|
A19) IŞINLANMA
TAYYI MEKÂN
a)
PHİLADELPHİA
DENEYİ (Kendiliğinden
yanan insanlar, Ufo'lar ve Bermuda şeytan üçgeni) Hans'a göre ışınlanma, ister zamanda sıçrama ister mekânda sıçrama olsun her iki biçiminde de bir karadelik yutulumudur. Burada mekânda ve zamanda sıçramaya iki örnek vererek yetineceğiz: Philedelphia Deneyi ve Şeytan Üçgeni. Önce Philadelphia Deneyini görelim:
MORRIS KETCHUM JESSUP (1900-1959) Bilim adamı, oşinograf, havacı, astronom, astrofizikçi, teorik fizikçi, matematikçi ve yazar.
Birinci
Dünya Savaşına çavuş rütbesiyle katılmış;
1920li yıllarda, Iowa ve Michigan Üniversitelerinde
matematik ve kozmoloji öğrenimi görmüş; daha sonra, bir araştırma
ekibi ile gittiği Güney Afrikada astronom olarak çalışırken
keşfettiği Çift Yıldızlar ile adı
astronomi tarihine geçmiştir. Güney Afrikadaki deneyimlerini,
1933'de doktora çalışmasında toparlamış ve
ondan sonra, Washington'daki Carnegie Enstitüsü adına bir araştırma
ekibi ile birlikte fotoğrafçı olarak, Maya ve İnka
uygarlıklarını incelemek üzere, Güney Amerikaya
gitmiştir. Burada yoğun
çalışmalar yapan Jessup, bu çalışmaların sonucunda, bu uygarlıklarca
kurulan olağanüstü yapıların, ancak Dünya dışı
bir teknoloji ile yapılabileceğini açıklamıştır.
Morrıs
Ketchum Jessup Bunların
dışında, ayrıca, I. D. Sandersonun 1968 yılında
Pursuit dergisinde yayınlanan, M.
K. Jessup ve H. S. Santessonun 1975 yılında, yine Pursuit dergisinde yayınlanan, More on Jessup and The Allende Case (Jessup ve Allende Dosyası Hakkında Yeni Bilgiler) adlı
yazıları da dikkat çekicidir. Söz
konusu yayınlar incelendiğinde, Dr. Jessupun 1940lı
ve 1950li yıllar arasındaki yaşamı hakkında
neredeyse hiçbir bilgi yok. Ancak, Aibergin kitaplarında
Jessupun yaşamındaki bu esrarengiz dönemin aydınlatıldığını
görüyoruz. O bu konuda şöyle diyor: Jessup,
1940 yılında, postadan görünmezliğin sırlarından
ve Birleşik Alanlara ilişkin elektriksel manyetizmadan söz
eden inanılmaz formüllerle dolu bir mektup alır. Bu
mektuptaki imza, Fransızcaya uyarlanmış Charles M. Alaindir. Daha sonra aldığı aynı
imzalı ikinci bir mektupta ise, Müslüman
olması hâlinde kendisine çok önemli kozmik bilgilerin verileceği,
hatta KMAnın şahsen ortaya çıkabileceği bildirilir.
Jessup, belki de sadece bilim aşkına, bir zenci müftünün
huzurunda Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olur. Müslüman
oluşunun hemen ardından, postadan, defter kalınlığında
el yazısı ile yazılmış bir mektup alır.
Mektupta yazılanlara baktığında şaşkına
uğrar; inanılmaz şeyler vardır. Görünmez olmanın
sırları dinsel açıdan anlatılmakta; bir taşıtı
görünmez hâle getirmenin tam bilimsel ve akla gelmeyecek elektriksel
aygıtları ve dev bobin planları bu mektuptayer almaktadır.
Mektubun altındaki imzalar, bu kez Karl Michael Allein ve
Asistan olarak Heiberg ikilisine aittir. Hansel
Heiberg ortaya çıkıyor:
Daha
sonra, Jessupun gerçek bir Müslüman olduğuna inandırmasıyla,
KMA adına ikinci imza, olan Heiberg
ortaya çıkar; tanışırlar ve ünlü Philadelphia
Deneyinin çalışmalarını birlikte yürütmeye
başlarlar. Heiberg, daha önce bilim literatüründe hiç adı
geçmeyen esrarengiz biridir; ancak Einsteine bile taş çıkartacak
teknik bilgiye sahiptir.
