nesnelerle temas konusunda daha çok bizim enerjimizin onlara nakli söz konusu olur.

Bazılarınca beyin, dolayısıyla düşüncenin aktivitesini irade ile yönlendirmek suretiyle bu enerjiyi etkilemek mümkündür. İrade enerjiyi yoğunlaştırıp tek bir hedefe sevk eder. Yoga ve bazı teknikler bu amaca ulaşılmasında yardımcıdır.

Kirlian fotoğraf tekniği ile, mıknatısların resimleri de çekilebilmektedir. Ama önemli olan özellikle insan bedeni üzerindeki çalışmalardır. Normalde göremeyeceğimiz biyoenerji alanımız, özel bir elektrik alanı içine alınarak sınırları ve çeşitli ışıma şekilleriyle fotoğraf kağıdı üzerinde açıkça görünür hale getirilmektedir.

Bu enerji bedenin çıkıntılarının fotoğrafta görüldüğünden çok daha uzaya yayıldığını kabul eden ve bu çıkıntılara zehinsel enformasyon yüklemek suretişle, telepati ve büyü gibi, ruhsal şifa gibi parapsişik olaylara yol açtığımızı düşünenler vardır.

Daha sonraki çalışmalarda bu enerji alanının renkli resimleri çekilmeye başlanmış ve bir çok hastalığın önce bu enerji bedende ortaya çıktığı ve bir süre sonra bedende belirginleştiği görülmüştür. Kolayca anlaşılacağı gibi " Kirlian Photography" hiç de sıradan bir şey değildir. O, insanın daracık ve karanlık odasından, bilinmeyene açılan önemli bir penceredir.

Hans işte bu enerji bedene "nefs" demektedir. Nefsle parapsikoloji bağlantısını bu noktada kuruyorum. Çünkü insana ilişkin bir çok olağanüstü olayın açıklamasını vermekte hatta bu beden olağanüstü bir çok olayın ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

Aslında Hans, nefs kavramını, yalnızca Kirlian fotoğrafçılığının gösterdiği enerji bedenle sınırlı tutmuyor. Bunu yaparken de "çelişme" izlenimi veren bir sorunu beraberinde getiriyor. Bu çelişme şudur: Nefs ahlâkî bir kavram mıdır? Bir davranış özelliğinin adı mıdır?  Yoksa "ontolojik" yani varlıksal bir şey midir? Hem ahlâkî hem varlıksal ya da hem niteliksel hem varlıksal nasıl olunur? Nefsi, insanda kişisel güç ve haz doğrultusunda bir sapma "yetisi" ya da özelliği olarak tanımlıyorsak, bu artık bir yetidir, eğilimdir ya da niteliktir. Varlıksal yani gerek somut gerekse soyut herhangi bir varlığı olamayan bir şeydir. Yok eğer o, salt bir enerji bedense, varlıksal bir şeydir ve iyi ya da kötü olamaz. Kötülüğün kaynağı da olamaz; çünkü o ahlâki bir şey değildir!

Bu "çelişme", Hans'ın "nefs" üzerine denediği tanımlarda da ortaya çıkmaktadır. Bazı tanımlar nefsi sınırlandırılmış, birimleşmiş var olan bir şey olarak belirlerken, bazıları da onu insan olarak varlığımıza ilişkin temel bir ahlâkî "nitelik" olarak ileri sürmektedir. Örneğin;

"Elektron aslında bir atomun nefsi yani sınırlarıdır. Kirlian alanı da bizim nefsimizdir."

"Zar bir şeyin limitleri, nefsidir."

"Nefs, Luxon'dur, ışık hızıyla sınırlıdır, enerji bedendir. Resmi çekilebilmektedir."

"Nefs lokaldir, sizin limitlerinizin ta kendisidir." derken, nefsi nerede ise nesnel bir şey olarak ele alır gibidir. Ama; 

"Nefs yani özkimlik"

"Özel benlik adresi, süperego olan kimliğimiz, bizi biz yapan ayrık kişilik..."

"Nefs (özgün kimligimiz, taaa kendimiz)" derken, daha çok psikolojik bir nitelikten söz eder gibidir.

Hans'ın bu konu ile ilgilenip, gerekli açıklama yapacağını umuyorum.

 

 

 

Kur'anî, Tasavvufî ve Ledünnî Söylem İçinde "Nefs":

Hans, Kur'anî ve Ledünnî yani Müslüman dünyasına özgü gizli bilimcilik çerçevesinde oluşturduğu bir söylem içinde de "nefs" konusuna değinmektedir. Bu değinmede Hans'ın bilimsel kavram ve tanımları da işin içine sokması, söylediklerine bir çeşni ve ona bir ayrıcalık kazandırmaktadır.

Bir e-söyleşisinde şöyle diyor: "Ruh Rabbin emrindendir" uyarınca, Emir, ruhların bulundugu "Berzah" âleminin diğer adıdır. Bir adı da Emir Âlemi’dir. Yeri ise, Sur Borusu'nun (Horn Hole) içidir.

