HANS AİBERG'E DÜZENLENEN KOMPLO ve PERDE ARKASI

(Bu Bölüm Bize Gelen Sorular Dolayısıyla Yenilendi)

 

HANS AİBERG SERBEST BIRAKILDI

 

SIYONIZMIN TEPELERINDEN GELEN EMIRLE 

"SIYONIST-FETHULLAHÇI-AKP" KAYNAKLI KARANLIK ODAKLARIN DUZENLEDIGI KOMPLO ILE

ASILSIZ VE GERCEK DISI SUCLAMALARLA TUTUKLANIP, YARGISIZ INFAZA MAHKUM EDILEN:

HANS AIBERG 26 OCAK 2007 TARIHILI  DURUSMADA SERBEST BIRAKILMISTIR.

***

HANS AIBERG'E DUZENLENEN  CIRKIN KOMPLONUN  BIR PARCASI OLAN MEDYA AYAGI:

MASONIK-SIYONIST GUDUMLU MEDYA,

VATAN HAINI FETHULLAHCI MEDYA,

KURDISTAN BOLUCUSU NURCU MEDYA,

BUNLARIN INTERNET UZANTILARI AYAKCILARI,

"IFTIRA, KARALAMA VE HEDEF GOSTERME" KAMPANYASINDA:

"YAKASI ACILMADIK IGRENC IFTIRALARLA"

"GERCEK DISI HABERLERLE"

"PROVAKATIF, KISKIRTICI " YAZILARLA, YAYINLARLA:

HANS AIBERG'I GOZDEN DUSURMEK, KARALAMAK ve HEDEF GOSTERME PLANLARI TERS TEPKI EDIP, GERI TEPIP KENDILERINI VURMUSTUR! 

KENDI PISLIK, IGRENC VE VATAN HAINI YUZLERINI GOSTERMISLERDIR!

HANS AIBERG'I :

KARALAMAK ISTERLERKEN, AGARTMISLAR,

KOTULEMEK ISTERKEN REKLAMINI YAPMISLAR,

HEDEF GOSTERMEK ISTERLERKEN "HANS AIBERG OKURLARININ" ZOR DURUMA DUSEN AIBERG'E YARDIMA KOSMALARINI SAGLAMISLARDIR.

DUNYANIN DORT BIR YANINDAN "HANS AIBERG OKURLARI" KOMPLO HABERINI DUYAR DUYMAZ HANS AIBERG'IN YARDIMINA KOSTU.

ALIN SIZE ORNEK:

BU SATIRLARIN YAZARI, BU WEB SITESININ SAHIBI; SURATINA BILE TUKURULMEYE DEGMIYECEK ASSAGILIK SERSERI OGUZ KAYI:

2 SENEYE YAKIN SURE HANIFLERDEN ve HANS AIBERG'LE YOLLARINI AYIRMISKEN; BU KOMPLO OLAYINI DUYUNCA GERI GELDI VE:

AYLIK 18 BIN ZIYARETCI  VE 160 BIN HIT ALAN OKUMAKTA OLDUGUNUZ WEB SITESINI DUZENLEDI.

DUNYA UZERINE YAYILMIS "HANS AIBERG OKURLARINI" BILGILENDIRIP, ORGANIZE ETMEYE CALISIYOR.

***

GORSEL VE YAZILI YAYINLARDA KISKIRTMALARLA HANS AIBERG'DEN MAHKEMEDE SIKAYETCI BULABILMEK ICIN HUMMALI GAYRET GOSTEREN "VATAN HAINI FETHULLAHCI VE SIYONIST MEDYA" BIR TEK KIMSE BILE BULAMADILAR HANS AIBERG'DEN MAHKEMEDE SIKAYETCI OLMAYA.

ALEME REZIL, MASKARA OLDULAR!

ASSAGILIK, IGRENC ve CIRKIN YUZLERINI GOSTERIP,

TURK KAMUOYUNUN ve AIBERG OKURLARININ TEPKISINI ve NEFRETINI TOPLAYARAK,

YUZLERCE  GONULLUNUN HANS AIBERG LEHINDE SAHITLIK YAPMAK ICIN AVUKATLARA BASVURMUSLARINI SAGLADILAR.

SOZDE MAGDUR OLARAK GOSTERILEREK (VATAN HAINI  FETHULLAHÇI ODAKLAR TARAFINDAN) TEHDITLERLE-KANDIRMALARLA SIKAYETCI GOSTERILMEK ISTENEN KIMSELERDEN HICBIRI SIKAYETCI OLMADI!

AYRICA MAGDUR GOSTERILMEK ISTENENLERIN HEPSI SAHITLIKLERI ESNASINDA MAGDUR OLARAK GOSTERILMELERINI DOGRU BULMAMIS, KENDILERININ GONULLU "SPONSOR" OLDUKLARINI BELIRTTILER!

IKI AYRI DURUSMADA, TOPLAM 40 KUSUR KISI HANS AIBERG VE ESI LEHINE SAHITLIK YAPARKEN, KARSI  SAHITLIK YAPAN HIC KIMSE CIKMADI!!!

BU SAHITLER ARASINDA YURTDISINDAN BILE MASRAF ve ZAMAN KAYBI ENGELLERINE RAGMEN; KISIN ORTASINDA, USENMEDEN, CEKINMEDEN, SADECE MAHKEMEDE SAHIT OLMAK ICIN TURKIYE'YE GIDIP HANS AIBERG LEHINE SAHITLIK EDENLER VARDIR. 

BU 40 KUSUR KISI SADECE AVUKATLAR TARAFINDAN SECILEREK MAHKEMEDE SAHITLIK EDENLERDIR. DAHA FAZLA SAHITLERE AVUKATLAR GEREK DUYMAMISTIR. HANS AIBERG LEHINE GONULLU SAHITLIK YAPMAK ISTEYENLERIN SAYISI 400 UZERINDEDIR!

***

HANS AIBERG'I BUYUK OZVERI ILE SAVUNAN AVUKATLAR:

EMRULLAH ÖZER

BASRİ  TURAN

HANEFİ ALTAŞ

ADNAN KOYLAN

BÜLENT YÜCEL

TEBRİK EDER, KENDILERINE TESEKKURUN OTESINDE, MINNET BORCLU OLDUGUMUZU BELIRTIRIZ. ALLAH HEPSINDEN PEK COK RAZI OLSUN.

***

KAYDA DEGER BIR BASKA AYRINTI ISE:

MASONIK-SIYONIST GUDUMLU MEDYA,  

VATAN HAINI FETHULLAHCI MEDYA, 

NURCU MEDYA VE BUNLARIN INTERNET UZANTILARI AYAKCILARI:

"IFTIRA, KARALAMA VE HEDEF GOSTERME" KAMPANYASINDA,

"YAKASI ACILMADIK IGRENC IFTIRALARLA",

"GERCEK DISI HABERLERLE",

"PROVAKATIF, KISKIRTICI " YAZILARLA, YAYINLARLA,

HANS AIBERG'E DUZENLENEN  CIRKIN KOMPLONUN  BIR PARCASI OLAN BU MEDYA AYAGI:

HANS AIBERG SERBEST BIRAKILINCA ELLERI-DILLERI  VARIP YAZAMADILAR GAZETELERINE, HABER YAPAMADILAR PROGRAMLARINA HANS AIBERG'IN SERBEST BIRAKILISINI!!!

ELLERI KURUYAN EBU LEHEB MISALI SIRRA KADEM BASARAK, KAHR OLUSLARINI SESSIZLIGE GOMULEREK BELLI ETTILER.

YANLIS DUVARI PİSLEMEYE CALISTIKLARINI OGRENDILER!

"UYUYAN DEV KİTLE HANS AIBERG OKURLARINI" UYANDIRDIKLARININ FARKINA VARDILAR!

"UYUYAN DEV KİTLE HANS AIBERG OKURLARININ" UYANIS SESI KARSISINDA KACACAK DELIK ARIYORLAR!

"UYUYAN DEV KİTLE HANS AIBERG OKURLARININ" AYAK SESLERININ KARSISINDA YASAYACAKLARI CARESIZLIGIN ENDISESI ICINDELER!

"UYUYAN DEV KİTLE HANS AIBERG OKURLARININ" TUKURUKLERININ DENIZINDE BOGULUP GIDECEKLERINI ANLADILAR!

KENDILERI ICIN "SONUN BASLANGICI SURECININ" BASLADIINI  COK IYI BILIYORLAR! 

ORNEK OLMADILAR, IBRET OLACAKLARINI COK IYI KAVRAYIP-BELLEDILER! !!

***

TUM BU OLANLARDAN SONRA SOYLENECEK EN GUZEL SOZU TURKSOLU DERGISI KAPAK YAPMIS:

 

Tayyip Ananı da Al Git!

 

      *****

HANS AİBERG'E  ve TÜRK ORDUSUNA KOMPLO DÜZENLİYENLER AYNI ODAKLARDIR!!!

 

 

HANS AİBERG'E DÜZENLENEN  ÇİRKİN KOMPLONUN  BİR PARÇASI OLAN MEDYA AYAĞI:

MASONİK-SİYONİST GÜDÜMLÜ MEDYA,

VATAN HAİNİ FETHULLAHÇI MEDYA,

KÜRDİSTAN BÖLÜCÜSÜ NURCU MEDYA,

BUNLARIN İNTERNET UZANTILARI AYAKÇILARI,

"İFTİRA, KARALAMA VE HEDEF GÖSTERME" KAMPANYASINDA:

"YAKASI AÇILMADIK İĞRENÇ İFTİRALARLA"

"GERÇEK DIŞI HABERLERLE"

"PROVAKATIF, KIŞKIRTICI " YAZILARLA, YAYINLARLA:

HANS AİBERG'İ GÖZDEN DÜŞÜRME, KARALAMA ve HEDEF GÖSTERME PLANLARI TERS TEPKİ EDİP, GERİ TEPİP KENDİLERİNİ VURMUŞTUR! 

KENDİ PİSLİK, İĞRENÇ VE VATAN HAİNİ YÜZLERİNİ GÖSTERMİŞLERDİR!

***

HANS AİBERG'E YAKASI AÇILMADIK İĞRENÇ İFTİRALAR SAVURAN FETHULLAHÇI'LAR AYRICA:

BULDUKLARI HER FIRSATTA TÜRK ORDUSUNA DİL UZATARAK, DEVLETE KARŞI SAVAŞTA KENDİLERİNE ENGEL GÖRDÜKLERİ TÜRK ORDUSUNU YIPRATMAK İSTİYORLAR!!!

FETHULLAHÇI'LAR KENDİLERİNİ KULLANAN SİYONİSTLERDEN DESTEK ALARAK BÖYLESİNE PERVASIZ CESARET GÖSTERMEKTEDİRLER.

***

SİYONİZMİN TEPELERİNDEN GELEN EMİRLE; HANS AİBERG'E  ve TÜRK ORDUSUNA KOMPLO DÜZENLİYENLER AYNI HAİN ODAKLARDIR.

İŞTE KANITI!!!

AŞAĞIDA AYNI ODAKLARIN SOL TARAFTA HANS AİBERG'E İFTİRALARI, SAĞ TARAFTA İSE TÜRK ORDUSUNA KOMPLO AMAÇLI YAZILARI:

 

Sahte profesörün porno arşivi
Türkiye'deki en ilginç dolandırıcılık skandallarından birine imza atan Bülent Ayberk, kurbanlarından topladığı paralarla porno arşivi kurduğu ortaya çıktı.

Profesör Hans von Aiberg, ya da gerçek ismiyle Elazığlı lise mezunu Bülent Ayberk, din ile bilimi buluşturduğunu iddia ettiği "Arz'dan Arşa" kitaplarıyla üne kavuşmuştu bir zamanlar. Yıllar sonra gerçek yüzünü ortaya çıkaran polis operasyonuyla, haziran ayında eşiyle birlikte tutuklanarak hapse atıldı. İkisi tutuklu 7 kişilik Aiberg şebekesi, "Teşekkül oluşturmak suretiyle bilişim yolunu kullanarak, İslam dinini istismar edip nitelikli dolandırıcılık yapmakla" suçlanmıştı. Balıkesir Cumhuriyet Savcılığı, aylar süren inceleme ve araştırmalar sonrasında iddianameyi tamamlayarak geçtiğimiz hafta davayı açtı. Yani, yüzlerce kişiyi dolandıran sahte profesör ve şebekesi, yakında hâkim karşısına çıkacak.

59 yaşındaki Bülent Ayberk'in maskesini düşüren Zig-zag Operasyonu'nda 8'i dizüstü olmak üzere toplam 10 bilgisayara ele konmuş, sahte profesörün evinde 80 porno CD bulunduğu basına yansımıştı. Haziran ayında el konan bilgisayarların bir buçuk yıllık kayıtlarının incelenmesi sonucu ise şebekenin çok daha kapsamlı bir 'arşivi' olduğu ortaya çıktı. İncelemelerde, içinde çocuk ve hayvan pornosunun da bulunduğu 1000'den fazla sapık görüntü ortaya çıkarıldı. Bunlar arasında eşcinsel porno görüntüleri ve iğrenç çizgi filmler de var. Ancak bu görüntüler 'Aiberg İddianamesi'ne dâhil edilmedi; çünkü şebekenin bu görüntüleri internette yaydığı bir türlü kanıtlanamadı.

 

 

***

“http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=466564”

 

 

09.03.2007

 

Gazetecilerin fişlenmesine tepki yağdı
28 Şubat sürecinde bazı gazetecilerin mağdur olmasına yol açan 'andıç' uygulamasının sürdüğü ortaya çıktı. Genelkurmay Başkanlığı'nın medya kuruluşlarına ilişkin hazırladığı 'güvenilirlik değerlendirmesi raporu' basına sızdı.

Nokta dergisinin yayınladığı belge, Kasım 2006 tarihini taşıyor. Rapora göre Genelkurmay, basın-yayın organları ile gazetecileri 'TSK yanlısı' ve 'TSK karşıtı' olarak sınıflandırıyor. Silahlı Kuvvetler'i ilgilendiren haberlerin 'olumlu' ya da 'olumsuz' oluşuna göre gazetelere 'artı' ve 'eksi' notlar veriliyor.

'TSK karşıtı' olarak nitelendirilen basın mensupları ve gazeteci örgütleri ise andıça sert tepki gösterdi. Gazeteciler Cemiyeti, raporun demokrasi adına üzüntü verici olduğunu belirtirken, Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, konuya ilişkin eleştirilerini şu sözlerle dile getirdi: "Genelkurmay Başkanlığı yıllardır dikkat çekmeye çalıştığımız yanlış uygulamadan maalesef dönmedi. Genelkurmay'ın veya başka kurumun hangi basın kurumuna akreditasyon kapısını açacağı, hangisine kapatacağı gibi bir kararı, o basın kurumunun içeriğini puanlayarak vermesi yanlıştır, keyfiliğe kapı açar."

***

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=510838

 

 

***

Sahte profesörün porno arşivi


Türkiye’deki en ilginç dolandırıcılık skandallarından birine imza atan Bülent Ayberk'in kurbanlarından topladığı paralarla porno arşivi kurduğu ortaya çıktı.

59 yaşındaki Bülent Ayberk’in maskesini düşüren Zig-zag Operasyonu’nda 8’i dizüstü olmak üzere toplam 10 bilgisayara ele konmuş, sahte profesörün evinde 80 porno CD bulunduğu basına yansımıştı. Haziran ayında el konan bilgisayarların bir buçuk yıllık kayıtlarının incelenmesi sonucu ise şebekenin çok daha kapsamlı bir ‘arşivi’ olduğu ortaya çıktı. İncelemelerde, içinde çocuk ve hayvan pornosunun da bulunduğu 1000’den fazla sapık görüntü ortaya çıkarıldı. Bunlar arasında eşcinsel porno görüntüleri ve iğrenç çizgi filmler de var. Ancak bu görüntüler ‘Aiberg İddianamesi’ne dâhil edilmedi; çünkü şebekenin bu görüntüleri internette yaydığı bir türlü kanıtlanamadı.

***

http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=26089

Arzdan arşa yalan kulesi


25 yıldır kendini din âlimi, UFO ve fal uzmanı, Kültür Bakanı danışmanı, gazeteci ve NASA görevlisi olarak sunan Bülent Ayberk, Balıkesir’de tutuklandı.

‘Danimarka dilinde adım Hansen vċn Ĉiberg’dir. Ama Faroyar diliyle Hansen Aiberg von Heiberg denir. Türk ve Müslüman olduktan sonra kitap yazınca daha kolay okunsun diye Hans Ayberg yaptık. Vaftiz ismim Peter, orta ismim de Edström. Bunları hiç kullanmadım. Son zamanlarda Hunnes Ayberk yapayım diyordum. Çok isim taktılar bana, Bülent filan dediler. Alman mıyım, Danimarkalı mı, yoksa Malatyalı mı ben de bilmiyorum artık…”

8 Haziran 2006 tarihinde Balıkesir’de eşi Mesude ve 4 kişi ile birlikte gözaltına alınan Bülent Ayberk’i sorgulayan polis, yukarıdakine benzer bir isim listesiyle karşılaştı. Polis, bir zamanların meşhur Hans von Aiberg’inin ortalıkta görünmediği on yıl boyunca internette Hacı, Hacı Ali, Darwin, İznogoud ve daha bir dizi isimle faaliyet gösterdiğini gördü. 10 yıldır zaman gezgini Jana’nın maaşı ve Ayberk’in okuttuğu altı öğrencinin bursları için para gönderen onlarca ‘Hanif dini mensubu’nun nasıl aldatılmış olduğunu da…

***

 

http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=24542

 

 

Bir andıç skandalı ve basının içyüzü

 

 

Kendi toplumundan bu denli çekinen, kendi itibarını ülkenin itibarından üstte tutan, özgür ve farklı düşünceyi “tehlike” ilan eden bir askerî yapı, daha doğrusu bir askerî zihniyet olabilir mi?.. Genelkurmay’ın basın hakkındaki ‘andıç’ı, akredite olmayan gazete ve gazetecileri terörist eylemci ya da eylemcinin lojistik destekçisi gibi tanımlıyor ve itibarlarının düşürülmesini hedefliyor… Açıkçası ortada bir suç var. Ama bunun hesabını soramıyorsanız, bilin ki gerçek anlamda bir askeri vesayet sisteminde yaşıyorsunuz demektir…

Genelkurmay Başkanlığı’nın basın hakkındaki “andıç”ı gündeme bomba gibi düştü. Andıç, bir eylem planı ve bu plana yönelik genel bir değerlendirmeden oluşuyor.

Bu plana göre askerî otorite, Türkiye’deki basın kuruluşlarını dost ve düşman olarak, güvenilir ve güvenilmez olarak ikiye ayırıyor. Dost kuvvetleri bile içine sızmış “düşmanlar”ı bulup çıkarabilmek için yakından takip ediyor. Tespit ettiklerini hemen “güvenilmezler” listesine dahil ediyor.

Bunu yapabilmek için günlük gazeteleri, televizyon ve dergileri, bünyesindeki basın dairesi çerçevesinde satır satır takip ediyor.

Haber ve yorumları TSK karşıtı ve TSK yandaşı olarak ikiye ayırıyor.

Bununla da yetinmiyor yayın politikalarını, yazarların eğilimlerini resmî politikalara yakın ve uzak, dost ve düşman olarak tanımlıyor…

***

 

 

 

 

 

 

http://aksiyon.com.tr/detay.php?id=26927

 

 

AHMET HAKAN

SABAH Gazetesi

Huzur arıyorum!

***

Ama beni "kopartan" asıl mesaj şu oldu: "Selam! Ben Dabbetül Arz Hans Von Airberg'in eşiyim. Sizi de protestan İslam tarikatında görmek isteriz. Bizim medyadaki kalemşorumuz olun. Size istediğiniz kadar para!"
İşte bu mesaj, bana öldürücü darbeyi vurdu: Bir yandan "Yahu bu kadar salak bir görüntü mü çiziyorum" diye hayıflandım, bir yandan da bu arsızlıkta sınır tanımayan "sıcak para" vaadinin şaşkınlığını yaşadım.
"Ben ne yaptım kader sana" şarkısını terennüm ederken birden mesajdaki isme dikkat kesiliverdim.

***

Hans Von Airberg! "Ben bu ismi bir yerlerden anımsıyorum" dedim ve tam 20 yıl öncesine gittim. 80'lerin başında "Abi, şu İslamcı gençler acayip okuyor" kanaatinin yaygın bir şekilde gündeme geldiği ve "Ben hem Kur'an'ı, hem de Kapital'i okurum" diye hava basan yeni yetme İslamcı gençlerin türediği bir dönem vardır, işte o günlere gittim.
Her zaman takıldığımız kitapçının vitrinini işte bu Hans Von Airberg'in kitapları süslerdi. "Arzdan Arşa" başlığını taşıyan Airberg kitaplarının gücü, yazarının kimliğinde gizliydi: Fizik, kimya, uzay bilimleri, matematik gibi tüm bilimleri sular seller gibi bilen, NASA'dan emekli Danimarkalı atom fizikçisi Airberg!
Profesör Airberg, bilimin ışığında Allah'ı bulmuş, İslam'ı seçmiş ve şimdi yazdığı kitaplarla tüm dünyayı etkilemeye çalışıyor!
Hakkında bildiğim bundan ibaretti. Benim gibi fizik, kimya, uzay bilimleri gibi alanlara zerre kadar ilgi duymayan ve "İslam'da huzuru bulanlar" haberlerine her zaman kuşkuyla yaklaşan biri için o kitapların bir albenisi yoktu yani.
Derken bir gün, yıllar sonra.. Bir özel televizyon kanalında bilumum korkutucu efektin eşliğinde "Kendisini NASA'dan emekli Danimarkalı atom fizikçisi Hans olarak tanıtan adamın maskesini düşürüyoruz! İlkokul mezunu Malatyalı Bülent Ayberk, nasıl Danimarkalı atom fizikçisi Hans Von Airberg oldu! Az sonra!" diye bir tanıtım görmeyeyim mi? Merakla izledim haberi. Meğer adamımız, Danimarka, Hans ve NASA gibi anahtar sözcüklerle bilimsel gücünü artırmaya çalışan, amatör ama buna mukabil uyanık Malatyalı bir bilim kurgu yazarı değil miymiş!

 

http://www.sabah.com.tr/2004/07/27/yaz33-10-117.html

 

***

İslamcı etkileme sanatı

Ahmet HAKAN


***

Bu öyle bir aşağılık kompleksidir ki, uyanık bir Erzincanlı tam 20 yıldır, bu kompleksin doğurduğu imkanlardan yararlanarak pasta yemektedir.

Evet, Erzincanlı Bülent Ayberk’ten söz ediyoruz.

Yani namı diğer Alman asıllı İskandinav Hans Von Aiberg’den.

Adam tam 25 yıl önce girdi camianın içine.

Kendisini sonradan Müslümanlığı seçmiş bir uzay bilimleri profesörü, yıllarını NASA’da geçirmiş bir atom mühendisi, bilgisayar bilmem nesi falan diye tanıttı.

Ve olanlar oldu!

İslamcı yayınevleri kitaplarını bastı, etrafında küçük de olsa bir grup buldu, müritleri oldu, kısacası bir Hans Von Aiberg rüzgarı esti.

Yıllarca bu işten ekmek yedi Von Aiberg, pardon Erzincanlı Bülent.

Neyse ki bir gün geldi, bunun foyası ortaya çıktı.

Bu sefer de, "Biz bu adamın sahtekar olduğunu biliyorduk" diyenler ortaya çıktı.

Tabii ki vaktiyle neden konuşmadıklarını açıklayamadılar.

Sonra bizim "yetenekli Bülent", Yaşar Nuri Hoca’yı falan kafaladı, televizyonlara bile çıktı.

Çoktandır ortalarda görünmüyordu.

Geçen hafta yapılan bir polis operasyonuyla ortaya çıktı ki, bizim Hans, bu sefer internet üzerinden örgütlenmiş. Balıkesir’e yerleşmiş, etrafına yine bayağı adam toplamış.

Bu haberi okurken acı acı gülümsedim ve içimden "Ömrüne bereket be Bülent" diye geçirdim.

***

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=4564391

 

 

 

***

 

 

 

AHMET HAKAN

Ahmet HAKAN

12 Mart 2007

İyi bir cumhurbaşkanı için 20 temel nitelik


BİR: Hükümet ile sürekli çatışmalıdır.

İKİ: Yasaları veto etmeyi "milli spor", iktidarın atadığı bürokratlara vize vermemeyi "ulusal savaşım" saymalıdır.


ÜÇ: Ülkesine Nobel ödülü kazandırmış yazara bir kutlama telgrafını bile çok görmelidir...

DÖRT: Liberallerden uzak durmalı, sosyalistlere mesafe koymalı, milliyetçilerden kuşku duymalı, dindarları adam yerine bile koymamalıdır.

BEŞ: Kürt sorunundan laiklik sorununa her konuda MİT’in çizgisinin bile gerisinde kalmalıdır.

ALTI: Dört tarafımız düşmanla çevrili paranoyasını olaylara bakışta temel kalkış noktası kabul etmelidir.

YEDİ: Çok sesli medyayı, "ihanete prim veren medya" olarak algılamalıdır.

SEKİZ: Köşk’ten dışarı çıkmamalıdır. Çıktığında ise hükümete savaş açan tartışmalı bir televizyon kanalının gecesine katılmayı tercih etmelidir.

DOKUZ: Gerektiğinde konuk başbakanın yanında kendi ülkesinin bakanını azarlamaktan çekinmemelidir.

ON: Cumhuriyet gazetesi okumalı, Kanaltürk seyretmelidir. En beğendiği şovmen Cüneyt Arcayürek olmalıdır... Başka yayın organlarına ise sürekli yan gözle bakmalıdır.

ON BİR: "Öz Türkçe" sevdası, Nurullah Ataç’ı bile mumla aratacak denli gelişmiş olmalıdır.

ON İKİ: Anayasa Mahkemesi üyeliği ya da YÖK gibi anayasal kurumlara atadığı üyelerin "Kayıtlı CHP üyesi" olmalarına dikkat etmelidir.

ON ÜÇ: Hoşuna gitmeyen bir hükümet görev başındayken erken seçim talep etmesini bilmelidir.

ON DÖRT: Ülkedeki muhalefet boşluğunu görüp, veto yetkisini kılıç gibi kullanarak ana muhalefet lideri gibi davranmalıdır.

ON BEŞ: İyi bir atıcı olmalıdır. Anayasa kitapçığını fırlatması gerektiğinde hedefi şaşırmamalıdır.

ON ALTI: Sadece "CHP eksenini" kucaklayarak, "70 milyon"u kucakladığını düşünmeli, geri kalanları "70 milyon"un içinde saymamalıdır.

ON YEDİ: Menemen yemekten özenle kaçınmalıdır.

ON SEKİZ: Devlet protokolünün iki numaralı ismi ile tokalaşırken yüzünü buruşturmayı asla ihmal etmemelidir.

ON DOKUZ: Atanmasına onay vereceği bürokrat hakkında apartman kapıcısından bilgi almalıdır.

YİRMİ: Ankara’yı çok seven, İstanbul’un hay huyundan kaçan bir devlet memuru kimliğine sahip olmalıdır.

YENi ANDIÇ iÇiN MiNiK BiR KATKI

EY andıç hazırlamayı marifet bilen sevgili komutanlarımız ve bürokratlarımız...

Biliyorum, ne dersek diyelim, bu alışkanlığınızı bozmayacaksınız...

Öyleyse gelin, hiç olmazsa "racona uygun andıç" hazırlayın.

Mesela...

Hazırlayacağınız yeni andıçlarda, "A Gazetesi: 123 olumlu haber, 67 olumsuz haber... Sınıfı geçti..." ya da "B gazetesi: 134 olumsuz haber, 75 olumlu haber... Sınıfta kaldı" tarzında değerlendirmelerde bulunmayın.

Çünkü böyle bir tasnif, habercilik denilen eylemin doğasına aykırıdır.

Bir haber "olumlu" ya da "olumsuz" olarak nitelenemez.

Eğer ille de bir nitelemede bulunacaksanız, "olumlu" yerine "doğru", "olumsuz" yerine ise "yalan" nitelemesini devreye sokun...

Yani yönteminiz şu olsun:

Habere bakarsınız, aleyhte bile olsa "doğru" ise tamamdır... Yine habere bakarsanız, lehte bile olsa "yalan" ise tamam değildir.

 

 


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6106776.asp?yazarid=131&gid=6

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

'Hans Van Aiberg' tutuklandı

Balıkesir Emniyet Müdürlüğü'nce düzenlenen operasyonda, "İslam dinini kullanarak para topladıkları" iddiasıyla gözaltına alınan 6 zanlıdan 2'si tutuklandı.

 
"Hans Van Aiberg" olarak tanıtan Bülent A. "Hanif İslam öğretisi" adı altında internette propaganda yapıyordu.
Balıkesir Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele ile İstihbarat şubelerinin, bir ihbar üzerine yaptıkları istihbarat çalışmaları sonucunda, Balıkesir, Bursa ve Balıkesir'de "Zig- Zag" adıyla eş zamanlı olarak düzenlenen operasyonda yakalanan Bülent ve eşi Mesude Ayberk'in de aralarında bulunduğu 6 zanlı, sorgulamalarının ardından sevk edildikleri adliyede, Cumhuriyet Savcısı'na ifade verdikten sonra nöbetçi mahkemeye çıkarıldı.

***

 

http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2006/haziran/09/8890.html

Andıç'a en sert çıkış

Andiç''a en sert çikis

Gazetecileri 'TSK yanlısı-karşıtı' olarak ikiye ayıran yeni andıça sert tepkiler geldi. Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, haber için kimin görevlendirileceğine “gazeteciyi çalıştıran kurum karar verir” dedi. Genelkurmay da olayla ilgi soruşturma başlattı

***

http://www.yenisafak.com.tr/gundem/?t=09.03.2007&q=1&c=1&i=33916&Andiça/en/sert/çikis

 

 

 

 

Nihat Genç'ten Aiberg yorumu!

30 senedir ortaya bir çıkıp bir kaybolan ama çıktı mı inanılması güç zirvelere de tırmandığı hayretle müşahede edilen Hans von Aiberg, asıl adıyla Bülent Ayberk, Balıkesir'deki operasyonla yakalandı.

Özal ailesinin yakın çevresine giren, Kültür Bakanlığında danışmanlık yapan, gazetelerde köşe yazarlığı yapıp yazı dizileri yayımlayan, Yaşar Nuri Öztürk'le TV programına dahi çıkan Han von Aiberg, yıllar sonra, internet üzerinden geniş bir müirt kitlesine erişince, polis harekete geçti.

Kendisini İskandinav - alman kırması, sonradan Müslmanlığı seçmiş profesör olarak başarıyla tanıtan Aiberg, 1980li yıllarda İslamcı gençlikten büyük hayran kitlesine de ulaşmıştı. İslamcıların bilimsel ezikliğini büyük beceriyle sömüren sahte profesör, defalarca ifşa edilmesine rağmen Altınoluk'ta internet üzerinden faaliyetlerini sürdürürken tespit edildi.

İnternet üzerinde Hanif İslam takma adıyla tarikat kuran ve çok sayıda web sitesi açtıran Bülent Ayberk, Balıkesir Üiversitesinde öğretim görevlisi eşiyle birlikte lüks içinde yaşarken bulundu.

Hans von Aiberg kültü üzerine, Memleket Hikayeleri kitabında en güzel yazılardan birini yazan, Aiberg olayını trajik ve komik gerçekliği içinde ortaya koyan Nihat Genç'e Aiberg Vakasını sorduk. İşte, Nİhat Genç'in Hans von Aiberg vakası hakında 8sutun'a yorumu...

NİHAT GENÇ:

"BU ADAM BU TOPRAKLARDA KANDIRABİLECEĞİ İNSANLAR BULDU. NE DİYELİM?"

Türk sağını, 1980lerde gelişmekte olan Müslüman gençliği "uzaydan geldi, kainattan ışınlandı, dünyanın sırrı" gibi şizofren tezlerle tavlamış, büyük şöhret yapmış, hattâ kültür bakanlığında danışman olarak çalışmış, hattâ büyük sağ gazetelerde tefrikalar yapmıştı. Bir gün sanıyorum Tercüman gazetesinde Taha Akyol bu adamın diplomalarını merak eip sormuş, Almanya'daki bütün büyük üniversiteler tarandıktan sonra boş çıkmış ve Taha Akyol da bunun profesör olmadığına karar verip tefrikayı sona erdirmişti. İslamcı gençliK içinde şöhreti fazlaca olan, bir zaman sonraysa dalga geçilen ama hâlâ kendisinin manyak teorilerine inanacak insanlar bulan bir adam bu. Artık ne diyeyim, bir ucube mi diyeyim, yoksa hâlâ böyle konuşuyoruz diye mahkemelere mi gideriz yine? Sonra bunun Antepli Süleyman olduğu anlaşıldı, şimdi de Suriyeli mi ne çıkmış, bizi ilgilendiren tarafı şu: Bu adam bu topraklarda kandırabileceği insanlar ve yayınlar buldu, bu adam bu topraklarda kandırabileceği okuyucular buldu, kitapları İslamcı kitapçılarda satıldı. Daha ne diyelim?

http://www.8sutun.com/node/14930

İşte "Andıç"ın gazeteciler listesi!

28 Şubat'ın 10. yıldönümünde Genelkurmay'ın "andıç"ı da yenilendi. Nokta dergisiin haberine göre yei "andıç"ta gazeteciler arasında "güvenilir" - "güvenilmez" tasinfi yapan TSK, ulusalcı görüşleriyle tanınan Tuncay Özkan, Cüneyt Arcayürek, ve eski bir asker olan Erol Mütercimler'i de "güvenilmez"ler arasına koydu.

İşte TSK'nın yeni listesi...

