A20) ZAMAN, ZAMAN GEZMENLİĞİ VE UFO'LAR
Bu bölüm biraz uzun olacağa benziyor. O nedenle, önce size sunum düzenimden söz etmeliyim. Buna göre, anlatacaklarımın düzeni şudur: 1- Bağlantı 2- Zaman 3- Işık hızı ve şaşırtmacaları 4- Zaman gezmenliği 5- UFO'lar 6- Uzaylılar 1- BAĞLANTI Zaman gezmenliği, parapsikolojinin konu edinerek, laboratuvara aldığı ve üzerinde deney yaptığı bir konu değildir. Zaman gezmenliği, daha çok benim gibi bilinmeyen düşkünlerinin ilgilendiği bir konudur. Ne ki, bütün parapsikologlar da aynı zamanda bilinmeyen düşkünü olduklarından, hemen hepsi de bu zaman gezmenliği ve UFO'larla kişisel olarak ilgilenirler. Konuya Hans'ın "geleceğin bilimleri" açısından bakıldığında ise, gelecekte olağanüstü bilgi ve bilimler üretmeye çok yatkın bir konu olduğu açıktır! Gelecekte bir çok bilime gebe, ekstrem bir konu olduğu ve Hans da ilgilendiği için burada bu konuya değiniyorum. Bu genel bağlantıdan sonra daha özel bir bağlantıdan da söz etmeliyim: Birinci kitaba kadar uzanalım. Size birinci kitapta Zaman, Zaman Gezmenliği ve UFO'lardan söz ettimdi. Yine orada bu konuya daha sonra, daha ayrıntılı biçimde değineceğimi söylemiştim. Şimdi burada onu yapıyorum. Bir üstteki konu ile de bağlantımız var. Orada size Philadelphia Deneyi'nden söz ettim. Bu arada ister istemez Dr. Jessup'tan ve onun UFO'larla ilgili kitabından da söz ettim. Şimdi burada, orada değinilmiş olan UFO konusunu genişletiyorum. Bunun için de önce "zaman" kavramından başlıyorum: 2
- ZAMAN Ben felsefe kökenliyim. Felsefede de biraz iççi, Allah kabul etsin, biraz ruhçu, kendi uydurduğum deyimle tam bir uzun farcıyım. Özellikle iççi ve ruhçu eğilimim bende zaman konusunda Hans'la çelişen bir durum yaratıyor. Şöyle ki, Kant'ın kategorik yapılı zihin anlayışı bana cuk oturuyor. O bu anlayıştan yola çıkarak "Zihin kendi yasalarını evrene dikte eder" der. Yani zihin kendini dış dünyaya projekte ederek böylece dış dünyayı kendileştirerek kavrar. İşte bu yüzden dış dünyada "evrim", "ilerleme", "gelişme", "hacim", "hareket","nitelik", "nicelik", "nedensellik", "zaman" vb. şeyler yoktur. Bunlar zihindeki kalıplardır ve Kant, "İnsan bunları doğuştan getirir!" diyor. Burası kabule kalmış bir şeydir. Kategorik yapılı zihin anlayışının ilginç yanı şu ki, insanın bütünü ile bilgi dünyası ve özellikle de dış dünya bilgisi, bu kalıpların içinin duyumlarla doldurulması ile meydana geliyor. Zamana gelince; o da zihinsel bir kalıptan başka bir şey değil. Neden-sonuç gibi o da dış dünyada somut olarak olmayan bir şeydir. O tamamen zihnin imalâtıdır. Zamana zihnin bir uydurması (Sanı-zan-varsayım ya da kategori) olarak baktığımda, onun çıkış kaynağını "algı" olarak görüyorum ben. Algıların bir dizi halinde tek tek oluşmalarından insanda zaman kavramı doğuyor. Sanırım böyle düşünürken Newton'a oldukça yakın duruyorum. O, bir sübjektif bir de objektif zamandan söz eder. Sübjektif zamanın kaynağı insan, objektif zamanın kaynağı ise dış dünyadaki harekettir. Dış dünyadaki hareketi de daraltıp, güneşin gün içindeki hareketlerine hatta saat tiktaklarına indirgeyebiliriz. Aslında "hareket" sözcüğü de, kötü bir zihinsel uydurma, zihinden dış dünyaya yöneltilmiş bir yansıtmadan başka bir şey değildir ama Newton'un da diğerlerinin de bunu görebildiklerini sanmıyorum. Hans'a gelince, onu ne felsefe ne Kant ilgilendiriyor. Bilinçten bağımsız bir dış dünya var mıymış? İnsan zihni neymiş ve nasıl bir yapıya sahipmiş? Gerçekten de dış dünyayı zihinsel projeksiyonlarla mı algılıyor muşuz? Bilgi neymiş? Bilginin kaynağı neymiş? Zaman gerçekten de zihinsel bir uydurma ya da yakıştırma mıymış? Hans bunlarla hiç ilgilenmiyor. Doğru, haklı ya da zekice bir şey değil bu. Yanlış da değil. Bilim adamına özgü zihin formatı için kaçınılmaz bir şey; çünkü bilim adamı, sorunlarını felsefe ortamına taşıdığında, bir adım ilerleyemez. İlerleyebilmek için de Hans böyle davranmak zorunda. Bence yine de burada anlaşılması gereken bir şey var: Bilim de bilim adamı da çok açık bir biçimde bir takım dogmalardan, ön kabullerden yola çıkıyor ve her ne kadar durup durup Ortaçağ dogmatizmi tükaka edilse de bilim de bilim adamı da aynı tuzağa düşmekten kurtulamıyor. Onlara göre, doğada çatır çatır işleyen bir nedensellik vardır. Hatta doğa yasaları, değişmez neden-sonuç ilişkisidir. Madde vardır. Zaman vardır. Uzay (Hacim) vardır. Hareket vardır. Isının ne olduğu belli değildir ama vardır ve ölçülebilir. Elektrik yükü, manyetizma, o ne idüğü belirsiz şey yani enerji vardır ve ölçülebilmektedir. Burada, "Ne?" diye sormayıp "Nasıl?" diye sorarak işe başlayan bilim adamının düştüğü iki tuzaktan da söz etmeliyim: Birincisi, teknolojinin başarılarını bilimin gücü, başarısı, doğru yolda olduğunun kanıtı haline getiriyorlar. İkincisi, ölçülebiliyor olmayı, nesnel olarak var olmakla eş tutuyorlar. Oysa yukarıda sözü geçen kavramların varlığı değil, neliği tartışmaya açıldığında ise, bilim adamının söyleyecek pek bir sözü olmuyor. Onun için de bilimsel bilgi, göreceliğe ve kıyaslamaya dayanan bir bilgi olmayı aşamıyor ve bilim adamları bunu göremiyorlar. Hans'a göre zamanSanırım bu açıklama ve belirlemelerden sonra "Hans ve Zaman" konusuna gelebiliriz. Hans için zaman nedir? Hemen ve kısaca söyleyeyim; Hans için zaman bir boyuttur ve her boyut gibi "kuvve-i ırk" yani özel enerjidir. O, zamandan söz ederken sık sık "Boyut", "Enerji" ve "Boyut enerjisi" deyimlerini kullanır. Boyut olarak zamanOnda boyut olarak zaman, 11 boyutlu evrenimizin dışa açılan 4 boyutundan biridir. Her boyut gibi o da bir "kuvve-i ırk"tır yani özel, ayrıcalıklı bir enerjidir. Zihnin uydurduğu ya da varsaydığı bir şey değildir. Algıların art arda oluşmasından doğmaz. Zihnin de üç boyutlu maddenin de dışında ve onlardan farklı bir enerjidir. Zaman, nesnel evrendeki değişim, oluşum ya da hareketten de türemez. Ama nesnenin olmadığı yerde yok gibidir. Varlığı ancak nesne ve nesnedeki hareketle ortaya çıkar ve ölçümlenebilir. Yani en, boy, kalınlık boyutlarının olmadığı yerde, bir boyut ve boyut enerjisi olarak zaman, kıyas olanağından mahrum olduğu için, deneylenebilir ve ölçümlenebilir bir şey değildir. Oysa Hans'ın bu vurgusundan önce zaman, uzaydan ayrı, yekpare ve ölçümlenebilir bir varlık olarak düşünülüyordu. Bunda Michelson ve Morley adlı iki araştırmacının ışık hızıyla ilgili olarak yaptıkları deneyler etkili olmuştu. Bu deneyler sonucunda, evrende tek sabit hızın ışık hızı olduğu sonucuna gidilmişti. Bu, Einstein'ın aradığı şeydi. O, buradan hareketle, "Özel Görecelik Kuramını" oluşturdu. Bu kuram, yarattığı heyecan ve çektiği ilgi ile, bir yandan dikkatleri ışık hızında toplarken bir yandan da zamanın uzaydan bağımsız, ölçülebilir, yekpare bir varlık olduğu inancını pekiştiriyordu. İşte bu inanç ve kabule karşı Hans, küçük bir varyasyon getirmektedir. Ona göre zaman, boyut olarak uzayımızdan bağımsız ve yekpare bir şeydir ama bizim uzayımızda, ancak bizim uzayımızla birlikte algılanabilir, deneylenebilir ve ölçülebilir. Zamanı 11 boyutlu bir evrende 4. boyut olarak algılamak Hans'a nereden gelmiştir? Zamanı 11 boyut kavramı içinde almak, Hans'a Hızır Tezkiresi'nden gelmiştir. Hatta Bağdadî'nin kendi Kur'an'ında sakladığı 11 düğümlü ibrişim sicimden gelmiştir. Bu gün Kuramsal Fizikte 11 boyutlu evren kuramı vardır. Bu, kuram Hans'ın "Yedi Mesanî"yi çözümlemesi sırasında ortaya çıkmıştır ve Hans'ın bu kuramın oluşmasında etkisi büyüktür. Birinci kitapta "Q-Dönemi"ni anlatırken, yeteri kadar ayrıntılı anlatıldı. 