A2) RUH
Psikoloji gibi parapsikoloji de ruha, ruhun neliğini açıklamaya yönelmiş değildir. Her ikisi de "olgucu" bakış açısından yola çıktığından, ruhla değil, ruhun neden olduğu olgularla ilgilenirler. Bu anlamda psikoloji organizmanın davranışlarıyla, tepkileriyle, parapsikoloji ise, ruhun neden olduğu olağan dışı ve açıklanamayan olgularla ilgilenir. Parapsikolojinin ilgilendiği bu olaylar, örneğin Tesla'nın 30 kilometreden floresans lambayı tel kullanmadan yakması gibi, salt fiziğe ilişkin olağanüstü ya da açıklanamayan olaylar değildir. Gerçi Arthur Clark "Yüksek bir teknolojinin başarıları bize büyü gibi görünür!" der ama yine de parapsikoloji, yüksek bir teknolojinin tezahür ve uygulamalarını konu edinmez. Onun ilgilendiği olaylar, madde hakimiyetine dayanan bilgiden kaynaklanmaz, insanın henüz keşfedilmemiş, açıklanamamış yetenek ve becerisinden kaynaklanır. Bilinemedikleri, denetlenemedikleri için de psikoloji biliminin üstünde yer aldıklarını anlatmak için "Parapsikoloji" denmiştir. Parapsikoloji, insan-ruh kökenli bu olayları, yine olguculuk eğilimi ya da politikası ile fizik nedenlerle açıklamayı, yasalarını yani değişmez neden-sonuç ilişkilerini bularak, bu olayları denetlemeyi amaçlayan bir yarı bilimdir. Bu arada ruhun neliğini kavramak ya da açıklamak gibi bir kaygısı ya da amacı yoktur. Oysa Hans'a göre, ruha ve Tanrı'ya götürmeyen her yol, her bilim, her bilgi gibi parapsikoloji de yanlış yönde bir ilerlemedir. Eksiktir ve Tanrı'sız olduğu için risk içermektedir. O nedenle parapsikolojiyi anlatırken ruhtan hatta olanaklıysa Tanrı'dan başlamak gerekir. Bu yüzden, şimdi Hans'ın ruh tanımına girişmeden önce, Tanrı'dan başlayarak, onun ruh tanımını ya da anlayışını gösteren temel ip uçlarını belirlemeye çalışacağım: Tanrısal
köken: Ruhun kökleri Tanrı'ya uzanır. Onda Tanrısal olan bir şey vardır. Bu Kur'an'da, "Tanrı suretinde yaratılmış olmak", "Ruhundan üflemek" ve "Şah damarından yakın olmak"la anlatılır. "Halife olarak yarattık" ve "Ay'ı ve yıldızları etkinize açtık (musahhar kıldık)" ifadeleri ile de bu düşünce pekiştirilir. Yukarıdaki ifadelerden, ruhun Tanrısal kökenini belirten en önemli ifade "Ruhundan üfleme"dir. Bu konuda Hans'ın açıklaması şöyledir: Ruh da akıl, bilinç, nefs gibi temelde küllî (tümel) ve bir tanedir. Evrenimiz, Hans'ın "Sur Borusu" ya da "Arter" dediği bir Karadelik tünelinin Aknoktasından üflenmiş, elektrik ve karbon kökenli somut bir madde oluşumudur. Bu oluşumun temeli, her biri yine başka bir karadelik ağzında tutulan noktasal quantlardır. Bunlar, fizik evrenimizin enerji temelini oluştururlar. Bunların kombinasyonları elektrikten atoma, atomdan galaksilere, fizik evrenimizin farklı oluşumlarını meydana getirirler. Her karadelik tünelinin ortasına doğru bir "halka tekilliği" vardır. Bizim evrenimizin ağzında durduğu karadelik yani Sur Borusu'nun da bir halka tekilliği vardır ve buna Hans "Berzah" der. Berzah'ın üstü süper