Andıç'ın TSK karşıtı yazarları

 
İŞTE TÜM AYRINTILAR!
YENİ

ANDIÇ'IN

TÜM

AYRINTILARI

Mehmet Ali Birand, Cüneyt ülsever, Hadi Uluengin,Ece Temelkuran, Çetin Altan, Hasan Cemal, Can Dündar, Nuray Mert, Yıldırım Türker, Murat Belge, Hasan Celal Güzel, Soli Özel, Ergun Babahan, Umur Talu Mehmet Altan, Engin Ardıç, Faruk Mangırcı, Ömer Lütfi Mete, Oral Çalışlar, Hikmet Çetinkaya, Alişan Satılmış,Tuncay Özkan, Erol Mütercimler, Lale Sarıibrahimoğlu, Derya Sazak, Taha Akyol, Nazlı Ilıcak, Ufuk Güldemir, şakir Süter, Güngör Mengi,Bilal Çetin, Ruhat Mengi, Okay Gönensin ve Nihat Genç

Andıç'ın TSK yanlısı yazarları

Ertuğrul Özkök, Özdemir İnce, Fatih Çekirge, Bekir Coşkun, Mehmet Y.Yılmaz, Fikret Bila, Melih Aşık, Semih İdiz, Doğan Haper, Güneri Civaoğlu, Nail Güreli, Yasamein Çongar, Güngör Uras, Güler Kazmacı, Yazgülü Ladoğan, Hakan Çevik, Kurtul, Altuğ Saygı Öztürk, Mehmet Türker, Rahmi Turan, Hüseyin Avuç, Ali Öztürk, Fatih Altaylı, Erdal Şafak, Aslı Aydıntaşbaş, Muharrem Sarıkaya, Hakkı Yalçın, İlker Sarıer, Mehmet Çetingüleç Serdar Turgut, İsmail Küçkkaya, Güler Kömürcü, Ali Saydam,Servet Kabaklı, Sırrı Yüksel Cebeci, Deniz Ülke Arıboğan, Deniz Som, Ali Sirmen, Emk. Tüm General Doğu Silahçıoğlu, İlhan Selçuk, Yılmaz Öztuna, Nuri Elibol,Fuat Bol, İsmet Giritili, Taylan Sorgun, Yıldıray Çiçek, Nejdet B. Sıvaslı, Ali Öncü, Orhan Karataş, Sadi Somuncuoğlu, Hayri Köklü, Altemur Kılıç, Yavuz Selim Demirağ, Altan Öymen, Behiç Kılıç

***

http://www.8sutun.com/node/29303

 

.Dördüncü Kuvvet Medya

DİN-İMAN TARİKAT, PARA-PUL SİYASET!
07.02.2006
TUNCER BAHÇİVAN


Koskoca Prof Dr. Yaşar Nuri Öztürk bile kendine “din alimiyim” diyen bir sahtekarla Flash tv de günlerce program yaptı da anlamadı.

Hans Von Ayberg nam-ı diğer gazeteciliğin yüzkarası Bülent Ayberk. Bülent’i yaratan da 1980 li yıllarda Günaydın Gazetesi yöneticileri. Saçını boyadılar, tel çerçeveli gözlükle bir de resmini bastı, adını da “Danimarkalı ünlü yazar Prf. Dr. Hans Von Ayberg” koyup köşe yazarı yaptılar. Bülent bu isimle fal büyü dedikodu yazacaktı. Bu adla meşhur olduktan sonra dini mevzulara girdi çok sayıda kitap yazdı. Kendi haremini yarattı, İnternet siteleri yaptı köşeyi bir kaç kez döndü.

İşin tuhaf yanı; Bülent’in foyası meydana çıktığı resimleri basıldığı halde hiç pozisyon kaybetmedi. Din iman mevzuunda ağzı çok iyi laf yapan, eli iyi kalem tutan “Ayberg” halen faaliyette. Koca İslam büyüğü Prof Yaşar Nuri’yi bile kandırmakla ününe ün kattı üstelik.. Ben çok önemli bir güvenlik kurumunda çalışan “Harbiye mezunu” binbaşının bile Von Ayberg’in hayranı olduğunu gördüm. Ayni kişi Cüppeli Ahmet’in de müridiydi üstelik!Neyse ki emekli edildi

Anlayacağınız din iman yoluyla tarikat kurar, zengin olur, siyaset yapar Başbakan bile olursunuz. Yüce halkımızın gözünün içine baka baka yamuk yapsanız asla görmezler. Ağırlığınızca altın götürün, Versace don giyin, arazileri götürün vilları dikin paraları un gibi akıtın görmezler. Hatta film şirketi kurar Hollywood’la ortak film çevirir ülkede gişe rekoru kırar, köşeyi döner döner vadinizde bir de takla atarsınız.

Bu muhteşem halk kaliteye asla prim vermez. Ben umudumu kestim. Televizyonları izleyin halkımızın neleri ratinglediğini görün. Peki halk kendinden mi böyle oldu, yoksa onu böyle mi yaptılar? Diye sorarsanız o da ayrı bir münazara, hatta uluslararası panel konusu.

--------------------------
Tuncer Bahçivan

 

http://www.dorduncukuvvetmedya.com/article.php?sid=5763

 

Dördüncü Kuvvet Medya

 
 
 
GÜNLÜĞÜN KODLARI
 
ŞAMİL TAYYAR

İki yıl önce Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan emekli Oramiral Özden Örnek Paşa’ya ait olduğu öne sürülen günlükle ilgili tartışmalar sürüyor. Özden Paşa, günlükle ilgili çok önemli ipuçları verdi ama hala karanlıkta kalan bazı noktalar var. Bu yazımda günlüğün kodlarını çözmeye çalışacağız.
 
GENELKURMAY'IN RAPORU TÜRKİYE'Yİ SİYAH-BEYAZ GÖRÜYOR
DR. MURAT YILMAZ (*)

Nokta dergisinin gündeme getirdiği raporda adı geçenlerin dışında, bu rapora dahi alınmayan zaten dışlanmış ve "TSK karşıtı" olarak görülen gazeteler söz konusu. Kim bilir onlar hakkında neler yazıldı?
ENGİN ANDINÇ!
 
TAMER KORKMAZ/ BİR YORUM

"Kambersiz düğün olmaz" demişler: Andıç Paşa'mız Yirmi Sekiz Şubat'ın onuncu yıldönümünü birkaç gün gecikme ile de olsa kutladı. Genelkurmay'da hazırlanan yeni andıç "akredite ol gel bana, börekler açarım sana" kıvamında gezegenimize bir kere daha isabet etmiş oldu.
13.03.2007  

 

 

 

 

 

 

 

http://www.dorduncukuvvetmedya.com/categories.php?op=newindex&catid=18

 

 

 

Kuran ve bilim

İSMİ Hans van Aiber; İskandinav asıllı Alman teorik fizikçi; Freiburg ve Kopenhag üniversitelerinde 'evrenbilim' eğitimi görmüş. Amerikan Uzay Araştırmaları Merkezi NASA'da uzman olarak çalışmış.
Kozmolojiye meraklı olduğu için, Kuran'ı da incelemiş. Kuran'da pek çok modern bilim teorisinin ipuçlarını bulunca, kendi internet sitesinde yazdığına göre, "Müslüman ve milliyet olarak Türk olmayı" seçmiş.
Ve, "tamamen Kuran hedeflerine dayanan" bilim teorileri geliştirmiş; dünya hayran olmuş kendisine, hatta "uydu-roket, astrofizik ve nükleer fizik dallarında uluslararası üç ödül" almış... Falan, filan...
Polis önceki gün bu adamı gözaltına aldı. Çünkü söylediklerinin hepsi yalan; üstelik bu yalanlarla saf insanları kandırarak muazzam bir servet kazanmış!

Yirmi yıllık yalan
1987 yılıydı galiba. Tercüman gazetesinin Genel Yayın Müdürü'yüm. Gazetede ciddiyetine güvendiğim bir arkadaş bu "Hans van Aiber"le görüşmüş. Türkçeyi sonradan öğrenen bir Alman gibi konuşuyormuş, sarı saçlarıyla da tam bir Alman! Tayini çıkmış, yakında İstanbul Fen Fakültesi'nde ders verecek; belgelerini de göstermiş! Tercüman'da "Bilim ve İslam" konusunda bir haftalık dizi yazmak istiyor.
Belgeleri de görünce inandım. Gazeteye anons koyduk: "Müslüman Alman Fizikçi Aiber'in kaleminden..."
Sabah vakti rahmetli Prof. Ayhan Songar'dan bir telefon:
"Yahu bu adam şarlatan! Hepsi yalan!.."
Araştırdım, gerçekten, baştan aşağıya yalan! Saçını ve kaşlarını sarıya boyamış, ağzını eğip büküp Alman gibi konuşan bir şarlatan! Hemen ertesi gün gazeteye açıklama koyduk, okuyucudan özür diledik.
Aradan yirmi yıl geçti; aynı yalanlar! O zaman da "Hans..." adını kullanıyor, "Türklüğü ve Müslümanlığı seçmiş bir Alman fizikçi" olduğunu söylüyor, aynı teorik zırvalardan bahsediyordu.

Gizli ilimler!
İşin prensibi bu tekil vakadan daha önemli: Dinle ilgili veya falcılık gibi dinle ilgisiz olsun, "gizli ilimler" pek çoğumuzun ilgisini çekiyor ve şarlatanlara servet kazandırıyor!
Batılıların "occultism" dediği şey...
Bunun dini ilimlerle de modern bilimle de hiçbir ilgisi yoktur.
Bu şarlatan, mesela, yoğun bir şekilde "cifr" işlemi yapıyor: Kuran'daki veya başka metinlerdeki harf ve rakamlardan "gizli manalar"ı çözme işlemi... Dinle de bilimle de ilgisi olmayan, olsa olsa 'sanat' diyebileceğimiz bir yakıştırma... Ama "esrarengizliğin" cazibesine sahip

***

http://www.milliyet.com/2006/06/10/yazar/akyol.html

 

Genelkurmay'ın akreditasyon listesi

Nokta, Genelkurmay Başkanlığı'nda basın kuruluşlarına ilişkin değerlendirmeleri içeren yazışmaları kapak yaptı. Habere göre bazı basın kuruluşlarını 'güvenilir' bulmayan Genelkurmay, akreditasyon listesini yeniden düzenledi

 
ANKARA Milliyet

Nokta dergisi, bugün yayımlanan sayısında Genelkurmay Başkanlığı'nda basın kuruluşlarına ilişkin olarak yapılan değerlendirmeleri içeren yazışmaları içeren dosyayı kapak yaptı.
"28 Şubat'tan 10 yıl sonra Genelkurmay'dan yeni andıç" adı altında yayımlanan dosyaya göre, Genelkurmay Başkanlığı'nda medya gruplarına, gazete ve televizyonlara ilişkin genel değerlendirmeler ve akreditasyon uygulaması konusundaki görüşler yer aldı.
Dosya kapsamında yayımlanan "Akredite Basın ve Yayın Organları Yeniden Değerlendirmesi" konulu 3 sayfalık andıçta, "Bazılarının güvenilir olduğu, bazılarının güvenilir olmadığı sonucundan hareketle güvenilir basın-yayın kuruluşlarının yer aldığı bir 'Akreditasyon Listesi' oluşturulmuştur" ifadesi kullanıldı.
Nokta'nın haberine göre, "akreditasyon" sözcüğünün etimolojik kökeni üzerinde de durulan bu belgede, uygulamanın temeli şöyle anlatıldı:
"1997 yılında Genelkurmay Başkanlığı tarafından basın-yayın kuruluşlarının 'güvenilirlik' denetimine tabi tutulmasına başlanmasıyla (...) güvenilirlik düzeyi düşük basın-yayın kuruluşlarının TSK bünyesinde gerçekleştirilen faaliyetlere katılımı kısıtlanmıştır. Böylelikle, TSK'nın basın faaliyetlerinin; bölücü ve yıkıcı akımlara destek veren basın kuruluşları mensuplarının provokasyon ve kamuoyunu kasıtlı olarak yanlış bilgilendirme girişimlerinden korunması ile bunların askeri bölge, birlik ve tesislere girerek istihbarat elde etmeleri ve bunu bölücü-yıkıcı unsurlara iletmeleri ve askeri birlik, tesis, malzeme ve personele zarar vermelerinin engellenmesi amaçlanmıştır."
Dergideki dosyada, "Kasım 2006 tarihini taşıyan" bu andıçta "akreditasyon uygulamasının 10. yılında yapılan" değerlendirmenin ardından şu ifadelerin kullanıldığı belirtildi:
"TSK'nın kamuoyundaki imajını ve toplumdaki itibarını zedeleyici, bu imaj ve itibarı herhangi bir siyasi ve ekonomik saikle istismar edici yayın yapan ve TSK'yı herhangi bir siyasi veya ekonomik rant mücadelesinin tarafıymış yahut taraflardan birini destekliyormuş şeklinde gösteren basın kuruluşlarının akreditasyonlarının iptal edilmesinin de tutarlı ve kararlı bir uygulamanın gereklerinden olduğu düşünülebilir."

***

http://www.milliyet.com/2007/03/08/siyaset/axsiy03.html

 

 

Sanal şeyh yakalandı

Coşkun YAMAN- Ahmet ERTAN/EDREMİT (Balıkesir), (DHA)

 Kendisini, "NASA uzmanı, Alman teorik fizikçi profesör Hans Van Aiberg" olarak tanıtarak, "Hanif İslam öğretisi" adı altında, internette kurduğu iki sitede yüklü miktarda para topladığı iddia edilen eski gazeteci Bülent A. (59) yakalandı.

Balıkesir’in Edremit İlçesi’ne bağlı Altınoluk Beldesi’nde operasyon düzenleyen polis, Bülent A.’yı, Balıkesir Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Muhasebe Bölümü’nde öğretim görevlisi eşi 34 yaşındaki Mesude A. ile birlikte yakaladı. Operasyonu genişleten güvenlik güçleri, İstanbul’da 1, Bursa’da 3 kişiyi daha gözaltına aldı. Bülent A’nın, çok sayıda gayrimenkul ve otomobile sahip olduğu, eşiyle lüks bir hayat sürdüğü belirtiliyor.

Hanif İslam’ın Öğretisi’nin dayanağını, Zig-Zag öğretisiyle açıklayan Hans Von Aiberg’le ilgili operasyona da ’Zig-Zag’ adı verildi. Operasyonun sürdüğü, olayla ilgili bazı şüphelilerin arandığı öğrenildi. Zanlıların, sorgulamalarının tamamlanmasının ardından, "Dini duyguları istismar ederek, nitelikli dolandırıcılık yapmak" suçundan adliyeye sevk edilecekleri bildirildi. 

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=4551989

***

Sahte Danimarkalı profesöre dava


 Balıkesir polisinin bir süre önce düzenlediği ‘Zig-zag Operasyonu' ile yakalanan ve kendini 'Dabbet' ilan ettiği belirtilen tutuklu Bülent Ayberk ve eşi Mesude Ayberk'in de aralarında bulunduğu beş kişi hakkında ‘İslam dinini kullanarak para topladığı' iddiasıyla dava açıldı.

İddianamede, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) ilgili maddesi gereği tüm şüpheliler hakkında, ‘Dini inanç ve duyguların istismarı suretiyle dolandırıcılık’ suçundan 2 ila 7 yıl arasında hapis cezası ve 5 bin YTL'ye kadar adli para cezası isteniyor. Suçun mağduru birden fazla olduğu için, Ayberk çifti 31 kez, diğer beş kişi de aynı suçtan 26'şar kez yargılanacak. Ayrıca, Bülent ve Mesude Ayberk çifti, ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak’ suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar, tutuksuz şüpheliler de, ‘suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak’ suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak. Şüphelilerin, mağdurları birden fazla dolandırdığı iddiasıyla alacakları cezaların dörtte 3 oranında artırılması isteniyor.

MÜRİTLERDEN İLAÇ PARASI TOPLAMIŞ

İddianamede, Bülent Ayberk'in kendisini Danimarka asıllı fizik profesörü Hans Von Aiberg olarak tanıttığı, gazetelerde fal bakarak ünlendiği, uydu roket, astro fizik, nükleer fizik dallarında ödül aldığını, matematikte Nobel ödülüne aday gösterildiğini ve yaşayan altı kara delik ve iki ak delik uzmanı olduğunu öne sürdüğü belirtildi.
İddianamede ayrıca, Bülent Ayberk'in Hristiyanlığın kendisini tatmin etmemesi nedeniyle ateist olduğu, araştırmaları sonucu Müslümanlığı seçtiği, kurduğu internet sitelerinde taraftar topladığı ve görüşlerini yaydığına da dikkat çekildi. Bülent Ayberk'in Allah'ın istediğini öne sürerek bir şura kurup, başkanlığına da Hülya Üstünkaya'yı seçtirdiği, yandaşlarına kendisinin Hızır ile görüştüğünü söylediği ve Hans Von Aiberg'in yarı felçli olduğu için tedavi olması gerektiği ve yeni ilaçlar için para topladığı da iddia edildi.

 

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5513869

 

 

Genelkurmay kapıları kapattı mı

16 Mart 2007
hurriyet.com.tr


Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça Ankara'da gerilim artıyor.
Geçen hafta ortaya çıkan Genelkurmay'a ait olduğu iddia edilen "Andıç ve not defterlerinin ifşası" bu gerilimi daha da tırmandırdı.
Ankara'da kulisler şu soruyla çalkalanıyor:
"Genelkurmay kepenkleri indirdi mi?"
Ankara'da kulisleri çok iyi gözleyen gazeteciler bu sorunun cevabını arıyorlar. 
Genelkurmay Başkanlığı Atatürk'ün Kara Harp Okulu'na girişinin 108'in Yıldönümü törenine önceki yılların aksine bu kez hiçbir gazeteciyi davet etmedi.
Peki bu sorunun cevabı nedir?
Aslında ne oluyor?
Bu sorular için Ankara'da derin kulisleri izleyen gazeteciler anlattı...

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6133585.asp?m=1&gid=112&srid=3601&oid=1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Anasayfa için tıklayınız.

 

A'dan Z'ye Hans Von Aiberg masalı

Tam 25 yıldır Alman profesör ve din alimi diye ortalıkta gezen bir sahtekar ile adım adım onun izini takip edip maskesini düşüren bir hayalet avcısı... Haber7 farkı ile....
15 Haziran 2006 09:32
A'dan Z'ye Hans Von Aiberg masalı

“Film eleştirmenliği” mesleğine getirdiği farklı bakış açısıyla, sayıları gitgide artan sadık bir okuyucu kitlesine sahip olan Yeni Şafak sinema editörü Ali Murat Güven’in, dikkatli takipçileri tarafından yakından bilinen bir diğer özelliği de yıllardan bu yana dinî içerikli yalan haberlere karşı ödünsüz bir mücadele yürütmekte oluşu…

 

Bugüne kadar pek çok medyatik hurafenin iç yüzünü sağlam kanıtlarla gün ışığına çıkartan Güven, geçtiğimiz hafta ülke gündemine damgasını vuran “Sahte Profesör Hans Von Aiberg” vak’asınında da  gerçekte bundan uzun yıllar önce ilk “uyanan” ve dindar kitleleri de elinden geldiğince “uyandırmaya çalışan” gazeteci  olmuştu.

 

İslâmî camiada “Prof. Dr. Hans Muhammed Von Aiberg” nâmıyla ünlenen bu şarlatanın gerçek adının “Bülent Ayberk” olduğunu 1990’ların başlarında ilk kez ortaya çıkartan ve durumu malûm kişiye ait resmî nüfus kayıtlarıyla da belgeleyen , o tarihten beri sahte âlimin “kara liste”sinde bulunuyordu.

 

Ayberk’in hayatta en nefret ettiği insan olan Güven’e ulaşıp, önce “Arz’dan Arş’a Sonsuzluk Kulesi” adını taşıyan bir dizi sansasyonel kitapla, ardından da internette kurduğu propaganda siteleri aracılığıyla son yirmi yıldır onbinlerce insanı etkisi altına alan bu sahte bilgine karşı verdiği mücadelenin öyküsünü etraflıca anlatmasını istedik.

 

Yazarın bize aktardığı trajik-komik olaylar, gerçekte kendi kişisel öyküsü olmaktan çok, Türkiye Müslümanlarının (en azından bir bölümünün) eleştirel bir bakış açısından bütünüyle kopuk, önüne her konulana kolaylıkla inanan ve her an dolduruşa gelmeye müsait kişilik yapılarının da acıklı bir  yansımasıydı aslında…

 

Bu uzun ama dopdolu söyleşimizi, Türkiye Müslümanlarının yakın tarihine kayıt düşecek nitelikte ibretlerle dolu bir belge olarak ilgiyle okuyacağınıza inanıyoruz.

 

***

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=163852

Anasayfa için tıklayınız.

Andıç'ın asıl hedefi 'İslami basın'

Genelkurmay, andıçında "İslami Kesim" olarak nitelenen gazetecilere yönelik sızdırılmamış bilgiler bulunduğu ve bu bilgilerin oldukça sert olduğu ifade edildi.
09 Mart 2007 06:55
Andıç'ın asıl hedefi 'İslami basın'

"Bir andıç daha var" iddiasının sahibi Sabah Gazetesi yazarlarından Fatih Altaylı. 

"Genelkurmay andıçın varlığını yalanlamıyor. Buna karşın andıçın dışarıya nasıl sızdığıyla ilgili bir soruşturma başlatılıyor. Haklılar da..." diyen Altaylı,  "Çünkü andıç sızdığına göre, çok daha kritik belgeler ve bilgiler de sızabilir. Bu da ülke güvenliği ile ilgili ciddi sorunlara neden olabilir." endişesini dile getiriyor.  

ANDIÇ NASIL SIZDIRILDI?

Altaylı yazısında, "Genelkurmay'da andıçın bilgisayar sistemine dışardan girilerek mi alındığı, yoksa içerden birilerinin mi dışarıya çıkardığı konusu ele alınıyor. Andıçın Nokta dergisi gibi hiçbir gruba bağlı olmayan, bağımsız, İslamcı veya ulusal kimliği ön plana çıkmayan bir dergiyle kamuoyuna duyurulması da Genelkurmay'ın incelediği bir başka nokta" diyor ve sonrasında kendisine sızdırılan ilginç bir bilgiyi aktarıyor okurlarına...

"SIZDIRILMAYAN BÖLÜM"

"Fakat Genelkurmay'ın asıl "dikkat çekici" bulduğu mesele "İslami basın" olarak tanımlanan gazete ve gazetecilerle ilgili bölümün sızdırılmamış veya "yayınlanmamış" olması" diyen Fatih Altaylı,  "Çünkü Genelkurmay'ın "andıç" adı altında yaptığı değerlendirmeler arasında "İslamcı" olarak nitelenen basınla ilgili bölümler de var" bilgisini aktarıyor.

***

 

 

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=225690

 

EDİP YÜKSEL

 

Hans von Aiberg veya Elazığlı Bülent Ayberk

 
Saçını sarıya boyayarak ve ismini değiştirerek kendini bir Alman profesörü olarak ve şatafatlı bir sürü etiketle kendisini Hans Von Aiberg olarak tanıtan 1947 Elazığ doğumlu Bülent Ayberk'in sahtekar biri olduğunu, kitaplarındaki iddiaların ansiklopedilerden devşirilmiş bilgilerle mistik öğretilerin saçma sapan bir çorbasından oluştuğunu yirmi yıl önce biliyordum.
 
Hans her ne yapmışsa, Yaşar Nuri'yi bilimsel konulardaki bilgisizliği ve saflığından yararlanarak kandırmış ve onun Flash televizyonundaki "Işığa Doğru" programına çıkmıştı. 1997 yılının ilk aylarıydı. O sırada uluslararası hukuki bir işe danışman olarak bir haftalığına Türkiye'deydim. Yaşar Nuri o zaman çok popülerdi. Bazı gazeteler ve televizyon kanalları Yaşar Nuri'nin oyuna geldiğini, bu adamın sahtekar Bülent olduğunu sürmanşet veriyorlardı. Bir sahtekarın oyununa geldiği için mahcup olan ve o zaman neredeyse paniğe kapılan Yaşar benim bir dahaki programına katılmam için israr etti. Kendisini kıramadım.
 
Yaşar, canlı programa sahtekar Bülent'i, beni ve iki kişiyi daha davet etmişti. Programa katılmadan birkaç saat önce, Prof. Hans Von Aiberg adına nisbet edilerek yayımlanan "Arz'dan Arş'a" kitabını alıp bir pizzacıda gözden geçirmiş ve içerdiği saçmalıkları ve tutarsız spekülasyonları işaretlemiştim. (O kitabı 1980'lerde ilk yayımlandığında Çağaloğlunda trajı düşük bir gazetede çalışan ve Hans namıyla bilinen kişi tarafından bana hediye edilmişti. Ben o zaman Türkiye'nin en çok satan genç yazarıydım. Ben Hans'ı tanımazdım ama o beni tanırdı. Ne var ki içindeki uçuk iddiları, hurafeleri, ve spekülasyonları görünce çöpe atmıştım. Hans'ın eleştirilerimi anlayabilecek bir bilgiye ve yeteneğe sahip olmadığını öğrenince kendisiyle ilişkimi kesmiştim).

***

http://19.org/index.php?id=66,391,0,0,1,0

EDİP YÜKSEL

***

Anayasasi anayasaklara donusmus bir ulkede yasamaya alisanlar bu yasaklarin olusturdugu her kotuluge ve felakete karsi yeni yasaklar turetilmesini isteyebilir. Azinliklari temsil eden parlamenterlerini hapishanelere veya mezarlara mahkum eden bir ulkenin cogunlugu azinliklarin gosterdigi her reaksiyona "kana kan intikam" sloganlariyla cevap verme aliskanligini ila nihaye surdurebilir. Politik partileri kapatmaya alismis sozde demokratik bir ulkenin bassavcisi "mutluluk iskencecisi" veya "baris katliamcisi" misali "demokrasi militani" olarak ovunebilir. Kadinlari cuvala sokmak isteyen tesbihli despotlarle kadinlari soymak isteyen kadehli despotlar arasindaki mucadeleyi yillarca izlemeye alismis vatandas kendisine medya tarafindan gosterilen bu iki alternatifin disinda bir baska alternatif olacagini hic aklina bile getirmeyebilir.

Evet, benim halkim haslanmis kurbagaya donmus... Amerika'da onbir yildir yeni bir hayat baslatmis bir Amerikan vatandasi olarak ziyaret ettigim ulkemde buna tum dehsetiyle tanik oldum... Alice gibi bir harikalar ulkesinde degil, kendimi bir felaketler ulkesinde bulmustum. Boyle bir trajedinin yasandigi ulkemde halkin zaten karismis olan kafasini daha da karistiracak dini tartismalara niye girdim? Niye geleneksel dini ogretileri radikal ve uzlasmasiz bir elestiri bombardimanina tabi tuttum? Neden?

Bu gecenin ardindan agaran tanin isiklarini goruyorum da ondan. Haslanmak uzere olan ancak hala haslanmamis ve refleksi olan genc kurbagalar goruyorum da ondan... Onlarin sicramalarina tanik oluyorum. Fokurdamaya baslayan bir kaynar tencerede yasayan halkimin bu tencerenin patlamasiyla birlikte yeni bir duzen ve yeni bir Turkiye baslatacagina inaniyorum... Halkimin yasadigi bu sancilarin tarihi bir degisime ve reforma yol acacagina inaniyorum. Dinin sorgulanmasi iste bu noktada cok onemli bir motor, onemli bir olay.

***

http://19.org/index.php?id=66,110,0,0,1,0

 

TSK'YA FETHULLAHÇI SALDIRI

29 Mart 2007

 

Fetullahçı Nokta'nın TSK'ya saldırıları sürüyor!

 

Nokta dergisinde bugün yayımlanan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen notlarda, kuvvet komutanları ve jandarma komutanının AKP'ye karşı iki ayrı darbe planladığı ancak dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün bu girişimlere karşı çıktığı iddia edildi.

Nokta dergisi eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen ve daha önce de basında bir kısmı yayımlanan günlük notlarının 2003 yılı sonu ve 2004 yılı başlarına ait olan bölümlerini yayımladı.

Dergide kuvvet komutanları ve jandarma komutanının, 2004'te AK Parti'ye karşı "Sarıkız" ve "Ayışığı" adlı iki ayrı darbe girişimi planladığı ancak dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün buna karşı çıktığı öne sürülüyor.

İddiaların kaynağı eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'in görev süresince tuttuğu öne sürülen günlük notları.

İlk girişim "Sarıkız" 2003 eylülünde doğuyor. Dönemin Jandarma Komutanı Şener Eruygur, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek ve Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına, AK Parti hükümetini kendilerini rahatsız eden uygulamalarından vazgeçirmek için "özel bir çalışma" yapmaya karar veriyor.

Ancak iddiaya göre Özkök, çalışmanın bazı noktalarına itiraz ediyor. Komutanların, hükümet aleyhine harekete geçmeye ikna edemedikleri Özkök için "dinci, hükümetin adamı" nitelemelerini yaptıkları iddia ediliyor.

"Özel çalışma" Yüksek Askeri Şura'ya hazırlık toplantısında gündeme getiriliyor. Nokta'nın yayımladığı günlüğe göre Orgeneral Özkök, toplantıda bazı komutanların muhtıra verilmesi yönündeki taleplerine karşı çıkıyor.

Nokta'ya göre notlarda, komutanların hükümetin irticai faaliyetlerine ilişkin çalışmalar yaptırdıkları, basını ele geçirmek ve halkı hükümeti protesto etmeye yönelik faaliyetlere yönlendirmek gibi unsurlar içeren eylem planları hazırladıkları yer alıyor.

Nisan 2004'teki Kıbrıs referandumu öncesinde planlanan darbe, Orgeneral Özkök'ün girişimiyle yarıda kalıyor.

Günlükteki notlara göre, dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur'un tek başına "Ayışığı" adlı darbe planı yaptığı ancak destek bulamadığı belirtiliyor.

Oramiral Örnek'e ait olduğu öne sürülen günlük mart ayı başında bir internet sitesinde yayınlanmaya başlamıştı. Örnek, 13 Mart 2007'de "Benim hiçbir zaman günlüğüm olmadı" demişti.


FETULLAHÇI NOKTA'YA YALANLAMA..

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, kendisine ait olduğu öne sürülen günlükteki "darbe girişimi" iddialarını yalanladı. Özden, "Böyle bir günlüğüm mevcut değildir" diye konuştu.

Özden, "Komutanlığım döneminde hiçbir zaman günlük tutmadım. Böyle bir günlüğüm mevcut değildir. Haberler tamamen uydurmadır" dedi.

Özden sadece 1957-81 döneminde tuttuğu "hatıratlar" olduğunu belirterek, "Tutulan notlar günlük değil hatırattır. Bu dönemden sonra ve komutanlık sırasında günlük tutulmamıştır. Karargahta günlük programlarım düzenli olarak kayıt edilmekteydi. Günlük programlar ve ziyaretleri alıp bunlar üzerinden tamamen senaryo yazılmış" ifadesini kullandı.

"AKP'ye 2004'te darbe girişimi" iddiası

Nokta dergisinde bugün yayımlanan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen notlarda, kuvvet komutanları ve jandarma komutanının AK Parti'ye karşı iki ayrı darbe planladığı ancak dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün bu girişimlere karşı çıktığı iddia edildi

Fetullahçı Nokta dergisi eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen ve daha önce de basında bir kısmı yayımlanan günlük notlarının 2003 yılı sonu ve 2004 yılı başlarına ait olan bölümlerini yayımladı.

Dergide kuvvet komutanları ve jandarma komutanının, 2004'te AK Parti'ye karşı "Sarıkız" ve "Ayışığı" adlı iki ayrı darbe girişimi planladığı ancak dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün buna karşı çıktığı öne sürülüyor.


http://www.ulusgazete.com/detay.php?id=1350

 

Fethullah’ın andıçları

TÜRKSOLU DERGİSİ

Okan İşbecer

 

 

Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran en önemli tartışma, hiç kuşkusuz andıç tartışması oldu. Nokta dergisinin 8-14 Mart tarihli sayısında kapaktan verilen habere göre TSK, gazetecileri ordu yandaşları ve ordu karşıtları olmak üzere ikiye ayırıyordu. Genelkurmay halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan üç sayfalık belgede basın-yayın kuruluşları “güvenirlik” yönünden detaylı bir şekilde incelenmiş görülüyor. İşin buraya kadar olan kısmında bir sorun yok. Genelkurmay Başkanlığı’nın kendi kurumsal yapısı içerisinde güvenlik amaçlı böyle bir değerlendirme yapmasından daha doğal bir şey yok; ancak bu belgenin ortaya çıkarılması ve böyle bir dönemde yeniden ordu tartışmasının alevlendirilmesinin anlamı üzerinde durmakta yarar var.

Birincisi, yeniden yayın hayatına dönen Nokta dergisinin çizgisini belirtmekte fayda var. Nokta dergisi Fethullahçı çizgiye olan yakınlığı (içiçeliği) ile dikkat çekiyor.

Derginin Genel Yayın Yönetmeni olan Alper Görmüş, yıllardır Başbakanla akraba olan Albayraklar’ın sahibi olduğu Yeni Şafak gazetesinin Medya köşesini hazırlıyordu.

Yine derginin devamlı yazarı olan Kürşat Bumin de Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yapmakta. Ahmet Altan ve Fethullahçı Star gazetesi yazarı Mahir Kaynak, öne çıkan yazarlar.

Haberi hazırlayan Ahmet Şık ise Radikal gazetesinde yetişmiş bir isim. Bir ay kadar önce 22-28 Şubat tarihli Nokta dergisinde Mersin’deki ulusalcı provokasyon üzerine yayımlanan yazıda da yine Ahmet Şık imzasını görüyoruz. 17 Şubat tarihinde Radikal gazetesinin manşetten duyurduğu haberde Mersin’de örgütlenen provokatif ulusalcı yapılara dikkat çekilmiş, bu provokatif ulusalcı örgütler listesinin en başına da TÜRKSOLU konularak hedef gösterilmişti.

Anlaşılan Fethullah, Ocak 2005’te öngördüğü provokasyon haberlere imza atacak bir mürit bulmuş. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bu kadar tartışıldığı bir ortamda ancak bu kadar başarılı gündem değiştirilip Tayyip’in Cumhurbaşkanlığı önünde en büyük engel görülen TSK, hedef tahtasına oturtulabilirdi.

Bu olaydan iki gün sonra da Başbakanlığın yayımladığı “medya karnesi” ortaya çıktı. Genelkurmay’ın yayımladığı iddia edilen değerlendirmeye göre biraz vasat kalan değerlendirmede gazeteler genel çizgi itibariyle değerlendirilmiş.

Başbakanlık Basın Müşaviri Ahmet Tezcan’ın yaptığı değerlendirmede Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet, Sabah, Vatan, Gözcü, Milli Gazete ve Yeniçağ gazeteleri olumsuz yayın organları olarak fişlenirken; Zaman, Vakit, Yeni Şafak, Türkiye iktidar yanlısı olarak değerlendirilmiş, Radikal gazetesi ise tarafsız olarak nitelendirilmiştir.

