YENİ ŞAFAK'TA ALİ MURAT GÜVEN'İN PARANOİD ŞİZOFREN YAZILARI

 

PARANOİD-ŞİZOFRENİ HAKKINDA

 

Ali Murat Güven'in Yeni Safak'taki yazilarinin analizinden once gerekli buldugum icin; Prof. Dr. Timur Demirbas'in internetteki mukemmel yazisindan alintiyi dusuyorum. Lutfen dikkatle okuyunuz.

Prof.Dr. Timur DEMİRBAŞ'IN YAZISINDAN:Parano

....

a)Şizofreni

Şizofreni (erken bunama), nispeten sık bir akıl hastalığıdır. Sıklık iddiaları nüfusun %1’inde oynar. İşlevsel bozukluklar arasında en sık görülenidir. Bazılarına göre, akıl hastanelerindeki vakaların %25’ini oluştururlar. Erken bunama denilmesinin nedeni, bu hastalığın daha çok 20-30 yaşları arasında patlak verdiğinin sanılmasındandır. Bu gerçeklerle olan bağların koparılması, yada kişiliğin ikiye ayrılması anlamına gelmektedir. 

Şizofreninin temel belirtisi, “duygusal kütlük” şeklinde kendini gösterir. Kişi, normal bir insanda sevinç, keder, korku veya merhamet uyandıracak olaylar karşısında tamamen duygusuz kalır

Genel olarak şizofreni dörde ayrılır:

Paranoid, katatonik, hebefrenik ve simplex.

Paranoid’de aşırı saçmalama ve sanılardan ızdırap çekerler; özellikleri kesin olmamakla birlikte, çokluk duygu kütlüğü, gerçeklerden kaçıp bir hayal dünyasına sığınmak, sorumsuzluk ve genel olarak cinsel nitelikte sabit fikirler şeklindedi

b)   Paranoya

 Bir çok belirtilerde büyük benzerlik olduğu için bazı psikiyatrisler paranoya’yı şizofren kapsamında incelerler. 

Bunların en tipik belirtisi, devamlı ve sistemli saçmalamalarıdır; köklerli çok derinde olan esaslı duygusal değişikliklerin sonucu olarak ortaya çıkarlar. 

Bu saçmalamalar, bilinçaltı çatışma ve kompleksleri yansıtmaktadırlar. 

Diğer yandan kişilikte açık bir anormallik dikkat çekmez. 

Paranoya, etrafındakilerden şüphe eden, vesveseli, gerekli gereksiz her şey üzerinde durmadan tartışmalara girişen kişilikte gelişme olanağı bulur.

c) Paranoid-Şizofreni

Bir çok belirtilerde büyük benzerlik olduğu için bazı psikiyatrisler paranoya’yı şizofren kapsamında incelerler.

 Aşırı saçmalama ve sanılardan ızdırap çekerler; özellikleri kesin olmamakla birlikte, çokluk duygu kütlüğü, gerçeklerden kaçıp bir hayal dünyasına sığınmak, sorumsuzluk ve genel olarak cinsel nitelikte sabit fikirler şeklindedir...

http://www.kriminoloji.com/Sucun%20Nedenleri%20Psikolojik.htm

Prf. Dr. Demirbas'in yazisinda anlasilacagi uzere ozetle,temel  belirgin 3 ozellikleri:

1) Zann\Sanri icinde olmalari, 

2) Aşırı, devamlı ve sistemli saçmalama

3) Duygusal kütlük. Kişi, normal bir insanda sevinç, keder, korku veya merhamet uyandıracak olaylar karşısında tamamen duygusuz kalır  

Diger özellikleri ise:

-gerçeklerden kaçıp bir hayal dünyasına sığınmak

-sorumsuzluk

 

 

.ALİ MURAT GÜVEN ÇEYREK YÜZYILLIK GAZETECİYMİŞ!!!

 

Ali Murat Güven'in 21 temmuz 2007 tarihli (Yeni Safak) yazisindan:

.

....

Çeyrek yüzyıllık bir çalışma hayatının getirdiği otomasyon yeteneğiyle bu sektördeki görevlerimi her gün bir saat düzeni içinde yerine getiriyorum; okuduğunuz sayfanın yazılarını da her hafta düzenli olarak yazıyorum.

...

 

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=6123&y=AliMuratGuven

 

Çeyrek yüzyıl 25 yil demektir. Ali Murat Güven'in kendi yazisina gore tam 25 yillik "bir çalışma hayatının getirdiği otomasyon yeteneğiyle" gazetedeki yazilari yaziyormus.

