|
|
|
HANS AİBERG'E DÜZENLENEN KOMPLO ve PERDE ARKASI (Bu Bölüm Bize Gelen Sorular Dolayısıyla Yenilendi) |
|
HANS AİBERG SERBEST BIRAKILDI
SIYONIZMIN TEPELERINDEN GELEN EMIRLE "SIYONIST-FETHULLAHÇI-AKP" KAYNAKLI KARANLIK ODAKLARIN DUZENLEDIGI KOMPLO ILE ASILSIZ VE GERCEK DISI SUCLAMALARLA TUTUKLANIP, YARGISIZ INFAZA MAHKUM EDILEN: HANS AIBERG 26 OCAK 2007 TARIHILI DURUSMADA SERBEST BIRAKILMISTIR. *** HANS AIBERG'E DUZENLENEN CIRKIN KOMPLONUN BIR PARCASI OLAN MEDYA AYAGI: MASONIK-SIYONIST GUDUMLU MEDYA, VATAN HAINI FETHULLAHCI MEDYA, KURDISTAN BOLUCUSU NURCU MEDYA, BUNLARIN INTERNET UZANTILARI AYAKCILARI, "IFTIRA, KARALAMA VE HEDEF GOSTERME" KAMPANYASINDA: "YAKASI ACILMADIK IGRENC IFTIRALARLA" "GERCEK DISI HABERLERLE" "PROVAKATIF, KISKIRTICI " YAZILARLA, YAYINLARLA: HANS AIBERG'I GOZDEN DUSURMEK, KARALAMAK ve HEDEF GOSTERME PLANLARI TERS TEPKI EDIP, GERI TEPIP KENDILERINI VURMUSTUR! KENDI PISLIK, IGRENC VE VATAN HAINI YUZLERINI GOSTERMISLERDIR! HANS AIBERG'I : KARALAMAK ISTERLERKEN, AGARTMISLAR, KOTULEMEK ISTERKEN REKLAMINI YAPMISLAR, HEDEF GOSTERMEK ISTERLERKEN "HANS AIBERG OKURLARININ" ZOR DURUMA DUSEN AIBERG'E YARDIMA KOSMALARINI SAGLAMISLARDIR. DUNYANIN DORT BIR YANINDAN "HANS AIBERG OKURLARI" KOMPLO HABERINI DUYAR DUYMAZ HANS AIBERG'IN YARDIMINA KOSTU. ALIN SIZE ORNEK: BU SATIRLARIN YAZARI, BU WEB SITESININ SAHIBI; SURATINA BILE TUKURULMEYE DEGMIYECEK ASSAGILIK SERSERI OGUZ KAYI: 2 SENEYE YAKIN SURE HANIFLERDEN ve HANS AIBERG'LE YOLLARINI AYIRMISKEN; BU KOMPLO OLAYINI DUYUNCA GERI GELDI VE: AYLIK 18 BIN ZIYARETCI VE 160 BIN HIT ALAN OKUMAKTA OLDUGUNUZ WEB SITESINI DUZENLEDI. DUNYA UZERINE YAYILMIS "HANS AIBERG OKURLARINI" BILGILENDIRIP, ORGANIZE ETMEYE CALISIYOR. *** GORSEL VE YAZILI YAYINLARDA KISKIRTMALARLA HANS AIBERG'DEN MAHKEMEDE SIKAYETCI BULABILMEK ICIN HUMMALI GAYRET GOSTEREN "VATAN HAINI FETHULLAHCI VE SIYONIST MEDYA" BIR TEK KIMSE BILE BULAMADILAR HANS AIBERG'DEN MAHKEMEDE SIKAYETCI OLMAYA. ALEME REZIL, MASKARA OLDULAR! ASSAGILIK, IGRENC ve CIRKIN YUZLERINI GOSTERIP, TURK KAMUOYUNUN ve AIBERG OKURLARININ TEPKISINI ve NEFRETINI TOPLAYARAK, YUZLERCE GONULLUNUN HANS AIBERG LEHINDE SAHITLIK YAPMAK ICIN AVUKATLARA BASVURMUSLARINI SAGLADILAR. SOZDE MAGDUR OLARAK GOSTERILEREK (VATAN HAINI FETHULLAHÇI ODAKLAR TARAFINDAN) TEHDITLERLE-KANDIRMALARLA SIKAYETCI GOSTERILMEK ISTENEN KIMSELERDEN HICBIRI SIKAYETCI OLMADI! AYRICA MAGDUR GOSTERILMEK ISTENENLERIN HEPSI SAHITLIKLERI ESNASINDA MAGDUR OLARAK GOSTERILMELERINI DOGRU BULMAMIS, KENDILERININ GONULLU "SPONSOR" OLDUKLARINI BELIRTTILER! IKI AYRI DURUSMADA, TOPLAM 40 KUSUR KISI HANS AIBERG VE ESI LEHINE SAHITLIK YAPARKEN, KARSI SAHITLIK YAPAN HIC KIMSE CIKMADI!!! BU SAHITLER ARASINDA YURTDISINDAN BILE MASRAF ve ZAMAN KAYBI ENGELLERINE RAGMEN; KISIN ORTASINDA, USENMEDEN, CEKINMEDEN, SADECE MAHKEMEDE SAHIT OLMAK ICIN TURKIYE'YE GIDIP HANS AIBERG LEHINE SAHITLIK EDENLER VARDIR. BU 40 KUSUR KISI SADECE AVUKATLAR TARAFINDAN SECILEREK MAHKEMEDE SAHITLIK EDENLERDIR. DAHA FAZLA SAHITLERE AVUKATLAR GEREK DUYMAMISTIR. HANS AIBERG LEHINE GONULLU SAHITLIK YAPMAK ISTEYENLERIN SAYISI 400 UZERINDEDIR! *** HANS AIBERG'I BUYUK OZVERI ILE SAVUNAN AVUKATLAR: EMRULLAH ÖZER BASRİ TURAN HANEFİ ALTAŞ ADNAN KOYLAN BÜLENT YÜCEL TEBRİK EDER, KENDILERINE TESEKKURUN OTESINDE, MINNET BORCLU OLDUGUMUZU BELIRTIRIZ. ALLAH HEPSINDEN PEK COK RAZI OLSUN. *** KAYDA DEGER BIR BASKA AYRINTI ISE: MASONIK-SIYONIST GUDUMLU MEDYA, VATAN HAINI FETHULLAHCI MEDYA, NURCU MEDYA VE BUNLARIN INTERNET UZANTILARI AYAKCILARI: "IFTIRA, KARALAMA VE HEDEF GOSTERME" KAMPANYASINDA, "YAKASI ACILMADIK IGRENC IFTIRALARLA", "GERCEK DISI HABERLERLE", "PROVAKATIF, KISKIRTICI " YAZILARLA, YAYINLARLA, HANS AIBERG'E DUZENLENEN CIRKIN KOMPLONUN BIR PARCASI OLAN BU MEDYA AYAGI: HANS AIBERG SERBEST BIRAKILINCA ELLERI-DILLERI VARIP YAZAMADILAR GAZETELERINE, HABER YAPAMADILAR PROGRAMLARINA HANS AIBERG'IN SERBEST BIRAKILISINI!!! ELLERI KURUYAN EBU LEHEB MISALI SIRRA KADEM BASARAK, KAHR OLUSLARINI SESSIZLIGE GOMULEREK BELLI ETTILER. YANLIS DUVARI PİSLEMEYE CALISTIKLARINI OGRENDILER! "UYUYAN DEV KİTLE HANS AIBERG OKURLARINI" UYANDIRDIKLARININ FARKINA VARDILAR! "UYUYAN DEV KİTLE HANS AIBERG OKURLARININ" UYANIS SESI KARSISINDA KACACAK DELIK ARIYORLAR! "UYUYAN DEV KİTLE HANS AIBERG OKURLARININ" AYAK SESLERININ KARSISINDA YASAYACAKLARI CARESIZLIGIN ENDISESI ICINDELER! "UYUYAN DEV KİTLE HANS AIBERG OKURLARININ" TUKURUKLERININ DENIZINDE BOGULUP GIDECEKLERINI ANLADILAR! KENDILERI ICIN "SONUN BASLANGICI SURECININ" BASLADIINI COK IYI BILIYORLAR! ORNEK OLMADILAR, IBRET OLACAKLARINI COK IYI KAVRAYIP-BELLEDILER! !! *** TUM BU OLANLARDAN SONRA SOYLENECEK EN GUZEL SOZU TURKSOLU DERGISI KAPAK YAPMIS:
|
*****
|
HANS AİBERG'E ve TÜRK ORDUSUNA KOMPLO DÜZENLİYENLER AYNI ODAKLARDIR!!!
HANS AİBERG'E DÜZENLENEN ÇİRKİN KOMPLONUN BİR PARÇASI OLAN MEDYA AYAĞI: MASONİK-SİYONİST GÜDÜMLÜ MEDYA, VATAN HAİNİ FETHULLAHÇI MEDYA, KÜRDİSTAN BÖLÜCÜSÜ NURCU MEDYA, BUNLARIN İNTERNET UZANTILARI AYAKÇILARI, "İFTİRA, KARALAMA VE HEDEF GÖSTERME" KAMPANYASINDA: "YAKASI AÇILMADIK İĞRENÇ İFTİRALARLA" "GERÇEK DIŞI HABERLERLE" "PROVAKATIF, KIŞKIRTICI " YAZILARLA, YAYINLARLA: HANS AİBERG'İ GÖZDEN DÜŞÜRME, KARALAMA ve HEDEF GÖSTERME PLANLARI TERS TEPKİ EDİP, GERİ TEPİP KENDİLERİNİ VURMUŞTUR! KENDİ PİSLİK, İĞRENÇ VE VATAN HAİNİ YÜZLERİNİ GÖSTERMİŞLERDİR! *** HANS AİBERG'E YAKASI AÇILMADIK İĞRENÇ İFTİRALAR SAVURAN FETHULLAHÇI'LAR AYRICA: BULDUKLARI HER FIRSATTA TÜRK ORDUSUNA DİL UZATARAK, DEVLETE KARŞI SAVAŞTA KENDİLERİNE ENGEL GÖRDÜKLERİ TÜRK ORDUSUNU YIPRATMAK İSTİYORLAR!!! FETHULLAHÇI'LAR KENDİLERİNİ KULLANAN SİYONİSTLERDEN DESTEK ALARAK BÖYLESİNE PERVASIZ CESARET GÖSTERMEKTEDİRLER. *** SİYONİZMİN TEPELERİNDEN GELEN EMİRLE; HANS AİBERG'E ve TÜRK ORDUSUNA KOMPLO DÜZENLİYENLER AYNI HAİN ODAKLARDIR. İŞTE KANITI!!! AŞAĞIDA AYNI ODAKLARIN SOL TARAFTA HANS AİBERG'E İFTİRALARI, SAĞ TARAFTA İSE TÜRK ORDUSUNA KOMPLO AMAÇLI YAZILARI: |
|
09.03.2007
|
||||||||||||||||||
|
*** Sahte profesörün porno arşivi Türkiyedeki en ilginç dolandırıcılık skandallarından birine imza atan Bülent Ayberk'in kurbanlarından topladığı paralarla porno arşivi kurduğu ortaya çıktı. 59 yaşındaki Bülent Ayberkin maskesini düşüren Zig-zag Operasyonunda 8i dizüstü olmak üzere toplam 10 bilgisayara ele konmuş, sahte profesörün evinde 80 porno CD bulunduğu basına yansımıştı. Haziran ayında el konan bilgisayarların bir buçuk yıllık kayıtlarının incelenmesi sonucu ise şebekenin çok daha kapsamlı bir arşivi olduğu ortaya çıktı. İncelemelerde, içinde çocuk ve hayvan pornosunun da bulunduğu 1000den fazla sapık görüntü ortaya çıkarıldı. Bunlar arasında eşcinsel porno görüntüleri ve iğrenç çizgi filmler de var. Ancak bu görüntüler Aiberg İddianamesine dâhil edilmedi; çünkü şebekenin bu görüntüleri internette yaydığı bir türlü kanıtlanamadı. *** http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=26089 Arzdan arşa yalan kulesi 25 yıldır kendini din âlimi, UFO ve fal uzmanı, Kültür Bakanı danışmanı, gazeteci ve NASA görevlisi olarak sunan Bülent Ayberk, Balıkesirde tutuklandı. Danimarka
dilinde adım Hansen vċn Ĉibergdir. Ama Faroyar diliyle
Hansen Aiberg von Heiberg denir. Türk ve Müslüman olduktan sonra
kitap yazınca daha kolay okunsun diye Hans Ayberg yaptık.
Vaftiz ismim Peter, orta ismim de Edström. Bunları hiç
kullanmadım. Son zamanlarda Hunnes Ayberk yapayım diyordum.
Çok isim taktılar bana, Bülent filan dediler. Alman mıyım,
Danimarkalı mı, yoksa Malatyalı mı ben de
bilmiyorum artık
***
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=24542 |
Bir andıç skandalı ve basının içyüzü
Kendi toplumundan bu denli çekinen, kendi itibarını ülkenin itibarından üstte tutan, özgür ve farklı düşünceyi tehlike ilan eden bir askerî yapı, daha doğrusu bir askerî zihniyet olabilir mi?.. Genelkurmayın basın hakkındaki andıçı, akredite olmayan gazete ve gazetecileri terörist eylemci ya da eylemcinin lojistik destekçisi gibi tanımlıyor ve itibarlarının düşürülmesini hedefliyor Açıkçası ortada bir suç var. Ama bunun hesabını soramıyorsanız, bilin ki gerçek anlamda bir askeri vesayet sisteminde yaşıyorsunuz demektir Genelkurmay
Başkanlığının basın hakkındaki
andıçı gündeme bomba gibi düştü. Andıç,
bir eylem planı ve bu plana yönelik genel bir değerlendirmeden
oluşuyor. ***
http://aksiyon.com.tr/detay.php?id=26927
|
|
AHMET HAKAN
Huzur
arıyorum! *** Ama beni "kopartan" asıl mesaj şu oldu:
"Selam! Ben Dabbetül Arz Hans Von Airberg'in eşiyim.