uzaya, esîre, gri hiçliğe açılır. Burası Hilbert Uzayı olarak da bilinir. Aynı zamanda sonsuz özünlü bir özenerji olarak nur-takyon evrenidir. Bütün yaratmalar, oluşumlar bu evrenden Berzah'a yani halka tekilliğine yapılan bir etki ile meydana gelirler. Yine buraya ulaşan bir etki, küllî ruhta bir manyetik matriksi oluşturur. Bu bireysel ruhun doğumudur. Bundan sonra, bu manyetik kalıbın benzeri, fizik evrende elektromanyetik kalıp olarak teşekkül eder. Bu, Hans'a göre Kirlian Fotoğrafçılığının konusu olan, "aura" ya da "enerjik beden"i oluşturur. Hans buna "insanın nefsi" der. Temeli elektrikseldir. Böylece elektrik kökenli enerji kalıbı, takyonik evrende oluşturulmuş olan manyetik kalıbın cesedi olur. Organizma, bu ikinci kalıbın giyinip kuşandığı kaba fizik-fizyolojik bedendir. Kısacası, insan ruhunun, Tanrı ruhundan bir üflenti olması, Arş'tan yani nur evreninden gelen bir etkinin, berzahta bir manyetik kalıp meydana getirmek suretiyle, bireysel ruhu oluşturmasıdır. Burada üflenti yada üfürülme, Berzah'taki tümel ruha, halka tekilliğinin üzerinden yani nur evreninden bir etkinin vaki olup, Berzah'ta kendini ifade ederek bireysel ruhu oluşturmasıdır. Kısacası, yukarıdan gelen bir etkinin, bir manyetik kalıp oluşturarak, bireysel ruhu oluşturması... İşte Hans'a göre Tanrı'nın insana kendi ruhundan üflemesi budur. Hans'a göre bu, aynı zamanda insan ruhunun Tanrısal kökenini de açıklamaktadır. İki
alan iki enerji 24 Aralık 2001
Pazartesi e-söyleşisinde Hans şöyle diyor: "Biz
isteyerek ya da istemeyerek bir mıknatıs akısı
olarak dış yüzeyde yer alan cansız demir tozlarını
çekmekteyiz. Yani "Mesafe uygun ise" çekmekteyiz... uzak ise
etkileyemiyoruz. Ya da ölüyüz/üflenmemişiz diyebiliriz... Ruh
budur; mıknatısın akılarının saklandığı
kâğıttan tünelin içinde saklı... Eğer kâğıdın
dış yüzeyinde uygun uzaklıkta demir tozları varsa,
bizim üfleme alanımız (Hologram etkinliğimiz) gereği
bedenleniveriyor. Bazılarına bir kez bile yetmiyor: "Bize
bir fırsat daha ver, günahlarımızı
affettirelim" diyorlar Rabblerine. Ama o boynuz gibi olan Sur
(Horn hole) ucu öylesine sivridir ki orada berzah (Boğaz) vardır
ve deve iğne deliğinden geçerse, onlara bu fırsat
verilebilir. Dedik
ki: 1.
Salt statik bir elektrik alan (Demir tozları), 2.
Salt statik bir magnetik alan (akılar, hologram akıları),
3.
Her ikisinin birleştiği bir elektro-manyetik dinamik
alan. Yani yaşam. İşte
biz bunu yapıyoruz. Üfürülmemiş hologram ya da ölmüş
kişi değiliz ama her ikisiyiz yani elektromagnetik alanız.
Biz uyanıkken, elektrik ve magnetik alanlar birleşiktir. Yani
her iki alan da kâğıda resmedilmiş ve yataydır ama
şu uyku var ya! Bitişik ve çakışık olan
elektrik(+70 kg) ile magnetik(-70 kg) bedenlerimiz dipol (di: çift /
pole : kutup) oluyorlar. Buna polarizlenme yani kutuplanma diyoruz. Polarizlenmeyi
ve dipolarizasyonu aşağı-yukarı anlatmıştım.
Uyku moduna geçtiğimizde bu iki alan birbirine dik olarak ayrılıyorlar.
