A19)  IŞINLANMA  TAYY–I  MEKÂN

               

    a)  PHİLADELPHİA  DENEYİ

         (Kendiliğinden yanan insanlar, Ufo'lar ve Bermuda şeytan üçgeni)

 

Hans'a göre ışınlanma, ister zamanda sıçrama ister mekânda sıçrama olsun her iki biçiminde de bir karadelik yutulumudur. Burada mekânda ve zamanda sıçramaya iki örnek vererek yetineceğiz: Philedelphia Deneyi ve Şeytan Üçgeni. Önce Philadelphia Deneyini görelim:

 

 

MORRIS KETCHUM JESSUP  (1900-1959)

Bilim adamı, oşinograf, havacı, astronom, astrofizikçi, teorik fizikçi, matematikçi ve yazar.

 

Birinci Dünya Savaşı’na çavuş rütbesiyle katılmış; 1920’li yıllarda, Iowa ve Michigan Üniversiteleri’nde matematik ve kozmoloji öğrenimi görmüş; daha sonra, bir araştırma ekibi ile gittiği Güney Afrika’da astronom olarak çalışırken keşfettiği “Çift Yıldızlar” ile adı astronomi tarihine geçmiştir. Güney Afrika’daki deneyimlerini, 1933'de doktora çalışmasında toparlamış ve ondan sonra, Washington'daki Carnegie Enstitüsü adına bir araştırma ekibi ile birlikte fotoğrafçı olarak, Maya ve İnka uygarlıklarını incelemek üzere, Güney Amerika’ya gitmiştir.  Burada yoğun çalışmalar yapan Jessup, bu çalışmaların sonucunda, bu uygarlıklarca kurulan olağanüstü yapıların, ancak Dünya dışı bir teknoloji ile yapılabileceğini açıklamıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

       Morrıs Ketchum Jessup 

 
Dr. Jessup’un yaşamı ve yaptıkları, ABD’de bugüne kadar yayınlanmış çeşitli kitaplara ve dergilerdeki yazılara konu olmuştur. Bunlardan en önemlileri, R. H. Crabb’ın 1962 yılında yayınlanan, “M. K. Jessup, Allende Letters and Gravity” (M. K. Jessup, Allende Mektupları ve Gravite);  G. Barker’ın 1963 yılında yayınlanan, “The Strange Case of Dr. M. K. Jessup” (Dr. M. K. Jessup’un Garip Durumu); C. F. Berlitz’in 1977 yılında yayınlanan, “Without A Trace” (İz Bırakmadan), W. L. Moore ve C. F. Berlitz’in 1979 yılında yayınladıkları, “The Philadelphia Experiment: Project Invisibility” (Phildelphia Deneyi: Görünmezlik Projesi) isimli kitaplarıdır. “Without A Trace”, ülkemizde 1977 yılında “İz Bırakmadan” ismi ile yayınlanmıştır.

Bunların dışında, ayrıca, I. D. Sanderson’un 1968 yılında “Pursuit” dergisinde yayınlanan, “M. K. Jessup” ve H. S. Santesson’un 1975 yılında, yine “Pursuit” dergisinde yayınlanan, “More on Jessup and The Allende Case” (Jessup ve Allende Dosyası Hakkında Yeni Bilgiler) adlı yazıları da dikkat çekicidir.

Söz konusu yayınlar incelendiğinde, Dr. Jessup’un 1940’lı ve 1950’li yıllar arasındaki yaşamı hakkında neredeyse hiçbir bilgi yok. Ancak, Aiberg’in kitaplarında Jessup’un yaşamındaki bu esrarengiz dönemin aydınlatıldığını görüyoruz. O bu konuda şöyle diyor:

Jessup, 1940 yılında, postadan “görünmezliğin” sırlarından ve “Birleşik Alanlar”a ilişkin elektriksel manyetizmadan söz eden inanılmaz formüllerle dolu bir mektup alır. Bu mektuptaki imza, Fransızca’ya uyarlanmış “Charles M. Alain”dir. Daha sonra aldığı aynı imzalı ikinci bir mektupta ise, “Müslüman olması hâlinde kendisine çok önemli kozmik bilgilerin verileceği, hatta KMA’nın şahsen ortaya çıkabileceği” bildirilir. Jessup, belki de sadece bilim aşkına, bir zenci müftünün huzurunda Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olur. Müslüman oluşunun hemen ardından, postadan, defter kalınlığında el yazısı ile yazılmış bir mektup alır. Mektupta yazılanlara baktığında şaşkına uğrar; inanılmaz şeyler vardır. “Görünmez olmanın sırları” dinsel açıdan anlatılmakta; bir taşıtı görünmez hâle getirmenin tam bilimsel ve akla gelmeyecek elektriksel aygıtları ve dev bobin planları bu mektuptayer almaktadır. Mektubun altındaki imzalar, bu kez “Karl Michael Allein” ve Asistan olarak “Heiberg” ikilisine aittir.

 

“Hansel Heiberg” ortaya çıkıyor:

 

Daha sonra, Jessup’un gerçek bir Müslüman olduğuna inandırmasıyla, KMA adına ikinci imza, olan  “Heiberg” ortaya çıkar; tanışırlar ve ünlü Philadelphia Deneyi’nin çalışmalarını birlikte yürütmeye başlarlar. Heiberg, daha önce bilim literatüründe hiç adı geçmeyen esrarengiz biridir; ancak Einstein’e bile taş çıkartacak teknik bilgiye sahiptir.

 

   HANSEL HEİBERG

 
Kimse onu tanımamakta, sürekli saklanmakta, Jessup’un evine ancak geceleri gelmektedir. Ön adını bile söylememiştir. Böylesi bir gizliliğin dayanılmaz çekiciliğine kapılan Jessup, bir gün Heiberg’in özel çantasını karıştırmadan edemez. Adamın adı: “Hansel Heiberg”dir. Pasaportu, 1908 yılında doğduğunu ve Norveçli olduğunu göstermektedir. Çantada Heiberg’in gizli çalışmalarını gösteren bir sürü döküman vardır. Bu dokümandaki çizimler ve teoremler, “KMA” imzasını taşımaktadır. Jessup, bu belgelerde, bir sürü çizimin yanısıra, UFO benzeri disk biçimli uçan araçların teknolojisinin en ince ayrıntısına kadar verildiğini hayretle görür ve bu çizimleri kopya etmekten kendini alamaz. Daha sonraları yayınladığı “The Case for The UFO” (UFO Dosyası) isimli kitabının ana kaynağı bu çizimlerdir.

Hansel Heiberg, 1940’lı yıllarda, görünmezlik yeteneğini, “Bedensiz ve araçsız zaman yolculuğu yapma” veya “Kendi tüneline gizlenerek dış uzayda görünmez olabilme” şeklinde tanımlamıştır.

Hansel, kendisinin tek başına, sadece dua ve zikir yoluyla oluşturabildiği görünmezlik olayının, bilim yoluyla da gerçekleştirilebileceğine inanmaktaydı. Çünkü, görünmezlik mekanizmasının, tamamen enerjetik alanlara dayandığını fark etmiş ve olağanüstü şiddetli manyetik alanlarda bunun gerçekleşeceğine inanmıştı. 

Görünmezlik olayını bilimsel yolla gerçekleştirmek amacı ile de 1940’lı yılların başlarında, Dr. Morris Ketchum Jessup ile yukarıda belirttiğimiz şekilde ilişki kurmuştu. Dr. Jessup, o yıllarda, ABD Deniz Kuvvetleri’nin çok değer verdiği büyük bir bilim adamıydı. Yapay manyetik alanlar oluşturularak bir geminin görünmez olup, olamayacağının denenmesi, İkinci Dünya Savaşı’nın en yoğun olduğu bu dönemde, ABD Deniz Kuvvetleri’nin de çok ilgi duyduğu bir projeydi. Dr. Jessup ise, orduya, böyle bir deneyi üstlenebilecek tek kişi olarak görünüyordu. 