Ruh ve temsil ettigi akıl, Horn Hole içinde ve Kâlû Bela denen zamanda hemen Allah'a döndü. Allah ruhun hemen gelmemesi için bir de nefsi giydirdi ona. Ruh hemen dönemedi, çünkü Nefs tam tersine Allah'tan kaçmaktadır" diyor.

Bir başka e-söyleşide: "Allah Akıla, Ruh'a sordu: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye. Bunlar Hunnes'den oldugundan hemen merkezcil kuvvet yardımıyla Rabblerine rücu ettiler (Döndüler). Nefis ise, Künnes'dendir. Cüzcüdür. İrade-i Cüziyye ve Aklı Cüziyye  kapsamından gelişmektedir. Beslenme, savunma, üreme, birey olma, kişiselleşme, ego ve Süper ego gibi kendibenlidir (Ego-Santrik).

Onun için nefsimiz direndi: "Sen sana, ben bana"dedi. "Evet demedi" (evet, sankritçe Bela'dır, Arapça ise, Ey ya da Eywa'dır). Nefsin künnes yani merkezkaç kuvvet olarak merkezcil kuvvete (hunnese) zıt bir yönü vardır. Rabb’ine rücu etmez, Rabb’inden kaçar. Nefsimiz kendisini "Küçük dağları yaratan küçük Tanrı kabul eder". Rabb’ine "Sen sana, ben bana" der... "Sen Tanrı isen bana ne, olmasaydın?" demiştir. "Yaratmasaydın beni, sana yalvardım mı?" demiştir" diyor. Bu anlatılanlarda her ne kadar nesneleştirme varmış gibi görünse de aslında nefs, mesellerle anlatılmak istenmektedir.

Hans Kur'anî, Ledünnî ve Tasavvufî söylem içinde nefse ilişkin bir özelliğe de sık sık vurgu yapar: Tümellik. Akıl ve ruh gibi nefsin de ilk yaratılışta "küllî" yani tümel olduğunu söylüyor.

14 Nisan 2002 Pazar e-söyleşisinde de aynı konuya değiniyor ve "Bizler Külli Akıl, Külli Ruh, Külli Nefs gibi bir tek birimden yaratıldık. Akıl/Ruh bir bütündür. Su gibi, okyanus gibi... Ama nefs, bunu parçalara ayırır. Yani o okyanusu şeffaf, türlü boyutta cam kaplardan, sürahilerden ayırmakta ve her bir kap içindeki su (aklı-ruhu) bir bardakta nefs içinde bloke etmektedir. Şöyle diyelim, eğer cam diye bir şey olmasaydı akıl/ruh bir bütün yani okyanus olarak tek parça yaratılmış olacaktı. Ama aynı okyanustan, suyun miktarını hiç eksiltmeden türlü saydam bardaklar oluşturunuz. Saydam bardak nefsinizin limitleridir. Tüm saydam bardaklar-pipetler vb. külliyen birleşik kaplar olarak birbirine bağlıdır. Biçimi, eni boyu ne olursa olsun (bitki nefsi, hayvan nefsi ve insan-cin nefsi) bir tek hizada görünen su seviyesi ile birbirlerine eşittir" diyor.

Aynı söyleşide, nefisle ilgili şu açıklamayı da yapıyor: "Nefsi olan tüm canlıların ise üç içgüdüsü vardır. Aciliyet sırasına göre: Beslenme, savunma, üreme... Nefs için bu üçü vardır. Oysa aklın güdüleri bambaşkadır: Allah'ı arama-bilme yani kulluk içgüdüsü, aklın ürünü olan bilim yapma yetisi vb. Nefsin bunlardan haberi yoktur. O sadece oksijen, su, protein, kendini savunma ve kendine benzer bir yaratık bırakma yönelimleri sırasını takip eder. Allah'la arasını "Sen sana, ben bana" diye baştan ayırmıştır" diyor.

Böyle bir anlatım içinde de nefsin ne olduğu belirginleşmemekte ama onun insanın Tanrı tanımaz, yol tanımaz, kural tanımaz, aykırı ya da aykırılığa hevesli, etik karşıtı bir yanı ya da eğilimi olduğu anlaşılmaktadır. Eğilim ya da nitelik ama bizatihi ontolojik (varlıksal)  değil. Hans "Hayır! "diyor. "Aynı zamanda varlıksal da!" O zaman bu ikili var oluşun nasıl çelişkisiz olabildiğini de açıklasın. 

 

Ahlâkî bir şey olarak nefs:

Hans'a göre nefs, aynı zamanda ahlâkî bir şeydir: "İnsanda çocukluk evresinde vekar ve masumiyet hâli devam eder. Nefs henüz akletme ve üreme fonksiyon ve motivasyonunu kazanmamıştır. Vücut (Hormonlar) buna henüz adapte olmamıştır. Yani çocuk sadece beslenme ve savunma içgüdülerine sahiptir. Henüz akıl edebilme yeteneğini de kazanamamıştır. Dolayısıyla masumdur ve nefsi ölüdür!" diyor. Burada hemen sormamız gerekiyor: Yani bir Kirlian fotoğrafı çekilse, enerji beden kalıbı görülmeyecek midir?