11 boyutun Hans'a 11 düğümlü ibrişim ipten geldiğini söyledik. Peki zamanı boyut olarak anlamak nereden gelmiştir? Zamanın bir boyut olduğunu ilkin bize Fitzgerald ve Lorenz bildirdiler. Lorenz ayrıca uzay ve zamanın birbirine dönüşüm formülünü de verdi. Sorunun soruluşundan da anlaşılabileceği gibi, "boyut olarak zaman" Hans'ın ürettiği bir kavram değildir. Zamanın dördüncü boyut olarak adlandırılıp, literatüre geçmesi ise, Einstein'ladır ama kavramın bulucusu ya da üreticisi o da değildir; onun hocası olan Minkovsky'dir. O da boyut olarak zaman kavramına, Riemann'dan aldığı "yer-uzay" modeliyle ulaşmıştır. Yaptığı şey, bu modele zaman boyutunu eklemekten ibaretti. Ekledi ve böylece zaman, 4. bir boyut olarak ortaya çıktı. Zaman dördüncü boyuttu ve o bir cetvel gibi uzunluğu dile getirmiyordu. O yüzden, imajiner sayılarla gösterilmeliydi. Bu iş için de (Karekök eksi bir) gibi bir sayı yetişiyordu. Böylece, Minkovsky ile birlikte zaman, sayı ve formülle gösterilebilen, objektif ve ölçülebilir 4. boyut haline geliyordu. Hansa göre de uzay denen şey, bir uzay zaman örgüsüydü. İkisi aynı şey değildi ama birbirinden ayrılmıyordu. Etle tırnak gibiydiler. Mekân sabit ve somut; zaman değişken ve soyuttu. Her boyut bir uzanım olduğuna göre, zaman da bir boyut olarak elbette bir uzanımdı. İleri uzanımdı. Bu yüzden o bir "uzunluk"tur. Ancak, metre gibi fizik bir uzunluk değildir. Zaman Hans'ta "soyut bir uzunluk"tur. Madde ötesinin maddeye dolaysız bir etkisidir. Hatta esirî bir enerjik boyuttur. Bu yüzden de mekânda sabit bir yeri yoktur, değişkendir ve pekâlâ diğer boyutlarla da enerji iletişimi yapabilmektedir. Enerji
olarak zaman
Enerji olarak zamana gelince... Hans'ta "enerji olarak zaman" anlayışı, ona Kozirev'den gelmiştir. Bu konuda, zaman gezmeni ve Zig-Zag'çı dediği Kozirev'in bulgu ve bilgilerini paylaşır. O nedenle burada kısaca "Kozirev ve zaman"dan söz etmeliyiz. Kozirev, "Terzion Balance" denen çok duyarlı bir aygıt yapmış ve bununla zamanın akışan bir enerji olduğunu göstermiştir. Bir lâstiği duvara bağlamış sonra onu yavaşça çekmeye başlamıştır. Baştan bol ve hovardaca akarken, kopmağa yakın gerilimde moleküler gerilim nedeniyle zamanın daha yavaş aktığı görülmüştür. Hans,
benzeri durumun gilikoz yakma deneyinde de ortaya çıktığını
ve sistemin ömrünü uzatmak için, daha yavaş akışan
bir zamana geçtiğini, daha az zaman harcandığını
söylüyor ve bunu ömrü uzatmak için, su altında nefes tutmaya
benzetiyor. Özetlersek, Kozirev'e göre zaman, bir doğru boyunca, başlarda hızlı, sonlarda yavaş akışan, fizik evrenimizdeki enerjilere benzemeyen özel bir enerjidir. Kozirev'in çalışmalarından sonra zamanın bir tür enerji olarak kabul edilmesi yaygınlaşmıştır. O nedenle artık zaman, dört temel kuvvetin yanında beşinci ve değişik bir enerji biçimi olarak da kabul edilmektedir. Ancak, o her şeyden önce quantik karakterde bir enerji değildir. "zaman enerjisi bildiğimiz nâr enerjisi grubundan değil, nurdandır." S.233 C:2 Bant:1 Zaman dalga, nesneler ise parçacık gibidir ve dalga ve parçacıktan oluşmaz. Bu yüzden de her hangi bir cismi doğrudan etkilemez. Hans'a göre zaman değişik, özel radyoaktif yayılan enerji kalıbıdır. Statik yapıya sahiptir. Evrendeki her olayı birbirine bağlar. Eş zamanlılığı bozan tüm olaylara enerji katar. Varlıklar kendilerine katılan bu enerjiyi soğurarak alıp kullanırlar. O yüzden, her olayda soğurulmuş bir zaman enerjisi vardır. Doğada, fizik olarak her var olan, var olmak için bu enerjiyi kullanır. Kullanamaz hale gelince de ölür. Küresel
zaman ya da Chronosphere Hans zaman konusunda, Kozirev'den aldığı "vektörel akışan enerji" anlayışı ile yetinmez. Vektörel akışmayı da enerji terimini de her bilim adamının düşünemeyeceği şeylerle doldurur. Örneğin önce, zamanın enerji ve boyut yönlerini birleştirmek istemiştir. Bunun için de "Üç Boyutlu Zaman Kuramı"nı geliştirmiştir. Buna göre zaman yalnızca tek bir boyut değil, alan niteliği de olan bir şeydir. Ve bir alan iki boyuttan oluşur. Bu boyutların biri en, diğeri ise boydur. "Işık hızının karesi" deyiminde de zaten bu alan fikri vardır. Öbür taraftan, zaman soyut bir kavram olduğundan eksi sayılar bölüğünü kullanmak gerekiyordu. Böylece zaman önce (a × b) olarak karşımıza bir alan olarak çıkıyordu Kozirev'de. Hans buna bir de çarpı (-c) eklemiştir. Böylece üç boyutlu bir zaman küresi ya da hacmi oluşturmuştur. Buna da küresel zaman ya da "Chronosphere" demiştir. Bu söylediklerimi pekiştirici olarak bir e-söyleşisinde, "Kozyrev'in bu bulgusunu ilerlettiğimde, km³/s³ yani üç soyut boyutun küp olarak bir enerjisi olduğunu buldum ve gösterdim. E=mc² formülündeki km²/saniye²'yi, kilometre³/saniye³ olarak yazdığınızda karşınıza "Soyut uzay" yani imajiner xyz koordinatlarından oluşmuş, sıfırdan küçük bir öteki evren (Elsewhere) belki de Ahiret çıkar. İşte orada boyut olarak değil, enerji olarak değil bir kronosfer (Küre Zaman) olarak yepyeni bir şeyi keşfetmiş oluyoruz" diyor. Uzay ve
Zaman dönüşümü Hans'ın sözünü ettiği "zaman olarak enerji"nin atlanmaması gereken özelliklerdinden biri de uzayın zamana, zamanın da uzaya dönüşebilirliğidir. Maddenin enerjiye, enerjinin de maddeye dönüşümünü anımsatan bu olgu şöyle: Işığın 1 cm. ilerlemesi, 0, 000 000 000 003 saniyededir. Uzay aralıkları bu minicik birimde, kısmen zaman aralıklarına ve/veya zaman aralıkları uzay aralıklarına dönüşebilir. Birbirine tam bir dönüşme ise Karadelikte olur. Hans bu konuda, 3 Ekim 2001 Çarşamba e-söyleşisinde şunları söylemektedir: "Space-time
formülü var. Kabaca şöyle: x,y,z bizim uzay, bunun aynadaki görüntüsü
ise, sanal Xi, Yi, Zi. Ediyor 6 boyut. Öteki taraftan aldığınız
sanal bir boyut örneğin Xi=Kök içinde eksi bir olduğundan
bize zaman olarak geçer. Bizim üç uzay boyutumuza karşılık
gelen öteki taraftan bir tek karekök eksi bir boyutu bize zaman olarak
etki eder. Yani ölçemezsin, metrekare falan diyemezsin, sadece saatine
bakarsın. Eğer bildiğimiz bir metre (cetvel olsun)
ışık hızında hareket ederse boyu kısalacaktır