HANSEL HEİBERG Hansel
Heiberg, 1940lı yıllarda, görünmezlik yeteneğini, Bedensiz ve araçsız zaman yolculuğu yapma veya Kendi
tüneline gizlenerek dış uzayda görünmez olabilme şeklinde
tanımlamıştır. Hansel,
kendisinin tek başına, sadece dua ve zikir yoluyla oluşturabildiği
görünmezlik olayının, bilim yoluyla da gerçekleştirilebileceğine
inanmaktaydı. Çünkü, görünmezlik mekanizmasının,
tamamen enerjetik alanlara dayandığını fark etmiş
ve olağanüstü şiddetli manyetik alanlarda bunun gerçekleşeceğine
inanmıştı. Görünmezlik
olayını bilimsel yolla gerçekleştirmek amacı ile de
1940lı yılların başlarında, Dr. Morris
Ketchum Jessup ile yukarıda belirttiğimiz şekilde ilişki
kurmuştu. Dr. Jessup, o yıllarda, ABD Deniz Kuvvetlerinin
çok değer verdiği büyük bir bilim adamıydı. Yapay
manyetik alanlar oluşturularak bir geminin görünmez olup,
olamayacağının denenmesi, İkinci Dünya Savaşının
en yoğun olduğu bu dönemde, ABD Deniz Kuvvetlerinin de çok
ilgi duyduğu bir projeydi. Dr. Jessup ise, orduya, böyle bir
deneyi üstlenebilecek tek kişi olarak görünüyordu. Bu
deneyle, maddenin uzayda yer değiştirmesi planlanmıştı.
(teleportasyon - tayy-ı mekân - uzay yürüyümü -) Başka
bir deyişle, madde, atomlarına ayrıştırılacak
ve başka bir fizik mekânda tekrar bir araya getirilecekti. Bu
deneydeki asıl hedef, Einsteinın Birleşik Alanlar
Kuramı'nı uygulamalı olarak desteklemek ve bundan askeri
amaçlarla yarar sağlamaktı. Bunun için de yapılacak iş,
oluşturulacak yapay bir manyetik alanla, savaş gemilerinin düşman
gemileri karşısında görünmezliğinin sağlanmasıydı.
Bir taşla birkaç kuş yani... Einstein'ın
"Birleşik Alanlar Kuramı", dört temel kuvvetin (Güçlü
ve zayıf çekirdek kuvveti, gravitasyon ve elektromanyetizmanın)
ayrı ayrı alanlar olmadığı, dolayısıyla,
mekân-zaman ve madde-enerji kavramlarının aslında
birbirinden ayrı şeyler olmadığı, aynı
elektromanyetik uyarılar karşısında birleşebilecek
nitelikte oldukları ya da benzer tepkiler verebileceği düşüncesiydi. Aslında
bu kuram, UFOların nasıl birdenbire görünüp, birdenbire
kaybolabildiklerini açıklayabilen tek kuramdır! J. Helms ve
L. Harrynin Argosy UFO Magazinede 1977 yılında yayınlanan The
Carlos Allende Letters: Key to The UFO Mystery (Carlos Allende
Mektupları: UFO Gizeminin Anahtarı) başlıklı
yazısında bu konuda
bazı ipuçları bulunmaktadır. Yapılacak
uygulama, bir bobinden yüksek voltajlı elektrik geçirmekten
ibaretti. Böylece, oluşturulacak olan elektrik alan, kendisine dik
bir manyetik alan yaratacaktı. Bu alanlardan her biri, evrenin bir
düzlemini temsil ediyordu. Oysa, evrenin üç düzlemi vardır.