Sizi de protestan İslam tarikatında görmek isteriz. Bizim
medyadaki kalemşorumuz olun. Size istediğiniz kadar para!"
***
Hans Von Airberg! "Ben bu ismi bir yerlerden anımsıyorum" dedim ve tam 20 yıl öncesine gittim. 80'lerin başında "Abi, şu İslamcı gençler acayip okuyor" kanaatinin yaygın bir şekilde gündeme geldiği ve "Ben hem Kur'an'ı, hem de Kapital'i okurum" diye hava basan yeni yetme İslamcı gençlerin türediği bir dönem vardır, işte o günlere gittim. Her zaman takıldığımız kitapçının vitrinini işte bu Hans Von Airberg'in kitapları süslerdi. "Arzdan Arşa" başlığını taşıyan Airberg kitaplarının gücü, yazarının kimliğinde gizliydi: Fizik, kimya, uzay bilimleri, matematik gibi tüm bilimleri sular seller gibi bilen, NASA'dan emekli Danimarkalı atom fizikçisi Airberg! Profesör Airberg, bilimin ışığında Allah'ı bulmuş, İslam'ı seçmiş ve şimdi yazdığı kitaplarla tüm dünyayı etkilemeye çalışıyor! Hakkında bildiğim bundan ibaretti. Benim gibi fizik, kimya, uzay bilimleri gibi alanlara zerre kadar ilgi duymayan ve "İslam'da huzuru bulanlar" haberlerine her zaman kuşkuyla yaklaşan biri için o kitapların bir albenisi yoktu yani. Derken bir gün, yıllar sonra.. Bir özel televizyon kanalında bilumum korkutucu efektin eşliğinde "Kendisini NASA'dan emekli Danimarkalı atom fizikçisi Hans olarak tanıtan adamın maskesini düşürüyoruz! İlkokul mezunu Malatyalı Bülent Ayberk, nasıl Danimarkalı atom fizikçisi Hans Von Airberg oldu! Az sonra!" diye bir tanıtım görmeyeyim mi? Merakla izledim haberi. Meğer adamımız, Danimarka, Hans ve NASA gibi anahtar sözcüklerle bilimsel gücünü artırmaya çalışan, amatör ama buna mukabil uyanık Malatyalı bir bilim kurgu yazarı değil miymiş!
http://www.sabah.com.tr/2004/07/27/yaz33-10-117.html
***
İslamcı
etkileme sanatı Bu öyle bir aşağılık
kompleksidir ki, uyanık bir Erzincanlı tam 20 yıldır,
bu kompleksin doğurduğu imkanlardan yararlanarak pasta
yemektedir. *** http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=4564391
***
|
AHMET HAKAN
Ahmet HAKAN12 Mart 2007 İyi bir cumhurbaşkanı
için 20 temel nitelik
|
|
'Hans Van Aiberg' tutuklandı Balıkesir Emniyet Müdürlüğü'nce düzenlenen operasyonda, "İslam dinini kullanarak para topladıkları" iddiasıyla gözaltına alınan 6 zanlıdan 2'si tutuklandı.
***
http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2006/haziran/09/8890.html |
Andıç'a en sert çıkış
Gazetecileri 'TSK yanlısı-karşıtı' olarak ikiye ayıran yeni andıça sert tepkiler geldi. Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, haber için kimin görevlendirileceğine gazeteciyi çalıştıran kurum karar verir dedi. Genelkurmay da olayla ilgi soruşturma başlattı *** http://www.yenisafak.com.tr/gundem/?t=09.03.2007&q=1&c=1&i=33916&Andiça/en/sert/çikis
|
|
|
|
30 senedir ortaya bir çıkıp bir kaybolan ama çıktı mı inanılması güç zirvelere de tırmandığı hayretle müşahede edilen Hans von Aiberg, asıl adıyla Bülent Ayberk, Balıkesir'deki operasyonla yakalandı. Özal ailesinin yakın çevresine giren, Kültür Bakanlığında danışmanlık yapan, gazetelerde köşe yazarlığı yapıp yazı dizileri yayımlayan, Yaşar Nuri Öztürk'le TV programına dahi çıkan Han von Aiberg, yıllar sonra, internet üzerinden geniş bir müirt kitlesine erişince, polis harekete geçti. Kendisini İskandinav - alman kırması, sonradan Müslmanlığı seçmiş profesör olarak başarıyla tanıtan Aiberg, 1980li yıllarda İslamcı gençlikten büyük hayran kitlesine de ulaşmıştı. İslamcıların bilimsel ezikliğini büyük beceriyle sömüren sahte profesör, defalarca ifşa edilmesine rağmen Altınoluk'ta internet üzerinden faaliyetlerini sürdürürken tespit edildi. İnternet üzerinde Hanif İslam takma adıyla tarikat kuran ve çok sayıda web sitesi açtıran Bülent Ayberk, Balıkesir Üiversitesinde öğretim görevlisi eşiyle birlikte lüks içinde yaşarken bulundu. Hans von Aiberg kültü üzerine, Memleket Hikayeleri kitabında en güzel yazılardan birini yazan, Aiberg olayını trajik ve komik gerçekliği içinde ortaya koyan Nihat Genç'e Aiberg Vakasını sorduk. İşte, Nİhat Genç'in Hans von Aiberg vakası hakında 8sutun'a yorumu... NİHAT GENÇ: "BU ADAM BU TOPRAKLARDA KANDIRABİLECEĞİ İNSANLAR BULDU. NE DİYELİM?" Türk sağını, 1980lerde gelişmekte olan Müslüman gençliği "uzaydan geldi, kainattan ışınlandı, dünyanın sırrı" gibi şizofren tezlerle tavlamış, büyük şöhret yapmış, hattâ kültür bakanlığında danışman olarak çalışmış, hattâ büyük sağ gazetelerde tefrikalar yapmıştı. Bir gün sanıyorum Tercüman gazetesinde Taha Akyol bu adamın diplomalarını merak eip sormuş, Almanya'daki bütün büyük üniversiteler tarandıktan sonra boş çıkmış ve Taha Akyol da bunun profesör olmadığına karar verip tefrikayı sona erdirmişti. İslamcı gençliK içinde şöhreti fazlaca olan, bir zaman sonraysa dalga geçilen ama hâlâ kendisinin manyak teorilerine inanacak insanlar bulan bir adam bu. Artık ne diyeyim, bir ucube mi diyeyim, yoksa hâlâ böyle konuşuyoruz diye mahkemelere mi gideriz yine? Sonra bunun Antepli Süleyman olduğu anlaşıldı, şimdi de Suriyeli mi ne çıkmış, bizi ilgilendiren tarafı şu: Bu adam bu topraklarda kandırabileceği insanlar ve yayınlar buldu, bu adam bu topraklarda kandırabileceği okuyucular buldu, kitapları İslamcı kitapçılarda satıldı. Daha ne diyelim? |
http://www.8sutun.com/node/14930

28 Şubat'ın 10. yıldönümünde Genelkurmay'ın "andıç"ı da yenilendi. Nokta dergisiin haberine göre yei "andıç"ta gazeteciler arasında "güvenilir" - "güvenilmez" tasinfi yapan TSK, ulusalcı görüşleriyle tanınan Tuncay Özkan, Cüneyt Arcayürek, ve eski bir asker olan Erol Mütercimler'i de "güvenilmez"ler arasına koydu. İşte TSK'nın yeni listesi... Andıç'ın TSK karşıtı yazarları
Mehmet Ali Birand, Cüneyt ülsever, Hadi Uluengin,Ece Temelkuran, Çetin Altan, Hasan Cemal, Can Dündar, Nuray Mert, Yıldırım Türker, Murat Belge, Hasan Celal Güzel, Soli Özel, Ergun Babahan, Umur Talu Mehmet Altan, Engin Ardıç, Faruk Mangırcı, Ömer Lütfi Mete, Oral Çalışlar, Hikmet Çetinkaya, Alişan Satılmış,Tuncay Özkan, Erol Mütercimler, Lale Sarıibrahimoğlu, Derya Sazak, Taha Akyol, Nazlı Ilıcak, Ufuk Güldemir, şakir Süter, Güngör Mengi,Bilal Çetin, Ruhat Mengi, Okay Gönensin ve Nihat Genç Andıç'ın TSK yanlısı yazarları Ertuğrul Özkök, Özdemir İnce, Fatih Çekirge, Bekir Coşkun, Mehmet Y.Yılmaz, Fikret Bila, Melih Aşık, Semih İdiz, Doğan Haper, Güneri Civaoğlu, Nail Güreli, Yasamein Çongar, Güngör Uras, Güler Kazmacı, Yazgülü Ladoğan, Hakan Çevik, Kurtul, Altuğ Saygı Öztürk, Mehmet Türker, Rahmi Turan, Hüseyin Avuç, Ali Öztürk, Fatih Altaylı, Erdal Şafak, Aslı Aydıntaşbaş, Muharrem Sarıkaya, Hakkı Yalçın, İlker Sarıer, Mehmet Çetingüleç Serdar Turgut, İsmail Küçkkaya, Güler Kömürcü, Ali Saydam,Servet Kabaklı, Sırrı Yüksel Cebeci, Deniz Ülke Arıboğan, Deniz Som, Ali Sirmen, Emk. Tüm General Doğu Silahçıoğlu, İlhan Selçuk, Yılmaz Öztuna, Nuri Elibol,Fuat Bol, İsmet Giritili, Taylan Sorgun, Yıldıray Çiçek, Nejdet B. Sıvaslı, Ali Öncü, Orhan Karataş, Sadi Somuncuoğlu, Hayri Köklü, Altemur Kılıç, Yavuz Selim Demirağ, Altan Öymen, Behiç Kılıç |
***
http://www.8sutun.com/node/29303
|
.
http://www.dorduncukuvvetmedya.com/article.php?sid=5763
|
http://www.dorduncukuvvetmedya.com/categories.php?op=newindex&catid=18 |
|
Kuran ve bilim *** http://www.milliyet.com/2006/06/10/yazar/akyol.html
|
Genelkurmay'ın akreditasyon listesiNokta, Genelkurmay Başkanlığı'nda basın kuruluşlarına ilişkin değerlendirmeleri içeren yazışmaları kapak yaptı. Habere göre bazı basın kuruluşlarını 'güvenilir' bulmayan Genelkurmay, akreditasyon listesini yeniden düzenlediANKARA MilliyetNokta dergisi, bugün yayımlanan sayısında Genelkurmay Başkanlığı'nda basın kuruluşlarına ilişkin olarak yapılan değerlendirmeleri içeren yazışmaları içeren dosyayı kapak yaptı. "28 Şubat'tan 10 yıl sonra Genelkurmay'dan yeni andıç" adı altında yayımlanan dosyaya göre, Genelkurmay Başkanlığı'nda medya gruplarına, gazete ve televizyonlara ilişkin genel değerlendirmeler ve akreditasyon uygulaması konusundaki görüşler yer aldı. Dosya kapsamında yayımlanan "Akredite Basın ve Yayın Organları Yeniden Değerlendirmesi" konulu 3 sayfalık andıçta, "Bazılarının güvenilir olduğu, bazılarının güvenilir olmadığı sonucundan hareketle güvenilir basın-yayın kuruluşlarının yer aldığı bir 'Akreditasyon Listesi' oluşturulmuştur" ifadesi kullanıldı. Nokta'nın haberine göre, "akreditasyon" sözcüğünün etimolojik kökeni üzerinde de durulan bu belgede, uygulamanın temeli şöyle anlatıldı: "1997 yılında Genelkurmay Başkanlığı tarafından basın-yayın kuruluşlarının 'güvenilirlik' denetimine tabi tutulmasına başlanmasıyla (...) güvenilirlik düzeyi düşük basın-yayın kuruluşlarının TSK bünyesinde gerçekleştirilen faaliyetlere katılımı kısıtlanmıştır. Böylelikle, TSK'nın basın faaliyetlerinin; bölücü ve yıkıcı akımlara destek veren basın kuruluşları mensuplarının provokasyon ve kamuoyunu kasıtlı olarak yanlış bilgilendirme girişimlerinden korunması ile bunların askeri bölge, birlik ve tesislere girerek istihbarat elde etmeleri ve bunu bölücü-yıkıcı unsurlara iletmeleri ve askeri birlik, tesis, malzeme ve personele zarar vermelerinin engellenmesi amaçlanmıştır." Dergideki dosyada, "Kasım 2006 tarihini taşıyan" bu andıçta "akreditasyon uygulamasının 10. yılında yapılan" değerlendirmenin ardından şu ifadelerin kullanıldığı belirtildi: "TSK'nın kamuoyundaki imajını ve toplumdaki itibarını zedeleyici, bu imaj ve itibarı herhangi bir siyasi ve ekonomik saikle istismar edici yayın yapan ve TSK'yı herhangi bir siyasi veya ekonomik rant mücadelesinin tarafıymış yahut taraflardan birini destekliyormuş şeklinde gösteren basın kuruluşlarının akreditasyonlarının iptal edilmesinin de tutarlı ve kararlı bir uygulamanın gereklerinden olduğu düşünülebilir." *** http://www.milliyet.com/2007/03/08/siyaset/axsiy03.html |
|
Sanal
şeyh yakalandı http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=4551989 ***
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5513869 |
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6133585.asp?m=1&gid=112&srid=3601&oid=1
|
|
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=163852 |
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=225690 |
|
EDİP YÜKSEL
Hans von Aiberg veya Elazığlı Bülent Ayberk
Saçını sarıya boyayarak ve ismini değiştirerek
kendini bir Alman profesörü olarak ve şatafatlı bir sürü
etiketle kendisini Hans Von Aiberg olarak tanıtan 1947 Elazığ
doğumlu Bülent Ayberk'in sahtekar biri olduğunu, kitaplarındaki
iddiaların ansiklopedilerden devşirilmiş bilgilerle
mistik öğretilerin saçma sapan bir çorbasından oluştuğunu
yirmi yıl önce biliyordum.