ve noktasal olacaktır. Eğer ışıktan hızlı
hareket ederse, boyu eksi olacaktır, yani buradaki metre orada saat
olacaktır. Oradaki bir saat ise,
burada bildiğimiz metre olmaktadır. O
boyuta ancak ışık hızını geçersek
gidebiliriz. Çünkü Einstein bile tüyoyu verdi. "Işığın
kaynağı ışıktan hızlı gidebilir,
gitse bile ışığın kendisi sabit bir hızla
gider diyor. Yani foton ışık hızına mahkum ama,
takyon ya da fotonun çıktığı lamba (Nur)
ışıktan hızlı gitmektedir. Işık hızı
yasağı, adı üzerinde ışık hızına
getirilmiş bir yasaktır. Bize ve ışıktan hızlı
giden lambaya (nur ya da
takyona) yasak konmamaktadır." Osilasyonik
enerji olarak zaman Bu önemli ayrıntıları verdikten sonra Hans'ın "enerji olarak zaman" anlayışının diğer içeriklerine geçebiliriz. Buraya kadar söylenenlerde, zaman enerjisinin ışık hızı ile ölçüldüğü, zamanın bir olayın başında ve sonunda farklı akıştığı, aslında küresel olduğu, quantik olmadığı, statik olduğu söylenmiş oldu. Bunlara şunları da ekleyebiliriz: Zaman enerjisi radyasyonsuz bir enerjidir. Ortaya çıkış ve kendini ifade edişinde, cisimlerin büyüklüğü küçüklüğü de etkilidir. Hans'a göre, uzay ne kadar küçülürse, enerji o kadar çoğalır (hızlanır) fakat zaman etkisi de o kadar azalır. (S:85 C:2 Bant:1) Çok mini mekânlarda zaman sıfır olur. Mekân boyutları sabit fakat zaman boyutları değişkendir. Değişken olan, mekân dilimlerindeki zaman akışıdır. Zamanın tensoru da akış hızı da sabit ve belli değildir. Üstelik bu zaman akışı osilâsyoniktir. Bir çeşit zigzag çizer. Hans buna "Zaman Zelzelesi" diyor. Zaman gezmenliğinde kendisinden yararlanılan bir olgu olduğunu söylüyor.
Osilâsyonun ya da zaman zelzelesinin zaman gezmenliği ile
ilk bağlantısını Hans'ın şu ifadelerinde görüyoruz:
"Zaman enerjisi zaman osilâsyonundan
oluşmuş bir enerji olduğundan, çevrilebilir bir
niceliktir ve bu nicelik "baştan geriye sıfırladığı
"kişiyi" ikinci kez yarı yarıya tenzil ederek
indirim yapar ve entropi korunmuş olur. Yani düzensiz olan entropi
yeniden eski durumuna gelir ve termodinamik yasa ters dönmekten
kurtulur. Geriye
döndüğünüzde zaman enerjisi kırmızıya değil
mora kayan bir tayf izler. Bunun anlamı hem zaman oku hem
termodinamik oku ters dönmüşlerdir. Bu iki okun tersine dönmesi
ise, bu çağda bilmediğiniz zaman enerjisi diye ekstra bir
enerji doğrur." Zaman zelzelesi ya da zamanda Zig Zag, Müslüman dünyaya özgü gizli bilimcilikte Zil-Zal olarak geçer. ZİL, osilâsyonda (zamanda) ileri gitmeyi ZAL ise, zamanda geri gitmeyi temsil eder. Bu zamanda geri ve ileri gitmeler Hans'a göre hem bir salınımı hem de zamanda ileri-geri gitmeyi anlatır. Hans salınımı anlatmak için, salınım yapan bir top örneğini veriyor. Bu top örneği ile birlikte hem "yarılanmayı" yani nesnelerdeki yarılanan ömrü hem de zamanda geri gitmede ilginç bir noktayı aydınlatıyor. Topun salınımda ZAL durumunda ya da fazında iken, sanal gezmenimizin yaşının yarısı kadar yenilendiğini, gençleştiğini söylüyor. Bu, yine onun dolu pil boş pil örneğinden hareketle söyleyecek olursak, boşalan pilin yarıya kadar dolması anlamına geliyor. Her salınımda böyle bir gençleşmenin yanında böyle bir yarılanma da vardır. Böyle böyle top salınamaz konuma gelecek yani ömür bitecektir. Ona göre bu entropi gereğidir. Verilmiş ömrün uzatılamamasıdır ve aynı zamanda radyoaktif elementlerde yeterince açık görüldüğü gibi yarılanmadır. Yani her şeyin varlığını, yarılana yarılana bir yarı ömür halinde tamamlamasıdır. "Böylece zaman enerjisinin zelzelesi zaman dilimlerine homojene edilerek sistem enerjisi dengede tutulur" diyor. Zaman
türleri: Buraya kadar anlatılanlardan kolayca anlıyoruz ki, Hans'ın zamanı hiç de öyle bir nehir gibi, tek yönde akışan bir zaman değil. Geçmiş de şimdi de gelecek de kendi zaman ve uzaylarında var olmaya devam etmektedir. 10 Mart 2002 Pazar e-söyleşisinde: "Tüm
geçmişler ve gelecekler bir şerit halinde, kulvar halinde, koşu
yolu halinde ileri akmaktadır. Ama her biri kendi Gri Hiçlik
kulvarında koşarken yanındaki şeridi göremez. Eğer
biri şeritte ileri koşacağına, aynı hızla
yan şeride yatay geçiş yaparsa, o zaman gelecek ve geçmiş
eşanlı (Senkronize) olur. Bu
şeritlerde bir de yükselti vardır. Baş aşağı
(zamanda geleceğe geçmek) çok kolaydır ama bunun tersine
yokuş yukarı (çağlayanın döküleceği yerde
yukarı tırmanması gibi) gelecekten geçmişe gitmek
çok zordur ve özel bir teknik ister." "Her bir şerit birbirinin meselâ bir salise sonrasıdır. Dolayısıyla en basit biçimde; senin şeridinin bir yukarısındaki şerit büyük büyük dedenin şeridi. Ötede kalan ise, küçük küçük torunun şeridi. Aslında deden ölmedi. Evrenin bizden önceki dar impulsif yüzeyinde şu anda yaşamakta. Seni yanıltan, "dedenin mezarı ve kemikleri" . Çünkü deden evrenin henüz genişlemediği senin şu andaki katmanına ulaşamadan vefat etti. Aslında deden ve torunun ikisi de yaşıyor. Torunun evrenin ileride genişleyeceği katmanlarda yaşıyor. Ama şu an henüz evrenin çapı o gelecekteki katmanlardan küçük olduğundan torunlarına inanmaman ya da "Daha ben evlenmedim ki, çocuğum, torunum ve onların torunları olsun!" demekte de haklısın. Ama kulvarlar koşmak içindir. Adem ve Hitler şu an yaşıyorlar, şu anda Myranda uydusuna ileri karakol yapıldı. Şu anda Mars Kanal 11'deki koloni kentinde cinayet işlendi" diyor. Böylece bir yerde küresel bir zamandan söz ederken, bir yerde de hep ileri akan sonsuz zaman şeritlerinden söz ediyor. Başka bir yerde de şu zaman çeşitlerinden söz ediyor: 1. İleri akan 2. Geri akan 3. Bir ileri bir geri osilâsyon yaparak akan 4. Hiç akmayan diyor. Bu da "zaman çeşitlemesi" bakımından Hans'ın repertuarının hayli zengin olduğunu gösteriyor. Zaman gezmenliğinin ve bu konuda Hans'ın söylediklerinin daha iyi anlaşılması için bu repertuarı iyice açınca onda şu zaman türlerini görüyoruz: İleri giden zaman: Al Câbir-Minkovsky zamanı. Sanal, vektörel zaman. Geri giden zaman: Bu zamana Al Câbir-Feinmann zamanı da denir. Hans'a göre gerçek zamandır. Nedenselliğin tersine işlediği ve zaman okunun ters yönde olduğu, bizim zamanımıza göre tersine akan zamandır. Antimadde evreninde görülür. Bu tersine akış yüzünden Feinmann geçmişin toplanabileceği varsayımını ileri sürmüştü. Hilbert ise, negatif bir zamanın varlığını göstererek bunun geleceğin toplamı olabileceğini ileri sürmüştür. Osilâsyonik
zaman. Bir
ileri bir geri giderek sürekli ossilasyon yapan zamandır. Şeytan'ın
kullandığı zamandır. Durgun zaman (Dehr): Hans buna "Blok zaman",
"Kehf zamanı",
"Duran zaman",
"Teğet zaman" da der. Özellikle Hızır'ın
zaman tipinin bu zaman tipi olduğunu söyler. Bu zamanı
anlatmak için sık sık "kitap sırtından"
örnek verir. Böylece bu zamanın bütün zamanlara teğet olduğunu
anlatmak ister. "Bunu anlatabilmek için yine satelit örnegini verecegim: 1.