Bu deneyle, maddenin uzayda yer değiştirmesi planlanmıştı. (teleportasyon - tayy-ı mekân - uzay yürüyümü -) Başka bir deyişle, madde, atomlarına ayrıştırılacak ve başka bir fizik mekânda tekrar bir araya getirilecekti. Bu deneydeki asıl hedef, Einstein’ın Birleşik Alanlar Kuramı'nı uygulamalı olarak desteklemek ve bundan askeri amaçlarla yarar sağlamaktı. Bunun için de yapılacak iş, oluşturulacak yapay bir manyetik alanla, savaş gemilerinin düşman gemileri karşısında görünmezliğinin sağlanmasıydı. Bir taşla birkaç kuş yani...   

Einstein'ın "Birleşik Alanlar Kuramı", dört temel kuvvetin (Güçlü ve zayıf çekirdek kuvveti, gravitasyon ve elektromanyetizmanın) ayrı ayrı alanlar olmadığı, dolayısıyla, “mekân-zaman” ve “madde-enerji” kavramlarının aslında birbirinden ayrı şeyler olmadığı, aynı elektromanyetik uyarılar karşısında “birleşebilecek” nitelikte oldukları ya da benzer tepkiler verebileceği düşüncesiydi.

Aslında bu kuram, UFO’ların nasıl birdenbire görünüp, birdenbire kaybolabildiklerini açıklayabilen tek kuramdır! J. Helms ve L. Harry’nin “Argosy UFO Magazine”de 1977 yılında yayınlanan “The Carlos Allende Letters: Key to The UFO Mystery” (Carlos Allende Mektupları: UFO Gizeminin Anahtarı) başlıklı yazısında bu konuda bazı ipuçları bulunmaktadır.

Yapılacak uygulama, bir bobinden yüksek voltajlı elektrik geçirmekten ibaretti. Böylece, oluşturulacak olan elektrik alan, kendisine dik bir manyetik alan yaratacaktı. Bu alanlardan her biri, evrenin bir düzlemini temsil ediyordu. Oysa, evrenin üç düzlemi vardır. Demek ki, üçüncü bir alan daha olmalıdır. Projenin bir amacı da, insan eliyle yaratılacak yapay bir manyetik alanla oluşturulabilecek olan bu üçüncü düzlemin, insanlar ve cisimler üzerindeki etkilerini araştırmaktı.

Söz konusu deney, çok güçlü manyetik jeneratörler ve bobinlerle bir gemiye ve yakın çevresine elektrik akımı yükleyerek, buradaki elektrik alana dikey durumda yoğun bir manyetik alan oluşturmak ve böylece oluşan bu “dipol” alanda, iç uzaya, yani “tünele” girip, başka bir tünel ucundan çıkmak şeklinde özetlenebilir.

Dünyada ve Türkiye'de,"Philadelphia Deneyi"ni bilinmeyenin hemen hemen bütün meraklı turşucuları duymuştur. Bu olay, parapsikoloji literatüründe de yerini almıştır. Ancak bu olayın böylesi bir bilimsel açıklamasını dünyada çok az sayıda insan bilmektedir.  Bu yüksek voltajlı elektromanyetik alan ve Karadelik Tünelleri kavramlarına dayalı bilimsel açıklama yanlızca,"Philadelphia Deneyi"ni açıklamakla da kalmaz. Apor, Teleportasyon, Telekinezi, Levitasyon, Bermuda Şeytan Üçgeni, Çanakkaledeki İngiliz alayının yok oluşu, Kurbaya yağmuru, kendiliğinden tutuşup yanan insanları vb. türden psişik yeteneklere ve olağanüstü doğa olaylarına bağlanan bir çok parapsikolojik olayları da açıklar.

 

                     PHİLADELPHİA DENEYİ

 Tesla'nın aura, biyoenerji, enerjik beden ve yüksek gerilimle elde edilen yüksek frekanslı elektromanyetik alanlar üzerine öncü çalışmaları vardı. O, bunların hepsine birden "CORONA" diyordu. 