Ali Murat Güven 1968 dogumlu birisi (39 yasinda). 25 yillik gazeteciyse (39-25=14) 14 yasinda gazetecilige baslamis demektir!!!

Nerde gorulmus 14 yasinda birinin gazetecilik yaptigi?

Hic duyulmusmu, isitilmismi 14 yasinda bir cocugun gazetecilik, yazarlik yaptigi?

Normal bir insana deli sacmasi gelecek bu yalan, Ali Murat Güven'e gore "mutlak dogrudur." Gerceklerden kacip sigindigi "paranoid şizofren" fantazi, hayal dunyasinda Ali Murat Güven, 14 yasinda gazetecige baslamis deha, ustun bir kimsedir. Hatta Ali Murat Güven'in beyninde canlandirdigi "paranoid şizofren" fantazi dunyasinda, en ustun, en deha kimsedir kendisi.  

En onemliside "paranoid şizofrenlerin" gercek dunyanin gercekleriyle degil; beyinlerinde uydurduklari, canlandirdiklari fantazi dunyasindaki olusumlari, gercek dunyanin bir parcasi zann/sanri edip, kabul edip konusmalari, soylemeleridir.

Zaten "paranoid şizofrenlerin" cok asiri sistemli sacmalama nedeni budur:

Gercek dunyanin gercekleriyle degil; kacip sigindiklari hayal, fantazi dunyasini gercek kabul edip konusmalari, yazmalaridir.

Yeni Safak Gazetesinde yazdigi gibi Ali Murat Güven 14 yasinda gazetecilige baslayan ustun, deha bir kimsedir. Tabiki gecek dunyada degil; beyninde canlandirdigi "paranoid şizofren" hayal, fantazi dunyasinda.

 

 

.PARANOİD ŞİZOFRENLERIN BİR BAŞKA ÖZELLİĞİ: SORUMSUZLUK!!!

 

Ali Murat Güven Yeni Safak'ta bir yazisinda "EFSANE CİN ENSELENDİ" baslikli yazisinda muslumanlarin safligindan, teslimiyetciliginden vs dem vurarak sorgulamadan hemen bilgiyi kabul ettikleri yonunde aciklama yapmis:

EFSANE CİN ENSELENDİ

Yeni Şafak muhabiri Ali Murat Güven, ilk kez gündeme geldiği 1990'lı yılların ortalarından itibaren Japonya'dan ABD'ye dek bir çok ülkedeki yüzlerce dergide, gazetede, televizyon kanalında ve internet sitesinde hararetli tartışmalara konu olan, hakkında sayısız öyküler türetilip gerçek olduğuna ilişkin âlimlerce fetvâlar dahi verilen efsanevî "cin fotoğrafı"nın
foyasını meydana çıkardı.

...

'Sorgulama'yı mutlaka öğrenmek gerek

Yeni gelişmelere yaklaşımlarında batılı toplumların yoğun şüpheciliğinin tam aksine abartılı bir teslimiyetçiliğin egemen olduğu, bu teslimiyetçilik duygusu içinde "cin fotoğrafı" gibi sıradışı, gizemli ve tartışmalı olayları enine boyuna tartmadan derhal kabule açık olan dünya Müslümanları, "bilgiyi sorgulayarak kabul etme" konusunda öteden beri hep varolagelen zaafları nedeniyle şimdiye dek bu gibi bir çok olayda hayâl kırıklığına uğrayıp mağdur oldular.

...

 

http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2004/ekim/05/tarih.html

 

Yeni Safak "Web'de 'cin' dolaşıyor" baslikli yazisinda ayni maket icin 2001 yilinda ( Ali Murat Güven'in yazisindan 3 yil once)

"cin suretine ve sahih hadislerde bildirilen cin tarifleri ile uygun" diye yaber yapmis:

.

....

Web'de 'cin' dolaşıyor

Bir Arap dergisinde yayınlanan resmin, cin suretine ve sahih hadislerde bildirilen cin tarifleri ile uyuşması, tartışmaların odak noktası oldu...

...

 

http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2001/mayis/13/g5.html

 

Oysa Ali Murat Güven'in yukaridaki " abartılı bir teslimiyetçiliğin egemen olduğu, bu teslimiyetçilik duygusu içinde "cin fotoğrafı" gibi sıradışı, gizemli ve tartışmalı olayları enine boyuna tartmadan derhal kabule açık olan dünya Müslümanları, "bilgiyi sorgulayarak kabul etme" konusunda öteden beri hep varolagelen zaafları nedeniyle şimdiye dek bu gibi bir çok olayda hayâl kırıklığına uğrayıp mağdur oldular." diye ithamda bulundugu kendi gazetesi Yeni Safak!!!!