Raporda en dikkat çekici madde ise “solcu” Birgün gazetesi hakkında yapılan değerlendirmedir. “‘Öteki sol’a ait gazeteler içinde en demokrat, gerçekçi olanı” ifadeleriyle Kürt-İslamcıların övgülerine mazhar olan Birgün gazetesi, böylece faşist iktidar tarafından önümüzdeki dönem yaşatılacak kurumlar arasındaki yerini almış oldu.

TÜRKSOLU olarak kendilerini kutlar, başarılarının devamını temenni ederiz.

Ortaya çıkan basın karnesi elbette medya içerisinde geniş yankı buldu. Genel itibariyla yorumlar, iktidarın yaklaşan seçimler öncesinde medyayı hizaya çekme çabası içinde olduğu yönünde.

Sabah Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil, meseleye farklı bir yerden yaklaşarak kafasında oluşan soru işaretlerini sıralıyor:

“‘Neden’ böyle bir tasnif yaptıklarını anlıyorum… Ama ‘neye göre’ böyle bir tasnif yaptıklarını anlamak güç. Çünkü… Hem 12 Eylülcü, hem Özalcı, hem Demirelci, hem Çillerci, hem Erbakancı, hem Yılmazcı, hem 28 Şubatçı, hem Erdoğancı olan gazeteciler var.

Bunlar hangi kategoriye giriyor? Şarap içenler fişlenmiş mesela… Rakı içenler ne olacak? Şarap sorunsa eğer…

Hem tarikatçı olup, hem de Ramazan’a denk gelen ‘happy birthday’ partisinde şarap içen gazeteci var…

Bunun AKP lehine yazdıkları caiz midir?”

Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel seçimler öncesinde Kürt-İslamcı Tayyip iktidarının medyaya yönelik bu balans ayarı bakalım önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak tartışmalara nasıl yansıyacak

 

http://www.turksolu.org/131/isbecer131.htm

***

Kanal 7: Siyonizmin cesur sesi

Gündem

 

Gazetede çok küçük bir haber bile pek çok ipucu verebilir. 13 Mart tarihli Milliyet’te sayfanın en dibinde ufacık bir haber: “Kanal 7’de bomba paniği”

Haberden Kanal 7’ye bomba ihbarı yapıldığı, ihbarın panik yarattığı ancak sonunda asılsız çıktığını öğreniyoruz; ama küçük bir detayda yanlışlıkla habere girmiş. Haberde ihbarın yapıldığı saatte Kanal 7’yi İsrail Başkonsolosu Amihai’nin ziyaret ettiğini ve ihbarın belki de bu yüzden yapılmış olabileceği belirtiliyor.

İsrail’in Başkonsolosu Amihai’nin Kanal 7’ye düzenlediği “teşekkür ve nezaket” ziyareti aklımıza Erbakan’ın Kanal 7 için para toplarken yıllar önce söylediklerini getirdi: “Bu televizyon verdiğimiz cihat mücadelesinde tanktan bile daha önemlidir.”

Demek ki Kanal 7 ve gericilerin verdiği kutsal şeriat kavgası, Siyonistlerin Yahudi şeriatı içinmiş. Amerikan Musevi Konseyi Tayyip Erdoğan’a “Musevi Cesaret Ödülü” verirse, İsrail Başkonsolosu da tabii ki Kanal 7’yi ziyaret edebilir. Belki de gelecek yayın döneminin programını belirliyorlardır. Gecenin bir saatinden sonra AKP propagandası ve Tayyip Erdoğan yalakalığını bırakan Kanal 7, Kuran yayınına geçiyor. Kimbilir belki yakında Kuran yayını yerini Tevrat yayınına bırakır.

***

http://www.turksolu.org/131/gundem131.htm

 

 

Fethullahçı Tezgâh...

Yazan: Hikmet ÇETİNKAYA 

Nisan 19,2007

 

 

Oyunun ilk bölümü sahneye konuldu, ama hiç izleyici toplamadı...

Adı "büyük" olan medya, sahte günlüklere balıklama atladı önce...

Dönekler hemen kalemlerine sarıldı, dört koldan yaylım ateşine başladı. Eski Genelkurmay Başkanı Özkök Paşa, İzmir Narlıdere'den Anadolu Ajansı 'nı evinde ağırladı...

Kafalar karışmıştı...

2004 kışında ya da 2004 yazında dört general darbe mi yapacaktı?

Olup bitenleri 10 yıldır ABD'de FBI korumasında ve CIA şemsiyesi altında yaşayan Fethullah Gülen çok yakından izliyordu...

Dedi ki:

"Hilmi Özkök Paşa, albaylığa terfi ettiğinde biz çok şaşırmıştık..."

Nokta dergisi Fethullahçıların eline geçmişti. Paraları boldu. Kendilerini hâlâ "solcu" sayan üç-beş döneği kadrolarına alıp hedef belirlemişlerdi:

"Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak..."

Okurlar merak ediyor, Nokta dergisinin üst düzey yöneticisini!..

Söyleyeyim: Genel Koordinatör Haluk Görgün (Samanyolu TV'nin eski Ankara temsilcisi).

Nokta dergisine Fethullahçılar, iki bin sayfalık bir dosya ve slaytlar gönderiyor...

İki bin sayfalık dosyada neler var?

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek 'in günlüğü...

Örnek'in günlüğü Heybeliada Deniz Lisesi'ne girdiği 1950 yılından başlıyor ve emekliliğine dek sürüyor...

Günlük, Nokta dergisinde yayımlandı. Aynı gün Özden Örnek bir açıklama yaptı:

"Ben yaşamım boyunca hiç günlük tutmadım."

***

Nokta dergisinin yayımladığı günlükler sahteydi...

Şimdi soruyorum:

Emekli Oramiral Özden Örnek 1950 yılından başlayıp emekli olana dek (26 Ağustos 2005'te emekli oldu) tuttuğu günlükleri bilgisayara mı yazdı?

Yüz sayfa değil, iki yüz sayfa değil, tam iki bin sayfa...

Defterleri evinden çalınıp bilgisayara mı yazıldı?

Medya bu olayın üzerine gitmedi; bunu Fethullahçıların bir tezgâhı olduğunu ne yazık ki vurgulamadı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt basın toplantısında "bir tarikat üzerine" vurgu yaptı...

İki bin sayfa kolay kolay yazılmaz. Biliyorsunuz yıllar önce " Hitler 'in günlüğü" ortaya çıkmıştı. 1930 'lu, 1940 'lı yılların kâğıtlarına sahte "Hitler'in Günlüğü" yazılmıştı. Üstelik Hitler'in el yazısı taklit edilerek. Amaç, para kazanmaktı.

Emekli Oramiral Özden Örnek'in iki bin sayfalık günlüğünü yazan, "din baronu" nun müritleriydi. Müritler, Türkiye Cumhuriyeti devletinin istihbarat birimlerinde, ABD'deki üniversitelerde görevliydiler.

Sahtekârlığın boyutu bir kişiyle sınırlı değil, bir örgüt işiydi ve ekip çalışmasıyla yapılmıştı.

Bazıları bu olayı, AKP iktidarıyla bağlarını "cemaatçi ilişki" diyerek "Fethullahçılar" ı aklamaya çalışıyorlar.

İşin içimi acıtan yanı, bu sahte günlüklere DİSK gibi bir sendikanın yöneticilerinin de inanıp 14 Nisan'da Ankara'da Tandoğan Alanı'ndaki "Cumhuriyet Mitingi" ne katılmamasıydı...

DİSK dün bir bildiri yayımladı. Bildiride "Kimse cin olmadan adam çarpmaya çalışmamalıdır, önce herkes haddini bilmelidir" deniliyor...

Bildiriyi sanki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kaleme almış. Biçem, sanki Erdoğan'ın Mersin'deki üreticiye "Ananı da al git" demesi gibiydi.

Bakın ne deniyor DİSK'in açıklamasında:

"... Düzenleyiciler arasında bizim tasvip edemeyeceğimiz bazı kişi ve kurum adlarının geçmesi nedeniyle , yetkili kurumlarda tartışarak mitinge kurumsal kimliğimizle katılmama kararı aldık."

***

DİSK'in adını vermediği kurum, bence Atatürkçü Düşünce Derneği ve derneğin genel başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur !..

Çünkü Eruygur Paşa, "sahte günlük" te darbe hazırlığında olan dört generalden biriydi. TBMM Başkanı Bülent Arınç da 14 Nisan mitingi için "Darbecilerin peşinden gitmeyin" demişti.

Bu kadarı da olmaz ve DİSK'e böyle bir biçem ve davranış yakışmaz!

DİSK , Fethullahçıların oyununa gelmez.

Ama geldi işte!..

DİSK yöneticileri hiç konuşmasalar daha iyi!..

Genelkurmay Başkanlığı'nın önünde sivil kişinin sarı zarflar içinde sahte belge dağıtması, komutanların cep telefonlarına Fethullahçıların on binlerce mesaj atmaları örgütlü bir eylemdir, bunu görmemek ise ahmaklık!..

İki bin sayfalık sahte günlük...

Türk-İş'in Fethullahçıların oyununa gelmesini anlıyorum da DİSK'in bu oyuna nasıl geldiğini , inanın hiç anlayamıyorum...

Yazıma noktayı koymuştum, telefonum çaldı. Arayan, kahpece katledilen Kemal Türkler 'in damadı Oğuz Soydan 'dı...

Aynen şöyle dedi:

"DİSK'le ilgili yazılarınızı okudum. Eleştirilerinizde haklısınız. Eşim Nilgün ve ben teşekkür ediyoruz, Türkler ailesi adına. Kemal Türkler'in gerçekten, DİSK'in bu tavrı karşısında mezarda kemikleri sızlıyordur."


http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php?news=926

 

Ayetullah Fethullah

Vatan Gazetesi

Can Ataklı  

01.04.2007

 

 

Askeri gerçekten zor durumda bırakan iki olayı üst üste yaşadık.

Birincisi medya hakkında hazırlanmış bir “andıç” çıktı ortaya.

İkincisi bir emekli kuvvet komutanının yazdığı iddia edilen günlükler saçıldı.

İki olayda dolaylı yoldan gibi olsa da amacın askeri yıpratmak olduğunu anlamamak mümkün değil.

Bu iki olayın askeri yıpratmak dışındaki ortak bir noktası daha var.

Hem medya andıçı hem de günlük olduğu iddia edilen bilgisayar kayıtları Amerika’nın Utah eyaletindeki bir adrese gönderilmiş. Utah Amerika’da çok katı kuralları olan Mormon’ların eyaleti. Salt Lake City de adeta başkent.

Ve hem andıç hem de günlük bu eyaletten yayın yapan bir internet sitesinden dünyaya yayılmış.

Askeri kaynaklar açıkça isim vermemekle birlikte “Amerika’da bir kişiye gönderilmiş” ifadesini Fethullah Gülen için kullanıyorlar.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin yasadışı bir örgüt gibi “tezgah” düzenlemeyeceğini bildiğimize göre, demek ki ellerinde çok güçlü deliller ya da belgeye dökülememiş kanaatlar olduğu kesin. Yani asker üstü kapalı olarak da “Fethullah Gülen’i işaret ediyorsa” bu doğrudur.

Nitekim Utah’tan yayın yapan iki internet sitesindeki bu tür haberlerin üzerine anında atlayarak yayınlayan medya organlarına baktığımızda, bunların sahip ya da yöneticilerinin Fethullah Gülen hareketine yakınlık duydukları konusunda güçlü kanaatler oluştuğunu görüyoruz.

Fethullah Gülen çok uzun yıllardır Amerika’da yaşıyor. Hakkında herhangi bir mahkumiyet ya da dava olmadığını biliyorum. Ancak buna rağmen nedense Türkiye’ye gelmiyor. Belli ki bizim de bilmediğimiz bir endişesi var.

Gülen ve yandaşları şu sıralarda son derece tedirginler. Çünkü yıllardır tek tek tuğlalarla duvar örer gibi Türkiye’nin İslam devletine yumuşak biçimde kaydırılması için çaba harcadılar.

Sonuçta siyasal islamcı bir ekip demokrasinin ve seçim sisteminin cilvesi sonucu iktidarı göbeğinden yakaladı. Ancak bu elbette yetmeyecektir. Laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyet’in tüm kalelerinin ele geçirilmesi ve bu cumhuriyetin bir islam cumhuriyetine çevrilebilmesi için son bir adım daha kaldı. O da Cumhurbaşkanlığı.

Fethullah Gülen bu son kritik aşamayı özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, gücünü Anayasa’dan alan “Cumhuriyeti koruma ve kollama” görevini yerine getirmesine imkan tanımadan aşmak istiyor herhalde.

Bu nedenle de önce askeri sıkıştıracak operasyonlar düzenleyip, sonra hâlâ aymazlık içinde olan sözde demokratların desteği ile kamuoyunu etkilemek ve nötr hale getirmek istiyor.

Eğer Tayyip Erdoğan ya da bir benzeri şu veya bu nedenle Çankaya Köşkü’ne çıkmazsa Fethullah Gülen Amerika’daki yaşamına devam eder.

Ama Tayyip Erdoğan veya bir benkeri Çankaya’ya çıkarsa Fethullah Gülen hiç şüpheniz olmasın ki, bir süre sonra tıpkı Ayetullah Humeyni’nin Tahran’a dönüşü gibi Türkiye’ye gelir.

O günkü “devlet” onu Ayetullah Fethullah olarak karşılar.

NOT: Ayetullah tanımı bir benzetme için yapılmıştır. Lütfen kimse “Ayetullahlık Şiilik’te vardır” türünden açıklayıcı bilgiler vermek için kendini zahmete sokmasın.

*****

http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&Newsid=114669&Categoryid=4&wid=142

 

.Andıç’ın amacı askeri yıpratmak

Vatan Gazetesi

Can Ataklı  

10.03.2007

 

 

Ortaya birden yine “andıç” sorunu atıldı. Ne ilginç değil mi? Çok merak ettiğimiz(!) bir konu açıklığa çıkmış oldu.

Askerin ya da bir başkasının benim hakkımda düşündüğü o kadar önemli değil. Ben onlar hakkında ne düşünüyorum o önemli.

Asker böyle bir şey yapabilir mi, yapamaz mı, bu basın özgürlüğüne darbe midir değil midir, demokrasilerde böyle şey olur mu olmaz mı?

Bunların hepsi akla ziyan sorular.

Dün yazı günüm olmadığı için konuyla ilgili görüşümü söyleyemedim. Andıç’tan da Akşam Gazetesi muhabiri arayıp “Ne düşünüyorsunuz?” diye sorunca haberim oldu. Önce cevap vermek istemedim, çünkü konuyu tam bilmiyordum. Sonra “Eğer Genelkurmay bu değerlendirmesini kamuoyuna açıklamadıysa, bir sorun olmadığını, her kurumun kendi içinde bu tür değerlendirmeler yapabileceğini, ama eğer bunu kamuoyuna resmen açıklamış olsaydı, söyleyecek sözlerim olacağını” belirttim.

Bu konuda benim kafamı kurcalayan tek soru şudur: “Kim bu harika zamanlamayı yaptı?”

Çok ilginç gelişmeler oluyor. Tayyip Erdoğan’ın ya da bir başka AKP’linin Cumhurbaşkanı olmasını istemeyen Türkiye’nin ezici çoğunluğu bunun önlenmesi için birilerine bel bağlamış değil.

Ama siyasal İslamcı medya aylardır bir asker korkusu yaratmaya çalışıyor. Bu medyadaki neredeyse tüm yazarlar, üstü kapalı olarak askerin darbe yapabileceğini, Türkiye’deki bazı kesimlerin buna çanak tuttuğunu ileri sürerek bir korku havası yaymaya çalışıyor.

Buna ne yazık ki, kimi sözde aydın yazar çizerler de katılıyor. Demokrasi düşüncesinin altında ezilerek demokrasi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan AKP’yi demokrasi çerçevesine yerleştirmeye çalışan bu sözde aydınlar da dolaylı yollardan askerin darbe yapabileceğini ileri sürüyorlar.

Böyle bir ortamda, siyasal İslamcı medya ile sözde aydın kesimin dilediği gibi oynayabileceği bir bilgiyi ortaya saçmak ancak ve ancak askeri yıpratmak, sıkıntıya sokmak amacını taşır.

*****


DTP sanki kapatılmak istiyor


Dikkat ediyor musunuz, DTP sözcüleri son 15 gündür kanal kanal geziyor. Hepsinin üslubu aynı. “PeKeKe” diyorlar, ancak iki ülkenin savaş halinde kullanabileceği “ateşkes” deyimini ısrarla söylüyorlar, İmralı mahkûmu hakkında olumsuz gelişmeler olması durumunda bunun tahrik sayılacağını iddia ediyorlar.

Sonra bakıyorsunuz bu partinin belediye başkanları, yöneticileri veya yetkilileri “kavgada bile söylenmeyecek” laflar ediyorlar.

Biri çıkıp “Kerkük’e müdahale Diyarbakır’a yapılmış sayılır” diyor, bir başkası kadınlardan “Kürtçe konuşmadığı için” özür diliyor, bir başkası karşısındaki topluluğa “Zorlansanız bile Kürtçe konuşun” öğüdünü veriyor.

Aslına bakarsanız yasalarımız gereği bu söylemlerin her biri parti kapatma gerekçesi olarak kullanılabilir.

O zaman aklıma şu soru geliyor: “Acaba DTP özellikle kapatılmak mı istiyor?”

Çünkü gelen bilgilere göre bu parti Güneydoğu illerinde bağımsız adaylarla seçim mücadelesi verecek. Bu durumda partinin açık olması ve seçimleri katılması bir handikap. En azından bölgede bağımsız adaylar varken seçim pusulasında bir de partinin adının bulunması, seçmenlerin kafasını karıştırabilir.

Ayrıca DTP’nin Güneydoğu bölgesi dışındaki oylarını değerlendirmek için başka partilerle diyalog aradığı da bilinmeyen bir şey değil.

Parti kapatılır. DTP adayları bölgeden bağımsız aday olur, Türkiye’nin diğer yerlerinde de başka bir partiyle ilan edilmemiş bir ittifak yapılır.

Niyet sanki bu..

*****


“O biraz daha dinlenecek”


5 ay falan önce. Ünlü bir gazetecinin evindeyiz. Konuklar arasında her kesimden gazeteciler de var. Ev sahibi gazeteci, 3 yıldır mesleğimi yapamamamdan ötürü ciddi üzüntü duyuyor ve her fırsatta bana bir olanak yaratmaya çalışıyor.

Konuklar arasında siyasal İslamcı medyaya daha yakın duran bir gazetenin Genel Yayın Müdürü de var. Sohbet sırasında ev sahibi gazeteci “Aslında Can sizin gazete için çok yararlı olur” diyor.

Genel Yayın Müdürü de “Ben de biliyorum, hatta geçenlerde bizim patronlarla da konuştuk” cevabını veriyor. Ben araya giriyorum ve “Çok teşekkür ederim. Ama ben demokrasi, hukuk, laiklik ve Cumhuriyet’e bağlılığım ve siyasal görüşlerim açısından sizin gazetede yazmayı pek içime sindiremem” diyorum.

Ev sahibi gazeteci üsteliyor ve ekliyor “Öyle deme, sen sesini duyur, bunu kendin için kişilik meselesi haline getirme.”

Ben de “Ayrıca ben istesem bile Tayyip Bey izin vermez ki” deyince, Genel Yayın Müdürü bu sözlerimi sanıyorum bir yeşil ışık olarak algılıyor ve “Bu hafta Ankara’ya gidiyorum, Tayyip Bey’le de görüşeceğim, bunu söyleyeceğim” diyor.

Hiçbir karşılık vermiyorum.

Aradan 15 gün geçiyor. Bu sohbet aklımdan çıkmış gitmiş bile. O gün davete katılan gazetecilerden birine rastlıyorum, laf o günkü konuşmaya geliyor. Ve bana diyor ki “Hani Tayyip Bey’le konuşacaktı ya, konuşmuş, Tayyip Bey de (o daha dinlenecek) cevabını vermiş.”

Andıç ha? Boşverin..

*****

 

http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&sid=&Newsid=112326&Categoryid=4&wid=142

 

Askere saldırı için fırsat kollayanlar

Necdet B.  Sivaslı

10.03.2007

 

 

Genelkurmay'ın basına sızan medya raporundan sonra özellikle bugüne kadar askerlere karşı olanların hep bir ağızdan fırtına kopardıklarını ibretle izliyoruz. Sadece medyada değil, çeşitli kesimlerde de askerlere karşı olanların tam bir koro halinde hareket ettiklerini de görüyoruz.

Dikkat edilecek olursa bazıları, askere karşı harekete geçmek, yazmak ve yıpratmak için hep fırsat kollamışlardır. Hiç kuşkusuz askerlerin hiç mi hataları olmuyor? Elbette ki oluyor. Bunları zaman zaman biz de köşemizde dillendiriyoruz. Ama, hiç yoktan da askerlere karşı haksızlık içinde bulunmuyoruz. Bulunanlara karşı da mücadelemizi veriyoruz.

Çünkü, son yıllarda askerler üzerinde oynanmak istenilen oyunlara baktığımızda, yıpratılmamış tek kurum olan askerlerin de yıpratılmak istenildiğini görüyoruz. Bu kurumun, içinde bulunduğumuz şartlarda bize çok daha yakın olması gerektiğini de savunuyoruz. Bu nedenle, ön yargılı hareket edip, her defasında askerler karşısında olanlara karşı da bu savunmamızı yapmayı sürdüreceğiz.

MEDYA RAPORU YANLIŞ DEĞİL

Öncelikle şunu hatırlatmak istiyoruz:

Sadece bizim genelkurmayda değil, dünyanın hemen her yerinde askerler, hükümetler ve kurumlar böylesine raporlar düzenliyorlar. ABD Başkanı kendilerine yakın olan veya olmayan medya mensuplarının raporunu tutmuyor mu? CİA' da böyle bir raporun olmadığını mı sanıyorsunuz? Bundan daha doğal ne olabilir ki?

Genelkurmay, askerleri ön yargısız yıpratmaya çalışan isimleri rapor etmişse bu suç mu sayılıyor? Kaldı ki, bu tür kurumlarda, yeni iş başı yapanlara bu konularda raporlar da verilir, bilgilendirme de yapılır. Yeni göreve başlayanların bu bilgilere sahip olması kadar doğal bir şey olabilir mi? Kurumun başındakilerin, kendilerine kimlerin yakın, kimlerin uzak olduğunu bilmesinin suç olmaması gerektiğini hatırlatmak istiyoruz. Bir kaşık suda fırtına koparmaya hazır olanlar, işte bu konuyu da gündeme alarak, yine askerleri yıpratma hareketine başlamışlardır ki, bunu da son derece tehlikeli buluyoruz.

Rapor, basına sızmıştır, sızdırılmıştır. Bunu araştırıp,çözmek o kurumun görevidir. Buna bir şey demiyoruz. Genelkurmay, bu konuda mutlaka gerekeni yapacaktır.

ERDOĞAN' DA DA RAPOR VAR

Çok uzaklara gitmeye gerek görmüyoruz. AKP iktidarında, Başbakan Erdoğan da, kendisine yakın medya ve mensuplarını uçağına alıp, yurt dışı gezilerine götürmüyor mu? Onları ismen çağırmıyor mu? Başbakan Erdoğan'a da, kendilerine en yakın gazetecilerin kimler olduğu, muhalif gazetecilerin kimlerden oluştuğu konusunda raporlar verilmiyor mu? Biz, bunu nasıl yadırgamıyorsak, Genelkurmay'ın bu konudaki raporunu da yadırgamadığımızı ifade etmek istiyoruz.

Nitekim, bu satırları yazmaya başladığımızda da, Erdoğan'a aylık sunulan medya analiz raporlarında gazetelerle ilgili ilginç saptamaların olduğu haberleri geliyordu. Bunu da ortaya çıkarıp, Başbakan'ın basını fişlediğini söylemek de yanlış sayılmalıdır.

Geçmiş hükümet dönemlerinde de bu tür raporlar hazırlanıyordu. Geçmiş Başbakanlara aynı amaçlı raporlar sunuluyordu. Bunların adını "fişleme" diyerek konuyu saptırmanın da bir anlamı yoktur.

Askerlerle çatışmayı adet haline getirenlerin yanına şimdi de, askerlerle çatışanlara hoş görünmek isteyenlerin ortaya çıktığını gözlemliyoruz. Bunların içinde bazı medya kuruluş ve mensuplarının bulunması da bizim açımızdan üzücüdür.

Görülüyor ki, askerlerle gerilim yaratanların yanında yer almak isteyenlerin, bu kesimden mutlaka beklentilerinin var olduğu da gözlerden uzak tutulmamalıdır.

Ülkenin başka sorunu yokmuş gibi, askerlere karşı olan takımların koro halinde medya raporunu ele alıp, bir kaşık suda fırtına koparmaya başlamaları da, ön yargılı hareketten başka bir şey değildir. Askere saldırı için fırsat kollayanlar, bu sakızı şimdi de uzun süre çiğnemeye devam edeceklerdir.

Adımızı ne koyarlarsa koysunlar, biz her zaman ülkemizin birliği bütünlüğü yolunda askerlerimizin varlığına olan saldırıların karşısında olduk, bundan sonra da karşısında olmayı sürdüreceğiz. Yıpratılmamış tek kurum olan askerlerimizi yıpratmaya yönelik karalama ve kampanyaların da karşısında olacağız.

 

http://www.ortadogugazetesi.net/makale_goster.asp?id=2144&yazid=21

 

Genelkurmay komplosunun ardındakiler!

logo

Sabahattin ÖNKİBAR

13.03.2007

 

Cumhurbaşkanlığına aday olmak için son gün olan 16 Nisan için geri sayım başlamışken.
Washington’dan AB başkentlerine kadar Türkiye ile ilgili olan bütün merkezlerin;  “Acaba TSK ne yapacak, ne diyecek, nasıl bir tavır koyacak”  diye beklerken.


Türk kamuoyu soluğunu tutmuş Recep Tayyip Erdoğan’ın dudağından çıkacak  “Adayım” ya da  “Değilim” e  kilitlenmişken Nokta dergisinde malum haber yani askerin medyayı sorgulaması yayınlanıyor ve kıyamet koparılmaya çalışılıyor.


Önce bir şeyin altını çizelim:


TSK gibi  fevkalade ciddi bir kurumun böyle bir değerlendirme çalışması yapması, olması gereken bir husustur. Bütün medyayı izleme imkanı olmayan komuta heyetinin şekil olarak bu tür bir çalışmaya gerçekte ihtiyacı vardır. Dolayısı ile kopartılan vaveylanın usul açısından geçerliliği yoktur.


Şakir Süter ve Arcayürek Ancak...


Hazırlanan raporun maddi hatalarla dolu olduğu da su götürmez bir hakikattır.
Genelkurmay gibi geleneği olan titiz bir kurumun böylesine bir  yüzeyselliğe düşmesi üzücüdür ve de bu tür yüzeysel raporlar güven olgusunu zaafa uğratır.


Ayrıntıya girmeyeceğim ama Şakir Süter ya da Cüneyt Arcayürek ve benzeri isimlerin asker karşıtlığı ile itham edilmesi sadece cahillik değil, aynı zamanda dramatiktir.. Eğer kasıt yoksa yapılan bu çalışmanın hadiseye ne kadar basit bakıldığı ve yaklaşıldığı gibi bir sonucu getirir ki bu Genelkurmayımızın geleneğine yakışmaz.. TSK gibi bir kurum böylesine yüzeysel olamaz. Hiç unutmuyorum 28 Şubat sürecinde İslami örgüt ve cemaatlarla ilgili olarak yayınlanan raporlarda da Marksist Yazar Faik Bulut’un kitabından pasajlar aynen aktarılmıştı... Hayır, asker elbette yayınlardan istifade edebilir de, kendi görüşü ve bakışı da olur. Genelkurmay, İstihbarat ve MİT bunun için vardır... TSK gibi bir kurum Türkiye’nin irtica sorununa Marksist bir yazarın ötesinde analizlerle bakabilmeli, böyle bir birikim onda olmalıdır... Hassasiyet göstermemiz Genelkurmay Başkanlığı’nın    “devleti temsil ettiğine”  dair bakışımızdır.. Bin yıllık bir devletin merkez kurumu aşiret devletlerindeki satıhlıkta olamaz.


Kimler sızdırdı?


Bize göre asıl vahim olan, raporda yapılan maddi hatalardan ziyade bu raporun nasıl sızdığıdır?
Genelkurmay gibi bir kurumdan böyle bir şey sızamaz, sızmamalıdır. Eğer rapor gerçekten sızma sonucu dışarıya çıkmış ise, bunun adı savaş sürecinde taarruz veya savunma planlarını düşmana vermektir. Bu sızmaya dışarıdan destek verenler de onlarla aynı oranda suç ortağıdır.
Hayır abartmıyorum. Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde bütün dünya pürdikkat Genelkurmay’ı gözlerken askeri böylesi bir görüntü ya da pozisyona sokmanın başka nitelemesi olamaz.
İşte bu hadise bile Genelkurmay’ın irtica ve disiplinsizliğe neden bu denli dikkat gösterdiğini ve de ihraçlardaki haklılığını ortaya koyuyor. Bu kadar titizliğe rağmen (Eğer oradan sızdırıldı ise) karargaha kadar sızma oluyorsa, tehlikenin büyüklüğünü siz takdir edin.


Gelelim bu değerlendirme raporunu kimlerin sızdırabileceğine?


Amaçları ne?


Bize göre bunu yapanlarla Şemdinli komplosunu organize edenler  ve Atabeyler çetesi diye askeri çetecilikle itham etmek isteyenler aynı familyadandır. Amaçları ise askerin etkisini ve imajını kırmak, medya ile arasını açmak ve de Cumhurbaşkanlığı sürecinde güçsüz kılıp  kilitlemektir.


Evet askere hamaset adına sahiplenmek için söylemiyorum. Bu olay açık ve seçik olarak Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı kurulmuş bir komplodur... İyi de TSK parti değildir. Akşam kapatıp sabaha yenisini kuramazsınız. Hiç kimsenin bu kurumun imajıyla oynama lüksü olamaz...

 

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=137&ArticleID=4702

 

Gündem değiştirme senaryoları

10.03.2007

 

Türkiye sırat köprüsünden geçerken, İmralı katilinin kılı-tüyü ve asıl sorunları unutturmak için uyduruk haberlerle uğraşılıyor.

 

TERÖR ve Kürdistan hayalleri artarken, zam sağanağı sürerken, Türk halkı sorunlarına çare ararken yöneticiler ve basın bunlarla değil, gündem değiştirip, göz boyama yollarını seçiyor. Türkiye şimdi de, basına sızdırılan Genelkurmay'ın sakıncalı ve sakıncasız gazeteciler listesini konuşuyor. Hükümettten ise bir ses yok.

Ancak Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken bu gibi haberlerin basına sızdırılacağına da kesin gözü ile bakılıyor.

GENELKURMAY, köstebeki ararken, askerin asıl "dikkat çekici" bulduğu mesele "İslami basın" olarak tanımlanan gazete ve gazetecilerle ilgili bölümün basına sızdırılmamış veya "yayınlanmamış" olması. Bu da yeni bir komplonun işareti olarak görülüyor. Genelkurmay, bu durumu kritik bir siyasi süreç öncesi, Genelkurmay'ın hedef haline getirilip gazetelerle Genelkurmay arasında bir "gerilim" başlatılması girişimi olarak görüyor.

İslami basın neden yok

Listenin Nokta dergisi gibi hiçbir gruba bağlı olmayan, bağımsız, İslamcı veya ulusal kimliği ön plana çıkmayan bir dergiyle kamuoyuna duyurulması da Genelkurmay'ın incelediği bir başka nokta.

Fakat Genelkurmay'ın asıl "dikkat çekici" bulduğu mesele "İslami basın" olarak tanımlanan gazete ve gazetecilerle ilgili bölümün sızdırılmamış veya "yayınlanmamış" olması.

Çünkü Genelkurmay'ın "andıç" adı altında yaptığı değerlendirmeler arasında "İslamcı" olarak nitelenen basınla ilgili bölümler de var. Üstelik buradaki değerlendirmelerin çok daha detaylı ve yer yer çok daha sert olduğu söyleniyor. Fakat bu bölüm ortalıkta yok. Bu da yeni bir komplonun işareti olarak görülüyor.

Genelkurmay, bu durumu kritik bir siyasi süreç öncesi, Genelkurmay'ın hedef haline getirilmesi ve liberal gazetelerle Genelkurmay arasında bir "gerilim" başlatılması girişimi olarak görüyor.

Genelkurmay'dan rapor soruşturması

Öte yandan Genelkurmay Başkanlığı, "Basın Yayın Organları Hakkında Değerlendirme Raporu"nun basına sızdırılmasıyla ilgili adli soruşturma başlattı.

Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yer alan açıklamada, "8 Mart 2007 günü Genelkurmay Başkanlığı'nın basın yayın organları hakkında değerlendirme raporu hazırladığı şeklindeki haberlere medyada yer verilmiştir. Konu ile ilgili adli soruşturma başlatılmıştır" denildi.

Rapor ayrıca, Genelkurmay Başkanlığı'nın akreditasyon uygulaması konusunda da öneriler içeriyor. Ekim 2006 tarihli rapor, "Andıç" başlığıyla sunulmuştu.

Açıklamada adli soruşturmaya ilişkin başka ayrıntı verilmedi. Bu soruşturmanın sözkonusu çalışmanın dışarı sızdırılmasıyla ilgili kurum içi bir soruşturma olduğu belirtiliyor.


http://www.ortadogugazetesi.net/habergoster.asp?id=5922

***

Neler oluyor?

Orhan Karataş

10.03.2007

 

Şerefli Türk basını 2 gündür büyük bir telaş içinde. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendi iç bünyesinde yaptığı bir çalışmanın, sızdırılmasının yankıları birinci sayfaları işgal ediyor. Birden bire demokrat kesildiler. Birden bire "asker aşkıyla" yanmaya başladılar. Akıl verenler, yol gösterenler, göz yaşı dökenler, teneke çalanlar, ne ararsanız var.