Hans şöyle devam ediyor: "Ancak, Akıl-bâliğ olduğumuz o gün var ya... İşte nefs birden serbest kalır. Secde hâlinde uyuyan nefs, akletme ve üreme içgüdülerini de edinince, akıl hastalığı ile tanışır! Yani erginlik krizleri, doğrudan bir akıl hastalığı gösterisidir. Dışa dönük erkek çocuk (ki tabancayla ve vurdulu kırdılı oynar) bu yapısına uygun olarak psiktopatlığa yönelir. Erkek çocuk birden büyümek istemektedir. Argo konuşmayı benimsemiştir. Artık babasını değil Che Guevera'yı, ya da Mollaları, ya da idollerini taklide yönelir. Vurdulu kırdılı, sinirli, öfkeli bir şeydir. Âsi gençtir! Okuldan kaçan ve ilk cinsel dürtülerin peşinden giden, birden kaslanan vücudunun belden yukarısı ağır olduğu için dengesi olmayan, sık sık düşen bir yeni gençtir o!

Kız çocuk ise, bunun tersine içe kapalıdır. Biran önce büyümek isteyen erkeğin tersine, "Büyümek istemiyorum!" diye ağlamaktadır. İçe dönüklüğü paranoid ve melankoliktir. Kendini yatak odasına kilitler, ağlar durur. Yani erkek psikopat ve dişi melankolik, her ikisi de ortak olarak nevrotiktir. Bunun adı “Büluğ buhranıdır”.

Anlamı şudur: Nefsin ilk serbest kalmasıyla yaşattığı bir akıl hastalığı dönemi... Yani erginleşmek akil-baliğ olmak için, sistem bize akıl hastalığı yaşatmaktadır. Ve bizim masumiyet otomobilimizin yönetimini artık nefs almıştır. O dilerse masumiyeti ya da tersine günahkarlığı ifa edecektir... Hepimiz bu yoldan geçtik. Bu yoldan geçmezsek âkil ve baliğ olamazdık. Akıllı olabilmek için akıl hastalığı tattırıldı bize... Tuhaf ama bu böyle işte...

Nefs (ara birim, ara-yüz) serbest kalınca, yönetimi ele alıyor. Uçarı ve haşarı, üstelik doğası gereği akıl hastası. Çünkü cin-şeytan ile aynı ara-yüzü kullanıyor. Aynı maddeden yapılmış, strüktür ve dokusu aynı (Levame, Emmare vb.) oldukça şeytanca düşünüyor.

1.      Çalışmak yerine çalma ile beslenmeyi düşünüyor.

2.      Savunmak yerine saldırmak ile tersyüz ediyor meşru içgüdüsünü.

3.      Üremek (evlilik kurumu) yerine başkalarının evlilik kurumuna kaçamak yapıyor.

Böylece beslenme-savunma ve üreme üç temel içgüdüyü tersyüz ediyor... Masum değil artık! Allah'a kulluk sınavı veriyor, farkında değil! Neyse, bu erginlik krizleri de atlatılıyor. İnsanoğlu nefsine hakim olmayı öğreniyor. Ya da tersi: Zincirden boşanmış gibi bir canavar yetişiyor... Zalim, gaddar ve son derece hain...

Bütün bunları şunun için anlattım. Masum bir ruh+bedenimiz var iken, nefs denen bir ara yüz, bizim masumiyet mekanizması olan bedenimizi işgâl ediyor. Vücudun direksiyonunu ele alıyor. Nefs ve her insana tahsis edilen özel şeytan, direksiyonu ele alır böylece... Yani ruh ve beden işgâl edilebilir. Bunun için yapılmıştır" diyor.

Hans "ahlâkî bir şey olarak nefis"ten söz ederken  şunları da söylemektedir: "Nefs denen cerbeze ve vaveylacı âsi... Şımarık, kibirli züppe, snob kişilik... Onun adı Nefs'tir... Onu sevdiği şeylerle (öfke, kibir, horgörü vb.) beslemeyin. O besin, lanetli ağaçta (Şeceretil Mel'une) de aynen vardı. Adı Zakkum'dur. Zakkum nefse eziyet eder... Nefse eziyetin tersi yani kurtuluş, nefsi öldürmekten geçer..."

Bu söylediklerinde, açıkça nefsi ahlâkî bir kavram olarak ele almaktadır. Çelişkiye bir daha işaret etmek için soracağım: "Nefsi öldürmek" diyor, yani acaba hani o enerji bedeni yok mu etmekten söz ediyor, yoksa kişiliğe ilişkin ve ahlâkî bir şeyden mi söz ediyor?