Uzaya attığımız bir cismin 9,81 değerini aşması
gerekir, yoksa atılan balistik (mermi, roket, taş vb.) geri düşer.
2.
Bu değerden yukarı bir ivme verilmelidir. Bu da 11 değeridir.
Bundan büyük bir değerde attığımız balistik
araç uzayda sonsuza açılır ama tam olarak 11 değerinde
ise, dünya yörüngesine oturur. Bunun anlamı şu: Roket /
uydu vb. her neyse, kritik orbitale oturmustur. Yani ne uzaya açılabiliyor,
ne de yeryüzüne düşebiliyor... Zaten yörüngeye oturmak demek
şudur:O araç dünyaya her noktadan düşmek istemekte fakat hiçbir
noktadan düşememektedir. Dehr budur işte... Dehr, Hızır'ın
her zamana düşmesi'dir" diyor. Bir
başka söyleşide ise, "Dalga
mekaniğine göre iki dalga eşit ve aynı düzlemde
birbirlerine 180 açı derecesi çarpışırlarsa ne
olur? Duran dalga olurlar. Duran
dalgaya eylemzsizlik çatkısı da denir. Duran dalga iki yöne
de ilerlemez. Zaman enerjisinin böyle karşı karşıya
gelmeleri duran zaman (fizikteki adı blok zaman) yani eyelemsiz
zaman oluşturur. Buna "DEHR" denir. Hersey "tıp"
diye durur. Saniyeler ilerlemez. Mağaralarında 7 saat uyan
"Ehli Kehf" blok zamana düşmüşlerdir. 7 saat 3 asır
olmustur. Blok zaman ebediyettir. Sonsuzlaşmış iki tik
tak arasıdır. Bizim şimdilerimiz sıçradığı
(impuls yaptığı) için o ebediyetlerin farkında değiliz..."
diyor. Bir
başka söyleşide ise, şu ilginç açıklamayı
getiriyor: "Dehr, tehir
edilmiş zaman ve nehr ise, akan büyük ırmak demektir. Dehr,
zamanın tehiri ve aynı zamanda neden-sonuç arasının
uzatılmasıdır. Arapça "sebeb" de
"tehir" demektir ki, çok dikkat etmeliyiz" diyor.
Hans'a göre Dehr, dilediğin gibi kullanacağın, masteri olduğun zamandır. Bir kitabında "Hızır-Aiberg zamanı" da der. "Bu diğerleri gibi düzenli değil, seçmeye bağlı bir zamandır. İsterseniz ileri, isterseniz geri gidebilirsiniz. Böyle bir zaman, insana öbür üç zamanın efendisi olma şansı verir" diyor. Acaba kendisinin de Dehr türü bir zamana bağlı zaman gezmeni mi olduğunu söylemek istiyor? Böyle bir anlatımla Hızır'ın nesine ortak olduğunu ima etmektedir? Her hâlde bunu açıklamalıdır. Hans'ta
bu zaman çeşitlemelerinden başka şunlar da var: Kozirev-Aiberg zamanı (Küresel zaman): Kozirev, zamanın bir enerji olduğunu ve bir olayın başında ve sonunda eşit akmadığını söyler. Bu enerjinin vektörel bir şey olduğunu ileri sürer. Daha sonra bu kuram, Weisschild takma adıyla Hans tarafından vektörel olmaktan çıkarılıp "chronospher" adıyla küreselleştirilmiştir. Sözünü ettiği şey, pek düşünülebilir cinsten görünmese de, o derdini matematik dille anlatabilmiştir. Kiriş zamanı (Zülkarneyn zamanı) : Karn,
boynuz; Karneyn: Çift boynuz; Zülkarneyn ise, çift boynuz sahibi
demektir. Peki burada "boynuz" ne anlama gelmektedir? Biçim
olarak üflenen, çalınan boynuzu düşünmeliyiz. Burada
boynuz tipinde iki karadeliğin, bir çift manda boynuzu biçiminde
birbirine yakın duruşu söz konusudur. Boynuzların iki
ucu arası 25 inçtir. Hans buna "25 inç efekti" diyor.
Bizim uzunluğumuz olarak 63,5 cm. İki boynuzun birinden öbürüne
uzaklığı budur ve zaman gezmeni sıçrama sırasında
bu mesafeyi aşar ama bu sırada bizim dünya zamanımızla
300 yıl geçer. Kiriş zamanı ile anlatılmak istenen
budur. Hans
bu yolculuğu yapanlara "çift zamanlılar" diyor. Bu
bir tekniktir ve sadece Kur'an'daki Zülkarneyn'e özgü değildir. Bu
gezmenliğin özelliği, kişinin kendi yaşında sıçrama
yapabilmesi ve yanında istediği şeyleri götürebilmesidir.
Hans'ın
bu konudaki bir açıklaması şöyle: "Hızır
zamana dehr (cpt-4) tipi giriyor. Yani zaman küresine veya çemberine
teğet ama zülkarneyn öyle değil. Daireyi kesen bir kiriş
gibi "iki zamanlı" yani biri önce diğeri sonra olan
iki zaman. Karneyn cpt-3 tipinde. Hızır gibi her noktadan değil,
teğet değil sadece iki noktadan yani kirişten giriyor.
Kiriş ise, Kur'an'da
"sedd" diye geçiyor. Zülkarneyn seddi. Kiriş
zamanı da impulsiftir. Osilasyoniktir. Elektrik akımı
yani şebeke cereyanı gibi ac'dir. Bir ileri bir geri akar. Bu
zaman türüne sadece nötrinolar uyarlar. Evrende başka hiç bir
parçacık daha buna uyamaz. Nötrinolar aranılıp da
bulunmayan esîr (ether)'in ta kendisidir. Tamamen hayalettirler.
Zamanda bir ileri sonra düzgün biçimde bir de geri akarlar. Şeytan
onların zamanını kullanır."
diyor. Zaman
Enerjisinde Tersinme ve Osmos Zamanda tersinme de zamanda salınma da zaman gezmenliği ile ilgili. Bu iki kavram bizi "Zaman gezmenliğine" götürebilir. Ne ki, zaman gezmenliğinden söz etmeden önce zamanda tersinmeyi ve osmosu da konuşmamız gerekiyor. Nedir zamanda tersinme? Kısaca ona akışların tersleşmesi ya da zamanda ters yönde akma diyeceğiz.Peki gerçekten de zamanda bu ters yönde akışma yani ileri ve geri gitme var mıdır? Hans bu soruya hiç duraksamadan yanıt veriyor: Evet! Kaba
bir örnekle söyleyecek olursak; ortadan kapatılmış iki
metre boyunda bir boru düşünün. Buraya musluğu çokça açıp
bir hortumla basınçlı su verirsek ne olur? Su kapalı
yere kadar gider sonra yukarı doğru aynı hızla fırlar.