Yani Ali Murat Güven'in yukaridaki ithamlarinin (saf, enayi, keriz demeye getirdigi) muhataplarindan biride ekmegini yedigi gazete Yeni Safak!!!

Cunki 3 yil once calistigi gazete Yeni Safak sozkonusu resim icin:

"cin suretine ve sahih hadislerde bildirilen cin tarifleri ile uygun" kabul etmis, inanmis!!!

Ali Murat Güven'de gidip o resmin gercekte bir magarada maket, heykel oldugunu gostererek, Yeni Safak'in hatasini, yanlisini iyot gibi ortaya cikarip, bizzat kendi gazetesini kotu ornek yapiveriyor!!!

Ali Murat Güven calistigi gazete Yeni Safak'in iplerini pazara cikararak, aleme rezil, maskara ediyor kendi gazetesi Yeni Safagi!!!

Halk arasinda "Yedigi tekneye eden" tabirine mukemmel ornek.

Alin size "paranoid şizofrenlerde" gorulen sorumsuzluk ornegi!!!

 

 

.ALİ MURAT GÜVEN'İN MÜKEMMEL TÜRKÇESİ!!!

Ali Murat Güven'in  gerek "paranoid şizofrenlerde" gorulen fantazi, hayal dunyasini aydinlatmasi acisindan onemli buldugum, gerekse Hans Aiberg'e turkcesi bozuk, kotu iftirasi atan Ali Murat Güven'in gercekte kendi turkcesi hakkinda fikir olusturmasi acisindan alintisini yaptigim yazisi:

(17.11.2006 tarihli Yeni Safak'taki yazisinin birinci paragirafi:)

.

Yeni Şafak sinema sayfası ikinci yılında…

Filmlerini onların istediği gibi tanıtmadığımız için bizlere önce basın gösterimlerinde ambargo uygulayan, sonra da yaptıkları hareketin çirkinliğini farkedip bağırlarına basan distribütörler; bir filmi ABD ve Avrupa'daki etiket fiyatının üç katına satıp sonra da “korsan sektörü azmasın da ne yapsın” dediğimizde fıttıran DVD/VCD üreticileri; yeni sinema projelerine destek vermedeki mantık dışı uygulamaları karşısında kendilerine yardakçılık yapmadığımız için alttan alta bozulan bakanlık bürokratları, homoluğun borazanlığını yapan teşhirci filmlerini protesto ettiğimizden dolayı çılgına dönüp aleyhimize hakaret kampanyaları başlatan eşcinseller ve bunların sinema medyasındaki doğal uzantıları; şahsımızı yeterince “uzlaşmacı” ve “entelektüel” bulmayan, sistemle uzlaşmayı tercih etmiş mega entelektüel “yoldaş” okurlar ve “yoldaş” sinema yazarları; kısa film çekmesi için alabildiğine kışkırttığımız ve en sonunda dayanamayıp kameralarına sarılan bir sürü genç-yaşlı okur, Türk kısa film dünyasına kazandırılan ciddi ve özenli bir yarışma, Türk medya tarihinde bir ilk olan “şiddet”, “cinsellik” ve “argo” uyarı simgeleri, gönderdikleri küfür mesajlarında kendini aşmış olan yumurta topuklu ve kabadayı tespihli Polat Alemdar hayranları, “The İmam”ın tek karesini bile izlemeden ondan ölesiye nefret eden ilim irfan sahibi (ve bizden çok daha hızlı) İslâmcılar, çoğu bu sayfanın yayınına başladığımız ilk günden şu ana kadar henüz tek satırlık bir “Hayırlı olsun” mesajı göndermemiş olan kimi “dâvâ arkadaşı” meslektaşlarımız (onlar kendilerini çok iyi biliyorlar), ayrıntılı olarak tanıtılan yüzlerce güncel film, sinema tarihi ve teknolojisine dair binlerce bilgi, “sine-bulmaca” ve “unutulmayan film müzikleri” köşelerimizde sizlere armağan ettiğimiz düzinelerce DVD ve MP3 müzik dosyası, velhasıl şimdiye kadar elektronik posta kutumu dolduran binlerce sevgi ve nefret mesajından sonra, her cuması dolu dolu geçen bir 53 haftayı geride bırakmış bulunuyoruz.