Hans burada ahlâkî bir şey olarak nefisten söz ediyor ve "Nefsi öldürmek" derken "Kişisel hazlarınızı ve güç tutkunuzu Kur'an adına teslim alın ve denetleyin!" diyor.

Başka bir e-söyleşide ise, nefsi terbiye etmekten söz ediyor ve doğrudan yalan konusuna yöneliyor. Bu da nefsi ahlâkî bir şey olarak ele almak demektir. Eğer nefsimiz, Kirlian fotoğraflarında görülen o enerji beden kalıbıysa, o enerji bedenin terbiyesinden söz etmesi gerekirdi ki, o da olsa olsa "terbiye" değil "tamir" terimini gerektirirdi!

Bir başka e-söyleşisinde nefsin terbiyesinden söz ederken, bu kez açlıktan söz etmektedir. Bu da istekle ilgili bir şeydir. Akla ve ahlâka bağlı istenci güçlendirmeyi kast etmektedir. Kirlian beden hiç de açlıkla terbiye edilesi bir şey gibi görünümüyor. Yani böyle bir söylem içinde de Hans, nefsi ahlâkî bir şey olarak ele almaktadır. Ve bu yönüyle nefs hiç de parapsikolojinin kapsam alanına girmemektedir elbet.

 

Kehf'ten Rakim'e geçiş olarak nefs:

Burada nefsle ilgili olarak Hans'ça bir yorum daha vermek istiyorum. Derin, bol çağrışımlı, sembolik ve anlaşılması Hans'ın dilini ve söylemini kavramış olmaya bağlı çok gizemli bir yorum bu. Bu yüzden, bir çok insan bu yorumdan pek bir şey anlamayacak ama bu yorumun burada bulunması gerekiyor:

"Hatırlayınız: Âdem eşyaya isim koymayı başardıgında tüm melekler şaşkındılar. Çünkü numarayla yani rakim denen tek dil ile anılan bir evrende, ikinci bir dil number yerine nome yani isim geldi... QAF dili... Kehf geometrisi... İşte bu nome açılımlara bizler hologram diyoruz.

Biraz daha derinleşelim: Şey yani sonsuzda birin her birine nefs denir. Küllî (global)  değil, tek başına davranır nefs... Bir tablonun bir minik atomudur ve kendini bir şey sanır nefis (özelleştirilmiş kimliğimiz, özgürlük verilmiş kimliğimiz) ve nefs sadece kendini bir şey sanır. Bu tablo aslında Külli Şey'indir. Yani tablonun bir atomundan (nefsinden) tüm tabloyu göremezsiniz ama hologram teoreminde bir tek şeyden tüm tablo görünür. Her bir atomun üzerine holografik hafizası olan bir laser projeksiyonu tutarsanız, o bir atomdan tüm evren ortaya çıkar... (holografik hafıza derken ve beyin kıvrımlarını anlatırken bunu kastetmiştim). Böylece bebek bir nefs sanmaktadır kendini ama tüm insanlığın bir parçasıdır. Yani tüm gelmiş geçmiş insanlığın, gelecek olanların, cinlerin, tüm biyosfer canlılarının ve meleklerinin toplam hafizası holografik olarak doğan bebekte "aleka" alâk ile alâkalı olarak vardır.

Alâk suresinin bir anlamı da toplam alabilmeli hafızadır. Zaten Kalu Bela’daki ruh,  Külli Şey'in'in ruhu, ruhu küllî; külli akıl, yani tüm canlıların aklı idi. Sadece nefs "tekil" idi ama o da Külli Şey'in içinde öldürülmüştü. O Külli Şey'inden ayrılıp da şey olduğunda, kendine eziyet eder" diyor. Sonuçta nefsi, ayrıcalık isteyen bir eğilim, tümel olandan kopma eğilimi, tekillik kuran ve koruyan bir birim ve birimleşme eğilimi olarak anlatmaktadır.

Nesnel Bir Şey Olarak Nefs ( Enerjik  Beden)

Hans'ın söyleminde nefsin bir enerji beden kalıbı, ruh gibi bir enerjetik matriks olarak alındığı noktaya geliyoruz. İşte bu bağlam içinde nefs artık parapsikolojinin kapsam alanına girmektedir. 

Daha önce de söylediğimiz gibi Hans insanın ve hayvanın nefsi olarak Kirlian fotoğraflarında görülen o enerji alanını ya da kalıbını kast ediyor. Buradan hareketle de şunları söylüyor: "Nefs, madde (Tardyon) ile soyut madde (Ruh=Takyon) arasında bir girişimdir, yani interferens olayıdır. Nefs, Luxon'dur, ışık hızıyla sınırlıdır. Enerji bedendir. Resmi çekilebilmektedir. Parmak ucundan bile fotoğraflanabilmektedir. Buna Kirlian photography denmektedir. Takyon ve maddenin girişim saçaklarına nefs deniyor.

Beden x,y,z koordinatları içinde artı olandır (Sıfırdan büyüktür, ışıktan yavaştır). Ruh ise, soyut bedendir. xyz eksidir, sıfırdan küçüktür ve ışıktan hızlıdır. İkisi bir araya gelince, otomatikman bileşke olarak nefs ortaya çıkar.