Demek ki, üçüncü bir alan daha olmalıdır. Projenin bir
amacı da, insan eliyle yaratılacak yapay bir manyetik alanla
oluşturulabilecek olan bu üçüncü düzlemin, insanlar ve
cisimler üzerindeki etkilerini araştırmaktı. Söz
konusu deney, çok güçlü manyetik jeneratörler ve bobinlerle bir
gemiye ve yakın çevresine elektrik akımı yükleyerek,
buradaki elektrik alana dikey durumda yoğun bir manyetik alan oluşturmak
ve böylece oluşan bu dipol alanda, iç uzaya, yani tünele
girip, başka bir tünel ucundan çıkmak şeklinde özetlenebilir. Dünyada
ve Türkiye'de,"Philadelphia Deneyi"ni bilinmeyenin hemen
hemen bütün meraklı turşucuları duymuştur. Bu
olay, parapsikoloji literatüründe de yerini almıştır.
Ancak bu olayın böylesi bir bilimsel açıklamasını
dünyada çok az sayıda insan bilmektedir.
Bu yüksek voltajlı elektromanyetik alan ve Karadelik Tünelleri
kavramlarına dayalı bilimsel açıklama yanlızca,"Philadelphia
Deneyi"ni açıklamakla da kalmaz. Apor, Teleportasyon,
Telekinezi, Levitasyon, Bermuda Şeytan Üçgeni, Çanakkaledeki
İngiliz alayının yok oluşu, Kurbaya yağmuru,
kendiliğinden tutuşup yanan insanları vb. türden psişik
yeteneklere ve olağanüstü doğa olaylarına bağlanan
bir çok parapsikolojik olayları da açıklar.
Tesla'nın
aura, biyoenerji, enerjik beden ve yüksek gerilimle elde edilen yüksek
frekanslı elektromanyetik alanlar üzerine öncü çalışmaları
vardı. O, bunların hepsine birden "CORONA" diyordu.
U.S.S
Eldridge gemisinde kullanıldığı iddia edilen jenaratör.
Deney
amacına ulaşmıştır. Ancak, deneyden hemen
sonra, gemideki personelin bir kısmının tamamen kaybolduğu;
geriye kalanların ise, psişik yeteneklerinin çok güçlenmiş
olduğu saptanır. Bazıları, deneyde kazandıkları
görünmeme yeteneğini, daha sonra günlük yaşamlarında
da sürdürürler. Evlerinde otururken, sokakta yürürken, herhangi bir
zamanda, diğer insanların şaşkın bakışları
arasında kaybolup, sonra yeniden ortaya çıktıkları
görülür. Kiminin vücutları kısmen görünmez olur. Liman
yakınlarındaki bir barda çıkan kavgada, denizcilerden
bir kısmının bir görünüp, bir kayboldukları
garsonlar tarafından hayretle izlenir. Bir diğerinin,
ailesinin gözleri önünde, evinin duvarları içinden geçtiği
görülür. Bazıları ise, donup kalmakta; yani heykel gibi
kaskatı kesilmektedir. Bu donmalar, bazen bir kaç saniye, bazen
saatlerce sürmektedir. Smith adındaki bir denizcinin donuşu
ise 200 gün sürmüştür. Yemeden, içmeden, nefes almadan bu
kadar uzun süre donup kalan Smith, kendine geldiğinde, bu süreyi
5 saniye gibi hissettiğini ve bu süre içinde elinde olmadan
uzayda gezindiğini ve Dünyayı dışardan seyrettiğini
ifade etmiştir. Donan
kişiler, kendi iradeleri ile hareket edememekte, yakınlarındaki
kişilerin onlara dokunarak topraklamaları gerekmektedir. Daha
sonra, hepsi, bu donma anında, kendilerinin çekimsiz olarak
serbestçe yükselip, uzayda gezebildiklerini ifade etmişlerdir.
Kaybolan denizciler de, Birden
kendimizi, bedenimizle birlikte uzayda buluyoruz, sonra tekrar kaybolduğumuz
yerde ortaya çıkıyoruz demişlerdir. Denizcilerin
doğru söylediği, acı bir gerçekle anlaşılır:
Bir gün, üzerinde pusula bulunduran bir tayfa birdenbire donup kaldığında,
arkadaşları ona dokunarak topraklamak isterler. Dokundukları
anda, tayfa birden alev alır ve o kadar şiddetli yanar ki,
geride kül bile bırakmaz. Sadece bulunduğu zeminin kömürleşmiş
olması, tayfanın yandığını göstermektedir
Bu şekilde, dört denizcinin yandığı kaydedilmiştir. Dr.