Bir gariplik var

Türkiye bütün meselelerini, bütün sıkıntılarını, gerçek gündemini unuttu. Estirilen havaya bakarsanız, Türkiye'nin en önemli hatta tek meselesi askerin basınla ilgili tespitleri. Neresinden bakarsanız bakın bu işte bir gariplik var. Herşeyden önce, Silahı Kuvvetlerin kendi iç bünyesinde böyle bir çalışma yapması, tamamen kendi taktirleridir. Bazı gazetelere, bazı gazetecilere ambargo koymak bu çalışmayla birlikte ortaya çıkmıyor. Zaten var olan bir durum. Ancak, bu çalışmanın basına sızdırılmış olmasında bir anormallik bulunuyor. Her ne hikmetse sızan kısımda, Silahlı Kuvvetlerin mesafe koyduğu bazı kuruluşlar, hiç yer almıyor. Ayrıca, Türkiye'nin çok ciddi bir yol ayrımına getirildiği bir dönemde gündem birden bire değişiyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi, Kuzey Irak'da olanlar, Kıbrıs'da tezgahlanan oyunlar, Ermeni iftiralarının yeni boyutlar kazanması, unutuluyor. Bütün bu gelişmelerden memnun olan tek bir kurum var. AKP hükümeti. Belli ki bir tezgah kurulmuş. Birileri durumdan vazife çıkarmış ve başbakanın deyimiyle düğmeye basmış.

AKP yaparsa demokrasiye uygun

Kopan kıyametlerin altında ne var? Asker, basın organları arasında bir çalışma yapmış. Bazı gazete ve gazetecilere ambargo koymuş. Bu basın özgürlüğüne, demokrasiye aykırıymış. Ne güzel değil mi? İyi de adama sormazlar mı, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? AKP 4 yıldır çok daha ileri boyutlarda, aynı şeyi yapmıyor mu? Daha dün gazetelere yansıyan ve resmi bir kuruma dayanan, "bizden yana olanlar, bizden yana olmayanlar" çalışmasına ne diyeceğiz? Hiç uzağa gitmeyelim. AKP'nin şakşakçısı olmadığımız için hükümetin hiçbir tanıtımına, başbakanın hiçbir programına çağırılmıyoruz. Yani ambargoluyuz. Basın özgürlüğü, demokrasi diye kıyameti koparanlardan, bugüne kadar neden tek bir kelime duymadık?

Herşey kendileriyle sınırlı

Yine geldik aynı yere. Bunların demokratlığı da, özgürlükçülüğü de kendileriyle sınırlıdır. Eğer kendilerine yarıyorsa, kendilerinin işini kolaylaştırıp imkan tanıyorsa, basın özgürlüğü, demokrasi, insan hakları önemlidir ve değerlidir. Ama kendilerine dokunmaz veya başkalarını rahatsız ederse, basın özgürlüğünün çiğnenmesinin, demokrasinin askıya alınmasının, insan haklarına aykırılığın hiçbir önemi yoktur. Aynı şeyi 28 Şubat'ta görmedik mi? O günlerde alkış tutanlar, şapka çıkaranlar, "yaşasın asker" diye bağıranlar, AKP iktidarıyla birlikte makas değiştirip, tükürdüklerini yalamadılar mı?

Menfaat şebekesi

Boşuna uğraşmayın. Türkiye'nin en önemli meselesi basının içine düştüğü durumdur. AKP bugün bu kadar iler gidebiliyor, bu kadar vurdum duymaz oluyor, ülke ve millet menfaatleriyle bu kadar ters düşebiliyorsa, burada herşeyden önce basının suçu vardır. Türk basını, bir menfaat şebekesine dönüşmüştür. Manşetleri ve ana haberleri, patronların ve köşe başını tutan medya baronlarının menfaatleri şekillendirmektedir.

Hükümete nefes aldırmak

Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi içinde yaptığı bir çalışmanın, bu kadar büyütülüp gündem oluşturmasının sebebi, AKP hükümetine nefes aldırmaktan başka bir şey değildir. Nitekim, AKP'nin borazanı olan bazı gazeteler ve televizyon kanalları, özellikle kapsam dışı bırakılmıştır. Niyet bellidir. Bütün dertleri kamuoyu önünde Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsmaktır. Bir taşla birkaç kuş vuruluyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde dikensiz bir gül bahçesi oluşturmaya uğraşıyorlar. Kuzey Irak'da Kürt devletinin kurulmasına itiraz edebilecek olanları, zor duruma düşürmeye çabalıyorlar.

Millet herşeyin farkında

Boşuna çırpınmayın. Türk milleti gerçekleri görmüştür. Türk milletinin en güvenilmez kurumlar arasında basını ilk sıraya koyması, boşuna değildir. Siz ne derseniz, bu millet tersini yapacaktır. Siz askeri kötü göstermeye çalıştıkça, Türk milleti en güvenilir kurum olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini görecektir. Siz AKP'yi tek alternatif olarak sundukça, Türk milleti AKP ve yandaşlarından uzaklaşacaktır. Siz, milliyetçiliğin en büyük tehlike olarak gösterdikçe, Türk milleti milliyetçilere daha fazla sarılacak ve itibar edecektir. Herkesin bir hesabı var. Ama unutulmasın ki,bu milletin de bir hesabı var.

http://www.ortadogugazetesi.net/makale_goster.asp?id=2068&yazid=33

***

 

 

 

Kemal-i ciddiyetle teessüf ederim

Engin Ardıç

10.03.2007

 

 

Şu “andıç olmayan andıç” olayında kimsenin dikkat etmediği bir nokta var: “Karşıt” kelimesini Genelkurmay kullanmamış, Nokta Dergisi kullanmış!

Kimbilir hangi işgüzarın, haberin liste açıklayan ayrı bir bölümüne (meslek jargonunda biz buna “kutu” deriz) attığı bir ara başlık... Haberin kendisini yazandan başka biri de olabilir bu... Ya düşüncesizlikten yapmış, ya da kasıtlı davranmış...

***

Nokta Dergisi, ordunun içindeki bazı kişilerin muhtemel ve muhayyel bazı yasa dışı girişimlerine karşı olmak kavramıyla, kafadan ordu “karşıtı” olmak kavramlarını, ama bilerek ama bilmeyerek, birbirine karıştırmış ve haltetmiştir. Üstelik “akredite” kavramını toplantılara çağırılmak gibi basit ve pratik anlamıyla değil de “güvenilmez bulunmak” şeklinde algılamakta ısrar ederek meseleyi bambaşka yönlere götürmeye çalışıyor.

Basınla ordu arasında şu sıralar gerginlik yaratmanın kimseye bir yararı yoktur. Bu ne Çankaya’ya çıkmak isteyenlere fayda sağlar, ne de onları oraya çıkarmak istemeyenlere...

Suçlamayı şiddetle reddeder ve teessüflerimi bildiririm.

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=70348,10,2

***

Andıç... Dosya savaşlarında sırada ne var?

Güler Kömürcü

13.03.2007

 

Bir uzman dostumun dediği gibi; ‘asker gazetecileri andıçladı, kendine yakın olan ve olmayanları fişledi’ biçiminde patlatılan korsan rapor, provokasyon dosyası, en az Hrant Dink cinayeti kadar Türkiye’yi ayrıştırmak-kamplaştırmak-çatıştırmak için yapılmış tehlikeli bir plandır... Her şey düşünülmüş, mesela mı;

1- Bu andıç tartışmasıyla, ‘demek ki gizli evraklar böyle ele geçirilebildiğine göre, devletin en önemli kurumlarındaki kozmik bilgilerin hiçbir koruma kalkanı yok’ denilmek isteniyor. Yani... Hem askerin hem de kozmik kasanın sahibi olan başbakanlığın istihbarat çemberinin son derece güçsüz olduğu ima edilerek vatandaşın bu önemli kurumlara olan güveni zayıflatılmak isteniyor.

2- Askere sözde yakın-karşı medya grupları deşifre edilerek ciddi bir kamplaşma yaratılıyor. Askere taraf olanlar, hükümete taraf olanlar ayrıştırılıyor. Çankaya savaşlarında, sınır ötesi operasyon arefesinde, etnik zeminde kışkırtma hazırlıklarının yapıldığı içinde bulunduğumuz bugünlerde, öncü kuvvetleri sipere sokuyorlar... Böylece savunma ya da saldırı reel olmasın isteniyor, yapılacak ya da yapılmakta olan medya haberlerine “Bu taraftar gazetecilerin bakış açısıdır” kılıfı giydirilmeye çalışılıyor, okurun-izleyicinin zihninde özellikle askerin pozisyonu tartışmalı hale getiriyor (zor getirilir bu da başka konu ama).... Sonuçta medya, gazeteciler askeri savunamayacak hale getirilmek isteniyor.

  • Evet, birilerinin amacı bu... Şimdi, öncelikle şunu ortaya çıkaralım, konuştuğum konunun uzmanlarına göre söz konusu -andıç- ya da adı her ne ise bu çalışma tamamen sahte, korsan bir rapor daha da açıkçası teknik anlamda incelendiğinde, yazışma metodu-evrakın içeriği-yazışma dili Genelkurmay Başkanlığı’nın yazışma diline kesinlikle uymuyor. Ki sanırım Gen-Kur da çok yakında adli soruşturmayı tamamlayıp, bu korsan raporun hazırlayıcılarını deşifre edecektir...

  • Diğer yanda, yazımın girişinde belirttiğim gibi, yaratılmak istenilen bu kamplaşma sonucunda birilerinin, medyayı askeri savunamayacak hale getirme hedefleri de tutmayacaktır. Türkiye üzerinde bu denli tehdit algıları yükseliyor iken, ulusal güvenliğiniz çökertilmeye çalışılır iken şayet her kim kendi askerini savunmaktan çekinir ise onun vatanperverliği de tartışmaya açılmalıdır diyorum, ya siz ne diyorsunuz ey bilen okur?

  • Bu arada, hazır taraf-karşı taraf gazeteciler konusu gündemde iken birileri de ‘Washington’ın yaptırdığı’ medya değerlendirme raporunu ya da moda deyimiyle ‘Washington’ın Türk medyası içindeki yandaş ve karşıtlarını’ belirlediği fişleri de açıklayıverse... Nasıl olur dersiniz? Ki hatırlayın geçtiğimiz yıl, ABD Senatosu’nda, Türkiye’deki anti-Amerikancı yazarların listesi elden ele dolaşmış, kıyamet kopmuştu, birilerinin yaptığı -ulusal çıkarları- adına medya analizi oluyor, bizimkilerin yaptığı fişleme?!

  • Bitmedi, belki de şu günlerde süratle devam eden dosya savaşlarında daha fazlası da olabilir... Aniden... Ankara’da bazı önemli tepe siyasilerimizin kurduğu iddia edilen ‘özel örgüte’ yakın gazetecilerin fişleri de bakarsınız çok yakında bir gazeteye sızdırılıverir, olur mu? Olur.

  • Sözün özü; Türkiye’ye yapılan son ‘karşı psikolojik hareketin’ adı; ANDIǒtır. Yapan da tahmin ettiğiniz üzere -askerimize itibar infazı peşinde, Genelkurmay’ı yıpratmak isteyen ‘malum merkezlerin yerli işbirlikçileridir’ ancak siz sağduyunuzla zaten ne olup bittiğini çooook iyi biliyorsunuz, uzatmaya lüzum yok.

  • Şimdi tüm dikkatlerinizi sınır ötesinde yoğunlaştırın, sınır ötesine....


http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=70725,10,5

***

Hastalık mı yoksa?!

Güler Kömürcü

...

  • Evet, gündemi farklı cephelerde taramaya devam edelim... Birileri ‘askere’ karşı psikolojik harekatta tempoyu oldukça yükseltti, dosya savaşlarında seri operasyona geçtiler adeta değil mi? Bakınız son bir-iki hafta içinde olanlara; önce ‘korsan-sahte bir andıç’ hazırlatıp, sızdırdılar, sonra da ‘Genelkurmay gazetecileri fişledi’ diyerek güya medyayı topyekun asker karşıtlığına çekmeye çalıştılar. Bitmedi, hemen ardından, aynı seriden bir başka ‘kurgu’ sunuma konuldu, güya eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in ‘günlüğü’ ele geçirilip, bir internet sitesinde yayınlandı. İnternet sitesindeki haberi bir gazete manşet yapınca olay patladı .

  • Örnek Paşa ‘bu benim günlüğüm değil, asla ben böyle bir not tutmadım’ dese de dinleyen kim, tefrika devam ediyor ve bu sahte günlüğe bakarsanız bütün komutanlar-generaller birbirinin kuyusunu kazıyor. Denizci komutanın günlüğü ile hedeflenen de ‘Ordu içinde artık mikro kırılmalar’ yaratmak, mikro kırılganlıkların çarpan etkisiyle kanamayı tüm vucuda kılcallardan yaymak, kuşkunun öldürücü etkisinden maksimum fayda sağlamak, TSK’ı iyice etkisiz hale getirmek, amaçları bu...

  • Tam bu noktada bir kritik vurgum var; e-medya da önüne gelen yalan yanlış haber yapıp, Türkiye’nin ulusal güvenliğiyle, kurumların itibarıyla oynuyor ve bu ağır karalama-yalan haberleri yapanlara ceza verilemiyor, neymiş efendim internet medyasındaki suçlara dair yasal süreç tamamlanmamış. Kısacası, gözüken o ki kara propaganda daha da sertleşerek devam edecek, peki sırada ne var dersiniz? Belki sırada ‘gölge oyunlarından daha fazlası’ vardır, sıra ‘prestij sahnesine’ gelmiştir... Prestij şifresini önümüzdeki yazılarda çözeceğiz, bekleyin.

 

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=70929,10,5

 

Utah’daki kirli karargâh

Alperen Polat 

Andıç olayı patlak verdikten sonra Genelkurmay’ın idari soruşturma değil de, adli soruşturma başlatması, olayın ciddiyetini ve tehlikeli bağlantılarını ortaya koyar nitelikteydi. Aradan haftalar geçti ve Genelkurmay "andıç" konusunda çok çarpıcı bilgilere ulaştı.


Genelkurmay’ın açtığı adli soruşturmayı yürüten Genelkurmay Askeri Başsavcısı Albay Saim Öztürk, geçtiğimiz günlerde "andıç"a dair çok çarpıcı açıklamalarda bulunmuş ve  Nokta Dergisi’nde yayımlanan belgenin kimler aracılığıyla bu dergiye ulaştığına dair önemli bilgiler vermişti.
Albay Öztürk "Ulaşan teknik bilgilere göre, taslak Andıç çalışmasına ait metnin 12 Ekim 2006 tarihinde çalındığı, bilgilerin yurt dışı bağlantılarla ilişkili olarak ülkenin siyasi ortamı nazara alınmak suretiyle 8 Mart 2007 tarihine kadar bekletildiği ve o tarihte kamuoyuna sunulduğu dikkati çekmektedir" derken, bazı grupların Türkiye’deki siyasi takvimi dikkate alarak bir zamanlama ayarlaması yaptığına dikkat çekiyordu. Ve Albay Öztürk’ün verdiği en önemli bilgi ise, "andıç"ın Genelkurmay’dan çalınıp, ABD’nin Utah eyaletindeki sahte Amerikan isimli bir alıcıya iletilmesiydi. Bu bilgi Türk Telekom ve diğer ilgili kuruluşların çalışmaları neticesinde ortaya çıkmıştı.


Peki bu bilgi neden önemliydi?


Çünkü ABD’nin Utah eyaleti, Türkiye’deki "F tipi cemaatin" karargah merkezi. Grubun bütün önemli ve etkili isimleri burada konuşlanmış durumda. Ve asıl önemli nokta ise, Emekli Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen günlüğün deşifre edildiği internet sitesi ve daha önce Genelkurmay Başkanı Büyükanıt paşayla ilgili ipe sapa gelmez iftiraları yayan site de Utah merkezliydi.


Anlaşılan, birileri Utah’ta kirli bir tezgah kurmuş ve akılları sıra oradan yayacakları iftira dalgasıyla Türkiye siyasetine yön vermeye çalışıyorlar.


Ama Utah’daki hesap, Türkiye’den dönmekte gecikmedi.


Genelkurmay Başsavcısının bu önemli açıklamalarından sonra Şemdinli, Rektör Aşkın, Danıştay saldırısı ve Hrant Dink suikastine kadar uzanan geniş bir yelpazede Utah merkezli kirli yapılanmanın parmağını görmek güç olmadı. Zaten hepsinde aynı mantık hakimdi: Askeri ve vatansever cepheyi hedef almak!


Bu kirli yapılanmanın AKP hükümetini nasıl yönlendirdiği ve bu yönüyle aslında "hükümetlerüstü" bir konsepte kavuştuğunu ise Ahmet Hakan’ın yazıları ele verdi.


Hakan, geçtiğimiz gün yemek yediği bir bakanın, bu grubun Emniyet, istihbarat ve devlet kademelerine nasıl sirayet ettiğini ve grubun ABD’deki liderinin istihbarat merakının nelere yol açtığına dair önemli itiraflarda bulunduğunu yazdı. Hatta bakan şöyle bile demiş: "Her işin arkasında onların parmağı var."


Hakan’ın, daha doğrusu AKP’nin bir bakanının bu itirafları aynı zamanda F tipi yapılanmanın Türkiye’de hükümeti nasıl yönlendirdiğini de ortaya koyuyordu.


Daha sonra o grubun önemli bir üyesi Ahmet Hakan’a, bahsedilen bakanı tanıdıklarını ve o bakanın kendilerine kişisel bir husumeti olduğu için böyle konuştuğunu anlatmış. O kişi, o bakanın kendilerine olan husumetinin sebebini bakın nasıl açıklamış:


"Bakanın yaptığı bir yasa çalışmasına karşı çıktık. Hem hükümet hem AKP bizim haklı olduğumuza kanaat getirdi. Yasa tasarısı değişti. Bakan gururunun kırıldığını düşündü ve bu olayı kişisel husumete dönüştürdü."


Bu son alıntıyı şu sebepten yaptım; Türkiye’de yasalar çıkarılırken kimlere danışıldığını ve danışılan grupların onay vermediği yasaların geçemediğini göresiniz diye.


ABD merkezli ve güdümlü F tipi yapılanmanın Türkiye’deki karanlık eylemleri, Genelkurmay’ın bu çalışması sonucunda ortaya çıkmış görünüyor. Bu grubun özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerine aktif bir şekilde müdahale etmek için çeşitli senaryolar hazırladıklarını da belirtelim.


Yarın da, bu gruba ABD’nin yüklediği misyonu yazalım…

http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7005880&tarih=2007-04-06

***

Rand Corporation raporu ve Gülen

Alperen Polat 


Utah’daki kirli karargâhın Türkiye’deki tehlikeli faaliyetlerinin asıl menbaını ve hedefini anlayabilmek için, bu karargâhı yönlendiren asıl güce ve bu gücün bu piyonlara yüklediği misyonu açık bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor.

 

Bu konuda Ahmet Eryılmaz’ın Turkish American Journal’daki derlemesinden istifade edeceğiz.

ABD’nin en etkili  düşünce kuruluşu RAND CORPORATION 26 Mart 2007’de ‘Modernist Müslüman Ağlarının Tesisi’  (Building Moderate Muslım Networks) başlıklı 217 sayfalık yeni bir rapor yayınladı.

 

Raporu hazırlayan ekibin başındaki isim yabancı değil. Ekipbaşı ABD’nin Irak eski büyük elçisi Zalmay Khalilzad’ın yahudi asıllı eşi Cheryl Barnard. Bayan Barnard 2003 yılında da yine Rand Corporatıon adına  “IIlımlı  İslam” (Civil Democratic Islam) adlı 83 sayfalık bir rapor yayınlamıştı. Bu raporda Kur’an-ı Kerim ayetleri ve Hadisler üzerinde şüpheler ve oynamalar meydana getirerek İslam’ı dejenere etmek için yeni yöntemler tavsiye edilmekteydi.  Bu dejenerasyon sürecinde ABD yönetimine bazı “Müslüman liderleri” uygun şekilde kullanmayı tavsiye eden raporda, “kullanılması gereken” sözde İslami liderlerden bazıları şunlardı: Eski Bosna Müftüsü Mustafa Ceric, UCLA’nın Islam Hukuku Profesörü Abou El Fadl, Türkiye’den Fetullah Gülen, “İslami anlaşmalar için öneriler” adlı kitabın yazarı Muhammed Shahrur ve  Amerika İslam Yüksek Konseyi (ISCA) başkanı Şeyh  Hişam Kabbani.

 

Amerika’nın yeni ismiyle Büyük Ortadoğu Projesi, yani İslam ülkelerini işgal projesi kapsamında müslüman ülkeleri içten çökertmek için “Ilımlı İslam” adı altında yeni bir yapılanma teşkil ettiğini biliyorsunuzdur.

 

Sözü daha fazla uzatmadan Ahmet Eryılmaz’ın kaleminden Rand Corparation’un 26 Mart tarihli yeni raporuyla sizleri başbaşa bırakıyorum:

 

“Geleneksel ve dogmatic İslam anlayışı Müslümanlar arasında  olduğu gibi Amerika ve Avrupa’da da hızla yayılmaktadır. İslam ülkelerinin çoğunda ılımlı ve modern İslam anlayışının aksine geleneksel islamcıların etkisi hızla artmaktadır.

 

ABD’nin  soğuk savaş döneminde Komünizm’e karşı savunduğu demokrasi propagandası ile elde ettiği tecrübeyi bu kez geleneksel İslam anlayışını benimseyen müslümanlara karşı kullanılabilir. Şöyleki müslüman ülkelerde tatbik sahasına konulacak modernist ve ılımlı İslam düşüncesini savunan İslami gurup ve cemaatleri destekleme programını yürürlüğe koymalıdır. ABD hükümeti bir ‘yol haritası’ hazırlayarak çeşitli müslüman ülkelerde faaliyet gösteren modernist ve ılımlı İslamcıların arasında bir haberleşme ve dayanışma ağı kurmalıdır. Bu şekilde geleneksel İslamcılara karşı mücadelede başarılı olunabilir.

 

Sözü edilen rapora göre ABD’nin Türkiye’de desteklemesi gereken kişi ve cemaatlerden sadece Fethullah Gülen ve tarikatının ismi geçmektedir (Sayfa 74). Rapora göre Gülen Hıristiyan ve yahudilerle diyalog çalışmaları başlatmış, iki kez Bartelemos ile görüşmüş, 1998’de Roma’da Papa’yı da ziyaret etmiş ve İsrail’in  Haham başısının ziyaretini de kabul etmiştir.”

 

Eminim bu rapordan sonra Utah merkezli kirli yapılanmanın Türkiye’deki faaliyetlerinin şifrelerini daha kolay çözeceksiniz...

 

http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7006210&tarih=2007-04-16

 

.Andıçta 'F tipi komplo' iması var


Enis BERBEROĞLU  


ANKARA
GENELKURMAY andıcının medyaya yansıdığı gün, Başbakan Tayyip Erdoğan Nevşehir'deydi.


Akşam saatlerinde Ankara'ya döndü, mola vermeden ve bel ağrısıyla Bakü'ye uçtu.

Aynı akşam başkentte resmi bir yemekte, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt yan yana düştü. Sohbetlerinde andıçla ilgili tek cümle geçti.

Büyükanıt, "İnanın andıcı hiç görmedim" dedi ve ekledi, "Masama gelmedi".

Askerlikte komutana arz edilmeyen planlama (çalışma) resmiyet kazanmaz.

Nitekim dün Genelkurmay Askeri Savcılığı'ndan yapılan soruşturma açıklamasında, "...metin sahte olmayıp bazı istatistiki değerlendirmeleri de içeren ilgili şube müdürlüğünde (İletişim Dairesi) görevli bir kişi tarafından hazırlanan taslak bir metindir" ifadesi kullanıldı.

Metindeki "görevli kişi" şifresini kırmak daha zordu.

Aldığım ilk bilgiye göre, andıcın medyaya yansıdığı gün bilgisayarlar tarandı. Yakın zamanda terhis olmuş bir yedek subayın kullandığı bilgisayarda andıcın izine rastlandı. Bu kişinin bilgisine başvuruldu. Andıcın 12 Ekim 2006 tarihinde çalındığı ve ABD'ye yollandığı saptandı.

Tabii ki ABD'yi duyanın aklına ilk gelen, Fethullah Gülen'in ismi oldu. Silahlı Kuvvetler bu yolla andıcın Ankara jargonuyla "F tipi komplo" saydığını ima etti. Dahası andıcın medyaya sızdırılma zamanlaması ile Cumhurbaşkanlığı seçimi arasında şu satırla irtibat kuruldu: "Bilgilerin yurtdışı bağlantılarıyla ilişkili olarak ülkenin siyasi ortamı nazara alınmak suretiyle 8 Mart 2007 tarihine kadar bekletildiği ve o tarihte kamuoyuna sunulduğu dikkati çekmektedir."

Geçen salı günü bu köşede "Çankaya'nın diyeti, cemaati tasfiye mi?" diye sorduk.

Emniyet'teki iç savaşı anlatan bu yazının mürekkebi kurumadan Genelkurmay'ın andıç ithamı geldi.

Demek ki işler hızlandı, tabir yerindeyse "düğmeye basıldı". Ama cemaat de boş durmuyor gibi... Amiral Özden Örnek'in yalanlanan günlüklerinin kaynağı da ABD'deki aynı adres olmasın?

***

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6240760&yazarid=6

 

 

'Andıç'taki emniyet kuşkusu araştırılsın'

 

 

 

CHP, "Emniyetteki cemaatçi" kadrolaşmayı Meclis gündemine taşımaya hazırlanıyor. Konuyla ilgili soru önergesi vereceğini belirten CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin , devletin tüm kurumlarında "cemaatçi kadrolaşma" olduğuna dikkat çekerek "Emniyette kendini AKP'nin arka bahçesi olarak değerlendiren bir kadrolaşma var" dedi. Cumhuriyet 'in kamuoyuna duyurduğu ve Utah'ta öğretim görevlisi olan Emre Uslu adlı eski emniyet görevlisi hakkında Genelkurmay andıcının çalınmasıyla ilgili inceleme başlatılmasının ardından gözler emniyet içindeki "cemaatçi kadrolaşmaya" çevrildi. Konuyu soru önergesiyle Meclis gündemine getirmeye hazırlanan CHP'li Ahmet Ersin, devlet kurumlarındaki cemaatçi kadrolaşmanın AKP'li bakanların bile "şikâyet edecekleri" noktaya geldiğine dikkat çekti. Bu cemaatlerin özellikle emniyet içinde örgütlenip Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hedef aldığını belirten Ersin, devletin iki önemli kurumunun karşı karşıya getirilmek istendiğini vurguladı. TSK'yi yıpratma sürecinin "Şemdinli iddianamesiyle" başladığını anlatan Ersin, "Atabeyler operasyonu, Büyükanıt Paşa'ya iftira kampanyasıyla devam etti. Şimdi son olarak bu andıç olayı çıktı" dedi. Emniyetteki kadrolaşma ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt hakkındaki "iftira kampanyası" ile ilgili iki soru önergesi verdiğini belirten Ersin, "Aradan 1 yıla yakın süre geçti, 'Araştırmalar devam ediyor' diyorlar. Konunun üzerine gitmedikleri ortadadır" görüşünü dile getirdi.

Aydın'dan Gülen sorusu

CHP İstanbul Milletvekili Hasan Aydın da " Fethullah Gülen cemaatinin bir tasarıya itiraz ederek hükümeti ve AKP'yi ikna ettiği" haberlerini TBMM gündemine taşıdı. Aydın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yanıtlanması istemiyle TBMM Başkanlığı'na verdiği soru önergesinde, yazar Ahmet Hakan' ın, Hürriyet gazetesindeki köşesinde, etkili bir bakanın "Bu cemaat de çok olmaya başladı" diye yakındığını aktardığı yazısının ardından, önceki günkü yazısında da görüştüğü cemaat içinden birinin "Bakanın yaptığı bir yasa çalışmasına karşı çıktık. Hem hükümet hem de AKP bizim haklı olduğumuza kanaat getirdi. Yasa tasarısı değişti. Bakan gururunun kırıldığını düşündü ve bu olayı kişisel husumete dönüştürdü" dediğini aktardı. Müdahaleden yakınan bakanın kimliği hakkında bilgi isteyen Aydın, Erdoğan'a şu soruları yöneltti:

"Söz konusu bakan kimdir? Gülen cemaatinin itiraz ederek hükümeti ve AKP'yi ikna eden yasa tasarısı hangi tasarıdır? Türkiye Cumhuriyeti anayasa ve yasalarına göre illegal özellikte, varlıkları veya kuruluşları yasak olan cemaatler hangi düşünce ve mantıkla muhatap alınmıştır? Türkiye Cumhuriyeti anayasa ve yasalarını korumak ve kollamakla görevli hükümet bu tavrıyla, anayasa ilkelerine karşı gelerek ve yasadışı bir cemaatle ortak çalışma anlamına gelen ilişki ile anayasayı ve yasaları ihlal etmiş sayılmaz mı?"

 

http://www.cumhuriyet.com.tr/?em=cumhuriyet/w/c05.html

 

Büyükanıt ne demedi?

GÜNEŞ

Rıza Zelyut

13 Nisan 2007 <%Tarih%>
<%Gün%>

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın dünkü basın toplantısı merakla bekleniyordu.
Çünkü; Türkiye sıkışıktı. Özellikle terör sorunu almış başını gitmiş; terörü destekleyen Kuzey Irak'taki aşiretler Türkiye'yi tehdit etmeye başlamıştı.


Cumhurbaşkanlığı seçimi konusu, kamuoyunu ikiye bölmüş gibiydi.


Halkın büyük bölümü, türbanlı eşi olan birisinin Cumhurbaşkanlığı Köşkü'ne çıkmasını istemiyor. Yayın organlarında yapılan cumhurbaşkanlığı tartışmalarının özünü de aslında bu konu oluşturuyor.
Amerika; Kuzey Irak'taki terörü destekleyenlerin arkasında duruyor. Neredeyse 60 yıldır ABD ile işbirliği yapan Türk ordusu; şimdi geleneksel konumunu sorgulamak gereği duyuyor.


Bütün bunlardan daha vahimi; Türkiye içindeki bazı yayın organlarının ve sivil toplum görüntülü uzaktan kumanda edilen kuruluşların Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hedef tahtasına koyması idi. Askerin, basında kimlerle bilgi alışverişi yapacağını gösteren özel belgeyi, birileri karargahtan çalıyor; ABD'ye gönderiyor; oradan Türkiye'ye servis yapılıyor.


Yetmiyor, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu söylenen günlük, Fethullahçı bir dergide yayımlanıyor; askerin darbe yapmak istediği imajı veriliyordu.


Bunun biraz daha gerisinde; bizzat şu anki Genelkurmay Başkanı olan Yaşar Büyükanıt Paşa'ya Şemdinli olayı ile komplo kuruluyor; adı 'devlete karşı gizli örgüt kuranlar' listesine alınıyordu.


Kim veya hangi örgüt tarafından?


Özden Örnek'in günlüğünü yayımlayan veya andıçı genelkurmay karargahından çalan örgütlenme tarafından...


***


Elbette o da biliyordu bu komployu düzenleyenleri...


Bir soruya cevap verirken bunu hafiften belirtti ve sizin de bildiğiniz gibi anlamına gelen bir şey söyledi.


Fakat ismini demedi...


PKK terör örgütünü, bu örgütü besleyen Irak'ın kuzeyindeki aşiret ağalarını iyi biliyordu ama adlarını söylemedi.


Asıl, bunları kışkırtan gücün ABD olduğunu da biliyordu.


Buna karşın Amerika'nın adını da anmadı.


Cumhurbaşkanlığı konusuna gelince, 'Şu kişi veya şöyle birisi cumhurbaşkanı olmamalı!' demedi.
Ama nasıl bir cumhurbaşkanı istediğini de gayet iyi tarif etti: 'Anayasa'da tanımlanan Türkiye'nin temel değerlerine bağlı olan ve bunu davranışlarıyla da ortaya koyan bir Cumhurbaşkanı'
Tanımlamayı böyle yapınca da 'Türbanlı eşi olan birisini Cumhurbaşkanı olarak istemeyiz.' demedi.

AÇIK UYARI


Genelkurmay Başkanı Büyükanıt sık sık hukuka bağlı olduklarını vurguladı. Fakat; 'Hukuk askerin de hukukunu korumalı!' demedi. Askere yönelik hukuksuzluğun açık örneklerini ortaya koymakla yetindi.


Büyükanıt Paşa'nın en açık söylediği iki konu vardı:


Birincisi Avrupa Birliği'ne idi: 'Türkiye'de etnik ve dinsel azınlık yaratmaya çalışıyorsunuz!' dedi; bunu deyince de 'Ülkemizden elinizi çekin!' demesine gerek kalmadı.


İkincisi ise Kuzey Irak konusundaki tavırla ilgili idi: 'Kuzey Irak'a askeri operasyon yapılmalıdır. Bunu yaparsak başarılı oluruz!' diyerek hem azıtan eşkıyaya, hem onun arkasındaki asıl güce meydan okudu.


Genelkurmay Başkanı Büyükanıt; bu konuda kararın da hükümete ait olduğunu vurguladı. Dediği özetle şuydu: 'Meclis karar versin; biz eşkıyanın başını ezeriz.'


Top böylece hükümete atıldı.


Hükümet kanadı; Genelkurmay Başkanı'nın açıklamalarından rahatlamış gözükse de Kuzey Irak ve terör topu kucaklarına atıldığı için şimdi daha derinden düşünmek zorundadır.

***


http://www.gunes.com/2007/04/13/yazarlar/y4.html

 

***

 

DİSK, KESK, Türk-İş, TTB, Arınç, Vakit ve benzerleri

GÜNEŞ

Rıza Zelyut

Türkiye aydını; giderek sömürge aydını haline geliyor. Bu aydınların hakim olduğu sendikalar ve sivil toplum kuruluşları da Batı emperyalizminin yan organlarına dönüşüyor. Bu kötü gidişin son örneğini; 14 Nisan Ankara mitingi ile gözledik.


Biliyorsunuz; bu mitingi engellemek için AKP hükümeti elinden geleni yaptı. Fethullahçılar, Amerika'da imal ettikleri komplolarla, bu büyük halk protestosunu darbeci işi gibi göstermeye uğraştılar. TBMM Başkanı Arınç da böyle bağırdı. Gerici Vakit Gazetesi, Yeni Şafak, yeni Fethullahçı Star Gazetesi, Fethullahçı tarikat erbabının işaret aleti Zaman Gazetesi de bütün gücü ile mitinge kara çaldı.


İş bu halde iken Türk-İş, DİSK, memur sendikası KESK; Türk Tabibler Birliği, mimarlar odası da Vakit Gazetesi'nin ağzını kullanıp hükümetin safında yer aldılar.