Hans her ne yapmışsa, Yaşar Nuri'yi bilimsel
konulardaki bilgisizliği ve saflığından
yararlanarak kandırmış ve onun Flash televizyonundaki
"Işığa Doğru" programına çıkmıştı.
1997 yılının ilk aylarıydı. O sırada
uluslararası hukuki bir işe danışman olarak bir
haftalığına Türkiye'deydim. Yaşar Nuri o zaman
çok popülerdi. Bazı gazeteler ve televizyon kanalları Yaşar
Nuri'nin oyuna geldiğini, bu adamın sahtekar Bülent olduğunu
sürmanşet veriyorlardı. Bir sahtekarın oyununa geldiği
için mahcup olan ve o zaman neredeyse paniğe kapılan Yaşar
benim bir dahaki programına katılmam için israr etti.
Kendisini kıramadım.
Yaşar, canlı programa sahtekar Bülent'i, beni ve iki kişiyi
daha davet etmişti. Programa katılmadan birkaç saat önce,
Prof. Hans Von Aiberg adına nisbet edilerek yayımlanan
"Arz'dan Arş'a" kitabını alıp bir
pizzacıda gözden geçirmiş ve içerdiği saçmalıkları
ve tutarsız spekülasyonları işaretlemiştim. (O
kitabı 1980'lerde ilk yayımlandığında Çağaloğlunda
trajı düşük bir gazetede çalışan ve Hans namıyla
bilinen kişi tarafından bana hediye edilmişti. Ben o
zaman Türkiye'nin en çok satan genç yazarıydım. Ben
Hans'ı tanımazdım ama o beni tanırdı. Ne
var ki içindeki uçuk iddiları, hurafeleri, ve spekülasyonları
görünce çöpe atmıştım. Hans'ın eleştirilerimi
anlayabilecek bir bilgiye ve yeteneğe sahip olmadığını
öğrenince kendisiyle ilişkimi kesmiştim).
*** http://19.org/index.php?id=66,391,0,0,1,0 |
EDİP YÜKSEL *** Anayasasi anayasaklara donusmus bir ulkede yasamaya alisanlar bu yasaklarin olusturdugu her kotuluge ve felakete karsi yeni yasaklar turetilmesini isteyebilir. Azinliklari temsil eden parlamenterlerini hapishanelere veya mezarlara mahkum eden bir ulkenin cogunlugu azinliklarin gosterdigi her reaksiyona "kana kan intikam" sloganlariyla cevap verme aliskanligini ila nihaye surdurebilir. Politik partileri kapatmaya alismis sozde demokratik bir ulkenin bassavcisi "mutluluk iskencecisi" veya "baris katliamcisi" misali "demokrasi militani" olarak ovunebilir. Kadinlari cuvala sokmak isteyen tesbihli despotlarle kadinlari soymak isteyen kadehli despotlar arasindaki mucadeleyi yillarca izlemeye alismis vatandas kendisine medya tarafindan gosterilen bu iki alternatifin disinda bir baska alternatif olacagini hic aklina bile getirmeyebilir. Evet, benim halkim haslanmis kurbagaya donmus... Amerika'da onbir yildir yeni bir hayat baslatmis bir Amerikan vatandasi olarak ziyaret ettigim ulkemde buna tum dehsetiyle tanik oldum... Alice gibi bir harikalar ulkesinde degil, kendimi bir felaketler ulkesinde bulmustum. Boyle bir trajedinin yasandigi ulkemde halkin zaten karismis olan kafasini daha da karistiracak dini tartismalara niye girdim? Niye geleneksel dini ogretileri radikal ve uzlasmasiz bir elestiri bombardimanina tabi tuttum? Neden? Bu gecenin ardindan agaran tanin isiklarini goruyorum da ondan. Haslanmak uzere olan ancak hala haslanmamis ve refleksi olan genc kurbagalar goruyorum da ondan... Onlarin sicramalarina tanik oluyorum. Fokurdamaya baslayan bir kaynar tencerede yasayan halkimin bu tencerenin patlamasiyla birlikte yeni bir duzen ve yeni bir Turkiye baslatacagina inaniyorum... Halkimin yasadigi bu sancilarin tarihi bir degisime ve reforma yol acacagina inaniyorum. Dinin sorgulanmasi iste bu noktada cok onemli bir motor, onemli bir olay. *** http://19.org/index.php?id=66,110,0,0,1,0 |
|
TSK'YA FETHULLAHÇI SALDIRI
29 Mart 2007
Fetullahçı Nokta'nın TSK'ya saldırıları sürüyor!
Nokta dergisinde bugün
yayımlanan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e
ait olduğu öne sürülen notlarda, kuvvet komutanları ve
jandarma komutanının AKP'ye karşı iki ayrı
darbe planladığı ancak dönemin Genelkurmay Başkanı
Hilmi Özkök'ün bu girişimlere karşı çıktığı
iddia edildi.
|
|
Fethullahın andıçları TÜRKSOLU DERGİSİ Okan İşbecer
Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran en önemli tartışma, hiç kuşkusuz andıç tartışması oldu. Nokta dergisinin 8-14 Mart tarihli sayısında kapaktan verilen habere göre TSK, gazetecileri ordu yandaşları ve ordu karşıtları olmak üzere ikiye ayırıyordu. Genelkurmay halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan üç sayfalık belgede basın-yayın kuruluşları güvenirlik yönünden detaylı bir şekilde incelenmiş görülüyor. İşin buraya kadar olan kısmında bir sorun yok. Genelkurmay Başkanlığının kendi kurumsal yapısı içerisinde güvenlik amaçlı böyle bir değerlendirme yapmasından daha doğal bir şey yok; ancak bu belgenin ortaya çıkarılması ve böyle bir dönemde yeniden ordu tartışmasının alevlendirilmesinin anlamı üzerinde durmakta yarar var. Birincisi, yeniden yayın hayatına dönen Nokta dergisinin çizgisini belirtmekte fayda var. Nokta dergisi Fethullahçı çizgiye olan yakınlığı (içiçeliği) ile dikkat çekiyor. Derginin Genel Yayın Yönetmeni olan Alper Görmüş, yıllardır Başbakanla akraba olan Albayrakların sahibi olduğu Yeni Şafak gazetesinin Medya köşesini hazırlıyordu. Yine derginin devamlı yazarı olan Kürşat Bumin de Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yapmakta. Ahmet Altan ve Fethullahçı Star gazetesi yazarı Mahir Kaynak, öne çıkan yazarlar. Haberi hazırlayan Ahmet Şık ise Radikal gazetesinde yetişmiş bir isim. Bir ay kadar önce 22-28 Şubat tarihli Nokta dergisinde Mersindeki ulusalcı provokasyon üzerine yayımlanan yazıda da yine Ahmet Şık imzasını görüyoruz. 17 Şubat tarihinde Radikal gazetesinin manşetten duyurduğu haberde Mersinde örgütlenen provokatif ulusalcı yapılara dikkat çekilmiş, bu provokatif ulusalcı örgütler listesinin en başına da TÜRKSOLU konularak hedef gösterilmişti. Anlaşılan Fethullah, Ocak 2005te öngördüğü provokasyon haberlere imza atacak bir mürit bulmuş. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bu kadar tartışıldığı bir ortamda ancak bu kadar başarılı gündem değiştirilip Tayyipin Cumhurbaşkanlığı önünde en büyük engel görülen TSK, hedef tahtasına oturtulabilirdi. Bu olaydan iki gün sonra da Başbakanlığın yayımladığı medya karnesi ortaya çıktı. Genelkurmayın yayımladığı iddia edilen değerlendirmeye göre biraz vasat kalan değerlendirmede gazeteler genel çizgi itibariyle değerlendirilmiş. Başbakanlık Basın Müşaviri Ahmet Tezcanın yaptığı değerlendirmede Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet, Sabah, Vatan, Gözcü, Milli Gazete ve Yeniçağ gazeteleri olumsuz yayın organları olarak fişlenirken; Zaman, Vakit, Yeni Şafak, Türkiye iktidar yanlısı olarak değerlendirilmiş, Radikal gazetesi ise tarafsız olarak nitelendirilmiştir. Raporda en dikkat çekici madde ise solcu Birgün gazetesi hakkında yapılan değerlendirmedir. Öteki sola ait gazeteler içinde en demokrat, gerçekçi olanı ifadeleriyle Kürt-İslamcıların övgülerine mazhar olan Birgün gazetesi, böylece faşist iktidar tarafından önümüzdeki dönem yaşatılacak kurumlar arasındaki yerini almış oldu. TÜRKSOLU olarak kendilerini kutlar, başarılarının devamını temenni ederiz. Ortaya çıkan basın karnesi elbette medya içerisinde geniş yankı buldu. Genel itibariyla yorumlar, iktidarın yaklaşan seçimler öncesinde medyayı hizaya çekme çabası içinde olduğu yönünde. Sabah Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil, meseleye farklı bir yerden yaklaşarak kafasında oluşan soru işaretlerini sıralıyor: Neden böyle bir tasnif yaptıklarını anlıyorum Ama neye göre böyle bir tasnif yaptıklarını anlamak güç. Çünkü Hem 12 Eylülcü, hem Özalcı, hem Demirelci, hem Çillerci, hem Erbakancı, hem Yılmazcı, hem 28 Şubatçı, hem Erdoğancı olan gazeteciler var. Bunlar hangi kategoriye giriyor? Şarap içenler fişlenmiş mesela Rakı içenler ne olacak? Şarap sorunsa eğer Hem tarikatçı olup, hem de Ramazana denk gelen happy birthday partisinde şarap içen gazeteci var Bunun AKP lehine yazdıkları caiz midir? Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel seçimler öncesinde Kürt-İslamcı Tayyip iktidarının medyaya yönelik bu balans ayarı bakalım önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak tartışmalara nasıl yansıyacak
http://www.turksolu.org/131/isbecer131.htm *** Kanal 7: Siyonizmin cesur sesi Gündem
Gazetede çok küçük bir haber bile pek çok ipucu verebilir. 13 Mart tarihli Milliyette sayfanın en dibinde ufacık bir haber: Kanal 7de bomba paniği Haberden Kanal 7ye bomba ihbarı yapıldığı, ihbarın panik yarattığı ancak sonunda asılsız çıktığını öğreniyoruz; ama küçük bir detayda yanlışlıkla habere girmiş. Haberde ihbarın yapıldığı saatte Kanal 7yi İsrail Başkonsolosu Amihainin ziyaret ettiğini ve ihbarın belki de bu yüzden yapılmış olabileceği belirtiliyor. İsrailin Başkonsolosu Amihainin Kanal 7ye düzenlediği teşekkür ve nezaket ziyareti aklımıza Erbakanın Kanal 7 için para toplarken yıllar önce söylediklerini getirdi: Bu televizyon verdiğimiz cihat mücadelesinde tanktan bile daha önemlidir. Demek ki Kanal 7 ve gericilerin verdiği kutsal şeriat kavgası, Siyonistlerin Yahudi şeriatı içinmiş. Amerikan Musevi Konseyi Tayyip Erdoğana Musevi Cesaret Ödülü verirse, İsrail Başkonsolosu da tabii ki Kanal 7yi ziyaret edebilir. Belki de gelecek yayın döneminin programını belirliyorlardır. Gecenin bir saatinden sonra AKP propagandası ve Tayyip Erdoğan yalakalığını bırakan Kanal 7, Kuran yayınına geçiyor. Kimbilir belki yakında Kuran yayını yerini Tevrat yayınına bırakır. *** http://www.turksolu.org/131/gundem131.htm
|
Fethullahçı Tezgâh...Yazan: Hikmet ÇETİNKAYA Nisan 19,2007