...

 

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=2513&y=AliMuratGuven

 

Alintisini yaptigimiz Ali Murat Güven'in yukaridaki yazisini bir defa da okuyup anliyamazsiniz! 

Ali Murat Güven'in bu yazisini anliyabilmek icin en az 3 veya 4 kere okumaniz gerekli. Bu sizin turkceyi bilmeyip, anlamadiginizdan degil:

Ali Murat Güven'in turkcesinin bozuklugundan, yazsisini kucuk anlasilir cumleler halinde basitlestirmek yerine, 210 kusur kelimeyi yan yana koyup tek cumlelik paragraf yapmis olmasindan kaynaklaniyor.

Yukaridaki paragraf kendi basina tek cumle!!! 

210 kusur kelimeden olusan tek cumleli bir pragrafi Turk Medyasinda baska hicbir yerde goremezsiniz. Cunki boyle birine hic bir gazete ve dergide gazetecilik, yazarlik yaptirmazlar.

 Nasil oluyorsa Ali Murat Güven Yeni Safak'ta yazarlik, hatta editorluk yapiyormus!!!

210 kusur kelimeden olusan tek cumlelik bir pragraf yazma hatasini ilk okul cocuklari dahi yapmaz!!!

Lakin kendisini yazilarinda goklere cikaran, 14 yasinda gazetecilige baslayan bir dehaymis gibi gosteren Ali Murat Güven, iste boyle mukemmel turkce ile gazetecilik, yazarlik yapiyor!!! 

Iste boyle deha ustun biridir  Ali Murat Güven!!!

Ayrica Ali Murat Güven'in yazisinda detaylandirdigi "ipe sapa gelmez ayrinti" konulara bakinda nasil bir fantazi aleminde yasadigina siz karar verin!

Unutmadan kendisine "kutlama, tebrik mesaji gondermiyenlere, “Hayırlı olsun” demeyenlere gosterdigi kaprise ne demeli???

 

 

..ALİ MURAT GÜVEN FİRAVUN 2. RAMSES'İN KONUŞMASINI, MEALEN TÜM DETAYLARIYLA BİLİYOR!!!

 

Ali Murat Güven'in 27 Aralik 2003 tarihli Yeni Safak'taki yazisindan, "paranoid-sizofrenlerden" baska hic kimsede rastlanmiyacak sacmalama ornekleri!!!

 

Ali Murat Güven'in bizzat kendi yazisiyla "Bundan tamı tamına 33 asır (3300 yil) önce" 2. Ramses'in konusmasini, mealen detaylarina kadar biliyor!!! Adeta kendi kulagiyla duymus gibi, kendi gozleriyle gormus gibi, kendisinden gayet emin.

Hatta Firavun 2. Ramses adamlarina "Beyler" diye hitap ediyormus:

 

"Konuşursanız canınıza okurum!"

Panik halindeki Ramses, yardımcı kuvvetlerinin desteğiyle kendisini kan gölüne dönen savaş meydanından kurtarmayı başarır. Çatışmalar o gece ve ertesi gün de bütün şiddetiyle sürer; fakat sayıca çok azalan Mısır ordusunun bu düşman topraklarda artık daha fazla direnecek gücü kalmamıştır. Firavun, sağ kalan bir avuç adamıyla birlikte yorgun ve kafası karışık bir vaziyette ülkesine doğru yola çıkar. Ve tarihsel kayıtlardan da anlaşıldığı üzere, utanç içindeki savaşçılarına yol boyunca sık sık, "Beyler, burada yaşanan burada kalır, bir rezilliktir oldu. Memlekete döndüğümüzde halk arasında bu konuda en küçük bir dedikodu duyarsam canınızı fena yakarım" mealinde tehditler savurur. Adamlar da suskunluk yemini ederler. Eh haklılar, "Tanrı'nın yeryüzündeki gölgesi" Firavun'un emrine karşı çıkmak o kadar kolay değildir elbette...

...

 

http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2003/aralik/27/tarih.html

 

Ali Murat Güven savas oncesi ve sonrasi durumu son derece ayrintilarina kadar biliyor!!! Hatta "Kadeşli erkeklerin oturup vakit geçirdikleri kafeler" bile varmis!!!

.

 ...