Jessup, bu tayfa yandığı sırada, bulunduğu döşeme
ve halıda oluşan yanıkları toplayarak, Hansel
Heiberge verir. Heiberg bazı testler yapar ve bu tayfanın,
uzayın, kozmik ışınların bulunduğu
atmosfer dışı bir bölgesine ışınlanmış
olduğu sonucuna varır. Çünkü, yanmış halı ve
döşeme artıklarında Dünya üzerinde hiç olmaması
gereken, radyoaktif ışıma ve dedektörlerin Kozmik
Primerler diye tanımladıkları, Kuranda Şihap
adıyla bildirilen kozmik ışınları saptamıştır.
Bu ışınlar, magnetosferde, bilimsel adıyla
Shower (Sayanak) denilen bir olayla törpülenmektedirler. Bu
nedenle, Dünyaya ulaşmaları olanaksızdı.
İşte yanık halı artıklarında bu kozmik
ışınların saptanmış olması, tayfanın
dediklerini doğruluyor, yani onun atmosfer dışına çıktığını
ve orada bu ışınlarla alev aldığını
kanıtlıyordu. Böylece, tayfaların, uzaya bazen
bedenleriyle, bazen de dondukları anda bilinçleriyle çıktıkları
doğrulanmıştı. Philadelphia
Deneyi, sonraki yıllarda bir çok dergiye, kitaba ve filme konu
olmuştur. Deneyle ilgili çeşitli görüşler ileri sürülmüş,
iddialar ortaya atılmış, fakat olayın ardındaki
giz bir türlü tam olarak gözler önüne serilememiştir. Çok sayıda
tanığın olmasının yanısıra, deneyi yaşayan
bir o kadar da denizci vardır. Ancak, bunların büyük bölümünde
zamanla akıl rahatsızlıkları ortaya çıkmış,
bir kısmı intihar etmiş, bir kısmı ise eceliyle
ölmüştür. Dolayısıyla, bugün için bu deneyle ilgili
somut kanıtlar bulmak oldukça güçtür. Öyle ki, bugün, ABD
Deniz Kuvvetlerinde deneyin kod adının bile ortada
bulunmaması, bu olayın yetkililerce hâla bir giz olarak
saklandığını göstermektedir. ABD
Deniz Kuvvetlerinin çok gizli Inter
Services Code-Work Indexinde yer alan Rainbow
kod adının, Philadelphia Deneyine ait olduğu ve bu
deneyin, resmi kayıtlarda Project
Rainbow (Gökkuşağı Projesi) adıyla geçtiği,
W. L. Moore ve C. F. Berlitz ikilisinin The
Philadelphia Experiment: Project Invisibility
(Philadelphia Deneyi: Görünmezlik Projesi) kitabında ve A. H.
Hochheimerin The Philadelphia Experiment from A to Z (Adan Zye
Philadelphia Deneyi) adlı yayınında belirtilmiştir.
Ayrıca, deneyin, yerel gazetede haber olarak yayınlanmış
olduğu da bu yayınlarda yer almaktadır. Bazı
kaynaklarda deneyin ön hazırlık çalışmalarının
Nikola Tesla ve Dr. John von Neumann tarafından, 1930-1931 yıllarında,
Chicago ve Princeton Üniversitelerinde yapıldığı,
Teslanın 1931-1943 yılları arasında bu projede
etkin görev aldığı, hatta 1940 yılında yapılan
ilk denemenin başarılı olmasından sonra, 22 Temmuz
1943 ve 12 Ağustos 1943 tarihlerinde, takip eden denemelerin yapıldığı
ileri sürülmüştür. Tesla, deneyin gemi personeline zarar vereceği
gerekçesi ile projeden ayrılmış ve kısa bir süre
sonra kuşku uyandırıcı bir ölümle yaşamını
yitirmiştir. Bazı
kaynaklarca üç kez tekrarlandığı ileri sürülen
deneyi, yandaki diğer bir gemiden gözlemleyen tanıklardan
birinin ifadesi şöyledir: 22
Haziran 1943 sabahı 9.00da jeneratörler çalıştırıldı.