Aynı boruda ileri yani geleceğe giden ve geri yani geçmişe
gelen iki su da ters yönde akışır. Bu tersinmedir. Hans'a
yeterince bulaşmış olanlar bilirler; aslında yukarıda
verdiğim örnek boru değil Worm Hole'dır. Diğer adı
"Kurtçuk Deliği" ya da Tünel.
Boru örneğindeki kapalı bölüm ise,
karadelik tekilliğidir. Bu, fazla kalın olmayan bir
halka gibidir. Karadelikten yutulan şeyler,
burada ya başka uzay, zaman ve mekânlara fırlatılırlar
ya da akdelik bölümüne geçerek nur-takyon olarak tünel tarafından
tutulurlar. Karadeliğin bir nesneyi başka zaman ve uzaylara fırlatması,
düz ve doğrusal akışın dışına çıkmaktır.
Daha doğrusu borunun bir yerinden fırlamaktır. Ama Hans
"tersinme" diye buna demiyor. Zamanda tersinme diye,
karadelikler aracılığı ya da başka bir araç ve
yolla zamanda ileri gitme (geleceğe gitme) ve geri gelmelere (geçmişe
gelmeye) diyor. Ona
göre geçmişle gelecek arasında bir set, engel ya da duvar
vardır. Bu set ya da engel, ışık hızıdır
ve ışık hızı aşılmaz değildir.
Onu şu ya da bu yolla şu ya da bu biçimde aştınız
mı duvardaki deliği bulmuş olursunuz. İşte bu,
"Tersinirlik Deliği"dir. Burada şu ilginç süprizle
karşılaşıyoruz: Işık hızı hem
duvar hem de delik! Bu deliği yani aynı zamanda duvar olan
ışık hızını bir biçimde aşabilirsiniz.
Işık hızını aştınız mı
geleceğinize de gidersiniz, hız artışına bağlı
olarak geçmişinize de gidersiniz, uzayda başka bir yere de
ışınlanabilirsiniz! İşte
ışık hızının aşılmasıyla,
geleceğe de geçmişe de gidebilmeyi sağlayan şey
tersinmedir. Biz
Karadelikler üzerinden düşünelim... Tersinmenin başladığı
yer, karadelikte ışık hızının aşılmağa
başlandığı yer. Burası Karadelik tekilliğine
oldukça yakın. Böylece karadelik tekilliği hem bir duvar
(engel) hem de tersinmenin başladığı yer yani
tersinme deliği (Ya da duvar deliği) . Karadelik
tekilliğinde ışık hızını yani geçmişle
gelecek arasındaki engeli aşıyorsunuz ve böylece geleceğe
ya da geçmişe fırlıyorsunuz. Bir bakıma bir
arterden pompalanıp takyon evrenine yani Uzay üstü Uzay'a ya da
gri hiçliğe geçiyorsunuz. Oradan da uzayın başka bir
yerine başka zamanlara ya da başka evrenlere. Bu olay sırasında,
zamanın doğrusal akışından çıkmışsınızdır
ama yine de bu gerçek tersinme değildir. Gerçek tersinme,
gelecekten geçmişe giden zaman akımıdır. Ona atlayıp
geri gelmek, asıl sorun burada. Hans
şöyle diyor: "Işık hızına ulaşmak ve aşmak, böylece
arter damardan dışarıya pompalanmak kolaydır ama
arter damardan Ven damarı gibi geri gelmek çok zordur. Çocuk olup
yeniden doğmak bir yana... En zoru da zaman enerjisi ile yüklenmektir.
Bir pil zamanda ileri doğru enerjisini yitirip biter ama aynı
pili bittiği andan geriye getirirseniz, dolu olarak geriye
gelecektir. Doğa sistemleri yani termodinamik yasalar ve entropi için
pilin bitmesi doğrudur ama pilin harcanmış enerjiyi
yeniden alması sistemi alt üst eder. Entropi tersinmiştir.
Zaman yolcusu (geriye gelen ZAG), geleceğin enerjisini geçmişe
getirmiştir. Böylece atardamardan geriye gelinmiştir ama bu
doğa sistemlerine (kalbin kanı tek yönlü pompalamasına)
terstir. O zaman duvarda bir tersinirlik deliği (Wall-Hole) açılmıştır.
Yani atardamarın yanında bir de geri gitmesi için toplar
damar yolu açılmıştır" diyor. Buna
göre Hans, Karadeliğ'e
arter; Karadelik
tekilliğine duvar-set; Karadelik
tekilliğinden çıkışa "ışık hızının
aşılması" ya da "geleceğe sıçrama";
Gidip
gelmelere osmos; osmosu gerçekleştiren varsayımsal deliğe
duvar deliği (Wall Hole)/ Hemzemin geçit / Ödeme dengeleme kanalı;
Geçmişe
dönmeye ise, tersinme diyor. Tersinme
deliği dediği şey ise, Osmosu gerçekleştiren Wal
Hole diğer adıyla Ödeme-Dengeleme Kanalı, Gizli Değişkenler
Geçidi ya da Hemzemin Geçit'tir.
Bütün
bu dile getirilen semboller ve onlarla ilgili konuşulanlar neyi
anlatıyor dersiniz? Bunlar hiç kuşkusuz önce Hans'ın
zaman anlayışını resmetmeye çalışıyor
ama biraz dikkatlice bakılınca, yine hiç kuşkusuz zaman
gezmenliğinin ip uçlarını veriyor ya da en azından
zihnimizi zaman gezmenliği konusunda olurlamaya hazırlıyor.
Olasılık
ve zaman
Biz yine de şimdilik zaman gezmenliğini bir kenara bırakıp, Hans'ın zaman anlayışının resmini çizmeye devam edelim. Bu resimde atlanmaması gereken kaba hatlardan biri de "Olasılık ve Zaman"dır. Olasılık, quantum fiziğinin, klasik fiziğin başını yiyen, temel kavramlarından biridir. Elektronu "olasılık bulutu" yapan da odur! Zig-Zag bilgilerinde, bu olasılığın zamana uygulandığını da görüyoruz. Hans'ın sonsuz zaman şeritlerine karşılık, Bohr'un zeminini hazırlayıp Feynman'ın açığa çıkardığı ve Borges'in de sık sık kullandığı bir deyim var: "Yolları çatallanan bahçe!" Bu deyim, bir şeyin sonsuz olasılığından söz etmektedir. "Quantum Fiziğinde Çoğalan Evrenler Kuramı" eğer Quadrapol (çifter çifterlik), anti, simetrik ve paralel evrenler gibi şeylerden söz etmiyorsa, tam da bundan söz ediyor demektir. Buna göre, eğer ben evden pazar yapmaya çıkıyorsam, çıkıp öyle bir pazar yapmışımdır. Öyle bir pazarı yapmamışımdır. Evden çıkıp dünyanın belki de evrenin her yerine uğramışımdır! O elmayı almışımdır, almamışımdır. Elmadan sonra pazarda ne varsa almışımdır, almamışımdır! Pazardan eve dönmüşümdür, dönmemişimdir. Elimde pazar filesi vardır, yoktur. Elimde file yerine naylon çanta, naylon çanta yerine x üssü n vardır! Ben dünyadayımdır, değilimdir. Bildiğiniz bütün gezegenlerdeyimdir, Bursa'dayımdır, başka bir kentteyimdir, başka bir ülkedeyimdir vs. vs. Sonuçta hepsi gerçekleşebilir olasılıklardır. "Gerçekleşebilir" de "olasılık" da yanlış! Hepsi reeldir. Onlara "olasılık" dedirten şey, kendimi ve çevremi yürüdüğüm yolda, geçirdiğim süreçlerde fark etmemdir. Ben o elmayı almışım ya da almamışım. Elma yerine biber almışım. Hayır ben elma aldım, gerçek bu! Hayır, gerçek bu değil, gerçek şu: Kendimi, elmayı, elma alışverişimi fark ediyor öbür "olasılıkları" daha doğru bir deyişle "süreçleri" fark etmiyor olmam! Bakalım bu konuda Hans ne diyor: "Şimdi özetliyorum. Kuantum öncesi klasik görüşe göre "Dün ölü, yarın doğmamıştır. Yani doğmamışın gidip de geçmişteki annesini öldürmesi mümkün değildir. Annesi zaten ölüdür, kendisi de doğmamıştır. Bu elbette makrofizik için geri bir düşünceydi. Bohr grubu da Kuantum-Heisenberg ilkesine göre türlü gelecekler ve geçmişlerden söz ettiler. Feynman, daha da ileri gitti. Geçmiş de bu andan geriye gidip Yolları Çatallanan Bahçe durumunda dal-budak veriyordu. Ben Danimarka'da doğdum ama bu benim şu anki konumumdan kaynaklanan bir hatıra. Aslında geçmiş de açıldı ve çatallandı ve Hans Danimarka'da değil mesela Patagonya'da doğdu. Tüm ülkelerde ve kentlerde doğdu Hans!" diyor. Bu söyledikleri ile Hans, "yolları çatallanan bahçe"yi kabul ediyor ve destekliyor. Ama bir açıklama getirmekten de geri durmuyor ve bu açıklama önemli. Ona göre Feynman doğru söylüyor ama ışık hızından düşük hızların yaşandığı zamanlar için yani bizim fizik evrenimiz için. Işık hızının çok üstündeki hızların dünyası olan Takyon evreni için ise geçerli değildir. O,
Bohr-Feynman'ın yukarıdaki görüşüne "Geçmişlerin
Toplanması" diyor ve şunları söylüyor: "Bohr-Feynman'ın
(Geçmişlerin toplanması) görüşü mümkün değildir.