Bundan tamı tamına 33 asır önce, Asi ırmağı kıyısında bulunan Kadeş kentini -dönemin diğer süper gücü- Hititler'den geri almaya çalışan 2'nci Ramses, bu amaçla, emrindeki dört tümen ve diğer yardımcı kuvvetlerle Suriye'yi işgal eder. Buna karşılık Kral Mutavalli de kendisine bağlılıklarını bildiren küçük site devletleri arasında güçlü bir ittifak oluşturmuştur. Ordusunu Kadeş tepelerinin ardına saklayan Mutavalli, bu esnada da Ramses'in ajanlarının dolaştığı kente "dezenformasyon" yaymak üzere kendi ajanlarını gönderir. Kadeşli erkeklerin oturup vakit geçirdikleri kafelerde günler boyunca muhabbetlere katılarak "ordunun daha kuzeyde, Halep yakınlarında bulunduğu" yönünde yalan haberler yayan ajanlar, kısa sürede hedeflerine ulaşırlar. Yayılan asılsız bilgiler Mısırlı ajanlar tarafından derhal Ramses'e yetiştirilecektir.

Aldığı haberler üzerine Kadeş'e doğru yola çıkan Firavun, ordusunu Asi vadisi boyunca dar bir yürüyüş kolu şeklinde ilerletmeye başlar.Gün batarken Kadeş kentinin dış sınırlarına ulaşan birinci tümen, büyük saldırıyı ertesi güne erteleyerek nehir kıyısında kamp kurar.

Gecenin ilerleyen saatlerinde, kampın yakınlarında tesadüfen yakalanan iki Hititli ajan, yapılan işkencelerle Mutavalli'nin dahice planını Firavun'a itiraf ederler; ancak "Tanrı'nın Gölgesi" (!) bu pusuyu fark etmekte geç kalmıştır. Hitit ordusu o dakikalarda dalga dalga ırmağı geçerek Mısırlılar'ın önce ikinci, ardından da birinci tümenini feci şekilde bozguna uğratacaktır.

...

 

http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2003/aralik/27/tarih.html

 

Ayrica "Hitit devletinin resmî arşivleri" varmis!!!

...

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra yoğunlaştırılan kazı çalışmalarında, bu savaşa ilişkin olarak Hitit devletinin resmî arşivlerinden o güne dek hiç duyulmamış daha pek çok ayrıntı günışığına çıkacaktır.

...

 

http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2003/aralik/27/tarih.html

 

Ali Murat Güven'in uydurdugu palavralara kanit olarak gostermeye calistisi verilerin hic biri, kendisini desteklemiyor!!! Yani kanit olarak yutturmaya calistigi bilgilerin anlattigi konuyla zerre kadar ilgisi yok:

Araştırmaların kronolojisi

 

Hititler'in tarihsel başkenti olan Boğazköy (Hattuşaş) örenyeri ilk kez 1834 yılında Charles Texier tarafından gezildi ve dünyaya tanıtıldı. Günümüzde Çorum ilinin 82 km. güneybatısında yer alan bu kalıntılarla Hitit devleti arasında ilk kez bir bağ kuran kişi ise Sayce'tı. Arkeologlar o zamana kadar Hitit'lerin merkezinin Suriye olduğunu düşünmekteydiler.

1882'de Carl Human, Otto Puchstein ile Boğazköy'e birlikte gelerek, ilk kez toplu bir plan çalışması yaptılar. Tabiî, Alman arkeologlarının geleneksel bir alışkanlığı olduğu üzere, çıkardıklarının önemli bir kısmını aşırmak kaydıyla! Halen Pergamon Müzesinde bulunan Yazılıkaya'nın kalıplarını da çıkaranlar bu kişiler olacaktı.

Boğazköy'de ilk test kazısını 1893-1894'te E. Chantre gerçekleştirirken, 1905 yılında ise bölgeye Makridi ve H. Winckler adlı iki arkeolog daha gelerek 1917 yılına kadar devam eden kazı çalışmalarını yürüttüler.

1932 yılında ise çalışmaları Alman Arkeoloji Enstitüsü devraldı. Kurt Bittel tarafından başlanılan sistemli kazılara İkinci Dünya Savaşı sırasında bir süre ara verildikten sonra yeniden başlanıyor ve 1978 yılına kadar çalışmalar aralıksız sürdürülüyordu.

1978 yılından 1993 yılına kadar Dr. Peter Neve başkanlığında yürütülen kazı çalışmalarını, 1994 yılından itibaren Dr. Jurgen Seeher üstlendi.