Elektrik alan yatay olarak kağıdın yüzeyinde kalıyor,
öteki de rüya görmek üzere sanki dik olarak yukarı çıkıyor.
Yani soyut (-70 kg. Takyon olan) beden gökçekimi gereği yukarı
düşüyor..." Kirlian
Beden, Ruh ve Hologram 6 Şubat 2002 Çarşamba e-söyleşisinde Hans, Kirlian Beden, Kirlian Alanı, Eterik Beden, Suptil Beden, Duble Beden, Aura gibi adlar alan elektromanyetik alanımıza değinerek, onun da aslında bir hologram olduğunu söylüyor ve bu enerji beden için; "Şimdi vücudumuzun "Holografik yapısına yani madde ötesi (ruh) görünümüne bir göz atalım: Aura ile kuşatılmışız. Başımızda bilgelik olan aklın halkası Hâle var. Kirlian bedenimizde garip şeyler var: Bedenin suptil dublesi olan bir hologram bedenimiz var. Onda aynadaki gibi ters görüntü vardır. Yani soldaki kalbimiz orada sağda görünen bir aura kaynağıdır" diyor. 10 Mart 2002 Pazar e-söyleşisinde
ise, "Hologram şudur:
Bir mıknatısın magnetik akılarının oluşturduğu
üç boyutlu uzay kafesidir hologram. Hologram demir tozları (hücre,
atom, kuant vb.) niceliklerini akılarına yapıştırarak
bir nitelik oluşturur, bir biçim ortaya çıkar. Yani demir
tozları (beden) olmasa da hologram (magnetik akılar kristal
kafesi) anlamına gelen hologram orada mevcuttur. Allah bizleri önce ruh düzeyinde Hologram olarak yaratır. Sonra da evrene "Ol" der ve üfler. Evren içeriği olan quantlar bizlere beden olurlar ve doğarız. İki boyutlu bir küre yüzeyine doğarız. Kürenin içinde bir mıknatıs (hologram seyelanları) üzerinde de demir tozları (madde ve enerji) vardır. Mahşerde evren küresel iki boyutlu olarak değil; kağıt gibi ya da yufka gibi kalınlığı olmayan bir iki boyutlu olarak açılacak. O kâğıdın altına yeniden mıknatıs akıları (bizi biz yapan özgün mimari ve nitelik) yaklaştırılacak... Yeniden ve yine demir tozları bizim manyetik akımıza yerleşecek ve biz tekrar orada bedenleneceğiz. İşte bu ilahi plana ve mimar çizimine hologram; bunun realizasyonuna da bedenlenme (encarne) deniyor" diyor. Külli
Ruh 3 Mart 2002 Pazar e-söyleşisinde
Hans " ...... tüm canlıların
(sinek, bakteri, gergedan, çam ağacı, insan, cin, melek),
cinsiyetsiz ve türü olmayan tek bir ortak ruhu vardır. Anneniz
ile kardeşsinizdir, eşiniz ile kardeşsinizdir, babanız
ve kızınız ile kardeşsinizdir. Bu ruh düzeyinde böyledir.