Mümkün olurdu ama ne var ki, ışık hızı aşıldığında
Takyonlar evreninde veya zamanda geri gidildiğinde kesinsizlik /
indeterminizm biter, yerine %-50 gibi bir çift anomali gelir. Negatif
ihtimâl yani... Feynmann ve Bohr'a göre siz gidip annenizi geçmişte
öldürebilirsiniz. Fakat anneniz için daima ayrı bir geçmiş
ve sizin için de ayrı bir gelecek vardır. Mesela, bir çatallanan
gelecekte, siz ölüsünüzdür, diğerinde sağ. Siz ölü olduğunuzdan
annenizi gidip öldüremiyorsunuz. Anneniz sağ fakat bu tarafta siz
sağsınız, geçmişe giderek annenizi öldürüyorsunuz.
Annenizi diyelim ki 7 yaşında iken öldürdünüz, o zaman siz
doğurulmamış olacaktınız, yani var olmayacaktınız.
O zaman var olmayan nasıl gider de var olan annesini öldürür? Feynmann'ın bu sonsuz olasılık
zamanları "Herkes için çatallanan sayısız geçmiş
ve gelecek vardır" diye özetlenebilir. Ama biz
ışık hızını aştığımızda
artık sonsuz ihtimâl, sonsuz anne ve çocuk değil, bir çift
anne ve çocuk oluşuyor." Her geleceğe ya da geçmişe gitme, ışık hızının aşılması ile sağlandığına ve ışık hızı aşılınca Gri hiçliğe, Süper Uzay'a, Takyonik evrene geçildiğine göre, Hans zamanda ve süreçte sonsuz olasılığın değil, Binary sistemin yani 0-1 ikili sisteminin geçerli olduğunu söylüyor.
3)
IŞIK HIZI VE ŞAŞIRTMACALARI
Özetle Hans, ışık hızının altında, akışan zamanda "Sonsuz Olasılıklar Kuramı"nı kabul ediyor ama, ışık hızı aşıldığı durumlarda olasılığın yanlızca ikiye indiğini söylüyor ve o zaman gezmenlerinin ışık hızının altındaki hız dünyalarında da iki olasılığa oynamak zorunda olduğunu belirtiyor. Bu durum bile geleceğin geçmişi etkilemesine engel değil tabi ve bu durum, bildiğimiz nedensellikle çelişiyor. Bu nasıl akıllara zarar bir çelişme ise, artık neden-sonuç / önce ve sonra / baş ve son şablonumuz bozuluyor ama bir yandan da zaman doğrusal akışına devam ediyor. Bu arada sistemin bozulduğunu Hans da kabul ediyor. Derken araya osmos, gizli değişkenler, ödeme-dengelemeler giriyor ve bir biçimde entropi sağlanıyor. Bütün bunlar olurken, ışık hızından düşük olduğumuz için, bizim dünyamızda "Sonsuz olasılıklar Kuramı" da işlerliğini sürdürüyor. İşte bu trafige can dayanır gibi değil! Ve işin daha bir ucunu toparlayamadan Hans şu güzellemeyi döktürüyor: "Şimdi Kur'an'dan hatırlatalım:
Zalim bir adam vardı. Anne ve babasını yoldan çıkarmış,
katil ve canavar ruhlu. Musa onu öldürmüş ve katil olmuştu.
Derken "anne-babanın hayır duası" diyeceğimiz
bir quantum bilgisi, zamanda geriye gitti ve bir tünelin ucundaki yeri
manüple etti. Orası tüm quantum bilgilerinin yazıldığı
Levh-i Mahfuz, yani matrix alanı. Orada her şey determine,
yani kesinkes belli. Ama daima %-50 karşılığı
olan bir %+50 çiftiyle birlikte... İki olasılık arasında
%100 fark olduğundan iki ihtimâl de olmak zorunda. Ve dua denen
quantum bilgisi karşılığında oluşmuş
olan A ihtimâli, zamanda geriye giderek oluşmamış oldu.
Ama yerine bir gizli değişken (hidden variable) koymak ve bunu
quantum tünelinden (compansating tunnel) ödemek, dengelemek gerekiyor.
O zaman katil Musa, zamana hükmedebilen Hızır ile buluşuyor.
Hızır gidip o zalim adamı daha çocukken öldürüyor, beşikte
boğuyor. Musa katil olmuyor, Hızır katil oluyor! Fakat
%+50'ler ve %-50'ler de çiftti. Biz bir takımı kullandık.
Öteki ikisi devreye girmeden işlem tamamlanamaz (Allah acze düşürülemez). Bu kez öteki şık devreye
giriyor (A1) diyelim. İyi bir evlat isteyen anne babaya Allah Hızır'ın
öldürdüğü aynı evladı yeniden veriyor. Bu kez bu çocuk,
bu bebek çok iyi bir insan. Büyüyor ve Musa'nın en iyi arkadaşı
(Yuşa) oluyor. İşe bakın ki, Musa'nın da Yuşa'yı
öldürmesi gerekmiyor. Musa ve Yuşa yola koyuluyorlar. Hızır'a
rastlıyorlar. Hızır zamanda geri gidiyor. Mesela 17 yıl
geri gidiyor. Yuşa ise zaten 17 yaşında. Yani sıfır
yaşına geliyor ve hiç doğmamış oluyor. Hızır
ve Musa da birlikte gidiyorlar ve B2 şıkkını gerçekleştiriyorlar
yani Yuşa madem yok ortada zamanda geriye giderek kendi kötü
ikizini de iyi yapmış (polarizlemiş ve onu da iyi olmaya
zorlamış). O zaman B2 ihtimâli gerçekleştiğinden,
yani dördü birden gerçekleştiğinden Hızır da boş
beşikte olmayan bebeği öldürmemiş oluyor. Musa da zalim
Yuşa'yı öldürmemiş oluyor. Yuşa da ölmemiş,
yaşamış oluyor. Ortada katil ve maktul yok böylece...