...

http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2003/aralik/27/tarih.html

 

 

 

...ALİ MURAT GÜVEN'DEN BİR BAŞKA "PARANOİD ŞİZOFREN" SAÇMALAMA: 

23 MÜHENDİS, 129 GÜNDE OTOMOBİL YAPMIŞ!!!

 

Ali Murat Güven'in 5 Ocak 2003 tarihli Yeni Safak'taki yazisindan, "paranoid-sizofrenlerden" baska hic kimsede rastlanmiyacak sacmalama ornekleri!!!

 

2000 li yillarda bile dunya otomobil devleri (GM, Crysler, Ford, Toyota, Nissan, Mercedes, BMV gibi) icin yeni bir model otomobilin dizayn sureci 3 yildir. Yani yeni bir otomobil modelini hazirlayip, uretim fabrikalarinda seri uretime gecirmeleri icin en az 3 yil zaman surecine ihtiyaclari vardir.  

Ki bu otomobil devleri  binlerce muhendisin, yuzbinlerce teknik elamanin calistigi dev kuruluslardir. Ayrica  gunumuzun en ileri tekniklerini (bilgisayar, Robot vs) kullanmaktadirlar.

Koskaca otobobil devleri bile gunumuzde birakin sifirdan otomobil yapmayi, ellerinde hazir bulunan modelleri kullanip yeni bir model ortaya koymak icin en az 3 yil sure zamana gereksinim duymalarina ragmen, 1960 lillarin baslarinda (gunumuzden en az 40 yil once)   23 Türk Mühendis; 129 gunden sifirdan otomobil yapmis!!!

Hemde otomobil uretim fabrikasi, tesisi olmayan demiryollari fabrikasinda. (Eskisehir Devlet Demir Yollari Fabrikasi)

 Dikkat:

Türk Mühendisleri otomobil yapamaz diye bir iddeamiz asla olamaz. Nitekim otomobil, motor, makina alanlarinda türk mühendislerin pek cok onemli calismaya katkisi oldugunu bilinen gercektir. Ornek olarak N. Erbakan; italyanlarin yapamadigi sol yon  donuslu Lombargini motorunun tasarimcisidir.

Bizim burda deginmek istedigimiz 129 gunde otomobil yapildigi yalaninin, ne kadar sacma sapan bir palavra oldugunu dile getirmektir!

 

...

O yılın 16 Haziran'ında bakanlıkta biraraya gelen mühendislere, bizzat Cemal Gürsel'den gelen "çok gizli" damgalı bir emir okunacaktır: "Bu yılın Cumhuriyet bayramı törenlerinde halkımızın görüş ve takdirlerine sunulmak üzere, hem tasarımı hem de malzeme olarak tamamen yerli malı bir otomobil üretmenizi istiyorum."

O gün orada bulunan 23 mühendis bu emri "Türk insanının makus talihine karşı bir meydan okuma" olarak algılarlar. En küçük bir tereddüt ya da endişe sergilenmeksizin derhal işe başlanır. Çalışma mekanı olarak Devlet Demiryolları'nın Eskişehir'deki Cer Atelyesi seçilir. Zaman müthiş dardır, Cumhuriyet Bayramı'na kadar yalnızca 129 günü vardır ekibin...

Günde bir kaç saat uyuyarak ve bu süre zarfında tesislerden hiç ayrılmaksızın, modeli tümüyle kendilerine ait olan, tüm parçaları el işçiliğiyle üretilmiş, 4 silindirli ve direksiyondan vitesli harika bir "aile otomobili" yaparlar kahramanlarımız. Hem de bir tane değil, tam üç tane!

Üç araç da insanüstü bir çabanın sonucunda 28 Ekim akşam saatlerinde tamamlanmıştır.

...

Gidin ve Tülomsaş'ın bahçesindeki "Devrim"i mutlaka görün. Onu, bu ülkede toplu iğne bile üretilemediği bir dönemde Türk mühendisleri yaptı. Ve bir çoğu o günlerde henüz otomobil kullanmayı dahi bilmiyordu.

...

 http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2003/ocak/05/tarih0501.html

 

...

Sağındaki solundaki bir kaç kırığı sorduğumda "Yapılacak birşey yok" dedi işçi arkadaş, "Bütün parçalar el yapımı ve orijinal, kırılan bir parçayı yerine koyamıyoruz. Tek yapabildiğimiz şey, bundan sonra daha fazla zarar görmesini engellemek."

...

 

 http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2003/ocak/05/tarih0501.html

 

 

...

...

 

...