Yeşilimsi bir sis gemiyi örtmeye başladı. Bir an sadece
geminin çapasını görebildim, sonra o da kayboldu. Sis
ortadan kalktığında gemi kaybolmuştu, sadece denizi
görüyorduk. Bizim gemide bulunan üst rütbeli subaylar ve bilim
adamları, korku ve heyecan içersinde soluklarını tutarak
bu inanılmaz olayı seyrediyorlardı. Gemi ve personeli
sadece radardan değil, gözlerimizin önünden yok olmuşlardı.
Her şey planlandığı gibi olmuştu. 15 dakika
sonra emir verildi ve jeneratörler durduruldu. Önce bir şey olmadı;
ardından yeşil sis tekrar ortaya çıktı ve USS
Eldridge tekrar görünmeye başladı. Sis azalırken, bir
şeylerin yanlış gittiğini hissettik. Hemen gemiye
yanaştık. İlk önce, gemi personelinin çoğunun
geminin yanlarından sarkarak kusmakta olduklarını gördük.
Diğerleri güvertede bilinçsizce, şaşkın şaşkın
dolaşıyorlardı. Ekipler gemiye girerek, bu personeli
yenileriyle değiştirdiler. Bir kaç gün sonra, yeni bir
deneyin yapılması kararlaştırıldı. Bu
deneyde de, gemi, istenilen radar görünmezliğine ulaştı;
akabinde geminin donanımı değiştirildi. Asıl
deney ise, 28 Ekim 1943de yine aynı gemide gerçekleştirildi.
Bu deneyde de, jeneratörler çalıştırıldıktan
hemen sonra, destroyer hemen hemen görünmezlik aşamasına ulaştı.
Geminin sadece burnu ve kıçı görülüyor, aradaki bazı
yerleri ise belli belirsiz seçiliyordu. Sonra, su üzerinde, sadece
teknenin bulunduğu yerde çizgi hâlinde bir iz kaldı. Daha
sonra, mavi bir ışık parladı ve o çizgi de yok
oldu. Artık, gemi tamamen yok olmuştu. Geminin, bir kaç
dakika sonra, Philadelphiaya millerce uzaktaki Norfolkda ortaya çıktığı
kaydedildi. Ancak, orada göründükten kısa bir süre sonra tekrar
kayboldu ve tekrar Philadelphiada ortaya çıktı. Bu kez
durum ciddiydi; tüm personelin başı beladaydı. Bazıları
yok olmuştu; bir daha hiç geriye dönemediler. Ama en korkuncu, beş
denizcinin, geminin gidip-gelmesi sırasında, metal gövdenin içinde
sıkışarak kalmış olmalarıydı. Bu feci
bir olaydı. Birisi kurtuldu, ama bir daha asla eski hâline dönemedi;
aklını yitirmişti. Personelden bazılarının
psişik yeteneklerinin olağanüstü gelişmiş olduğu
saptandı. Bazıları ise sokakta yürürken kayboluyor,
sonra yeniden ortaya çıkıyorlardı. Dr.