Herkesin günahı affolmuş durumda. Kötü bir adam ve onun
bebekliği yok artık. Kötü adamı öldürerek katil olan
Musa da katil değil. Ama Kur'an her şeyi yazmak durumunda olduğundan
Musa'nın katil olduğunu da yazıyor. Hızır'ın
bir bebeği öldürdüğünü de... Ama o Yuşa ve o bebek
ölmedi ki, kimse onu öldürmedi ki?" Bunları okuyunca sizin de akılcığınız masa topu gibi zıpzıp zıpladı değil mi? Böylesine bir çapraza gelmenin nedeni nedir dersiniz? Işık hızının aşılması! Nedir ışık hızı? Işık hızı, zamanın akma hızıdır. Saniyede 300 000 km'lik hızdır. Bu aynı zamanda evrenin genleşme hızıdır. "Zaman duvarı" olarak da bilinir. Peki nedir ışık hızının aşılması? Zamanın akma hızının ya da evrenin genleşme hızının aşılmasıdır. Bir başka deyişle saniyede 300 000 km.'nin aşılmasıdır. Peki gerçekten de ışık hızı aşılabilir mi? Işık hızına yaklaşınca ve bu hız aşılınca yukarıdakilerden başka ne gibi tuhaflıklar-şaşırtmacalar ortaya çıkmaktadır? Işık hızının aşılmasını, "Zaman Gezmeniliği"ni incelerken konuşalım. Şimdi ışık hızının aşılmasının getirdiği sonuçlardan listeleyerek, düzgün bir biçimde söz etmek istiyorum a) Görsel şaşırtmaca: Güneş ışınlarının bize 8 dakikada geldiği söyleniyor. Bu ne demek? Bizim güneşi değil, 8 dakika önceki halini görüyor olmamız demek. Peki o halde, binler hatta milyonlarca ışık yılı uzaklıkta olan Nova'ların, Süpernova'ların ve Quasarların durumu nedir? Belli ki, bizim bir akdelik patlaması olarak gözlediğimiz quasar, çoktan yıldızlardan ve gezegenlerden oluşan galaksisini oluşturmuş olmalıdır. Ya da izlediğimiz bir süpernova olayı, çoktan bitmiş, ondan bize gelen ışınlar, yerinde yeller esen bir yıldızı bize şimdi ve oradaymış gibi gösteriyor. Yani incelediğimiz o yıldızın, o galaksinin şimdiki durumu değil, bir zamanlar yaymış olduğu ışıktır! Bu ne demektir? Bu, "Her gördüğün sakallıyı deden sanma!" demektir! Bu kadarla kalsa iyi! Bilgi yapımında duyuların güvenilirliğinin sorgulanması ve dolayısıyla pozitivizmin yeniden sorgulanması gerekliliği anlamına da gelir. Bu sorgulamayı felsefi boyuta da taşıyabiliriz; düşünün bir... "İşte bu!" diye beni gösteriyorsunuz. Oysa beni değil, benden size yansıyan ışınları gösteriyorsunuz! Dahası, bu ışınların sizde yarattığı duyumsal etkileri dile getiriyorsunuz. Benden ne denli uzaklaştığınızı bilmem fark edebiliyor musunuz? Elbette buradan "dış dünyanın bilinebilirliğinin" de yeniden sorgulanması gereği doğar. Yukarıda kısaca anlattığım şeyler, ışık hızını temele alan zaman anlayışımızın önümüze koyduğu tuhaflıklardır. Hiç kuşkusuz, sıradaki tuhaflıklar, bundan aşağı değil! b) Zamanda yavaşlama ve geç yaşlanma: Cisimler hızlandıkça gençleşmezler, geç yaşlanırlar. Işık hızında yaşlanma durur. Ancak ışık hızı geçilince, geleceğe gitme ve geriye dönme (gençleşme) söz konusudur. c)
İki taraftaki değişiklikler: Yeryüzünde ve alıştığımız normal koşullarda yaşarken zaman, uzunluk ve ağırlıkların sabit olduklarını sanırız. Oysa hız artınca, böyle sabitliklerin olmadığı da görülür. Elimizdeki cetvel uzar, saat tiktakları yavaşlar. Ağırlık hafifler. Işık hızında ağırlık sıfır olur. Yani çekim sıfıra yaklaşır. Kütle sonsuza yaklaşır. Kütlenin sonsuza yaklaşması, duran ya da daha yavaş bir hızda olan açısından, o cismin silinip flûlaşması ve giderek gözden kaybolması demektir. Dolayısıyla da ışık hızına yaklaşmak kütlenin sıfıra yaklaşması anlamına gelir ve bütün bunlar, dışarıdaki gözlemciye göre böyledir. Trenin içindekilere bir şey olmaz. Onlar meydana gelen değişiklikleri fark etmezler. Ellerindeki bir metre yine bir metredir. Saatleri aynı zaman aralıkları ile tıklıyordur. Tartı aletine çıktıklarında yine aynı kiloda göreceklerdir kendilerini! Ama bir de gözlemciyi trene almak var. Yani trende gidenlerin gözünde güya duran gözlemcinin durumu, çevresi nedir, nasıl algılanacaktır? Hızlananın gözünden bakıldığında da geride bıraktıklarında önemli değişiklikler görülür. Örneğin, geride kalanların boyları iki misli uzar ve enleri daralır. Böylece geride bıraktıklarımızın makarna ipliği gibi çekildiklerini sanırız! Eğer bir yolunu bulup, geride kalanlardan 75 kilo olan birini tartabilseydik, onun 25 kiloya indiğini görürdük! O geride kalanların hareketlerini gözleme olanağımız olsaydı, onların hareketleri bize, kare sayısı azaltılmış filmlerdeki gibi çok hızlı ve tuhaf görünürdü. Ve nasıl biz onların gözünde hızla flulaşırsak, hiç kuşkunuz olmasın, onlar da bizim gözümüzde flûlaşırlardı. d)
Zaman genleşmesi, yavaşlaması ya da durması: Tam ışık hızında dünya zamanı sıfır olmaz ama tam ışık hızında bir gün yolculuk yapıp, başladığımız yere gelseydik ne olurdu dersiniz? Dünya zamanı ile tam 2000 yıl geçmiş olurdu! Zamanın tam sıfır olması için Takyonik yapıya geçmiş olmak gerekir. Zamanın durması demek, dördüncü boyutun bitmesi, beşinci boyutun başlaması demektir. Bu boyut akıl, bilinç, saf şuurdur ve soyuttur. Hans'ın söyleminde Süper Uzay, Gri Hiçlik, Takyonik Evren, Nur Evreni, Esîr, Arş, Hilbert Uzayı gibi isimler almaktadır. Hans buraya Küllî Bilinç, Küllî Akıl, Külli Nefs, Kolektif Bilinçaltı da der. e)
Gök'e ulaşmak:
Hızınızı
ışık hızına doğru arttırıyorsunuz,
arttırıyorsunuz, derken göğe ulaşıyorsunuz!
Peki bu ne demek şimdi? Aslında "ışık hızına
ulaşınca, Süper Uzay'a çıkıyorsunuz" demek.
Ama burada Hans'ın özel olarak Kur'anî terminolojiyi kullandığını
görüyoruz. O, semanın gezegen atmosferleri olduğunu, göğün
ise tek ve kapsayıcı uzay olduğunu söyler. Bu da Süper
Uzay'dır. O bu konuda şöyle diyor: "Işık
hızına doğru hızlanırken geride bıraktığınız
uzay-zaman 4 boyutlusu, ışık hızında ortadan
kalkar. Tüm evrenler (semavat) ve biçimler (örneğin galaksi ve yıldız
pırıltıları) gider. Onların yerine bir tek uzay
gelir. Bu artık uzay-zaman da değildir. Işık hızıyla
gitmektesiniz. Zaman durmuştur. Zaman boyutu sonsuz genleşmiştir.
Bu durumda galaktik uzay da ortadan kalkar. Yıldızlı gökyüzü
yoktur. Bunun yerine bloklanmış bir uzayda bir bileşke
ortamındasınızdır.
Bu
ortamın bir adı var: "Kurşuni hiçlik" ya da
"gri yokluk". Gri Hiçlik şu anlamdadır: Bir tek siz
varsınız gibi. Çünkü bir başkasının yanınızda
olduğunu anlamak için ondan size ışık gelmesi
gerekir. Biz evrenle ışık (foton) aracılığıyla
haberleşmekteyiz. Kaldı ki bu fikir jimnastiğinde
kendimizi bir foton yerine koyduk yani bizatihi
ışığın kendisiyiz. Bunun anlamı şu: Işığın
kendisi olmak demek, bir şeyin kendisine parlaması demektir.