Atatürk'ün öğretmenini temsil etmesi gereken Eğitim-Sen Başkanı Alaattin Dinçer miting günü Zonguldak'a gitmiş ve gazetecilerle konuşurken 'Katılmama gerekçelerimiz var. Bu organizasyonun içinde birlikte o alanda bulunamayacağımız kişiler var. ' demiş. Sonra “En son 24-27 Kasım 2005’de büyük eğitimci yürüyüşü yapmıştık. İki gün Ankara’ya sokulmamıştık. Biz Ankara’ya sokulmama kararını sayın İçişleri Bakanı ile şimdi ADD Başkanı o zaman Jandarma Genel Komutanı olan sayın Eruygur’un birlikte aldığını öğreniyoruz. ' diye eklemiş.

ZONGULDAK'TAN CEVAP


Bu iddiaya, Zonguldak Atatürkçü Düşünce Derneği ve Genel Merkez yöneticilerinden Erol Sarıal cevap veriyor ve diyor ki: 'Alaattin Bey, çok iyi bilmektedir ki; 14 Nisan, 12 Eylül sürecinin tüm acılarını yaşamış yurttaşlarımızın, aydın, yazar, sanatçı.. ve öğretmenlerimizin yığınsal olarak katılımı ile alanların dolduğu bir miting olmuştur. Yine, ADD Genel Başkanı Emekli Jan. Gn. Komutanı Şener Eruygur ile ilgili gündeme getirilen darbecilik senaryoları, ABD Utah Eyaleti kaynaklı olup, CIA ve din baronlarının birlikte sunduğu bir servistir.


14 Nisan günü Ankara’da dünya tarihinin en kitlesel, demokratik, en ilerici, en devrimci eylemi gerçekleşmiştir. Bakınız, Sn. Cumhurbaşkanımız Sezer, 16 Nisan’da İstanbul’da: “Artık huzur içinde görevimi bırakıyorum' diyor .

İFTİRA


Karaelmas Gazeteciler Derneği’nde Eğitim-Sen Genel Başkanı Sayın Dinçer çok büyük bir iftirada daha bulunuyor. 24-27 Kasım 2005 tarihinde büyük eğitimci yürüyüşü düzenlemiş. İki gün Ankara’ya sokulmamış. O tarihte, Sayın Şener Eruygur Jandarma Genel Komutanıymış(!!!) İçişleri Bakanı ile Eruygur’un bu yürüyüşü ortaklaşa engellediğini ortaya çıkarmış. Anlatılanlar baştan sona yalan, düzmece ve iftira. Bırakınız 2005 Kasım ayında jandarma genel komutanı olmayı, bu gün ADD Genel Başkanlığı yapan Sn. Şener Eruygur, 2004 Ağustos ayında emekli olmuştur. Bu denli çirkin, gerçeklerden uzak bir iftira olmaz.'


Yukarıdaki açıklama, Tandoğan mitingine karşı çıkanların ne durumda olduklarını göstermeye yetiyor. İyi ki bunlar o büyük mitinge katılmadılar.

***

http://www.gunes.com/2007/04/19/yazarlar/y4.html

*****

HANS AİBERG GERÇEĞİ

 

 

Hans Aiberg 1985 tarihinden beri yazdigi kitaplarlari milyonlarca satmis, aradan gecen 20 yili askin zamana ragmen hala konusunda best seller (en cok satan) kitaplar olmaya devam etmektedir.

1400 yili askin Islam tarihi boyunca hic kimsenin deginmedigi-aciklayamadigi derin bilim ve din konularinda mukemmel aciklamalariyla cok buyuk ilgi gordu. En onemlisi Islam Dininin tek kaynagi Kur’an’in derin bilimsel aciklamalarini yaparak Kur’an’in

-Bir ufurme kitabi olmadigini,

-Olulere okunan bir kitap olmadigini,

-Sadece kutsal gunlerde ve gecelerde ve ibadetlerde okunmaktan ibaret olmadigini,

-Sadece coldeki  araplarin degil tum insanligin ve hatta bilim adamlarinin da klavuz kitabi oldugunu ,

-ALLAH’in tum insanliga kutsal bir nimeti ve mucizesi oldugunu

insanlik tarihinde kendisinden once hic kimsenin basaramadigi bu onemli detaylari Hans Aiberg engin bilim ve din bilgisini kitaplarinda konusturarak basardi.

Ayrica sevgi dolu kalbi ve cok merhametli, sevkatli kisiligiylede cogu okurlarinin gonlunde saltanat kurdu.

Cok kisa zaman icerisinde kamuoyunda benzeri gorulmemis ilgi gordu. Ornegin yayinevine gonderilen faxlarin coklugunda tel hatti kilitleniyor, onbinlerce Hans Aiberg Okuru gerek  yazarla tanismak icin gerekse kitaplarin devaminin gelmesi icin sabirsizsizliklarindan yayin evine mektup yaziyorlardi.

Hans Aiberg’in cok yuksek din ve bilim bilgisi ayrica dini cevrelerde  ilgi gormeye basladi. Bazi dini gruplar, tarikatlar hatta siyasi partiler bile esi benzeri gorulmeyen ilgi goren Hans Aiberg’I kendi tarikatlarina veya yayin organlarina veya siyasi partilerine cekmeye calisiyorlardi.

Isikcilarindan tutunda Nurcularina kadar bir cok tarikat lideri ve hatta siyasi partiler bile kendi mensubu olduklari gruba cekmek icin cok yuksek kariyerler, sinirsiz paralar teklif ettiler.

Hatta su anda efendileri yurdisinda kacak olan Nurcu tarikatin lideri Hans Aiberg’e sinirsiz para, yayin organlarinin birinin genel mudurlugu, milletvekilligi ve hatta bakanlik teklif etti, tarikatina katilmasi icin Hans Aiberg’e.

Kimileride cirkin yontemler uyguluyordu Hans Aiberg’e tarikatlarina katilmasi icin:

Ornegin Hans Aiberg’in basima hazirladigi kitaplarin kopyalarini caldirip, Refah Partisine uye olmasi karsiliginda geri verecebilecegi santajinda bulunan bile oldu.

Bu cazip tekliflere ve santajlarin hepsine RED-HAYIR karsiligi veren Hans Aiberg sadece eski Cumhurbaskani Turgut Ozal’la danisman olarak calisti.

Hans Aiberg’in bu tarikatlarin ve dini gruplarin  tekliflerine olumsuz karsilik vermesinin en onemli nedeni:

Hans Aiberg sadece ve sadece ogretisini ve kitaplarini Kur’an temeli uzerine kurup bina ediyorken klasik islamin temsilcileri olan bu tarikatlar ve dini gruplar ise temellerini Kur’an disi kaynaklar olan, Mezhep Imamlari, Hadis Imamlari, Tarikat Alimleri-Seyhleri-Liderlerin v.s. soylemleri uzerine kurmuslardir dini gruplarini veya tarikatlarini.

En onemlisi ismi ayni olmasina ragmen, bu klasik musluman grublardan tamamen  farkli, akla ve mantiga uygun bir Islam Dini gosteriyordu Hans Aiberg .

Ayrica Hans Aiberg en buyuk Laik ALLAH’tir diyerek, laik bir rejimin mutlak gerekli bir sistem oldugunu savunur. Oysa klasik musluman grubun asiri fanatik ucunda olan IRTICA-YOBAZ kesim ise Laik rejimin bir kafir sistem oldugunu, guya seriat adini verdikleri dini sistemin yerine getirilmesini savunur.

 

IRTICA-YOBAZ CEVRELERIN AIBERG’E DUSMANLIK NEDENLERI:

 

1-Gerek kendi tarikatlerine veya dini grublarina katilmasi icin Hans Aiberg’e cazip tekliflerde bulunmalarina olumsuz karsilik almalarinin kizginligindan (red edilmislik\dislanmislik kompleksi).

 Genelde insanlarin cogunun en zayif ozelliklerinden biride “satin alinabilir” olmalaridir.. Bu konuda onemli olan ayrinti satin alinacak kimseye kabul edecegi miktar para veya kariyer vb teklif etmektir. Arzu edilen cazip teklif karsisinda insanlarin buyuk cogunlugu kolayca satin alinabilir. Bunu cok iyi bilen tarikat ve dini grup liderleri cazip tekliflerle pek cok kimseyi kolayca satin almalarina ragmen bir turlu Aiberg’I satin alamadilar.

Istedikleri kimseleri satin alip tarikatlerine veya dini gruplarina almaktan simariklasan bu liderler Aiberg’ten red yaniti alinca deyim yerindeyse “sudan cikmis baliga donduler”.

Nede olsa herbiri ait olduklari tarikat veya dini grupta lider konumuna gelmis, her sozu emir kabuledilen, kudretli, sayginliklari olan, gururlu ve en onemlisi simarik kimselerdir.

Iste bu gurur ve simarik kisiliklerinden dolayi, Aiberg’ten aldiklari red yanitindan dolayi “red edilmislik\dislanmislik kompleksi” ile korkunc ofke ve nefret beslediler kendisine.

2- Hans Aiberg’in engin ilmi karsisinda asagilik kompleksiyle hissettikleri kiskanclik duygusu.

Tarikat ve dini grup liderlerin hepsi muritleri, gruplarinin uyeleri tarafindan yag cekilen,dalkavukluk yapin, bir dudagi yerde obur dudagi gokte abartilan ustun gosterilen, en buyuk dini otoride gibi gosterilen,  kimselerdir. Ayrica kendi medya gruplarindada akil almaz abartilarla, unvanlarla goklere cikarilan kimselerdir kendileri. Bu liderlerde kendilerini inandirmislardir bu yalanlara. Zaten yagcilari ve dalkavuklari ozellikle odullendirip, yonlendirenler bizzat liderler kendileridir.

Herbiri kendi tarikatlerince birer dini otorite-alim kabul edilen bu tarikat ve dini liderlerin ilimlerinin, Aiberg’in ilmi karsisinda nerdeyse yok denecek kadar sifira yakin olmasinin vermis oldugu asagilik kompleksi.

Ornegin bu tarikat liderlerinin yazmis oldugu kitaplar on yillarca piyasada olmasina ragmen satislari bin tane bile ulasamiyordu. Kendi tarikatlerinin uyeleri bile okumuyordu liderlerinin yazmis oldugu kitaplari.

Oysa Hans Aiberg’in kitaplari milyonlarla sayilan rakamlarla satiliyordu. Goklere cikarilan tarikat ve dini grup liderleri rezil maskara oluyorlardi! Adeta Aiberg bu liderlerin “Karizmalarini Gumletiyordu”.

Bu konuda bir baska ayrinti ise; bu tarikat liderlerinin kendi inanclarini curuten Aiberg’in soylemi karsisinda karsi herhangi bir elestiri dahi getirebilecek kadar ilimden yoksun olmalaridir.

3- Hans Aiberg’e ve kitaplarina gosterilen ilginin kaydadeger buyuklugu ayrica bu tarikat liderlerini ve dini liderleri kaygilandirdi.

Tarikat ve dini grup liderlerinin en buyuk amaci kendi tarikatlerine mensup insan sayisini artirmaktir. Oysa kitleler halinde genel aydin-okur kesim ozellikle, genclik  Bu irtica-yobaz tarikatlere degil Hans Aiberg kitaplarina ve Ogretisine yoneliyordu.

Iste bu olay tarikatlerin ilgi alani olan, daha fazla insani kendilerine uye yapmak acisindan ciddi tehlike olusturmaya basladi.

Hans Aiberg kitaplariyla, ogretisiyle ve varligiyla istemeden bu tarikatlerin birden bire tehlikeli rakibi konumuna geldi.

Zaten tarikatlerin okullar acmasi, ogrenci yurtlari acmasi, universiteye hazirlik dersaneleri acmasi vs gibi etkinliklerin gercek nedeni ileride universite mezunu olacak genclerin onceden-erkenden beyinlerini yikayip  kendi tarikatlerine katabilmek gayretidir.

Kendi tarikatlerine mensup insan sayisini artirmak icin buyuk titizlik ve caba sarf eden bu tarikatler kendilerinden olmayan baska tarikatlarin guclenmemesi ve uye sayisinin vb artmamasi icinde ayrica gayret gosterirler. irtica kesimin gazetelerinde, dergilerinde ve TV lerinde catismalarinin nedenlerinden biride budur. Nitekim tarikatler arasindaki catismalar-atismalar vs nedenide budur. Hic bir tarikat diger tarikatlerin guclenmesini istemez.

Bu kisa acikmadan sonra tarikatlarin Hans Aiberg’e dusmanligina donmek istiyorum

4-Hans Aiberg kitaplari ile bu tarikatlarin-dini gruplarin gercek Islam olmadiklarini, Kur’an disi sapkin gruplar oldugunu, Din, Islam, Peygamber vb soylem maskeleriyle tamamen fanatik-azili akimlar oldugunu kanitliyordu.

Yani Hans Aiberg bizzat klasik islamin ve dolayisi ile irticanin kirli camasirlarini segiliyordu, iplerini pazara cikariyordu, maskelerini dusurup pislik yuzunu goteriyordu.

Boylece Hans Aiberg kitaplarini okuyan okurlarinin cogunun gonlunde saltanat kurmasinin, sevgisini kazanmasina ragmen, klasik islam grubun fanatik-azili grubunu temsil eden

irtica-yobaz ‘larin nefretini kazaniyordu.

Yukarida saydigim nedenlerden hatta en onemlisi 4. nedenden dolayi Hans Aiberg’e karsi entellektuel,bilimsel veya ilmi karsi herhangi bir elestirigetiremeyen-getiremiyecek olan irtica birden bire kendi yayin organlarinda, medyalarinda iftira-karalama yayinlarina basladilar.. 

Bu yalan ve iftira ile karalama kampanyalari bugun bile devam etmektedir.

Hans Aiberg hakkinda cikan yazilarda ortak fikir her zaman Aiberg’in ozel yasantisina, sacina sakalina peruguna dil uzatilmasi olmustur. Kendisinin turk oldugunu, batili sonradan musluman olmuslugunun, Alman oldugunu idea ettigi Sahte Prof oldugu yalanlari uydurdugunu uzerine kuruluydu yalan ve iftira yazilari.

Sayfalar dolusu yalan ve iftira yazan bu irtica-yobaz gazete ve dergiler bir tek cumle dahi olsun Hans Aiberg’in milyonlarca satan kitaplarindaki yazilarina elestiri getirmediler-getiremezlerde.

SON GELISMELER

 

Bu on bilgilerden sonra 2001 den 9 Haziran 2006 tarihinde Hans Aiberg tutklanincaya kadar gecen zaman dilimindeki gelismeler:

2001 yilininin ortalarinda internet ortaminda bulusan, intenet site ve mail group olusturan Hans Aiberg okurlari (Bu satirlari yazan Oguz Kayi’da onlardan biridir.) olusturduklari mail grubunda bir yandan Aiberg’in kitaplari uzerinde tartisirken diger yandan da Hans Aiberg’I aramaya koyulduk. Gonderdigimiz maillere lutfedip karsilik veren Aiberg davetimizi kabul edip okurlariyla internet ortaminda bulustu.

Ugursuz irtica-yobaz medya iftira edip internette iki site kurdu diye Aiberg’e iftira atsada gercekte internet siteyi kuranda mail grubu olusturanda internet ortaminda Aiberg degil Aiberg’in okurlaridir. Aiberg’in baslangicta kendisi hakkindaki acilan ne internet siteden nede mail grouptan haberi bile yoktu.

Aiberg’e kavusmanin verdigi coskuyla biz okurlari kitaplar yazmaya devam etmesini istedik. Finansmani okurlardan yazmasi Aiberg’den 2001 yilinda ilk kitap hazirlandi. Lakin basilan kitaplar depoda islandigi icin piyasaya surulemedi. Bu arada devletin derinlerine yerlesmis  olan Nurcular Hans Aiberg’in tekrar kitap yazmasini hummali bir gayretle engellediler.

Ben Oguz Kayi bizzat o kitabin finansorlerinden biriyim. Ayrica o donemde tel faturalarini bile odemekte gucluk ceken Aiberg’e maddi yardimda bizzat kendi istegimle bulundum. Aiberg benden para bile istemeden ben yardim ettim. Boylece Aiberg’te internet ortaminda yazilarina devam etti. Eger o donem ben ve benim gibi diger okurlari Aiberg’e maddi yardim etmeseydik internet uzerinde binlerce sayfayi gecen yazilari yazamiyacakti Aiberg.

 

Para benim param. Parami nerde nasil kullanacagima ve kime yardim edecegime ancak ben karar veririm. Hic kimsenin bu konuda laf etmeye  hakki yoktur.

Benim kendi rizamla Hans Aiberg yaptigim yardimi “nitelikli dolandiricilik” olarak gostermek isteyenler bizzat assagilik mufterilerdir. Onlara soyliyecegim tek soz “lutfen kendi onunuzden yeyiniz”!!!

Oğuz KAYI

 

Biz  okurlari Aiberg’ten yazilarini internet ortaminda yazmasini ve daha sonra yurt disinda kuracagimiz ortak sirketimiz araciligiyla internetteki yazilari basmaya karar verdik. Nitekim bu amacla Turkiye’de bir yurt disinda bir toplam iki sirketimiz hazir bekletildi. Bu kurulan bu sirketlere ortak olmak istiyenler Hans Aiberg’in esinin banka hesabina para transferlerini gerceklestiriyordu. Boylece Hans Aiberg baska islerde calismak zorunda kalmadan internet ortaminda 5 yila yakin sure yazilarina devam etti.

Tam Turkiye’deki sirket birinci kitabi baskiya hazirladiginda polis operasyonu gerceklesti. Polis operasyonun zamanlamasi bu acindan oldukca ilginctir.

“Nitelikli Dolandiricilik” iftirasi atilan olayin ic yuzu budur.  Biz okurlari tamamen kendi istegimizle maddi yardimda bulunarak internet ortaminda 5 yila yakin sureyle Aiberg’in yazilar yazmasini sagladik. Ortaklasa kurdugumuz sirketlerimize ortak olmak isteyenler para transferi gerceklestirdik. Kendi aramizda tamamen yasal ve dine uygun olarak bu gerceklesen yardimlasmamiz:

Kardesi AKP milletvekili olan Balikesir Emniyet Muduru ve Irtica-Yobaz medya tarafindan  “Nitelikli Dolandiricilik” yorumlaniyor.

9 Haziran  2006 tarihinde tutuklanan Hans Aiberg ve esi 6 aya yakin bir zaman gecmesine ragmen hala (bugun bile) mahkeme gunu belirlenmemistir. Maalesef  Hans Aiberg’e  kendisini savunma firsati dahi verilmeden tutuklu olarak hapiste bekletilmektedir. Hans Aiberg  ve esi YARGISIZ INFAZA mahkum edilmistir.

 


*****

AKP DÖNEMİNDE YARGISIZ İNFAZ

 

9 Haziran 2006 tarihinde tutuklanip cezaevine konan Hans Aiberg ve esi 7 aya yakin sure durusmalari baslatilmadan, kendilerini savunma sansi dahi verilmeden tutuklu olarak cezaevinde tutulup 27 Aralik 2007 tarihinde yargi sureci baslamistir.

Bunun adi YARGISIZ INFAZ dir. Gercek Adalet Degildir.

Gecikmis adalet; adalet degildir.

Gercek Adalet o dur ki:

Once sanigin sucu mahkemece kanitlanir daha sonra mahkum edilir.

Bundan daha acimasiz, merhametsiz insanlik disi olani ise cocuklar bile mahkum edilmistir adeta! Hans Aiberg’in yaslari10 ve 8 civarinda olan kiz cocuklari yasal merciler tarafindan yuz ustu birakilmislardir.

Tutuklama aninda ve ilk mahkamede anneleri ve babalari tarafindan 2 kucuk kiz cocuklarinin bakacak kimse olmadigi belirtildigi halde, resmi makamlarca korunma altina alinmasi gereken kucuk cocuklar ilgisiz yuz ustu birakilip kendi kaderlerine terk edilmislerdir.

2 kucuk kiz cocugu oksuz ve yetim (annesiz ve babasiz) yasama mahkum eden resmi makamlar, ayrica kimsesiz, bakimsimsiz, korumasiz sefalate terk edilmislerdir. Buyuk anneleri yetisip gelinceye kadar 2 gun sureyle komsular tarafindan (ALLAH kendilerinden pek cok razi olsun) ilgilenmisler ve bakilmislardir.

Iste partilerinin ismine  Adalet ve Kalkinma veren AKP hukumeti doneminde uygulanan

ADALET!

 


*****

EĞER ABD'de OLSAYDI CELAL UZUNKAYA HAPSE GİDERDİ!!!

 

.

ASILSIZ ve GERCEK DISI SUCLAMALAR

 

Kardesi AKP milletvekili olan Emniyet Muduru Celal Uzunkaya'nin basinda yer alan aciklamasinin (9-10 Haziran tarihindeki medya kaynaklarina gore) analizi:

 

  Bülent Ayberk kendisini Freiburg ve Kopenhag üniversiteleri gibi uluslararası platformlarda tanınan üniversitelerden mezun Alman teorik fizikçisi olarak tanıtıyor. NASA'da çalıştığını ve sonradan Müslüman olduğunu söyleyen Bülent Ayberk profesör unvanını kullanarak ‘Arz’dan Arşa’ adıyla çok sayıda kitap yazdı. Dünyanın en saygın bilim adamı olarak kendisini tanıtan zanlı, bazı televizyon kanallarında dini konularda tartışma programlarına katıldı. “Hanif İslam Öğretisi” adı altında internette propaganda yapan Bülent Ayberk ve eşi inandırdıkları isimlerden her ay düzenli aidat aldı. “İhtiyaç sahibi öğrencilere burs veriyoruz, yoksullara yardım” adı altında para topladı. Toplanan paralarla şüpheli çift lüks bir yaşam sürdü. Bülent Ayberk, örgütün şûra başkanlığı, eşi ise Amazonların (kadınların) yapılanmasından sorumlu oldu. Balıkesir, Altınoluk, Bursa ve İstanbul'da eşzamanlı olarak yapılan operasyonda 6 kişi gözaltına alınırken şahısların evlerinde çok sayıda pornografik CD ve dergi bulundu. Bülent ve Mesude Ayberk “Teşekkül oluşturmak suretiyle bilişim yolunu kullanarak, İslam dinini istismar ederek nitelikli dolandırıcılık” suçundan tutuklandı.

 

“http://www.zaman.com.tr/?hn=292492&bl=haberler&trh=20060610”

*****************************************************************

Kendisini "Alman Profesör Hans Von Aiberg" olarak tanıtarak dini duyguları istismar ettiği iddia edilen Bülent A. ile eşi Mesude A'nın Balıkesir ve Bursa'daki banka hesaplarına yurt içi ve yurt dışından 100 kişinin her ay düzenli olarak para aktardığının tespit edildiğini söyleyen Uzunkaya, çiftin banka hesaplarında halen 158 bin YTL ile 100 bin dolar bulunduğunu belirtti.

 

“http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2006/haziran/09/8890.html”

****************************************************************

Emniyet Müdürlüğüne yapılan ihbar sonrasında internetteki "www.hanifislam.com" ve "www.selamveselam.com" adresli sitelerin sayfalarının takibe alındığını belirten Uzunkaya, söz konusu oluşumun dini bir örgütlenme değil, nitelikli bir dolandırıcılık şebekesi olduğunun saptandığını, , bunun üzerine Balıkesir, Bursa ve İstanbul'da eş zamanlı düzenlenen operasyonlarda 6 kişinin gözaltına alındığını hatırlattı

 

“http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2006/haziran/09/8890.html”

*****************************************************************

“Hanif İslam Öğretisi” adı altında internette propaganda yapan Bülent Ayberk ve eşi inandırdıkları isimlerden her ay düzenli aidat aldı.

 

“http://www.zaman.com.tr/?hn=292492&bl=haberler&trh=20060610”

 ***************************************************************

Kendisini "NASA uzmanı, Alman teorik fizikçi profesör Hans Van Aiberg" olarak tanıtan ve "Hanif İslam öğretisi" adı altında internette iki site kuran Bülent A.'nın yüzlerce kişiden 300 bin YTL topladığı iddia edildi. Balıkesir Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya….

 

“http://haberler.com/haber_362646.asp”

   

Emniyet Muduru Celal Uzunkaya: 

-1-

yapılan operasyonda 6 kişi gözaltına alınırken şahısların evlerinde çok sayıda pornografik CD ve dergi bulundu…

Aciklamasinda bulunmus.

Oncelikle:

18 yasini gecen herkesin porno materyel edinme ve bulundurma hakki vardir. Gozaltina alinan 6 kisi 18 yasin uzerinde kimselerdir. Yani bu operasyonda porno materyallerin suc unsuru olmasi soz konusu bile olamaz. Bu yetmiyormus gibi baskalarina ait porno materyaller adeta Hans Aiberg ve esine aitmis gibi anlam yuklemis aciklamasina Emniyet Muduru!

Bahsi gecen pornografik materyallerin hic biri Hans Aiberg veya esine ait degildir. Polis operasyonu esnasinda diger sahis/sahislarin mekanlarinda bulunup toplanan porno materyaller adeta Hans Aiberg’in ve esinin de o porno materyallerin sahibi oldugu imaji:

 şahısların evlerinde çok sayıda pornografik CD ve dergi bulundu…

sozleri kullanilarak verilmek istenmektedir.

Emniyet mudurunun bu aciklamasi ancak Hans Aiberg’e porno seyreden/okuyan ahlaki cokuntude olan biriymis imaji verilerek,  karalama, gozden dusurme niyetinden baska hic bir amaca hizmet etmez. 

Suc olmayan materyalleri suc unsuruymus gibi lanse ederek emniyet muduru gorev ve yetki sinirlarini asmistir. Ayrica bu aciklamanin cirkin tarafi ise baskasina ait porno materyaller adeta Hans Aiberg ve esine aitmis gibi anlam verilmis.

Boyle aciklamalari ABD veya Avrupa ulkelerinde  polis muduru olan biri yapsa:

O polis muduru aninda gorevinden alinir, yargi onunde hesap verir ve hayatinin sonuna kadar birakin polis mudurlugunu veya polisligi; dag basindaki onemsiz kaya parcasina bekci/guard bile olamaz. Gel gor ki orasi Turkiye!

Bahsi gecen emniyet mudurunun AKP milletvekili kardesinin dedigi gibi bu olay da:

“Türkiye'deki sistemin aynası niteliğindedir." (1)

  Sayin Musa Uzunkaya’nin yerden goge kadar hakli oldugunu, Turkiye’de sistemin carpik oldugunu bizzat kendi kardesinin aciklamalarindan daha iyi anlamis bulunuyoruz.

-2-

Uzunkaya, çiftin banka hesaplarında halen 158 bin YTL ile 100 bin dolar bulunduğunu belirtti.  

 

Tamamen gercek disi-dogru olmayan aciklama. Birakin ciftin banka hesaplarinda boyle yuklu paralar olmasini, kredi kart borclarini bile odemekte gucluk cekiyorlardi  Aiberg’ler, tutuklanmadan once.

Emniyet Muduru gercek disi bu aciklamasiyla acikca suc islemistir! Eger ABD'de olsaydi bu olay:

Sadece bu aciklamasi Celal Uzunkaya'nin hapse gitmesine neden olurdu!!! 

Ayrica Emniyet Muduru olan birinin kanitlari olmadan aciklama yapmasi bile usulen dogru degildir.

 Peki nerde mudurun bu iddeasinin kaniti?

Zaten Mudurun bu aciklamasini kanitliyacak belgesi olsaydi, mutlaka basina sunulan sozdekanitlar arasinda sunulurdu!

Polisin suc teskil etmeyen kitaplari ve CD leri suc kaniti gibi sergilemesine ragmen bu aciklamasini belgeleyen tek bir belge yok (Banka aciklamasi veya belgesi vb), basina yansitilan sozde suc kanitlarina gore!

AKP milletvekili sayin Musa Uzunkaya’nin yerden goge kadar hakli oldugunu, Turkiye’de sistemin carpik oldugunu bizzat kendi kardesinin aciklamalarindan bir kez daha iyi anlamis bulunuyoruz.

-3-

"Hanif İslam öğretisi" adı altında internette iki site kuran Bülent A…

….internetteki "www.hanifislam.com" ve "www.selamveselam.com" adresli sitelerin sayfalarının takibe alındığını belirten Uzunkaya…

 

Emniyet Muduru Celal Uzunkaya; "Hanif İslam öğretisi" adı altında internette iki site kuran Bülent A…” aciklamasiyla gercek disi bilgi vermektedir.

Oncelikle Hans Aiberg intenette ne site, ne mail group, ne forum blog vb hic birsey kurmamistir. Internette Hans Aiberg hakkinda kurulan 30 a yakin web sitesi ve mail grouplar vb olusumlari tamamen okurlari kurmustur.

Bahsi gecen internet sitelerinden, “hanifislam.com” bizzat ben (Oguz Kayi) kurdum. Hans Aiberg’in birakin o sitenin kurulusundan, varligindan bile haberi yoktu site kuruldugunda.

Diger site “selamveselam.com” da ayni sekilde Aiberg tarafindan kurulmamis, kurdurulmamistir. Zaten “selamveselam.com”  benim sitemin ayna-yansi sitesi olarak kurulmustur. Yani her iki sitede ayni bilgileri icerir.

Isin yadirganacak garip tarafi; 10-12 yaslarinda ilkokul cocuklarinin bile ulasabilecegi kolay ve basitlikte olan  “internetteki web sitelerinin kuruculari hakkinda bilgi edinme” olayini dahi beceremeden yapilan aciklamanin Devletin 1.Derece Emniyet Muduru olmus il emniyet mudurunden gelmesidir.

Gercekten de interneteki web sitelerinin kuruculari hakkinda bilgi edinmek cok kolaydir. Neyse biz konuyu dallandirmadan, dagitmadan donelim kaldigimiz yere.

Balikesir Emniyet Muduru Celal Uzunkaya web siteler hakkinda gercek disi bilgi vermistir.

Tekrar yinelemek zorundayim ki:

AKP milletvekili sayin Musa Uzunkaya’nin yerden goge kadar hakli oldugunu, Turkiye’desistemin carpik oldugunu bizzat kendi kardesinin aciklamalarindan simdi pekistirmis bulunuyoruz.

-4-  

Kendisini "Alman Profesör Hans Von Aiberg" olarak tanıtarak…

 

Hans Aiberg hic bir zaman kendisini ne Alman nede prof olarak tanitmamistir. Maalesef  bu yanlis bilgileri Arz’dan Ars’a serisi kitaplarini basan yayinevi Aiberg’in’in izni olmaksizin basmistir. Hans Aiberg her zaman kendisinin Far Oer dogumlu oldugunu soylemistir-yazmistir

Irtica, yobaz ve Nurcu medyanin agzinda yillarca sakiz olan, gercekleri arastirmadan yayinevinin yalanindan hareketle bu yanlis bilgi-gercek disi haber Emniyat Muduru tarafindan Hans Aiberg’eisnad edilmektedir.

Aynisini yillarca irtica –yobaz medya da yapti! Hemde bizzat benzeri cumleleri kullanarak.

  -5-

“Hanif İslam Öğretisi” adı altında internette propaganda yapan …

 

  Hanif Islam Ogretisi adi altinda Hans Aiberg propaganda degil bizzat Kur’an isiginda gercek islami tanitmis ve yorumlamistir. Hans Aiberg gerek kitaplarinda gerekse internet yazilarinda tum bilgiler tamamen Kur’an kaynaklidir.

“hanifislam.com” ve “selamveselam” web sitelerindede propaganda iceren hic bir ifade yoktur. Web sitelerde yer alan bilgiler bizzat Kur’an ayetleri isiginda yazilan bilgiler ve degisik kitaplardan ve internet sitelerden derlenmis tamamen yasal veriler icerir.

Web Siteme “internette propaganda” lafi edebilecek zihniyet ya Kur’an ve Bilim karacahili veya iftira ve karalama amacina hizmet ediyor olabilir!

-6-

Bülent Ayberk ve eşi inandırdıkları isimlerden her ay düzenli aidat aldı. “İhtiyaç sahibi öğrencilere burs veriyoruz, yoksullara yardım” adı altında para topladı.

Hans Aiberg kendi dostlarindan bizzat kendisi icin yardim istemistir. Hanif Muslumanlarin kendi aralarindaki yardimlasmalarini ve dayanislalarini “nitelikli bir dolandırıcılık şebekesi” olarak gosterilmek istenmektedir.

Ayrica: Biri Turkiye’de digeri Amerika’da olan iki sirkete ortak olmak isteyenler de bu para transferlerini gerceklestirdiler. Nitekim Aiberg;in birinci kitabi tam basim asamasina gelip toplanan o paralarla kitap basilacakken polis operasyonu gerceklesti.

Hans Aiberg’in kitap basip yayinlayarak; toplumu aydinlatmamasina hummali gayret gosteren “Siyonistler ve Vatan Haini Fethullahçılar” cabasina uyum sagliyan polis operasyonunun zamanlamasi da oldukca ilginctir.

Polis operasyonundan dolayi baskiya hazir kitap basilamamistir!!!

-7-

 Karga’yı Kendine Klavuz Edinen Yanılmaya Mahkumdur.

Kardesi AKP milletvekili olan  Emniyet Muduru Sayin Uzunkaya’nin yillarca irtica-yobaz ve Nurcu medyanin bol bol kullandigi ayni karalayici aciklamalari yapmasi, hatta bu gercek disi aciklamalarin:

“Calistigi gazetede ciril ciplak ulu orta dolasirken yoneticilerle karsilastiginda namaz kilmaya baslayan ve bu olaydan sonra gazeteden atilip akil hastanesine yatirilan ve 3 yil sureyle paranoid sizofren tedavisi goren birine ait” oldugunu bilseydi asla boylesine karizmasina ve kariyerine zarar verecek aciklama yapabilecegine inanmiyoruz.

Balikesir Emniyet Muduru Sayin Celal Uzunkaya’ya 1996 yilinda Milli Gazete’de “ciplak namaz kilan” ve atilan gazetecinin kimligini arastirmasini acizane oneriyoruz.

 

(1) Balikesir Emniyet Muduru Celal Uzunkaya’nin AKP

milletvekili olan kardesi Musa Uzunkaya’nin

Fethullah Gulen hakkindaki bazi aciklamalari:

 

========================================================

FP Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya ise Türkiye'de cumhuriyet döneminden beri, insanların sevdiği Hocaefendilerin eza ve cefaya maruz kaldıklarını belirterek "Fethullah Gülen'in maruz kaldığı durum Türkiye'deki sistemin aynası niteliğindedir." şeklinde konuştu.