Nefs lokaldir sizin limitlerinizin ta kendisidir. Resmini çektiğinizde görürsünüz ki, parmağınızdan omuzunuzdan saçınızdan dışarı kaçamamakta. Nefs bizimle birliktedir. İstekleri isteyen nefs değil, bilincin ta kendisi. Çünkü ölümden sonra dirilişe kadar nefssiz olarak beklemekteyiz. Ancak bilincimiz şimdiki bilinciniz neyse o. Nefs ile ilgisi yok. Çünkü ölümden sonra, beslenme-savunma-üreme yok. Bunlar yoksa nefs de yok" diyor. Doğrusu bu söylenenleri anlayamıyorum. Çünkü nefs hem istekle ve ahlâkla ilgili bir şey olarak gösteriliyor hem de  bir sınır ve bu sınırın içirdiği bir şey olarak gösteriliyor. 

Hans'ın "isteyen nefs değil, bilincin ta kendisi" derken, bir sürü soru ve tartışmayı da beraberinde getirdiğinin bilmem farkında mısınız?

"Ta kendim" derken ben neyi kast etmeliyim? Kirlian alanımı ya da o enerji kalıbımı mı? Yoksa bilincimi mi?

Nefs derken ne anlamalıyım? Bilincimi mi, o enerji bedenimi mi? Yoksa seçme-isteme yeteneğimi mi? Karşı çıkma ve aykırılıktan hoşlanan yanımı mı?

Ben hangisiyim? Bilincim mi, istencim mi, enerji bedenim mi?

Tanrı'ya ya da içinde yaşadığım düzene karşı "sorumlu" olan ne? Kim? Hangisi?

Müslümanca sorayım: Yargılanacak olan, ceza ve ödüle müstahak olan hangisi?

Bilinç isteyip istememekte özgür mü?

Üreme, beslenme, savunma güdüleri bu enerjik yapının neresindedir?

Hiç kuşkusuz Hans'ın bunlarla ilgilenip, açıklama yapması gerekiyor. 

Öbür taraftan, dinî ve ahlâkî konular elbette parapsikolojiyi ilgilendirmez. Biz parapsikolojinin konusu olan nefse yani enerji matrikslerimize gelelim.

Hans "Kirlian Beden" de dediği bu enerji kalıpları ile ilgili ilginç şeyler söylüyor: 

3 Ekim 2001 Çarşamba e-söyleşisinde "Bir kedi ile bir köpek bilirsiniz birbirinin düşmanıdır. Kediyi seviyorsunuz, bu arada deney gereği birden kurt köpeğini içeri alıyorsunuz. Kirlian alanında, kedinin içindeki o ışıklı kedi (Nefsi) kamburlaşıyor ve saçakları diken diken oluyor. Yaklaşık 2,2 salise sonra bu intikal süreci bedene taşınıyor. Önce sanki fantomu kamburlaşmış olan kedinin, bu kez de fizik beden kamburlaşıyor.

Örneğin, beni birdenbire korkutuyorsunuz. Benden önce parmağımın ucundan çektiğiniz rengârenk aura, birden sapsarı oluyor. Sonra da benim ten rengim sararıyor. Ya da tersine, beni sinirlendirdiğinizde ya da utandırdığınızda, önce parmak fotoğrafım kızarıyor, sonra da yüzüm kızarıyor. Halbuki sararmak ve kızarmak tansiyon değişmesiyle (Düşmesi ve çıkmasıyla) bağlantılı değil midir?" diyor. 

Bu söylenenlerden, bedenimizde olan bir çok şeyin önce enerji bedenimizde ortaya çıktığı anlaşılıyor. Bu da bize hastalıklar konusunda bu enerji bedenden yararlanma olanağı veriyor. Kirlian fotoğrafçılığı ile birlikte bu olanak insanların önünde belirmiş ve bu gün artık hayli gelişmeler sağlanmıştır. Hans'ın bu konuda söyledikleri oldukça ilginç bir haber niteliğindedir. O şöyle diyor: 

"Kirlian beden yani nefs psikolojiktir. Dolayısıyla tanı yapılabiliyor. Renk kategorileri ve saçakların yumuşak ya da sert formları var. Örneğin, apopleksin yerini gösterebiliyor. Şizoid zeminde koyu maviye doğru bir renk değişmesi oluyor. Şizofrenide ise, birbiriyle ilintisiz binlerce boncuk gibi renkler çıkıyor. Hasta bir konuyu sürdüremiyor. Çünkü ikinci renk başka bir konu, üçüncü bir başka konu. Bunu somutlaştırırsak, birinci cümle, "Sağol iyiyim doktor", ikinci cümle "Teyzem yengeme gitti", üçüncü cümle "Zaten salatalık sevmem". Eğer bir şizofrenin rengarenk olan bu ilintisiz aura renklerini, önce koyu mavi olan Şizoid aşamaya iade edebilirseniz hastalığı sorunun önemli bir kısmını çözmüş olursunuz. Bunun için renk cebiri denen bir matematik yöntemle, beynin renklerinin düzenlenmesi  ve bunun için de bir osilaskop gerekiyor. Şizofreniyi kısmen iyileştirebiliyorsunuz. "