                 

  U.S.S Eldridge gemisinde kullanıldığı iddia edilen jenaratör.

  Tesla'nın güç bobini

  Eldridge

 

Uygulama, Philadelphia limanındaki, USS Eldridge, DE (Destroyer Escort) 173 borda numaralı bir ABD sahil koruma gemisi üzerinde yapıldı. Tarih: 28 Ekim 1943’dür. Gemiye, 75 KVA gücünde iki dev jeneratör (degausser), her biri 2 megawat CV gücünde üç RF vericisi ve 3000 adet güç artırıcı tüp monte edilmiştir. Deney başladığında, ilk olarak sisli yeşil bir ışığın çevreyi sardığı görülür. Gemi bu yeşil sise bürünmeye başlar ve içindeki denizcilerle birlikte yavaş yavaş kaybolur. Geminin sadece su üzerindeki çırpıntıları görülmektedir, kendisi görünmez olmuştur. Tam üç dakika sonra, buraya 640 kilometre uzaklıktaki Norfolk limanında, geminin, askeri gözlemcilerin gözleri önünde aniden ortaya çıktığı ve tekrar kaybolduğu  ve en son olarak, yeniden Philadelphia limanında belirdiği görülür. Deney, bu şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıktığında güçlükle sona erdirilir.

Deney amacına ulaşmıştır. Ancak, deneyden hemen sonra, gemideki personelin bir kısmının tamamen kaybolduğu; geriye kalanların ise, psişik yeteneklerinin çok güçlenmiş olduğu saptanır. Bazıları, deneyde kazandıkları görünmeme yeteneğini, daha sonra günlük yaşamlarında da sürdürürler. Evlerinde otururken, sokakta yürürken, herhangi bir zamanda, diğer insanların şaşkın bakışları arasında kaybolup, sonra yeniden ortaya çıktıkları görülür. Kiminin vücutları kısmen görünmez olur. Liman yakınlarındaki bir barda çıkan kavgada, denizcilerden bir kısmının bir görünüp, bir kayboldukları garsonlar tarafından hayretle izlenir. Bir diğerinin, ailesinin gözleri önünde, evinin duvarları içinden geçtiği görülür. Bazıları ise, donup kalmakta; yani heykel gibi kaskatı kesilmektedir. Bu donmalar, bazen bir kaç saniye, bazen saatlerce sürmektedir. Smith adındaki bir denizcinin donuşu ise 200 gün sürmüştür. Yemeden, içmeden, nefes almadan bu kadar uzun süre donup kalan Smith, kendine geldiğinde, bu süreyi 5 saniye gibi hissettiğini ve bu süre içinde elinde olmadan uzayda gezindiğini ve Dünya’yı dışardan seyrettiğini ifade etmiştir.

Donan kişiler, kendi iradeleri ile hareket edememekte, yakınlarındaki kişilerin onlara dokunarak topraklamaları gerekmektedir. Daha sonra, hepsi, bu donma anında, kendilerinin çekimsiz olarak serbestçe yükselip, uzayda gezebildiklerini ifade etmişlerdir. Kaybolan denizciler de, “Birden kendimizi, bedenimizle birlikte uzayda buluyoruz, sonra tekrar kaybolduğumuz yerde ortaya çıkıyoruz” demişlerdir.

Denizcilerin doğru söylediği, acı bir gerçekle anlaşılır: Bir gün, üzerinde pusula bulunduran bir tayfa birdenbire donup kaldığında, arkadaşları ona dokunarak topraklamak isterler. Dokundukları anda, tayfa birden alev alır ve o kadar şiddetli yanar ki, geride kül bile bırakmaz. Sadece bulunduğu zeminin kömürleşmiş olması, tayfanın yandığını göstermektedir Bu şekilde, dört denizcinin yandığı kaydedilmiştir.