 

 

http://tr.fgulen.com/a.page/basindan/haberler/2000/agustos.2000/p3076.html

 

 

 

YÖK Başkanı Gürüz'ün "fetvasıyla" kapatıldığına dikkat çeken FP Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya da şöyle konuştu: "Bir tarafta cezası olmayan bir Fethullah Hoca var, onun üniversitesi diye bir üniversite kapatılıyor. Diğer tarafta batırdığı bankadan devleti 694 trilyon lira zarara sokan Selçuk Yaşar var. Yaşar, borcunu ödemeden nasıl üniversite kurabiliyor? Önce 694 trilyon lirayı Merkez Bankası'na yatırsın."

 

http://tr.fgulen.com/a.page/basindan/haberler/2001/mart.2001/a3033.html

 

 

 

FP Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya:

Hocaefendi’nin maruz kaldığı durum Türkiye’deki sistemin aynası niteliğindedir. Türkiye ile birlikte dünyanın dört bir tarafına okullar, kurslar açacaksınız ve devlet olarak bu eğitim yuvalarını alkışlayacaksınız, daha sonra bu işin önderliğini yapan insanı devleti yıkmak için çete kurmakla suçlayacaksınız. Bu ülke, başbakanını önce asmış, sonra adına anıt mezar yaptırıp ailesinden özür dilemiştir. İnsanların vicdanında kimlerin çete kurduğu, çok yakında hukuk içinde ortaya çıkacaktır.

 

http://arsiv.zaman.com.tr/2000/08/13/haberler/haberlerdevam.htm

 

 

HABLEMITOGLU'NA GORE "FETHULLAHÇI DEZENFORMASYON OPERASYONLARIN (TEZGAHIN) TBMM' INDEKI AYAGI: MUSA UZUNKAYA.

YANI; MUSA UZUNKAYA FETHULLAHÇI DEZENFORMASYON OPERASYONLARINDA AKTIF OYUNCU!!!

Necip  Hablemitoglu'nun "Köstebek"adli kitabindan ilgili bolum:

 

…

Rapordan da açık biçimde anlaşılacağı üzere, M.İ.T., Fethullahçı yapılanma sistemini çözememiştir; sistemin işleyişi hakkında bilgi sahibi olmadıkları, masabaşında hazırlanmış olduğu anlaşılan klişe çözüm önerilerinden ortaya çıkmaktadır. M.İ.T.’nın soruna çözüm önerilerinden kaçını uygulamaya soktuğunun ve kaçından sonuç alındığının sorgulanması gerekmektedir. Örneğin, bugüne kadar fethullahçı yapılanma içinde yer alan kaç şirket ve kuruluş M.İ.T. yönlendirmesiyle özel vergi denetlemesinden geçirilmiş; kaçı tasfiye edilmiştir? Teşkilât yapısı ve lider kadroları gerçekten belirlenmiş midir? Belirlenmişse, yasadışı örgütün yasal yönden dağıtılması için ilk ve tek fırsat olan Ankara 2 No.lu D.G.M. Başkanlığı’na bu listeler ve diğer deliller ulaştırılmış mıdır? Ulaştırılmamış olması, M.İ.T.’nın Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi ile bağdaşmakta mıdır? Örgütün malı olmayan fakat hibe yoluyla örgüte destek sağlayan hangi şirket ve kuruluşlar, kontrol altında tutulmaktadır? Kaç şirket ve kuruluş hakkında gereği yapılmıştır? Vakıf ve derneklerinin, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün haricinde, özel surette takip ve kontrol edilmesi, elbette son derecede önemlidir; ancak bugüne kadar yasadışı yapılanmaya ait kaç vakıf kapatılmış ya da en hafifinden “rahatsız” edilmiştir? Aksine, yasadışı bu yapılanmanın dezenformasyona dayalı operasyonları ile eşzamanlı-bütünlük arzeden M.İ.T. raporları sözkonusudur (56).

...

 (SAYFA 35)

 

DIPNOTLAR

56- Zamanlama ve içerik açısından dikkat çeken yazı, 24.4.2001 tarihinde, 11.011.03.252/9622-14695 sayı ile İçişleri Bakanlığı’na gönderilmiştir. Tezgâhın TBMM’ndeki ayağı ise Fazilet Partisi Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’dır. (SAYFA 108)

 

GUNUMUZDE AKP MILLETVEKILI OLAN,

 ( HABLEMITOGLU’NA GORE: FETHULLAHÇI DEZENFORMASYON OPERASYONLARINDA TEZGAHIN TBMM AYAGI):

 MUSA UZUNKAYA

“ASILSIZ VE GERCEK DISI SUCLAMALARLA” HANS AIBERG VE ESINI TUTUKLAYAN

BALIKESIR EMNIYET MUDURU CELAL UZUNKAYA’NIN KARDESI!!!

 

 


*****

HANS AİBERG'E; SIYONİZMİN TEPELERİNDEN GELEN EMİRLE KOMPLO UYGULANMASININ EN ÖNEMLİ NEDENİ:

HANS AİBERG "COK GİZLİ TUTULAN" FETHULLAH GÜLEN-SİYONİZM İLİŞKİSİ ve İŞBİRLİGİNİ ORTAYA ÇIKARMIŞTIR!!!

"FETHULLAH GÜLEN TALMUD ÜZERİNE YEMİN ETMİŞ BİR BİLDERBERG ÜYESİDİR"

Note: Her sene degisik ulkerede toplanti yapan "Bilderberg Group" gercek Bilderberg degildir. Bilderberg Group, "Gizli Siyonist orgut BİLDERBERG'İ" gizlemek icin maske olarak kurulan orguttur. 

Gercek Bilderberg gizli bir Siyonist Orgut olup, yahudi olmayanlarin cikabilecegi en ust basamaktir siyonist hiyararside. Bundan sonraki basamaklarda sadece yahudiler vardir. Yahudi olmayan hic kimse Bilderberg uyeliginden daha ust basamaga cikmamistir-cikamaz.

Ayrica gercek Bilderberg uyeleri ancak "Yahudilerin kutasl kitabi Talmud" uzerine yemin ederek Siyonizme baglilik yemini etmek zorundadirlar.

***
HANS AİBERG'İN E-MAİL YAZILARIYLA SİYONİZMİN SİNSİ PLANI ve FETHULLAH GÜLEN'İN GERÇEK YÜZÜ:


Herzl deklare etti ve protokol olarak yemin edildi:



Arzı Mev’ud 7 ülke üzerinde Nil-Fırat arasında, Toros yayı ve bunun
kuzey doğusu olan “MURAT havzası=Aczmendi” ile güneyde Akabe ile
Basra hattı boyunca ÇİZİLMİŞTİR.
Bundan dönmenin HİÇBİR MÜMKÜNÜ YOKTUR. Bu yemindir ve sonuna kadar
ilerletilecektir.

Aynı yeminli protokolde, Türklerin ve Arapların bu havzadan
çıkarılmaları ve sadece “GOYİM” tabiatlı (Öküz de demektir)
Kürtlerin Yahudi ırkının ayak işlerini yapmaları için “Yudaik-
Kürdo” müstemlekesi kurulmasına imza atıldı. Bu protokol
ayrıca “Zero-n” denen gelecekteki torunlarına da YEMİNLİ olarak
iletildi.

Oynanan satrançta, Türk hakanlığının içinde bu unsur korundu.
Wilson’a göre bu unsur “Pontus+Ermenistan+Kürdistan” üçlüsü bir
federe devlet olmalıydı.


İnönü zaten bu planın bir Masonik parçasıydı ve “ABD
mandasını/mandate” HEMEN isteyiverdi. Yani Atatürk de aynı kafadan
olsaydı, bugün Doğu Karadeniz ile Van gölünü tamamen içine alan,
Ermenistan ile birleşik bir ERMENİ dominant, teba olarak da KÜRT
halklarını içeren bir ülke oluşturulacaktı.


Herzl, Ermeni unsurunu istemediğini baştan belli ettiği için,
Wilsan’un Ermeni devleti oluşmadı ve Sevres’de kurulmak
istenen “Kürdistan” da Kazım Karabekir ve Maraş, Urfa, Anteb
milislerince engellendi.


Misakı Milli içinde yer alan “Musul-Kerkük-Erbil-Süleymaniye”
dörtgeni için DAİMA SİYONİZMİN ABD ile yandaşı olan İngiltere
imparatorluğu, sözkonusu bölgeyi işgal etti.
Sinsice Kudüs yöresini “1948’de kurulacak olan” İsrail için
örgütlemeye ve ilk Yahudi göçmenleri oraya toplamaya başladı.

Petrolün değeri o zaman da çok iyi biliniyordu. İşgal ettiği Osmanlı
toprakları üzerinde “Arap aşiret şeyhlerine” göre SALTANATLAR
kurdurdu. Haşimi(Hişam) oğullarına ÜRDÜN’ü, Emeviye soyu olan
Suudilere (Toplam 12 Emevi kabilesinden en kalabalık olanı)
Arabistan’ı ve diğer “PETROL” hassas bölgelerine de (Birleşik Arap
Emirlikleri adıyla bilinen) sultanları atadı. Petrolü olmayan
bölgeleri (Aden/Hadramut, Yemen, Umman vb.) de diğer sultanlıklara
paylaştırdı.

Fransa’nın şiddetli itirazları üzerine ASIL IRAK’tan kopardığı
Suriye eyaletini ve Lübnan denen Hristiyan ağırlıklı devleti de bu
meyanda oluşturdu.


Cetveller kondu ve düzgün sınırlar çizildi. Arapların tamamı
Osmanlı ordusunu arkadan vurdu ve şehitlerin sayısı milyona ulaştı.
Ürdün ve Irak ile Suriye-Lübnan dörtlüsü “MÜSTAKBEL ARZI MEVUT İÇİNDE yer almak üzere kurulmuş, geçici devletlerdi. ZATEN
GEÇİCİLERDİR…

İngiliz müstemlekeciler sınırları oluştururken, uzanamadıkları
bölgelere doğru bilhassa “GOYİM” denen halkın geri ve miskin
olmalarından yararlanarak, Türk Misakı Millisini Lasuanne’a
götürmemek için “ŞEYH” isyanları tertiplediler.


Bu kuzeyli 17 kadar şeyhlerin tamamı KÜRT(Goyim) idi.
Bunların bir kısmını artık tanıyorsunuz (Yahudi Barzan’lar, Yahudi-
kurdo Saddam vb.Saddam Kürt ve Türkmenlere yapılan tüm
saldırılarında ASLA VE ASLA YAHUDİ MALLARINA DOKUNMAMIŞ ve onları BUGÜNE KADAR KORUMUŞ idi. Oysa onu Antisiyonist, İsrail düşmanı diye tanıyorsunuz ;))))


17 KÜRT (Goyim) Aşiret şeyhlikleri oluşturulurken, ana fikir tıpkı
güneydeki gibi SALTANAT devletçikleri kurmaktı. Bunların kimi açık
kimi de gizliydi (Tarafsız bölge devleti, İran’a bırakılon Şii Arap-
Khuzistan devleti vb.)


Bu 17 şeyhliklerden Üçü de Atatürk önderliğindeki TBMM hükümeti topraklarındaydı.


1. Kürt milliyetçiliği-ki şoven aşiretlerin şeyhleri- (Bugün
Hadep-Kadek, PKK vb. diye anlatılan devletçikler)


2. Kürt milliyetçiliği YANINDA SÜNNİ MEZHEB adı altında DİNSEL
MİLLİYETÇİLİK dümeni yaratıldı. (Şeyh Saidi Kürdi) Burada
amaç “KAFİR (!) MUSTAFA KEMAL’E ALTERNATİF DEVLET” idi.


3. Türklerden yandaş bulunması için “Şeyh Saidi Kürdi-2 veya
Saidi Nursi önderliğindeki SİNSİ ve UZUUUN HAREKET! Saidi Kürdi- Nursi’nin de diğerleri gibi ASIL AMACI, Kerkük ile
aramızda “İSYAN”ları meşrulaştırarak, Türkiye’den koparma
tiynetsizliğiydi.


Böylece üç hareketten birincisi başarılı oldu: Zap suyundan Celal
Talebani topraklarına kadar olan Misakı Milli toprakları “Irak”a
bırakıldı ve Kürt isyanları “MEŞRU” sayıldı. Bu belgeyle Lausanne’a
gidildi.


Buna rağmen Karabekir ve Çakmak ile yapılan kurmay
toplantıda “Kerkük’den vazgeçilmeyeceği” karara bağlandı.
Saidi Kürdi’nin Kürdistan ayaklanması bastırıldığında,
Türkiye’nin “Soykırımcı” olduğu da tescil edilmişti. Lausanne’da bu
gizli gündem veya gizli müeyyide kapalı kapılar arkasında Türk
heyetine dayatıldı.


Üstelik bundan sonraki KÜRT ŞEYHLERİNE iyi muamele yapılması ve
Türkiye BMM’sinde kendilerine “Milletvekilliği” hakkı verilmesi
şart koşuldu.


Atatürk mozayığımızı biliyordu. Kürt Said(Nursi)i meclise çağırdı.
Ama Kürt Said’in tavrı şuydu:


“Ben Kürdistan’ı TÜRK zındık cumhuriyeti içinde düşünmem bile…”
İngilizler ile işbirliği saptandı. (Karabekir anıları)
Tutuklandı. Ve tutuklandığı hücrede kendisine bugün “Nur Külliyatı”
diye bilinen ASLI KÜRT ŞEYHLERİNİN güdümündeki “Sözde alimlerin hazırladığı” risaletler (adları hiç değiştirilmeden Lem’a=Şualar
gibi) gönderildi.


Hitler’in Mein Kampf yapıtı da HAPİSHANEDE yazılmıştı.
Atatürk’ün NUTUK yapıtı da “Dolmabahçe’de hiç dışarı çıkmayarak
hazırladığı bir eserdir.


Aynısını Saidi Kürdi de yaptı.


Fakat bir iki özgün laf ve dipnot dışında tamamı BAŞKALARININ
eseridir. Risalei Nur BİR KOPYADIR ve edebi ya da bilimsel olarak
beş para etmez bir kopyadır.

Amacı KÜRT bilincindeki bir TARİKATTEN başka bir şey değildir.

Bu tarikat 8’e bölünmüştür ve bunların dördü günümüzde geçerlidir.


1. NEV ASYA (Yeni Asya, Yeni Anadolu) Tarikatı: Amacı İsrail
suyu olarak öngörülen MURAT/GAP havzasını KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ altında tutmak. Günü gelince GOYİM olmak üzere Büyük Arzı Mev’ud’a teslim etmek. Bu tarikata son 25 yıl itibariyle Türk alınmıştır. Ama aslı astarı ŞEYH MEHMET KUTLULAR’IN komutasında olmak üzere oluşturulmuştur.


2. NEV ASYA’nın eyaletlerinden biri olan ve ASIL KÜRDİSTAN
(ACZMENDİYE) ile birleşmek amacıyla kurulan ACZMENDİLİK denemesi de Saidi Kürdi’nin vasiyetindendir. Cübbesi, sarığı ve kalın sopasına kadar “KİTABINDA” sayılmıştır. Ancak beklenen patlamayı
yapamamıştır.


3. 1950’lerde ortaya çıkarılan SAİDİ KÜRDİLİK (Şimdiki adıyla
Süleymancılık) da bir TARİKATTIR ve Takıyyeyi doğru bulmadıkları
için TARİKAT olarak ortaya çıkmışlardır. Tüm dış istihbaratlar
bunları desteklemişlerdir. Ancak bu üçünün kitlelere yaygın
olamayışı yüzünden “Fethullahçılığı” kayda değer bulmuşlardır. Çünkü
Türklerin KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİNİ desteklemedikleri ortaya çıkmıştır.


4. Fethulahçılık başlangıçta “Abdullah Öcalan” gibi “Saf ve
bireysel gösterilmiştir. Fethullah Gülen de “Kürtçülükten rahatsız
olduğu” bahanesiyle diğer hempalarından ayrılmıştır.
Ancak Londra G Cemiyeti şu saptamalara yer vermiştir:


a- Türk ve Kürt etnikler geniş ölçüde birbirlerine
karışmışlardır. Kimi de melezdir veya yansızdır. Yanlı olanlar
arasında Kürt-Türk sorunu oluşturulması ve karşı karşıya
getirilmesi. (Apo’nun varlığının nedenidir)


b- Kürtlerin Türkiye’yi pasif asimile olarak ele geçirme planı:


Aa Türkiye’deki türk nüfusun “doğum kontrolüne özendirilmesine
karşın” Kürt nüfusun sınırsız artırılması için çalışmaların TC
hükümetlerine mas ettirilmesi.

Bb Gecekondu ve kaçak yapılar aracılığıyla Kürtlerin büyük kentlere
kaydırılması. Pilot bölge olan Diyarbakır başarılınca, bu kez
İstanbul’da yeni ve kalabalık ilçeler oluşturulması planına
geçilmiştir. Bugün İstanbul Dünyanın en büyük Kürt Kentidir. İkinci
olarak Diyarbakır ve Üçüncü olarak da Süleymaniye sıralarını
almışlardır.


Türkiye’de “Kürtlük” böylece tescil ettirilmiştir.

Cc Apo’dan önceki dönemde, bizzat Siyonizm güdümlü süper devletler
ve istihbaratlarınca büyük bir karapara akışıyla ve özellikle
SAHİLLERDEKİ ya da Turistik ve eğlence dinlence alanlarındaki tüm
ihalelere el altından para verilmiştir ve sahipleri kürt asıllı
olarak TESCİL edilmiştir. 

Üç yanı deniz olan Türkiye’de istediğiniz yere gidiniz ve bir bardak çay içiniz. Biraz muhabbeti deşiniz “Arkada Kürt patronları” göreceksiniz. İstanbul’un göbeğindeki çaybahçeleri bile İSTİSNASIZ kürt karaparacılarının elindedir. Hatta Ülkücü Mafyası da kendilerinin ORTAKLARIDIR. Çünkü burada yapılan “Birlikte ORTAK uyuşturucu kaçakçılığıdır, menfaatler birleşmiştir” artık… (Tecrübe konuşuyor)

Dd-Türkiye’de KADROLARIN ele geçirilmesi taşaronu ise FETHULLAH GÜLEN’E verilmiştir. Tescilli Bilderberg üyesi yani İPEK CÜBBESİ ile Gülen, tüm idari kadroları (Vali, kaymakam, Emniyet Müdürlükleri, Hakimler vb.) ve stratejik zirveleri (Harb okulları, finans kuruluşları, basın-yayın vb.) eline geçirmek için “Masum Işık evlerinden başlayarak, dersaneciliğe, buradan da kolej ve Üniversitelere kadar büyük bir ağ oluşturmuştur. Amacı (Kendi ağzından naklediyorum: “Tedbir(Takıyye) ile 3 kuşak boyunca bu
kadroları yerleştirip, GİZLİ ŞERİAT İHTİLALİ yapmaktır.”

Fethullah Gülen “Bilderberg yemini” yaparken, kendisine sunulan TEK KİTAP olan TALMUD’dan başkasına yemin edemez. Sadece onların verdiği KAFTANI giyebilir.
Ve şimdi o BİLDERBERG yuvasındadır.

EN ALTTAN ÜSTE  SİYONİST YAPILANMA:


1. Altta LİONSLAR (Mahalle komiteleri vb. Genç Leo (Lioness) kızlar ve genç Leon erkekler)


2. Bunun üstünde Rotaryenler.


3. Bunun üstünde Carbonary ve Masonnry (Farmasonlar)


4. Bunun üzerinde yani alttakilere emir verme yetkisine sahip
BİLDENBERG GROUP (Fethullah bunların içinde. Mason olacak kadar küçülmedi)


5. Siyonizm kuruluşları (Bunlar sadece Yahudilerdir. Diğer alt sınıflar ise "Yerli uşak"lardır. (Goyim)

Fethullah Gülen Siyonizmin bir alt kuruluşlarından olan
Bilderberg'in (Ecevit ve Yılmaz ile birlikte) üç YÜKSEK üyesinden biridir. ABD'ye ömürboyu transferi yapılmıştır.


Eğer Türkiye “Şii” devlet olsaydı, ÇOĞUNLUK gereği bu DİN TİCARETİNİ şia üzerine sergileyecekti. Çoğunluğa uyarak “Sünniliği” takıyye edinmiştir. Onun mezhepçiliği de sahtedir. Çünkü Şii
ülkelerde “Şiilik ağırlıklı özel okullar” kurmuştur. Hatta orada “genelde Sünniliğin tekelinde olduğu için ” o okullarda HADİS bile okutulmamaktadır.


Yatılı bölümlerdeki Atatürk büstü “Yüzüne tükürülmek” için
konmuştur. Atatürk’ün adı ise KÖR DECCAL’dir. Okullarındaki Türk bayrağının öteki adı ise “Defiu Haced bezidir” (Tuvalet kağıdı)


Bunları BİLE BİLE tüm hükümetler “OY POTANSİYELİ HESABI” tüm zamanlarda ve her partiden (DSP’li Hüsamettin Özkan’ı anımsayınız,
Baykal’ın kurmay listesindeki nurcuları ve DYP’nin Tantan gibi nurcularını anımsayınız)


Harbokulları için “Süpe minili degaje Nurcu sosyetik kızlar ve
mankenler eğitilmiştir. Amaç onları “Harbokulu öğrenci veya
mezunlarıyla evlendirmek”tir.


Matahariler bununla da kalmamıştır. Hiç evlenmemiş olduğunu iddia
eden tüm nurcuların zinacı zevk malzemesi olmuşlardır. (Kurmayların
imtiyazıdır bu, öğrencilere ise harem selamlık yaparlar)

***

Belçika Bilderberg ise kendine bağlı olan diğer Bilderberg'lere EMREDİYOR:

1. Fethullah Gülen'i HALİFE derecesinde ve türk seçimlerinde oy belirleyici güç yapmak için ardına kadar güç verilecektir. Fethullah Gülen'in BİLDERBERG'li olduğuna ilişkin ipekli Breech'ini (Hakim, savcı, Avukat, öğretim üyesi, öğrenci mezuniyet kıyafeti, eski Haham cübbesi olan) KAFTANINI giymesi davasına olan sadakatini ŞEKLEN gösterecektir. Bu muvacehe içinde adı anılan üyemiz, ABD yurttaşı olarak ihdas edilecektir." (Türkeş'in elindeki orijinallerden okuduklarımı naklediyorum. Bunlar şu anda Ya oğul Tuğrul ya da eşleri Seval'de olabilir. Türkeş "BUNLAR NE YAPMAK İSTİYORLAR?" diye sormuştu da ;-)

2. AYDIN DOĞAN'I ÖNEMLİ KILINIZ, arkasında KOÇ'un olduğu saklanmalıdır. (Türkeş IR zarfında üçüncü belge.)

3. YENİ ÜYEMİZ TURGUT&MESUT'u da...

4. (Dönemin) BAŞBAKAN(ı) Mr. Buelend Acevit'i (Böyle yazıyordu, ben yanlış yazmadım) Avrupa topluluğuna girmeye engel olması için ...............
(Bürokratik açmaz ve çıkmazlardanh oluşmuş 46 sayfa)
.......
(Türkiye İşbankası yönetim kurulu başkanı......
Murahhas üye Rachel (Roxanne, Rahşan)....

SONUÇ: Türkiye AB. girmedi ve şimdi de 20 yıl sonrda girmeyi
düşünüyor.

Ecevit, ileride, AB'nin Kıbrıs dolayısıyla Yunan üslerinden
Constantinopolis'e dek işgfal edileceğini de biliyordu.
Eğer AB'ye girseydi bu olmayacaktı. Ama girmemizi Ecevit engellemiştir ve Yunan ordusuna yani Batı Avrupa birliği kollektif ordusuna davetiye çıkarmıştır.

Siyasi boyutlar bir yana dursun, ekonomik boyutlar olarak da, KOÇ'un
(Sabancı o dönem zayıftı) tek ekonomik güç olması Türkiye'de
corporation biçiminde tekelleşmesi ve Dünya Ekonomi imparatorları
soydaşlarınız ile Chartelleşmesini kamufle etmek için, adları pek
duyulmayan, Gülen-Kutlular, Yılmaz Kardeşler ve adı hiç duyulmayan
AYDIN DOĞAN diye birine GÜÇ verdiği artık deşifredir.

(Bunun altında minik burjuvalar olan İhlas, Al Baraqa=Faisal Finance
vb. gibi sömürgecilere de destek vermiştir. SİNEKTEN YAĞ ÇIKARMAK bir türk değil, enternasyonal Yahudi özdeyişidir. Tevrat'taki adıyla Kralların memelerinden süt emmek!)

Yahudi elbette , uyuşturucu, porno, moda-marka, SİNEMA ve BASIN
endüstrilerini tekelleştirmiş ve kendi egemenliği altına sokmuştur.
CNN gibi CNN Milliyet'e franchaise verdi, logo sattı!
DEMİREL gibi AYLDIN DOĞAN da sadece bir gün içinde birden meşhur oldular.

Milliyet, Hürriyet vb. satın alındı. CNN Türk (İsme bakın isme! Bu kadar da Cartel belli edilmez ki! Pes doğrusu!)


Doğan Grubu daha bir çok gazete çıkardı.

 

 

***

 

Türkiye jeopolitik açıdan İSRAİL ilgi alanındadır. 

Yazmıştım:

Toros yayının Güneyi, büyük İsrail'in rezerv Arz-ı Mev'ut'udur. Oranın
 adını KÜRDİSTAN diye koymuşlar.


Türkiye Kürdistanı (Yeni Asya=Asya minor Anadolu demek) SU AÇISINDAN;


Irak Kürdistanı MUSUL PETROLLERİ açısından  


İran Kürdistanı da  YAHUDİLERİN İLK ÇIKTIĞI, sonra göç ederek,


sırayla Irak'a ve oradan da Mısır'a köle olarak gittikleri
güzergahın kaynağı olan ANAYURT olma açısından (Hamedan ya da
Isfahan) vazgeçilmez ve orta vadede ellerine geçirecekleri alanlar
olacaklardır.

Büyük İsrail, Arap ve Türk istemiyor. İşçi olarak,
devlet tecrübesi olmayan ve primitiv özellikli olan Kürtleri Goyim
(İşhayvanı) olarak belirlemiştir. Sevres antlaşması bu ORTA VADELERE ertelenmiştir. Kürdistan, askeri israil devletinin DOMİNYONU olarakbelirlenmiştir. 

Siyonizmin bu protokollerini değiştirmek mümkün
değildir. Hedef bellidir ve taviz verilmiyor. Verilseydi, geçici
kurulan Filistin Devleti'ne izin verilirdi. Onlar ARAP istemiyor...


Sadece kürt köle istiyorlar bu orta-vadeli genişletileCEK İsrail
topraklarında... Kürtlerin devlet olamayışı nedeniyle kurulacak
devleti de yüzlerine gözlerine bulaştırıp, açlıktan neredeyse ölecek
duruma getirecekler. Sonra onları İsrail DEVLETİ mandası altında
sözde azbuçuk kalkındıracaklar.


Türkmenleri de orada istemiyorlar. Gelecekte TAKAS yaptırmaya
kalkacaklar. Yani gizli protokollerinde (Jana'dan gizli protokol
olmaz ya!) Türkmen Nüfus Diyarbakır'a; Amid ayrılıkçı kürtleri de
Kerkük, Musul'a takas edilecektir.


Türkiye işte bu hendikaplar içinde yer almaktadır.


Türkiye bunun için SIKIŞTIRILMALIDIR:


Yahudi Bankerler ve onların şubeleri olan IMF, Dünya Bankası vb.
bizim ekonomik rotamızı (Fakirleşmemizi) çizerken, enflasyon ve
devalüasyonlarla borçlarımız döviz cinsinden katlandırılmakla
başlayan kumpaslar, TÜM GELMİŞ GEÇMİŞ PARTİLER kendilerinden olduğu için onların elinden halkımızı sinsi planlarla zavallı hale getirmiştir.


Türkiye'nin iyileşme umudu yoktur. Özal bunu yaptığı anda ÖLDÜRÜLÜP yerine Bilderbergçimiz Yılmaz getirilmiş ve yeniden hiper enflasyon başlatılmıştır.


Avrupa birliği tek çare, fakat umutsuz çaba:


Çünkü siyaseten bizi bünyelerine alsalar bile, iktisaden BU AĞIR
BORÇLARI üstlenecek halleri yok. "Kardeşim size 25 yıl süre verelim,
borçlarınızı ödeyip gelin!" mazereti hazır!


Ondan önce de "Kıbrıs denen BİRLİK toprağımızı işgal ettiniz. Avrupa
ordusu sizinle savaşacaktır!" diyecekler. Çünkü Avrupa birliğinin
ASIL KURULUŞ AMACI da sinsi:

"Avrupa'nın zenginliklerini kucaklayın. (Arş yılanını sarın kodu)
Tek tip devlet yapın, birleştirin ve beyinlerini yıkayın. Tek bayrak
altına alın. Bir an önce "Transisrael'i de üye olarak alın."
Trans İsrael kodu, KIBRIS oluyor.


Avrupa Birliğine KIBRIS alınırsa, Diaspora olarak yaşayan Avrupa
Yahudileri'nin nüfusu da İsrail'in on katından kalabalık olduğundan,
sırada alınması gereken KIBRIS (Asya'ya aittir) var. 

Sonra İsrail EFENDİ olarak tüm AB'nin başına geçmek üzere teşrif edeceklerdir. 

Bu beyin yıkama işine daha katılımlar bekleyiniz.

Hırvatistan, Sırbistan, Ukrayna, Beyaz Rusya, Ermenistan, Gürcistan,
Moldava en sonra da Rusya federasyonunun Hristiyan nüfusu/Uralbatısı
ülkeler da alınacak.


Ama Bosna, Arnavutluk, Azerbaycan ASLA alınmayacak.


Türkiye süründüre süründüre alınacak birliğe... 

Kürdistan'ın kurulmasına razı edilecek, Ermenistan ile aynı birlikte
olduklarından Ermeni diasporasının "Wilson / Ani Ermenistan'ını TAPU
ile kurduracaklar. Doğu topraklarımızda Kürdistan'dan sonra
Ermenistan da kuruldu mu? Sevres süreci hiç bitmemişti devam ediyor.

Türkiye'yi görülmemiş bir ekonomik çöküntüye çekiyorlar.
Kıbrıs'da yenildik ve artık işgalciyiz.


Türkiye Kürdistan'ının PRESİDENTİ yerine konan simge olan APO
Öcalan'ı da haksız yargılamışız! (Apo'ya koca ada vermişiz, tüm
dünyanın ve internasyonal hukuk gözetmen bürolarının eşliğinde
yargılamışız. Ama bu yetmez. Apo'nun devamı olacak yine yahudi kanı
taşıyan birisi 

Yeni Asya (Türkiye) Kürdistanının CUMHURBAŞKANI olmak zorunda. APO'yu asla ve kat'a GÖZDEN ÇIKARMADILAR. İran ve Irak'ta kürt nüfusunu toplam 4 milyon gösterirken, Türkiye Kürdistanı dedikleri yerdeki nüfus ABARTILARAK, (Alevilerle birlik sayılıp) 15,5 milyon gösterilmiştir. 

Yani Türkiye'de her 5 kişiden biri Kürt'tür demeye getirdiler işi. Mesela grubumuz 300 kişi ise bunun 60 tanesi APOCU oluyor. 

Gel de inan! (GAP bölgesini bu şişirme
rakamlar ile ellerinde tutuyor İsrail sinsiliği... Texas
Üniversitesine hazırlatılan KÜRDİSTAN haritası İsrail isteği
doğrultusunda hazırlandı. 

Kanserli bir Makedon doktor (Babası da doktor) eliyle tam 200 bin tane KAN ÖRNEĞİ gönderildi. Siz bu BABUNA dümenine inanıyor musunuz? 


Sahi Oktay öldü mü? 

Şimdi niçin Amerika'da yaşıyor? Ve iştigal
alanı "Irkların GENLER ile belirlenmesi"

Ve Teksas Üniversitesinin "Kürdistan haritası"

Candaşım, İstatistik bilgilerin için teşekkür ederim.
Ben analist olduğum için, istatistiklerin varmak istedikleri
noktayı "OKUDUM"


Üstelik Arjantin, Brezilya ve Meksika kadar ŞANSLI değiliz.
Çünkü biz ÖNASYA BATAĞINDA yaşıyoruz.


Sağımızda Kafkas batağı; solumuzda Balkan batağı, yukarıda AB
batağı...

***

 

Dünyanın en tehlikeli satranç ustası bir siyonist örgütü var:


FPA (Foreign Politics Association) 

Yani dış politika derneği. Ama işin aslı başka: 

F=FAR kodudur. (Birazdan değineceğim) 

P=Gladio (Birazdan değineceğim)


A=Affairs ("P" affairs)


P >> Tüm locaların "Gladio" misyonunu üstlenmiş AYRICALIKLI bir
gizli teşkilattır. 

Mesela İtalyan P-1, P-2 ve P-3 locaları eliyle bu "Affair"ler yürütülmektedir. Berlusconi tüm P localarının TEK başkanıdır.


Gladio nedir? 

Üç görevi vardır: 

İlki tüm dünya istihbaratlarının başında bulunan Yahudi kökenli şeflerin (Türkiye'yi şu anda öldü gösterilen ancak YAŞAYAN HİRAM ABAS yönetmektedir)buluşumu olan Das Som aracılığıyla istihbari bilgilerin tümünü Mossad'a iletmek; İkinci görevi de G İ Z L İ ASKERİ komutanlıktır.


Müttefik tüm askeri yaptırımların birinci planlayıcısıdır (BM-Barış
gücü, NATO bunun emrindedir)


Üçüncü bileşeni/görevi de tamamen Dünya Yahudi Lobileri birliği olan
FPA aracılığıyla, kendi (askeri ve istihbari) planlarını "Yaptırım"
ülkeleri ÜYE başkan/başbakanlarına empoze etmekten öte "EMİR
VERMEK"tir.

Bu sözde dernek, sandalyesinden tuğlalarına kadar SAF/pür SİYONİST
B'B' örgütüdür. Önce TÜMDEN GELELİM:


En tepedeki üç majisyen (Yüksek haham/Rabbi/Ruben) yahudi
aracılığıyla (Biri Miss(H)ourie Geller)B'B' örgütünün en en en
başıdır. (Komik gelecek ama üçü de RESMEN SİHİRBAZdır.)
B'B' (B'niath B'riath) üç majisyeninin adı BİG BOSS'dur.