Jessup'un devam eden öyküsü Araştırmacı
yazar C. F. Berlitz, Without A
Trace (İz Bırakmadan) adlı kitabında
Dr. Jessupun yakın
arkadaşı, bilim adamı, Dr. Mason Valentine ile yaptığı
bir röportaja yer veriyor. Bu röportajda, Berlitzin, Philadelphia
Deneyinin bilimsel olarak açıklanmasının mümkün
olup, olmadığı konusundaki sorusuna, Dr. Valentine şu
cevabı vermiştir: Bence
Philadelphia Deneyi, bilinen ve alışılmış
yollarla açıklanamaz. Bir çok bilim adamı, artık atomun
temel yapısının madde zerreciklerinden değil,
elektromagnetik alanlardan oluştuğu görüşünde. Bu
olay, son derece karmaşık enerji alanlarının
birbirini etkileme işlemidir. Eğer, böyle bir evrenin içinde
maddenin değişik fazları bulunmasaydı, bu şaşılacak
bir şey olurdu. Bir fazdan diğerine geçilmesi, bir yaşam
düzeyinden diğerine geçmeye benzer. Bu, boyutlar arası bir
değişmedir. Yani, Dünyalar içinde başka Dünyalar
olabilir. Manyetik alanların boyutsal değişimler
yaratabileceğinden zaten kuşkulanılıyordu. Maksatlı
olarak olağandışı manyetik koşulların
yaratılması, hem fiziksel hem de yaşamsal olarak maddenin
fazını değiştirebilir. Bu durum, bağımsız
olmayan, ancak içinde bulunduğumuz madde-zaman-enerji boyutunun
bir parçası olan zaman boyutunu saptırabilir. Kısacası,
Philadelphia Deneyi büyük bir olasılıkla gerçek bir
deneydir. Dr.
Jessupun UFO kitabı : Dr. Jessup, deneyden sonra, 1950 yılı
başlarında, UFOlarla ilgili bir kitap üzerinde çalışmaya
başladı. Yukarıda, Jessupun, Hansel Heibergin çantasında
bulduğu bazı çizimleri kopya ettiğini belirtmiştik.
Jessup, bu çizimleri, yazmakta olduğu UFO kitabında
kullanmaya kalkıştı. Ancak, matbaaya baskı için bıraktığı
yazıların zaman yolculuğu ve ileri UFO teknolojisi ile
ilgili bazı bölümlerinin baskıda çıkmadığını
hayretle gördü. Yazılar matbaada, klişe için verdiği
çizimlerin asılları ise, evinde kaybolmuştu. Tam o sıralarda,
peşine takılan siyah takım elbiseli kişiler
nedeniyle, Heiberg ortadan kayboldu. Bir süre sonra,
Heibergden, Can güvenliği
nedeniyle görüşmemeleri gerektiğini, ancak posta kanalı
ile yazışmalarının süreceğini bildiren
bir mektup aldı. Böylece, KMA ve Heiberg imzalı
mektuplar tekrar gelmeye başladı. Ancak, bir süre sonra bu
mektuplar da postada kaybolmaya başlayınca ilişkileri
tamamen kesildi. Bütün
bunlar olurken bir şey daha oluyordu. Yahudi asıllı Rus
yazar Velikovsky Dr. Jessup'un bir UFO kitabı yazmaya giriştiğini
duymuş ve o da karşıt tezde bir UFO kitabı yazmaya
girişmişti. Kitabının
adı,UFOs and Journey to
The History yani (UFOlar ve Tarihe Seyahat) idi. Velikovsky bu
kitabı neden yazmaya girişmişti dersiniz? Çünkü Dr.
Jessup, kitabında, Yedi kişilik Yahudi bir grubun gelecekten zamanımıza
gelerek, tarihin doğal akışını siyonizm doğrultusunda
değiştirmeyi amaçladıklarını iddia
etmekteydi. Kitap henüz basılmamıştı. Ancak,
Velikovsky her nasılsa bunu öğrenmiş ve bu kitaba karşıt
olan kitabını yazmaya koyulmuştu. Bu sıralarda,
Einsteinin basında, UFOlar gerçektir; orijinlerine dönüyorlar şeklinde
çıkmaya başlayan demeçleri de oldukça ilginçtir. Fakat,
Jessupun kitabının bazı bölümleri yok edilip, ancak
bazı eksiklerle yayınlanmasından sonra, Einsteinin
demeçleri birden bıçak gibi kesildi ve Velikovsky de yeni kitabını
yayınlamaktan vazgeçti. Jessup,
ilk kitabı The Case for
The UFOnun 1955 yılında yayınlanmasından kısa
bir süre sonra, The Expanding Case for The UFO (Genişleyen UFO Dosyası)
adı altında ikinci bir kitap yayınlamıştır.