Dr. Jessup, bu tayfa yandığı sırada, bulunduğu döşeme ve halıda oluşan yanıkları toplayarak, Hansel Heiberg’e verir. Heiberg bazı testler yapar ve bu tayfanın, uzayın, kozmik ışınların bulunduğu atmosfer dışı bir bölgesine ışınlanmış olduğu sonucuna varır. Çünkü, yanmış halı ve döşeme artıklarında Dünya üzerinde hiç olmaması gereken, radyoaktif ışıma ve dedektörlerin “Kozmik Primerler” diye tanımladıkları, Kur’an’da “Şihap” adıyla bildirilen kozmik ışınları saptamıştır. Bu ışınlar, magnetosferde, bilimsel adıyla “Shower” (Sayanak) denilen bir olayla törpülenmektedirler. Bu nedenle, Dünya’ya ulaşmaları olanaksızdı. İşte yanık halı artıklarında bu kozmik ışınların saptanmış olması, tayfanın dediklerini doğruluyor, yani onun atmosfer dışına çıktığını ve orada bu ışınlarla alev aldığını kanıtlıyordu. Böylece, tayfaların, uzaya bazen bedenleriyle, bazen de dondukları anda bilinçleriyle çıktıkları doğrulanmıştı.

Philadelphia Deneyi, sonraki yıllarda bir çok dergiye, kitaba ve filme konu olmuştur. Deneyle ilgili çeşitli görüşler ileri sürülmüş, iddialar ortaya atılmış, fakat olayın ardındaki giz bir türlü tam olarak gözler önüne serilememiştir. Çok sayıda tanığın olmasının yanısıra, deneyi yaşayan bir o kadar da denizci vardır. Ancak, bunların büyük bölümünde zamanla akıl rahatsızlıkları ortaya çıkmış, bir kısmı intihar etmiş, bir kısmı ise eceliyle ölmüştür. Dolayısıyla, bugün için bu deneyle ilgili somut kanıtlar bulmak oldukça güçtür. Öyle ki, bugün, ABD Deniz Kuvvetleri’nde deneyin kod adının bile ortada bulunmaması, bu olayın yetkililerce hâla bir giz olarak saklandığını göstermektedir.   

ABD Deniz Kuvvetleri’nin çok gizli “Inter Services Code-Work Index”inde yer alan “Rainbow” kod adının, Philadelphia Deneyi’ne ait olduğu ve bu deneyin, resmi kayıtlarda “Project Rainbow” (Gökkuşağı Projesi) adıyla geçtiği, W. L. Moore ve C. F. Berlitz ikilisinin “The Philadelphia Experiment: Project  Invisibility” (Philadelphia Deneyi: Görünmezlik Projesi) kitabında ve A. H. Hochheimer’in “The Philadelphia Experiment from A to Z” (A’dan Z’ye Philadelphia Deneyi) adlı yayınında belirtilmiştir. Ayrıca, deneyin, yerel gazetede haber olarak yayınlanmış olduğu da bu yayınlarda yer almaktadır.

Bazı kaynaklarda deneyin ön hazırlık çalışmalarının Nikola Tesla ve Dr. John von Neumann tarafından, 1930-1931 yıllarında, Chicago ve Princeton Üniversiteleri’nde yapıldığı, Tesla’nın 1931-1943 yılları arasında bu projede etkin görev aldığı, hatta 1940 yılında yapılan ilk denemenin başarılı olmasından sonra, 22 Temmuz 1943 ve 12 Ağustos 1943 tarihlerinde, takip eden denemelerin yapıldığı ileri sürülmüştür. Tesla, deneyin gemi personeline zarar vereceği gerekçesi ile projeden ayrılmış ve kısa bir süre sonra kuşku uyandırıcı bir ölümle yaşamını yitirmiştir. 