Bunun altındaki SİNARŞİK konsül ise Big Bross (Brothers/Biraderler)
adını alır. Görüldüğü gibi BB simgesine kafayı takmış bulunuyorlar.
Şimdi bu noktada duralım ve TAVAN yerine TABAN'a başvuralım, TÜME VARALIM!

En tabanda "Mahalle" düzeyinde YAYGIN örgütlü LEO ve Lioness ( Genç Erkek ve Dişi aslan)lar bulunmaktadır. 

Bunlar LYONAİSE adıyla bir üste ve üsttekiler de Leon Klüplerine bağlıdırlar. Buradaki Leon aslında GOYİM (evcil/ehlileştirilmiş konuşan hayvan olan yani yahudi olmayan, yahudi efendilerine hizmet eden)lerin BAŞI/en şahı anlamındadır. L harfi aslında bir Kabala yılanıdır ve G harfinin okunuşudur. L ile ilgisi yoktur. (L her ne kadar Leon, Lobby, Logo, Lodge ve Lunge demek ise de...)


İkinci elde ise diğer Goyimler, yani ülkenin ekonomisini ellerinde
tutan (Tüsiad gibi açık değil; GİZLİ) EN EN EN zengin TÜCCARLAR/Tüm ülke Holdingleri grubu vardır ve bunlara "ROTAYA GİRMİŞ/Yörüngeye oturmuş/Dönüştürülmüş/Gizli çarka dişli yapılmış" anlamında ROTARİENdenmektedir. Aslında o çark G harfinin ta kendisidir. (Etüd ediniz) Klüblerin başı ise Rotary adını alır.


Üçüncü elde G grubu da altı köşeli israil yıldızının bir logosu olan
pergel ve Gönye içinde G harfi bulunan F.A.R grubudur. (Her nekadar
Far=Free demekse de...) Bunlar ise iki teşkilatta toplanırlar:


a)Far Masonry 

(Masun=Dokunulmaz kelimesinden türetilmiştir, her ne
kadar Duvarcı ustası/Mason demekse de...)Bu gruba çok özel ise Kadın
üye (Bizden Çiller) alınabiliyor. Bir de F.A.R içinde çooook gizli
olan Carbonary yüksek asker üyeler grubu bulunmaktadır. (Birazdan
anlatacağım)

b)Masons: 

Bildiğimiz klasik Masonlar... Bunlar arasında kadın ve
asker olmaz. İLLA Zengin ve de POPÜLER politikacılardan Goyimler
oluşturulmuştur.

Yukarıdaki tüm adı geçen dernekler içinde KONTROL babında, yani
mutlak gardiyanlık görevi yapan YAHUDİ üyeler de bulundurulmaktadır.
O halde, tüm bu ALT dernekleri/klübleri temsilen YAHUDİ WATCH Grubu bir üsteki sistemin de doğal üyesidirler.


Tabandan tavana yolculuğumuzda sırada bu saydığım gizli örgütlerinTEK KALEMDE toplandığı BİLDERBERG (BB) vardır. Bilderberg İKİ AŞAMALIDIR:


a)ÖN Bilderberg'ler>>BB: 

Bunlar FPA toplantılarına asla alınmazlar. GENÇ Yeminli üyelerdir ve içeride konuşulan hiçbirşeyi dışarı sızdıramazlar(anında ailece trafik kazasına kurban giderler>>>GENÇ Adnan Kahveci)Yine istifa edemezler. (Mezarlarını kendi elleriyle kazarlar ve infazı beklerler)


Bunlar "Kendi ülkeleri aleyhine alınan çoğunluk kararına da itiraz
edemezler. Örneğin Türkiye aleyhine 3K kararı alınmıştır:
(Kerkük'ün, Kıbrıs'ın, Kürdistan'ın simgeleri) Türkiyeden katılan
GENÇ Ali Babacan buna itiraz edemez. (Elbette bir ÜST BİLDERBERG
olan Başbakanı da...)

b)YÜKSEK BİLDERBERGLER (B:.B:.)

Bunlar "Anlaşmaya varılmış, üye edinilmiş, Tevrat üzerine yemin ettirilmiş, kapalı kapılar ardında SİHİRLENMİŞ" ve bunun karşılığında o ülkeye başbakan yapılmış kişilerdir. Bunlar FPA toplantılarına direkt katılırlar. Ön
Bilderberg'in aldığı tüm kararları "EKSİKSİZ ve itirazsız" uygularlar.


Bülent Ecevit'i örnek verelim: 

Kendisine verilen sayısız görevi ülke aleyhine uygulamıştır. Örneğin Kıbrıs harekatından sonra Yunan Cuntası düşünce, Türkiye ile birlikte Yunanistan'ın AYNI ANDA AvrupaTopluluğuna girmeleri yolu açılmıştır. Ancak o yıl yapılan ÜST BİLDERBERG (B:.B:. başka B'B' başka BB başkadır, karıştırmayalım.) toplantısında, "Gümrük kaldırılmasına muhalif tüm Holdingelerin ve Yerli Türk otomotivcilerin özellikle Vehbi Koç'un TAVİZLERİYLE, Türkiye'nin "Birliğe girmeMEsi için H A T A yapması istenmiştir. Böylece Ecevit de, 15 günlük MÜRACAAT süresini savsaklayarak "Bir hata yaptık, idari olarak bizi bu sefer Avrupa birliğine almıyorlar,seneye inşaallah..." açıklaması yaptı. Değil 1974 "SENE"sine ŞİMDİ BİLE giremiyoruz!


FPA Ecevit'e "Bravo=Brave=Courage" madalyasını böylece verdi.
İkinci olarak da BUGÜN bunu öteki Başbakanımız alacak!
Verilecek olan bröve bir kağıt parçası, bir şilt ve bir de GİZLİ
madalya'dır.


Bu Madalya'yı MALTA BAYRAĞI armasında göreceksiniz: MALTA ŞÖVALYESİ oluyor başbakanımız BUGÜN!


Bu madalyaya karşılık, Berlusconi (O da malta şövalyesi/Etüd ediniz)
dev İtalyan-Amerikan şirketi Pirally/Pirelli'nin YÜKSEK hisselerini
DAHA önceden aldı bile...

Şimdi gelelim 3K planına:


1. Kerkük Kürdistan'a verilecek.

 (Kerkük+Musul petrolleri, Irak petrollerinin % 60'dır)YANİ İŞ BAŞKA! Petrol savaşı! Kerkük Kürdistan'a verilmesi kaçınılmaz biçimde elden gitmiştir. (Üçüncü maddede nedenini anlatıyorum)


2. Kypros/Kıbrıs. 

Mutlaka Avrupa birliğine girecektir. Çünkü,
İsrail'in TAM karşısında duran ve İsrail'in içinde toprağı (İngiliz
üsleri İsrail'in resmi toprağıdır. (İngilizlerin görevi İsrail'i
ACİL BİR DURUMDA H E M E N korumaktır. Agrotur ve Dikelia üslerinin toplam toprak alanı Kıbrıs'ın % 17'sidir. Kıbrıs ayrıca İsrail'in
MAFYASININ KARAPARA aklama merkezidir. İbranice Kıbrıs
MAFU'dur/Mahfuz/Vaad edilmiş toprak)


Bunlardan daha önemlisi: 

Kıbrıs'ın AB'ye girmesiyle İsrail'in de İSTEDİĞİ ANDA/Salisede ÜYE O L M A yolunu açmaktadır. Çünkü Avrupa topluluğu içindeki Yahudi Diasforası 10 milyon kişidir. İsrail'denkalabalıktır. 

Sözkonusu Dias ilkesine göre "Çift yaşamlı
tıplulukların kendi ülkelerinden daha çok nüfus barındırması
halinde, o topluluk hangi bloka dahil ise , temsil edilen ülke de o
gruba aittir. (Bunun için bir Asya ülkesi olan İsrail, Avrupa spor
karşılaşmalarında oynayabilmekte ve her türlü organizasyonunu Asya
ülkeleriyle değil Avrupa Topluluğuyla yapmaktadır. Kaldı ki Anadolu
bile ASYA sayılırken, Kıbrıs gibi bir ASYA adasının AVRUPA'lı
sayılması da beni doğrulamaktadır.) 

Yineliyorum:


Kıbrıs'ın % 17'si İsrail'in R E S M İ (Fakat tarafsız bölge adıyla
bilinen gizli devlet gibi SAKLI) bir parçasıdır. İsrail Kıbrıs
toprağındaki hissesi itibariyle gizli bir şekilde AVRUPA birliğine
bu yıl alınacaktır. (İsrail sonradan gelir elbette...)

3. Kürdistan: 

Yeni Asyası, Vaadedilmiş Büyük İsrail'in İSRAİL
efendileri dışında tek tercih ettiği topluluk olan KÜRT köleleri
içermektedir. (Türkler ve Araplar dışarı atılacaktır.)


Türk Kürdistanı (13 Milyon nüfuslu ACZMENDİA)İsrail'in kanı-canı
olan GAP/FIRAT-Murat ve Dicle stoklarını içermektedir.


Irak Kürdistanı, (Trafsız bölge dışında) bir petrol ülkesi olmayan
İsrail'i Petrol zengini yapacaktır. (Irak'da 5 milyon kürt vardır
ayrıca bu gruba dahil 1 milyonluk Suriye kürdistanı ile 6 milyon
olmaktadırlar)


İran Kürdistanı ise "Yahudilerin Tarih'de ilk çıktıkları ANAVATANLARIDIR, olmazsa olmazlardandır ve büyük hatırası vardır. Bu yüzden siyonistler ilk çıkış noktaları olan Civanşir ve yayıldıkları
ikinci bölge olan Hamadan'da SEMBOLİK kürt devleti kurma
alıştırmaları yapmışlar ve prova etmişlerdir. (Hamadan KÜRT
devletini hem de Azeri Topraklarındaki Civanşir (Jevanshir) öteki
adıyla Kızıl Kürdistanı'nın KURDURMUŞLARDIR. Ayrıntılı etüd ediniz
ve hatta haritalayınız lütfen)


Bu egzersizlerden sonra sıra Arz'ı Mev'ut'un bir parçası olan BÜYÜK
KÜRDİSTAN'a gelmiştir. Önce IRAK'da kurulacaktır. (Türkmen ve
Arap'lardan arındırılacaktır.) Bu kısa vadede oluşturulmuştur.


Suriye ve İran'a bilahare GLADİO saldıracaktır ve buradaki
Kürdistanlar da Irak'a katılacaktır. Bu da ORTA VADE'lidir.


Sırada Türkiye Kürdistanı var: 

Bu da UZUN VADELİ'dir. Türkiyeyi AB içinde "Hak ve özgürlükler" dümenleriyle "Önce Otonom, sonra tam bağımsız Kürdistan'a yönlendireceklerdir. Ermenistan'ın da AB içine alınmasıyla, VAN'dan Doğuya doğru bir SERBEST dolaşım bölgesi oluşturacaklardır. Böylece SEVRes anlaşması yürürlüğe girecektir)

Pekiyi bunlar nasıl olacak?


İşte Carbonary'den söz etme sırası geldi:


Carbonary (Genel kurmay düzeyinde komuta kademesi
mensupları/Carbonary'yi etüd ediniz. İbranice Garbon=Batılı savaşçı
demektir. Her ne kadar C=Karbon elementiyle bağdaştırsalar da...)
Carbonary'nin simgesi C değil G'dir: Çünkü onun mensuplarına
GLADİATORS denmektedir.


Her ülkenin genelkurmayındaki "EKİP"lerinin dünya federasyonu
biçiminde birleştirilmesine de GLADİO denmektedir. Bu dünya
kurmayları demektir. Askeri İKNA grubudur.


Carbonary adı günümüzde hiç kullanılmamakta, bunun yerine "Gladio"
nicki veya P-1, P-2, P-3 simgeleri kullanılmaktadır. İlki birleşmiş
milletler barışgücünü; ikincisi NATO'yu ve üçüncüsü de "Üçüncü Dünya
Devletleri Genelkurmay Goyim üyelerini temsil eder.)


Üç P-loca ve Gladio (NATO bile bunun emrinde) ile Das Som (Cia bile
bunun emrinde. Emrinde olmayan tek istihbarat örgütü Mossad'dır,
çünkü BAŞKAN bizzat kendisidir.)

Bravo BB, MM, CC sahibi başbakanımıza...


İşte ÜÇ-OTUZA satma CESARET Courage(Carbonary Courageous Shield)


MM= (Maltaise Medall/Malta şövalye madalyası)
BB= Brave Bross (Cesur Birader Nişanı)
BB= Big Brain sertifikası....


Bunlara karşılık "Milli Eğitimin tamamen Atatürk karşıtı
örgütlenmesi ve öğrencilerin beyninin yıkanması için İZİN kopardı
Berlusconi'den...

 

 

*****

SİYONİZMİN TEPELERİNDEN GELEN EMİRLE

HANS AİBERG'E UYGULANAN ÇİRKİN KOMPLONUN GENEL GÖSTERİMİ

 

    DETAYLAR İÇİN GÖSTERİMDEKİ KARELERİ TIKLAYINIZ

 

*****

ABDULKADİR AKSU

HANS AİBERG'E;

SİYONİZMİN TEPELERİNDEN GELEN EMİRLE UYGULAMAYA KONAN KOMPLODA, DÖNEMİN BAKANLARINDAN:

 

AYAK BASTIĞI YERDE OT BİTMİYOR!!!

Sefer Selvi

 

Fethullah Gülen’in Emrindeki Bakanlar:

 

 

Hans Aiberg'in yazdiklarina ve internette bulunan bilgilere gore:

 Fethullah Gülen Aiberg'i satin alip emrine alamadigi icin, kendi yayin organlarinda karalama kampanyasi baslatmis daha sonra Nurcularin maskesini dusurdugu icin  kendisine suikastler bile duzenletmistir. Hatta rahmetli Necip Hablemitoglu kaynakli bir bilgiye gore Fethullah Gulen'e sunulan oldurulmesi gerekli 7 kisilik listede 1. sirada oldurulmesi gerekli kisi Hans Aiberg'tir. 

Ayni (Fethullah Gulen'e sunulan) listede oldurulmesi gerekli kimseler arasinda 4. sirada olan Hablemitoglu duzenlenen sinsi ve kallesce suikast sonucu hayatini kaybetmistir. Rahmetli Hablemitoglu'nun uyarisindan sonra Hans Aiberg 2 ayri suikast girisiminden birinden yarali, digerinden ise yara almadan kurtulmustur.

Bu on bilgilerdenden sonra, sis perdesinin aydinlatilmasinda faydasi olmasi acisindan medyadan derledigimiz bolumu sunuyor, yorumu okurlara birakiyoruz

Hans Aiberg'i ve esini;  ASILSIZ ve GERCEK DISI SUCLAMA ile tutuklayan Balikesir Emniyet Mudurlugunun  bagli oldugu Ic Isleri Bakani Abdulkadir Aksu'nun ve cezaevinde 7 aya yakin sure YARGISIZ INFAZA mahkum eden kurumun bagli oldugu Adalet Bakani Cemil Cicek'in Fethullah Gülen’in emrinde olduklari tespit edildi.

Emin Şirin'in Fethullah Gulen emrinde bakanlar oldugunu hatta  "NurettinVeren'in, en aşağı dört tane bakanın Gülen’in izni olmadan öksüremeyeceğini iddia ettigini" ve savciliga suc duyurusunda bulunuldugunu belirttigi aciklamadan ilgili bolum:

EMİN ŞİRİN BOMBARDIMANI !

***

Olmuyorlar. Olamıyorlar değil, şuurlu yapıyorlar... Fethullah Gülen’in dini idare ve siyasete alet etmemesi lazımdır. Milli Eğitim’den, İçişleri Bakanlığı’ndan, Adalet Bakanlığı’ndan elini ayağını mut-la-ka çekmesi lazımdır. Yoksa çektirirler.

-AKP ile ilişkileri mi var diyorsunuz...

Yahu göbek bağı var...
NurettinVeren, en aşağı dört tane bakanın Gülen’in izni olmadan öksüremeyeceğini iddia etti. Ben de bu iddiaları savcılığa taşıdım...

-Kimdi bu bakanlar?

Cemil Çiçek, Ali Coşkun, Abdülkadir Aksu ve Hüseyin Çelik’ten bahsediyor. Bu iddiaların araştırılması lazım...

-Veren’in Gülen cemaatinden ayrıldığı için iftira attığı söyleniyor...

Bu laflar boş laflardır. Veren’in iddialarını da tetkik edecek merci savcılıktır. Savcılık harekete geçsin, tespitlerini yapsın, ondan sonra iftira mıdır değil midir anlayalım.

-Fakat, Gülen ve Ak Parti’nin arasının pek de iyi olmadığı söylentileri de var...

Peki öyleyse... son Amerika’ya giden iki tane bakan, Abdullah Gül ile Mehdi Eker... kendisini ziyaret etmiş mi etmemiş mi?... Bir açıklasın bakalım...

-Ne zamandı bu ziyaret?

Son altı ay içerisinde... Kur’an-ı Kerim'e el basarak açıklasın ama...

***

http://www.nurettinveren.net/modules/news/article.php?storyid=215

 

HOCAEFENDİ İÇİN YENİ SUÇ DUYURUSU!


İstanbul bağımsız Milletvekili Emin Şirin, Fethullah Gülen hakkında ididalarda bulunan Nurettin Veren'in açıklamalarının değerlendirilmesi amacıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.


Edinilen bilgiye göre Emin Şirin, Nurettin Veren ile birlikte Ulusal Kanal'da 3 Haziran'da katıldığı Aydınlık Kürsü programının deşifresiyle birlikte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Şirin, Veren'in, "Ben bir ihbarcı konumundan öte, bir şahidim. Savcılara diyorum ki, Sayın Savcılar ben, ihbarda bulunmanın ötesinde canlı şahidim. Beni birileri yok ettikten sonra mı benim ifademe müracaat edeceksiniz. Ben canlıyken benim ifademi alın" dediğini aktardı.
Şirin, "Eğer bu iddialar Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen 2000/124 E.Sayılı dosyayı alakadar ediyorsa, Nurettin Veren'in bu davada tanık olarak dinlenilmesi ve ayrıca, bu iddiaların ihbar kabul edilerek Nurettin Veren'in ifadesine başvurulmasını ve eğer bir cürüm unsuru görülürse gerekli hukuki işlemlerin yapılmasını ve eğer bu dosyayı alakadar etmese bile ayrıca ihbar kabul edilmesini arz ederim" dedi.


İDDİALAR NELER?


Nurettin Veren, Şirin'in suç duyurusuna konu olan programda; Gülen'in mükemmel vaazlarıyla Kuran'ı anlatmasıyla insanları cezbettiğini,
Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, eski İçişleri Bakanı Şehabettin Harput ile yüzlerce kez görüştüğünü, bu isimlerin Gülen'in 'yat' demesiyle yatıp, 'kalk' demesiyle kalkacağını", Ali Talip Özdemir ile birlikte bu dört isimin Gülen isteseydi geçmişte ANAP'a değil CHP'ye bile geçebileceğini, Başbakanlığı döneminde konutta Tansu Çiller'e 2.5 saat boyunca Gülen'i anlattığını, ondan sonra Çiller'den fevkalade destek ve yakınlık gördüklerini, Gülen'in "Türkiye işgalinin 1998 ve 2000 yılında bittiğini", "imamlarının" güvenlik ve istihbarat birimleri de dahil devletin her kademesinde yer aldığını, Turgut Özal ilk kez milletvekili adayı olduğunda Gülen'in talimatıyla evde hasta yatan ninelerin dahi sedyeyle oy vermeye götürüldüğünü, artık bütün dinleri harmanlayarak evenjalist bir din anlayışıyla dünyaya yeni bir model sunmak istediğini, 'Derin Fethullah devletinin en büyük çete olduğunu, devlet bilincine varması gerektiğini" iddia etmişti.

http://www.sonsaniye.net/haber2389.htm

 

 BAKANLARIN FETHULLAH BAĞLANTISI

Adalet Bakanı Cemil Çiçek, bugüne kadar tüm görevlerini anayasa ve yasalar çerçevesinde yaptığını belirterek kimsenin emrinde olmadığını söyledi. Acaba Bakan Çiçek, neden bu açıklamayı yapmak ihtiyacını duydu?

Ulusal Kanal'da yayınlanan ve Nurettin Veren'in sunduğu Aydınlık Kürsü programında Veren, AKP'li Bakanlar için, Fetullah Gülen'in her dediğine itaat edeceklerini söylemişti.

Nurettin Veren programında Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Sanayi ve Ticaret  Bakanı Ali Coşkun ve eski İçişleri Bakanı Şahabettin Harbut ile yüzyüze görüştüğünü, bu kişilerin Gülen'in "yat demesiyle yatıp, kalk demesiyle kalkacağı"nı açıklamıştı. Veren'in bu açıklamaları üzerine, İstanbul Bağımsız Milletvekili Emin Şirin, Adalet Bakanı hakkında, Cumhuriyet savcılığına şuç duyurusunda bulunmuştu.

http://ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=637&Itemid=4

 

Ölüm fermanının imzalandığını öne sürerek Gülen hakkında aleyhte açıklamalarda bulunan Nurettin Veren, bir süredir bir dizi iddiayla gündemde yeralan bir isim.

Yazı dizisinin bugünkü bölümünde bir yerde Veren şunları iddia ediyor:

Bakan Aksu beni ikna etmeye çalıştı

Ben hiçbir yerden çare bulamayınca, olabilecek herhangi tehlikeli bir durumu önlemesi için eskiden beri hem
Fethullah Gülen'i hem de beni yakından tanıyan İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu' nun makam odasına giderek yazılı dilekçemi suç duyurusu olarak verdim. 2-3 saat orada konuyu görüşmemize rağmen konuyu örtbas etmek ve bu işi duyurmamak için Aksu beni iknaya uğraştı. Ben, ondan sonra Cemil Çiçek Bey'e (O da beni eskiden tanır ve Hocaefendi'nin yanına sık sık gelir) faks çekerek aynı müracaatta bulundum. Fakat hiçbir cevap alamadım.

...

http://www.sansursuz.com/haberler/templates/sansursuz.asp?articleid=2068&zoneid=1&y=

 

 Hükümetin Soy Ağacı

***

Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu 

Diyarbakır doğumlu olan Abdülkadir Aksu Kürt'tür. Göreve geldiğinden sonra Emniyet teşkilatındaki Fetullahçı Kürt kadrolaşma inanılmaz artmıştır. Yurtsever Türkler (Necip Hablemitoglu, Muammer Aksoy, Uğur Mumcu) hep onun döneminde katledildi. Emniyette Kürtçü ve Doğu'cu kadrolaşmayı sağladı. İstanbul'daki Kürt kökenli PKK'ya yardim sağlayan mafyayı temizleyen polisleri açığa aldı veya pasif görevlere surdu.

***

http://www.kuvvaimilliye.net/news_detail.php?id=6714

 

 

Kabinede seçim değişiklikleri

Halkın Yanıtı: Ne Mutlu Türk'üm Diyene!

Okan İşbecer

 

***

Seçim tarihi belli olup siyasi partiler hazırlıklarına başlarken seçimin tarafsızlığını sağlamak amacıyla kabinede üç stratejik noktada bulunan bakanların istifa ederek yerlerini tarafsız kişilere bırakmaları geçtiğimiz hafta gerçekleşti. İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı’nda devir teslim örenleri düzenlendi.

Törenlerin kimi hüzünlü kimi ise şen şakrak geçti. Ancak burada sözkonusu olan, seçimlerin selameti açısından iktidar partisinin milletvekillerinden alınan bu bakanlık koltuklarının kimlere teslim edildiği. Mesela Adalet Bakanlığına Cemil Çiçek’in yerine getirilen müsteşarı Fahri Kasırga. Son dönemde adı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerinde sıkça duyuldu. Adalet Bakanlığı adına seçimlere katılması gerekirken bir türlü katıl(a)mayarak seçimleri sürüncemede bırakmıştı. Ayrıca Şemdinli iddianamesi nedeniyle ihraç edilen Fethullahçı Savcı Ferhat Sarıkaya’nın kararına da şerh koymuştu.

İçişleri Bakanlığı’ndaki devir teslim töreninde Abdülkadir Aksu’nun yaptığı konuşma ise, insanın ağzını şaşkınlıktan açıkta bırakacak cinstendi. Görevini Kayseri Valisi Osman Güneş’e devreden Aksu, iki dönem İçişleri Bakanlığı görevinde bulunduğunu hatırlatarak şunları söyledi: “Dönemimiz, uyuşturucu, insan ve silah kaçakçılığı, organize suçlarla mücadele açısından Cumhuriyet tarihinin en başarılı yılları olmuştur. İşkence ve kötü muamele, sıfır tolerans ilkesiyle, ülkemiz gündeminden çıkarılmıştır.”

“Sayın” bakan ya heyecandan neler söyleyeceğini şaşırdı ya da o konuşma metnini hazırlayanlar Bakanı fena halde işlettiler. Bizim bildiğimiz Aksu’nun dönemi asayiş açısından tarihimizin en kötü dönemi. Her gün onlarca kapkaç ve cinayet olayı meydana geliyor. Terörle mücadele sıfır. PKK’lıların İstanbul’un göbeğinde karakol basmalarına Bakan Bey’in döneminde şahit olduk. Türkiye’yi sarsan komplolar ve tertipler yine aynı dönem vuku buldu. Şemdinli komplosu, Hrant Dink’in öldürülmesi, en son Malatya’daki “Din elden gidiyor!” katliamı bunlardan sadece birkaçı. Sayın Bakan, bütün bu olaylarda “menfur saldırganları kınadığını” belirtmekle yetindi. “Sayın” Aksu’nun görevde olduğu sürece kaç kez “menfur saldırıları nefretle kınadığının” dökümünü Sabah gazetesi yazarı Yılmaz Özdil çıkarmıştı. Zanlı olarak gösterilen çocuklar hemencecik yakalandı; ama arkalarındaki örgüt bağlantıları ortaya çıkarılamadı. Çünkü o örgüt bağlantısı televizyonlarda karşımıza geçip Emniyet’in ne kadar iyi çalıştığını anlatıyordu.

AKP Hükümeti’ne bir önerimiz var. Hazır Anayasa paketleri çıkarmaya çalışıyorken bir tane de Yüzsüzlük Bakanlığı kurmak için çıkartın. Elinizdeki bu kadar değerli elemanları daha faydalı alanlarda değerlendirmiş olursunuz.

***

 

http://www.turksolu.org/138/isbecer138.htm

 

.Dikkat! Aksu yine görevde!

Web Search

Tuna Arıgüç

 

 

Abdülkadir Aksu, yeni hükümette İçişleri Bakanlığı koltuğuna otururken, “Avrupa Birliği’ne kabul için her şeyi yapacağız, demokratikleşeceğiz, biz her zaman demokrasiyi savunduk” gibi bilinen sözleri tekrarlıyor ve ekliyordu: “Bu bakanlığın yabancısı değilim, evime döndüm.”
Fakat, Aksu’nun aynı koltuğu işgal ettiği 1989-1991 yılları arasındaki karnesi oldukça kirli. Bu 2 yıllık dönemde 36 kişi işkence sonucu öldü, yüzlerce dernek basıldı ve binlerce kişi gözaltında işkence gördü.

 

Karanlık yıllar

 

Aksu, 30 Mart 1989’dan 23 Haziran 1991’e kadar görevde kaldı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Dokümantasyon Merkezi kayıtlarına göre; Aksu’nun görev süresi boyunca hak arama eylemleri, gösteri ve yürüyüşler kanlı bir şekilde engellendi ve binlerce kişi gözaltına alınarak, günlerce sorgulandı.

 

Kayıtlara geçen örneklerden bazıları, akıllara durgunluk verecek gibiydi. Dernek ve kitle örgütlerine yönelik baskılar, Haliç’i Kalkındırma Derneği’nin toplantısının basılmasına kadar vardı. 24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesiyle düzenlenmek istenen bir panel, ‘sakıncalı’ bulunarak yasaklandı. İşkence sonucu ölen birçok kişi hakkındaki resmi raporlar ise, adeta birbirinin kopyasıydı; ya camdan düşerek öldükleri ya da intihar ettikleri ileri sürülüyordu.

 

Bazı örnekler

 

Abdülkadir Aksu’nun, ANAP hükümetindeki İçişleri Bakanlığı sırasında, 36 kişi polis tarafından gözaltında tutulurken hayatını kaybetti.

 

Bunlardan birinin davası, Türkiye’deki en uzun işkence davası oldu. 1991’de gözaltına alınan Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Birtan Altınbaş, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulurken, 16 Ocak günü yaşamını yitirdi. Altınbaş’ın gözaltında işkence gördüğü, onunla aynı günlerde gözaltında tutulan kişilerin İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) başvurmasıyla ortaya çıktı.
19 yaşındaki Ali Akkan da, Antalya Emniyet Müdürlüğü’nde gördüğü işkence sonucu yaşamını yitirdi. Akkan’ın 4. kattan atlayarak intihar ettiği öne sürüldü.

 

28 yaşındaki İmran Aydın, hayatını Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde kaybetti. Aydın’ın kaçarken düştüğü ve pankreas patlaması sonucunda öldüğü iddia edildi.

 

Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü polislerince gözaltına alınan Ali Rıza Ağdoğan da polis nezaretinden cansız çıkanlar arasında yer aldı. Ağdoğan’ın 8. kattan atlayarak intihar ettiği ileri sürülürken, 5 polis hakkında dava açıldı.

 

İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde ölen İdris Can’ın da hastalanarak öldüğü iddia edildi. Ancak daha sonra ölüme işkencenin yol açtığı kabul edildi ve bir polis hakkında dava açıldı.

 

Biraz daha şanslı olanlar da vardı. 25 Mayıs 1990’da Gültekin Akarca isimli bir tıp fakültesi öğrencisi, 15 gün kaldığı Ankara Emniyet Müdürlüğü’nden çenesi kırılmış halde çıktı. Akarca, hastane yerine özel bir doktora götürülerek gizlice tedavi edildiğini, hakkında da “Kaçarken düştü ve çenesi kırıldı” biçiminde tutanak tutulduğunu açıkladı.

 

Polisler o derece cesaret almışlardı ki, işkence olaylarının haberini yapan gazetecileri bile dövdüler. Bir haberle ilgili olarak bilgi edinmek üzere Erzurum Emniyet Müdürlüğü’ne giden Hürriyet Haber Ajansı muhabirleri Cem Bakırcı ve Mehmet Şener, Emniyet Müdürlüğü Özel Kalem odasında Asayiş Şube Müdürü Naci Güvenç ve adamları tarafından kıyasıya dövüldü.

 

Çocuklara bile işkence

 

1989-1991 yılları arasında, çocuklara yönelik işkence olayları da iyice arttı.

 

23 Temmuz 1990’da Kayseri’nin Bünyan ilçesi Emniyet Müdürlüğü’nde, yaşları 11 ve 12 olan dört çocuğa işkence yapıldı. Çocukların aileleri polisler hakkında suç duyurusunda bulundu. Çocuklara verilen raporda da, vücutlarında ‘yuvarlak cisimlerle vurulmasından kaynaklı’ darp izi olduğu kaydedildi.

 

19 Mayıs 1991’de ise 9 yaşındaki bir çocuk işkence gördü. Giresun’un Keşap ilçesine bağlı Düzköy’de bir hırsızlık olayını soruşturan jandarmalar tarafından gözaltına alınan Ö.T. adlı çocuk, 5 saat süreyle işkence gördü. Çocuğa, “10 gün içinde iyileşebilir” raporu verildi.

 

Mardin’in Savur ilçesine bağlı Pınardere köyünde yaşayan H.K. (12), M.O. (13) ve M. O. (13) adlı üç küçük kız çocuğu, Savur Jandarma Bölük Komutanlığı’na götürüldü. İşkence gördüklerini bildirerek İHD Diyarbakır Şubesi’ne başvuran çocuklar, karakolda sopayla dövüldüklerini ve cinsel tacize uğradıklarını anlattılar. Çocukların, “PKK’ye katılmak için evlerini terk ettikleri” yolundaki yanlış bir ihbar yüzünden gözaltına alındıkları ortaya çıktı.

 

Dünyanın gözü çevrildi

 

İHD Ankara Şubesi tarafından hazırlanan İşkence Raporu’nda, 1989’daki 37 işkence olayına yer verildi. 1990’da dünyanın 10 ülkesinden insan hakları savunucuları bir araya gelerek, “Türkiye’de sistematik işkence uygulanmaktadır” açıklamasını yaptılar.

 

Bu arada, kanıtlanabilen işkence olayları hakkında davalar açıldı. Örneğin, Doktor Mehmet Tok’a işkence yaptıkları gerekçesiyle Komiser Ümit Yüksel ile Polis Memuru Nevzat Üner hakkında 3’er yıl hapis istendi. Ancak, işkence yapmak suçundan hakkında dava açılan polisler genellikle, işkence mağdurlarının yargılandığı davalarda tanık koltuğunda oturuyorlardı.

 

O günleri en iyi anlatan olaylardan biri ise, Gaziantep Cezaevi’nde sürekli dayak ve kötü muameleden yakınan çocukların, inceleme gezisi için oraya gelen Adalet Bakanı Oltan Sungurlu’ya dayak yedikleri sopayı hediye etmeleriydi.

 

http://www.evrensel.net/arsiv.php?txt_arsiv_tarihi=20070325

 

İçişleri Bakanı Aksu "seyir halinde"(!)

Türk'ün Sabirla Imtihani

Vedat Beki

 

 

İçişleri Bakanı Aksu "seyir halinde"(!)

Son günlerde ülkemizde gerçekleşen olayları takip etmekte olabildiğince sıkıntı yaşıyorum. Neden derseniz; gazete sayfalarını okuduğumda, TV ekranlarına yansıyan görüntüleri izlediğimde puzılın önemli bir parçasının eksik olduğunu fazla bir zahmete girmeden fark edebiliyorum!

Nedir bu eksiklik, diye soracak olursanız hemen yanıtlayalım!

T.C.’nin İçişleri Bakanı ortalarda yok!

Ülkenin başta Güneydoğu olmak üzere, Karadeniz, Ege ve Marmara bölgesinde meydana gelen olaylar yenilir yutulur cinsten değil! Karadeniz’de halkın linç tepkileri ard arda gerçekleşirken, İstanbul’un göbeği kaynayan kazan haline dönüştü! Hemen yakınlarda Bozüyük’te şehir halkı ile PKK yandaşları arasında çıkan arbede (mi desem, sokak savaşı mı! bilemiyorum) görüntülerinin, bu ülkede yaşayan her vatandaşı en az benim kadar tedirgin ettiğini düşünüyorum.