Bugüne kadar konusunda yazılmış en iyi dört kitaptan
biri olarak kabul edilen bu kitaplarda, Philadelphia Deneyi ve Birleşik
Alanlar Teorisine geniş yer vermiştir. Jessup, kitaplarında,
okurların ve devletin bu konuya yönelmesini ve bu alanda yapılacak
çalışmalara finansal kaynak sağlanması için
politikacılara baskı yapılmasını önermekteydi.
Ona göre, UFO konusu ancak bu düzeyde ele alındığında
bir çözüme kavuşabilecekti. Dr.
Jessup, kendisine yapılan komploya karşılık olmak üzere,
UFOs and TT (UFOlar ve Zaman Yolculuğu) adındaki
üçüncü kitabını yazmaya koyuldu. Ancak, bu kitabın
yayınlanmasına ömrü yetmedi. Dr.
Jessupun ölümü Dr.
Jessup, Philadelphia Deneyi üzerinde düşünmeden edemezdi. Uzun süre
düşündü ve notlar alarak 1959 yılı Nisan ayında,
çalışma arkadaşı Dr. Mason Valentinee,
Philadelphia Deneyi ile ilgili olarak konuşmak istediğini söylemişti.
Kendine göre, bazı kesin sonuçlara ulaşmıştı.
Dr. Valentine, Jessupu, 20 Nisan akşamı için yemeğe
davet etti ama bu buluşma gerçekleşmedi. Polis kayıtlarına
göre, Dr. Jessup, 20 Nisan 1959 akşamı saat 18.30da,
otomobili ile Miamideki Mathesons Hammock Parkına girmiş;
otomobilini bir kenara park ettikten sonra, egzozunu tıkayarak,
arabanın içinde intihar etmişti! Kayıtlarda,
Jessupun, Dr. Valentinee göstermek üzere yanına aldığı
notlardan ve taslaktan hiç söz edilmiyordu. Dr.
Jessupun yakın arkadaşları, onun, intihar edecek yaratılışta
bir kimse olmadığını ısrarla belirttiler. Dr.
Valentine ise, açıkça onun bazı kişileri rahatsız
edecek çalışmalar yapmış olmasından ötürü
öldürüldüğünü ileri sürdü. Ona göre, Otomobilin
içinde bulunduğunda Jessup sağdı ve kurtarmak için hiç
bir çaba gösterilmemişti. Diğer taraftan, bazı UFO
araştırıcıları, Dr. Jessupun siyah takım
elbiseli kişilerce öldürüldüğünü ileri sürmüşlerdir.
Philadelphia Deneyi gibi inanılmaz bir olayı gerçekleştiren
bu adamın intihar süsü verilerek öldürülmesi, olayı tam
bir bilim-kurgu romanına dönüştürmüştür. Ancak,
olanlar gerçektir. Jessupun yakın arkadaşı Dr.
Valentine, Jessupun peşine siyah takım elbiseli kişilerin
takıldığını ve Jessupa park yerinde pusu
kurulduğunu da söylemiştir. Dr.
Jessup, büyük bir olasılıkla, Dr. Valentine'e o sıralarda
hazırlamakta olduğu UFOs
and TT (UFO'lar ve zaman Yolculuğu) isimli üçüncü kitabından,
ilk kitabında komploya uğrayarak yayınlamayı başaramadığı
ileri UFO teknolojisinden, zaman yolculuğundan ve yedi kişilik
Yahudi grubun Dünya tarihini değiştirme çabalarından söz
edecekti. Sonuçta,
Philadelphia Deneyinin 1 Numaralı Adamı Dr. Jessupun ölümüyle,
deneyle ilgili araştırmalar, belgeler, tanıklar ve onun
UFO teknolojisi ve zaman yolculuğu ile ilgili çarpıcı görüşleri
tam anlamıyla bir esrar perdesine bürünmüştür. Hans,
"Philadelphia Deneyini gerçekleştiren Dr. Jessup, süper
bir Zig-Zag teorisyeni ve teknisyeni olup, özellikle UFO teknolojisi başta
olmak üzere tüm buluşları gelecekte anlaşılacaktır"
diyor.
|