Bazı kaynaklarca üç kez tekrarlandığı ileri sürülen deneyi, yandaki diğer bir gemiden gözlemleyen tanıklardan birinin ifadesi şöyledir:

“22 Haziran 1943 sabahı 9.00’da jeneratörler çalıştırıldı. Yeşilimsi bir sis gemiyi örtmeye başladı. Bir an sadece geminin çapasını görebildim, sonra o da kayboldu. Sis ortadan kalktığında gemi kaybolmuştu, sadece denizi görüyorduk. Bizim gemide bulunan üst rütbeli subaylar ve bilim adamları, korku ve heyecan içersinde soluklarını tutarak bu inanılmaz olayı seyrediyorlardı. Gemi ve personeli sadece radardan değil, gözlerimizin önünden yok olmuşlardı. Her şey planlandığı gibi olmuştu. 15 dakika sonra emir verildi ve jeneratörler durduruldu. Önce bir şey olmadı; ardından yeşil sis tekrar ortaya çıktı ve USS Eldridge tekrar görünmeye başladı. Sis azalırken, bir şeylerin yanlış gittiğini hissettik. Hemen gemiye yanaştık. İlk önce, gemi personelinin çoğunun geminin yanlarından sarkarak kusmakta olduklarını gördük. Diğerleri güvertede bilinçsizce, şaşkın şaşkın dolaşıyorlardı. Ekipler gemiye girerek, bu personeli yenileriyle değiştirdiler. Bir kaç gün sonra, yeni bir deneyin yapılması kararlaştırıldı. Bu deneyde de, gemi, istenilen radar görünmezliğine ulaştı; akabinde geminin donanımı değiştirildi. Asıl deney ise, 28 Ekim 1943’de yine aynı gemide gerçekleştirildi. Bu deneyde de, jeneratörler çalıştırıldıktan hemen sonra, destroyer hemen hemen görünmezlik aşamasına ulaştı. Geminin sadece burnu ve kıçı görülüyor, aradaki bazı yerleri ise belli belirsiz seçiliyordu. Sonra, su üzerinde, sadece teknenin bulunduğu yerde çizgi hâlinde bir iz kaldı. Daha sonra, mavi bir ışık parladı ve o çizgi de yok oldu. Artık, gemi tamamen yok olmuştu. Geminin, bir kaç dakika sonra, Philadelphia’ya millerce uzaktaki Norfolk’da ortaya çıktığı kaydedildi. Ancak, orada göründükten kısa bir süre sonra tekrar kayboldu ve tekrar Philadelphia’da ortaya çıktı. Bu kez durum ciddiydi; tüm personelin başı beladaydı. Bazıları yok olmuştu; bir daha hiç geriye dönemediler. Ama en korkuncu, beş denizcinin, geminin gidip-gelmesi sırasında, metal gövdenin içinde sıkışarak kalmış olmalarıydı. Bu feci bir olaydı. Birisi kurtuldu, ama bir daha asla eski hâline dönemedi; aklını yitirmişti. Personelden bazılarının psişik yeteneklerinin olağanüstü gelişmiş olduğu saptandı. Bazıları ise sokakta yürürken kayboluyor, sonra yeniden ortaya çıkıyorlardı.”

 

Dr. Jessup'un devam eden öyküsü

Araştırmacı yazar C. F. Berlitz, “Without A Trace” (İz Bırakmadan) adlı kitabında  Dr. Jessup’un yakın arkadaşı, bilim adamı, Dr. Mason Valentine ile yaptığı bir röportaja yer veriyor. Bu röportajda, Berlitz’in, Philadelphia Deneyi’nin bilimsel olarak açıklanmasının mümkün olup, olmadığı konusundaki sorusuna, Dr. Valentine şu cevabı vermiştir: “Bence Philadelphia Deneyi, bilinen ve alışılmış yollarla açıklanamaz. Bir çok bilim adamı, artık atomun temel yapısının madde zerreciklerinden değil, elektromagnetik alanlardan oluştuğu görüşünde. Bu olay, son derece karmaşık enerji alanlarının birbirini etkileme işlemidir. Eğer, böyle bir evrenin içinde maddenin değişik fazları bulunmasaydı, bu şaşılacak bir şey olurdu. Bir fazdan diğerine geçilmesi, bir yaşam düzeyinden diğerine geçmeye benzer. Bu, boyutlar arası bir değişmedir. Yani, Dünya’lar içinde başka Dünya’lar olabilir. Manyetik alanların boyutsal değişimler yaratabileceğinden zaten kuşkulanılıyordu. Maksatlı olarak olağandışı manyetik koşulların yaratılması, hem fiziksel hem de yaşamsal olarak maddenin fazını değiştirebilir. Bu durum, bağımsız olmayan, ancak içinde bulunduğumuz madde-zaman-enerji boyutunun bir parçası olan zaman boyutunu saptırabilir. Kısacası, Philadelphia Deneyi büyük bir olasılıkla gerçek bir deneydir.”   