Cebrail ile kardeşsiniz. Sinek ile kardeşsiniz, etini yediğiniz
inek ile kardeşsiniz. İşte bu ortak payda yani Ruh'un tek
bir dili vardır. Bir üst sistemde o tek dil olur. Karıncalarla,
kuşlarlarla konuşulabilir. Külli Şey'inden her şey yapıldığından elbette kardeşiz. Bedenlenince yeniden annem-kızım-eşim ile ilişkilerimiz ayrışır. Ben erkek; onlar dişi oluverir. Hayvan ve bitkilerle de aramıza yeniden lisan farkı girer (sevgi dili hariç)" diyor. 15 Mart 2002 Cuma e-söyleşisinde ise, "Ruh da bütündür aslında. Allah'ımız Âyetlerinde Ruh'u hep tekil olarak göstermiştir" diyor. 14 Nisan 2002 Pazar e-söyleşisinde de aynı konuya değiniyor ve "Bizler Külli Akıl, Külli Ruh, Külli Nefs gibi bir tek birimden yaratıldık" diyor. Ruhun
neliği ya da yapısı:
Bence dünyanın en olmaz işlerinden biri, tıpkı Tanrı'nın olduğu gibi, ruhun da ne olduğunu söyleme ya da kavrama çabasıdır! Aslında Hans da ruhun ne olduğunu söyleyebiliyor değil ama en azından öyle bir üslubu var ki, "O işi de bitirdim!" der gibi. Oysa yaptığı şey, kuramsal fizikçi, Kur'anî bilgin ve Kur'an Bilgini olarak ruhun neliğine dair hipotez denemekten ibaret ve bu arada bu denemelerde hiç kuşkusuz daha önceki denemeleri aşan ve onlardan farklı olan bir şeyler var. En azından kullandığı dil ilginç. Bu kere böylesi bir açıklama için Kur'an dili ve çağdaş quantum fiziği birlikte kullanılıyor. Fizikle metafizik, somutla soyut birleştirilerek bu tanım ya da kavrama denemesi yapılıyor. Ruh için nelik ve yapı konusunda Üç aşağı, beş yukarı şöyle diyor: "İnorganik maddeyi, kazandığı holografik matriksle, etkileyip biçimlendirerek organikleştiren ve canlandıran, aslı evrensel ve tümel olan, Tanrı kökenli, takyonik yapılı "etker"! Bu anlayış ya da tanımı bizde anlaşılabilir kılmak için de Hans, kâğıt üzerindeki demir tozlarına alttan yaklaştırılan bir mıknatıs ucunu örnek olarak veriyor. Nasıl o demir tozlarına biçim veren ve devindiren o mıknatıs ise, ruhun da inorgonik maddeyi organikleştiren ve örgütleyen yani bedeni kuran ve devindiren, en derinlerdeki o görünmez "etkileyici" olduğunu söylüyor. Bu birimleşmiş etkileyicinin, manyetik akıların oluşturduğu biçim (matrix) olduğunu söylüyor. Küllî ruhun birimleşmesini de manyetik akıların oluşturduğu biçimlere bağlıyor. Yani bu manyetik akıların oluşturduğu biçimler aynı zamanda birimleşmiş ruh oluyor. Böylesi bir söylemde, manyetik akı ve matrix kavramı ile hem Aristo'nun "form"u hem de Platon'un "idea"sı bilimsel ve tutarlı bir temele dayandırılmış oluyor. Ruh
Bilinç Can Hans'ın bireysel ruh söyleminde ilginç olan bir nokta da ruh, bilinç ve canı aynı şey olarak kabul etmesidir. Ruhun
Yeri Ruhçu felsefenin en can sıkıcı sorunlarından ikisi şudur: Maddesel olmayan bir şey olarak "ruhlar"ın yani çoğul ruhun nasıl olabileceği ve ruhun nerede bulunduğudur. İkisinde de ince ve derin bir çelişkinin varlığını duyumsamak için ille de maddeci olmaya gerek yoktur! Hans'ın söyleminde bu iki sorun şöyle çözülüyor gibi: Önce "Ruhlar" yok, ruh var. Yani tek ve tümel bir ruh var. Sonra "ruhlar" var. Peki bu "Ruh"tan "Ruhlar"a nasıl geçilmektedir? Holografik matriksle! Geriye bu tümel ruhun ve tekil "Ruhlar"ın nerede olduğu kalıyor. Çelişki, hem maddesel