Kirlian fotoğrafları ile sara arasında kurduğu bağlantılar da ilginç: "Örneğin, klinik epilepsiyi 16 saat önceden fark edebilmek ve radyestezi terapisiyle önlemek mümkün. Çünkü, gelecek olan epilepsi, parmak ucunda bir renk ve biçim oluşturuyor. Böylece bütündeki renkten ayrılıyor. Sandıkta çürüyen elma gibi... o çürük daha sonra diğerlerine de bulaşacaktır. O bölüme "Aynı frekansta aynı renk radyestezi veriliyor. Ta ki, epileptik hastanın aura rengi yeniden reverse edilene kadar. O zaman hasta, asla bir sara nöbeti geçirmiyor. Yani ilaç yok. Işınla tedavi söz konusu. Çünkü Kirlian alanında çekilen fotoğraflar psikolojik resimlerdir. Korku, endişe ve türlü haleti ruhiye oradadır, görürsünüz ve yaşarsınız. Psikolojinin resmini çekebiliyoruz şu anda ama kullanım alanını tıbba aktaramadık. On yıl içinde belki de olasıdır" diyor.

Bir başka söyleşisinde ise, bir yandan Kirlian alanını sağlık açısından değerlendirirken, bir yandan da ona dışarıdan yapılan kimyasal etkilerden söz ediyor:

"Aspirin denen şu meret, tüm sinirsel ağrılara iyi gelmektedir. Kanı ve dolayısıyla Kirlian bedeni regüle etmektedir. Aspirin ânı kurtarır, iyileştirmez ama örneğin kansere iyi geldiği de söylenmektedir. Oysa Aspirin dogrudan psikolojik bir regülatör olarak Kirlian bedenimize (nefsimize) direkt etki etmektedir. Bu yüzden, Aspirin sanıldığının tersine psikolojik bir ilaçtır. Bu yüzden, Kanseri vb. tehir etmektedir. Kirlian bedenimiz (nefsimiz) Kodein, Kafein, Karoten ve Kakaoyu da Aspirin gibi yatıştırıcı ve regülatör ilaç kabul etmektedir. Oysa Tein (çay) böyle değildir. Çay içildiğinde Kirlian beden (resmi çekilebilen nefs) yatışmamakta, tam tersine çiçekli ve cırtlak desenler oluşturmaktadır. Tabii her etkinin bir tepkisi vardır.

Kafein ve peyote otunda Metil oranı aynıdır. Tein maddesi bu bakımdan metilenden değil etilenden sayılagelmektedir. Kirlian alan resimleri görüntülenebildiğinden bunları kolayca test edebilirsiniz. Etil alkol ile metil alkol farkı gibi, çay ve kahve başka başka tabiatları vardır.

Kahvenin zihni açıcı etkisi vardır. Alkole oranla çok azdır. Alkolün menafi (yararlı)  yanlarından biri de budur. Bunları biyolojik olarak değil; biyo-elektromagnetik olarak resimlemekteyiz. Dolayısıyla ilaçlar ve eczaların etkileri, aslında Kirlian alanı regüle etmekten geçiyor. Uyuşturucular Metilen alkol gibi davranıyorlar. Öldürücüdürler  ama içki,  Etil alkol olarak regülatör rolü görüyor." diyor.

9 Ocak 2002 Çarşamba e-söyleşisinde, Kirlian fotoğraf tekniği ile çekilen fotoğrafların paranoya  (vesvese) ile de ilişkisinden söz ediyor. "Kirlian beden dediğimiz bu ikinci, enerjik ve psikolojik bedenin şu meşhur ışıkları, galaksi gibi yanıp sönen ve sinir elektriği (Pion) ile doğrudan ilişkili LED tipi ışıkları var ya... İşte onlar bu zayıf nötr akımları (Nötrinotic Vesveseleri) aktarabiliyor.

Formül çok basit: Neutrino -- Neuron ilişkisi. Dışa uyumlu olan Pion elektriği aynı anda içe de uyumlu olabiliyor. Mimoza (Küstüm otu) gibi biyoelektroplazmik bedenimizin ışıması şudur: Nefs denen görünmez yapımız ile fizik dünya birbirine girişim yapmışlardır. Yani o surronding ışıma bir girişim dalgasıdır, nefsin göstergesidir ama nefsin kendisi değildir. Nefs daha “souptile”dir. Nötrino gibi son derece saydamdır. Şeytanın yüksüz yapısı nefsin yüksüz yapısı ile aynı olduğundan, vesvese denen bir radyo yayınını çok rahatlıkla alıyor nefsimiz. Bu vesvese her nedense gün ışığında (ok yönü Güneş’ten Dünya’ya) vesveseyi (Tau nötrinolarını) alıp emisyon ediyor. Ama gece tarafında yaşayanlar için ok (spin) yönü ters. Bu vasfıyla da onu absorbe ediyor, soğuruyor...