Oyunun ilk bölümü sahneye konuldu, ama hiç izleyici toplamadı... Adı "büyük" olan medya, sahte günlüklere balıklama atladı önce... Dönekler hemen kalemlerine sarıldı, dört koldan yaylım ateşine başladı. Eski Genelkurmay Başkanı Özkök Paşa, İzmir Narlıdere'den Anadolu Ajansı 'nı evinde ağırladı... Kafalar karışmıştı... 2004 kışında ya da 2004 yazında dört general darbe mi yapacaktı? Olup bitenleri 10 yıldır ABD'de FBI korumasında ve CIA şemsiyesi altında yaşayan Fethullah Gülen çok yakından izliyordu... Dedi ki: "Hilmi Özkök Paşa, albaylığa terfi ettiğinde biz çok şaşırmıştık..." Nokta dergisi Fethullahçıların eline geçmişti. Paraları boldu. Kendilerini hâlâ "solcu" sayan üç-beş döneği kadrolarına alıp hedef belirlemişlerdi: "Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak..." Okurlar merak ediyor, Nokta dergisinin üst düzey yöneticisini!.. Söyleyeyim: Genel Koordinatör Haluk Görgün (Samanyolu TV'nin eski Ankara temsilcisi). Nokta dergisine Fethullahçılar, iki bin sayfalık bir dosya ve slaytlar gönderiyor... İki bin sayfalık dosyada neler var? Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek 'in günlüğü... Örnek'in günlüğü Heybeliada Deniz Lisesi'ne girdiği 1950 yılından başlıyor ve emekliliğine dek sürüyor... Günlük, Nokta dergisinde yayımlandı. Aynı gün Özden Örnek bir açıklama yaptı: "Ben yaşamım boyunca hiç günlük tutmadım." *** Nokta dergisinin yayımladığı günlükler sahteydi... Şimdi soruyorum: Emekli Oramiral Özden Örnek 1950 yılından başlayıp emekli olana dek (26 Ağustos 2005'te emekli oldu) tuttuğu günlükleri bilgisayara mı yazdı? Yüz sayfa değil, iki yüz sayfa değil, tam iki bin sayfa... Defterleri evinden çalınıp bilgisayara mı yazıldı? Medya bu olayın üzerine gitmedi; bunu Fethullahçıların bir tezgâhı olduğunu ne yazık ki vurgulamadı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt basın toplantısında "bir tarikat üzerine" vurgu yaptı... İki bin sayfa kolay kolay yazılmaz. Biliyorsunuz yıllar önce " Hitler 'in günlüğü" ortaya çıkmıştı. 1930 'lu, 1940 'lı yılların kâğıtlarına sahte "Hitler'in Günlüğü" yazılmıştı. Üstelik Hitler'in el yazısı taklit edilerek. Amaç, para kazanmaktı. Emekli Oramiral Özden Örnek'in iki bin sayfalık günlüğünü yazan, "din baronu" nun müritleriydi. Müritler, Türkiye Cumhuriyeti devletinin istihbarat birimlerinde, ABD'deki üniversitelerde görevliydiler. Sahtekârlığın boyutu bir kişiyle sınırlı değil, bir örgüt işiydi ve ekip çalışmasıyla yapılmıştı. Bazıları bu olayı, AKP iktidarıyla bağlarını "cemaatçi ilişki" diyerek "Fethullahçılar" ı aklamaya çalışıyorlar. İşin içimi acıtan yanı, bu sahte günlüklere DİSK gibi bir sendikanın yöneticilerinin de inanıp 14 Nisan'da Ankara'da Tandoğan Alanı'ndaki "Cumhuriyet Mitingi" ne katılmamasıydı... DİSK dün bir bildiri yayımladı. Bildiride "Kimse cin olmadan adam çarpmaya çalışmamalıdır, önce herkes haddini bilmelidir" deniliyor... Bildiriyi sanki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kaleme almış. Biçem, sanki Erdoğan'ın Mersin'deki üreticiye "Ananı da al git" demesi gibiydi. Bakın ne deniyor DİSK'in açıklamasında: "... Düzenleyiciler arasında bizim tasvip edemeyeceğimiz bazı kişi ve kurum adlarının geçmesi nedeniyle , yetkili kurumlarda tartışarak mitinge kurumsal kimliğimizle katılmama kararı aldık." *** DİSK'in adını vermediği kurum, bence Atatürkçü Düşünce Derneği ve derneğin genel başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur !.. Çünkü Eruygur Paşa, "sahte günlük" te darbe hazırlığında olan dört generalden biriydi. TBMM Başkanı Bülent Arınç da 14 Nisan mitingi için "Darbecilerin peşinden gitmeyin" demişti. Bu kadarı da olmaz ve DİSK'e böyle bir biçem ve davranış yakışmaz! DİSK , Fethullahçıların oyununa gelmez. Ama geldi işte!.. DİSK yöneticileri hiç konuşmasalar daha iyi!.. Genelkurmay Başkanlığı'nın önünde sivil kişinin sarı zarflar içinde sahte belge dağıtması, komutanların cep telefonlarına Fethullahçıların on binlerce mesaj atmaları örgütlü bir eylemdir, bunu görmemek ise ahmaklık!.. İki bin sayfalık sahte günlük... Türk-İş'in Fethullahçıların oyununa gelmesini anlıyorum da DİSK'in bu oyuna nasıl geldiğini , inanın hiç anlayamıyorum... Yazıma noktayı koymuştum, telefonum çaldı. Arayan, kahpece katledilen Kemal Türkler 'in damadı Oğuz Soydan 'dı... Aynen şöyle dedi: "DİSK'le ilgili yazılarınızı okudum. Eleştirilerinizde haklısınız. Eşim Nilgün ve ben teşekkür ediyoruz, Türkler ailesi adına. Kemal Türkler'in gerçekten, DİSK'in bu tavrı karşısında mezarda kemikleri sızlıyordur."
|
|
Ayetullah Fethullah
Can Ataklı 01.04.2007
Askeri gerçekten zor durumda bırakan iki olayı üst üste
yaşadık. http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&Newsid=114669&Categoryid=4&wid=142 |
|
.Andıçın amacı askeri yıpratmak
Can Ataklı 10.03.2007
Ortaya birden yine andıç sorunu atıldı. Ne
ilginç değil mi? Çok merak ettiğimiz(!) bir konu açıklığa
çıkmış oldu.
http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&sid=&Newsid=112326&Categoryid=4&wid=142 |
|
Askere saldırı için fırsat kollayanlar
Necdet B. Sivaslı 10.03.2007
Genelkurmay'ın basına sızan medya raporundan sonra özellikle bugüne kadar askerlere karşı olanların hep bir ağızdan fırtına kopardıklarını ibretle izliyoruz. Sadece medyada değil, çeşitli kesimlerde de askerlere karşı olanların tam bir koro halinde hareket ettiklerini de görüyoruz. Dikkat edilecek olursa bazıları, askere karşı harekete geçmek, yazmak ve yıpratmak için hep fırsat kollamışlardır. Hiç kuşkusuz askerlerin hiç mi hataları olmuyor? Elbette ki oluyor. Bunları zaman zaman biz de köşemizde dillendiriyoruz. Ama, hiç yoktan da askerlere karşı haksızlık içinde bulunmuyoruz. Bulunanlara karşı da mücadelemizi veriyoruz. Çünkü, son yıllarda askerler üzerinde oynanmak istenilen oyunlara baktığımızda, yıpratılmamış tek kurum olan askerlerin de yıpratılmak istenildiğini görüyoruz. Bu kurumun, içinde bulunduğumuz şartlarda bize çok daha yakın olması gerektiğini de savunuyoruz. Bu nedenle, ön yargılı hareket edip, her defasında askerler karşısında olanlara karşı da bu savunmamızı yapmayı sürdüreceğiz. MEDYA RAPORU YANLIŞ DEĞİL Öncelikle şunu hatırlatmak istiyoruz: Sadece bizim genelkurmayda değil, dünyanın hemen her yerinde askerler, hükümetler ve kurumlar böylesine raporlar düzenliyorlar. ABD Başkanı kendilerine yakın olan veya olmayan medya mensuplarının raporunu tutmuyor mu? CİA' da böyle bir raporun olmadığını mı sanıyorsunuz? Bundan daha doğal ne olabilir ki? Genelkurmay, askerleri ön yargısız yıpratmaya çalışan isimleri rapor etmişse bu suç mu sayılıyor? Kaldı ki, bu tür kurumlarda, yeni iş başı yapanlara bu konularda raporlar da verilir, bilgilendirme de yapılır. Yeni göreve başlayanların bu bilgilere sahip olması kadar doğal bir şey olabilir mi? Kurumun başındakilerin, kendilerine kimlerin yakın, kimlerin uzak olduğunu bilmesinin suç olmaması gerektiğini hatırlatmak istiyoruz. Bir kaşık suda fırtına koparmaya hazır olanlar, işte bu konuyu da gündeme alarak, yine askerleri yıpratma hareketine başlamışlardır ki, bunu da son derece tehlikeli buluyoruz. Rapor, basına sızmıştır, sızdırılmıştır. Bunu araştırıp,çözmek o kurumun görevidir. Buna bir şey demiyoruz. Genelkurmay, bu konuda mutlaka gerekeni yapacaktır. ERDOĞAN' DA DA RAPOR VAR Çok uzaklara gitmeye gerek görmüyoruz. AKP iktidarında, Başbakan Erdoğan da, kendisine yakın medya ve mensuplarını uçağına alıp, yurt dışı gezilerine götürmüyor mu? Onları ismen çağırmıyor mu? Başbakan Erdoğan'a da, kendilerine en yakın gazetecilerin kimler olduğu, muhalif gazetecilerin kimlerden oluştuğu konusunda raporlar verilmiyor mu? Biz, bunu nasıl yadırgamıyorsak, Genelkurmay'ın bu konudaki raporunu da yadırgamadığımızı ifade etmek istiyoruz. Nitekim, bu satırları yazmaya başladığımızda da, Erdoğan'a aylık sunulan medya analiz raporlarında gazetelerle ilgili ilginç saptamaların olduğu haberleri geliyordu. Bunu da ortaya çıkarıp, Başbakan'ın basını fişlediğini söylemek de yanlış sayılmalıdır. Geçmiş hükümet dönemlerinde de bu tür raporlar hazırlanıyordu. Geçmiş Başbakanlara aynı amaçlı raporlar sunuluyordu. Bunların adını "fişleme" diyerek konuyu saptırmanın da bir anlamı yoktur. Askerlerle çatışmayı adet haline getirenlerin yanına şimdi de, askerlerle çatışanlara hoş görünmek isteyenlerin ortaya çıktığını gözlemliyoruz. Bunların içinde bazı medya kuruluş ve mensuplarının bulunması da bizim açımızdan üzücüdür. Görülüyor ki, askerlerle gerilim yaratanların yanında yer almak isteyenlerin, bu kesimden mutlaka beklentilerinin var olduğu da gözlerden uzak tutulmamalıdır. Ülkenin başka sorunu yokmuş gibi, askerlere karşı olan takımların koro halinde medya raporunu ele alıp, bir kaşık suda fırtına koparmaya başlamaları da, ön yargılı hareketten başka bir şey değildir. Askere saldırı için fırsat kollayanlar, bu sakızı şimdi de uzun süre çiğnemeye devam edeceklerdir. Adımızı ne koyarlarsa koysunlar, biz her zaman ülkemizin birliği bütünlüğü yolunda askerlerimizin varlığına olan saldırıların karşısında olduk, bundan sonra da karşısında olmayı sürdüreceğiz. Yıpratılmamış tek kurum olan askerlerimizi yıpratmaya yönelik karalama ve kampanyaların da karşısında olacağız.
http://www.ortadogugazetesi.net/makale_goster.asp?id=2144&yazid=21 |
|
Genelkurmay komplosunun ardındakiler!
Sabahattin ÖNKİBAR 13.03.2007
Cumhurbaşkanlığına
aday olmak için son gün olan 16 Nisan için geri sayım başlamışken.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=137&ArticleID=4702 |
Gündem değiştirme senaryoları
10.03.2007
Türkiye sırat köprüsünden geçerken, İmralı katilinin kılı-tüyü ve asıl sorunları unutturmak için uyduruk haberlerle uğraşılıyor.
TERÖR ve Kürdistan hayalleri artarken, zam sağanağı sürerken, Türk halkı sorunlarına çare ararken yöneticiler ve basın bunlarla değil, gündem değiştirip, göz boyama yollarını seçiyor. Türkiye şimdi de, basına sızdırılan Genelkurmay'ın sakıncalı ve sakıncasız gazeteciler listesini konuşuyor. Hükümettten ise bir ses yok. Ancak Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken bu gibi haberlerin basına sızdırılacağına da kesin gözü ile bakılıyor. GENELKURMAY, köstebeki ararken, askerin asıl "dikkat çekici" bulduğu mesele "İslami basın" olarak tanımlanan gazete ve gazetecilerle ilgili bölümün basına sızdırılmamış veya "yayınlanmamış" olması. Bu da yeni bir komplonun işareti olarak görülüyor. Genelkurmay, bu durumu kritik bir siyasi süreç öncesi, Genelkurmay'ın hedef haline getirilip gazetelerle Genelkurmay arasında bir "gerilim" başlatılması girişimi olarak görüyor. İslami basın neden yok Listenin Nokta dergisi gibi hiçbir gruba bağlı olmayan, bağımsız, İslamcı veya ulusal kimliği ön plana çıkmayan bir dergiyle kamuoyuna duyurulması da Genelkurmay'ın incelediği bir başka nokta. Fakat Genelkurmay'ın asıl "dikkat çekici" bulduğu mesele "İslami basın" olarak tanımlanan gazete ve gazetecilerle ilgili bölümün sızdırılmamış veya "yayınlanmamış" olması. Çünkü Genelkurmay'ın "andıç" adı altında yaptığı değerlendirmeler arasında "İslamcı" olarak nitelenen basınla ilgili bölümler de var. Üstelik buradaki değerlendirmelerin çok daha detaylı ve yer yer çok daha sert olduğu söyleniyor. Fakat bu bölüm ortalıkta yok. Bu da yeni bir komplonun işareti olarak görülüyor. Genelkurmay, bu durumu kritik bir siyasi süreç öncesi, Genelkurmay'ın hedef haline getirilmesi ve liberal gazetelerle Genelkurmay arasında bir "gerilim" başlatılması girişimi olarak görüyor. Genelkurmay'dan rapor soruşturması Öte yandan Genelkurmay Başkanlığı, "Basın Yayın Organları Hakkında Değerlendirme Raporu"nun basına sızdırılmasıyla ilgili adli soruşturma başlattı. Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yer alan açıklamada, "8 Mart 2007 günü Genelkurmay Başkanlığı'nın basın yayın organları hakkında değerlendirme raporu hazırladığı şeklindeki haberlere medyada yer verilmiştir. Konu ile ilgili adli soruşturma başlatılmıştır" denildi. Rapor ayrıca, Genelkurmay Başkanlığı'nın akreditasyon uygulaması konusunda da öneriler içeriyor. Ekim 2006 tarihli rapor, "Andıç" başlığıyla sunulmuştu. Açıklamada adli soruşturmaya ilişkin başka ayrıntı verilmedi. Bu soruşturmanın sözkonusu çalışmanın dışarı sızdırılmasıyla ilgili kurum içi bir soruşturma olduğu belirtiliyor.