olmayıp hem de "bir yerde" olmaktan kaynaklanmaktadır. Hans'ın bu konudaki çözümü şöyle: Tümel olan ruhun yeri, ona göre, Şah Damarı da dediği "Sur Borusu"dur. 24 Aralık 2001 Pazartesi e-söyleşisinde "Bizler (nefhi sur) içinden geldik. Biz sıfırdan küçük eksi xi, yi ve zi olan bu uzayda yer alan bilinç idik. Mıknatıs çizgileri idik... Ama ortada demirtozları yoktu... Sur bu... Üflemek için üflendik rahime. Embrio olarak geliştik ve akdelikten doğduk gün ışığına... Biz o Sur'un (Kıvrılı ya da külâh biçimi verilmiş kâğıdın) içindeki mıknatısın çizgileriyiz. Burada 7 boyutlu bir evren vardır. Dışımızda yani kâğıdın dışında, külâhın dış yüzeyinde ise, 4 boyutlu ve genişleyen evren vardır" diyor. "Nefhi Sur" dediği şey, evrenimizi oluşturan Big-Bang'ın gerçekleştiği Aknoktanın ucunda bulunduğu o en büyük karadeliktir. Boynuzsu bir yapısı vardır. Hans'a göre, o tümel ya da küllî ruhun yeri bu tünelin içinde normalde "Halka tekilliği" dediği, Müslümanlara konuştuğu zaman da "Berzah" dediği yerin üstüdür. Etkisinden belli olduğuna göre elektrik yükü ve çekim vardır ama yer olarak bunlar nerededir? Bilinç ve düşüncenin yeri, beyin gibi görünüyor ama gerçekten de orada mıdırlar? Kâğıt üzerindeki demir tozları, mıknatıs etkisi ile devinmekte ve bir biçim almaktadırlar. O manyetik güç alanı, birebir demir tozlarının oluşturduğu biçimle örtüşmekte midir? Peki, bir insanın holografik kalıbı nerededir? Bedenin içinde mi dışında mı? Yoksa bedenle birebir örtüştüğü için, onun yerinin beden olduğunu mu söylemeliyiz? Ortaya hem bedende ve üstelik onunla birebir örtüşüyormuş gibi görünen bir durum çıkıyor hem de bedenden çok başka bir şey olduğu için, onu beden dışında olarak nitelemek durumu ortaya çıkıyor. Hem içinde hem dışında hem de onunla birlikte ve ondan çok başka bir şey! Genel olarak, manyetik matriksimizden başka bir şey olmayan ve adına ruh denen hologramımızla bedenimiz arasında bir biçim uyuşması hatta biçimsel olarak birebir örtüşme vardır ama insanın hologramını belirleyen, organik ya da inorganik madde değildir. Demir tozlarına dokunduğunuz zaman, çekimin ya da itmenin kendisine dokunmuş olursunuz ama demir tozlarını avuçladığınız zaman, onları etkileyen şeyin tamamını da avuçlamış olmazsınız. Dahası, onu avuçlayamazsınız. Denizde bir dalga sizi yakalar ve iter ama o sizi itiyor diye siz dalgayı oluşturan şey olmazsınız! Bunun gibi, bedene dokunduğunuz zaman da onun hologramına dokunmuş olursunuz ama yine de onun ta kendisine dokunarak yerini belirlemiş olmazsınız! Tablo olarak resim karşınızdadır. Böylece siz ressamla temas hâlindesinizdir ama bu "tabloya dokunduğunuz zaman ressama dokunmuş olursun demek değildir"! Bedenin biçimini holografik matriks belirler ama bedenin biçimi hologramın ta kendisi değildir! Maddeler, bedensel hologramımızın biçimi içinde yer alırlar ama hologramımızı oluşturmazlar. Dolayısı ile ruhu maddenin içinde aramak yanlıştır. Yanılma, bu mekândan olmayan bir şeyi (nur enerjisini) bu mekânda (nârda) aramaktan kaynaklanmaktadır. Tıpkı elektrik yükünü, manyetizmayı, düşünceyi, duyguyu, algıyı bu mekânda aramak gibi... Ya da beyinde aramak gibi. Onlar orada görünmektedirler ama orada da oranın da oradan da değildirler! Kısacası, bir ruhu ya da bedensel hologramı biz, biçim olarak biyolojik bedende duyumsayabiliriz. Ama yine de bilmeliyiz ki, ruha fizik evrende bir "yer" aramak yanlıştır. Bu, düşünceyi beyinde aramakla eş değer bir yanılgıdır! Ve bu yanılgı, manyetik olanı, elektrik olanda aramakla başlayan bir yanılgıdır. Ruh