Kur'an ise, geceyi, yapabilen için, tefekkür (fikra) yani bilim, bilimi beceremeyen için Kur'an'ı okuyup Allah'ı yad etmek (zikra) yani Subh (Tesbih) ve uyku+ aile ile geçirilecek özel zamanlar  olarak öğütlüyor. Çocuklar sizi özledi, bütün gün işyerinde idiniz. Sonra Chat var, bilgisayarda özel işler var... İki rekat namaz var, hobiler de var... Geceyi böyle değerlendirmek vesvese almamanın Kur'an'da tavsiye edilen yoludur" diyor. 

Kirlian fotoğraf makinelerinin piyasada satıldığını, bu makinelerle bildiğimiz terin nasıl bir regülatör (düzenleyici)  olduğunu anlamanın olanaklı olduğunu söylüyor.

Hans "Nefs" de dediği bu enerji bedene, "Biyomanyetik ışıma",   "Kirlian Beden", "Kirlian Alanı" "Suptil Duble" ve "Aura" da diyor. 

6 Şubat 2002 Çarşamba e-söyleşisinde, insan aurasına ilişkin şu ilginç şeyleri söylüyor: "Kirlian bedenimizde garip şeyler var: Bedenin suptil dublesi olan bir hologram bedenimiz var. Onda aynadaki gibi ters görüntü vardır. Yani soldaki kalbimiz orada sağda görünen bir aura kaynağıdır" diyor. 

"Apandisit (Apendice) barsağımız o suptilde de vardır. Oysa diğer hiçbir barsak ötekinde yoktur. Apandisit sanki bize düğüm atmıştır. Ondan cenine giden bir kordon oluşuyor sanki...

Körbarsaktan başka bir şey daha var: Nohut büyüklüğündeki bir kemik, omurganın son kemiği. Bu da inanılmaz bir biçimde “Suptil dublemizde” görünmektedir. Bunların bir kısmı gümüş, daha baskın olan ise altun rengindedir" diyor.

Ona göre, insan Aurasında 12-24-36 üç tip dinamo var. Bunlar voltaj değerleridir. 12 normal olanı, 24 cinsel (Libido elektrigi, biyoseksüel elektrik arkı), 36 ise öfke, deli kuvveti.

 

Enerji Beden ve Radyestezi : 

Radyestezi, klasik parapsikolojide nesnelere özgü ışımanın (titreşimsel yayının) yetenekli ve hassas insanlarca çatal, çubuk, şâkül gibi konsantrasyon sağlayıcı araçlar yardımıyla algılanmasıdır. Hans ise onu şöyle tanıtıyor:

"Radyastezi şudur: Ruh (Zihinsel boyut, ölümsüz bilinç) ile ceset arasında 7 katman vardır. Orta katman (bileşke) adı nefs denen enerji bedendir. Radyestezi bu bedenin ürünüdür. Bir enerji ile girişim yaptığında esrarengiz bir ışıma vermektedir. Kirlian fotoğrafçılığında görünen o ışıklı galaksi gibi şekiller ve renkler bunu anlatır...

Bir örnek : Su lila renkli olarak resme çekiliyor. Halbuki su leylak renkli değildir. Bu lila nötr davranıyor. Mıknatısın iğneyi çekmesi gibi. Turuncu'nun kavuniçi olan tonunu görünce dayanamıyor ve oraya yöneliyor. Aslında tersi. Pekiyi bu kavuniçinin bir renk kodeksi nerede var? Sadece kiraz ağacında... Kiraz ağacından yapılmış mobilya bile yeraltındaki suyu keşfedebiliyor. Kirlian fotoğraf makineleri, Sony ve başka firmalarca Japonyada satılıyor.

Uygun bir renk cebiri diyagramı ve konfigürasyonu olan metrik gamların rengiyle bir çok değişik biçimlerde radyestezi yapabilirsiniz. Bir örnek daha:

Karaciğerdeki zaaflar çok cırtlak ve rahatsız edici bir sarı (Safram/safran) olarak kendini belli ediyor. Radyestezi uzmanı eliyle şifa verirken, bu sarılık hastasına yine inanılmaz derecede çirkin bir boncuk mavisi renkli "potansiyel farkını kapatan" bir akım veriyor. Bu iğrenç boncuk mavisi şey ile hastalıklı olan safran sarısı birleşiyor. Ortaya rahatsız etmeyen bir gri çıkıyor. Bu gri, alın bölgesinde toplanıyor ve dışarı çıkma eğilimi gösterir gibi bir kalp gibi atmaya başlıyor. Onun merkezini bu işi bilen bir sağlık memuru ile bisturi ile “x” (çarpı biçiminde çizerseniz) normal kan damlacığı ile birlikte o gri şey havayla temas ettigi ya da vücuttan koptuğu için buharlaşan ve yok olan bir şey oluveriyor.  Şey diyorum, çünkü onların öyle isimleri var ki, anlatmasi değil, listelemesi saatlerce sürer ve hiçbirsey anlatmaz üstelik. Bu renk cebirini ileride görecegiz.