*** Neler oluyor?Orhan Karataş 10.03.2007
Şerefli Türk basını 2 gündür büyük bir telaş içinde. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendi iç bünyesinde yaptığı bir çalışmanın, sızdırılmasının yankıları birinci sayfaları işgal ediyor. Birden bire demokrat kesildiler. Birden bire "asker aşkıyla" yanmaya başladılar. Akıl verenler, yol gösterenler, göz yaşı dökenler, teneke çalanlar, ne ararsanız var. Bir gariplik var Türkiye bütün meselelerini, bütün sıkıntılarını, gerçek gündemini unuttu. Estirilen havaya bakarsanız, Türkiye'nin en önemli hatta tek meselesi askerin basınla ilgili tespitleri. Neresinden bakarsanız bakın bu işte bir gariplik var. Herşeyden önce, Silahı Kuvvetlerin kendi iç bünyesinde böyle bir çalışma yapması, tamamen kendi taktirleridir. Bazı gazetelere, bazı gazetecilere ambargo koymak bu çalışmayla birlikte ortaya çıkmıyor. Zaten var olan bir durum. Ancak, bu çalışmanın basına sızdırılmış olmasında bir anormallik bulunuyor. Her ne hikmetse sızan kısımda, Silahlı Kuvvetlerin mesafe koyduğu bazı kuruluşlar, hiç yer almıyor. Ayrıca, Türkiye'nin çok ciddi bir yol ayrımına getirildiği bir dönemde gündem birden bire değişiyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi, Kuzey Irak'da olanlar, Kıbrıs'da tezgahlanan oyunlar, Ermeni iftiralarının yeni boyutlar kazanması, unutuluyor. Bütün bu gelişmelerden memnun olan tek bir kurum var. AKP hükümeti. Belli ki bir tezgah kurulmuş. Birileri durumdan vazife çıkarmış ve başbakanın deyimiyle düğmeye basmış. AKP yaparsa demokrasiye uygun Kopan kıyametlerin altında ne var? Asker, basın organları arasında bir çalışma yapmış. Bazı gazete ve gazetecilere ambargo koymuş. Bu basın özgürlüğüne, demokrasiye aykırıymış. Ne güzel değil mi? İyi de adama sormazlar mı, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? AKP 4 yıldır çok daha ileri boyutlarda, aynı şeyi yapmıyor mu? Daha dün gazetelere yansıyan ve resmi bir kuruma dayanan, "bizden yana olanlar, bizden yana olmayanlar" çalışmasına ne diyeceğiz? Hiç uzağa gitmeyelim. AKP'nin şakşakçısı olmadığımız için hükümetin hiçbir tanıtımına, başbakanın hiçbir programına çağırılmıyoruz. Yani ambargoluyuz. Basın özgürlüğü, demokrasi diye kıyameti koparanlardan, bugüne kadar neden tek bir kelime duymadık? Herşey kendileriyle sınırlı Yine geldik aynı yere. Bunların demokratlığı da, özgürlükçülüğü de kendileriyle sınırlıdır. Eğer kendilerine yarıyorsa, kendilerinin işini kolaylaştırıp imkan tanıyorsa, basın özgürlüğü, demokrasi, insan hakları önemlidir ve değerlidir. Ama kendilerine dokunmaz veya başkalarını rahatsız ederse, basın özgürlüğünün çiğnenmesinin, demokrasinin askıya alınmasının, insan haklarına aykırılığın hiçbir önemi yoktur. Aynı şeyi 28 Şubat'ta görmedik mi? O günlerde alkış tutanlar, şapka çıkaranlar, "yaşasın asker" diye bağıranlar, AKP iktidarıyla birlikte makas değiştirip, tükürdüklerini yalamadılar mı? Menfaat şebekesi Boşuna uğraşmayın. Türkiye'nin en önemli meselesi basının içine düştüğü durumdur. AKP bugün bu kadar iler gidebiliyor, bu kadar vurdum duymaz oluyor, ülke ve millet menfaatleriyle bu kadar ters düşebiliyorsa, burada herşeyden önce basının suçu vardır. Türk basını, bir menfaat şebekesine dönüşmüştür. Manşetleri ve ana haberleri, patronların ve köşe başını tutan medya baronlarının menfaatleri şekillendirmektedir. Hükümete nefes aldırmak Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi içinde yaptığı bir çalışmanın, bu kadar büyütülüp gündem oluşturmasının sebebi, AKP hükümetine nefes aldırmaktan başka bir şey değildir. Nitekim, AKP'nin borazanı olan bazı gazeteler ve televizyon kanalları, özellikle kapsam dışı bırakılmıştır. Niyet bellidir. Bütün dertleri kamuoyu önünde Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsmaktır. Bir taşla birkaç kuş vuruluyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde dikensiz bir gül bahçesi oluşturmaya uğraşıyorlar. Kuzey Irak'da Kürt devletinin kurulmasına itiraz edebilecek olanları, zor duruma düşürmeye çabalıyorlar. Millet herşeyin farkında Boşuna çırpınmayın. Türk milleti gerçekleri görmüştür. Türk milletinin en güvenilmez kurumlar arasında basını ilk sıraya koyması, boşuna değildir. Siz ne derseniz, bu millet tersini yapacaktır. Siz askeri kötü göstermeye çalıştıkça, Türk milleti en güvenilir kurum olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini görecektir. Siz AKP'yi tek alternatif olarak sundukça, Türk milleti AKP ve yandaşlarından uzaklaşacaktır. Siz, milliyetçiliğin en büyük tehlike olarak gösterdikçe, Türk milleti milliyetçilere daha fazla sarılacak ve itibar edecektir. Herkesin bir hesabı var. Ama unutulmasın ki,bu milletin de bir hesabı var. http://www.ortadogugazetesi.net/makale_goster.asp?id=2068&yazid=33 ***
|
|
Kemal-i ciddiyetle teessüf ederim Engin Ardıç 10.03.2007
Şu andıç olmayan andıç olayında
kimsenin dikkat etmediği bir nokta var: Karşıt
kelimesini Genelkurmay kullanmamış, Nokta Dergisi kullanmış! http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=70348,10,2 *** Andıç... Dosya savaşlarında sırada ne var? Güler Kömürcü 13.03.2007 Bir uzman dostumun dediği gibi; asker gazetecileri andıçladı, kendine yakın olan ve olmayanları fişledi biçiminde patlatılan korsan rapor, provokasyon dosyası, en az Hrant Dink cinayeti kadar Türkiyeyi ayrıştırmak-kamplaştırmak-çatıştırmak için yapılmış tehlikeli bir plandır... Her şey düşünülmüş, mesela mı; 1- Bu andıç tartışmasıyla, demek ki gizli evraklar böyle ele geçirilebildiğine göre, devletin en önemli kurumlarındaki kozmik bilgilerin hiçbir koruma kalkanı yok denilmek isteniyor. Yani... Hem askerin hem de kozmik kasanın sahibi olan başbakanlığın istihbarat çemberinin son derece güçsüz olduğu ima edilerek vatandaşın bu önemli kurumlara olan güveni zayıflatılmak isteniyor. 2- Askere sözde yakın-karşı medya grupları deşifre edilerek ciddi bir kamplaşma yaratılıyor. Askere taraf olanlar, hükümete taraf olanlar ayrıştırılıyor. Çankaya savaşlarında, sınır ötesi operasyon arefesinde, etnik zeminde kışkırtma hazırlıklarının yapıldığı içinde bulunduğumuz bugünlerde, öncü kuvvetleri sipere sokuyorlar... Böylece savunma ya da saldırı reel olmasın isteniyor, yapılacak ya da yapılmakta olan medya haberlerine Bu taraftar gazetecilerin bakış açısıdır kılıfı giydirilmeye çalışılıyor, okurun-izleyicinin zihninde özellikle askerin pozisyonu tartışmalı hale getiriyor (zor getirilir bu da başka konu ama).... Sonuçta medya, gazeteciler askeri savunamayacak hale getirilmek isteniyor.
*** Hastalık mı yoksa?! Güler Kömürcü ...
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=70929,10,5 |
|
Utahdaki kirli karargâh
Alperen Polat Andıç olayı patlak verdikten sonra Genelkurmayın idari soruşturma değil de, adli soruşturma başlatması, olayın ciddiyetini ve tehlikeli bağlantılarını ortaya koyar nitelikteydi. Aradan haftalar geçti ve Genelkurmay "andıç" konusunda çok çarpıcı bilgilere ulaştı.
http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7005880&tarih=2007-04-06 *** Rand Corporation raporu ve Gülen
Alperen Polat
Utahdaki kirli karargâhın Türkiyedeki tehlikeli faaliyetlerinin asıl menbaını ve hedefini anlayabilmek için, bu karargâhı yönlendiren asıl güce ve bu gücün bu piyonlara yüklediği misyonu açık bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor.
Bu konuda Ahmet Eryılmazın Turkish American Journaldaki derlemesinden istifade edeceğiz. ABDnin en etkili düşünce kuruluşu RAND CORPORATION 26 Mart 2007de Modernist Müslüman Ağlarının Tesisi (Building Moderate Muslım Networks) başlıklı 217 sayfalık yeni bir rapor yayınladı.
Raporu hazırlayan ekibin başındaki isim yabancı değil. Ekipbaşı ABDnin Irak eski büyük elçisi Zalmay Khalilzadın yahudi asıllı eşi Cheryl Barnard. Bayan Barnard 2003 yılında da yine Rand Corporatıon adına IIlımlı İslam (Civil Democratic Islam) adlı 83 sayfalık bir rapor yayınlamıştı. Bu raporda Kuran-ı Kerim ayetleri ve Hadisler üzerinde şüpheler ve oynamalar meydana getirerek İslamı dejenere etmek için yeni yöntemler tavsiye edilmekteydi. Bu dejenerasyon sürecinde ABD yönetimine bazı Müslüman liderleri uygun şekilde kullanmayı tavsiye eden raporda, kullanılması gereken sözde İslami liderlerden bazıları şunlardı: Eski Bosna Müftüsü Mustafa Ceric, UCLAnın Islam Hukuku Profesörü Abou El Fadl, Türkiyeden Fetullah Gülen, İslami anlaşmalar için öneriler adlı kitabın yazarı Muhammed Shahrur ve Amerika İslam Yüksek Konseyi (ISCA) başkanı Şeyh Hişam Kabbani.
Amerikanın yeni ismiyle Büyük Ortadoğu Projesi, yani İslam ülkelerini işgal projesi kapsamında müslüman ülkeleri içten çökertmek için Ilımlı İslam adı altında yeni bir yapılanma teşkil ettiğini biliyorsunuzdur.
Sözü daha fazla uzatmadan Ahmet Eryılmazın kaleminden Rand Corparationun 26 Mart tarihli yeni raporuyla sizleri başbaşa bırakıyorum:
Geleneksel ve dogmatic İslam anlayışı Müslümanlar arasında olduğu gibi Amerika ve Avrupada da hızla yayılmaktadır. İslam ülkelerinin çoğunda ılımlı ve modern İslam anlayışının aksine geleneksel islamcıların etkisi hızla artmaktadır.
ABDnin soğuk savaş döneminde Komünizme karşı savunduğu demokrasi propagandası ile elde ettiği tecrübeyi bu kez geleneksel İslam anlayışını benimseyen müslümanlara karşı kullanılabilir. Şöyleki müslüman ülkelerde tatbik sahasına konulacak modernist ve ılımlı İslam düşüncesini savunan İslami gurup ve cemaatleri destekleme programını yürürlüğe koymalıdır. ABD hükümeti bir yol haritası hazırlayarak çeşitli müslüman ülkelerde faaliyet gösteren modernist ve ılımlı İslamcıların arasında bir haberleşme ve dayanışma ağı kurmalıdır. Bu şekilde geleneksel İslamcılara karşı mücadelede başarılı olunabilir.
Sözü edilen rapora göre ABDnin Türkiyede desteklemesi gereken kişi ve cemaatlerden sadece Fethullah Gülen ve tarikatının ismi geçmektedir (Sayfa 74). Rapora göre Gülen Hıristiyan ve yahudilerle diyalog çalışmaları başlatmış, iki kez Bartelemos ile görüşmüş, 1998de Romada Papayı da ziyaret etmiş ve İsrailin Haham başısının ziyaretini de kabul etmiştir.
Eminim bu rapordan sonra Utah merkezli kirli yapılanmanın Türkiyedeki faaliyetlerinin şifrelerini daha kolay çözeceksiniz...
http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7006210&tarih=2007-04-16 |
|
.Andıçta 'F tipi komplo' iması var
*** http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6240760&yazarid=6
|
|
'Andıç'taki emniyet kuşkusu araştırılsın'
CHP,
"Emniyetteki cemaatçi" kadrolaşmayı Meclis
gündemine taşımaya hazırlanıyor. Konuyla ilgili
soru önergesi vereceğini belirten CHP İzmir Milletvekili Ahmet
Ersin , devletin tüm kurumlarında "cemaatçi kadrolaşma"
olduğuna dikkat çekerek "Emniyette kendini AKP'nin arka
bahçesi olarak değerlendiren bir kadrolaşma var" dedi.
Cumhuriyet 'in kamuoyuna duyurduğu ve Utah'ta öğretim
görevlisi olan Emre Uslu adlı eski emniyet görevlisi
hakkında Genelkurmay andıcının çalınmasıyla
ilgili inceleme başlatılmasının ardından gözler
emniyet içindeki "cemaatçi kadrolaşmaya" çevrildi.