ve Beyin Hans bu konuda 3 Ekim 2001 Çarşamba e-söyleşisinde; * Beynin bir amaç değil, araç olduğunu, * Beynin düşünce üretmediğini, * Bedenin bir makine, ruhun sanal bir şoför ve beyninde direksiyon olduğunu söylüyor. 26 Mayıs 2002 Pazar e-söyleşisinde; * Beynin bir aysberg olduğunu, * Yedide birinin su üstünde, diğerlerinin su altında olduğunu * Bizim bu yedide biri kullandığımızı, * Kullandığımız bölümün yani beynimizin etkin olan yanının nefsimize ait, kalanının ise, hiyerarşiye ait olduğunu, * Beyinlerin mercan adaları gibi birbirinden bağımsız ve kopuk olmadıklarını, hepsinin adacık gibi görünmesine karşın, toprakta/zeminde bitişik olduklarını ve toprağın da kolektif bilinç yani herkesin beyni, ortak beyin, ortak bilinçaltı, toplam bilgi ve ataların mirası olduğunu, * Eğer derinlere inebilseydik her şeyin farklı olacağını söylüyor. Bireysel
ruhun bedene bağlanması:
"Ey ruh geldin
mi"cilerin en çok merak ettikleri konulardan biri de bireysel
ruhun bedene bağlanmasıdır. Ruh bilinmediği için
ruhun bedene bağlanma mekanizması ya da süreci de
bilinmemektedir. Bu konuda ancak bir takım tevatürlerle durum
idare edilmektedir. Hans ise, hem Kirlian fotoğraf tekniğinden
hem de Cifir'den yola çıkarak bu konuda 9 Aralık 2001 Pazar
e-söyleşisinde; "
Kirlian fotoğrafçılığındaki hamilelik
testlerinde, ruh üflenmesi için verilen tarih 13 x 7 = 91 gün diye
bir periyot izliyor. Şöyle
de anlayabiliyoruz: Beslenme duygusuyla dölütün başparmağına
yönelmesi bir bilinç eylemidir. Bu da 100. günlere varmadan oluyor.
Bu da bir kanıt. Beyinde
hiç bir kıvrımı (yani anımsaması vb.) olmayan
bebek adayı acısız ölüyor. Allah korusun. Bu canlanma
aniden oluyor: Parmağını ve pozisyonunu değiştirebiliyor
o andan itibaren. Ruh Cifir biliminde "Spesifik doğum tarihi denen bir dönemde üflenir. Bu, döllenme tarihinden üç ay sonrasıdır. Diyelim ki, bugün doğan biri (Bugün yılbaşı olsun), Nisan 1 itibariyle gizil burca sahiptir. Bu üç aylık evreye Tunus evresi denir. Tunus evresinde cansız bir et parçasından ibaretiz. Sanki Rahim'de bir tümörcük oluşmuş gibi... 1 Nisan ile 1 Temmuz arasına da Yunus evresi diyoruz, artık bebek adayı embrioyu "Oksijen dolaşımı" beslemiyor... Amniyöz akvaryumunda/Plesenta sıvısında inanılmaz bir şeyi başarıyor. Kendi başına buyruk olarak ve balinanın karnındaki Yunus Aleyhisselam gibi ya da Yunus balığı gibi, bir Atlantisli gibi solungaçlı olarak erimiş oksijeni soluyor ama akciğerleri yok (var da boğulmuş insanınki gibi su dolu ve işlevsiz. Üstelik atmayan bir kalp gibi iptal durumunda)" diyor. 28 Aralık 2001 Cuma
e-söyleşisinde ise, "Ana
rahmine ruh 3. ayda girer" diyor. 17 Nisan 2002 Çarşamba ise, "Bizler daha embrio iken yani et parçası ve ruhsuz aleka iken, Rahim denen Kehf'de beden elbisemiz dikilmektedir, biçilmektedir. Takriben üç aylık olduğumuzda, dikilen elbiseye üflenen ruh giydirilir" diyor.
|