Bütün bu olayların getirdiği kaos ortamının biran önce dağılması yönünde mevcut iktidarın İçişleri Bakanın bir gayretini görmemek beni daha da tedirgin ediyor...

Ülkenin Başbakanı T. Erdoğan konuşuyor:”Polis, Hizbuttahrir’e müdahale etmeliydi!”

Yine hükümetin Başbakan Yardımcısı (Spordan sorumlu!) Mehmet Ali Şahin tüm yurtta tepkiyle karşılanan İstanbul Fatih Camii’ndeki şeriatçı eyleme isyan ediyor ve; “Oradaki sivil polisler neden o adamı takip edip yakalamadılar!”

Ardından İstanbul Valisi Muammer Güler adeta özür dilercesine “Ben burada Sayın Başbakanımızın da kamuoyunda ifade ettiği gibi, burada bir eksikliğin olduğunu kabul ediyorum.” diyor!

Tüm bu açıklamalardan sonra İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah medyanın sorularını yanıtlıyor ve o da yarım ağız, polisin görevini eksiksiz yaptığını dile getiriyor!

Bütün bu açıklamaların arasına bir de hükümetin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül giriyor ve “Bunların hepsi provokasyondur. Teröre asla müsamaha yok, kesinlikle yok. Bu, acizliğin ifadesidir.” diyor!

Acaba Dışişleri Bakanı Gül’ün söylediği önlemler alınacak mıdır? Ya da alınmış mıdır? İçişleri Bakanına bakarsak, bundan endişe duymaktayım... Çünkü kabinede görevli İçişleri Bakanı ortalarda yok! Ve suskunluğunu da görüntüsüyle beraber devam ettirmekte...

Bozuyük’te meydana gelen olaylardan sonra İçişleri Bakanı basına görüntülü değil yazılı(!) bir açıklama yapıyor ve çok ilginçtir ki bu açıklamada da vatandaşa çaktırmadan gözdağı veriyor!

Yaptığı yazılı açıklamada; Hiçbir kişi veya sivil toplum örgütünün, kanunların kendisine vermediği bir yetkiyi üzerine atfederek kullanamayacağını vurgulayan Aksu, aksi davranış ve eylemlerin, toplumda kamu düzenini bozacağını, kargaşaya neden olacağını belirterek açıklamasını şöyle sürdürüyor:

“Geçmişte de gördük ki bu gibi yanlışlıklardan hep yüce milletimiz zarar görmüştür. Birlik ve beraberliğimizi bozmayalım. Sağduyu içinde hareket edelim. Soğukkanlı olalım ve tahriklere kapılmayalım. Türkiye Cumhuriyeti, demokratik bir hukuk devletidir. Hukuka aykırı bir durum veya eylem olduğunda, bunu takip edecek, soruşturacak, adli organlara teslim edecek ve yargılanmasını sağlayacak merciler bellidir.”

Bu ülkede bir Üzeyir Garih cinayeti işlenmişti geçmişte! Zamanın İçişleri Bakanı polisin “zanlı” diye yakaladığı bir tinerci çocuk ile ekranlarda kendisini gösteriyordu!

Bilecik iline bağlı Bozuyük ilçesinde 3000 kişinin katıldığı bir “iç savaş” görüntüleri yaşanmakta, ancak gel gör ki İçişleri Bakanı TV ekranlarında TC’nin vatandaşlarına karşı herhangi bir açıklaması yok!

Diyarbakır doğumlu, İstanbul milletvekili (!) İçişleri Bakanı resmen “tıp” oynamakta! Oynamaya da devam etmekte…

* * *

İsterseniz biraz gerilere gidelim… 1950’li yıllar… Çok partili döneme geçiş. Ve beraberinde sokakta, vatandaşın konuştuğu dile giren yeni bir kelime: Mafya…

Beraberinde “mafya” denildiğinde ülke olarak İtalya akla geliyor! Sinemalarda gişe rekorları kıran “Baba I” ve devamı “Baba” filmleri…

Bizim ülkemizde de “İnci Baba”, “Kürt İdris”, “Kürt Ahmet” ve “Dündar Kılı甅

Sokaktaki vatandaşın bildiği babaların tamamı Kürt! Taa o zamanlarda… Yani 1950’lerden sonraki dönem… 12 Eylül 1980’e gelinceye kadar yaşadığımız süreç içerisinde ülkemizde bu “baba”lardan oldukça sözediliyordu!

1950’lerde oluşturulan bu “baba”lı oluşumlardan özellikle İnci Baba (Mehmet Nabi İnciler) en sade vatandaşın bile yakından tanıdığı bir isimdi! Öylesine bir isimdi ki, dönemin başbakanı (daha sonra cumhurbaşkanı oldu) Süleyman Demirel’le birlikte aynı haber içerisinde gazete sütunlarında yer alıyordu!

İnci Baba’nın açıklamaları oldukça şa-şırtıcı geliyordu:

“Kardeşim bizimle ne uğraşıyorsunuz? Biz kendi çocuklarımıza babalık yapamıyoruz. Dünyada iki tane baba var: Reagan ve Gorbaçov (O zamanki ABD ve SSCB devlet başkanları), onların yanında bizim babalığımız hava gazı”!

Böyle diyordu İnci Baba, ancak yine kendisine biçilen rolü oynamaya devam ediyordu! Her türlü ihale işinde boy gösteriyor, zaman zaman polise yakalanıyor, daha sonra da elini kolunu sallayarak, hatta davet edilerek zamanın başbakanı ile aynı karede resim çektirebiliyordu!

Dündar Kılıç ve şürekasının geldiği son nokta da hepinizin malumu olduğu üzere Susurluk!

Bütün bunları bu sayfalarda aktarmak istemiyorum… Arşivler bunun en büyük kanıtları… Arzu eden yığınlarca bilgi ve belgeye ulaşabilir…

Siyasetçi-mafya-bürokrat üçgenindeki özgün bağlantıda Kürtler 1 ve 2 numara!

Üçlü ayağın 2’si kafadan Kürt! Üçüncüsü mü? Önemli değil! Nasıl olsa Kürtleştirilmiş birileri bulunur! Çünkü böyle bir sıkıntı yok!

Peki bütün bunlar tesadüf mü?

Hiç kimse bana tesadüf olduğunu söylemeye kalkmasın!

Bugün ülke gündeminde yaşananlar ve benzer olayları önlemede yetkili makam; Öncelikle Başbakan ve onun görevlendirdiği İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’dur!

Nasıl olacak!

Abdülkadir Aksu Diyarbakırlı!

7 Eylül 2005 tarihli gazetelerden:

“Bilecik Valisi Çolak, Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer’i Bozüyük’e sokmadı… Diyarbakırlısın, ilçeye girme!”

…

Ne yani! İçişleri Bakanı Diyarbakırlı olduğu için mi TV ekranlarına çıkmıyor!

Halkı galeyena getireceği düşüncesiyle mi Bakan Aksu’nun yerine Dışişleri Bakanı (!) bile terörü önleme konusunda kararlı olduklarını açıklıyor!

Baştan aşağı komedi!

Hem de en alasından! Böylesine bir ülke yönetimi, böylesine gaflet, böylesine delalet olmaz!

* * *

25 Ağustos tarihli gazetelerde Genelkurmay Başkanı Özkök’ün açıklaması aynen şöyle: “Örgüt politik hedeflerini gerçekleştirmek için bölücü faaliyetlerini sürdürmektedir. Herkes elini taşın altına sokmalıdır. 20 yıldır bu mücadele TSK ile yürümektedir. Ancak topyekün bir anlayış ile yapılmalıdır.

Devletin tam kadro mücadeleye katılması gerekir. Herşeyin acısı yüreğimizdedir. Çok daha kararlılıkla mücadeleye devam edeceğiz. TSK hedefi bölücü terör örgütü üyelerinin terörü terkederek kanunlara teslim olmasıdır. Teröre karşı işbirliği şarttı.” diyerek herkesi sorumluluk almaya çağırıyor.

6 Eylül’de İçişleri Bakanı Aksu’nun açıklamasında; “Kimse olmayan yetkisini kullanmaya kalkmasın”(!) diyerek tam tersi bir açıklama yapıyor!

Ne demişti daha sonra Özkök: Biz hükümet ile uyum içindeyiz!

Sevsinler böylesi bir uyumu!

Kimi kandırdığınızı zannediyorsunuz sayın beyler! Biriniz topu taca atıyor! Top toplayan da yerinde yok! Tribündekiler topu sahaya yollamaya kalkınca da!

...

Hükümetin İçişleri Bakanı Aksu, vatandaşına huzurlu bir ortam sağlayamıyorsa ve sağlama yönünde gayret göstermiyorsa (ki göstermiyor) görevini bırakmalı! Yani istifa etmeli!

Tabii ki Bakan Aksu’dan böyle bir hareket beklemiyorum!

Öyleyse görevden alınmalı! Bunu da yapabilecek bir başbakan göremiyorum!

Öyleyse…

Her şey apaçık ortada duruyor!

10 Kasım 1938 sabahı Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden itibaren ülke düşmanları sürekli mesaideler! 15 yılda yapılanları, 70 yıla yakın bir zamandır yıkmaya çalışıyorlar… Hem de pervasızca… Hem de büyük bir cüretle… Başarabileceklerini bir an bile düşünmüyorum…

Oyun bozulacak...

 

http://www.turksolu.org/90/beki90.htm

 

 

Baykal: Tüm cinayetler Aksu döneminde

 

Baykal soruyor: Aksoy'dan Emeç'e, Üçok’tan Dink'e kadar ünlülerin Bakan Aksu döneminde öldürülmesi tesadüf mü.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu hakkında partisinin TBMM'de neden soruşturma komisyonu kurulmasının AKP'liler tarafından engellemesini ilginç bir gerekçe ile açıkladı.

 

Ortada cezai bir sorumluluk bulunduğunu savunan Baykal, bugün medya önüne çıkarak ,TV kanalında özellikle İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu hakkında ilginç bir görüşünü dile getirecek.

 

Baykal, Muammer Aksoy'dan Çetin Emeç'e, Bahriye Üçok’tan Hırant Dink'e kadar ünlü kişilere yönelik tüm cinayetleri bir liste halinde halkın gözleri önüne serecek. Baykal, ardından da, "Ülkeyi derinden sarsan tüm bu cinayetlerin hepsinin Abdülkadir Aksu'nun İçişleri Bakanı olduğu döneme denk düşmesi tesadüf mü? Bu kadar tesadüf olur mu?" diye soracak.

 

"Ortada koca bir cinayet listesi varken, bakandan hesap sormamak mümkün mü?" diye soran Baykal bu hesabın Başbakan Tayyip Erdoğan'dan da sorulması gerektiğini belirterek, bu nedenle komisyon talebini iki isim için de istediklerini anlattı.

 

Baykal, İçişleri Bakanı Aksu'yu sadece ünlü isimlere yönelik cinayetler için de suçlamıyor. Aksu'yu görevi ihmalle de suçlayan Baykal, "Kapkaç, hırsızlık, asayiş konusu tam bir kepazelik. Bütün bunlar bu bakan döneminde arttı. Bu durumda hesap sormamak akılla, izanla bağdaşır bir şey değil" dedi.

 

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5875718

***

Baykal: Emniyet gerçekleri gizleyen bir kuruma döndü

ANKA

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, evde, dükkanda, sokakta güven kalmadığını ancak İçişleri Bakanının görevini sürdürdüğünü ifade ederek, “Birileri, anasından 'İçişleri Bakanı' doğmuş gibi yıllardır İçişleri Bakanlığında kalıyor ve Türkiye ne halde” dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile ilgili soruşturma önergesi vereceklerini yineleyerek, “Bu tablonun hesabı sorulmalı. Meclis’te bunun hesabı sorulacak. Buna ihtiyaç var. Anasından içişleri bakanı doğmuş gibi birileri yıllardır İçişleri Bakanlığı’nda kalıyor ve Türkiye ne halde? Türkiye bu arkadaş için bu bedeli ödemek zorunda mı?” dedi.

Baykal, partisinin grup toplantısında, Dink cinayetinin ardından yaşanan emniyet merkezli tartışmalara tepki gösterdi. Emniyet teşkilatında “yozlaşma” yaşandığına işaret eden ve acil “reforma” gidilmesi gerektiğini söyleyen Baykal, Dink cinayeti ihbarının 11 ay önce yapıldığını ancak önlem alınmadığını yineleyerek, “17 defa ihbar yapılıyor. Cinayeti işleyeceği söylenen kişiler izlenmiyor. Herkes cirit atıyor. Böyle bir tablo olabilir mi? Bu gidiş iyi gidiş değil. Emniyet köklü yeniden yapılanma içine girer. Savsaklama erteleme ağır sorumluluk doğurur. Emniyetin bu halinin sorumlusu yok mu?” dedi.

CERRAH’A TEPKİ

İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın görevde kalmasına tepki gösteren Baykal, “İstanbul Emniyet Müdürü’nü nasıl soruşturuyorsun? Hala emniyet müdürlüğünde oturuyor. Boşlukta Türkiye, sahipsiz” dedi.

EMNİYET’TE SİSTEMLİ KADROLAŞMA VAR

İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü görevlerine atama sürecinde yaşanan sıkıntıya dikkat çeken Baykal, emniyet ve silahlı kuvvetlerde atamanın liyakata göre yapılmasının önemli olduğuna işaret ederek, “Emniyet, karartmanın, siyasi iktidarı korumaya, hedef saptırmaya, karalamaya dönük faaliyetin desteklendiği bir kurum haline dönüşmüştür. Münferit kadrolaşmanın ötesinde sistemli kadrolaşma uygulamasından söz etmek durumundayız” dedi.

ANASINDAN İÇİŞLERİ BAKANI DOĞMUŞ

İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile ilgili soruşturma önergesi vereceklerini yineleyen Baykal, “Bu tablonun hesabı sorulmalı. Meclis’te bunun hesabı sorulacak. Buna ihtiyaç var. Anasından içişleri bakanı doğmuş gibi birileri yıllardır İçişleri Bakanlığı’nda kalıyor ve Türkiye ne halde? Türkiye bu arkadaş için bu bedeli ödemek zorunda mı?” dedi.

Emniyette yaşanan bilgi kirliliğine de tepki gösteren Baykal, yurt genelinde suç patlaması yaşandığını belirterek, “Suç oranı yüzde 64 arttı, geçen yıl her 40 saniyede bir suç işlendi. 600 bin kadar suç, kayda geçti. Ama İçişleri Bakanı hala görevde” dedi.

Aksu hakkında gensoru önergesinin görüşüleceğini anımsatan Baykal, TBMM’nin “parmak hesabı” konuyu örtbas etmesi durumunda görevini yapmayacağını belirtti.

 

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5944672

***

CHP'li Koç: Aksu bilgi kirliliğinin baş sorumlusu

A.A

CHP Grup Başkanvekili Haluk Koç, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun, Gazeteci Hrant Dink cinayetinin ardından yaşanan bilgi kirliliğinin baş sorumlusu olduğunu öne sürerek, Aksu'yu istifaya çağırdı.

Koç, Parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, Gazeteci Hrant Dink cinayeti sonrası yaşanan gelişmeleri ve milliyetçilik tartışmalarını değerlendirdi.

Dink suikastında bilgi kirliliği yaratıldığının açıklandığını anımsatan Koç, ”Bu bilgi kirliliğini kim yaratıyor, ne amaçla yaratıyor? Emniyet içinde gizli bir mücadele mi var?” diye sordu.

Koç, Hükümetin bu sorulara derhal yanıt vermesi gerektiğini ifade ederek, ”Bu yaşanan olayda, işin tek ve birinci sorumlusu AKP Hükümetidir. Bu sorumluluktan, tartışmaların arkasına sığınarak kaçmak mümkün değildir” diye konuştu.

“İçişleri Bakanı, hayalet bir bakan mıdır?” diye soran Koç, dünyanın herhangi bir ülkesinde siyasal cinayet işlendiğinde, gözlerin ilk olarak hükümetlere çevrileceğini ve bunun hükümette ciddi sıkıntı yaratacağını kaydetti.

Türkiye'de bugün Hükümetin dışında devletin her kurumuna saldırılmaya başlandığını, toplumun her katmanına bir yakıştırma yapıldığını öne süren Koç, şöyle konuştu:

“Ama AKP Hükümetinden tık yok. İçişleri Bakanı, sanki olayın dışında, dünyadan habersiz, İyi bir seyirci... İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Türkiye'nin ve olayın selameti açısından derhal istifa etmelidir. Sayın Bakan, bugün yaşadığımız bilgi kirliliğin baş sorumlusudur. Yaşanan tüm olaylar karşısında -daha önce benzenleri de yaşanmıştı- Sayın İçişleri Bakanı, sütre gerisinde durmayı her zaman tercih ediyor, adeta sorumluluklarının hatırlatılmasından korkuyor ve kendini unutturmaya çalışıyor... Yine aynı süreçle karşı karşıyayız. Sayın İçişleri Bakanı yok ortada, gözükmüyor, kayıp...”

DERİN DEVLET TARTIŞMASI

Dink cinayetinin ardından gündeme gelen derin devlet tartışmalarını da değerlendiren Koç, “Eğer derin devlet varsa, Sayın Başbakan bunu, sorumlu olarak çözmeye mezun olan kişidir. 4 yılı aşkın bir süredir tek başına iktidarda olan bir siyasi yapının, 'benim dönemimde derin devlet var, ben mücadele edemiyorum' demesi, görevini yapamamanın ifadesidir” diye konuştu.

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5896269

***

Aksu’nun fazileti

Yalçın DOĞAN

...

HANGİ partide olursa, ister ANAP, ister şimdi AKP, Abdülkadir Aksu her dönemde İçişleri Bakanı.

Yüzlerce cinayet, başkaldırı, uyuşturucu ve akaryakıt başta olmak üzere, her türlü kaçakçılık, dibine kadar terör, mafya, kabadayılık, asayişsizlik, ama hazret en sorumlu makamda, koltuğu her zaman sağlam.

Şimdi Hrant Dink cinayetinde yine polisin olağanüstü ihmali, en sorumlu Aksu, hazret yine ortada yok. Koltuk yerinde ve sağlam. Ortaya çıktığında da, cam üstünde buz kaydırmaca nutukları.

Biri Aksu’nun faziletini halka anlatsa da, bu hünerin kaynağını hep birlikte öğrensek.

...

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5873002

***

Akşam “BU NE ŞANSSIZLIK” diyordu.

SERDAR DEVRİM

 

Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir ile Emniyet Müdürü Reşat Altay merkeze alındı. İçişleri Bakanlığı, Hrant Dink cinayeti ile ilgili olarak Trabzon’da inceleme başlattı.

Ama bu arada, İstanbul Emniyet Müdürü, Emniyet Müdürü, İstanbul Valisi ve hepsinin patronu olan İçişleri Bakanı hâlâ makamını işgal etmekte. Keza MİT görevlileri.

Oysa, artık herkes yazdı ve söyledi, Orhan Pamuk gibi, Hrant Dink gibi terör örgütlerinin ve bireysel katillerin hedefi olan aydınların (koruma istemediler) bahanesiyle korunmamış olması, izlenmemiş olması, resmen “görevi ihmal sebebiyle ölüme sebebiyet...” Katil zanlılarına “yardım ve yataklık” değilse elbet...

Cinayetteki ihmal zincirinin bir numaralı sorumlusu, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, mülkiye müfettişlerini görevlendiriyor, “idarenin ve emniyetin kusur ve ihmallerinin olup olmadığı ile tüm bu olaylar zincirinin çok yönlü incelenmesine ilişkin olarak” ...

Oysa, soruşturmanın selameti açısından, İçişleri Bakanı’nın görevden alınması gerekirdi.

Ama alınmayacaktır.

Dün (17 senedir) alınmadı, bugün de alınmayacaktır.

Akşam’ın (Volkan Yanardağ imzalı) manşeti muhteşemdi:

BU NE ŞANSSIZLIK

“Abdülkadir Aksu, Özal’dan bu yana 4 hükümette İçişleri Bakanlığı yaptı. Ama koltuğunda hiç rahat oturamadı. Çünkü Türkiye’yi karıştıran 16 karanlık suikast onun dönemine isabet etti...” (Akşam, 26 ocak)

“PKK kırroferom tesislerini bastı” dediği şeklindeki doğrulatılamayan ama şüyuu vukuundan beter rivayetle ve altında deniz donu, kamyon “şambiyelinde” çimerken çekilen fotoğrafıyla da Türk siyaset tarihinde iz bırakan Abdülkadir Aksu 4 Hükümette İçişleri Bakanlığı yapmış.

2.Özal Hükümeti (46.Hükümet)

Akbulut Hükümeti (47.Hükümet)
Gül Hükümeti (58.Hükümet)
Erdoğan Hükümeti (59.Hükümet)

Aksu’nun bu 4 bakanlığı esnasında öldürülenler:

Prof. Muammer Aksoy
Gazeteci Çetin Emeç
Turan Dursun
Hiram Abas
Prof.
Bahriye Üçok

1990’da işlenen bu beş cinayet de ‘faili meçhul’ olarak (bu arada Aksu da ‘İçişleri Bakanı’ olarak) kaldı.

Aynı dönemde 7 suikast girişiminde bulunuldu.

Em.Yarbay Ata Burcu
Em.Korgen. Hulusi Sayın
Em.Tümgen. Memduh Ünlütürk
Em.Korg. İsmail Selen
Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgen.
Temel Cingöz

Siyasi mi belli değil ama, çözülemeyen olaylardan “Meclis lojmanları cinayeti” de bu döneme rastlar.

Bu arada Aksu da ANAP’tan Refah Partisi’ne, oradan da AKP’ye geçti. Ve İçişleri Bakanlığı’na geri döndü.

Aksu’yla beraber siyasi cinayetler de hortladı.

Önce Ankara’da Doç.Dr.Necip Hablemitoğlu katledildi. Faili meçhul.

Ardından İstanbul’da (El Kaide bağlantısı olduğu iddia edilen) iki sinagogu, İngiltere Başkonsolosluğu’nu ve HSBC’yi hedef alan patlamalar. Faili Allah bilir.

Trabzon’da Santa Maria Kilisesi’nde görevli rahip Andrea Santoro. Bir garip katil çocuk.

Ankara’da Danıştay saldırısı ve Yargıç Mustafa Yücel Özbilgin cinayeti. Bir garip katil meczup.

Son olarak da – şimdilik – Hrant Dink cinayeti. Bir garip katil çocuk, bir iki serseri.

VE ABDÜLKADİR AKSU 4 DÖNEMDİR İÇİŞLERİ BAKANI...

Göğsünü gere gere elbet, vazifesini hakkıyla yerine getirmiş bir bürokrat/siyasetçi/insan olarak...

Akşam “BU NE ŞANSSIZLIK” diyordu.

Herhalde Abdülkadir Aksu’nun talihsizliğine ağlayacak değiliz. Ayrıca buna “şanssızlık” demek için insanın çok İYİMSER olması gerekir!

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5844302

***

İçişleri Bakanlığı yalan söyler mi?

Fatih ALTAYLI

 BENİM bildiğim bir devletin bakanlığı, ona bağlı birimler ve o birimlerin sorumluları yalan söylemez.

Ama galiba Türkiye'de söylenir oldu. 4x4 araçların hız limitleri ile ilgili yazılarımdan sonra İçişleri Bakanlığı'ndan pek çok üst düzey yetkili, bakan talimatıyla arayıp konuyla ilgilendikleri bildirdiler. Ardından da bana bu konunun çözüldüğü ve 4x4 araçların da bundan böyle otomobillerle aynı hız limitlerine sahip olduğu aktarıldı. Ben de ‘‘devletin resmi görevlilerinin beyanlarına’’ güvenip bunu yazdım.

Ancak hálá bana yurdun dört yanından ceza makbuzları geliyor.

Son olarak iki gün önce emekli bir savcı, 80 kilometre hızla giderken 4x4 aracıyla radara yakalanmış ve ceza ödemiş.

Diyor ki, ‘‘Memur bana bakanlıktan gelen listeyi gösterdi. Size söylenen ile uygulama çok farklı. Devletin ciddiyetten ne kadar uzak hale geldiğini gördüm’’.

Sevgili Abdülkadir Aksu, devlet gerçekten ciddiyetten bu kadar uzaklaştı mı?

 

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=157113

***

 

 

 

Radikal-çevrimiçi

 

'Aksu Yüce Divan'da yargılanmalı'

 
'Aksu Yüce Divan'da yargılanmalı'
Abdülkadir Aksu'nun İçişleri Bakanlığı yaptığı dönemlerde Türkiye, büyük saldırı ve suikastlerle sarsıldı. FOTOĞRAF: HAMZA ŞAHİN / AA
CHP, İçişleri Bakanı Aksu için Meclis soruşturması açılmasını istedi. Kemal Anadol: AKP reddedebilir ama önergedeki iddialar Erdoğan ve Aksu'yu Yüce Divan'a götürecek nitelikte

16/02/2007 

RADİKAL - ANKARA - CHP'nin dün hakkında Meclis soruşturması istediği Abdülkadir Aksu'nun İçişleri Bakanı olduğu dönemlerde Türkiye büyük siyasi cinayetlerle çalkalandı. Aksu'yu her dönemin İçişleri Bakanı yapan sürecin ipuçları onu 1985'te 'Yılın bürokratı' seçtiren sicilinde saklı.
1978 Kahramanmaraş katliamının hemen öncesinde valivekilliği yaptığı bu kentten merkeze alınması sayesinde soruşturmadan kurtarıldığı yabana atılamayacak bir iddia olarak hâlâ yanıtını bekliyor. Kahramanmaraş katliamında 111 kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmıştı ama soruşturma safhasında bu katliamın hazırlıklarının aylar öncesinden yapıldığı gerçeği nedense unutuluvermişti. Aksu, günde 25-30 kişinin sokaklarda kurşunlandığı 1980'lerde de Emniyet Genel Müdür Yardımcılığı yaptı. 1985'te yılın bürokratı ödülü aldı.
Turgut Özal döneminde 29 Kasım 1987'te ANAP'tan Diyarbakır Milletvekili seçildi. Nasıl devlet bürokrasisinin merdivenlerini hızla tırmandıysa, ANAP'ta da hızlı yükseldi. Önce ANAP Grup Başkanvekilliği görevi yaptı, ardından da 31 Mart 1989'da İçişleri Bakanı oldu. 23 Haziran 1991'e kadar sürdürdüğü İçişleri Bakanlığı sırasında, Prof. Dr. Muammer Aksoy, gazeteci Çetin Emeç, yazar Turan Dursun, eski MİT yöneticisi Hiram Abas, Doç. Dr. Bahriye Üçok, emekli Yarbay Ata Burcu, emekli Korgeneral Hulusi Sayın, emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk, emekli Korgeneral İsmail Selen ve Adana Bölge Jandarma Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz öldürüldü.
CHP lideri Deniz Baykal ve grup başkanvekilleri imzasıyla, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Aksu hakkında açılması istenen Meclis soruşturması ise tüm bu kanlı olaylara karşın yerini sağlamlaştırmayı başaran bakanın ikinci dönemi için.
CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol; milletvekilleri Atilla Kart ve Ziya Yergök ile TBMM'de düzenlediği basın toplantısında önergesiyle ilgili bilgi verdi. Önerge kabul edilirse TBMM bir komisyon oluşturacak. Komisyon iddiaları haklı bulursa Erdoğan ve Aksu için Yüce Divan'da yargılanma yolu açılabilecek.

1 Hrant Dink suikasti ve soruşturma süreci
Dink tehditlere karşın korunmadı. Azmettirci Erhan Tuncel'in İçişleri'ne bağlı güvenlik birimlerinin muhbiri olduğu, cinayet hazırlığının bilindiği ortaya çıktı.

2 İstanbul'da bombalı saldırılar
İstanbul'da 15 ve 20 Kasım tarihlerinde düzenlenen bombalı saldıralarda 52 kişi öldü. Kaide'nin düzenlediği iddia edilen saldırı hâlâ tüm boyutlarayla aydınlatılamadı.

3 Cumhuriyet gazetesi üç kez bombalandı
Cumhuriyet'e geçen yıl mayısta beş gün arayla bomba atıldı. Bir gün sonra yine saldırı oldu, faillerse yine yakalanamamıştı.

4 Danıştay üyelerine silahlı saldırı
Danıştay'a saldırı düzenlendi. Saldırgan Alparslan Arslan'ın Cumhuriyet'e bomba atan ekipten olduğu sonradan ortaya çıktı.

5 Trabzon'da rahip Santoro cinayeti
Rahip Santoro 5 Şubat 2006'da öldürüldü. Zanlı 16 yaşındaydı. "Soruşturma yetersizdi" iddiası Dink suikastiyle yoğunlaştı.

6 Fetih Camii'nde 'Hilafet' eylemi
Hizbut Tahrir adlı örgüt 18 Aralık 2002'de Fatih Camii'nde 'Şeriat isteriz' diye eylem yaptı. Polis müdahale etmedi.

7 İsmailağa Camii'nde cinayet ve linç
İsmailağa Camii'ndeki cinayet ve linçe ilişkin soruşturmaya polis çok geç başladı.

8 Atabeyler çetesine yönelik operasyon
Çeteyle ilgili basına bir zarf verildi. Bu iş için seçilen yerse Genelkurmay'ın önüydü!

9 Necip Hablemitoğlu cinayeti
Polis, Doç. Necip Hablemitoğlu cinayetine ilişkin hiçbir bulguya ulaşamadı.

10 Emniyet teşkilatında kadrolaşma
Emniyet'te liyakata dayanmayan, cemaatçi kadrolaşma olduğu iddia edildi

 

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=213156

 

.Radikal-çevrimiçi

10/02/2007 

Baykal: Aksu gitsin

 

 
Baykal: Aksu gitsin
Baykal çok sert.
CHP lideri: Aksu hayali bakan. Ordan indirmezsek yazıklar olsun. Cerrah'la bu soruşturma çözülmez

 

RADİKAL - MÜNİH/ANKARA - Hrant Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ı azmettirdiği ileri sürülen Yasin Hayal'in yeni ifadesi ortalığı karıştırırken CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın hedefi İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu oldu: "Ortada İçişleri Bakanı'nın hayali mi var, hayali İçişleri Bakanı mı var? Aksu'yu oradan alamazsak yazıklar olsun." Başbakan Tayyip Erdoğan'ın başlattığı derin devlet tartışmasını 'gevezelik' olarak niteleyen Baykal Emniyet'in çürüme yaşadığını da söyledi. Baykal'a göre İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah görev başındayken soruşturma sağlıklı sonuç vermez.
Güvenlik konferansı için bulunduğu Münih'te önceki gece CNN Türk'ün Ankara Kulisi programında da açıklamalarda bulunan Baykal şu mesajları verdi:


Dink suikasti soruşturması: 

"Bu işin sorumlusu İçişleri Bakanı'dır, Başbakan'dır. Kadrolaşma onların bilgisi ve katkısıyla gerçekleşmiştir. Onların telkin ettiği bir güvenlik politikası götürülmektedir. Bu güvenlik politikası yanlıştır. Şunu sormak gerekir, Türkiye'de bir İçişleri Bakanı mı var, İçişleri Bakanı'nın hayali mi var, hayali İçişleri Bakanı mı var?

Derin devlet gevezelik


Derya kuyusunda muhabbet: 

Başbakan derin devletin derya kuyusunda muhabbetler açıyor. Senin atadığın kadrolar bu konuda nasıl bir sorumluluk taşıyor? Derin devlet lafları gevezelik. Başbakan beş yıldır iktidarda. Başbakanlık, ağlama yeri değil. Derin devlet tartışması, görevini yapmakta aciz olan başbakanların bahanesi olamaz. Ne biliyorsan yapacaksın. Anayasa'yı değiştirecek noktadasın. Yetki sende.


Cerrah niye görevinin başında?: 

İstanbul Emniyet Müdürü'nü soruşturma kapsamı içine almak durumunda kaldılar ama göreve devam ediyor. Neden hâlâ göreve devam ediyor? Bu şekilde soruşturma sağlıklı sonuç verir mi? Ben adam gibi emniyet müdürü istiyorum. Bu olayla emniyet teşkilatının MR'ı çekiliyor. Türkiye'nin, karnına bıçağı sokup emniyet ameliyatı yapması lazım.


Polis görevini yapmıyor: 

Güvenlik güçleri karşı karşıya getiriliyor. Bunlardan birisi öbürüne karşı sistematik, kamuoyu gözünde düşürme anlayışı içinde. Şemdinli'de de bunu gördük. Emniyet'teki sakıncalı kadrolaşmanın amaçlarından biri Silahlı Kuvvetleri güç duruma düşürmek.. Ben hiçbir zaman jandarmanın polisi suçladığını, teşhir ettiğini görmedim. Şemdinli, Atabeyler, Dink cinayeti... Üç olayda da aynı manzara. Hep polis, jandarmaya dönük yapıyor. Görevini yapmayanlar görevini yapanları suçluyor. Sokakta gösteri yapanı coplayıp götüreceksin, adam cinayet işlemiş, Türkiye'ye kötülük yapmış, bayraklar, posterler, övgüler...


Yazıklar olsun: 

İçişleri Bakanı hakkında soruşturma önergesi vereceğiz. İçişleri Bakanı yasal olarak genel seçimlerden üç ay önce görevini bırakmak durumunda. Zaten gidecek, ama oradan şimdi alamazsak yazıklar olsun.


Emniyet'te cemaatleşme: 

Türkiye'de çok tehlikeli bir inanç cemaatleşmesinin Emniyet'e de yansımaya başladığı artık günlük değerlendirmenin bir parçası olmuştur ve bu çok vahim bir şeydir. Bu tam bir çürüme manzarasıdır."



ANKARA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP lideri Deniz Baykal'ın "Oradan indirmezsek yazıklar olsun" diye eleştirdiği İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ya sahip çıktı. Erdoğan, "Ülkeyi iktidar idare ediyor. Biz öyle muhalefete filan pabuç bırakmayız" dedi. Baykal'ı devletin kurumları üzerinden siyaset yapmakla eleştiren Erdoğan, "Ana muhalefetin tırmandırdığı gerilimi çok tehlikeli buluyorum" diye konuştu. Valiler ve emniyet müdürleri kararnamesinin de gelecek hafta Çankaya Köşkü'ne sunulabileceğini belirten Erdoğan "Boş bulunan, şu anda vekâleten yürütülen, bazıları da rotasyon diyebileceğimiz atamalardır" diye konuştu.