Konuyu soru önergesiyle Meclis gündemine getirmeye hazırlanan
CHP'li Ahmet Ersin, devlet kurumlarındaki cemaatçi kadrolaşmanın
AKP'li bakanların bile "şikâyet edecekleri"
noktaya geldiğine dikkat çekti. Bu cemaatlerin özellikle
emniyet içinde örgütlenip Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hedef
aldığını belirten Ersin, devletin iki önemli
kurumunun karşı karşıya getirilmek istendiğini
vurguladı. TSK'yi yıpratma sürecinin "Şemdinli
iddianamesiyle" başladığını anlatan
Ersin, "Atabeyler operasyonu, Büyükanıt Paşa'ya
iftira kampanyasıyla devam etti. Şimdi son olarak bu andıç
olayı çıktı" dedi. Emniyetteki kadrolaşma
ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt
hakkındaki "iftira kampanyası" ile ilgili
iki soru önergesi verdiğini belirten Ersin, "Aradan 1 yıla
yakın süre geçti, 'Araştırmalar devam ediyor' diyorlar.
Konunun üzerine gitmedikleri ortadadır" görüşünü
dile getirdi.
CHP İstanbul Milletvekili Hasan Aydın da "
Fethullah Gülen cemaatinin bir tasarıya itiraz ederek
hükümeti ve AKP'yi ikna ettiği" haberlerini TBMM gündemine
taşıdı. Aydın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
tarafından yanıtlanması istemiyle TBMM Başkanlığı'na
verdiği soru önergesinde, yazar Ahmet Hakan' ın, Hürriyet
gazetesindeki köşesinde, etkili bir bakanın "Bu
cemaat de çok olmaya başladı" diye yakındığını
aktardığı yazısının ardından, önceki
günkü yazısında da görüştüğü cemaat içinden
birinin "Bakanın yaptığı bir yasa çalışmasına
karşı çıktık. Hem hükümet hem de AKP bizim haklı
olduğumuza kanaat getirdi. Yasa tasarısı değişti.
Bakan gururunun kırıldığını düşündü
ve bu olayı kişisel husumete dönüştürdü" dediğini
aktardı. Müdahaleden yakınan bakanın kimliği hakkında
bilgi isteyen Aydın, Erdoğan'a şu soruları yöneltti: "Söz konusu bakan kimdir? Gülen cemaatinin itiraz ederek
hükümeti ve AKP'yi ikna eden yasa tasarısı hangi tasarıdır?
Türkiye Cumhuriyeti anayasa ve yasalarına göre illegal özellikte,
varlıkları veya kuruluşları yasak olan cemaatler
hangi düşünce ve mantıkla muhatap alınmıştır?
Türkiye Cumhuriyeti anayasa ve yasalarını korumak ve
kollamakla görevli hükümet bu tavrıyla, anayasa ilkelerine karşı
gelerek ve yasadışı bir cemaatle ortak çalışma
anlamına gelen ilişki ile anayasayı ve yasaları
ihlal etmiş sayılmaz mı?" http://www.cumhuriyet.com.tr/?em=cumhuriyet/w/c05.html |
|
Büyükanıt ne demedi? GÜNEŞ Rıza Zelyut 13 Nisan 2007
<%Tarih%>
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın
dünkü basın toplantısı merakla bekleniyordu.
***
***
DİSK, KESK, Türk-İş, TTB, Arınç, Vakit ve benzerleri GÜNEŞ Rıza Zelyut Türkiye aydını; giderek sömürge aydını haline geliyor. Bu aydınların hakim olduğu sendikalar ve sivil toplum kuruluşları da Batı emperyalizminin yan organlarına dönüşüyor. Bu kötü gidişin son örneğini; 14 Nisan Ankara mitingi ile gözledik.
*** http://www.gunes.com/2007/04/19/yazarlar/y4.html |
*****
|
HANS AİBERG GERÇEĞİ
|
*****
|
AKP DÖNEMİNDE YARGISIZ İNFAZ
|
*****
|
EĞER ABD'de OLSAYDI CELAL UZUNKAYA HAPSE GİDERDİ!!!
|
*****
|
HANS AİBERG'E; SIYONİZMİN TEPELERİNDEN GELEN EMİRLE KOMPLO UYGULANMASININ EN ÖNEMLİ NEDENİ: HANS AİBERG "COK GİZLİ TUTULAN" FETHULLAH GÜLEN-SİYONİZM İLİŞKİSİ ve İŞBİRLİGİNİ ORTAYA ÇIKARMIŞTIR!!! "FETHULLAH GÜLEN TALMUD ÜZERİNE YEMİN ETMİŞ BİR BİLDERBERG ÜYESİDİR"
***
***
|
*****
|
*****
|
ABDULKADİR AKSU HANS AİBERG'E; SİYONİZMİN TEPELERİNDEN GELEN EMİRLE UYGULAMAYA KONAN KOMPLODA, DÖNEMİN BAKANLARINDAN: |
|
AYAK BASTIĞI YERDE OT BİTMİYOR!!! |
![]() |
|
Fethullah Gülenin Emrindeki Bakanlar:
Hans Aiberg'in yazdiklarina ve internette bulunan bilgilere gore: Fethullah Gülen Aiberg'i satin alip emrine alamadigi icin, kendi yayin organlarinda karalama kampanyasi baslatmis daha sonra Nurcularin maskesini dusurdugu icin kendisine suikastler bile duzenletmistir. Hatta rahmetli Necip Hablemitoglu kaynakli bir bilgiye gore Fethullah Gulen'e sunulan oldurulmesi gerekli 7 kisilik listede 1. sirada oldurulmesi gerekli kisi Hans Aiberg'tir. Ayni (Fethullah Gulen'e sunulan) listede oldurulmesi gerekli kimseler arasinda 4. sirada olan Hablemitoglu duzenlenen sinsi ve kallesce suikast sonucu hayatini kaybetmistir. Rahmetli Hablemitoglu'nun uyarisindan sonra Hans Aiberg 2 ayri suikast girisiminden birinden yarali, digerinden ise yara almadan kurtulmustur. Bu on bilgilerdenden sonra, sis perdesinin aydinlatilmasinda faydasi olmasi acisindan medyadan derledigimiz bolumu sunuyor, yorumu okurlara birakiyoruz Hans Aiberg'i ve esini; ASILSIZ ve GERCEK DISI SUCLAMA ile tutuklayan Balikesir Emniyet Mudurlugunun bagli oldugu Ic Isleri Bakani Abdulkadir Aksu'nun ve cezaevinde 7 aya yakin sure YARGISIZ INFAZA mahkum eden kurumun bagli oldugu Adalet Bakani Cemil Cicek'in Fethullah Gülenin emrinde olduklari tespit edildi. Emin Şirin'in Fethullah Gulen emrinde bakanlar oldugunu hatta "NurettinVeren'in, en aşağı dört tane bakanın Gülenin izni olmadan öksüremeyeceğini iddia ettigini" ve savciliga suc duyurusunda bulunuldugunu belirttigi aciklamadan ilgili bolum:
|
|
Kabinede seçim değişiklikleri
Okan İşbecer
http://www.turksolu.org/138/isbecer138.htm |
|
.Dikkat! Aksu yine görevde!
Tuna Arıgüç
Abdülkadir Aksu, yeni hükümette İçişleri Bakanlığı
koltuğuna otururken, Avrupa Birliğine kabul için
her şeyi yapacağız, demokratikleşeceğiz,
biz her zaman demokrasiyi savunduk gibi bilinen sözleri tekrarlıyor
ve ekliyordu: Bu bakanlığın yabancısı değilim,
evime döndüm.
Fakat, Aksunun aynı koltuğu işgal ettiği
1989-1991 yılları arasındaki karnesi oldukça
kirli. Bu 2 yıllık dönemde 36 kişi işkence
sonucu öldü, yüzlerce dernek basıldı ve binlerce kişi
gözaltında işkence gördü.
Karanlık yıllar
Aksu, 30 Mart 1989dan 23 Haziran 1991e kadar görevde kaldı.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Dokümantasyon
Merkezi kayıtlarına göre; Aksunun görev süresi
boyunca hak arama eylemleri, gösteri ve yürüyüşler kanlı
bir şekilde engellendi ve binlerce kişi gözaltına
alınarak, günlerce sorgulandı.
Kayıtlara geçen örneklerden bazıları, akıllara
durgunluk verecek gibiydi. Dernek ve kitle örgütlerine yönelik
baskılar, Haliçi Kalkındırma Derneğinin
toplantısının basılmasına kadar vardı.
24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesiyle düzenlenmek
istenen bir panel, sakıncalı bulunarak
yasaklandı. İşkence sonucu ölen birçok kişi
hakkındaki resmi raporlar ise, adeta birbirinin kopyasıydı;
ya camdan düşerek öldükleri ya da intihar ettikleri
ileri sürülüyordu.
Bazı örnekler
Abdülkadir Aksunun, ANAP hükümetindeki İçişleri
Bakanlığı sırasında, 36 kişi
polis tarafından gözaltında tutulurken hayatını
kaybetti.
Bunlardan birinin davası, Türkiyedeki en uzun işkence
davası oldu. 1991de gözaltına alınan
Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Birtan Altınbaş,
Ankara Emniyet Müdürlüğünde gözaltında
tutulurken, 16 Ocak günü yaşamını
yitirdi. Altınbaşın gözaltında işkence
gördüğü, onunla aynı günlerde gözaltında
tutulan kişilerin İnsan Hakları Derneğine
(İHD) başvurmasıyla ortaya çıktı.
19 yaşındaki Ali Akkan da, Antalya Emniyet Müdürlüğünde
gördüğü işkence sonucu yaşamını
yitirdi. Akkanın 4. kattan atlayarak intihar
ettiği öne sürüldü.
28 yaşındaki İmran Aydın, hayatını
Ankara Emniyet Müdürlüğünde kaybetti. Aydının
kaçarken düştüğü ve pankreas patlaması
sonucunda öldüğü iddia edildi.
Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü polislerince
gözaltına alınan Ali Rıza Ağdoğan
da polis nezaretinden cansız çıkanlar
arasında yer aldı. Ağdoğanın
8. kattan atlayarak intihar ettiği ileri sürülürken,
5 polis hakkında dava açıldı.
İstanbul Paşakapısı
Cezaevinde ölen İdris Canın da
hastalanarak öldüğü iddia edildi. Ancak
daha sonra ölüme işkencenin yol açtığı
kabul edildi ve bir polis hakkında dava açıldı.
Biraz daha şanslı olanlar da vardı.
25 Mayıs 1990da Gültekin Akarca isimli
bir tıp fakültesi öğrencisi, 15 gün
kaldığı Ankara Emniyet Müdürlüğünden
çenesi kırılmış halde çıktı.
Akarca, hastane yerine özel bir doktora götürülerek
gizlice tedavi edildiğini, hakkında da
Kaçarken düştü ve çenesi kırıldı
biçiminde tutanak tutulduğunu açıkladı.
Polisler o derece cesaret almışlardı
ki, işkence olaylarının
haberini yapan gazetecileri bile dövdüler.
Bir haberle ilgili olarak bilgi edinmek üzere
Erzurum Emniyet Müdürlüğüne giden
Hürriyet Haber Ajansı muhabirleri Cem
Bakırcı ve Mehmet Şener,
Emniyet Müdürlüğü Özel Kalem odasında
Asayiş Şube Müdürü Naci Güvenç
ve adamları tarafından kıyasıya
dövüldü.
Çocuklara bile işkence
1989-1991 yılları arasında,
çocuklara yönelik işkence olayları
da iyice arttı.
23 Temmuz 1990da Kayserinin Bünyan
ilçesi Emniyet Müdürlüğünde,
yaşları 11 ve 12 olan dört çocuğa
işkence yapıldı. Çocukların
aileleri polisler hakkında suç
duyurusunda bulundu. Çocuklara verilen
raporda da, vücutlarında yuvarlak
cisimlerle vurulmasından kaynaklı
darp izi olduğu kaydedildi.
19 Mayıs 1991de ise 9 yaşındaki
bir çocuk işkence gördü.
Giresunun Keşap ilçesine bağlı
Düzköyde bir hırsızlık
olayını soruşturan
jandarmalar tarafından gözaltına
alınan Ö.T. adlı çocuk, 5
saat süreyle işkence gördü. Çocuğa,
10 gün içinde iyileşebilir
raporu verildi.
Mardinin Savur ilçesine bağlı
Pınardere köyünde yaşayan
H.K. (12), M.O. (13) ve M. O. (13) adlı
üç küçük kız çocuğu,
Savur Jandarma Bölük Komutanlığına
götürüldü. İşkence gördüklerini
bildirerek İHD Diyarbakır
Şubesine başvuran çocuklar,
karakolda sopayla dövüldüklerini ve
cinsel tacize uğradıklarını
anlattılar. Çocukların,
PKKye katılmak için
evlerini terk ettikleri yolundaki
yanlış bir ihbar yüzünden
gözaltına alındıkları
ortaya çıktı.
Dünyanın gözü
çevrildi
İHD Ankara Şubesi tarafından
hazırlanan İşkence
Raporunda, 1989daki 37 işkence
olayına yer verildi. 1990da
dünyanın 10 ülkesinden insan
hakları savunucuları bir
araya gelerek, Türkiyede
sistematik işkence
uygulanmaktadır açıklamasını
yaptılar.
Bu arada, kanıtlanabilen işkence
olayları hakkında
davalar açıldı. Örneğin,
Doktor Mehmet Toka işkence
yaptıkları gerekçesiyle
Komiser Ümit Yüksel ile Polis
Memuru Nevzat Üner hakkında
3er yıl hapis istendi.
Ancak, işkence yapmak suçundan
hakkında dava açılan
polisler genellikle, işkence
mağdurlarının yargılandığı
davalarda tanık koltuğunda
oturuyorlardı.