Yani kendi ışığınızı görürsünüz,
başkaca bir ışık daha görmezsiniz (tüm fotonlar
aynı durumdadır). Dolayısıyla siz sadece kendi pırıltınızı
algılarsınız. Kalan her şey "Kurşuni"
ve "Hiçlik" ten ibarettir." a) Enerjileşmek: Hızımızı ışık hızına doğru artırmak, Hans'ın deyimi ile, durağanlıktan eylemselliğe (meskenetten cevvalliğe), bir başka deyişle enerjiye geçmektir. Burada enerjiye dönüşmeyi anlaşılır bir biçimde anlatmayı deneyeyim: Tam ışık hızı, zamansızlık ve mekânsızlık demek. Zamansızlık demek; çünkü zamanın sıfır olması demek. Mekânsızlık demek; çünkü kütlenin sonsuzlaşması demek. Kütlenin sonsuzlaşması ne demektir? Önce kütlenin ne olduğunu söyleyelim. Kütle, bir cismin içerdiği birimler demektir. Bu yüzden kütle hem hacimle hem de ağırlıkla ilgilidir. Ama tek başına ne hacim ne de ağırlık demektir. Buna göre, bir sigara paketinin kütlesi demek, kutusu ve içindeki sigaralar demektir. Bunlar ışık hızına ulaştığında ne olur? Paket de içindeki sigaralar da sadece en ve boy haline gelip sonsuz uzun olurlar. Bir başka deyişle, en ve boydan ibaret bir çizgi haline gelirler. Zaman içinde bir üç boyutlu olmaktan çıkarlar ama yine de evrende vardırlar. Ne ki, bu varoluş artık üç boyutlu bir varoluş değil iki boyutlu bir varoluştur. Bu iki boyutlu varoluş içinde sigaranın varlığı artık "bilkuvve" durumudur. O artık, potansiyel olarak vardır. Paket de sigaralar da artık potanstırlar. Potansiyel maddedirler. İşte bu potansiyel madde olma durumuna "energia" denir. g)
Tüm evrenin gerçek olarak görünmesi: Hans,
"Işık hızında
üç garip şey olur: Her şey tek boyuta iner ve mekân da
zaman da ortadan kalkar. Uzay
ve zaman ortadan kalkınca, tüm evren "Gerçek olarak" görünür"
diyor. h)
Uzay yürüyümü: Işık
hızında, zamanda ve uzayda sıçrama ya da
ışınlanma olur. Özellikle "Tayy-ı mekân"
olayına Hans, "uzay yürüyümü" der. "Eğer
bizler foton olsaydık, kendimizin hareket etmediğini, ama uzayın
yürüdüğünü görecektik" diyor. Sonra ekliyor: "Bir
foton der ki, "Ben dururum uzay yürür." Bir madde de der ki,
"Hayır fotonlar bizden uzaklaşır/yaklaşır,
sabit duran biziz" Kim
haklı? Gözlemci daima haklıdır. Kim hangi sistemi gözlüyorsa
o haklıdır. Dolayısıyla relativiteye göre, tüm gözlemciler
haklıdır. Eğer siz birer fotonsanız, haklısınız:
Siz duruyorsunuz evren yürüyor." ı) Kendine parlama: Işık hızına ulaştığınızda Süper Uzay'a gireriz. Burası dört boyutun ortadan kalktığı en büyük ve biricik göktür. Aynı zamanda burası "Gri Hiçlik" bölgesidir. Orada ışık hızını aşmış cisimler bulunabilir. O cismin içindekiler varlığını sürdürürler. Pek çok UFO aracı ışık hızını aştığında, kendine parlayan bir yıldız olarak burada bulunur. "Şimdi bu konuyu açalım. Hepimiz birer fotonuz ve ışık hızıyla gidiyoruz. Dolayısıyla herkes birbirine durağan geliyor. Ama büyük bir problem var: Bizler ışık hızıyla gidiyoruz. Yani yanımda birinin olduğunu anlamam için ondan bana ışık sinyali gelmesi gerekiyor. Ya da benin onunla tokalaşmam için, elimi uzatmam gerekiyor. Fakat elimi uzatmam demek ışık hızını aşmak demek. Bu yasak. O zaman hepimiz birbirimizden habersiziz. Yani koskoca bir semada tek başınayız ve biz bir fotonuz ya, her birimiz kendimize parlıyoruz. Sadece kendimizin kendimize parladığını görüyoruz. Başka kalan her şey karanlık ve gri....Kurşunî bir hiçlik orada bir tek ben varım ve ben kendime parlıyorum. Sadece kendime... İşte en necmil Sakıb, kendine parlayan demektir" diyor Hans. i)
Kendimizin sayıca çoğalması: Işık hızının aşılmasının en eğlenceli sonuçlarından biri de ne kadar çok olduğunuzu görmek olacaktır! Hans bu konuyu 24 Mart 2002 Pazar e-söyleşisinde Jana üzerinden açıklıyor. Bu açıklamaya geçmeden önce Jana hakkında birkaç şey söyleyeyim: Jana dabbet, zaman gezmeni ve 1N'li. Yani Hanif kampüsten. Zip-Zap'ın zamanımızdaki 3M'sinden biri. Onu, parapsikoloji ile ya da bilinmeyenle ilgilenenler tanıyor. Billy Meir'in "Venüs'lü" adı altında resmini çekip tanıttığı kadın. O resimde Jana gerçekten de flû görünüyor. Hans'ın
açıklamasına gelince, o şöyle diyor: "Jana'nın
coğrafyasını belirleyelim: Bu Dünya, şu karşı
bahçe ama bu kez tarihini (Jana'nın yaşını)
belirleyemezsiniz. Coğrafyayı belirlediğinizde tarihin
iki ucu (karneyn) oluşur. Hızı ışık hızına
yükseltirseniz, o zaman biri bulutsu, iki adet jana fotoğrafını
yanyana olarak görebilirsiniz. Genç jana (esmer-nera) ve sarışın
jana... Bu sonuncusu yaşlıdır, ikisi yanyanadır;
çünkü iki uç (karn+eyn) yani iki tarih (genç ve yaşlı)
bir tek coğrafyada (aynı yerde, mesela şu anda sizin odanızda)
bir araya gelir. Tek coğrafya gösterirseniz, iki tarih (karn) ucu
ortaya çıkar. Ve o kişiyi en az iki resim halinde görürsünüz.
İki resim yanyana. İkisi de kendisi. Aynı yerde ama iki
ayrı zamanda (genç platin ve yaşlı nera, jana). Kitaplarıma
yazmıştım: Süper uzayda cenin-bebeklikten ta ölüm yaşımıza
kadar tüm an be an (her anda) görüntülerimizi, mesela filme çekseydik,
bu filmleri üst üste koysaydık, görecektik ki genç, orta ve yaşlı
her yılın fotoğrafından oluşan üst üste binmiş
ve netliği olmayan, pek anlaşılmayan bir resim çıkardı.
Bu resim de değil, olasılık bulutu olurdu. Ama bu
resimlerin baştan birini (asket) ve sondan birini (nera) iskambil
kartı gibi çekip alsaydınız. Ya da tam doğrusuyla,
baş ve son birleşseydi, bu birleşme noktasındaki iki
resim bir araya gelirdi. Genç ve yaşlı iki tane jana... (fotoğrafın
sırrı budur). Aynı coğrafyada lokalize olduklarından iki ayrı tarih görüntüsü yan yana gelmiştir. Yine kitaplarımdan anımsayacaksınız. Halka biçimindeki bir dönen Karadelik'te, ekvator düzleminde dönme yönünde düz gidip de geri dönen birisi yola çıkmakta olan kendisine rastlayacaktı. İşte dönen asket, yola çıkmaya hazırlanan ise, nera olan jana idi. Zamanda arkaya gezmenlik (zag) zaten böyle bir mekanizmadır. Hele araya bir yaşa karşı 14 yaş girince, yaş farkı da üç-beş olunca, yaşlı olan (üç yaş yaşlı) diğerine 42 yıl fark atacağından birbirlerini gelecekte yaşıt akran olarak tanıyanların, zamanda geriye gitmeleriyle "yaşlılık" halleri yüzünden birbirlerini tanımama ihtimâline karşılık, daima çift resim konmalıdır ki, genç olan tanısın ve MİB tuzağına düşmesin." Hans, başka bir konuşmada, ışık hızının yeter düzeyde aşılmasının ardından ortaya çıkan bu çoğalmayı UFO aracı üzerinden yineliyor: "Bir
tek UFO, meselâ 1953-64-75-86-97-2008 gibi yıllar içinde görünecek
(görünüyor zaten), ama tek bir ufo (Târık) bu zamanda hızla
bu yılları katetiğinden, sen onu ayrı ayrı
ufolar sanıyorsun. Oysa aynı UFO'dur. Hızı nedeniyle
senin geleceğine geçiyor. Böylece sen her yıl aynı
UFO'yu görüyorsun fakat herbirini ayrı ayrı sanıyorsun" diyor.
|