 

Dr. Jessup’un “UFO” kitabı :

 

 

Dr. Jessup, deneyden sonra, 1950 yılı başlarında, UFO’larla ilgili bir kitap üzerinde çalışmaya başladı. Yukarıda, Jessup’un, Hansel Heiberg’in çantasında bulduğu bazı çizimleri kopya ettiğini belirtmiştik. Jessup, bu çizimleri, yazmakta olduğu UFO kitabında kullanmaya kalkıştı. Ancak, matbaaya baskı için bıraktığı yazıların zaman yolculuğu ve ileri UFO teknolojisi ile ilgili bazı bölümlerinin baskıda çıkmadığını hayretle gördü. Yazılar matbaada, klişe için verdiği çizimlerin asılları ise, evinde kaybolmuştu. Tam o sıralarda, peşine takılan siyah takım elbiseli kişiler  nedeniyle, Heiberg ortadan kayboldu. Bir süre sonra, Heiberg’den, “Can güvenliği nedeniyle görüşmemeleri gerektiğini, ancak posta kanalı ile yazışmalarının süreceğini” bildiren bir mektup aldı. Böylece, “KMA ve Heiberg” imzalı mektuplar tekrar gelmeye başladı. Ancak, bir süre sonra bu mektuplar da postada kaybolmaya başlayınca ilişkileri tamamen kesildi.

Bütün bunlar olurken bir şey daha oluyordu. Yahudi asıllı Rus yazar Velikovsky Dr. Jessup'un bir UFO kitabı yazmaya giriştiğini duymuş ve o da karşıt tezde bir UFO kitabı yazmaya girişmişti.

Kitabının adı,“UFO’s and Journey to The History” yani (UFO’lar ve Tarihe Seyahat) idi. Velikovsky bu kitabı neden yazmaya girişmişti dersiniz? Çünkü Dr. Jessup, kitabında, “Yedi kişilik Yahudi bir grubun gelecekten zamanımıza gelerek, tarihin doğal akışını siyonizm doğrultusunda değiştirmeyi amaçladıklarını” iddia etmekteydi. Kitap henüz basılmamıştı.

Ancak, Velikovsky her nasılsa bunu öğrenmiş ve bu kitaba karşıt olan kitabını yazmaya koyulmuştu. Bu sıralarda, Einstein’in basında, “UFO’lar gerçektir; orijinlerine dönüyorlar” şeklinde çıkmaya başlayan demeçleri de oldukça ilginçtir. Fakat, Jessup’un kitabının bazı bölümleri yok edilip, ancak bazı eksiklerle yayınlanmasından sonra, Einstein’in demeçleri birden bıçak gibi kesildi ve Velikovsky de yeni kitabını yayınlamaktan vazgeçti. 

Jessup, ilk kitabı “The Case for The UFO”nun 1955 yılında yayınlanmasından kısa bir süre sonra, “The Expanding Case for The UFO” (Genişleyen UFO Dosyası) adı altında ikinci bir kitap yayınlamıştır. Bugüne kadar konusunda yazılmış en iyi dört kitaptan biri olarak kabul edilen bu kitaplarda, Philadelphia Deneyi ve Birleşik Alanlar Teorisi’ne geniş yer vermiştir. Jessup, kitaplarında, okurların ve devletin bu konuya yönelmesini ve bu alanda yapılacak çalışmalara finansal kaynak sağlanması için politikacılara baskı yapılmasını önermekteydi. Ona göre, UFO konusu ancak bu düzeyde ele alındığında bir çözüme kavuşabilecekti.