O günleri en iyi anlatan
olaylardan biri ise, Gaziantep
Cezaevinde sürekli dayak ve
kötü muameleden yakınan
çocukların, inceleme
gezisi için oraya gelen Adalet
Bakanı Oltan Sungurluya
dayak yedikleri sopayı
hediye etmeleriydi.
http://www.evrensel.net/arsiv.php?txt_arsiv_tarihi=20070325 |
|
İçişleri Bakanı Aksu "seyir halinde"(!)
Vedat Beki
Son günlerde ülkemizde gerçekleşen olayları takip etmekte olabildiğince sıkıntı yaşıyorum. Neden derseniz; gazete sayfalarını okuduğumda, TV ekranlarına yansıyan görüntüleri izlediğimde puzılın önemli bir parçasının eksik olduğunu fazla bir zahmete girmeden fark edebiliyorum! Nedir bu eksiklik, diye soracak olursanız hemen yanıtlayalım! T.C.nin İçişleri Bakanı ortalarda yok! Ülkenin başta Güneydoğu olmak üzere, Karadeniz, Ege ve Marmara bölgesinde meydana gelen olaylar yenilir yutulur cinsten değil! Karadenizde halkın linç tepkileri ard arda gerçekleşirken, İstanbulun göbeği kaynayan kazan haline dönüştü! Hemen yakınlarda Bozüyükte şehir halkı ile PKK yandaşları arasında çıkan arbede (mi desem, sokak savaşı mı! bilemiyorum) görüntülerinin, bu ülkede yaşayan her vatandaşı en az benim kadar tedirgin ettiğini düşünüyorum. Bütün bu olayların getirdiği kaos ortamının biran önce dağılması yönünde mevcut iktidarın İçişleri Bakanın bir gayretini görmemek beni daha da tedirgin ediyor... Ülkenin Başbakanı T. Erdoğan konuşuyor:Polis, Hizbuttahrire müdahale etmeliydi! Yine hükümetin Başbakan Yardımcısı (Spordan sorumlu!) Mehmet Ali Şahin tüm yurtta tepkiyle karşılanan İstanbul Fatih Camiindeki şeriatçı eyleme isyan ediyor ve; Oradaki sivil polisler neden o adamı takip edip yakalamadılar! Ardından İstanbul Valisi Muammer Güler adeta özür dilercesine Ben burada Sayın Başbakanımızın da kamuoyunda ifade ettiği gibi, burada bir eksikliğin olduğunu kabul ediyorum. diyor! Tüm bu açıklamalardan sonra İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah medyanın sorularını yanıtlıyor ve o da yarım ağız, polisin görevini eksiksiz yaptığını dile getiriyor! Bütün bu açıklamaların arasına bir de hükümetin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül giriyor ve Bunların hepsi provokasyondur. Teröre asla müsamaha yok, kesinlikle yok. Bu, acizliğin ifadesidir. diyor! Acaba Dışişleri Bakanı Gülün söylediği önlemler alınacak mıdır? Ya da alınmış mıdır? İçişleri Bakanına bakarsak, bundan endişe duymaktayım... Çünkü kabinede görevli İçişleri Bakanı ortalarda yok! Ve suskunluğunu da görüntüsüyle beraber devam ettirmekte... Bozuyükte meydana gelen olaylardan sonra İçişleri Bakanı basına görüntülü değil yazılı(!) bir açıklama yapıyor ve çok ilginçtir ki bu açıklamada da vatandaşa çaktırmadan gözdağı veriyor! Yaptığı yazılı açıklamada; Hiçbir kişi veya sivil toplum örgütünün, kanunların kendisine vermediği bir yetkiyi üzerine atfederek kullanamayacağını vurgulayan Aksu, aksi davranış ve eylemlerin, toplumda kamu düzenini bozacağını, kargaşaya neden olacağını belirterek açıklamasını şöyle sürdürüyor: Geçmişte de gördük ki bu gibi yanlışlıklardan hep yüce milletimiz zarar görmüştür. Birlik ve beraberliğimizi bozmayalım. Sağduyu içinde hareket edelim. Soğukkanlı olalım ve tahriklere kapılmayalım. Türkiye Cumhuriyeti, demokratik bir hukuk devletidir. Hukuka aykırı bir durum veya eylem olduğunda, bunu takip edecek, soruşturacak, adli organlara teslim edecek ve yargılanmasını sağlayacak merciler bellidir. Bu ülkede bir Üzeyir Garih cinayeti işlenmişti geçmişte! Zamanın İçişleri Bakanı polisin zanlı diye yakaladığı bir tinerci çocuk ile ekranlarda kendisini gösteriyordu! Bilecik iline bağlı Bozuyük ilçesinde 3000 kişinin katıldığı bir iç savaş görüntüleri yaşanmakta, ancak gel gör ki İçişleri Bakanı TV ekranlarında TCnin vatandaşlarına karşı herhangi bir açıklaması yok! Diyarbakır doğumlu, İstanbul milletvekili (!) İçişleri Bakanı resmen tıp oynamakta! Oynamaya da devam etmekte * * * İsterseniz biraz gerilere gidelim 1950li yıllar Çok partili döneme geçiş. Ve beraberinde sokakta, vatandaşın konuştuğu dile giren yeni bir kelime: Mafya Beraberinde mafya denildiğinde ülke olarak İtalya akla geliyor! Sinemalarda gişe rekorları kıran Baba I ve devamı Baba filmleri Bizim ülkemizde de İnci Baba, Kürt İdris, Kürt Ahmet ve Dündar Kılıç Sokaktaki vatandaşın bildiği babaların tamamı Kürt! Taa o zamanlarda Yani 1950lerden sonraki dönem 12 Eylül 1980e gelinceye kadar yaşadığımız süreç içerisinde ülkemizde bu babalardan oldukça sözediliyordu! 1950lerde oluşturulan bu babalı oluşumlardan özellikle İnci Baba (Mehmet Nabi İnciler) en sade vatandaşın bile yakından tanıdığı bir isimdi! Öylesine bir isimdi ki, dönemin başbakanı (daha sonra cumhurbaşkanı oldu) Süleyman Demirelle birlikte aynı haber içerisinde gazete sütunlarında yer alıyordu! İnci Babanın açıklamaları oldukça şa-şırtıcı geliyordu: Kardeşim bizimle ne uğraşıyorsunuz? Biz kendi çocuklarımıza babalık yapamıyoruz. Dünyada iki tane baba var: Reagan ve Gorbaçov (O zamanki ABD ve SSCB devlet başkanları), onların yanında bizim babalığımız hava gazı! Böyle diyordu İnci Baba, ancak yine kendisine biçilen rolü oynamaya devam ediyordu! Her türlü ihale işinde boy gösteriyor, zaman zaman polise yakalanıyor, daha sonra da elini kolunu sallayarak, hatta davet edilerek zamanın başbakanı ile aynı karede resim çektirebiliyordu! Dündar Kılıç ve şürekasının geldiği son nokta da hepinizin malumu olduğu üzere Susurluk! Bütün bunları bu sayfalarda aktarmak istemiyorum Arşivler bunun en büyük kanıtları Arzu eden yığınlarca bilgi ve belgeye ulaşabilir Siyasetçi-mafya-bürokrat üçgenindeki özgün bağlantıda Kürtler 1 ve 2 numara! Üçlü ayağın 2si kafadan Kürt! Üçüncüsü mü? Önemli değil! Nasıl olsa Kürtleştirilmiş birileri bulunur! Çünkü böyle bir sıkıntı yok! Peki bütün bunlar tesadüf mü? Hiç kimse bana tesadüf olduğunu söylemeye kalkmasın! Bugün ülke gündeminde yaşananlar ve benzer olayları önlemede yetkili makam; Öncelikle Başbakan ve onun görevlendirdiği İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksudur! Nasıl olacak! Abdülkadir Aksu Diyarbakırlı! 7 Eylül 2005 tarihli gazetelerden: Bilecik Valisi Çolak, Diyarbakır Milletvekili Mesut Değeri Bozüyüke sokmadı Diyarbakırlısın, ilçeye girme!
Ne yani! İçişleri Bakanı Diyarbakırlı olduğu için mi TV ekranlarına çıkmıyor! Halkı galeyena getireceği düşüncesiyle mi Bakan Aksunun yerine Dışişleri Bakanı (!) bile terörü önleme konusunda kararlı olduklarını açıklıyor! Baştan aşağı komedi! Hem de en alasından! Böylesine bir ülke yönetimi, böylesine gaflet, böylesine delalet olmaz! * * * 25 Ağustos tarihli gazetelerde Genelkurmay Başkanı Özkökün açıklaması aynen şöyle: Örgüt politik hedeflerini gerçekleştirmek için bölücü faaliyetlerini sürdürmektedir. Herkes elini taşın altına sokmalıdır. 20 yıldır bu mücadele TSK ile yürümektedir. Ancak topyekün bir anlayış ile yapılmalıdır. Devletin tam kadro mücadeleye katılması gerekir. Herşeyin acısı yüreğimizdedir. Çok daha kararlılıkla mücadeleye devam edeceğiz. TSK hedefi bölücü terör örgütü üyelerinin terörü terkederek kanunlara teslim olmasıdır. Teröre karşı işbirliği şarttı. diyerek herkesi sorumluluk almaya çağırıyor. 6 Eylülde İçişleri Bakanı Aksunun açıklamasında; Kimse olmayan yetkisini kullanmaya kalkmasın(!) diyerek tam tersi bir açıklama yapıyor! Ne demişti daha sonra Özkök: Biz hükümet ile uyum içindeyiz! Sevsinler böylesi bir uyumu! Kimi kandırdığınızı zannediyorsunuz sayın beyler! Biriniz topu taca atıyor! Top toplayan da yerinde yok! Tribündekiler topu sahaya yollamaya kalkınca da! ... Hükümetin İçişleri Bakanı Aksu, vatandaşına huzurlu bir ortam sağlayamıyorsa ve sağlama yönünde gayret göstermiyorsa (ki göstermiyor) görevini bırakmalı! Yani istifa etmeli! Tabii ki Bakan Aksudan böyle bir hareket beklemiyorum! Öyleyse görevden alınmalı! Bunu da yapabilecek bir başbakan göremiyorum! Öyleyse Her şey apaçık ortada duruyor! 10 Kasım 1938 sabahı Mustafa Kemal Atatürkün ölümünden itibaren ülke düşmanları sürekli mesaideler! 15 yılda yapılanları, 70 yıla yakın bir zamandır yıkmaya çalışıyorlar Hem de pervasızca Hem de büyük bir cüretle Başarabileceklerini bir an bile düşünmüyorum Oyun bozulacak...
http://www.turksolu.org/90/beki90.htm |
|
Baykal:
Tüm cinayetler Aksu döneminde Baykal soruyor: Aksoy'dan Emeç'e, Üçoktan Dink'e kadar ünlülerin Bakan Aksu döneminde öldürülmesi tesadüf mü. CHP Genel Başkanı
Deniz Baykal, Başbakan Tayyip Erdoğan ve İçişleri
Bakanı Abdülkadir Aksu hakkında partisinin TBMM'de neden
soruşturma komisyonu kurulmasının AKP'liler tarafından
engellemesini ilginç bir gerekçe ile açıkladı. Ortada cezai bir
sorumluluk bulunduğunu savunan Baykal, bugün medya önüne çıkarak
,TV kanalında özellikle İçişleri Bakanı Abdülkadir
Aksu hakkında ilginç bir görüşünü dile getirecek. Baykal, Muammer
Aksoy'dan Çetin Emeç'e, Bahriye Üçoktan Hırant Dink'e
kadar ünlü kişilere yönelik tüm cinayetleri bir liste halinde
halkın gözleri önüne serecek. Baykal, ardından da, "Ülkeyi
derinden sarsan tüm bu cinayetlerin hepsinin Abdülkadir Aksu'nun
İçişleri Bakanı olduğu döneme denk düşmesi
tesadüf mü? Bu kadar tesadüf olur mu?" diye soracak. "Ortada koca bir
cinayet listesi varken, bakandan hesap sormamak mümkün mü?"
diye soran Baykal bu hesabın Başbakan Tayyip Erdoğan'dan
da sorulması gerektiğini belirterek, bu nedenle komisyon
talebini iki isim için de istediklerini anlattı. Baykal, İçişleri Bakanı Aksu'yu sadece ünlü isimlere yönelik cinayetler için de suçlamıyor. Aksu'yu görevi ihmalle de suçlayan Baykal, "Kapkaç, hırsızlık, asayiş konusu tam bir kepazelik. Bütün bunlar bu bakan döneminde arttı. Bu durumda hesap sormamak akılla, izanla bağdaşır bir şey değil" dedi.