Sonuç: Sarılık, alın yarıldığı zaman vücudu terkediyor. Bu niye böyle? İşte öyle! Al sana alternatif tıp. Madem ki Kirlian fotoğraf makinesi evlere servis pazarlanıyor alın ve araştırın. Apaçık ve detaylı anlatıyorum" diyor.

Anlaşılan şu ki, Hans benim elime geçen metinleri içinde radyesteziyi, bildik su, maden, hasta organ vs. aramak olarak değil, Kirlian bedendeki renk konusu ve bu renklerin normal-sağlıklı hâle getirilmesi için yapılan müdahale, bir tür şifa olarak alıyor. Ve öyle görünüyor ki, o "ruhsal şifa"yı da bilinçte ya da bilinçaltında maydana gelen bir olumlu değişim olarak değil, enerji bedene yapılan müdahele olarak anlıyor. Aslında kiraz ağacından söz ettiğine göre, radyestezinin klasik ve yaygın tanımından da haberli. Sonuçta herkes sakız çiğniyor da bizimki biraz farklı galiba!

 

Enerji Beden ve Astroloji

Hans'ın enerji bedenle astroloji arasında bir bağlantı kurduğunu da görüyoruz.

"Bir şeye daha şaştım. 7200 Denek (Thelma Moss, Üniversite öğrencileri arasında yaptı) durup dururken, birbirini tanımayan iki parmak sahibi birbirinden ya nefret ediyor ya tersine birbirini ilk bakışta seviyorlar. Sempati-antipati ikilemi. Bu empatiyi çözen yine inanılmaz bir etmen var. Koç burcunda doğanlar ikizler burcuna sempati duyuyorlar, Yengeç burcuna ise antipati duyuyor. Boğa burcundan olanlar, Balık ve Yengeç burcuna sempati duyuyorlar, Aslan ve Kova burcundan nefret ediyorlar. İkizler burcu hem Koç hem Aslan burcuna sempati duyuyor ama balık burcundan tiksiniyor neredeyse. Yengeç burcu, Boğa ve Balık burcundan hoşlanıyor ama Koç, Akrep burcundan nefretleri oynuyor. Aslan burcu, ikizlerden başkasına düşkün değil. Terazi ve Boğayı gördüğü yerde parçalamayı düşünüyor. O hâlde geleceğin psikiyatristlerinin "Burç Bilimi" ya da "Bioritmi" bilmesi de gerekiyor

Thelma Moss, Seattle ve Vancouver'da birlikte çalıştığımız, Kirlian fotoğrafisti bir bayandır" diyor.

 

İşgal edilebilirlik

Hans'a göre, enerji bedenin önemli özelliklerinden biri de "işgâl edilebilirlik"tir.

"Ruh ve beden işgâl edilebilir. Bunun için yapılmıştır. Bu işgâli şu mekanizmalar gerçekleştirir:

1.      Hipnoz: Hipnozda ruh by-pass ve stand by durumuna geçirilir, hipnozitör, bedeni işgâl eder.

2.      Hipnozitörler sadece insan değil cin de olabilirler ve bunların işgâlcilik kiplikleri (modality ve büyü) bir hipnozitör insandan çok daha güçlüdür. Cinlerle bu nedenle evli olduğunu sananlar vb. oluşur. Tabii tıb erbabına da iş çıkar böylece...

3.      Hem insan hem cin işbirliği... (b'ni-b'ne)

İşte montauk projesi de böyle bir şeydir. Siyonizmin üç majisyeninin işlevi budur. Gerçek büyü malzemesi kullanılır. Kabbalah'da yer alan tüm ritüel simgeler birer büyüdür. Masonluğun gizli törenlerinde de bunlar vardır. Örneğin, kafatası (caravella) göstererek hipnoz yapılır. Hipnotize edilen diz çöker ve itaat eder. Masonluktaki tüm semboller ve âyinler tamamen Tevrat-Kabbalah büyüleridir ve doğrudan bir majisyen (muhtemelen bir haham) tarafından ilk hipnoz yani ilk işgâl yapılır. Bu arada cinci işgâlcilerden (Harut-Marut teknolojisinden) yararlanılır. Kişi, bir oyun gibi girdiği bu dernekte artık hipnoz altındadır ve bu gerçek hipnozdur. Öyle ki "belirli kelime" ya da "ses" ile o kişiyi intihara sürükleyecek kadar büyük bir cincilik işgâli kurulur.

Sabataylar tamamen cincilik üzerine kurulu bir teknik sahibidirler. Lions klüpleri ise, çan sesi ile şartlama yaparak işgâl ederler." diyor. 

*** (Devami Var)