Dr. Jessup, kendisine yapılan komploya karşılık olmak üzere, “UFO’s and TT” (UFO’lar ve Zaman Yolculuğu) adındaki üçüncü kitabını yazmaya koyuldu. Ancak, bu kitabın yayınlanmasına ömrü yetmedi.

 

Dr. Jessup’un ölümü

Dr. Jessup, Philadelphia Deneyi üzerinde düşünmeden edemezdi. Uzun süre düşündü ve notlar alarak 1959 yılı Nisan ayında, çalışma arkadaşı Dr. Mason Valentine’e, Philadelphia Deneyi ile ilgili olarak konuşmak istediğini söylemişti. Kendine göre, bazı kesin sonuçlara ulaşmıştı. Dr. Valentine, Jessup’u, 20 Nisan akşamı için yemeğe davet etti ama bu buluşma gerçekleşmedi. Polis kayıtlarına göre, Dr. Jessup, 20 Nisan 1959 akşamı saat 18.30’da, otomobili ile Miami’deki Matheson’s Hammock Parkı’na girmiş; otomobilini bir kenara park ettikten sonra, egzozunu tıkayarak, arabanın içinde intihar etmişti! Kayıtlarda, Jessup’un, Dr. Valentine’e göstermek üzere yanına aldığı notlardan ve taslaktan hiç söz edilmiyordu.

Dr. Jessup’un yakın arkadaşları, onun, intihar edecek yaratılışta bir kimse olmadığını ısrarla belirttiler. Dr. Valentine ise, açıkça onun bazı kişileri rahatsız edecek çalışmalar yapmış olmasından ötürü öldürüldüğünü ileri sürdü. Ona göre, “Otomobilin içinde bulunduğunda Jessup sağdı ve kurtarmak için hiç bir çaba gösterilmemişti. Diğer taraftan, bazı UFO araştırıcıları, Dr. Jessup’un siyah takım elbiseli kişilerce öldürüldüğünü ileri sürmüşlerdir. Philadelphia Deneyi gibi inanılmaz bir olayı gerçekleştiren bu adamın intihar süsü verilerek öldürülmesi, olayı tam bir bilim-kurgu romanına dönüştürmüştür. Ancak, olanlar gerçektir. Jessup’un yakın arkadaşı Dr. Valentine, Jessup’un peşine siyah takım elbiseli kişilerin takıldığını ve Jessup’a park yerinde pusu kurulduğunu da söylemiştir.

Dr. Jessup, büyük bir olasılıkla, Dr. Valentine'e o sıralarda hazırlamakta olduğu “UFO’s and TT” (UFO'lar ve zaman Yolculuğu) isimli üçüncü kitabından, ilk kitabında komploya uğrayarak yayınlamayı başaramadığı ileri UFO teknolojisinden, zaman yolculuğundan ve yedi kişilik Yahudi grubun Dünya tarihini değiştirme çabalarından söz edecekti.

Sonuçta, Philadelphia Deneyi’nin 1 Numaralı Adamı Dr. Jessup’un ölümüyle, deneyle ilgili araştırmalar, belgeler, tanıklar ve onun UFO teknolojisi ve zaman yolculuğu ile ilgili çarpıcı görüşleri tam anlamıyla bir esrar perdesine bürünmüştür. Hans, "Philadelphia Deneyi’ni gerçekleştiren Dr. Jessup, süper bir Zig-Zag teorisyeni ve teknisyeni olup, özellikle UFO teknolojisi başta olmak üzere tüm buluşları “gelecekte” anlaşılacaktır" diyor. 

Philadelphia Deneyi’nin gerçekleştirilmesinde Dr. Jessup ile işbirliği yapan Hansel Heiberg'e gelince, daha sonra ülkemize yerleşip, “Mehmet Rifat Ayberk” ismini alarak TC vatandaşı olmuştur ve kabri hâlen Elazığ’da bulunmaktadır.