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5875718 *** Baykal:
Emniyet gerçekleri gizleyen bir kuruma döndü CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İçişleri Bakanı
Abdülkadir Aksu ile ilgili soruşturma önergesi vereceklerini
yineleyerek, Bu tablonun hesabı sorulmalı. Mecliste
bunun hesabı sorulacak. Buna ihtiyaç var. Anasından içişleri
bakanı doğmuş gibi birileri yıllardır İçişleri
Bakanlığında kalıyor ve Türkiye ne halde? Türkiye
bu arkadaş için bu bedeli ödemek zorunda mı? dedi. Baykal, partisinin grup toplantısında, Dink cinayetinin
ardından yaşanan emniyet merkezli tartışmalara
tepki gösterdi. Emniyet teşkilatında yozlaşma yaşandığına
işaret eden ve acil reforma gidilmesi gerektiğini söyleyen
Baykal, Dink cinayeti ihbarının 11 ay önce yapıldığını
ancak önlem alınmadığını yineleyerek, 17
defa ihbar yapılıyor. Cinayeti işleyeceği söylenen
kişiler izlenmiyor. Herkes cirit atıyor. Böyle bir tablo
olabilir mi? Bu gidiş iyi gidiş değil. Emniyet köklü
yeniden yapılanma içine girer. Savsaklama erteleme ağır
sorumluluk doğurur. Emniyetin bu halinin sorumlusu yok mu?
dedi. CERRAHA TEPKİ İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrahın görevde
kalmasına tepki gösteren Baykal, İstanbul Emniyet Müdürünü
nasıl soruşturuyorsun? Hala emniyet müdürlüğünde
oturuyor. Boşlukta Türkiye, sahipsiz dedi. EMNİYETTE SİSTEMLİ KADROLAŞMA VAR İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı
ve Emniyet Genel Müdürlüğü görevlerine atama sürecinde yaşanan
sıkıntıya dikkat çeken Baykal, emniyet ve silahlı
kuvvetlerde atamanın liyakata göre yapılmasının
önemli olduğuna işaret ederek, Emniyet, karartmanın,
siyasi iktidarı korumaya, hedef saptırmaya, karalamaya dönük
faaliyetin desteklendiği bir kurum haline dönüşmüştür.
Münferit kadrolaşmanın ötesinde sistemli kadrolaşma
uygulamasından söz etmek durumundayız dedi. ANASINDAN İÇİŞLERİ BAKANI DOĞMUŞ İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile ilgili soruşturma
önergesi vereceklerini yineleyen Baykal, Bu tablonun hesabı
sorulmalı. Mecliste bunun hesabı sorulacak. Buna ihtiyaç
var. Anasından içişleri bakanı doğmuş gibi
birileri yıllardır İçişleri Bakanlığında
kalıyor ve Türkiye ne halde? Türkiye bu arkadaş için bu
bedeli ödemek zorunda mı? dedi. Emniyette yaşanan bilgi kirliliğine de tepki gösteren
Baykal, yurt genelinde suç patlaması yaşandığını
belirterek, Suç oranı yüzde 64 arttı, geçen yıl
her 40 saniyede bir suç işlendi. 600 bin kadar suç, kayda geçti.
Ama İçişleri Bakanı hala görevde dedi. Aksu hakkında gensoru önergesinin görüşüleceğini
anımsatan Baykal, TBMMnin parmak hesabı konuyu örtbas
etmesi durumunda görevini yapmayacağını belirtti. http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5944672 *** CHP'li
Koç: Aksu bilgi kirliliğinin baş sorumlusu Koç, Parlamentoda düzenlediği basın toplantısında,
Gazeteci Hrant Dink cinayeti sonrası yaşanan gelişmeleri
ve milliyetçilik tartışmalarını değerlendirdi. Dink suikastında bilgi kirliliği yaratıldığının
açıklandığını anımsatan Koç, Bu
bilgi kirliliğini kim yaratıyor, ne amaçla yaratıyor?
Emniyet içinde gizli bir mücadele mi var? diye sordu. Koç, Hükümetin bu sorulara derhal yanıt vermesi gerektiğini
ifade ederek, Bu yaşanan olayda, işin tek ve birinci
sorumlusu AKP Hükümetidir. Bu sorumluluktan, tartışmaların
arkasına sığınarak kaçmak mümkün değildir
diye konuştu. İçişleri Bakanı, hayalet bir bakan mıdır?
diye soran Koç, dünyanın herhangi bir ülkesinde siyasal
cinayet işlendiğinde, gözlerin ilk olarak hükümetlere çevrileceğini
ve bunun hükümette ciddi sıkıntı yaratacağını
kaydetti. Türkiye'de bugün Hükümetin dışında devletin her
kurumuna saldırılmaya başlandığını,
toplumun her katmanına bir yakıştırma yapıldığını
öne süren Koç, şöyle konuştu: Ama AKP Hükümetinden tık yok. İçişleri Bakanı,
sanki olayın dışında, dünyadan habersiz, İyi
bir seyirci... İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Türkiye'nin
ve olayın selameti açısından derhal istifa etmelidir.
Sayın Bakan, bugün yaşadığımız bilgi
kirliliğin baş sorumlusudur. Yaşanan tüm olaylar karşısında
-daha önce benzenleri de yaşanmıştı- Sayın
İçişleri Bakanı, sütre gerisinde durmayı her
zaman tercih ediyor, adeta sorumluluklarının hatırlatılmasından
korkuyor ve kendini unutturmaya çalışıyor... Yine aynı
süreçle karşı karşıyayız. Sayın İçişleri
Bakanı yok ortada, gözükmüyor, kayıp... DERİN DEVLET TARTIŞMASI Dink cinayetinin ardından gündeme gelen derin devlet tartışmalarını
da değerlendiren Koç, Eğer derin devlet varsa, Sayın
Başbakan bunu, sorumlu olarak çözmeye mezun olan kişidir.
4 yılı aşkın bir süredir tek başına
iktidarda olan bir siyasi yapının, 'benim dönemimde derin
devlet var, ben mücadele edemiyorum' demesi, görevini yapamamanın
ifadesidir diye konuştu. http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5896269 *** Aksunun fazileti Yalçın
DOĞAN ... ... http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5873002 *** Akşam BU NE ŞANSSIZLIK diyordu. SERDAR DEVRİM
Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir ile Emniyet Müdürü Reşat Altay merkeze alındı. İçişleri Bakanlığı, Hrant Dink cinayeti ile ilgili olarak Trabzonda inceleme başlattı. Ama bu arada, İstanbul Emniyet Müdürü, Emniyet Müdürü, İstanbul Valisi ve hepsinin patronu olan İçişleri Bakanı hâlâ makamını işgal etmekte. Keza MİT görevlileri. Oysa, artık herkes yazdı ve söyledi, Orhan Pamuk gibi, Hrant Dink gibi terör örgütlerinin ve bireysel katillerin hedefi olan aydınların (koruma istemediler) bahanesiyle korunmamış olması, izlenmemiş olması, resmen görevi ihmal sebebiyle ölüme sebebiyet... Katil zanlılarına yardım ve yataklık değilse elbet... Cinayetteki ihmal zincirinin bir numaralı sorumlusu, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, mülkiye müfettişlerini görevlendiriyor, idarenin ve emniyetin kusur ve ihmallerinin olup olmadığı ile tüm bu olaylar zincirinin çok yönlü incelenmesine ilişkin olarak ... Oysa, soruşturmanın selameti açısından, İçişleri Bakanının görevden alınması gerekirdi. Ama alınmayacaktır. Dün (17 senedir) alınmadı, bugün de alınmayacaktır. Akşamın (Volkan Yanardağ imzalı) manşeti muhteşemdi: BU NE ŞANSSIZLIK Abdülkadir Aksu, Özaldan bu yana 4 hükümette İçişleri Bakanlığı yaptı. Ama koltuğunda hiç rahat oturamadı. Çünkü Türkiyeyi karıştıran 16 karanlık suikast onun dönemine isabet etti... (Akşam, 26 ocak) PKK kırroferom tesislerini bastı dediği şeklindeki doğrulatılamayan ama şüyuu vukuundan beter rivayetle ve altında deniz donu, kamyon şambiyelinde çimerken çekilen fotoğrafıyla da Türk siyaset tarihinde iz bırakan Abdülkadir Aksu 4 Hükümette İçişleri Bakanlığı yapmış. 2.Özal Hükümeti (46.Hükümet) Akbulut Hükümeti (47.Hükümet) Aksunun bu 4 bakanlığı esnasında öldürülenler: Prof. Muammer Aksoy 1990da işlenen bu beş cinayet de faili meçhul olarak (bu arada Aksu da İçişleri Bakanı olarak) kaldı. Aynı dönemde 7 suikast girişiminde bulunuldu. Em.Yarbay Ata Burcu Siyasi mi belli değil ama, çözülemeyen olaylardan Meclis lojmanları cinayeti de bu döneme rastlar. Bu arada Aksu da ANAPtan Refah Partisine, oradan da AKPye geçti. Ve İçişleri Bakanlığına geri döndü. Aksuyla beraber siyasi cinayetler de hortladı. Önce Ankarada Doç.Dr.Necip Hablemitoğlu katledildi. Faili meçhul. Ardından İstanbulda (El Kaide bağlantısı olduğu iddia edilen) iki sinagogu, İngiltere Başkonsolosluğunu ve HSBCyi hedef alan patlamalar. Faili Allah bilir. Trabzonda Santa Maria Kilisesinde görevli rahip Andrea Santoro. Bir garip katil çocuk. Ankarada Danıştay saldırısı ve Yargıç Mustafa Yücel Özbilgin cinayeti. Bir garip katil meczup. Son olarak da şimdilik Hrant Dink cinayeti. Bir garip katil çocuk, bir iki serseri. VE ABDÜLKADİR AKSU 4 DÖNEMDİR İÇİŞLERİ BAKANI... Göğsünü gere gere elbet, vazifesini hakkıyla yerine getirmiş bir bürokrat/siyasetçi/insan olarak... Akşam BU NE ŞANSSIZLIK diyordu. Herhalde Abdülkadir Aksunun talihsizliğine ağlayacak değiliz. Ayrıca buna şanssızlık demek için insanın çok İYİMSER olması gerekir! http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5844302 *** İçişleri
Bakanlığı yalan söyler mi?
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=157113 ***
|
|
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=213156 |
|
. 10/02/2007 Baykal: Aksu gitsin
RADİKAL - MÜNİH/ANKARA - Hrant Dink'in katil zanlısı
Ogün Samast'ı azmettirdiği ileri sürülen Yasin Hayal'in
yeni ifadesi ortalığı karıştırırken
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın hedefi İçişleri
Bakanı Abdülkadir Aksu oldu: "Ortada İçişleri
Bakanı'nın hayali mi var, hayali İçişleri Bakanı
mı var? Aksu'yu oradan alamazsak yazıklar olsun." Başbakan
Tayyip Erdoğan'ın başlattığı derin
devlet tartışmasını 'gevezelik' olarak niteleyen
Baykal Emniyet'in çürüme yaşadığını da söyledi.
Baykal'a göre İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah görev
başındayken soruşturma sağlıklı sonuç
vermez.
"Bu işin sorumlusu İçişleri Bakanı'dır,
Başbakan'dır. Kadrolaşma onların bilgisi ve katkısıyla
gerçekleşmiştir. Onların telkin ettiği bir güvenlik
politikası götürülmektedir. Bu güvenlik politikası yanlıştır.
Şunu sormak gerekir, Türkiye'de bir İçişleri Bakanı
mı var, İçişleri Bakanı'nın hayali mi var,
hayali İçişleri Bakanı mı var? Derin devlet gevezelik
Başbakan derin devletin derya kuyusunda muhabbetler açıyor. Senin atadığın kadrolar bu konuda nasıl bir sorumluluk taşıyor? Derin devlet lafları gevezelik. Başbakan beş yıldır iktidarda. Başbakanlık, ağlama yeri değil. Derin devlet tartışması, görevini yapmakta aciz olan başbakanların bahanesi olamaz. Ne biliyorsan yapacaksın. Anayasa'yı değiştirecek noktadasın. Yetki sende.
İstanbul Emniyet Müdürü'nü soruşturma kapsamı içine almak durumunda kaldılar ama göreve devam ediyor. Neden hâlâ göreve devam ediyor? Bu şekilde soruşturma sağlıklı sonuç verir mi? Ben adam gibi emniyet müdürü istiyorum. Bu olayla emniyet teşkilatının MR'ı çekiliyor. Türkiye'nin, karnına bıçağı sokup emniyet ameliyatı yapması lazım.
Güvenlik güçleri karşı karşıya getiriliyor. Bunlardan birisi öbürüne karşı sistematik, kamuoyu gözünde düşürme anlayışı içinde. Şemdinli'de de bunu gördük. Emniyet'teki sakıncalı kadrolaşmanın amaçlarından biri Silahlı Kuvvetleri güç duruma düşürmek.. Ben hiçbir zaman jandarmanın polisi suçladığını, teşhir ettiğini görmedim. Şemdinli, Atabeyler, Dink cinayeti... Üç olayda da aynı manzara. Hep polis, jandarmaya dönük yapıyor. Görevini yapmayanlar görevini yapanları suçluyor. Sokakta gösteri yapanı coplayıp götüreceksin, adam cinayet işlemiş, Türkiye'ye kötülük yapmış, bayraklar, posterler, övgüler...
İçişleri Bakanı hakkında soruşturma önergesi vereceğiz. İçişleri Bakanı yasal olarak genel seçimlerden üç ay önce görevini bırakmak durumunda. Zaten gidecek, ama oradan şimdi alamazsak yazıklar olsun.
Türkiye'de çok tehlikeli bir inanç cemaatleşmesinin
Emniyet'e de yansımaya başladığı artık günlük
değerlendirmenin bir parçası olmuştur ve bu çok vahim
bir şeydir. Bu tam bir çürüme manzarasıdır." ANKARA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP lideri Deniz Baykal'ın "Oradan indirmezsek yazıklar olsun" diye eleştirdiği İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ya sahip çıktı. Erdoğan, "Ülkeyi iktidar idare ediyor. Biz öyle muhalefete filan pabuç bırakmayız" dedi. Baykal'ı devletin kurumları üzerinden siyaset yapmakla eleştiren Erdoğan, "Ana muhalefetin tırmandırdığı gerilimi çok tehlikeli buluyorum" diye konuştu. Valiler ve emniyet müdürleri kararnamesinin de gelecek hafta Çankaya Köşkü'ne sunulabileceğini belirten Erdoğan "Boş bulunan, şu anda vekâleten yürütülen, bazıları da rotasyon diyebileceğimiz atamalardır" diye konuştu. |